arkadaşlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
arkadaşlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Ekim 2013

Sevdiklerim Yanımdaysa Gerisi Kimin Umurunda!

Aynen öyleeee =))

Ocaktan beri görüşmediğim daha doğrusu görüşemediğim arkadaşım D. ile dün buluştuk.
Sonundaaa!!!

Nasıl mutlu oldum hatta olduk anlatamam. Onun o içten kahkahasını özlemişim.

Deli dolu anlatımını, heyecanlı konuşmasını,  olayları anlatırken anı bir daha yaşamasını, beni de hikâyeye çekmesini, laf sokmalarını, laf sokmalarımı, hikâyenin en güzel yerinde biralarımızı tokuşturmamızı, ummadığım yerde bir şey söylemesini ve boğulma atlatmamı, sıkı sıkı birbirimize sarılmamızı, geçmişte yaptığımız onca manyaklıkları, yaşadığımız olayları, çocuklukları, gençlikleri, delilikleri, dolulukları o kadar özlemişim ki anlatamam.

Dilara seni çok seviyorum arkadaşım.
Hayatımdaki en en en harbi insansın.
Yıllarca dostum dediğim insandan sende gördüğüm samimiyeti görmedim ben.

Bizim arkadaşlığımız böyle işte. Dostluğumuz. Kıskançlığın hiç olmadığı, gerektiğinde “Süpersin bebeğim.” dediğimiz, “Seksi hatun!” “Ouvv yürü taş gibisin!” sözcüklerini en samimi halimizle dile getirebildiğimiz, “En iyisi senin olsun.” mantığıyla birbirimize sunduklarımızla yaşıyoruz biz.

9 aydan beri sesini duyamamıştım. İlk zamanlar sesini duyabiliyordum. Sonralarında oda bitmişti. Evinden de taşınmıştı. Arabayla eve gelirken onun dairesinin önünden geçiyordum ki acaba evde mi, ışığı yanıyor mu diye! O 9 ayda arınmış arkadaşım. Rahatlamış. Çok iyi olmuş. Kararlar almış. Yenilemiş kendini. Zihnini. Bomba gibi bir giriş yapmış bu yıla. Dilara benim Dilaram. O orijinal kadın. Güçlü kadın. Telefonu hep samimi bir şekilde açan insan. Hayata yeniden başlayacak kadar cesur. Kararlı. İnatçı! Kendi değimiyle suya inat etse susuzluktan ölecek biri O =) 

Ben böylesini seviyorum işte.
Görüştüğümde sarılabildiğim, sıkı sıkı onu kendime çekip özlemimi giderebildiğim, sevdiğim insanları istiyorum etrafımda.
Gerisi çıksın gitsin hayatımdan. İstemiyorum artık.

xoxo

9 Temmuz 2013

Bumerang Deneyim Günü …2


Nerde kalmıştım hmm hatırladım bekliyordum ;)

Beklerken sıkıntıdan annemi aradım oda konuşmadı kapattı. Arkadaşımı aradım uykusundan uyandırdım ve sonunda Ahmet Bey’i aradım =)) Bir yandan da meydana bakıyorum. Karşı heykelde üç kız, ilerde iki oğlan ve ben derken iki kız daha geldi. Kesin hepimiz bloggerız da çaktırmıyoruz dedim =)) İlk olarak wantthefashion ve kendimyapdiydim ile tanıştım. Ardından egedentarifler zerrun la derken ekür baya bi toplandı ve biz, üç turuncu bir siyah Renault Capturlarımızın yanında muhabbete başladık. Sabah yorgunluğu üstüme çöktükçe işin gerçeği mayışmaya başlamıştım.

O gün hangi bloggerlar vardı merak ediyorsanız buyurunuz ;)

Araçlara geçişte Zerrun’un turuncuyu seçmesi benimde aklımın turuncada kalması sonucunda hemen ona koştuk. Yetmedi gittim bir de en öne oturdum. Şoförümüz Ömer sağolsun aracı kurcalamama da kızmadı (THNX THNX =) ). Huyum kurusun gitmeden önce araç hakkında o kadar çok şey araştırmıştım ki fiyatı, aksamları, ekstraları ve devamı. Sor sor bana sor dostum ;)

Çeşme otobanında konvoy halinde yola çıkışımız, birbirimizi tanımaya başlamamız ve iki araç yan yana gelince birbirimize bakışlar atmamız, fotoğraflar çekmemiz gezinin eğlenceli geçeceğinin habercisiydi.

Maalesef ben fotoğraf çekmedim. Daha çok anı yaşadım. Diğer bloggerları tanıdım, etrafı izledim, dinledim, baktım.

Bu nedenle sitede kullandığım fotoğraflar wantthefashion zerrun BumerangNet ten alıntıdır.

Sonunda Bora KOZANOĞLU’nun sörf okuluna geldik. Hadi itiraf edelim kızlar olarak (Bende dâhil) Bora KOZANOĞLU’nu merak ediyorduk. Uzun olduğunu biliyordum da yanında yavru gibi kalacağımı hiç düşünmemiştim #) Annesi Sinem Hanım ile babası Celal Bey’in sıcak tavırları, Sinem Hanımın bize çay ikram etmesi ve Bora Kozanoğlu’nun sörf tahtasına çıkış, duruş gibi temel bilgileri vermesi güzeldi. Ben olayı izleyip bir yandan da çayımı yudumluyordum. Anı yaşamak buydu benim için. Keyif almak ;)

Ardından geldik suya girmeyeeee hohoo. Zerrun wantthefashion ve ben üçlü grup olduk ve Hocamızda Hasan Hoca oldu. Bence iyi bir grup olmuştuk. Enerjimiz tutmuştu. Hattan Zerrun ile son bir deneme bile yaptık. Günün sonunda rüzgâr sörfünü sevdiğimi anladım. Birazda yetenekliyim galiba hehee =)) Bunun için grup arkadaşlarım zerrun wantthefashion ve Hasan Hocama teşekkür ederim.


Neler öğrendim;

* Sudan korkmamayı
* Sörf tahtasına çıkmayı
* Kolların her koşulda paralel tutmak gerektiğini
* Kol ve göğüs kası gerektiğini
* Denizi sevmeyi
* Soğuğa alışmayı
* Sabırlı olmayı
* Rüzgârı arkama almam gerektiğini
* Hocamı dinlemeyi
* Eğlenmeyi bilmeyi

Ayrıca o gün Bora KOZANOĞLU’nun doğum günüymüş!

İyi ki Doğdun Bora KOZANOĞLU =))

Gün biter ve sonuç; keyifli saatler, bol spor, deniz, yeni arkadaşlıklar, harika bir kumru ve Bora KOZANOĞLU! :))

#BumerangDeneyimGunleri

Daha ne olsun ya daha ne olsun.

Bu güzel gün için
Bumerang Ekibinden bizimle iletişime geçen ve gün boyu bizimle olan Hilal Hanım ile Ahmet Bey'e,
Bizi kabul eden Bora KOZANOĞLU ve ailesine,
Sörf hocam Hasan PERÇİN'e
Teşekkür Ederim. 

xoxo

18 Şubat 2013

Bizim İçin Tatil Demek...

Bizim için tatil demek buluşma zamanı demek.
Bunu kimin için söylüyorum tabi ki de lise arkadaşlarım için.

Her tatilde İzmir dışında olanlarımız İzmir’e gelir. İzmir’de olanlar özel olarak sırf buluşma için şehirden ayrılmaz. Bir gün ayarlanır ve buluşulur. Önce bir yere oturulur, çay kahve içilir. Sonra belli bir sayıya ulaşılır ve oradan yemek yemeğe gidilir. Kalabalık olan gurubumuz birkaç masayı birleştirir. Oradan eğlenceye geçilir ve gün kahkahalarla devam eder. Kuzum, Jelibonum, Serdarım, Binnurum, Mecom, Senemim ve diğerleri, hepimiz buluşuruz.

Bu tatilde de buluştuk ve ayrılırken en yakın tatil ne zaman diye düşünmeye başladık. Bu bahar döneminde hiç uzun tatil yok onu anladım. Mecom,Tokyo’dan denizle kim bilir nerelerde, Binnurum Sakarya’da, Kuzum ile Serdarım Ankara’nın kuru soğuğunda ve Jelibonum ise Almanya’da. Güzel bir günün sonunda üstüme dolan hüzün sonucunda yazamadım bir türlü bu yazıyı. Yazılmışı da düzenleyemedim.

Hepsini ayrı ayrı seviyorum. Kaç sene olmuş?!

7 senedir hayatlarımdalar hatta bazılarıyla 8 sene! Dağılmadık, dağılmayacağız da biliyorum. İnsanın böyle arkadaşları oldukça yalnız olmasına imkân yok zaten.

Gülmek, bol bol fotoğraf çekmek, çektirmek, yeni tatlar denemek, derslerden konuşmak, ilişkiler üzerine deneyimlerimizi paylaşmak, hediye seçmek, yıl içinde yaşanılan olayları uzun uzun anlatmak, masanın bir ucundan diğer ucuna gülümsemek, konuşmaya çalışmak, her muhabbete bir şekilde karışmak, konular karışınca da anlayamamak o kadar güzel o kadar özel ki.

Anlatamam. Yaşamanız lazım. Bizim masaya oturmanız lazım.

Bu buluşmamızda bizden olmayan bir konuğumuz vardı ve “Konularınız çok hızlı değişiyor, çok hızlı konuşuyorsunuz. Bir türlü konuya dâhil olamadım.” dedi. Dönüp ona gülümsemiştim. Haklıydı. Çünkü biz liseden beri her halimizi görmüştük.

En kötü zamanımızı, en sinirli, en kırılgan, en stresli, en yalnız, en iyi, en eğlenceli…
Hepsini biliyoruz.

Geçmişi unutmak hiç kolay değil. Geleceği ise beraber yaşamak çok heyecanlı =)
En yakın tatili dört gözle bekliyorum ;)

22 Temmuz 2012

Tatil Güncesi ...3

Bu hafta İzmir’deydim.

Tabi ilk işim direk pazartesi Kuzumla buluşmak oldu. Bütün gün Alsancak’da takılıp her şeyi ama her şeyi konuştuk. Özlem giderdik. Çok özlemişim onu ki duygular karşılıklı biliyorum ;) Bir türlü buluşamadık ki koca bir yıl boyunca. Onun çalıştığı projeler, benim çalıştığım gruplar ve tabi fuarlar derken bütün buluşmalar yalan olmuştu.

Bir de herkesle toplu buluşma ayarlamaya kalkmak çok zor oluyor. Onun yerine bu sene herkesle bir bir buluşmaya karar verdim ve uygulamaya başladım.

Ohh be en güzeli buymuş =))


O gün buluşmaya giderken çok hoş bir şey oldu. Hani size bir yazımda bizim evin orada restoranların olduğunu ve duraklara park ettikleri için insanların hayatlarını tehlikeye attıklarını ve benimde onları inatla polise şikâyet ettiğimi yazmıştım. İşte bu iki haftalık İzmir’de olmadığım sürede belediyem durağı biraz daha aşağıya taşımış. Valla sevindim ama benim bunu ilk fark etme anım çok hoştu. Şimdi gittim durağa ve “Ana durak yok!”. Kaldırımı bile baştan yapmışlar yani bilemeyene eskiden burada durak vardı desen hadi canım der öyle bir düzenleme yapmışlar ki eski durağın olduğu yerde yeller esiyor =)) O zaman neymiş belediyemize ve polisimize bu konuda güvenicez ve şikâyetlerimizi sonuna kadar devam ettircez. Tabi bu restoranların kaldırımları işgal etme hakları olduğu anlamına gelmiyor. Kafamı bozmasınlar şikayetlerime yeniden başlarım.

Salı günüde Jelibonum Erasmusla Almanya’ya gidecek diye hemen buluşmalıyız dedim. Ama garibim sıcaklarda dışarı çıkamıyor. O nedenle ben kalktım gittim onun evine. Bir de erken gittim ki uzun uzun oturalım konuşalım sonra bir baktım ouvv bayağı oturup konuşmuşuz =)) Muhabbetin ortasında öğrendim ki benimki martta gidecekmiş yani ikinci dönem. Valla içim rahatladı. Bendeki telaşı bir görseydiniz. Kalk kalk kalk kalk git git git modundaydım =)) Şimdide bir haftalığına yazlığa gidicez. Umarım bir sorun çıkmaz. Şöyle beraber İzmir sıcağından kaçalım dedim. Buraya geldiğimden beri sabahları geç kalkıyor, geceleri ise uyuyamıyorum. Sıcaktan değil uyuyamamam. Yorulmuyorum çünkü. Hâlbuki sabahları klasik sporuma yeniden başladım ama işte gezsem, alışveriş bile yapsam yorulmuyorum. İzmir beni çok enerjik bir hale getiriyor. Benim üstümdeki enerjisi yüksek bu şehrin ;)

Çok alakasız olacak ama ben çalışmak istiyorum.
Şöyle bir yandan okuyup bir yandan da çalışabileceğim işler var mı?
Mesela seslendirme, çeviri gibi işleri kastediyorum.
Tavsiyeleriniz bekleniyor ;)

NOT: Fotoğraflar şahsım tarafından çekilmiştir.

12 Temmuz 2012

Erasmus


Haftaya üniversite sınav sonuçları açıklanıyormuş. Sınava girmiş herkese şimdiden bol şans diliyorum. Umarım istediğiniz mesleği seçersiniz (puanınız inşallah fazla fazla yeter =) ) ve tabi en önemlisi seçimlerinizin sonunda ömrünüz boyunca mutlu olursunuz.

Mesleğiniz doğrultusunda üniversitelerde seçiyorsunuz ve imkân olarak sizi ERASMUS ile Avrupa’ya yollama imkânlarından bahsediyorlar. Benim bu yaşıma kadar karşılaştığım ve bizzat tanık olduğum durumu size bu yazımda anlatacağım. Şimdi bilmeyen olabilir ve bunu okurken bu kız kaç senedir üniversitede de bu zamana kadarı söylerken bu kadar emin olabilir diyebilir. Haklılar ama bende onlara şunu söylemek istiyorum. Benim annem ile babam üniversitede çalışıyor ve öğrencileriyle bu durumları yıllarca yaşayıp sorunlarıyla uğraştılar. Çocukluğum bu konuların içinde ve üniversitede geçtiği için bir de aynı üniversitede okuduğum için bu tarz olayları bilmemem imkânsız gibi bir şey artık.

Olayımıza dönersek, öncelikle size karşılaşılan sorunları yazmak istiyorum:

1. Önünüze elçilik ve vize sorunu çıkabilir hele ki gideceğiniz ülke küçük bir yer ise bu sorun en baba sorun olur! Benim size tavsiyem eğer bu tarz bir deneyim yaşamak istiyorsanız büyük, oturmuş Avrupa ülkelerine gidin. Buralar nereler mi? Hemen söylüyorum: Fransa, İtalya, Almanya, İsveç. Yani küçük bir ülkede kral olmak yerine büyük denizdeki küçük balık olun. Oralarda boğulsanız ya da yolunuzu kaybetseniz bile buraya döndüğünüzde en azından denemiş olursunuz. Rakiplerinizi görmüş ve ufkunuzu genişletmiş bir şekilde dönersiniz. Tabi bu dediğim ülkelerin dezavantajlarından biri, büyük üniversiteleri olduğu için öncelikle sizi kendi ülkelerinin dil sınavına sokuyorlar. İtalya için İtalyanca, Fransa için Fransızca ve Almanya için Almanca. İngilizcenizin iyi olması gerektiğini hatırlatmıyorum bile.

2. Buradaki üniversitenizin, gideceğiniz üniversitede alacağınız dersleri sayması ki çoğu üniversite sayıyor görünüp saymıyor! Demin dediğim ülkelerden aldığınız derslerinizi üniversitenize döndüğünüzde sayılmama olasılığı üzgünüm ki çok yüksek. Ama siz derseniz ki ben küçük bir ülkeye giderim, dersleri nasıl olsa rahat rahat geçer bir de ortalamamı yükseltip dönerim bu da bir tercih. Sizin için ortalama her şeyse o zaman gidin ve yükseltin ama amacınız bir şeyler öğrenmek ise bu sizin için yeterli olmayabilir.

3. Gideceğiniz ülkenin dili bir başka sorununuz. Eğer oradaki resmi dil değil de İngilizce eğitim almak isterseniz x2 ödeme yapıyorsunuz! Bunu da daha çok küçük ülkeler yapıyor. Ama diğer ülkelerde adamlar kendi resmi dillerinde eğitim verdikleri ve sizde bunu bilerek gittiğiniz için sorun olmuyor.

4. Kalacağınız yerde önemli. Bazı yerlerde yurt yok ve eve çıkmak zorundasınız. Bunun içinde gene paranıza bakmanız gerek! Size evet gideceğiniz ülkeye göre belirlenen miktarda para ödeniyor ama benim arkadaşlarımın karşılaştığı sorunlardan biride buydu. Paraları yetmiyordu ve anneleri babaları buradan onlara para yolluyordu. İş bu şekilde olunca da durum pahalıya geliyordu tabi. Eğer birikmiş paranız varsa bunun bir kısmını oralarda harcamak zorunda kalacaksınız bunu şimdiden söylüyorum.
Örnek vermek gerekirse İsveç’in en pahalı ülkelerden biri olduğunu biliyorum. Saçını kestiremeden, kaşını aldıramadan bile dönenler var. Ne o tecrübe oldu!

5. Gelelim şu derslere, aldığınız dersleri üniversiteniz saymazsa ne olacağını biliyor musunuz?! Gittiğiniz dönem içinde o dersleriniz kalacak! Bu ne demek biliyor musunuz?! Şu demek: döndüğünüzde ilk olarak kalan derslerinizi alacaksınız ve eğer krediniz yeterse yeni dönem derslerinizi alabileceksiniz. Bu da genelde bir ya da iki ders gibi az derse karşılık geliyor ki kafadan dönemizi uzatmış oluyorsunuz. Kalan derslerinizi veremediğiniz zaman ikinciden sonra harcınız bu derslerin başına artmaya başlıyor.

Benim düşüncem bu kadar strese gireceğime o parayı 4 sene biriktirir ve üniversiteden mezun olunca da kendime hediye olarak Avrupa turuna çıkarım. Madem amaç derslermiş gibi görünüp Avrupa’ya gidip ülke gezmek o zaman bunu dürüstçe yaparım yani nolcak =)

Geçen senede bir sürü arkadaşım gitti ve bu senede gidecek. Geçen senekileri havaalanından uğurlamıştım bu senekileri de umarım oralardan uğurlamak yeniden nasip olur.

Bu sene kim gidecek biliyor musunuz benim canım ciğerim biricik Jelibonum… Hem üzülüyorum hem de onun adına seviniyorum. Çünkü biz ikimizde lisede belirlediğimiz hedeflerimize ulaşmak için çok çalıştık ve iyi bir puanla istediğimiz meslekleri kazandık. Şimdi soranlarınız olabilir. Bu kadar konuştuktan sonra senin arkadaşın nereye gidiyor? Benim arkadaşım büyük denizlerde küçük balık olmak için Almanya’ya gidiyor. Bir dönem burada olamayacak. Bu geçtiğimiz bahar döneminde ikimizde çok yoğun olduğumuz için pek buluşamasak da onu aradığımda hemen ulaşmak bile bana huzur verirken şimdi tek iletişimimiz skype olacak. Çok üzülüyorum dostlar. Dün onun için gidip çarşıdan şans kolyesi aldım. Oralarda kaybolmasın, neşesini, yüzündeki gülümsemeyi kimse bozamasın, özgür olduğunu unutmasın, yalnız olmadığını bilsin, ailesinin ve dostlarının hep onun yanında ve onun bizim için çok değerli olduğunu bilsin istedim ve bunun için ona taşlarla süslü kanatlar aldım.

Tabi başka arkadaşlarımda var büyük denizlerde küçük balık olmak isteyen. İşte böyle…
Bence büyük umutlarla bu işlere girmeyin.
Hayaliniz büyük olsun ama hayallerinizi de gerçekleştirirken ayaklarınızda yere basılı dursun.
Bol şanslar =)

18 Mart 2012

Mart, Bahar ve Pazar


Bugün güzel İzmir’im de çok güzel bir hava var.Sıcak desem sıcak değil soğuk desem hiç değil.

Dünden zaten kendime söz vermiştim sabah erken kalkacaktım. Dediğimi de yaptım. Bu güzel pazar sabahı erkenden kalktım ve fırına ekmek koydum sonra da sporumu yaptım ve eve geldiğimde güzel bir duşla ayıldım =) Tabi zengin bir pazar kahvaltısı yapılmadan o gün “Pazar” olmaz dimi ;) Ardından da TV’nin karşısına geçtim. Geçmiş senelerden hatırladığım ve Cnbc-e’de de yayınlanmış olan Emma adlı diziye BBC HD de denk geldim. Dün ilk iki bölümünü izlemiş ve çok beğenmiştim. Meğer bugünse diğer iki bölümü yayınlanıyormuş. Oturdum bir güzel onu izledim ve havadan mıdır nedir bilemiyorum bugünü “Romantik Pazar Günüm” olarak ilan ediyorum.

Emma’ya gelirsem, ne güzel bir diziymiş öyle o ya =)) Emma’nın çöpçatanlığını izlerken kendimden bir sürü şey gördüm. Başkalarının aşk hayatlarını izleyip bazen eğlenirken bazen de üzüldüğüm anları hatırladım. Emma, çöpçatanlığın ilk kuralını unutmuştu. Aslında gözünün önündeki kişiyi hiçbir zaman fark etmedi. İşin gerçeği aslında ikisi de birbirini fark etmedi. Yıllarca süren arkadaşlık elbette bir gün aşka dönüşecekti. Emma, büyük bir oyunda aşkı ararken asıl amacı aşkın ne olduğunu ve nasıl hissettirdiğini bilmek istemeseydi. Hayranlık mı merak mı derken Frank’a ilgi duyduğunu sandı. Kendi içindeki gerçekleri fark etmesi biraz zaman alsa da sonunda aşkın ne olduğunu oda anladı =) Harika bir diziydi. Dört bölümdü ve idealdi. Tadı damağımda kaldı =)

Emma’yla birbirimize benzeyen yönlerimize bakarsam ikimizde güzel, yeri geldiğinde çokbilmiş olabilen, zeki ve tabi özgüveni yüksek kişileriz. Bunların yanında ikimizde dertsiz, tasasız bir haldeyiz. O zengin bir bayan. Ayrıca yaşıtları gibi soylu biriyle evlenmek zorunda da değil. Ben ise yaşıtlarım ve yaşıt kız arkadaşlarımın düşüncelerinden çok farklı düşünerek hatta bir noktaya bakıp onlar ağacı görürken ben orada anında masallar, hikâyeler, kurgular çıkarıp aklımda yazarak yaşıyorum. Buradan yola çıkarsak ikimizin de dönemleri ayrı olsa da yaşadığımız dönemlerin bize dayattığı her şeye karşı çıkıyoruz ve bu şekilde yaşıyoruz.
En benzer noktamız ise kuşkusuz başkalarının aşk hayatını düzene sokarken kendi aşk hayatımızı düzgün bir raya oturtmakta bir o kadar beceriksizliğimiz =)

Dizide geçen klasik oda müziklerini dinledikten sonra yeniden keman çalmak istedim.
Böyle bir havada belki de ilham bugün gelir de beni bulur belli mi olur?!
Birkaç parça çıkarırım belki =)

Uzun zaman oldu.
Parmaklarımın nasırları azaldı.
Azıcık yara açalım =)

Herkese İyi Pazarlar =)

14 Ocak 2012

Ocak Geldi De Geçiyor Bile



Aynen başlığımda da dediğim gibi, ocak geldi de geçiyor bile =) Tabi ben final tatili ardından iki haftalık final haftamda boğuşurken inanına günlerden hangi günmüş ayın kaçıymış bide 2012’ye girmişiz gibi durumları sindiremedim. Hâlbuki 2012’yi çok merak ediyorum =)

Her zaman dediğim gibi hayat üzüntüsüyle de, sevinciyle de devam ediyor. Bugün üzüldüğünüz şey hemen ardından gelen güzel haberlerle bir anda dağılıyor.

Yeni mutlu haberimiz ise kuzenimi nişanladık =) Vayy bee..yıllara bak! Daha yeni arkadaşlarımın nişan haberleri için erken derken kuzenim nişanlandı =) Büyüyoruz valla yaa. İnsan belli bir yaşa gelince önce arkadaşlarının nişan haberlerini almaya başlıyor sonra erkek arkadaşlarımın askerlik haberlerini derken evlilikler ve düğünler başlıyor daha doğrusu başlıyormuş. Sonra hangi haberleri alacağız ben söyleyeyim. Mini mini benim arkadaşlarımın “Jr” larının haberlerini ;) Bütün bunlar olurken benim kimseyi bulamayıp yalnız bir bayan olarak izlemem ise çok farklı olacak biliyorum #)

Ne tuhaf durumlar dimi?! Sen ki dört sene aynı sınıfta eğitim gördüğün arkadaşının evlilik haberini al bir başkasının ise askere gitme haberini. Yazarken daha gerçek geldi. Farklı farklı hayatlar farklı farklı kararlar… Ben şimdi sadece okumayı ve mesleğimi düşünürken yanımda yıllarca oturmuş en yakın arkadaşım ise evleniyor. Bundan sekiz sene önce bize böyle bir şey deseler yok artık ne alaka der bide üzerine daha çok var deyip kesin cümleler kurardık. İşte o daha çok varlar bitti ve şimdi seçim zamanındayız. Büyüdükçe daha çok ağlar oldum. Düğünlerde, nikâhlarda, kız istemelerde, nişanlarda ya da mezun olma durumlarında. Beni ağlatacak kadar üzen bir şeyle karşılaşamıyorum uzun zamandır. En büyüğünü yaşadıktan sonra hiçbir şey ağlatmıyor artık beni. Kimse inanmıyor bu dediğime ama durum bu.

Sizi unuttum sandınız dimi?! Ama unutmadım ve bütün ocak ayının özetini geçtim size =)
Şimdi derslerime dönsem iyi olacak. Malum son haftama girip son 4 finalimi de vermem lazım.
Bana şans dileyin çünkü çok ihtiyacım var ;)

4 Kasım 2011

Üzülüyorsam Nedeni Var Demektir

Hani dün yayınladığım yazımda “Hiçbir zaman hayatımda yalnız kalabileceğimi düşünmedim.” diyorum ya, hayat o kadar iyi insana haddini bildiriyor ki o dediğim lafın sabahına liseden bir kız arkadaşımın bu sabah annesinin vefat haberin aldım. Bugün cenazesi kalkacakmış. Ne kadar orada olmak isterdim, yanında bulunmak, teselli etmek ya da edebilmek. Evet, hiçbir şey bunu teselli edemez biliyorum ama acısını biraz da olsa azaltabilir.

Bundan birkaç ay önce de yakın bir kız arkadaşımın babası vefat etmişti. İlk işimiz ders çıkışı yanına gitmek oldu.

Aslında biz liseden mezun olduktan sonra daha bir büyüdük, daha bir birbirimize kenetlendik. Farklı bölümler, farklı üniversitelerde de olsak bir haberle yeniden toplandık. Ve bu sadece bir sınıf için geçerli değildi. Biz bütün sınıflar birdik. Şimdide aynı şeyi yeniden yapıyoruz. Arkadaşımızın yanına gidip ona destek olmak için toplanıyoruz. Hocalarımız da bizim yanımızda. Büyüyoruz diyorum ya işte bunu bir tek ben yaşamıyorum. Herkesin kendi acısı ve kendi sorunları var. Yeri geliyor bu sorunlar içinde boğuluyoruz ama gene bizi bu durumdan kurtaran hepimiz oluyoruz. Kimse istemez tabi acılarla büyümeyi, bu şekilde daha bi kenetlenmeyi ama bizim kaderimizde de bu var gibi.

Üniversite insanı hayata hazırlarmış. Aslında insanı hayata hazırlayan etrafımızdaki kişiler.
Ailem ve arkadaşlarım…
Dostlar acı günde mi belli olur gerçekten?
Hayat bizi bu tarz acılarla mı sınıyor?
Bunları başarıyla atlattığımız da mı tam olarak büyümüş olacağız?
Olgunlaşmak dediğimiz kelimenin içini bunlar mı dolduracak?
Sorular sorular ve sorular…

Dünkü duygusal halimin üzerine bu sabah aldığım bu üzücü haber sonucunda inanın üzerimde hiç hayat enerjisi kalmadı.

27 Ağustos 2011

Tatil Deyince...

Tatil deyince eskiden hemen deniz, kum, güneş üçlemesini sayardım ama zamanla bu üçlemem değişti. Şimdilerde üçlemelerim beşli sekizli hatta onlu oldu =)


Benim için tatil yıl içinde yapmak isteyip de yapamadığım bütün eğlence, iş, merak, hobi artık aklıma ne gelip de yıl içinde not almışsam onların hepsinin en azından çoğunun yapılma zamanı oldu. Bide tabi yaz demek benim için kilo vermek demek. Yıl içinde o kadar aktif bir ders çalışma zamanım oluyor ki bi zaman ayırıp spor yapamıyorum. Kilo almasam da kaslarım kaybolabiliyor. Bu nedenle yaz demek yeniden kasları görünür hale getirmek demek =) İlk günden başlanır spora ve okul açılıp da bir süre sonra vizelerin başlamasıyla ara verilir. Bu zaten hayatımın büyük bir kısır döngüsü bunu bozamam.

Diğerlerine gelince liseden beri beraber olduğumuz arkadaş grubumuz İzmir’e gelir ve hemen toplanıp hasret giderilir, eğlenilir belki lunapark yapılır =) Kafalar dağılır, anlatılacaklar bir güne sığdırılmaya çalışılır. En sevdiğim yanımızda bu işte sanki bütün yaz bizim değilmiş gibi bütün yaşadıklarımızı, yapacaklarımızı o güne sığdırmaya çalışırız. Bir anda herkes konuşur muhabbet halka şeklinde dağılır. Saat ilerler kordona yatılır. Burada muhabbet biter mi sandınız hayır burada muhabbet yiyeceklerle beraber devam eder. İçilir, gezilir, bol bol gülünür sonra üzülerek de olsa ayrılınır. Sonra yeniden buluşulur derken yaz böylece biter. Sonra herkes okuduğu ile gider. Üzerimize bir hüzün çöker ve İzmir de olanlar birbirine sahip olması sözüyle baş başa kalır.


Bu yaz bunların yanında bir de yaz okulumla uğraştım. Daha önce de dediğim gibi statik dersini aldım ama sınav olup her şey biteli 2 haftayı geçmesine rağmen hala sonuçlarım açıklanmadı. Önceleri yoğunluk var herhalde gibi saçma sapan bahaneler üretirken öğrendim ki en fazla 50 öğrencisi olan hocamız hala sınav sonuçlarını asmamış. Hayır, yani bir insan 2 asistanı olmasına rağmen sınavları bu kadar nasıl geç okur ya? 1 ay sonra yeni dönem başlayacak ama biz hala bir şey bilmiyoruz. Diğer derslerin ve bölümlerin sonuçları ertesi gün hadi o olmadı en geç bir hafta içinde açıklandı. Ama bizim??? Neyse bu konu sinirimi bozuyor işte geçelim.

 
Bütün bu yoğunluğumun içinde annem bayram tatilinde anneanneme gitmeyi teklif etti. Yeni dönem başlamadan bu bayram tatilini de fırsat bilerek bir gidelim, gezelim, alış veriş yapalım dedi. Önce istemedim ama gecenin bu saatinde karar verdim ki gidiyorum =) Yani bir hafta burada olmayacağım. Güzel İzmir’imi İzmirli olan herkese emanet ediyorum. Bu yazıyı yazmadan önce arabaya konulacak ayakkabılar, yarın giyileceklerin hepsi ve en önemlisi bavul hazırlama merasimimi bitirdim =) Genelde hep bir şeyi unuturum ama bu sefer unutmamayı düşünüyorum. Pek de bir şey yanıma almıyorum zaten. Bir spor çantası kadar eşya işte =) İşin en yorucu kısmı bu kadar az eşya alıyoruz da ne alıyoruz? Bunu bu sefer kolay atlattım 20dk da hazırlanmam bitti. Sonuçta taşınmıyorum sadece tatile gidiyorum =) Yarın arabaya koyup anne kız Bandırma’ya gideceğiz. Artık anneannem, teyzem, annem ve ben 4 bayan ne yaparız meçhul =)


 
Herkesin Ramazan Bayramını Şimdiden Kutluyorum =)


Tatlıların ayarını kaçırmadan yiyin gari =))

3 Ağustos 2011

Bir Dönemin Sonu Bir Başka Dönemin Başlangıcıdır

Uzun süredir bir türlü karşılaşamadığım ve görüşemediğim bir arkadaşımdan nişan haberi aldım. Öyle böyle değil, 4 sene liseyi beraber okumuş ve sonra kazandığımız üniversiteler farklı illerde olduğu için ayrı düşmüş ve şimdilerde arkadaşım nişanlanmış. İnsana ilk duyduğunda bir garip gelse de düşündükçe ayrı bir mutlu oluyorum, yüzümde kocaman bir gülümseme oluyo =) Hatta o bu olayı söylerken ben bir sürü plan yapmaya bile başlamıştım.  Durmadan söylüyorum üzerimde şu sıralar bir duygusallık var diye… Bu haberi alınca da sevinç yerini hüzne bıraktı bir an. Büyüdük biz yaa… O kadar büyüdük ki artık nişanlanıp daha sonrasında da evleneceğiz.
  
Nerde o eski okuldan kaçtığımız kaçarken ise tellerden atlarken dizimizi kolumuzu acıttığımız, hocaları sinir etmek için almanca saçma sapan cümleler kurduğumuz, sırf bahçede on tur atmamak için numaradan birbirimizi düşürdüğümüz, asi olacağız diye uyuşturucu kitaplarını karıştırdığımız, sıra kavgaları yaptığımız, erkek muhabetleriyle son noktayı aşındırdığımız, yaşadıklarımızı paylaştığımız, stad dans görevlerinde birbirimizi idare ettiğimiz, törenlerden sonra saçı açık okula girmek yasak olduğu için birbirimizin saçını kapıdan geçene kadar topladığımız, makyajımızı kapıda kontrol ettiğimiz sonra içeri girince kızlar tuvaletinde tazelediğimiz, Şebnem Ferah şarkılarını ezberleyip sözlerini ise sıraya döşediğimiz sonra da bu dizelerin arasına kopyaları sıkıştırdığımız günler…

Bunları bu şekilde yazınca bir an da olsa yaşadıklarımız çok uzaklarda kaldı. Şimdi benim arkadaşım yakında evlenecek öyle mi. Sık sık yazıyorum ki kendimi alıştırabileyim. Böyle filmlerdeki gibi nedimeleri mi olacağız biz şimdi onun =)) Gözümün önüne geldikçe bi tuhaf oluyorum =)

Benim için evlilik, biriyle yaşamak gibi düşünceler ne kadar uzakta olsa arkadaşlarımı bu şekilde gördüğüm zaman “Acaba?” diyorum.

Bugün bir yarışma gördüm ve katılmak istedim fakat yarışmanın 18 yaşını geçmemiş gençler için olduğunu fark ettim. Böyle dedikleri zaman “Büyüdün artık kızım sen” diyorum kendime. BÜYÜDÜN… Büyüdük mü gerçekten? Arkadaşımın nikâhın da ağlayan taraf olacağım kesin. Kız tarafı hep ağlarmış zaten =)) Yavaş yavaş bu tarz şeyleri de öğrenmeye başladım, hehe :D  :D

Bu yaz o kadar bereketliydi ki evlenenler, nişanlananlar… Bol bol düğünler, eğlenceler… Hiç sıkılmadım valla =))

Bu haberi aldığım zaman bir şeylerin geride kaldığını fark ettim.
Bir dönem kapanmıştı artık.
Nostalji ya da anılardan bahseder olacağız bir süre sonra.
Geçmişi konuşup güleceğiz, bol bol hatta en büyüğünden kahkahalar atacağız.
Büyük bir masada oturup birbirimize bakacağız ve sadece gözlerimizle anlaşacağız.
Sessiz sessiz uzun bir konuşma yapacağız.
Saatler ilerledikçe hüzün çökecek üstümüze ve gecenin sonunda herkes kendi evine dağılacak.
Sonuç olarak yeni bir dönem başlayacak.

Bu yeni dönemi hüzünle karşılasam da aslında çok mutluyum. Bu mutluluğu ise buradan herkesle paylaşmak istedim. Ne diyebilirim ki yaşlandıkça duygusallaşıyorum galiba =))

30 Haziran 2011

Yaz Okulu & Arkadaşlar & Fallar

Tatilim bitti sayılır.


Diyeceksiniz ne oldu şimdi? Bende diyeceğim yaz okulu başladı.
Bildiğiniz yaz okulu yaa =((

Üzülüyorum tabi kimse bu duruma sevinmez. Statikten kaldım. Vizem 85 falan güzeldi de final de kabaca söylüyorum ki sıçtım batırdım. Barajı bile geçemedim yani düşünün artık durumu. Ee işte durum böyle olunca insan çok güzel kalıyo #) deneyin yani tavsiye ederim böyle salak saçma bir sevinç oluyor insanda. Adrenalin ve onun gibi bi sürü hormon salgılanıyo #)

Bugün o muhteşem yaz okulumun ilk günüydü. Gittik gördük de ne gördük hiçbir şey çünkü hocamız derse gelmedi ve bizi RUH EMİCİ nin eline bıraktı. Oda adı üstünde “Ruh Emici” işte. İnsan ruhunu emip sonra size sadece bedeninizi bırakan biri. Bütün hevesinizi ve mutluluğunuzu saniyesinde alıp yok eden bir kişilik kendisi.

Aslında benim yaz okulum rahat çünkü tek ders. Oda çarşambaları yarım gün. Çok fazla bana koyacağını düşünmüyorum. Aslında bu dersin açılacağını bile düşünmüyordum ama açıldığını duyunca sanki biliyormuş gibi sevindim. Sınır 15 kişi iken dersi seçen 21 kişi =)) sınırdan kurtardık. Sanmayın ki bütün bölüm geçti de bir tek biz kaldık. Derse gelenler ki bende dahil amaç notumuzu yükseltmek. Bakalım sonumuz ne olacak, bekleyip göreceğiz ;)


Dün lise arkadaşlarımla buluştum. Harikaydı hatta süperdi. Özlemişim hepsini hem de ayrı ayrı. Sıkıntılarımın ve üzüntülerimin üstüne o kadar iyi geldi ki anlatamam.
Yalnız değilim bunu biliyorum. Biri gitse biri gelir hayatıma ama arkadaşlarım ve dostlarım hiç değişmez ki değişmeyecekte. Kim ne yaparsa yapsın. İsterse beni takmasın, isterse laf soksun, isterse kayırsın ya da ayırsın. Bunu bana söylemedikten sonra kendi çemberinde eğlenir durur insan. “Amaçsızca kendi çapında” derim ben onlara ve nokta.

Size günümü şöyle anlatırsam, klasik bir İzmir Gençliği olarak Sevinç’in önünde buluşmaya karar verdik ama ben erken gidip kordon ve deniz havası alıp biraz zevk yapmak istedim ve bir saat falan erken gittim. Kulağımda MP3 üm, gözümde RayBan’ım güzel İzmir kızıyım oturdum bağdaş kurup tepeye. O dakikalarda da bir teyze yanaştı yanıma ama neler neler söylüyor. Teyze dedim nazar değdireceksin şimdi bana. Olsun sende elini kıçına sürersin dedi :D :D bildiğiniz falcı bacılarımızdan, kendisi Ayşe Bacı =)) bakar mısınız samimiyete hemen dost kanka olduk maşallah =) bana fal baktı. Zaten bu kadar ısrara da karşı koyamazdım. Bedavaya yakın bir fiyata baktı çünkü muhabbet o kadar koyulaştı ki. Kendisi bakla falı bakıyormuş. Hadi bak bakalım dedim ama her şeyi söyle. Oda olur dedi ve başladı curcuna. O bir şey söylüyor ben dinliyorum arada da ufak ufak iltifatla karışık laf sokuyo falan bildiğiniz falcı teyze muhabbeti gibi giderken bacım hayatımla ilgili gerçek şeyler söylemeye başladı. Yazın kaybettiğim kuzenimi söyledi. Peki başka neler söyledi. Hemen bakalım. Ayşe Bacımız not aldırdı o kadar :D :D

*İki kız varmış beni kıskanıyormuş çünkü ben güzelmişim ve onlar benim yanımda rahatsız oluyorlarmış. At suratlılarmış ben ise kuğu gibiymişim =)) ahh teyzem ahh sen ne tatlısın öyle…

*Bir erkek varmış hayatımda beni seviyormuş ama açılamıyormuş çünkü ben seviyeli davranıyormuşum. Ah bacım dedim kim bu yaa. Hazır bak yazda geldi bulsun işte beni dedim. Tamam o zaman 4-5 ay bekle dedi. Nee dedim =)) sürede veriyor bakar mısınız =) bu kişiyle çok mutlu olacakmışım. Hatta muhabbet öyle bir yere gitti ki bir de tarif etti oğlanı. Ey allahım dedim teyze sen hep buradasın valla bulcam seni çıkmazsa dedim. Gel gel dedi :D :D

*Sonrası klasik şeyler ;)


Sonra arkadaşlarım geldi de ayrıldım yanından ama kafaya koydum kordona gidince falıma bakmasada ona uğrucam. Zaten hep Gündoğdu’da duruyor =)) İzmir’deyseniz gidin bir de selamımı söyleyin ;)

NOT: Yukarıdaki fotoğrafta gördüğünüz tepede işte herşey oldu =) 


12 Haziran 2011

Akılda Kalan Sorularla Yılın Sonu

Sonunda ilk seneyi bitirdik. İyisiyle kötüsüyle bitti. Tabi hala açıklanan dört dersimde olsa ben umutluyum. Yaz okuluna kalmak falan istemiyorum. Vizelerde iyiydim de finaller de artık beynim sulandı. Ee bana da hak verin. İlk hafta da 7 sınava girerek ki bu dersler statik, fizik, kimyasal lifler gibi baba dersler olduğu için cumadan itibaren başım ağrımaya başladı. En son bu şekilde ağrıdığı zaman sanırsam ÖSS ye hazırlanıyordum =)) kendi kendime uzun zamandır çalışmıyor muydun kuzum diyorum =) bakalım sonumuz ne olacak? Bu yaz ehliyet almayı da kafaya koymuştum ama böyle giderse onu gene ertelemek zorunda kalabilirim. Sonumuz hayrola =)

Yıl biterken gene yeni kararlar aldım. Arkadaşlık, dersler ve seçimlerim hakkında. Bir kere insanlara gerektiği kadar değer veren biri olan ben bunu bu sene biraz yıkmıştım ama şimdilerde yeniden uygulamaya başladım. Sonuçta insanların sizi kullanma amaçları olabiliyor ki siz bunu sezdiğiniz anda zaten bir dur diyorsunuz. Peki size şöyle bi soru sorsam ya da olay üstünden anlatsam ne dersiniz?

Düşününki her şey yolunda gidiyor, çevrenizdekilerle mutlusunuz ve gülüp eğleniyorsunuz sonra bir an oluyor ki karşınızdaki kişiler size tavır koyuyorlar. Sizi gittikleri yerlere çağırmıyorlar ya da sizin davetinizi yalan söyleyip yapacak gibi yapıp o an geldiğinde yapmıyorlar. Bunların nedeni eğer davet edilen yere gitmememse üzgünüm ama benim hayatımda kısa bir süredir varsınız ve önceliklerim değişebilir. Kendinizi bulunmaz hint kumaşı sanmanız ise o kadar saçma ki.

Bazen en yakın arkadaşınız en büyük düşmanınız olabilir. Sırlar ya da paylaşılan şeyler bir anda size karşı kullanılabilir. Kimseyi kendime düşman yapmak istemem. Kinci değilim ama etrafımda ben kinciyim diyen birini duyduğum da ise direk soğuyorum. Aslında bu etrafındaki kişilere direk yapılan bir tehdit. Sözsüz bir anlaşma aslında bu. Buna tavrınızı koymadığınız zaman evet deyip imzalamış oluyorsunuz ve haklarınızdan feragat etmiş oluyorsunuz. Ben tavır yapana gidip sormam neden böyle davranıyorsunuz diye. Neden sorayım ki, eğer bir sorunu varsa ve tabi bu sorununu cesaretini de toplayıp sorabilecek şekilde gelirse gelsin, dikilsin karşıma ve söylesin sorununu. Tabi benim de ona karşı bir cevabım olacaktır. Bundan korkuyorsa zaten cevabımı ve yaptığının yanlışını da biliyordur. Zaten hep derim kız arkadaşlarımdan çok erkek arkadaşlarım vardır diye. Erkeklerle olmaz böyle sorunlarınız ama biz kızlar arasında zamanla kıskançlık başlıyor. Sonra saçma sapan bir sürü sırları paylaşmalar ve sonunda da o kişiyi kendine bağlama çabaları. Ya benim sırrımı başkasına anlatırsa korkusu..uff ne saçma bir düşünce bu. “Kişi kendinden bilir işi” sözü buna en uygun olanı sanırsam. İnsanların arkadaşlık anlayışları o kadar farklı ki.

Peki ya siz kız arkadaşlarınızla konuştuğunuz konuları sevgilinize anlatır mısınız? Bunu erkeklere sormuyorum çünkü onlar böyle bir şey yapmıyorlar ;) bayılıyorum sizin bu davranışınıza.

Bu tarz bir davranış en sevmediğim şeydir. Sevgilim bana gelse ve X le neler yaptınız, ne konuştunuz dese üstü kapalı bir şeyler anlatır ama asla arkadaşımın özelini anlatmam. Sonuçta o benim arkadaşım ve bana güvenmiş, benimle konuşmuş, bir şeylerini paylaşmış. Onu muhabbet konusu yapmak kadar salak saçma bir şey olamaz. Konu kıtlığımı çekiyorsun kızım yaa.. ondan sonra ben seninle bir şey konuşur muyum ya da söyler miyim. Bunun cevabını oturup düşünmeli insan.

Düşünüyorum ve yeniden düşünüyorum ama yaşadıklarımdan sonra gene farklı yüzleri fakat aynı olayları yaşamaya maruz kaldığım için işin içinden çıkamıyorum.

Kesin üzerimde bu tarz olayları çeken bir mıknatıs var #)


27 Mart 2011

Öffne deine Arme für Veränderungen, aber laß nicht deine Werte gehen...

İnsanın Blog’u yasaklanınca pek girmemeye ve yazdıklarını yayınlamamaya başlıyo. Bende şimdilerde bu durumdayım. Biraz boş verdim sanırsam ama vizelerim başlamadan bir kaç yazı yayınlamak istiyorum.

Bugünlerde hayatım çok yoğun. Benim yoğun dediğim günler gerçekten yoğundur =)) Hangisini anlatayım ya da nerden başlamalıyım acaba??? Mesela geçen perşembe günü bizim bölümün partisine gittim. Geçen dönem gitmemiştim çünkü çoğu kişiyi tanımıyordum ama bu dönem biraz daha farklı. İnsanları daha iyi tanımaya başladım ve kiminle nasıl konuşulur onu fark ettim artık. İşte zaman bu açıdan çok önemli bir şey. Bazen geç de olsa bize yardımı dokunuyo =) Partiye geri dönersek, hayatımda eğlendiğim anları sıralasam TOP 10’umda yer alır ;) dans ettik, şarkı söyledik ve tabi gerisinin bize kalması gereken anlar yaşadık. Kısacası SüPeRdİ =))

Baharın gelmesiyle etrafımdaki çoğu kişi değişmeye başladı. Baharın getirdiği bir kimyasal olay sonucunda herhalde =)) ben mi? Ay oralara girmeyelim. Şu sıralar arkadaşım aklımı çelmeye çalışıyo ama bu konuda kendimi eğittim artık yok etkilenmeyeceğim bu sözlerden. Büyük konuşmak istemiyorum ama olmaz. Kimseyi kırmak istemiyorum ya da incitmek ama yaşanan olaylar bu şekilde gelişiyor. En sevmediğim şeylerden biri bu zaten. Benim isteğim dışında bir şeylerin olması. Neden ben diye sorarım bazen. Fazla mı iyiyim bazen acaba? diye düşünüyorum. Hani herkese kol kanat geren ya da gerecek gibi görünen… Ama öyle olmaya da bilirim. Hatta özgür olmayı daha çok severim. En yakınımdakine bile bir şey söylemek istemem bazen. Arkadaş, dost, sevgili… hepsinden kaçarım. “Rahat bırakın beni” der içim. Haksızda sayılmaz. Hele bide onlardan biri hesap sorarsa daha bi içim sıkılır.

Herkesin biraz yalnız kalmaya hakkı olduğunu düşünüyorum. Her şeyimi ya da her olayımı anlatmam insanlara. Konuşmam öyle her şeyi… kaçarım uzak bir köşeye ve bakarım öyle uzaklara dalar gözlerim ne düşünürüm bir tek ben bilirim. Gizlimin saklımın olmasını severim. Olmalı da zaten derim. Ama bazen kimse anlamaz benim böyle hissettiğimi. Etrafımda çok kişi var… iyi mi? Ee yani. Diyorum ya bi an geliyor herkes bana 2kat gibi geliyor. İşin güzel yanı ne biliyor musunuz? Bir gün başkasıyla takılırken öbür gün başka kişiyle takılıyorsun. Sonraki gün C,D,E kişileriyle… biraz ondan biraz bundan. Ki benim öğrendiğim hayat tecrübesi şöyle der: bir kişiye takılı kalma, grup arkadaşlıkları kur. Grup arkadaşlıklarında ise birkaç kişi daha yakın olabilir bu çok doğal ama o yakın olanlar gruptaki diğer kişiyi çekiştirmeye başlarsa orada biter ve çatlaklar oluşmaya başlar işte…

Herkes bir şeyler yaşar, bir şeyleri anlatmak ister ve bunu da bencilce yapar. Tek önemli olan kişi kendisi  gibi düşünür. Halbuki karşındaki de bir hayat yaşıyordur ve onun hayatı daha içine kapanık olabilir, dışa vurulmayabilir. Bu demek değildir ki kimseyi istemez ya da ilgisiz. Bana bazen “cool” davrandığım söylenir. İnkar etmiyorum, evet öyle davranıyorum. Mutluyum ya işte önemli olan da bu. Mutsuzluğumda kimseyi sıkmıyorum. Uzaklaşıyorum çevremden. Bunu da bağıra çağıra yapmıyorum çünkü bunun yapılmasını sevmiyorum. En mutlu anılarım ve ilhamlarım bu zamanda doğuyor. Kendimi yeniliyorum, içimdekileri boşaltıyor ve yeniden başlıyorum. Enerjim ve motivasyonum yüksek bir şekilde oluyor bu =)

Anka Kuşu ’yumdur ben. Hem burç olarak hem de yaşam tarzım olarak. Bu nedenle çoğu kişi anlamaz benim bu davranışlarımı.

Artık önemsemiyorum zaten.
Kim ne derse desin umurumda bile değil.
Herkes kendi hayatını yaşıyor ve etrafındakiler bu hayata girip ardından da çıkıyor…

25 Mart


25 Mart Benim Doğum Günümdü.

Aslında Cuma günü yazımı yazmak istemiştim. Bu amaçla bilgisayarın başına oturmuş daha sonra arkadaşımla konuşmaya dalıp sabahın ilk ışıklarıyla yatağıma yattım. Uzun zamandır konuşmayınca hep böyle oluyo =)
Yıllar içinde anladığım şey, doğum günlerinde önemli olan pasta, hediye ya da o anın verdiği mutluluk değil, sevdiklerinin tam olarak yanında olması. Bu anın verdiği mutluluk asıl önemli olan. Bende bir kaç yıldır bu şekilde kutluyorum. Hediye istemiyorum kimseden. Sadece hatırlanmak, sevildiğimi, önemsendiğimi bilmek istiyorum. İleride hepimiz yalnız kalacağız. İşte o zaman bu kadar çok kişi etrafımızda olmayacak. Her gün tanıştığımız insanlar, yüz yüze baktığımız arkadaşlar…  Sırayla yok olacaklar. Kıymet, yanındayken bilinen duygu… Kaybedince hiçbir anlamı olmuyor. Pişmanlıklar, üzüntüler… Bunu yapmayalım kendimize.

İşte ben bu düşüncelerle üfledim mumuma.
Büyük istekler ve dileklerin yanında çok küçük gibi durabilir ama uzun bir yaşamda bu istek hayatınızın anlamı da olabilir.
Daha hayatımı tam yaşamadım.
Yani geriye dönüp baktığım zaman evet bir şeyleri geride bırakmış ve bir şeyleri de geçmişten çıkarmışım.
Ama daha yapmadıklarım var, sevmediklerim, başarmadıklarım, başaracaklarım var en önde duran.
İsteklerim, arzularım, umutlarım var bunların yanında.
Bir günlük doğum günü aslında yıl içinde yeniden başlamak için bir araç.

Yavaş yavaş büyüyoruz. Geçen gece konuştuğum arkadaşım “Sende beni çeken bir şey var ama nedir?” diye sordu. Düşündüm. Kendime göre bir cevap verdim içimde. Karşılıklı biraz düşündükçe “Senin farkın birlikte büyümemiz herhalde.” dedi. Evet öyleydi. İşte en güzel olan bu. Ben seviyorum. Ve geçen gün eski ama çok eski 2 arkadaşımla bir şeyler yapma fikrini düşündüm. Hepimiz ayrı uçlarda da olsak bunu yapacak kişi bendim ve hemen işlere yoğunlaştım. Vizelerim bitsin bunu hemen halledeceğim.


Cuma günü ise bölümdeki tek dersim ekonomiydi. Laboratuvarım bu hafta yoktu. Bizde arkadaşlarla Alsancak’a gittik. Kız kıza eğlendik, güldük, açıldık, moral depoladık ve tabi kız kıza dedikodunun dibine vurduk  =)) olmazsa olmazdı zaten ;) eve geldiğimde ailemle yeniden kutladım. Masanın başına geldiğimde düşündüm bunları. Cuma günü uzun uzun baktım insanlara yeni bir ben doğarken bir adım sonra herkesi kaybedecekmişim gibi izledim onları. Gençliğimin geçtiği sokaklara baktım. Yaşlandığımı düşündüm. Hüzünlendim. Bir gün de olsa hayata her zamankinden farklı baktım. Fark edenler oldu bunu ama onlara da açıklayamadım. Nasıl açıklarsın ki içinden geçenleri. Bu kadar uzun konuşsam dinler mi ki beni?

Yoğun tempoda biraz nefes almak insanı harika hissettiriyor.
Sabahlamak ve günün ilk ışıklarıyla “Yeni bir gün” ü karşılamak.

Evet, doğum günüm geçti ama bu sefer çok anlamlı oldu =)

Hayat o kadar da kolay değil.
Bu zor yolda herkesin sevdikleriyle olmasını diliyorum.
Yanınızdakilerin kıymetini bilin.
Benim yaptığım gibi kıymetini sonradan anlamayın.
Pişmanlıklarınızla yaşamayın.
Çok sıkılırsanız deniz kenarına gidin bağırın ağlayın…



"Sage einen Menschen so oft wie du kannst; das du ihn lieb hast; denn der Tag wierd kommen an dem es zu Spät ist."

27 Haziran 2010

Tatilde Olmak

Yavaş yavaş alıştım bu duruma galiba ben =))) Aslında ben, yazın gelmesini hem isterim hemde istemem.

İsterim çünkü;
- "Tatil" demektir yaz.
- Zorunlu yapacak işlerinizin olmaması ya da kalmaması.
- Büyüklerinizin ya da varsa yazlığınızın oraya gidersiniz. Oralarda da arkadaşlarınız ve çevreniz vardır. Onlarla takılırsınız. Yenilik her zaman iyi gelir insana.
- kışın yapmak isteyip yapamadıklarınızı yaparsınız.
- Planlar ve listeler uygulanmaya başlanır.
- Uzakta okuyan arkadaşlarınız memleketinize gelir. Topluca görüşürsünüz. Bütün yılın biriktirdiklerini sanki bir günde anlatabilecekmişsiniz gibi konuşursunuz. Bitmez hikayeler, anlatılanlar ve yaşananlar ama geçen zamanda eğlenirsiniz. Çok mutlu eve dönersiniz. Belki bir kaç gün sonra yeniden buluşur, kaldığınız yerden devam edersiniz =)))

İstemem çünkü;
- Hava sıcak oluyo.
- Bütün bir seneyi geçirdiğiniz arkadaşlarınız ayrılmaya başlar, dağılırsınız.
- Bazen seneye yeni dönemde görüşmek için söz veririz ama bu çoğu zaman gerçekleşmez. Sonunu bildiğimiz halde hep aynı şeyleri söyler tekrarlarız.
- Yaz okulu falan olanlar yazın sıcağında derse gitmek işkence olabilir.
- Bir kaç senedir denizden de soğudum. Şu fazla sıcaklar ve güneşin zararlı etkilerinin arttığını artık biliyoruz ve ben bundan çok rahatsız olduğum için kumsalda güneşin altında oturup vücudumu yakmaya niyetim yok.
- Bide bir kaç sene önce başlayan ve benimde gördüğüm bi olay sonrasında denizden resmen soğudum. "Girmesemde olur." psikolojisindeyim.


Bi sürü daha yazabilirim ama şimdilik kısa kesiyim. Şimdilerde bu listenin sanırsam arasındayım. Temmuzun ortasına kadar İzmir'de olcam. Sonrasını bilmiyorum. Bi kaç düşünce var ama daha uygulamaya geçilmedi. Bakalım, görücez.

27 Mart 2010

Alles Gute zum Geburtstag!

25 Mart günü 18'i bitirdim ve 19'a girdim ya da nasıl diyorlar, 19'dan gün aldım =))) şuan tarihe bakınca 3 gün almışım =)) "yaşlanıyor muyum ne?? ;))" dedim gece gece kendime...=)) artık bi daha "17 17" tarzı şarkılar bana hitap etmiycek ya da "18'lik çıtır" laflarını duymucam. “koca bi dingil oldum” diyebilirim =) bundan sonraki yıl ise 20 olup, bi 10 sene 2 rakamını kullanıcam.10 yaşıma bastığımda da içimde böyle saf bi düşünce, sevimli bi heyecan, muzurca bi gülümse olmuştu.24 Mart, saat 00.01 olduğunda kendime aldığım hediyeyi açtım.gizliydi ama benimdi o hediye. ilk yazımı yazdığım ama burda yayınlamadığım ve saklı tuttuğum düşüncelerimin olduğu bi defterdi bu. aldım,baktım,okudum.ardından,eski bi defter geldi elime, çekmeceyi çekince…eskilerden, hemde çok eskilerden kalın bi günlük...her günü yazmışım ve her günü sığdırmışım o küçük satırlara...yazıma baktım, süslemeleri inceledim sonra ise okumaya başladım. sanki başkasının gizli anılarını ele geçirmiş gibi hissettirdi bu bana. kalbim bir anda hızlı bir şekilde atmaya başladı, elim ise sanki buz kesti.ilk sayfayı açtım.bi tek masa lambasının ışığı vardı odada.başka bir ses ya da müzik yoktu fonda.okumaya başladım. her cümlede ve tarihte biraz daha duygulandım. çok şey yaşamışım bu geride bıraktığım 18 yılın sonunda. aşk girmiş hayatıma, ihanet, yaramazlık, hayal kırıklıkları, bazen umutsuzluk, bazen de sonu gelmeyen maceralara atılmışım.bazen yalnız olmuşum yaşadıklarımda, bazende etrafımdakileri sokmuşum olaya ya da olaylara...karşı gelmemişler. hep bana güvenmişler.bazısı karşılıksız sevmiş beni, bazısı da çıkarları için... hemen anlayamamışım hissettiklerimi o kişilere karşı.güvenmemişim hemen.tutmuşum kendimi, saklamışım sırlarımı.aklımdan geçenleri akşam olunca da kağıda geçirmişim. uzun olanları ise bu deftere…tepesine yazdığım tarih ise canlı tutmuş olayları.her okuduğum günün cümlelerinde yaşadıklarım canlandı gözümün önünde."iyi ki dedim, iyi ki tutmuşum bu günlüğü".bazen "ben nerde hata yaptım" diye düşünürüm.buldum bütün cevaplarımı.eskimedi anılar ve kırgınlıklar.küstüklerimi de yazmışım bu deftere hem de gün gün.sonunda ise, haklı mıydım ya da haksız mı bunların hepsinin cevabını buldum okuduklarımda.ilham oldu aslında şimdi yazdıklarıma ve bundan sonra yazacaklarıma.

Çocukluk, ilk gençlik ve şimdilerde ise sadece gençlik dönemimi yaşıyorum.yaşadığım olayları okurken şunu fark ettim: her zaman oyunu çok severdim ben.-ki hala severim.-annemi kızdırınca evin bi köşesine saklanırdım.beni bulamazlardı.sakinleşince bi şekilde çıkar, odama gider uyurdum.gün çabuk geçsin diye.o gizli yerim ise masanın sandalyeleriydi.boylu boyunca yatardım.annemler beni ararken sadece masanın altına bakarlardı.kimseyi göremeyince de giderlerdi ama ben sandalyenin ayaklarında değil üstündeydim.masa örtüsüde kapatırdı beni ve tam kaçılacak yer olurdu.oyunu kuralıyla oynaması severim ben mesela strateji yapmayı…karşımdaki ne düşünüyo ya da bir sonraki adımı ne acaba demeyi severim,düşünürüm.olasılık hesabı yaparım, adımlarımı sağlam atarım.mesela, bilirdim yani annemlerin sadece aşağı baktıklarını.saklambaç oynarken bile kaçacak, saklanacak yerleri iyi buluyordum.pek yer değiştirmezdim çünkü kimse gittiğim yeri bulamazdı.renkli istop oynardık ilkokulda. ben hep renkli giyinirdim ki bütün renkler üstümde olsun diye.yıllar geçtikçe bu örnekler değişti ve gerçek hayat oyununda bana yardımcı oldular.bu aralar profesyonel olma yolunda ilerliyorum galiba.kurallar, oyunlar, saklanmalar, kaçmalar, koşuşturmacalar ve tabi yoran hayat temposu...kaybettiklerim oldu bu yolda.kaybederken çok üzüldüklerim ve ben olaylar olurken bitmesin dedim, kimse gitmesin...ama elimden hiçbir şey gelmedi bir anlık hatayla kaybettim onları.çok üzüldüm ama şimdi hepsi bana ilham oluyor,sanal bir dünya yarattım onlara ve anılarımda kalan sözlerini, davranışlarını harmanlıyorum ve yazıyorum.kendimi de katıyorum bazen ama hikayenin baş kahramanını o dünyadan seçiyorum.keşke’lerim hiç olmadı mı sanıyorsunuz??? Tabi ki de oldu ama yaptıklarımın sonucunda değil, ben sadece yaşanmadan önceki belki de “tanışma aşaması olmasaydı keşke” dedim. bir kişiyle tanıştım, hayatım mahvoldu.onu silmek için çook zorlandım,uğraştım hatta kendimden ödün bile verdim, hasta oldum ama sonunda kendime döndüm.işte o zaman “keşke” dedim. “keşke tanışmasaydım seninle.nerden girdin hayatıma?”onu listelerden silerken içim hiç burkulmadı ya da barışmak için çaba sarf etmedim.hayatım boyunca onun adını anmıcam -ki bunu 3 senedir başarıyla yapıyorum-. arkasından da kötü konuşmadım, kendi akışına bıraktım, yaşananları ve söylenenleri...en yakınım dediğiniz insandan ihaneti ve terkedilmeyi yaşamak insana çok koyuyo. ben bunu o günlerde anladım.ilk kez tattım bu duyguyu ve o günlerde bunun etkisinden kolay kolay kurtulamadım.hayatımda ilk kez, işte o gün eve gelip ağladım .ben pek ağlamam. bir kaç gözyaşı dökülür gözlerimden işte o kadar ama gün gerçekten hıçkıra hıçkıra, kendimi yora yora ağladım.durmak istedim duramadım.yüzümü yıkadım ama her gözümü kapatışımda o sahneleri gördüm ve gereksiz bir şekilde sarf edilen sözler geliyordu kulağıma...yatamadım, kalkamadım.o günleri hiç sevmedim.günlüğümde bir tek o günler yok zaten.yazmamışım.bir daha bakıp hatırlamamak için.iyi de yapmışım.şimdiki düşüncelerim ve olgunlaşmam o günler bittiğinde başladı.

bir gece de büyüdüm ben.

bir gecede değiştim.

şimdilerde 19 oldum, Evet...şöyle bir genel hayatıma bakınca;

-istediğim gibi yaşıyorum, mutluyum, sağlıklıyım, sevdiğim 2 tane hayvanım var ve evet, keman çalıyorum, istediğim üniversitenin istediğim bölümünde okuyorum, çiziyorum, dikiyorum ve giyiyorum, ailemle yaşıyorum, güzel şehrim İzmir’deyim, buradan ayrılmadım ve şimdilerde hala keşfetmemiş yerlerini keşfediyorum…


aslında bu yazıyı 24 Mart’ın gece yarısında yazmak istemiştim ama yorgunluktan uyumuşum...

=)))


4 Eylül 2009

Cemiyette Pişiyoruz

Bu manzarayı, havayı, saatleri çok seviyorum. Bi tarafımda canımın içi, diğer tarafımda ise bitanem kolkala vermişiz oturuyoruz. Sıkıcı saatlerden sonra kendimize biraz mola vermişiz. Mutluyuz ee bide huzurluyuz tabi =) Dert yok, sıkıntı çok modundayız biraz aslında =)

Yavaş yavaş muhabbet başlıyo, rahatlamada denebilir buna tabi. Eğleniyoruz, kopuyoruz. Canımın şakalarını özlediğimi anlıyorum eğlenirken. Onun tarzını bildiğimden yabancılık çekmiyorum. Güldürürken insanın gözünden yaş getirmesini ii biliyo hem de bunu çok da iyi yapıyo.

Seni seviyoruz.

Çerez satan çocuk biz de galiba potansiyel görüyo ve satışa geliyo. Nasılsa ondan bir avuçluk alıp muhabbete devam ediyoruz. Çok eğleniyoruz.

Anılar, konuşmalar, espriler...

Sonra bu anı ölümsüzleştiriyoruz. Çekerken bile hala gülüyoruz =) Ömrümüz ya uzun olacak ya da akşama ağlıcaz düşüncelerine inat daha çok gülüyoruz =)) Yürümeye başlıyoruz kordonda konuşa konuşa. İnsanlar kim bu deliler dercesine bize bakıyo. Çok seviyorum böyle bakılmasını bize. Daha çok utandırıyorum onları ve kaçıyorum ardından =) (özür dilerim arkadaşlar ama o an ki surat ifadeniz çok güzeldi. Garsonların bizi kovmasına çok az kalmıştı. Beni seviyorsunuz biliyorum. Bu çılgını ancak siz durduruyorsunuz. Zaten benden kaçamayacağınızı da biliyorsunuz).

Konağa kadar yürümüşüz. Yorgunluktan hiç ses yok ama. Kemeraltı’na giriyoruz amaç kaybolmak =) Kaç senedir Kemeraltı'nı öğrenemeyen gruptanız çünkü =) Bu geleneği bozmuyor ve dalıyoruz Arnavut kaldırımlı sokaklarına. Kuşları besliyor, boncuk bakıyor, çeşmeden su içiyor, deniz ürünlerini inceliyor, Şan Sineması'na kadar geliyoruz. Bu sefer kimseye sormadan çıkabiliyoruz (İlerleme var).
Saat Kulesi’nin önünde turist gibi geziniyoruz. Birimiz Almanca diğerimiz İngilizce ve Fransızca konuşup bakışıyoruz. Kırocanlar buluyoruz etrafta daha doğrusu onlar bizi buluyo =/ Ama canımın içi hemen koruyo bizi. Görevi buymuş gibi.

Bu macera metroda da devam ediyo. Bilerek ve isteyerek kalabalığa dalıyor ve ortaya çantalarımızı atıp yere oturuyoruz. Gene manyak gözüyle karşılanıyoruz. Sorunu olan bizmişiz gibi bakıyolar. Kuralların içinde boğulmuş insan toplulukları! Metro gelince de biniyoruz (Metrodaki görevli bile fark ettiyseniz bize bulaşmadı.). Bunu hep yapalım =))Akşam istasyonda yollarımız ayrılıyor.

Gün bitti ama bugün hafızamızda kazılı kaldı. Size son sözüm (siz anlarsınız)
“PERHAPS PERHAPS PERHAPS”

Xoxo Sizi çok seviyorum.