doğum etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
doğum etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Mart 2015

İyi Ki Doğdum!


Güzel bir gün olsun. Hem de en güzelinden. İş için yorulayım ama eve geldiğimde huzuru bulayım.

Bugün benim doğum günüm!
25 Mart 2015.
Doğduğum yıl 25 Mart 1991.

24 yıl olmuş. Koskoca 24 yıl. Yaşlanıyorum be genç! Hayat hızla akıp gidiyor baksana. Bir sene olmuş mesela ben burada çalışalı. Neler sığdı, neler sığdırdın diye sorsana bana şu 24 yıla?!
Aşklarıyla, acılarıyla, stresleriyle, panikleriyle, kayıplarla, sevinçlerle, mutlulukla, kahkahalarla, gezmelerle tozmalarla, eşek gibi çalışmalarla, yeni yerler ve yeni tatlar kültürler öğrenmeyle, parayı harcamayla, para kazanmayla ve paranın kıymetini anlamakla, sevgiyle, ayrılıklarla, sevişmelerle, öpüşmelerle, okuldan kaçmalarla, dersi ekmelerle, yalanlarla, gerçeklerle, sizi keşfetmeyle ve yazmayı kendim için terapi olarak görmemle ve bunu benimsememle geçen koskocaman 24 yıl!

Kendimi seviyorum.
İşimi, mesleğimi seviyorum.
Ailemi seviyorum.
Hayvanları seviyorum.
Sporu seviyorum.

Şimdii kutlamaları alayım.
Ahahaha =)))


xoxo

22 Mayıs 2013

Kaybettik…


Merak eden bir kesim var mı bilmiyorum ama bunu yazıp paylaşmak ve sizin de bilmeniz en doğal hakkınız diye düşündüm. Her yazdığım yazımın devamı oluyor, olaylar bitmiyor ve tabi hayat son hız akmaya devam ediyor. Kendime gelmem bu sefer çabuk oldu. Çabuk oldu diyorum ama kaç gün sonra bu yazıyı yazabiliyorum, orası ayrı konu.

ROZA düşük yaptı! Daha doğrusu düşük yapmış! Yazlıktan bütün hafta haber alamayınca aslında anlamıştım bir şeylerin ters gittiğini. Cuma olsun dedim, hemen gideceğim ve cuma oldu gittim. Ne ROZA vardı ortada ne yavrular nede yavrularını doğurmak için hazırladığı yerde hareketlilik. Gece kimseyi de bulamayınca sabah ararım dedim ve sabah olunca ROZA bahçedeki yuvasında yatıyordu. Karnı küçülmüştü ve bana bakıyordu. Direk başını bacağıma yasladı ve beni sev bakışı attı. Onu sevdikçe beni özlediğini fark ettim. Bana ihtiyaç duyduğunu ve benim onu sevmemle rahatladığını. Yavaş yavaş gözlerini kapattı ve uyudu. Bende o uyuyunca kıpırdamadım. Belki de kaç gündür huzursuzdu, uyumuyordu, o birkaç dakika en huzurlu anıydı. Hiç ses etmedim, bölmedim ve o uyurken onu okşamaya devam ettim. Başını, göğsünü, sırtını, belini sevdim sevdim sevdim… Uyandığında ilk beni gördü. Yanındaydım ve yeniden uyudu. O gün bahçede ben iş yaparken hep bana baktı. Arada yanıma geldi ama daha çok gölgedeki yatağına uzanıp hep beni izledi. Çamların arkasına geçip görünmediğimde direk yanıma geldi. Birinin size ihtiyacı olduğunu anlarsınız, ROZA’nın da bana ihtiyacı vardı. O gün onu taradım ama yıkamadım. Pasaklı kızım benim suyu sevmez çünkü. Taratır kendini sonra çimenlere yatar yatar debelenir ve üzerine yapışan otları ayıklatmak için gene gelir önüme. Gene aynı şeyleri yapınca onun kendine geldiğini fark ettim. Ertesi günde ara ara gitti geldi kendini sevdirdi sonra yeniden gitti ve geri geldi. Geceleri bizimle kaldı.

Üzüldüm. Yavruların doğmayışına değil, ROZAmın haline. En büyük dileğim doğum sırasında ROZA’ya bir şey olmamasıydı. Ve olmadı. Napalım?! Ben ROZA’yı kısırlaştırmak istiyorum ama çevrem daha bu fikrimi bilmiyor. Belki bir doğum daha şans verebilirler ama ben onun bu şekilde yaşamasını istemiyorum. Onun dişi haline acıyorum desem tam karşılığı olabilir.

Şimdi İzmirdeyim ve haftasonu ne yaparım bilmiyorum. Gider miyim kalır mıyım? Finallerime iki hafta kala o kadar yoğun derslere odaklandım ki akşam yemeğini yemiyor paso notlarımı temize çekiyorum. Dönem biter bitmez stajıma da başlıcam. Bütün bu yoğunluktan kaçma yolum ise bol bol spor yapmak, aklımı bu şekilde boşaltmak. Terledikçe stresini atan, rahatlayan belki de mutlu olan biriyim ben.

Sonuçta hala hayattayız ve hayat devam ediyor.
Sevdiğini göstermek sadece dokunarak hissedilebilirken, yanında olmak konuşmadan aynı yola çıkmaktır bence.

25 Mart 2013

Gün Devam Ediyor

Gün daha bitmedi biliyorum ama yazı yazmak istiyorum.
Biraz içimi dökeyim bakalım.

Beklediğim kişiler hala aramamışken beklemediğim kişilerin hepsi aradı. En yakının olanlar zaten yakınındaysa, bendeki bu bencilce düşünceler ne o zaman? Dünyaları dolaşan, özgür olan herkes yanımdaymış, öyle diyorlar.

Konuşmalıymışım.
Söylemeliymişim.
Neden neden olmayan bir şeyin üzerine gidiyim ki?

Bu gün şunu anladım; kimseye doğum gününü söyleme!

Söylemeyeceksin ve hatırlanmasını bekleyeceksin. Kendi halinde kalabilirsin. Senin gösterdiğin sevginin gramını göremeyebilirsin. Üzüleceksin ve ben, gün daha bitmeden bunu anladım. Her sevdiğim erkekten neden ayrıldığımı kavradım. Doğum günümü önemsiyorum ben! Hem de çok önemsiyorum. Yılın bir gününde özel hissetmek istiyorum. Bencilce ama istiyorum işte. Hediyeler istemiyorum. Sadece aranmak istiyorum. Bana telefonumdan ulaşabilecek kişiler varken faceden kutlamalarına gerçeği söylemek gerekirse sinir oluyorum. Telefonumdan ulaşamayacak olanlar için bir şey demiyorum ama ulaşabilecekken faceden iki cümle?! Çok tuhaf ama not aldım bunların hepsini. Ki ben arkadaşım dediğim insanlar için sürprizler hazırladım, hediyeler aldım, hepsini şaşırttım ama sonuç? Günün sonunda insana seni takmıyoruz, belki de saymıyoruz mesajı verdiler.

Çok teşekkür ediyorum hem de hepsine!

Yıllarca yaşadığım insanlar, bunu bana yapanlar. Çok bozuldum, çok kızdım. Bunu unutmamaya karar verdim. Ne sürpriz yaparım ne parti hazırlarım ne de milleti toplarım. Benim koşuşturmamın birazını toplaşıp yapsalar affedicem ama fark etmediler biliyorum. Bu hayatta politik olmak lazımmış. Sonra ben gider topluca arayalım, uykusundan uyandırıp şarkı söyleyelim bla bla!..

Aynı gün mü herkesin işi çıkar, aynı gün mü herkes kaybolur ve aynı gün mü dersleri yoğundur bu insanların?! Evet, sitem ediyorum. Yazımı okuyan herkes üzerine alınabilir.

Git ara Z.S.
Ayıp olmasın,
O senin kuzenin Z.S!
O senin akraban Z.S!
O senin arkadaşın Z.S!
O senin sevgilin Z.S!

Peki, ya bu Z.S için siz ne düşündünüz? O kadar kızdım ki size, hepinizi toplayıp bir çuvala koymak ve ardından denize atmak istiyorum. Akrabaymış, arkadaşmış ya da sevgiliymiş artık umurumda değil! İlişkilerdeki soğuk tavrımı sorgulayanlar vardı. Tepki oluşturanlar. Her sene farklı bir doğum günü yaşıyorum. Susuyor ve izliyorum. Bugün bölümden bir arkadaşım, neden doğum günüm olduğunu söylemediğimi sordu. Söylemem. Artık ilkokulda değiliz ki. Face diye bir şey var. Nasıl olsa oradaki uyarıyı göreceksin. İlkokuldaki doğum günü kutlamalarımı özledim. Sınıfça sözde sürpriz yapardık. En uzun teneffüste sınıfça “Peki & Gazoz” alır gelirdik. Herkes Pekisinin yarısını doğum günü çocuğuna verirdi. Ne kadar masumca, ne kadar saf bir kutlama. Paramız ona yeterdi. O ikisini almak lükstü ve o lüksümüzü paylaşırdık. Yarım pekiyimizle doymazdık ama gene de paylaşırdık. Doğum günü çocuğu olarak da hepsini yiyemezdin zaten. Sende dağıtırdın ve öyle geçerdi =) Güzeldi hem de çok güzeldi.

Öyle işte. Gün biterken ve akşam olurken tek istediğim arabaya binip yollarda gezinmek.
Telefonumu da evde bırakayım.
Gece yarısı olunca da faceden kutlayanlara cevap atıyım ve…

İyi Ki Doğdum!

Doğum günümü ilk ben kutlayayım istedim. Bugün sabahtan anneannemin aramasını saymazsak (Garibim her sene 23 Mart da kutlar. Bu sefer 24 Mart'da kutladı. Bugün sabahtan arayınca ve bende duymayınca bir şey oldu sandım. Hiç aklıma doğum günüm gelmedi. Ben bile unutmuşken anneannemin hatırlaması ilginçti #) ) bu yazımı yayınladığım andan itibaren evet ilk kutlayan ben olcam =)

En büyük beklentim şu an saatler gece yarsısı 00.01 olunca birinin bana mesaj atması. İlk dakikalarında kutlayan insanları hep sevmişimdir (Bir mesaj bu kadar açık verilmez.). Çünkü bende genelde öyle kutlarım. Sırf bunun için yarıştığım, uykusuz kaldığım geceleri saymıyorum bile. En sinir olduğum ise ben böyle mesaj atınca sadece “Teşekkür ederim Z.S.” diye geri dönenler. Öyle diyenleri artık bu şekilde kutlamıyorum.

Kim derdi ki yıllar sonra doğum günümü ilk ben kutlucam diye.
Yaşlandım mı yoksa büyüdüm mü, noldum ben şimdi?!

Hey dostum, yıllar çok çabuk geçiyor. Yoğun günler, üzüntüler, 2013’ün ilk günlerinden beri aldığım keskin kararlar, sevdiğim adamın gerçek yüzünü görmem ve daha nicesi ilk 3 ayımı doldurdu bile. Daha önümde yaşanmamış aylar varken o aylarda neler olacağını kestirmeye çalışıyorum. Mesela bunlardan biri (Size daha önce anlatmıştım PATİ’yi) benim PURSAT, PATİ ile çiftleşmiş. Aman allahım nasıl mutluyum anlatamam. Minicik minicik bir sürü Jr. PURSAT ım mı olcak benim şimdi? Ayy yerim lan ben onları. Sevmekten sevgi pıtırcığı yaparım. Pembe pamuklara sararım da kıpırdayamazlar (Ayı yavrusunu severken nasıl öldürürmüş cümlesini merak edenler, buyurunuz böyle oluyor.). Ne oluyorum ben şimdi anneanne mi hahaha =D =D Yavruları kimseye vermicem. Hepsi benim hepsi benim nihaaa =D Mayıs ayı gibi doğurur diyorlar. Ben ve mayıs ayı! Ay bekleyemiyorum. Bu haftayı sağ salim atlatayım direk yazlığa gidicem. Mamaları, bisküvileri ve vitaminleri doldurcam arabaya, kumsalda koşucam onlarla.

Bu biten hafta (Malumunuz artık yeni haftaya girdik.) neler yaşadım neler ve bu hafta yaşayacağım her şeye geçen haftadan üzerime yıkılan 3 olayımla beraber başlıyorum. Bu nedenle bu hafta doğum günü hediyesi olarak kendimi, yazlığa götürmeye karar verdim. Temiz hava, köpecikler, kediler, kuşlar ve bahçe derken orası bana bayağı iyi gelecek gibi görünüyor. Umarım hava, hafta sonu SÜPER olur =)

Çocukken doğum günlerimde hediye alınması severdim. Şimdi sevmiyormuşum gibi bir anlam çıkmasın hala seviyorum ama çocukken alışveriş yapamadığım ve paramda olmadığı için alacaklarımı annem ya da babam alırdı ama artık öyle değil. Bundan herhalde azizim, artık maneviyata yöneldim =)

Ee hadi bakalım kutlamaları bekliyorum. Yaşımı merak eden var mı? Ederseniz sorarsınız zaten =) Neden her yıl doğum günümde duygusal olurum ben? Çok tuhaf bir duygu bu yaa. Düşünsenize anneniz sabahın 09.30’da doğum yapmış yani şu saat itibariyle hala dünyaya gelmemiş oluyorum. Sayılı saatler var falan filan. Uff çok güzel bir şey ya ve çok da mucizevi =))

Öpücükler ve kutlamalar bugünlük bana ;)

20 Ekim 2010

Çoban Yıldızı...




Evet, bugün senin doğum günün ve biz bunu ilk kez ayrı geçirmiyoruz ama şöyle bi fark var, sen artık yoksun aramızda.
Eskiden ayrıda olsak bilirdim senin orda olduğunu.
Gittiğimde görebileceğimi...
Arkamdan çıkacağını...
Bir selamla herşeyin değişebileceğini...
Ama onlar yok artık.

Her gün başka bir acıyla seni hatırlıyorum. yüzümü güldürecek kimseler yok yanımda ya da aramızda geçenleri anlayacak biri.farklı bir his bu...senin olmadığını hatırlıyor ve yeniden ağlıyorum kuzenim.

Yaşarken anıları iade edememek ya da yaşamamak o kadar acı ki.bu yazıyı yazarken gözümün önüne geliyo bütün yaşananlar.

Biliyor musun, dün İzmir'de 2 gün aralıksız yağmur yağdı.
Hemde sabahları gecelere, geceleri gündüzlere bağlayarak.
Bitmedi göklerin sesi, yerlerin sallanması, evleri aydınlanması...
Ben mi??? 
Ben ise ağladım.
Hemde çok.
Biliyorum bizim ağlamamızı istemezsin sen.yüzündeki gülümsemeyle hatırlamamızı istersin ama öyle olmuyo işte.
Her yağmur bize seni hatırlatıyo Arif.
Her gürleme ya da ışık...
Yağmurun eski zevki yok artık hayatımda.
Üzüntü ve acı veriyo bana.
Ellerimi açıp damlaları hissetmek istemiyorum.
Bunu yapmak bana seni hissettiriyo.
Yağmur yağarken de kaçtım.kimden ya da senden mi bilmiyorum ama kaçmak daha doğru geldi bir an.
İndirdim panjurumu.
Çektim perdemi.
Kafamı dağıtmak istedim ve ders çalışmaya çalıştım ama olmadı.

Bilgisayara girdim ama elim senin sayfana gitti.yazıları okudum, tekrar resimlere baktım ve yeniden geçmişimizi hatırladım. Tabi tekrar kötü oldum. Kitap okumak bile iyi gelmedi bana.

Sonunda içtim...içtim ki kafam dağılsın.
Sonrada ağladım.Dayanamadım, açtım perdeyi ve panjuru...izledim yağmuru. her bir ışıkla biraz daha ağladım.boşalttım içimde birikenleri. rahatladım mı hayır.
Bugün senin doğum günündü.biliyorum ama sayfanı açamıyorum. onun yerine sana şarkı gönderdim.

Teoman - Çoban Yıldızı...

Sana o kadar yakışan bir şarkı ki bu, bence aynı seni anlatıyo.

2 gündür aralıksız yağan yağmur bugün durdu Arif.
Senin için durdu.

Sabah evden çıkarken yeniden dinledim bu şarkıyı.
Okulda ise aklıma geldi ama tuttum kendimi.
Sahte gülümseme yerleştirdim yüzüme ve hayatıma devam ettim.
Kimsenin bilmesini istemedim.
Sorular sorulmasın, teselli edilmesin istedim.
Yaşadıklarım bana kalsın, anılar benim olsun.


Arif, seni unutmayağım.
Sen benim kuzenimsin belki ama aslında abimsinde.
Çocukken yaptığımız yaramazlıkları da unutmayacağım.

Bir arkadaşım, en yakın arkadaşını kaybettikten sonra şöyle demişti bana: O günden sonra hayatı 2 kişilik yaşamaya başladım.
Bu kısa zamanda o kadar çok kişiyi kaybettim ki Arif, artık kaç kişilik yaşıyorum bilemiyorum ama onların arasında en önemli yeri sen kaplıyorsun.

Sana en yakışan şarkı olan Çoban Yıldızı'yla arınmak istiyorum.
Gözlerimin dolmasına bakma sen.
Gene duygusallığım tuttu işte...