31 Aralık 2012

2013’e Saatler Kala…

2012 bitiyor. Bu hafta finallerim olmasına rağmen sırf bugün için yazı yazmayı bekledim =) Sonunda buradayım, bilgisayarımın başındayım ve klasik kış günlerine inat güneşli bir İzmir gününü yaşıyorum.

Ders çalışmaya ara verdim diyelim ve sofrayla, yemeklerle uğraşmak için mutfağa bir iki ;)

Sizde de böyle tuhaf bir heyecan var mı bilmiyorum da bende, kıpırtılar sabahtan beri var =) Sonunda nolcaksa, altı üstü geri sayıp 2013 dicez ama olsun. Yeni yıl, iyi dilekler ve isteklerle bir arada olunan belki de bu nedenle hep birlikte geri sayılan bir gün. Demin TV izlerken insanlara soruyorlardı, “Yeni yılda napıcaksınız?” diye. Napıcaz evde oturcaz, bir arada muhabbet edicez =) Klasik Türk insanı başka ne yapar siz söyleyin ;)

2012 biterken ben kendi 2012m nasıl geçmiş onu çıkardım. Tabi bunlar aklıma ilk gelenler;

* Öncelikle keman derslerimi bırakmıştım. Derslerle birleşince çok zor olmuş ve ikisi bir yürümemişti. Şimdilerde kendi başıma takılıyorum diyebilirim =)
* Bölümce Bursa gezisi düzenlemiş ve son gün Uludağ’a gitmiştik. Tipiye yakalanmış ve nasıl indiğimi bilmeden dağdan kayarak inmiştim. O gün, kış sporlarının bana göre olmadığını anlamıştım #)
* YGA’ya seçilemedikten sonra İBB İzmir Gönüllü Takımında görev almaya başlamıştım. Bunu bahar dönemim boyunca başarıyla yürütmüştüm. Manevi bir kardeşim olmuştu. İzmirimin bilmediğim yerlerine bu vesile ile gitmiş, hayata bakışımı biraz daha değiştirmiştim.
* Nisan gibi İstanbul’a bölümce fuar için gitmiş sonrada Ortaköy, Büyükada, Taksim, Boğaz demeden İstanbul’un her yerini gezmiştik =) Ufak Kaçamaklar İstanbul Ufak Kaçamaklar İstanbul 2
* Yaz gelince bölüm stajım başlamış ve “Kızlar Matinesi” grubumla bir ay geçirmiştim. Hepimiz başarıyla stajımızı geçtikten sonra opsiyonlarımızı seçmiştik.
* Stajımın son gününde Ege Üniversitesi Mezuniyet Töreninde D. ile birlikte hostes olmuştuk. Güzel artı eğlenceli bir gün olmuştu. Tatil Güncesi 1
* Asıl eğlence bundan sonra başlamıştı. Tatilim başlamış ve ben 6 ya da 7 hafta yazlıkta tek başıma kalmıştım. Annemler hafta sonları geliyordu.  4. haftamda hasta olmuş ve sesim erkek gibi çıktığı bir hafta geçirmiştim. Dolunaylar, gün doğumları ve en tatlı flörtlerim gene bu aylara denk geliyor. Yeni, farklı illerden hatta ülkelerden kişilerle tanışmış bayağı bir sosyal olmuştum. Kediciklerim vardı o dönem, bir de köpeciğim PURSAT. Sonra onlara ne mi oldu?! Birkaç madde sonra (kronolojik gidiyoruz =)) ). Tatil Güncesi 7
* Tatil bitti ve ben İzmirime döndüm. Tatil Güncesi 5 Bu sene farklı olsun diye Ege Tekstil Topluluğunda çalışmaya başladım. Bakalım 2013 için planlarımız var. Kaçını gerçekleştireceğiz?
* Eylül de kuzenimi everdik. Onun kına ve düğünü derken bronz tenimle elbise giymenin hem iyi hem kötü yanını yaşamıştım ama sonra her şeyi boş vermiş ve eğlenmeme bakmıştım =) Gelin Damat Düğün ve Dans
* Moda koleksiyon tasarımı ve yönetimi dersi için bebek şekerleri koleksiyonu ve grup sunumu koşuşturması başlamıştı. Kaç gece, kaç gün bilmeden sunum hazırladım artı şeker süsleri yaptım. Ne yorucu günlerdi anlatamam. Bi de o günlerde Bob Acri dinliyordum sırf rahatlamak için. Rahatlıyordum da ama sunum bitince artık onun o beğendiğim parçasını dinleyemez olmuştum. Bana o günleri hatırlatıyordu #) Yorgun Prenses Durmuyor
* Ekim’e geldiğimizde Bandırma’ya gittim. Bütün bu koşuşturmacanın arasında orası tam bir kaçış olmuştu =) Geleneklere Uyalım
* Döndüğümde gene yazlığa kaçtığım hafta sonlarım başlamıştı. Kedicikler büyümüş bayağı kedi olmuşlardı. Bunun yanında VELET, CEVİZ de aramıza eklenmiş ve benim koca hatta kocaman bir ailem olmuştu =) Tatil Güncesi 8 Part1 Tatil Güncesi 8 Part2

* Ehliyet kursuna başlamamı ve direksiyon dersine devam etmemi de bu araya bir yere sıkıştıralım. Sonra zirvelere katılmamı ve sonuçları beklememi, kararsız günlerimi, üzüntülerimi, kızgınlıklarımı, doğum günlerini, en güzel sürprizleri, diyetimi, yalanlarımı, kaçamaklarımı…

Herkesin yeni yılı şimdiden kutlu olsun.
Bu sene her şeyin en güzeli olsun.
Bu sene karşılaşacağınız sorunlarla boğuşun.
Size yapılan kötülükleri affedin ama sakın unutmayın.
Yeni albümler dinleyin, film izleyin ve yazın. Düşüncelerinizi, hissettiklerinizi…
Cesur olun, ciddi kararlar alın ve bu sene sadece bir gününüzü “Evet!” demeye ayırın.
Bol bol su için, spor yapın ve en güzeli mutlu olun, her saat, her gün ve her sabah ;)
Tek sayının diğer çifti siz olun. Aşkı bulun, sevgiyi hissedin ve arkadaşlıklarınızı dostluklarla pekiştirin.

En Son ...3

En Son Dinlediğim Albüm (31.12.2012)















Güntaç ÖZDEMİR - Benimle Yan

En Son İzlediğim Film (31.12.2012)















Starbuck

En Son Okuduğum Kitap (31.12.2012)














Melissa SENATE - Aşk Tanrıçası'nın Yemek Okulu (The Love Goddess' Cooking School)

En Son İzlediğim Kore Dizisi (31.12.2012)















Cinderella's Sister - Cinderella Unni - 신데렐라 언니

15 Aralık 2012

Futbol & Aşk & Ben


Futbol, basketbol, maçlar, kadınlar, aşklar, erkekler, karşılaşmalar, sahada bağırmalar, taraftar olup sonuna kadar destek olmalar
Ve
Her şeyin tam orta noktasında bendeniz!

Hayatım boyunca hep sporun içinde oldum. Çocuktum, sınıf karşılaşmalarında voleybol takımının kaptanı olur oynardım. Futbolda ise tribünlerden yeri gelir sınıfımın erkeklerine, yeri gelir okul takımına destek olurdum. Lisede az okuldan kaçıp basketbol takımına destek vermeye gitmedim ;)

Bir otobüse doluşup gitmek, yolda bağırmak ama asıl seslerimizi salona saklamak, o muhteşem duygu… Soğuk da maç izlemek her zaman ayrı zevk vermiştir bana. İster istemez heyecandan ayağa kalkarsın. Soğuk olduğu içinde hoplaya zıplaya bağırırsın. Kadın demeden küfür eden adamların arasında stresini atarsın. Bu futbol için böyleyse basketbol için daha bir elit kısım vardır. Köklü bir GALATASARAY taraftarı olarak basketbolda hiçbir takımın taraftarı GALATASARAY Taraftarı kadar olamamıştır. O önceden hazırlanan bayraklar, kartonlar ve söylenecek sözler hep çalışılır. Bilinmese bile o heyecandan ne söylediğin, nasıl söylediğin önemli değildir. Mümkün olduğunca İzmir’deki çoğu basketbol karşılaşmasına giderim.

Hayatta öğrendiğim birkaç şeyden biride kadınlar, erkeklerini futbol ile (diğer spor dalları da olur ama geneli söylüyorum) paylaşmayı bilmedir. Ya benim gibi olun yani futbolu sevin ya da sevmeye çalışın. Birkaç erkek arkadaşım maçları ve karşılaşmaları sevmeyen, izlemeyen çıktı ama geri kalan hepsi tam bir taraftardı. Eğer adam, takımı için İstanbul, Sivas demeden arabasına ya da otobüse atlayıp gidiyorsa kadın olarak orada duracak ve ona saygı göstereceksin. “Ben futbolu sevmem aşkım, sende izleme.” demeyeceksin çünkü adamın hayatında sen yokken takımı vardı. Onun stresiyle belki üniversitede derslerini ekti. Belki sınavına çalışmadı. Belki de totem yaptı nereden biliyorsun?

Şimdi senin aşkınla bütün bu geçmişini mi silecek?
Hiç sanmıyorum (Sileni bulursan bas imzayı, evlen zaten =) ).

Bende bu durumda çok farklı değilim. Ben maça gidicem ama eşim otur diyecek ya da ben basketbola iki bilet alıcam ama adam evde oturcak ya da oturtmaya çalışacak. Olmaz öyle. Hele holigan, koyu taraftar bir sevgiliniz varsa (ki ben onlardan olabilirim) iş iki kat falan değil dört kat zor demektir #)

Kurallar nelermiş hemen sıralayalım;

1. Takımına saygı duyun. İlk ilke olan bunu sakın ama sakın unutmayın.
2. Farklı takımı tutuyor olsanız bile onun damarına basarken abartmayın. Sonra kavga çıkar üzülürsünüz.
3. Milli maçları kesinlikle beraber izleyin. Kaynaşırsınız iyi, güzel, hoş olur ;)
4. Takımının maçı varsa önceden ne yapın edin ve iyi bir yerden iki kişilik bilet alın hatta bunu doğum günü hediyesi olarak verin (Ahanda size kolay hediye. Ne alsam acaba diye düşünmeye gerek bile yok =) )
5. Mümkünse buluşma günlerinizi derbi günlerinden farklı bir güne ayarlayın. Adamın aklı orada belki de oturduğunuz kafenin ekranındayken sizinle ilgilenmez, sizde üzülürsünüz. Sonra bunun hazırlanması var falan boş verin o günleri. Beni dinleyin ve başka bir gün belirleyin. Günler torbaya girmedi ya =)
6. Özel maçlardan sonra (mesela derbi gibi) genelde takımların Storelarında özel koleksiyonlar satışa çıkar. Onlardan bir tane edinin. Ya hediye edin ya da kendiniz giyin. Genelde ben hep kendime alırım hehee =)
7. Takımı hakkında bilgi edinin. Mesela ilk 11’ini sayın (Futbol için.). Basketbolda ise takımın koçunu, bu sene kimlerin transfer edildiğini, yeni gelen oyuncunun ilk beşteki pozisyonunu ve hangi takımdan geldiğini bilin.
8. Aslında bunu ikinci madde yapacaktım ama ağır olur diye sekizinci madde yaptım. Futbol, basketbol ya da voleybol fark etmez kesinlikle bu dalların temel terimlerini bilin. Özellikle şu ofsaydı bilin yeter ;) Sizi alt etmek için “Ofsayt nedir hayatım?” derse ÇAT lafı yapıştırırsınız. Tabi bunun sonunda da iki olasılık var; ya bu cevabı beklemeyen sevgiliniz bozulur, keyfi kaçar ya da benim sevgilim nelerde bilirmiş deyip size olan aşkı artar. Onu da siz bilin, ben sadece söylerim ;)
9. Çok fazla sevgilinizin erkek grubuna girmemeye çalışın. Çünkü onların özel taraftar grupları ve o gruplardan arkadaşları vardır. Bunlar toplanıp içer, TV karşısında bira, cips, maç geceleri düzenlerler ve siz sadece ortalığı toplayan olursunuz. O nedenle o kişilerden uzak kalın. “Z.S. Yenge” olmayın yani #)
10. Son kuralım bu olsun. Eğer futbol maçına gidecekseniz ve VIP bölümünden maçı izlemeyecekseniz çok şık giyinmeyin. Basketbol maçına gideceksiniz şık giyinebilirsiniz. Neden bilmiyorum ama basketbol salonda oynandığı için midir nedir elit bir kesim oluyor ve sizin şıklığınız göze batmıyor. Tabi şık dediysem sivri topuklu giyin gidin demiyorum. Çünkü dik merdivenlerden inip çıkacaksınız ve rahat edemezsiniz. Ha diyorsanız ki ben topuklularla maraton bile koşarım, o zaman size topuklularınızla mutluluklar =)

Sevgili olmak zor, bir ilişkiyi yürütmek “olmaktan” daha zor iken neden iki kişi birbirinin hayatlarını zindana çevirip ilişkiyi zora sokarlar ki?
Maçları ve karşılaşmaları, sevgilinizi sevdiğiniz gibi sevin ;)
xoxo

Ehliyet Sınavı Olayımız …2


Dersler, kayıtlar bittikten sonra geldik sınav anına yani bugünüme ;)

Efenime söyliyim, sabah kalktım ve her normal insan gibi bindim otobüsüme, gittim sınava gireceğim okula. Ama oda ne? Her yer erkek kaynıyor! Erkeklerden korkan biri değilim de tipler korkunçtu doğrusu. Tespihli, eğri oturup doğru konuşalım şeklinde sürüsüne bereket adam vardı! Sonra kadınları sola, erkekleri sağa aldılar ve işte o an kadınları gördüm (Ouvv yeeaa çektim içimden =) ). Erkeklerle yarışacak kadar değillerse de çoktular yani. Üstümü aradılar, girdim falan buraları geçiyorum da millet de ki heyecanı görmeniz lazımdı. Sanırsanız koca koca kadınlar adamalar ÖSS (bunun adı değişti dimi #) Amann yaşıma verin. Böyle kalsın. Anladınız siz beni dostlar =) ) ye giriyor. Çocuklar annelerine destek veriyordu. Kocalar, eşlerini kapıda arama anına kadar ellerini tutup “Yaparsın.” diyorlardı. Hele kadınlar sırasının arasında eşinin yanında bekleyen adamlar yok mu?! İçlerinden bir öyle bi karısını tutmuştu ki sanırsın kadını kenara çekip taciz etcez. Ulen kadın kadına tek sıra ilerliyoruz. Ne olabilir ki?! Kim ne yapacak karını?! Valla kadın sınav stresimi mi yaşasın yoksa kocasının onu tutmasının verdiği sıkıntıyı mı, anlayamadım.

Bütün bu tuhaflıkların sonunda sınıfımı bulamadım. Çünküüü beni sınıfıma yönlendiren kadın salonumu yanlış biliyordu ve beni iki kere aynı yere yolladı. Koridora çıkıyorum başka koridora bakıcam hoop kadın “Hanımefendi sizin sınıfınız burada değil.” deyip beni ikinciye azarlarca konuşunca “Gidin kendiniz bakın o zaman o koridora. Ben üniversite öğrenciyim. Siz beni cahil biri sandınız herhalde!” dedim de sustu. Böyle bir insan olmama rağmen valla çıldırtıyorlar insanı. Sonra kendim sanki elimle koymuş gibi buldum sınıfımı da girdim sınıfa.

Anaa sınıftaki tek kadın bendim!
O dışarıdaki bütün tesbihliler benim sınıfıma girmişti.

Neyse yerimi buldum, oturdum bi güzelde yerleştim ve görevli geldi uzun uzun yüzüme bakmaya başladı. “Resimdeki benim.” deme ihtiyacı hissettim. “Ay pardon birine benzettim.” dedi ve gitti. Sonralarda o kadının hala uyuduğunu falan düşünüyorum çünkü sıra arkadan, benim olduğum yerden başlamasına rağmen inatla önden kitapçığı, optik cevap anahtarını dağıttı durdu. Hepsinde uyardım (zorunda kaldım desem daha doğru olur.). Hayır, anlamadığım millet nasıl bu kadar şuursuz olabiliyor. Önümde 5 adam oturuyor ve birine benim resmimin olduğu cevap kâğıdı geliyor ama (şuursuz valla şuursuz kimse kusura bakmasın) bu kadın kâğıdı demiyor. Heyecan falan değil bunun adı! Bildiğin cahillik, şuursuzluk! Sonunda her şeyime kavuştum ve tükenmez kalemimi çıkardım. İsmimi yazıp, imzamı attım. Kaçıncı şok bilmiyorum, sınav salonunda benden başka kimsede tükenmez kalem yokmuş! Buna o uyuyan bayan görevlide dahil!

Buradan bu yazıyı okuyan herkese sesleniyorum: Nolur burnunuz akıyorsa selpak mendilinizle sınava girin ve burnunuzu silin. Çekmeyin ya çekmeyin!!! Bir çeker kimse bir şey demez. Adam bekler ses çıkmıyor. Sonra bir daha çeker ve kimse bir şey demez ve üçte öyle bir çeker ki allahım öğürtü geldi. Hiçbir şeyden rahatsız olmam birinin burnunu çekmesi ve masada bacağını sallaması kadar!

Sonuç mu? Sonuçlar 5 Ocak da açıklanacak ve bende haftaya direksiyon derslerime başlayacağım.
Benden size (yazının da özeti olsun bu) bir tavsiye, o gün sakin olun.
Her türlü insanla karşılaşacaksınız, bunu bilin.
Kimseye güvenmeyin ve her türlü araç gerecinizi hazırda bulundurun.
Kolay gelsin =)

Ehliyet Sınavı Olayımız


Ohh bitti.

Sabah güzelce kalkıp kahvemi de içip çıktım evden. Neyse ki sınava gireceğim okul kolay yerdeydi de sorun olmadı. Tabi bende her ehliyet sınavına giren insan gibi sınavdan birkaç gün önce çıkmış soruları çözdüm hatta hatim indirdim diyebilirim. Buna rağmen gene birkaç hata yapmışım. Eve gelip de sorulara bakınca anladım, Şettt! Neyse sonuçta geçerim ya, kalmam (umarım hehee =) ).

Geçen hafta vizelerim bitmiş ve bu hafta ehliyet sınavına çalışmış bir insan olarak artık evimin önündeki arabayı rahatça kullanacağım. Kim tutar oğlum beni. Haha, kendimdeki bu değişimi gördükçe gülüyorum =)) Hep diyorum, ben kafaya koyduğum şeyi yaparım arkadaş! Yapılacak o kadar çok şey var ki, bunların listesine her gün bir başkasını ekliyorum. Her neyse olayımız benim yapacaklarım değil daha önce ehliyet sınavına girmemiş ya da girmeyi düşünen arkadaşlara yardımcı olmak ;)

En baştan başlayalım da temiz bir anlatım olsun.

İlk olarak bir ehliyet kursuna yazılmanız gerekiyor. Ben yazılmadan önce o kadar çok arama yapmış ve bilgilenmiştim ki en son bir yeri aradığımda telefondaki adam beni rakip bir kurstan arıyorum sanmış ve küfrü basmıştı (Terbiyesiz adam!). Bence sizde iyice araştırın. Peki, neleri araştırmamız gerekiyor diye sorabilirsiniz. 

Şunları sorun;

* Fiyatlarınız nasıl?
Bu sorunun cevabı olarak 200-300tl duyarsanız vazgeçin o kurstan çünkü bu fiyatta olan kursların direksiyon derslerinin süresi az oluyor ve sonra özel ders almak zorunda kalıyorsunuz. Hazır konu buraya gelmişken ikinci sorumuz;

* Direksiyon dersleriniz toplamda kaç saat ve tek bir ders kaç saat? olmalı.
Bu çok ama çok önemli. Sizde benim gibi direksiyonun başına ilk kez geçecek biriyseniz (ki kimse anasının karnından arabayı kullanmayı bilerek doğmuyor. Ayrıca bilmek de ya da öncesinde pratik yapmada zorunda değiliz.) bu sizin için en baş sorunuz olmalı. Genelde ortaya çıkan sorunlar, ders süresinin 30dk olması. 30dk nasıl olur anlamıyorum. Zaten bindi, anladı, kalkış yapmaya çalıştı derken o yarım saat bitiyor ki. Siz tam anlayacakken “Süreniz bitti.” deniyor! Ayrıca aracı sürerken siz ve hocanız olmalı. Arabada başka birinin olması hem dikkat dağıtıcı hem de sorunuzu rahatça sormanıza engel. 30dk size, 30dk yanınızdaki kişiye ayırıp oldu bittiye getiriyorlar. İşte bu nedenle direksiyon ders süreleri önemli. Ayrıca sizi sadece sınav alanında çalıştırıyorlarsa da sorun var demektir! Sonuçta tamam sınavı orada olacaksınız ve direksiyondan da geçmeniz lazım ama trafiğe çıktığınızda nolcak? O çalıştınız boş arazi değil kaç girişli çıkışlı kavşaklarla karşılaşacak, trafiğin en yoğun olduğu saatlerde süreceksiniz. Bunların hepsini düşünerek sürüş yerinizi belirtin. Mesela işe arabayla gideceksiniz ve yolunuzun bazı yerlerindeki trafik sizi korkutuyor ise bunu hocanızla konuşun ve burada çalışmayı tercih edin. Kendinize olan güveniniz hem artmış olur hem de arabayı çizdirdim derdiniz olmaz ;)

Bu 3 soru ve içindeki bin bir cevabımdan sonra kursların süresini söyliyim. Kurslar genelde 3,5 hafta ve ya en fazla 4 hafta sürüyor. Motor, trafik ve ilkyardım derslerini alıyorsunuz. Karşınıza “Motor çok zor. Aman çok çalış.” diyenler olabilir. Üzgünüm çok kolay diyemeyeceğim #) Evet, motor zor fakat çıkmış sorular ile kurstan aldığınız kitabı adam akıllı çözerseniz yapamayacağınız soru ve anlamadığınız parça ismi, görevi kalmayacaktır ;) Benim sınıfımda genelde ev hanımları vardı ve çok zorlanıyorlardı ama yaptılar sonunda.

Gelelim ders saatlerine. Geneli sabah 09.30-13.00 ile akşam 18.30-21.15 olsa da bu saatlerden farklı saatleri olanları da vardır. Geneli hafta içi. Yoğun bir ders programından sonra zehir gibi sınava girebilirsiniz =)  
Yazım gene ve gene uzun oldu.
Sizi yormamak için iki part yaptım.
İyi okumalar =))

12 Aralık 2012

Yastık Da Konuşur Mu? Konuştu


Teknoloji aldı başını yürüdü. Neredeyse tüm alışkanlıklar değişirken yastıkaltı yatırım da tarih olma noktasında. Yastıkaltı yatırım konusunda yıllardır çalışan işin kahramanları yastıklar da sonunda halka seslenmeye karar verdiler.

Onların bakış açısından yastıkaltı birikimin zorluklarını, zahmetlerini dinledikçe stres yönetimindeki yeteneklerini takdir edecek, birikim güvencesiyle ilgili kaygılarına siz de hak vereceksiniz. Yastıkların bile `Yeter artık` dediği yastıkaltı yatırıma güvenli ve kazançlı bir alternatif olarak, neyse ki Garanti hep hizmetinizde.

Yastık altındaki altını ekonomiye kazandırmak amacıyla fiziki altınları mevduat olarak alan Garanti, 98 şubesiyle “Altın Salısı” hizmeti veriyor. Takı ve altınların değeri, altın eksperleri tarafından hesaplanıp Altın Hesabı’na yatırılıyor. Böylece altın birikimleri çalınma korkusu olmadan garantiye alınıyor.

NET Hesap ise farklı birikim hedefi olan müşterilere vade sonunda elde edilecek net kazancı ilk günden bildiriyor. Birbirinden farklı 4 hesap sayesinde müşteriler hem biriktirme alışkanlığı kazanıyor hem de vade sonundaki getirisini hesap açılışında garantiliyor.

Garanti'nin birikim ihtiyaçlarınız için en uygun çözüm önerileriyle ilgili daha detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz, yorumlar #yastıkaltıyatırım hashtag'inde.

Bir bumads advertorial içeriğidir.

11 Aralık 2012

Konu Konuyu Çeker …2

Konu 5: Bölümde sözleşsek bu kadar olmaz! Bu hafta bütün kızlar kırmızı oje sürerek rekor kırdık. Hepsi farklı tonda olsa da kırmızı işte. Ama ben naptım, mor, fuşya makyaj yaparak rengârenk moduma bir de seksi Z.S’yi ekledim. “Deep Plum” rengi rujum ve kırmızı ojelerimle sıcak&soğuk uyumunu yakaladım. Aramızda kalsın bu rujumu çok seviyorum. Hatta renginin bana yakıştığını düşünüyor ve onu sürünce içime seksi Z.S kaçmış gibi oluyorum ;)


Konu 6: Kış gelse de spora devam eden ben, vize haftamda 2 haftalık ara vermek zorunda kalmıştım. Dün dedim, hadi pazartesi yeniden başlıyım. Gittim ve hocam demez mi “Z.S, senin bacak kasların erimiş!” diye. Bendeki umursamaz ee nolmuş yani dememle adam çıldırmış ama çıldırdığını fark ettirmeden bana işkence uyguladı #) Öyle bir çalışma yaptırdı ki acısı şu saat itibariyle çıkıyor. Yemin ediyorum Brezilyalı olmasa ya da süper seksi kasları olmasa şu an bacak, popo acımın aynısını ona çektiririm. Bugünde karın ve kardiyo çalıştırdı. Onunda acısı yarın çıkar ve ben popomun üstüne oturamayan, otururken bacakları acıyan ve eğilince karın kasları kasılan Z.S olarak dikiş uygulamamda şaheserler çıkarırım #) “Obrigada” “Obrigado” diye diye gönlümü aldı nalet yakışıklı Brezilyalı! Yok abicim yabancı spor hocaları Türk kadınlarının kum saati modunu daha da belirgin etmeyi seviyor.

Hafifçe biraz daha, biraz daha eğil.
Şimdi tekme hareketi ve tekme attıktan sonra çömel Z.S.
Süpersin Z.S!

Bende “Evet süperim. Harikayım. Ouvv hiçbir yerimde ağrımıyor. Kondisyonum iyiymiş.” diye daha sevineyim. Ne kondisyonu bee! Resmen acılar içindeyim. Adamda demez mi, yarında geleceksin diye.

Perşembe dinlenme günüm olacakmış. Cumartesi ve Pazar İzmir’de olmayacağımı yarın söylersem Perşembe günümü elimden alıp, o günde bana acı çektirir mi acaba? Korkuyorum ulen =) Her şeye rağmen sporu ve tabi hocayı (seksi adam ya. Kabul edin, spor hocaları özel seçiliyor kesin!) seviyorum hehe=)

Konu 7: Hayatıma çok hızlı belki de bir günde soktuğum erkekten hoşlanıyorum herhalde. Nasılım ama?! Önce seksi spor hocası şimdide yüzümdeki tebessümü gülümsemeye ve kahkahaya çeviren birini anlatabiliyorum. Önce sizi alıştırdım öyle seksi ruj, hoca falan derken. İşte öyle ;) Sadece hoşlanıyorum. Hep yanımda olsun, çaprazımda dursun, göz hizamdan ayrılmasın, koluma girsin, ben onun koluna gireyim (İki türlüde kabulüm. Yeter ki koluna gireyim hehe =) ), yanına gideyim, konuşayım, gece mesaj atayım, bahaneler uydurayım istiyorum. Acaba o ne istiyor diye düşününce de, oda aynı şeyleri yapıyor görüyorum. Hışşt bu konu aramızda dudaklarda fermuar ;)

Burası sıcak mı oldu ne? Uff ateş bastı. Konular burada biter =)

Şimdi bilgisayarı kapatıp ehliyet için çalışmaya devam ediyim.
Sizde beni yalnız bırakmayın, bana yorum atın, mail atın, yazın bana =)

Konu Konuyu Çeker


O kadar çok yazmak istediğim konu var ki seçemiyorummm!..
Bu nedenle ben naptım
hepsini aynı yazıya sığdırmaya çalıştım hatta yetmedi iki part yaptım çok güzel oldu =)

O zaman başlayalım;

Konu 1: Vizelerim geçen hafta resmi olarak bitmiş bulunuyor. İlk gün eğlence, dizi ooh kop kop ile geçtikten sonra dün masa başıma oturdum ve bu cumartesi günü gireceğim ehliyet sınavıma çalışmaya başladım. Birkaç ay önce her gününe devamsızlık yapmadan gittiğim kursta (Çalışkanım oğlum ben. Kafama koymaya görün hele! =) ) tuttuğum notlarımı okudum. Daha önceki sınav sorularına da çarşambadan itibaren bakmaya başlayacağım. Hadi bakalım. Teorikten geçmişim gibi direksiyon derslerimi bile bir raya oturttum. Saatlerini belirledim ve bugün giriş belgelerimi aldım.

Cumartesi sınava girip sonrada hoopp yazlığa kaçıcam. Evet, bu fırtına ve yağmurlu havada deniz kenarına gidiyorum. Delüyüm kızım ben =) İşin gerçeği çok sıkıldım. Vizelerden, ödevlerden ve üstüme üstüme gelen her olaydan belki de İzmirimin sokaklarından. İzmirimden bile sıkılma raddesine geldim, düşünebiliyor musunuz?! İşte bunu yok etmek için benim kaçmam gerekiyor. Biraz buralardan uzaklaşmaklayım. En önemlisi de köpeciklerimi ve kediciklerimi merak ediyorum. En son VELET ile ayrılışımız tam bir dramdı (hatırlarsanız). Bu sefer o günü telafi edeceğim. Direk gider gitmez üçünü de bulup sarılcam, öpücem, hepsiyle bahçede yuvarlancam =) PURSAT sağımdan kafasını sokarken, CEVİZ solumdan beni yalamaya çalışacak ve VELET ah VELET! Kıskanç şey, CEVİZ’in önüne geçip “Beni sev, beni sev” dicek. Hepsini sevicem hem de sabaha kadar. Uff çok özledim çocukları yaa #)

Konu 2: Üstümde birini seviyim, öpeyim durumum var. Sıkıca sarılmak istiyorum. Kız erkek fark etmez =) Ama şimdi erkeklere sarılsam millet “Bu sapık”, kızlara sarılsam “Noldu Z.S?” dicekler. İnsanoğlu çok anlaşılmaz. Durup dururken sarılamaz mıyım? Üff buradan da sıkıntılıyız.

Konu 3: Çikom İstanbul’a, Göztepe maçı için gitti. Hem de pazartesinden! Maç mı? Maç çarşamba oynanacak. Abi işin kötü yanı adamda kitabım var. Ve kitaptan da yazmam gereken deneyler, ders notları vb. Çocuk bildiğin taraftar. Zaten benim gibi maç, basketbol hayranı ve deli izleyicisinin arkadaşı da Çikom gibi olmalıydı =) Helal olsun adamıma. Koçum benim (Hem kızar, hem söylenir hem de severim.). Çarşamba günü ATV den maçı izliyim diyorum. O kadar söz verdim Çikoma, totem yapıcam diye ve kazanmak için buradan onunla bir dua edecekmişim. İyi bari dedim maç başlayınca ara beni tam olsun ;)

Konu 4: İzmir’e yağmur, fırtına (aşk, tutku, ihanet.. =) ) ve toto dondurucu soğuklar geldi. Bugün kışın ilk kazağını giydim. Hem de annem bir şey demeden. “Oo Z.S, kışı getirdin sonunda.” dedi. Şaşırdı Hatun =) Anneler böyle şaşırtılmalı. Yoksa “Anne, bugün noldu biliyo musun?” şeklinde kapıdan girer girmez hayattan soğutacak haberleri vermekle değil ;)

9 Aralık 2012

Pislik Gibi Davranmak!


Biriyle gülüp eğlendiğim, biraz hoşgörülü davrandığım zaman insanlar hemen üstüme çıkmaya başlıyorlar. Geçmişi unuttum sanıyorlar. Bütün yaşadıklarımı, çektiğim acıları ve duyduğum lafları. Cool davrandığımda ise “Seviyeli” oluyorum. Neden hayatıma soktuğum her yeni insan, bunu bana yapıyor hiç anlamıyorum. Kim veriyor bunların eğitimini ya da kim söylüyor bunlara “Size iyi davranan insanları sömürün, çürütene kadar bu şekilde davranmaya devam edin!” diye. En basit olaylarda bile fikrimi sormadan karar almak ve buna uymamın beklenmesi! Neden uymak zorundayım ki neden?! Ben bir plan yapmışsam ve buna uymayacak olan varsa uymasın. Beni kendi planına uydurmaya çalışan olursa da sinir oluyorum. Ortak olan her fikre açık iken bambaşka bir fikir, bambaşka kararlar ve istemediğim insanların planıma dâhil olması!



Geçen senelerde tartıştığım hatta kavga etmeye zorlandığım olayı hatırlarsınız. Sevdiği oğlan benden hoşlandığı için günah keçisi ilan edilmiş ve onlar sütten çıkmış ak kaşık gibi davranırken ben siyahlar, karalar içindeymişim dibi davranılmış ve bende bunun sonunda her şeyi bitirmiş, özgürlüğümü yeniden hissetmiş ve mis gibi ruhumu arındırmış, bambaşka biri olmuş, yeni kararlar almıştım. Bu kişilerle yazın boya baskı stajında gene karşı karşıya gelmiştim. Neymiş efendim onların boyasını kullanmışım. Kaç yaşındayız biz Allah aşkına?! 3 mü yoksa 4 mü? Biraz büyüyün ya yeter artık biraz ufkunuzu genişletin. Bunu şehir gezerek değil beyninizin içinde yapın! O günde bunlar böyle köpürdü bağırdılar çağırdılar. Ben ise hiç istifimi bozmadan öylece duymamazlıktan geldim. Beynime sıçrayan kanları sakinleştirmiş ve ellerim, ayaklarım ne kadar sinirden titrese de en sakin halimle deneylerimi bitirmiş ve laboratuvardan çıkıp gitmiştim.

Aradan geçer 4 ay ve o üç kızdan ikisi, ERASMUS’a gider. Başka opsiyon seçerler. İçlerinden biri benimle aynı opsiyonda olur. Benim arkadaş grubuma girmeye çalışır. Hiç takmam hatta yüzüne bile bakmam. Kimseye bir pislikmiş gibi davranmadım. İnsanların hayata gelmelerinde bir amaç, bir yol olduğunu düşündüğüm için onunda amacı bu herhalde der yoluma bakarım. Böyle onu takmadığım, yüzüne dahi bakmadığım, esprilerine gülmediğim, her türlü tepkimi ortaya koyduğum günlerden bir gün bu kız yanıma gelip “Helallik istedi!”. Evet, bildiğiniz helallik!

Helallik neden istenir hadi soralım; ya ölüyorsunuzdur ya da buralardan gelmemek üzere çekip gidiyorsunuzdur. Hayır, kızımız hiçbir yere gitmiyor ve tabi ölmüyordu.

Ben hakkımı helal etmedim!
Etmemde!
Kimsin ki sen?
Hayatımın kaç ayının içine ettikten sonra senin vicdanın rahat etsin diye ben kabul edicem öyle mi?

Özür dilemek, pişman olmak ne kadar zordur bilirim. Kırdığın kişinin yanına gitmek bile insanın yüzünü kızartmalı, biraz utandırmalı belki sesin titremeli ama sen karşıma çıkıp “O gün halklıydım ama tepkimi aşırı verdim. Artık yüz yüze bakacağız, hakkını helal et!” dersen orda dur derim. Sen pişman değil misin, bu bir özür değil mi? Bütün bunların sonunda arkadaş çevremizde bir soğukluk, tatsızlık olmasın diye sana medenice davrandıysam bu benim kibarlığım ve terbiyemdendir. Yoksa sen kabarıyor ve seni affettim mi sanıyorsun? Hiç de affetmedim, ne özrünü kabul ediyorum ne de hakkımı helal ediyorum!
Ben bütün bunları yaşamışken etrafımdaki arkadaşlarım sanki bir şey bilmiyormuş gibi onu da benim planıma davet ettikleri an bitti!

O gün rahatlamak isteyen bendim, O değil!
O gün kafamı dağıtmak isteyen bendim, O değil!
Ve
O gün benim planıma dâhil olmak isteyenler planı bambaşka hale çeviremeyeceklerdi.
O gün benimdi sadece benim!

Evet, moralim bozuldu, yüzüm asıldı, sinir oldum ve bunu anlamış olmalılar. Ders bitti, gün bitti ve ben kaçtım. En yakın arkadaşlarımı aradım ve Meleklerimden birine hemen ulaştım. Bütün günümü onunla geçirdim. Arındım. Aklımdaki sorulardan uzaklaştım. Beni yiyen o sinir yok oldu gitti. Birde Özcan Deniz’in “Evim Sensin” filmini izledik ve duygu boşalması olarak ağladım #) Bütün haftanın sıkıntısı, stresi yok olunca çok hoş oldu, ohh iyi oldu =) Ne kadar film Özcan Deniz’in slowmotion işçi fantezisi boyutunda başlasa da bazı sahneleri beni çok etkiledi. Kore yapımında sonra buda iyiydi. Tavsiye edilir. Bugün Pazar. Bütün bu olayların üstünden geçmiş 2 gün ve ben bu 2 gündür Meleklerimle zaman geçiriyorum. Her daim beni anlayan, konuşmadan bile yanımda olduklarını hissettiğim Meleklerim =))

Onlar olmasa napardım bilmiyorum.
İyi ki varlar ve iyi yanımdalar.
İyi ki bir aramamla onlara ulaşabiliyor ve sadece yanlarında oturarak bile huzuru bulabiliyorum =)

28 Kasım 2012

#bimilyonneden: Bir grup insan!


Dünyanın sürekli kötüye gittiğinin konuşulduğu şu zamanda bir grup insan dünyanın aslında iyi bir yer olduğunu söylüyor ve bunu #bimilyonneden hastagiyle twitter’da savunuyor. Hayata iyi tarafından bakan, iyi insanların olduğu dünya için #bimilyonneden bulmak bence de mümkün! Hadi sen de bulsana, twitter’da yazsana!

Bir bumads advertorial içeriğidir.

18 Kasım 2012

Taliplerim & Meleklerim


Başım şu sıralar meleklerim ile dertte. Napıcam bunları hiç bilmiyorum.

Geçen gün arkadaşımızın ablası evlendi ve bizde düğüne baş davetliler olarak gittik. Tabi düğün değince, baş davetli olunca bir de genç ve bekâr olunca tam bir ilgi odağı oluyorsunuz. Her şeyi geçtim ama neden bizi bekârlar masasına oturttular onu anlamadım! Ama olmuyor böyle =) Resmen bütün yalnızlar, yalnızlığımızı ilan etmiş gibi oturduk o masaya. Önce bozulsam da amann dedim boşver, gün geçsin. Neyse düğün başladı, biz dansa kalktık tabi masada sadece kız arkadaşlarım yoktu. Kaç senelik lise ve üniversiteden de arkadaşlarım vardı. İnsanın çevresi geniş olunca illa bir yerlerden tanıdık çıkıyor. Bu denk gelme bekârlar masasında olmayaydı iyiydi, ya bak gene aklıma geldi. Tamam, burayı geçiyoruz =)

Müzik başlar, dansa kalkılır ve dans edilir. Her şey buraya kadar güzel derken benim melekler bana birini bulur. Nereden mi anladım tabi ki de dansa başkasıyla kalkıp sonra hadi çiftleri değişelim Z.S deyip hayatımda hiç görmediğim ve tanımadığım (dans boyunca da tanıyamadığım) bu çocukla art arda 3 şarkı dans etmek zorunda kalmamla #)

Müzik bitiyor, tam yerime oturcam ama hoop yeni bir şarkı başlıyor ve sol bileğimden tutup beni kendine çeken beyefendimiz ile dansa yeniden başlıyoruz. Arada benimkiler tabi beni kurtarıyor. Herhalde yüzümdeki sıkıntıyı ya da acınacak halimi görüyorlardı. En kötüsü de dönerken onların oturduğu kısma bakıp kaş göz oynatmam olabilir. Çocuğu da tanımıyorum iyi mi?! Böyle boş boş konuşup dans ettik. Dans etmeyi de seviyorum, nalet olsun çocuk da güzel dans ediyordu =) Kollarımı açıyor, kapıyor, ileri gidiyorum sonra dönerek geri geliyorum. Ellerimiz belde dans ediyoruz derken 3 şarkı sonra 4. şarkı ve 5. olunca kaçtım! Kaçmak zorunda kaldım. Abicim, sen git dedim başkalarıyla da dans et. Bu güzellikten başkaları da faydalansın. Masaya geldiğimde bizimkiler hemen sandalyelerini uzaklaştırdılar. Neymiş sıkışmayalımmış. Tabi tabii çemkirmiyim diye kaçıyorlar, bilmez miyim ben benimkileri.

Nedir bu benimkilerin bana her fırsatta erkek bulma çabaları anlamıyorum. Ben istesem bulurum. Allaha şükür güzelim, ağzımda laf yapıyo olur yani ama yok kızlar, siz gerçekten olaya dâhil olmayın çünkü zevklerimiz bile uyuşmuyor.

Ben uzun seviyorum diyorum, bana kısa birini bulup getiriyorlar.
Araba kullanabilsin diyorum, benim trafik korkumdan (ki onu da yendim) daha beterini bulup getiriyorlar.

En beteri de muhabbeti olan biri bana çekici geliyor dememe rağmen en konuşmayan, en sus pus insanı karşıma çıkarmaları! Neymiş iyi aile çocuğuymuş. Napıcaz biz bütün gün? Biri bana anlatsın. Ben ona bakıcam, o bana ve ee deyip evlerimize mi gitcez? Tamam, bakışmayı severim ama öyle ot ot da bakmak olmaz yani. Yemin ediyorum ne kadar sevmediğim özellik varsa hepsini barındıranları buluyorlar ya beni benden alıyorlar. “Siz nasıl meleklerimsiniz?” dedim onlara. “Aa kaç senedir arkadaşız ve ben size kimleri kimleri ayarladım ama sizin bulduklarınıza bakın!” dedim. Sandalyeleri uzak falan dinlemem ben, söylerim direk. Sonra arkama yaslandım, kollarımı bağladım ve onların tarafına bir süre bakmadım. Beni kızdırmayı seviyorlar biliyorum ama olmuyor ya valla. Beni benimle bırakın, bulamazsam da bulmayayım. Böyle sıkıcı saatler yaşatıp uzaktan gülerek izlemiyorlar mı, sinir oluyorum sinir. Dışarıdan bende kendimi izlesem gülerdim ama insan bizzat yaşayınca anca şimdi yazarken gülebiliyor =)

En sevdiği şey olan dans etmenin bu kadar acı verdiğini, acı veren ortamdan kaçamamayı, yapışan ve öldürücü dansıyla bana işkence yapan bir adamın karşısında yüzündeki o komik ifadeyle şık Z.S. !

Neymiş, düğünler sevilirmiş ama bekârlar masası olmasa.
Neymiş, meleklerimle adam akıllı konuşmanın zamanı gelmiş.
Neymiş, kriterlerimi yazdıkça tam zıttı olanlar beni buluyormuş (bu konuda da uzmanlaştım evet evet öyle oldum).
Son olarak neymiş, vizeler yaklaşıyormuş ve bu kız internet âleminden bir süre uzak kalıyormuş.

Öpüldünüz. Kendinize Aralık’a kadar iyi bakın ;)

En Son ...3


En Son Dinlediğim Albüm (18.11.2012)
















Oğuzhan UĞUR - Çok Şükür


En Son İzlediğim Film (18.11.2012)














Temple Grandin


En Son Okuduğum Kitap (18.11.2012)



10 Kasım 2012

Olmasaydın Olmazdık

Bir kayıp, bir acı.
Yıllar geçse de aynı günde, aynı hisler ile birleşen bir millet, bir ülke.
Bayrakların yarıya indiği, sessizce saygıya durulduğu, zaman olarak kısa ama geçmişten bugüne o uzun dakikalar.
74 yıl geçmiş. Koskoca 74 yıl.

Bazı insanlar vardır isimleriyle yaşar. Bazı insanlar vardır yaptıklarıyla, bazıları da düşünceleriyle. Atatürk sadece bir kalıba giren biri değildi. O hem düşünce adamı, hem döneminin ilerisinde bir beyefendi, asker, başbakan, cumhurbaşkanı, Türk milletinin öncüsü her şeyin ötesinde o bizi “BİZ” yapan ve ilk adımı atan önderdi.

Bugünlerde bir beden, bir vücut gibi göstermeye çalışanlara inat o düşüncelerin adamıydı ve halada öyle. Atatürk’ü sevmiyorum, büstlerini kaldırın, heykellerini yok edin, kitaplarını kütüphanelerden kaldırın, derslerde fazla bilgi olmasın diye yapılan bütün bu terbiyesizliklere inat birleşen bir milletiz biz. Bütün bunları yapan insanlara terbiyesiz, hain, yalaka, saygısız diyorum. Sen ki bunları söylemeye cesaret edebiliyorsun ama nasıl söyleyebildiğini düşünüyor musun?

Bu ülkede özgür doğduysan,
Bunu söylediğin zaman kellen uçmuyorsa,
Evinde mandası olduğun ülkenin bayrağını asmak zorunda kalmıyorsan,
Kendi bayramlarını kutlayabiliyor, başkasını bayramlarını kutlamak zorunda kalmıyorsan,
Dilini konuşabilip, kendi alfabeni kullanıyor ve çocuklarına istediğin isimleri verebiliyorken hala bu cümleleri bu tarz kendinden emin yüzsüzce konuşabilir miydi bu insanlar çok merak ediyorum.

Acımızı her sene tazelemeyelim deyip bu anma gününü kaldırmak isteyen zihniyete sesleniyorum:
Atatürk’ü anmayacağız da kimi anacağız?!

Her şeyimiz gittikten sonra elimizde ne kalacak ki?! Kadını zaten kadın yerine koymayan bu ülkedeki adamların lider diye geçtiği günlerde ben adam gibi adam olan Atatürkümü bırakında istediğim gibi anayım. Bugün TVler de eğlence programlarını görmek istemiyorum. Seda Sayan’ın çıkıp göbek atarak programını açmasını sonra çok üzgünüm aslında değip ağlamasını, magazin programlarındaki kahkahayı, göbek şovlarını görmek istemiyorum. Ekranların sağ üst köşesine bir bayrak ve Atatürk resmi konulmasıyla anma olmaz!
Şov devam etmeliymiş falan filan. Konser değil bu! Bu ölen bir liderin, bütün bu milleti bir araya getirip birleştiren kişinin ölüm günü.

Geçen derste profesör şöyle dedi: benim gençliğimde herkes sağcısı da solcusu da “Bu ülkenin geleceği ne olacak?” diye sorar ve tartışırdı. Yöntemleri farklıydı ama amaçları birdi. Ama şimdi herkes “Benim geleceğim ne olacak?” diye soruyor.

Hocama sonsuz katılıyorum. Ekranlardaki para hırsı bir günlük bile olsa yok olmuyor. Herkes sabah kalkıyor sanki bugün Atatürkümün aramızdan ayrılışının sadece Türkiye’nin değil dünyanın böyle bir lideri kaybedişinin 74.yılı değilmiş gibi gününe devam ediyor.

Ey Atam! Olmasaydın Olmazdık…

Sıkıcı Kurallar, Oyunlar

  Ne bu oyunda kuralları uygulamak istiyorum ne de bu oyuna “Oyun” olarak bakıp dâhil olmak.
Sadece dursam.
Hiç bir şey yapmadan,
Karar almadan,
Öylece.
Sessizliğimi korusam.
Konuşulanları duymasam.
Önümde söylenen her cümle bana vurmasa.
Onun hakkında olmasa.
En beklemediğim zamanda karşıma yeniden yeniden ve yeniden çıkmasa.

Başımı omzuna dayadığım zaman mutlu oluyorum. Koluna girip gülmeyi seviyorum. Böyle durup şımarmayı (beni şımartmasını) seviyorum ve ayrıca parmaklarımın ucunda olmaya bayılıyorum. Onu görünce bilinçsizce yüzümde oluşan gülümsemeyle, midemden başlayıp vücudumu saran o tuhaf hissi hissetmeyi seviyorum. Her şey birleştiği zaman, ben bu adamı seviyorum diyorum. Ama sevmek istemiyorum. Ya da istiyorum. Sırf inat, geçmiş de benim olan birini yeniden elde etme arzusu, savaşı başlatan kıza karşı içimdeki o yenilmeyi kabul etmeyen kızın savaşı bu! İstemek ile vazgeçmek arasındaki çok ince bir çizgideyim. Korkmuyorum, işin sonunda kazananın ben olacağımı biliyorum. Bunu bile bile itiraf etmek ve arkamda bıraktığım kızı sonsuza kadar kaybetmek. Karşılaştığım zaman tanımıyor gibi yapmak, kafasını çevirmek belki de yüzüme gülüp arkamdan lanet olasıca demesini duymak.

Madem savaşı başlattın o zaman sert kayaya çarptığını bil. Savaş başladıysa boyamı sürer, kılıcımı çeker, kalkanımı kaldırır ve okumu gererim. Savaşı artık kurallarıyla oynamamaya karar verdim. Rakibim centilmence savaşmayacaksa bende onun yöntemiyle oynarım hatta öyle bir oynarım ki kendi oyununun kurallarıyla şaşırır ve şaşıracakta. Çok kızdım ona. Ya sen nasıl bir insansın ki onun yanında beni kötülersin, arkamdan konuşursun ve onun hakkında duyduklarını bana gelip yalan yanlış anlatırsın. Bana ya bana! Onun ciğerini bilen bana! Hayatta en sevmediğim şey salak yerine konulmak. Boynuz, kulağı geçmeye mi çalışıyor?!

İnsanların gözlerinin içine bakıp her şeyi anlamamı sevmiyorum. Bütün yapılanların bir şekilde önüme sıralanmasını da sevmiyorum. Beni seven adamla sadece flört ediyorken sen kim oluyorsun da aramıza giriyorsun?! Eskiden kalma hikâye, yeniden filizlenmeyecekse bile inat için filizlendircem. İşte o zaman bütün arkadaşlığımızı ve geçmişimizi silicem. Sırf arkadaşım diye geri çekildim. Tamam dedim. Kız, çocuğu seviyorsa çekilirim aradan. Ama bu sefer daha da yakınlaştık çocukla. Sorular, sorgular, gereksiz kaçışlar, aramalarına, mesajlarına cevap vermemelerim ve yapılan yapmak zorunda kaldığım açıklamalar. Sonra düşündüm de bunları neden yaptım ben? Geçen gün duyduklarımla şok oldum. Neden çevremde arkadaş dediğim kızlar, hep bana istemediğim şeyleri yaptırmak istiyorlar? Kendi içimdeki mücadelemle beni yalnız bırakıp hayatımın içine etmeye devam ediyorlar.

Bugün kızın gözüne baka baka flört ettim çocukla. Evet, yaptım bunu. Güldüm, kahkahalar attım sırf sinir olsun, köpürsün, hırsında boğulsun istedim. Benden bilgi alıp sonra dedikodumu yaptığını öğrendiğim anda bitirdim onu gözümde. Onun olmadığı, gelemediği, bulunmadığı her yerde ben varken benim onun yanında olmamı kıskanıyormuş. Cesareti var ise çıksın karşıma. Benim karşıma çıkmaya cesareti yok biliyorum. Onun karşısına yıllar geçse de çıkamıycak eminim. O zaman ne istiyor ki ikimizin hayatından? Söylese…

Sonuç olarak kızlarla neden iyi anlaşamadığımı bir kez daha bana hatırlatan arkadaşa! teşekkür ediyorum. Yaşasın erkek arkadaşlar! Her zaman yanımdalar ve dedikodumu yapıp arkamdan konuşmuyorlar.

8 Kasım 2012

Tatil Güncesi …8 (Part2)

Sabah olunca bi baktım benim CEVİZ gelmiş =) CEVİZ de 3. köpeğim. Ona neden “Ceviz” diyorum bilmiyorum. Rengi siyah-beyaz hâlbuki =)) Onu görünce aklıma ceviz geliyor #) Kendisi sokak köpeği aslında ama o kadar muhlis, o kadar zeki ki anlatamam. Bi kere komutların hepsini anlıyo. Yat/otur/gel/git her şeyi ya. En güzel yanı da kedilerin peşinden koşturmuyor (Bu özelliğini neden sevdiğimi yazımın sonunda anlatıcam.). Onun en büyük isteği sevgi. Bütün gün sevsen de hala sevilmek istiyor. Sen böyle bahçenin ortasında dur. Hemen gelir senin arkandan poponu dürter hani ben buradayım der. Mesela evden çıkalım bir yere gidelim hemen takılırlar peşimize. Özellikle de CEVİZ =) Biraz önden gider, durur, bakar sonra hemen yanına gelir. Seni bekler. Ne versen yer garibim. İlk gördüğümde (2 hafta önce) çok zayıftı. Hatta bu gelişimde onu görmeyi ummuyordum. Sokak köpeği ya gitmiştir diyordum ama gitmemiş. Sabah gelmiş, bahçe kapısına oturmuş ve kalkmamızı bekliyormuş. Biz kalkınca hoplamaktan zıplamaktan yorgun düştü =) Bu gidişimde onlara tarak aldım. Üçünü de taradım ama en çok sevinen CEVİZ oldu. Böyle patileriyle hep bacaklarımı tuttu. Kıyamam onlara yaa. Üçü de birbirinden zeki, birbirinden ayrı özellikleri var. Size sırf onları anlatan bir yazı yazıcam aklımda;)

Sadece köpeklerim mi var sanıyorsunuz benim?! Son sayımda ortaya çıktı ki 5de kedim var =) Evet, kendileri 5 adet =))) Siyah-beyaz olanla onun kardeşini daha önce yayınlamıştım. Hah işte onlara ek 3 tane daha geldi (Hebici kardeş #)). İçlerinden biri var ki ki ben ona “2 Numaram” diyorum, tam bir sevgi arsızı. Önce bacağa sürünüyo, bakıyo takmıyorum hemen kucağıma geliyo hala bakmıyorsam kolumu çekip dirseğimi yalıyo =) Yaa bu hayvanların hepsinin tek isteği sevgi. Sokaktaki hayvanın yemek belki ilk isteği gibi görünebilir ama bence ilk istekleri sevgi.

Böyle günler geçti ve Pazar gecesi oldu. Ben kedileri besledim, köpeklerimi doyurdum ve eve dönmek için yola çıktık. Arabaya atladık gidiyoruz derken evin altında durduk. Belki dedim peşimizden geliyorlardır. Baktım yok gelen falan. Neyse dedim, kedilere sarmıştır onlar. Sonra aniden bir PAT sesi duyuldu. Bizim VELET, benim kapıya sen iki ayağını daya ve arabaya girmek için kuyruğunu salla! Anne dedim VELET burada. Aa nasıl gelmiş o dedik ve arabayı sürmeye başladık. Bu sefer de arabanın önüne atlamaya başladı. Bir sol teker, bir sağ teker derken ezilecek diye korkmaya başladı. Sanki gitmeyin ya da beni de götürün der gibiydi. Tabi bizdeki duygusal yoğunluk tavan olmaya başladı. Bu şekilde giderken “Anne hızlan.” dedim yoksa ezilcek. Ve annemde hızlandı. Biz hızlandık bu arkamızdan gelmeye devam etti. Nasıl koşuyo ama. Sonunda arkaya bakamadım ve bir yerden sonrada arayı açtık. Annem, ben, babam ağlıyoruz. Bir süre konuşmadık, konuşamadık ki! İçimiz parçalandı onun o koşarken ki haline. Öyle bir sahne düşününki Belgin Doruk çocuklarını arkasında bırakır ve taksiye atlar gider. Çocukları arabanın arkasından anne anne diye koşturur ama bir yerden sonra yorulurlar ve geride kalırlar. Belgin Doruk ise arabanın içinde ağlar. Aynı böyleydik bizde. Bize yetişemesin yoksa hiç ayrılamayız diye gaza bastık. Şehirdeki evim bahçeli, sakin bir yerde olsa alıp bakarım ama ne yazık ki değil.

İçimiz buruk ayrıldık yazlıktan. Dün gece onun koşarak bizim arabaya yetişmeye çalıştığı hali girdi rüyama =((( Çok üzüldüm yaa çok etkilendim :’( Resmen sevgi istiyorlar. CEVİZ bile arabaya eşya taşırken gideceğimizi anladı hayvanda habire kapının yanında durdu. 2 hafta sonra vizelerim başlamasa ve bu haftasonu işimiz olmasa yemin ediyorum annemleri de alıp giderim yazlığa.

Size bi şey itiraf ediyim mi? İleride böyle bir evimiz olursa bahçesinde erik ağacı olsun, dikeyim isterdim. Oda anneannemin köydeki evinde ulu bir erik ağacı vardı. Öyle bir ağaçtı ki o eriklerini dökünce her yer yapış yapış olurdu ama gölgesi de serin olurdu. Kimse kesmezdi, kıyamazdı derken yıllar geçti biz büyüdük ve büyükler yaşlandı. Biz köye gidemedik. Yıllar içinde benim ağacım küstü, kurudu ve çürüdü sonunda da kesildi. Bir dönem son bulmuştu o kesildiğinde. İşte bende öyle bir ağaç istedim evimde. Bizden önceki sahipler dikmiş bi tane erik ağacı. Evi aldık sonra fark ettik. 1 senede de ağaç ulu olma yolunda boyunu yarıladı. Ne kesmeye kıyabiliyorum ağacı ne de budamaya.

Kedilerim yatıyo dallarında. Köpeklerden kaçıyorlar. Yumruk gibi erik veriyor. İlk dileğim gerçekleşmiş oldu böylece. Diğer dileğim ise kuş evim olmasıydı. Onu inş. bu yaz yapıcam. Üçüncü dileğim ise böyle bir evim olursa köpek ya da kedim olmasıydı. Şimdilerde 3 köpeğim ve 5 kedim var. Allahtan istedim bir göz, o bana verdi 8 göz =) Onları beslemek, sevmek, koşturmak, konuşmak o kadar rahatlatıcı ki. Karşılıklı negatif enerjimiz atıyoruz. Kendimi işe yarar hissediyorum. Hayvanları doyurmak bende manevi rahatlama yapıyor.

Öyle işte… Havalar soğumaya başlamışken lütfen sizde sokaktaki hayvanlar için bir kap koyun. Ayrıca sokakta gördüğünüz her köpekten korkmayın. Onların ilk tepkisi acaba bana vuracak mı şeklindeymiş. Ama siz sevince, sizden sevgisini esirgemezmiş. Ben bunu CEVİZ ile kanıtlamış oldum.

NOT: Fotoğraflar şahsım tarafından çekilmiştir.

7 Kasım 2012

Kadınlar & Erkekler …10

Çok imrendim, çok özendim.
Neye mi?

Bugün kızlarla bölümde otururken içlerinden biri sevgilisiyle yemek kursuna gittiklerini söyledi. Ya ne kadar güzel öyle değil mi?! =) Bu kadar sevgilim oldu nalet olsun biriyle bile kursa gitmedim (Neden benim aklıma gelmedi acaba?!). Bir zaman müzik topluluklarına böyle gidilirdi ama şimdilerde bakıyorum da onlar çoktan demode oldu. Bu yemek kursunu çok beğendim ben. Bizimkisi yemek yapmayı bilmiyormuş ama sevgilisinin elinden geliyormuş. Haftada bir günde olsa çok eğlenceli. Ortak bir şeyler yapmak sonra da tatmak. İstiyorum istiyorum istiyorum. Yemek kursu olmasın bizimkisi başka bir şey olsun ama olsun. Not defterime (bir defter almışım ki birinin kafasına atsam yarar #) ) yazdım bile (geleceğe yatırım gibi oldu sanki ha ne dersiniz?!).

Bunun dışında yeni bir kararımı açıklıyorum.
Hazır mısınız?
Koltuklarınıza sağlam oturun. Bu kız yeni bir karar ile geri dönüyor.

Eveettt bu kadar çok sevgili ve erkek arkadaş deneyimlerimden sonra yeni isteğim burcu akrep olan bir sevgili =) Ne alaka diyen çıkabilir. Şöyle ki geçen gün bir istatistik yaptım (işim gücüm yok benim. Böyle takılıyorum işte, boş gezenin boş kalfası Z.S). Benim hiç akrep burcu bir erkek arkadaşım olmamış. Bak terazi oldu, yay oldu, oğlak oldu, boğa oldu ama hiç akrep olmadı. Bir de su grubundan balık istiyorum ama onunla koç kadını zor anlaşabilir diyorlar. Balığın duygusal haliyle, onun iç dünyasındaki sevgi, sorgu halini kaldırabilir miyim, hmmm çok sevmem lazım =)

Ama akrep öyle değil. Tam bir dünyanın sonunu getirecek çift! İyi olmaz mıydı ya?! Akrep erkeği ouvv. Şöyle bir akrep erkeği ile koç kadını (yani bendenizi) tarif edersem,

* Bi kere biz hiç sıkılmayız (öyle ümit ediyorum) çünkü ikimizde aktif insanlarız. Mesela yazımın başında bahsettiğim şu kurs olayını kesin yaparız ya (takılma dostum bunlara sen) ;)
* Benim gibi flörtöz bir kadın, akrep erkeği ile beraber olunca bu duruma “Dur!” demeli yoksa küçük kıyamet ilk olarak bizim aramızda çıkabilir (Hışt! Kızım başın bağlı artık senin diyen arkadaşa ithafen).
* İkimizde meslek ve kariyer alanında hırslı, zeki, tuttuğunu koparan hatta aklına koyduğunu yapan, aynı anda 10 işi birden yapabilme yeteneğine sahip olduğumuz için bu konuda kesin ama kesin anlaşırız ;) Biraz işkolik, çalışmayı seven insanları seviyorum napam?! =))
* Son olarak cinsel hayatımızda tavan olurmuş. Bak bak bak. Bu konuya girmicektim ama insanı zorla sokuyorlar #) Geçen gün bu konuyu kız arkadaşıma anlatırken (Akrep erkeği istiyom lan ben şeklinde değil tabi. Ne o öyle bee =)) ) söyledi bunu bana. Kızım dedi, akrep iyi sevişirmiş. Bendeki ilk tepki “Çüş X!” şeklindeydi. “Ben sana işin eğlencesini anlatıyorum, sen bana seksi söylüyorsun. Dur kızım yaa yeni kendime gelme zamanlarımdayım. Seks meks, cinsel hayat biraz geride kalsın.” dedim. Ama işte bi kere insanın aklına bu fikir sokulunca insan bu yazıyı yazarken bunu yazmasa eksik bir şey kalmış gibi hissediyor. Aman bitiremedim öyle işte sonuç olarak seks hayatımız iyi olurmuş #)

İşin özeti bu sıralar yeniden yıldız haritalarıma, burç yorumlarıma sardım. Malumunuz 2 hafta sonra vizelerim başlıyor ve gene malumunuzdur ki insan bu zamanlarda ne kadar gereksiz iş varsa onlarla meşgul olur. Son haftada bütün notları hatim indirmeye çalışır ve sınavlarda uyur falan filan.

Şimdilik ben kaçanzi. Yoksa bugünkü (saate bak dün) gibi akşamdan kalma gezicem. Bunu istemiyorum ve yatıyorum. İyi okumalar.
Yarın Tatil Güncesi …8 (Part2)’yi yayınlıcam =)

6 Kasım 2012

Tatil Güncesi ...8 (Part1)

Hafta sonları mümkün oldukça şehirden kaçıyorum.
O hareket, o ses, o yoğun insan kalabalığı…
Bazen o kadar çok üstüme üstüme geliyor ki patlayacak gibi oluyorum.

Geçtiğimiz hafta sonu 3 günlük kaçtım gene yazlığa. Annem, babam ve ben. O gün dersler nasıl geçti anlatamam. Su gibi suuu =)) Bir anda akşam oldu ve ben bir sırt çantasıyla (Evet, o meşhur çantam) direk uçtum yazlığa. Biz yola çıkarken hava kapalıydı hatta bi yerden sonra öyle bir yağmur yağdı ki acaba dedik gitmesek mi ama 20dk sonra da yazlık da olcaz hani öyle bir konumdayız. Neyse dedik soğuk olursa eve girer, açarız ısıtıcıyı otururuz. Nasıl olsa kazak atkı falan her şey var evde =)

İşte biz böyle düşüne düşüne eve vardık ama ne varma. Öyle bir yağmur yağıyor ki arabadan çıkamıyoruz. Gök öyle bir gürlüyor ki sanki yer yarılcak! Kapı ile aramızdaki mesafe ise 1 metre ama çıkamıyoruz derken ben “Hadi kızım, bu kadar geldin erimezsin.” deyip attım kendimi dışarı ve kapıya gittim(başardım =)))). Sokak lambaları, yağmurdan sönmüş ondan evin kapısını göremiyorum ee durum böyle olunca anahtarı da sokamıyorum derken “Hadi be Allahım” dedim “Bana yardımcı ol, o kadar yol geldim. Yapma bunu.”  işte o an bir ışık parlaması oldu ve ben kilidi gördüm, açtım. Sonrada “Teşekkür ederim.” dedim (aramızdaki samimiyet tavandır çaktırmayın ;)) ve GÜM bir gök gürledi amaaaa artık onu ben “Bişi değil” diye algılamak istiyorum #)

Öyle böyle eve girdik ve ana! 5dakika sonra hava açtı. Öyle bir açtı ki hafta sonum güneşler içinde geçti (Demek ki garezi yoldaki bizeymiş.). Sıcak, bol oksijenli ve sakin… Eşyaları içeri taşıdıktan sonra annemle beraber denize bakalım dedik tabi saat akşamı geçip geceye geliyordu. Sitede kimse yok gibi bir şeydi. Biz böyle sessiz sessiz yürürken karşıma kim çıktı dersiniz? Benim VELET im =))) Siz VELET’i bilmiyorsunuz (Soldaki fotoğrafta o var.). O benim manevi köpeğim. Yazın kumsalda tanışmıştım onunla. Gelip gelip şezlongumun yanına yatıyordu. Her şeyi yemiyor sadece etli sandviç yiyordu. Hatta bi gece kafeteryada adamın biri ona kızmıştı. Kızma sebebi de neden ayak altında yatıyormuş?!(Ey Allahım sen insanlara akıl, fikir ve geri kalan eksik gördüğün şeyleri ver). Direk adama kızmıştım. Niye hayvana bağırıyorsunuz, bide küfür ediyorsunuz, insanlar var ayıp oluyor demiştim. Sonra hızımı alamayıp hayvan yattıysa yatmış, sizde önünüze bakarak yürüyün o zaman demiş masama dönmüştüm. İşte bu köpek ki adının VELET olduğunu bilmiyor. Sadece komutlardan anlıyor. Kendisi bir Beagle yani eğitimi zor, başına buyruk götüne kuyruk modun da takılan, avcı ama çok sevimli hatta çok akıllı bir köpek ;) İşte VELET ile böyle tanıştım ben ve o ara ara benim eve gelip gitmeye başlamıştı derken şimdi sezon kapandı ya kimse yok yazlık da diye bana sarıldı garibim. Beni görünce bir koşuşu var ama görmelisiniz. Kulaklarını sallaya sallaya. Bacaklarıma falan yapıştı. Çevremde döndü. Bende umarım onunla karşılaşırım diye cebimde ödül bisküvimle geziniyordum. 

Hemen verdim bi kaç tane derken PURSAT diye seslendim(Sağdaki fotoğrafta o var.). Önce ses çıkmadı. Sonra bi daha annem seslendi derken PURSAT da yan evden çıktı. Garibim oradaki divana uzanmış, öylece yatıyormuş. Onunda bir gelişi var ki VELET ’den farklı değil. PURSAT’da av köpeği ve cinsi kurzhaar. Kısa tüylü, en dayanıklı ve en zeki av köpeklerinden ;) Hemen ona da bisküvi verdim. Sonra annemle sitede yürümeye başladık. Biz gidiyoruz bunlar yanımızdan arkamızdan geliyorlar. İki gidiyorlar hemen arkalarına bakıp biz ordaysak yanımıza geliyorlar derken eve döndük. Hadi dedim eve gidin yemek vercem size. Evi de öğrenmişler. Önden gidip bakıp gidip bakıp eve vardık ve ben onlara getirdiğim mamalardan koydum. Sonra oyun, sevme derken bizim verandada geceyi horluya horluya geçirdiler =)

Bu part1 olsun. Diğer yazımda CEVİZ ile başlayalım ;)

NOT: Fotoğraflar şahsım tarafından çekilmiştir.

30 Ekim 2012

Son Yaşananlar

SON DAKİKA: İzmirime sonbaharın ilk yağmuru yağmaya başladı. Olayım bu değil tabi ki de, olayımız gidip gelen elektriğim ve an itibariyle coşan yağmur. Yağmurda ıslanmayı sevmeyende var elbet ama ben çok severim. Bir gün bardaktan boşalırcasına yağan aynı şu an ki gibi olan bir yağmurda donuma kadar ıslanmış ve eve öyle gelmiştim. Millet koşturup bir yerlere girmeye çalışırken (ki bunu da hiç anlamam. Kafalarını ıslatmamak için kafalarını sokarlar ama bütün paça, vücut ıslanır. Akıl akıl gel bana takıl) ben en cool halimle yürüyordum. Sanki yağmur yağmıyormuş gibi.

Şuan yağmur duruyor, yeniden yağıyor. Bence havalar şimdiden İzmirime benzemiş ;)

Bütün bunların yanında anlaşıldığı üzere İzmirime döndüm. Dün pike, şort yattım ya =)) Bandırma’da donan(anneanneme söylemeyin alınıyo sonrada Bandırma’yı savunuyo) bu kız İzmir’inde böyle yatıyor. Seviyorum ulen şehrimi =) Yaşasın etekler, askılı bodyler ve nice incecik tiril tiril elbiseler =))

Bu güne kadar hiç blog yazımı yazarken bonibon yememiştim.
Güzel oluyormuş. Bu bonibon fazla mı tatlı ne?! #)

Demin öğrendim ki bizim bölümün geleneksel tekstil partisinin tarihi belli olmuş. Olmuş da ben mekânı bilmiyorum. DIN!!! Neden her sene bunu yapıyorlar bana?! Benim bilmediğim bir yeri seçip, yanımdaki adama biliyormuş gibi davranıyorum. Ön hazırlık, gidenlere sorma çabaları valla benim için ekstra çaba bunların hepsi. Bu seneki program güzel görünüyor tabi sabah 4’e kadar olması dışında. Aslında kalınır çünkü dediğim gibi program güzel ama işte ertesi gün en baba derslerim var. Eksem ekemem, gitsem gidemem böyle salak saçma bir durum. Peki, ikinci soru: “Neden bu parti perşembe günü?” Günler torbaya mı girdi arkadaş uff!.. Bu sene kimle gitsem acaba?! Hmm… Hadi bakalım Z.S düşün sen bunu. Şimdiden düşüneyim de eleye eleye sonunda biri kalır elimde ;)

Parti demişken bana masraflı günler göründü arkadaşlar. Parti için para, kozmetik için para ve önümüzdeki günlerde gerçekleşecek olan teknik geziler için para veee evet, planlarımızdaki sürpriz organizasyon için para! Sonuç mu?! Cebinde kuruşu kalmayan bir Z.S #)

Alakasız olacak ama şu meşhur “Köpeklere Fısıldayan Adam” var ya, köpeklere elektrik verip eğitiyormuş. Tam ŞOK! Sen git yıllarca “Adama bak nasıl eğitiyor vay bee, biz evdeki köpeği eğitemiyoruz.” diye yakın sonra işin aslı işkence çıksın. Adamda kabul etmiş inanır mısınız?! Allah seni nasıl biliyorsa öyle yapsın.

CV yazıp staj başvurusu yapmaya başladım. Elimde yazdan kalma listem ve kırmızı kalemimle her yolladığım firmanın yanına tik atıyorum. Sol gözüm sinyal vermeye başladı. Bu da demek oluyor ki yat kızım sen çabucak =)

Sizi bilmem ama bu saatleri 1 saat geri almamız yetmiyormuş gibi pazar gününü pazartesiye kaydırmak! İşte bu bana yapılmış bir komplodur #)

Başta kutlamam gereken Cumhuriyet Bayramımızı sonda kutluyor gibi görünüyorum ama assolistler sona saklanır:
Herkesin Cumhuriyet Bayramı Kutlu Olsun.
Bütün zorlama ve kısıtlamalara inat 89.yıla girdik.
Yaşımın yettiği kadar cumhuriyetimin yaşını kutlarım inşallah.
Ümitsizliğe kapılmadan umutlarla ve yeni nesil genç, aydın beyinlerle…

25 Ekim 2012

Geleneklere Uyalım


Kurban Bayramınız Kutlu Olsun Ey Dostlar =)

Kutlamamızı da yaptıktan sonra buradan duyuruyorum ki Bandırma’dayım. Eveett, uzun uzun bayramda ne yapmalı diye düşünürken aslında bütün bunların gereksiz olduğuna karar verip “Gelenekçiyim oğlum ben!” şeklinde iç ses bağırmamla, atlayıp arabaya anneannemin yanına geldik. Burada bunu söylemezsem içimde kalır. Dün yorgan + battaniye ile yattım ulen =))) Benim için tam şok!! Cuma günü bölüme askılı body ve mini eteklerle giden bu bünye hatta cumayı geçtim dün yola kısa kollu, tiril tiril bir alt giyen bu bünye dün dondu ve battaniye ile yattı. Tırtıl gibi dolandım ikisine de öyle uyudum. Hatta gece bir ara çorap bile giydim O.o Üşüdüm diyorum yaa başka söz yok. Yazlığın geceleri soğuk oluyo diye yakınıyordum ama Bandırma’nın gecelerini (böyle de pek havalı oluyo “Bandırma’nın geceleri”) unutmuşum. Bütün bu üşümeler, sarılmalar falan işin tuzu biberi hadi el ele tutuşup bayramı kutlayalım ley ley loy =) Bugün 1.gün ya millet kurban kesmeyle meşgul ondan rahatız. Asıl koşuşturmaca yarın başlıcak. O meşhur kahve kokulu evimizi merak eden gelsin çalsın kapımızı ;) Bayram demişler kızım buna, kapın herkese açık olacak. Bak bak bak iyice gelenekçi oldum =)

İnsanın insanın ne kadar burada akrabası da olsa arkadaşı olmayınca olmuyo. Bütün akrabalarla uzun masalarda oturup yemek yesen sonra da sabaha kadar konuşsan da bi şeyler eksik oluyo. Eskiden anneannem burada olduğu için Bandırma’yı seven ben, artık Bora & Sercan’da olduğu için seviyorum. Dün hatta ilk günden buluştuk, meydana gittik falan. Seviyorum bu ikisini ;) Onlar Ankara’da, ben İzmir’de olduğum için anca tatillerde, bayramlarda bir araya gelip konuşuyoruz.

Sonuç: Birikmiş konuşacak konular ve bol kahkaha =D

Bandırma insanı tam alışveriş çılgını. Arife günü bile alışveriş yapıyorlardı, dün gördüm. Bugünde herkes restoranlara gider hah buraya yazıyorum. Gezmeyi seviyorlar. İleride iş yaparken Bandırma benim için satış potansiyeli yüksek olan yerim olacak (hışştt duymasınlar)  ;)

Birazdan dışarı çıkarız şöyle bir Bandırma Kordon, meydan gezmesi derken donar eve geri geliriz =))

Ee millet siz? Hadi kalkın bir şeyler yapın. En azından duşa girin, bayramlıklarınızı giyinin, süslenin püslenin enerjinizi kendinize çevirin =))

NOT: Teyzem SENİ SEVİYORUM ve ÖZÜR DİLERİM (Burayı okuduğunu biliyorum. Cümle alem duysun ulen =)))

22 Ekim 2012

En Son ...2

En Son Dinlediğim Albüm (22.10.2012)
  Aynur Aydın

En Son İzlediğim Film (22.10.2012)
  Kolombiyalı: İntikam Meleği



  
En Son Okuduğum Kitap (22.10.2012)
  Aydın Boysan - Acele Etme Çabuk Ol 

En Son...1

En Son Dinlediğim Albüm (22.09.2012)
  Marlon Roudette

En Son İzlediğim Film (22.09.2012)
  Midnight in Paris

En Son Okuduğum Kitap (22.09.2012)
  Chelsea Cain - Gönül Yarası

İyice Tuhaflaşma Noktasındayım!


İşte aradığım başlık tam olarak buydu.
Beni ve benim şu anki ruh halimi başka türlü ifade edemezdim.

Bugün öğleden sonraki dersim iptal oldu. Millet memleketine gidince bir avuç insan kaldık. Kalanlarda zaten benim gibi İzmirli olanlar. Bende cumartesi günü aldığım ama sonradan rengini beğenmediğim birkaç giysimi değiştirmek için çarşıya uğradım. Ama bundan önce cuma günü size bahsettiğim ya da bahsetmiş miydim? Aman Allahım kafam iyice dağılmaya başladı (Sulanıyo mu len!) #) Bilmiyorum artık, işte o kitapçıya gittim. İndirim ve yeni kitaplar bir araya gelince o kadar çok kitap seçtim ki. Habire kıza “Kart geçiyo dimi?” diye soruyorum. Kızda garibim “Evet evet” diyodu. Sonunda bakışarak anlaşmaya başladık =)

Derken ben oradan çıktım ve Büyük Park’da yürüyorum bir yandan da çocukluğumun geçtiği o eski sokaklarda oturup etrafı inceliyor, fotoğraf çekiyorum. Tam anlamıyla kafa dinleme anlarındayım derken kadrajıma bir çift denk geldi, böyle uzaktan geliyorlar. Direk ne yakışıklı oğlan dedim ve zoom yapmaya başladım.

Veee o an geldi!
DAN!!

Anaokulundan arkadaşımı (evet ne var bunda aa..) çocuğun yanında gördüm. Hayır kızla da muhabbetim var =) Bendeki şaşkınlığa bakar mısınız?! “Bu oğlanı nerden tanıyorum acaba?” diye zoomlarken meğerse bizimkinin face profilinden tanıyormuşum. İnsan yanındaki kıza bakar. En azından kadın kadını keser. Bizde böyledir ya. Ne giymiş, oo güzel mi falan diye sokakta ilk kez gördüğümüz kadını keseriz. Ama ben, yok canlar kimseye benzemem, direk erkeği keserim ;) Al işte noldu #) Evet evet evet biliyorum iyice saçma bir hale bürünmeye başladım ben. Farkındayım yaaa… Doktorlar çare bulsun bana ;) Sonra çiftimiz konuşa konuşa yanımdan geçtiler. Artık o utanç ve kendime gülme anımla merhaba demedim. Hiç bulaşmadım. Direk gözlüğümü taktım ve yürümeye devam ettim. Birkaç bardak çay içtim ve tiyatroya bir bilet aldım. Ne oyunu bilmeden izledim ve çıktım. Hala yapılacak işlerim varken böyle amaçsız gezmek de pek güzel oluyormuş. Değişim yapmak istediğim kıyafetleri mağazaya götürdüm ama başka rengi de kalmamış. Bunun üzerine ceket aldım derken hadi dedim gene yürü kızım sen. Zaten ayağında spor ayakkabıların var, spor olur (Tam Türk insanı). Bir şişe su alıp yürümeye başladım.

Bundan sonra olanları size tarifimle anlatıcam;

Şimdi üstümde hoş bir kot şort.
Onun üstünde mor askılı atlet ve krem rengi salaş bir yelek var.
Saçlarım inadına açık ve dalgalı (Kendi kendime çok seksisin diyorum. Öyle bir ruh haline bürünmüşüm). Bir o yana bir bu yana sallanıyor.
Bir elimde suyum, bir elimde ETİFORMmum yürüyorum, aa unutmadan o muhteşem güneş gözlüğümde gözümde ;)

O gözlük malum “Analar neler doğuruyor”u bile etkilemişti. Yaa o çocuğa noldu? Bi ara anlatıyım size onu ;) Uff ne hikâye var onun partın da =) Hatırlatmıyorsunuz ama. Bende unutuyorum #)

İşte ben böyle yürürken yıllardır aramadığım arayamadığım ilkokuldan fen bilgisi hocamla karşılaştım (İnsan böyle günlerde sevdiği, hoşlandığı çocukla karşılaşmak ister ama kısmette bana düşene bak). Karşıdan tin tin geliyor. Bende de hava tavan yürüyorum. Amacım umarım beni tanımaz şeklinde derken bu olmadı tabi Şettt!!! Geldi geldi yaklaşıyo derken bir anda kolumu tuttu ve “Sen Z.S mısın?” dedi? “Evet hocam, çok değişmişsiniz” dedim (Yalanın gözü çıksın. Eğer başıma bir şey gelecekse sırf bu yalanlarım yüzünden gelecek). “Biliyorum” dedi. “Sende çoookkkk.?!” dedi ve sustu sonra tek kelime olan “Büyümüşsün!” dedi. “Evet” dedim. Ne saçma bir iltifat lan bu! Tabi büyücem, 8 sene geçmiş biz mezun olalı! Eveett yaş ortaya yavaş yavaş çıkıyor #)Beni hem azarladı hem de sol koluma vurdu. Her cümlenin sonunda koluma bir şaplak yedim. Bu nasıl sevgi lan böyle?! Tam ayı & yavru hikâyesindeki gibi #) Ayrılırken de “Ortaokuldaki ekürünü topla gel bana” dedi. Oldduuuuu dedim tabi içimden. Dışımdan “Bakarız hocam, siz aynı yerde oturuyorsunuz dimi?” dedim. “Evet” dedi. “Tamam,  iyi günler” dedim, koşar adımlarla kaçtım. Bildiğiniz uçtum ya ne kaçması. Bir dakika önce bi araba olsa da beni eve atsa diye ayaklarımım ağrısından söylenen Z.S uçtu =) Sırf bu yüzden gitmiyorum var ya. Neden gelmedin, her gün mü dersin var, haftasonunda mı dolusun falan filan. Gidince de sana sorunlarını anlatıyo. 5dk oturcam diye gidersin 1 saatten önce kalkmazsın. Her gün gitsen de azarı yer eve dönersin. Aman eksik kalsın valla yaa. Sonra ben ortaokuldan herkesle görüşmüyorum ki. Millet dağılmış dört bir yana. Ayrıca çoğuyla da konuşmak istemiyorum. Geçmişim pek temiz değil bu konuda.

Bütün bunların sonunda salonumdaki o muhteşem rahat büyük minderli üçlümde uyudum. En son hatırladığım görüntü ve ses Uğur Dündar’mdı. O adamı da sonunda delirttiler ya ne diyim.