vize etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
vize etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Aralık 2013

Hey Merhaba!

Hey millet nasılsınız bakalım?

Evet, farkındayım Blogumu şu bi kaç haftadır çok boşladım. Sadece telefondan girip yeni postlara bakıyor, sağı solu kurcalıyor sonrada kapatıyorum. Bunların hepsi vizelerim yüzünden. Ama daha fazla dayanamadım ve bunu sizinle paylaşmak istedim. Yani sizi unuttan bir Z.S falan yok ;)

Yarın son sınavım var ve en çok korktuğum dersten. Ders kolay gibi olsa da ne sorar, nasıl bir sınav yapar bilemediğim için içim içimi yiyor. Bana şans dileyin.

Yarından sonra geçmişte yazdığım yazıları teker teker yayına sokucam veee Aralık ayının ilk günü!!! Günler ne çabuk geçiyor yahu =) Kasım ayını nasıl yaşadık hatırlamıyorum bile?! Bi bakmışız Aralık oluvermiş sonra da 2014'e girişimizi kutlarız ve siz sağ ben selamet ertesi gün kafalar bi güzel uyanır, "Dün naptım ben yaa?" deriz. Neyse efenim o günlere daha çok var.

Benden şimdilik bu kadar. Hiç böyle bir yazı yazmamıştım biliyorum ama herşeyin bir ilki varsa bu da bu konu da bir ilk olsun.

Günaydın ve İyi Pazarlar

xoxo

9 Temmuz 2013

Bumerang Deneyim Günü …1


Geçen hafta tam leyleği havada gördüm. Bir sırt çantasıyla oradan oraya yol aldım durdum. Geçen hafta annemler işten izin alıp yazlığa gitmiş, bizde abi kardeş evde yalnız kalmıştık. Zaten ben işten çık eve gel, yemek ye derken genelde sızıyordum. Salı günü ise dışarı çıkmış gene eve geç dönerek sınırlarımı zorlamıştım.

Perşembe günü işte yoğun olduğum hatta paketlemeye yardım ettiğim sıralarda telefonum çaldı hem de uzun uzuunnn. Önce çok takmadım ama bu aralar vizeydi, belgeydi derken o kadar çok aranıyorum ki herhalde önemli değip açtım. Ama gürültüden bir şey anlamıyordum ki. Ahmet Bey’den izin isteyip sessiz bir yer buldum ve konuşmaya başladık. Bana Bumerang Deneyim Gününden, Alaçatı’dan, rüzgâr sörfünden ve tabi Bora KOZANOĞLU’ndan bahsetmeye başladı.  İş yorgunu afalladım, anlayamadım derken “Sizde katılmak ister misiniz?” Sorusuyla kendime geldim. “İyide ben yarışmaya katılmamıştım.” dedim. Onlarda bana davetli olarak yazılarımı beğendiklerini ve bu şekilde katılabileceğimi söylediler.

Nasıl sevindim anlatamam =))

İşin aslı yarışmaya katılmak istemiş ama iş yorgunluğundan yazı yazacak zaman bulamamıştım. Kabul ettikten sonra odadan çıkışım ve işletmeye bir koşuşum vardı ki görmeliydiniz =) En son böyle vizemi aldığımda sevinmiştim ;) Bu gazla bütün işleri yaptım, bitirdim. Enerji patlaması yaşadım hahaa =))

Cuma abim işten çıkıp annemlerin yanına yazlığa gitmişti. Bende o gün işe sırt çantamı alıp gelmiş ve iş çıkışı İzban - Otobüs (1 saat 15dk) yapacaktım. Son duraktan da annemler beni alacaktı. İyi güzel çıktım işten, bindim izbana. Sonra otobüse bincem ana otobüste “SERVİS DIŞI” yazıyor! Allah dedim yolculuk nasıl başladı?! Şoförde bir yandan binin binin yok bir şey diyordu. Baktım millet biniyo bende bindim. Binmemle arabanın 5 defa stop etmesi, garip sesler çıkarması ve titremesi bir oldu. Millet kelime-i şehadet getirmeye, korkmaya başladı. İncez inemiyoz da şoför oturun diye baskı yapıyo! Hayatımda şoför baskısı da gördüm ya artık gözüm açık gitmem #) Neyse efenim biz zarda zorda olsa yola çıktık ve işte o bitmeyen virajlar, bitmeyen duraklar başlamış oldu. Tek tesellim yarın Bumerang Deneyim Gününe gidecek olmamdı. Derken son durağa geldik. Otobüsten bir ben indim birde yakışıklı! O bana bakıyo ben ona, annemler ortada yok.

Boş yol boş durak!

Annemleri arıyorum telefonları meşgul! Başladı mı bende bir tırsma hali derken bir araba gözümü alırcasına yanaştı. Annemler sandım ama değilmiş yakışıklıyı almaya gelmiş. Çocuk arabaya bindi ve içinden “Ömür Beldesi’ne mi gideceksiniz?” diye soran yakışıklının kafası göründü.

Hazır olun benden çıkan cevap: Evet gidiyorum!

Bunu dedim ve “Sizi bırakalım.” teklifine “Annemler beni alacaktı ama ulaşamıyorum.” cevabından sonra her kibar kızın vereceği tepkiyle zahmet olmasın değip araca bindim! Yolu yarılamışken anneme sonunda ulaştım ve annemin “Nerdesin şimdi?” sorusuna yakışıklının babasına “Eğilip kimsiniz, isminizi öğrenebilir miyim?” dedim (Bunu şimdi mi soruyorsun hem de arabaya bindikten sonra diyebilirsiniz haklısınız. Adrenalin bana yaramıyor bazen. Bide anneme adamı tarif etsem annem nasıl bilecekse artık.). Veee Bey amca bizim oradaki en bilinen sitenin başkanı çıktı! Bula bula başkanı, oğlunu ve arabasını bulmuş, binmiş eve gidiyordum. Yarı yolda annemler bize yetişti ve ben araçtan indim. İnene kadar isimlerini, evlerini, yaşlarını çoktan öğrenmiş benim bilgileri de vermiştim. Eve gel, sarıl, otur bir haftayı anneme 30bin kelimeyle anlat derken çok geç olmadan yattım ve sabah 5:30’da kalktım. Neden çünkü İzmir Cumhuriyet Meydanı’nda sabah 10:00’da Bloggerlar olarak buluşcaktık. Gene son durak oradan otobüs - izban ve 09:30’da İzmirdeydim.

Nefis bir espressodan sonra başladım beklemeye… 

20 Nisan 2013

Yunus GÜNÇE - Kafamda Böcekler Var

“Yunus GÜNÇE” de ve dur orada!

Bu adamı ilk çıktığı zamandan beri takip ediyorum. Tamam, araya birkaç benim kendimde olmadığım yıllar girmiş olabilir ama genele bakarsan seviyorum len bu adamı.

Bi kere kendinden emin halini seviyorum.
Koç burcu erkeği olmasını seviyorum (Bende Koç Burcuyum.).
Kendisinin de dediği gibi bu alemde olup “Part time” “Butik ünlü” olmasını seviyorum.

İsyanlarda değil ya da isyanlarda ama kendinden emin bir şekilde her sözünün arkasında. İşin en güzel yanı adam çatır çatır aklından geçenleri anlatıyor. Çekinmiyor, konuşuyor. Alem FM’de radyo programı yaparken de oturup (Ders çalışmıyordum o günler, itiraf!) bitene kadar dinlerdim, twit atardım falan filan. Hatta İstanbul'a gittiğim zaman gösterisini izleyememiştim. Vee sonunda o beklediğim an oldu ve dün Yunus, İzmirime geldi. Ben gene onun olduğu saatte ders çalışmadım ve aylar öncesinden biletimi aldım. Vize haftamın tam ortasında, eğlence günü olan cumada onu görmeye gittim. Ouvv çok güldük, çok eğlendik, izdihamdan içeriye giremedik hohoo ;)

Öncesinde ise abimle buluştum. Tabi o işten çıkıp geldiği için karnı açtı. Çocuğu Yunusu görcem diye iş çıkışı direk Küçükpark’a getirtmişim ee aç aç gösteriye götürmek olmazdı. Hemen onu  Bisquitte’e götürdüm. Seç dedim beğen. Biz ne zaman bir araya gelsek hep yeni bir şeyler yiyip içip denemek isteriz. Bu seferde öyle yaptık. Önce Köri soslu bir yemek beğendi. Yok dedim sen köriyi beğenmezsin, başka bir şey seç. Bu seferde Rokfor soslu bir yemek beğendi. Düşünüyorum düşünüyorum Rokfor sos neydi diye. Sonunda garsona sormaya karar verdim ve sorduğumda garibim bugün işe başlamıştı, bilemedi. O başkasına derken sonunda yemeği yapanı çağıralım dediler =) Nasıl bir sos dedim. Rokfor peyniriyle yapılıyor dediler. İyide o nasıl bir peynirdi?! Hatırlasam sormam dimi (Bu konuda cahil kaldım napak.) derken kız, tuzlu bir peynir dedi. İyi tamam dedik hadi deneyelim. Ölmeyiz sonuçta (Ölmeyiz sonuçta! Yemeden önce dediğimiz cümleye bak hehee) . Önümüze gelince şöyle bir baktık ve abimin ilk cümlesi “Bu gri” demek oldu. Bence yeşilimtıraktı derken afiyet olsun yedik kalktık. Kalkarken garson bayana ve kasada durup yemeği yapan kıza “Elinize sağlık güzel olmuş, beğendik.” dedim. Mutlu oldular ya valla o anki yüzlerinde gördüğüm ifade çok hoştu =)) Geç kalmayalım diye konuşa konuşa Yunus’un sahneye çıkacağı kafeye geldik ve ana! içerde kimse yoktu. Garsonlar bizi kapıda karşıladı desem yeridir. Ayıp olmasın diye ortalara oturduk ve garsonların “İlk siz geldiniz, en öne oturun.” demeleriyle (Bana kalsa sahneye otururdum da yapmadım.) bir sıra arkaya oturduk. Daha fazla dayanamadım ve abimden “Rokfor Peyniri” neymiş bi netten bakmasını istedim.

Abim: Anaammm! Z.S, bence bakma!
Z.S: Noldu? Ne çıktı? En fazla küflü peynirdir.
Abim: ..?
Z.S: Hazırım. Göster şunu.

İşte o an onu gördüm. Özel küflü peynirdi yediğimiz. Sonrası araştırma ve bol kahkaha sonucu bakışmalar =) “Hep böyle oluyo Z.S. Senle ne zaman yeni bir şey denesek böyle bir şey çıkıyor!” Sanki suç benim (Evet benimdi. Gaza getirdim çocuğu. İnsanlar benim yanımda benden güveni ve desteği alıp yeni bir şeyler denemek istiyorlarmış. Çok ilginç çünkü ben böyle bir şey demiyorum #) ). Yemeği yapan kız bize küflü peynir deseydi eminim abim sipariş vermezdi. Ondaki o bakışı görünce demediler bence ;)

Yavaş yavaş insanlar gelmeye başladı ve derken bir anda kapı açıldı ve karşıma kirli sakalı, sırtında sırt çantasıyla Yunus GÜNÇE çıktı! Allahım böyle zamanlarda kendime hayran kalıyorum. Normal insanlar napar? Fotoğraf çektirebilir miyiz, imzanızı alabilir miyim, şaşkınlıktan afallamalar vb. ama ben naptım sadece gülümsedim ve bakış attım! Bu! Yani başka bir hareket yok!  Sahneye çıktı ve başladı gösteri derken saatler ilerledi. Cuma gecesi, vize haftam ve bütün sabahki sıkıntılarımdan arındım. Çok güldüm, çok eğlendim bak bir daha söylüyorum. Gösteride şunu anladım; benden daha hayran olanlarda varmış. Hele gösterinin ortasında ön sırada oturan kızın bir anda Yunus’un fotoğraflarını çıkarıp ona göstermesi tam bir olaydı. Yunus’unda şaşırıp “Yoksa evinde benim fotoğraflarımın olduğu bir odan mı var?” diye sormasıyla kafede olan herkesi bir gülme aldı ki anlatamam =)))

Ah Yunus Ahh! Harcanıyorsun adamım başka bir şey değil. Bence oda, dün geceden mutlu ayrıldı. Hele gösteri bitip kimsenin bitmesini istemediği bir an vardı ki oda uzattı zaten.

Gösteri biter, insanlar yavaş yavaş kafeden çıkmaya başlar.
Yunusum napar?
Kapıyı açar ve “Görüşürüz, iyi akşamlar.” deyip uğurlar =))

Sanki ev sahibi biz değil de oymuş gibi oldu =)) Samimi, enerjik ve bakışıyla bunu insana hissettiren bir adam. Özgüveni sağlam ve kendiyle barışık olmayı öğrenmiş.

Yunus, sen İzmir’e sık sık gel. Bu seyirciyi yeniden toplayabilirsin, hiç merak etme.
Yeniden izdihamlar oluşturursun. Yeni bir yıldız doğurtur ve Stand-up a yeni bir soluk olursun hohoo ;)

17 Şubat 2013

Yazmak Ve Paylaşmak Geldi İçimden

  

Sabah uyanmak ve köpeklerle kumsalda koşmak çok güzel bir duygu.
Denizin soğuk olduğunu bilmesem girer, yüzerdim.
Öyle güzel, öyle güzel ki “Gel yüz!” diyor.

Yazın yalnız olduğum zamanlarda sabah koşuya çıkar, arada peşime PURSAT takılır beraber koşardık. Sonra son durak olarak eve uğrar, deniz çantamı alır ve denize direk gidip o soğuk suya dalardım. Spordan sonra yapılan duşum o yüzme olurdu. PURSAT da beni kıyıda beklerdi. Öğlene kadar kumsalda zaman geçirir, öğlen olunca termosumdaki çorbayı içerdim. Günlerimi böyle geçirirken neden sabahları hiç kumsalda koşmadığımızı düşündüm.

Bu hafta sonu yazlığa geldim. Cumadan geldiğim için tek yapabildiğim eve yerleşmek ve benim köpeciklerle gece yürüyüşü yapmak oldu ama cumartesi sabahı olunca bu aklımdaki fikrimi gerçekleştirdim =)) Kalktım, giyindim ve başladım bizim evden koşuya. Cebimde de bizimkilerin çok sevdiği köpek bisküvilerim vardı. Beni görür görmez hemen takıldılar peşime ve ben önden, onlar sağımdan solumdan kumsala gittik. Önce ben başladım koşuya. Sonra bunlarda yanımdan. “Koş koş!” dememle daha da hızlandılar. “Hadi hızlı, hadi hızlı! Koş oğlum, koş kızım!” diye diye kumsalı yarıladık. Kumsalda koşmak o kadar zor ki anlatamam #) Nefesim kesilmese durmazdım. Onlar ise av köpeği oldukları için koş babam koş modun da koşuyorlar. Ben durduktan sonra bi baktılar ben arkada çömelmiş onlara bakıyorum. Dayanamayıp kendimi kumsala attım ve uzandım boylu boyunca. Bir yandan da onların bana geri koşuşunu duyabiliyordum. Yatın dedim, dinleniyoruz.

Daha bunun geri dönüş koşusu var. Öyle ya daha eve de döncez ve zor bir yokuş bizi bekliyordu. En iyi dinlenme soğuk suda olur dedim ve çıkardım ayakkabılarımı, çoraplarımı ve dalganın vurduğu kıyıya yanaştım. Su o kadar soğuk o kadar soğuktu ki ne yorgunluk bıraktı ne mayışıklık.

Biraz beklerseniz soğuğa alışırsınız.

Bizimkilerde hemen patilerini soktular. Güven mi veriyorum, napıyosam artık =)) Sonra yeniden ayakkabılarımı giydim ve “Hazırsanız başlayalım.” dedim. Birkaç ödül bisküvisinden sonra hazır olmasalar şaşardım =)) Hemen başladım yandan yandan koşmaya. Bunlarda bir tempo benimle beraber derken gene hızlan, koş komutlarıyla coştuk. Ardından eve kadar yeniden koştuk ve eve geldiğimizde ben kendimi koltuğa bırakıp kana kana su içerken onlarında durumu benden farklı değildi. Tek farkımız benim kendime gelmem yarım saati bulurken, onların beş dakikada bitti =)) Hayatta av köpeği olmak varmış arkadaş. Öğleden sonra yeniden tekrarladık bu durumu.

Hep istemişimdir köpekle kumsalda koşmayı ama hiç yapmamıştım. Çok güzel bir duyguymuş. Tavsiye ederim ;) Bu hafta sonu ayrıca onlara komutta öğretmeye başladım. Neden bütün bir yaz denemedim hiç bilmiyorum. Herhalde aklıma gelmedi. Hele bir tanesi var (Yazlıktaki görevlimiz bizim PURSAT’a dişi, aynı cins bir başka köpek daha getirmiş. Ona da PATİ dedim. Neden adını böyle koyduğumu şimdi anlatcam.) fazla cin ama bir o kadarda nazlı. Dün gece kamelyada oturmuş denizi, yıldızları, Yunan Adasını, ayı izliyorum derken geldi bu yanıma ve başını koydu bacağıma (Sev beni demek. Anladım artık yavaş yavaş dillerini.) ve başladım sevmeye. Nasıl aklıma geldi bilmiyorum “Patini ver bakıyım.” dedim. Ana! Seninki hemen verdi. Bir daha dedim bir daha verdi. Ödül olarak bisküvi verdim (Artık bisküvilerle bir yaşıyorum. Köpeğiniz varsa durum böyle oluyor.). Bi daha bi daha derken hem bu alıştı duruma hem de ben =) O günden sonra buna PATİ demeye başladım. Senin adın PATİ olsun =)) Zeki ve cin olduklarını söylemiştim ya, fazla zekiler ama =)) Dün abimle oturuyoruz, ikisi de yanımızda duruyorlarken PATİ, abime habere patisini veriyor ama direk eline, bacağına koluna falan şeklinde. Anlamış patiye bisküvi verildiğini (Çakal) karnı acıktıkça ya da canı bisküvi istedikçe bu hareketi yapmaya başladı.

Çok seviyorum zeki köpekleri. Öyle yat babam yat hayvanı sevmem zaten. Biraz düşünecek, fikir sahibi olacak. PURSAT’ıma (Soldaki fotoğraftaki Pursat) bu gidişimde “Dur, bekle, gel, zıpla, iki ayağının üzerinde bekle” komutlarını öğrettim. Düşünün yani nasıl bir bisküviyse. Abim hatta “Tadına mı baksak, ne var ki bunda acaba?” dedi de merak etmedim değil (Hayır bakmadık tabi ki de. Merak edenlere cevap.).



Temiz havada yapılan spor, köpeciklerimle geçen güzel hafsa sonumun sonundayım. Yarın bölümümde kayıtlar başlıyor sonrası da malum hızlı bir şekilde derslere başlama ve vizeler, finaller süreci. Benim yeniden onların yanına gitmeme kabaca hesaplarsam 4 Hafta var =((
Yarın için iyi dileyelim iyi olsun. Yolunuz açık olsun.
xoxo

6 Ekim 2012

Haftayı Bitirdik


Valla bitti.
Öyle ya da böyle günler geçiyor işte.
Birileri gene evleniyor ve ben ayrılıyorum. Naparsın =)

Aman üzüntüleri geride bırakalım. Haftayı bitirmenin verdiği o mutluluğu hissedelim biraz. Amma yorucuydu ya, uff anlatılmaz yaşanır bir haftaydı. En yakın arkadaşımı bile göremedim. Buluşamıyoruz, buluşmayı geçtim telefonla bile konuşurken derslerimiz denk gelmiyor. Kuzumu aradım da geçen gün dersteymiş. Jelibonum desem oda aynı.

Haftayı gün gün inceleyim, bakalım nolmuş? Hmmm…

*Pazartesi: Kalıp dersinde etek kalıbı çıkarmayı öğrenip bir de minicik etek kalıbı çıkardım. Yetmedi bide onu yapıştırdım. Artık benimde minik bir Barbie eteğim var hehe =)) Termodinamik dersinde tabloların arasında kayboldum ve sonunda baktım dersi takip edemiyorum amaan deyip (içimden de sömürdüm yani. Bu ne bee diyorum. Bu kadar tablo artı ders notları. Sıra yetmedi. Eşyam sığmadı durumları içinde böyle bir anda üstüme üstüme gelmenin verdiği sıkıntıyla patladım tabi içimde) bütün tabloları kaldırdım ve çantanın en derinine attım. Zaten takip mi etcem yoksa yazcak mıyım anlaşılmıyor ki aa durun ya, yazarken fark ettim hoca ödev vermişti #) Resmen ilkokulda gibiyim. Hafta sonu ödevlerim var #) Masama bir kâğıt astım ve aklıma gelen her türlü ödev ya da yapılması gereken iş varsa yazıyorum. Yoksa o kadar beynim dolu ki unutuyorum =// Kafa boşaltmaca yapmam lazım benim acil “SOS” ;)

**AVEA bana heryöne 60dk konuşma hediye etti. Neden etti ve neden ben hiç bilmiyorum. Hoşuma gitti ama kimi arasam ulaşamadım #) İlginç...

*Salı: Makine elemanlarına girdim ve dersten soğudum! Sınıfın gürültüsü mü beni bozdu yoksa hocanın dersteki halimi bilemiyorum. Böyle bir hevesim kaçtı. Geçen hafta o kalabalık sınıfın içinden çıkıp “4 zamanlı araba motorunu” bilmiş birde anlatmıştım. Çıkışta herkes beni konuşuyordu, böyle kabarmıştım falan hehe =)) Olay aslında hocada benceeee. Bir kere adamın boyu uzun (topluca ne alaka çekelim ama durun dostlar söylicem) ve (şimdi söylüyorum) DİK DURMUYOR! Takarım ben kardeşim! O omuz dik duracak (reklamdaki gibi oldu =)) ). Derste ayağa kalkıp böyle sırtına bastırıp göğüs dışarı yapmamak için kendimi zor tutuyorum. Bide hocanın yüksek olmayan ses tonuyla konuyu anlatması yok mu?! Yaka mikrofonu getircem o olacak. Bütün bunlar beni benden aldı valla derste bedenen bulunup, ruhen astral seyahatte olmayı başarıcam. Evet evet, bunu millet yapabilmek için yıllarını harcıyor ama gerek yok. Gelin girin derse ;) Bu ders gittim en öne oturdum, hocayla aramda 1m var ve hala duyamıyorum! Duysam da anlamıyorum ki dersi. Böyle adama bakıp “Ne diyo acaba?” diyorum. Hatta bir ara “Ne işliyorduk, hangi ara bu konuya geldik?” bile dedim ki işte o anda anladım ki bu derse ekstra not lazım ;) Ayrıca bugün en olmasını istemediğim şey oldu. Hani birinin sizi en güzel anınızla görmesini istersiniz ve bunun için çabalarsınız ama o sizi görmez. Sonra gün gelir sizi en paspal halinize yakın görür. Hah, işte aynen bu oldu. Bütün hafta giymişim etekleri, takmışım kemerleri, ayağımda topuklularım ama adam yok etrafta derken bir sabah derse geç kalma saatinde uyanıp dolaptan ne bulduysam giydiğim halimle gittim. O gün “O gün” beni o halimle gördü. Kader, neden bu hafta bana böyle davranıyorsun sen? Olmuyo ama. İlişkimizi bir daha gözden geçirelim bence ;)

*Çarşamba gününe gelelim; dikim uygulamalarında kâğıt dikiminden cebe geçtik ve ben hala cebi dikmedim. Çok güzel çook güzel ve hocanın ödevini de bitiremedim. Ama bu benim suçum değil ki =( Hoca önce kâğıt dikeceksiniz dedi ve bizde iyi dedik ve dikmeye başladık. Ama bu ödevler vizeden önce bitmeli aslına bakarsanız daha çok var görünüyor fakat bu hafta cep dikimine geçti. Ee onu dikince kâğıtlar kalacak. Ben sorun etmedim ve evde dikerim dedim. Geldim eve ve oturdum makinemin başına iğnemi taktım, kâğıdımı koydum, son kontrollerden sonra bastım pedala ve makineden gelen ses ile şok oldum. Makine ip kopuşu var diyor! İp kopuşu mu, ne kopuşu ki masuramda ip yok! Benimki, elektronik olduğu için olmayan iple dikmiyormuş artiste bak ya!! Altı üstü iğneyi benim istediğim desen ile kumaşa batıracaksın ama yok illa ip istiyor. Bende baktım olmuyor ipi taktım ve diktim. İyi de diktim aramızda kalsın. Sonra hocaya gittim ve kağıtlarımı gösterip durumu böyle böyle deyip en saf halimle anlattım. Hocanın cevap direk “sök bu ipi” oldu. İçimden öyle bir “neyyyy???” çektim ki gözlerim büyümüş olabilir #) Düz dikişin en zor sökülen dikiş olduğunu artı diğer adının kilit dikiş olduğunu bilmiyor herhâlde! Bütün saflığımla “Peki sökerim.” dedim. Ve eve geldim başladım nakış makasıyla sökmeye. Bir elimde makas, bir elimde cımbız söküyorum. Lanet olası şeyi 3 gündür söküyorum. Toplamda 4 kâğıt söktüm ve arkamda 3 kağıt daha var! Aman allahım. Bayramda falan dikiş dikmemek için bu acılara katlanıyorum, yemin ederim.

*Perşembe: İyiydi tabi günün içindeki olaylar olmasa. Sonuçta toplamda aynı sınıfta geçen iki dersim vardı. Çantam hafif, alacağım fotokopi yok ve dersten erken çıkacak yemeğe de erken gidecektim (hala yemek hala yemek =)) ). Anlayacağınız gün iyiydi =) Sabahki o ilginç konuşmayı atlamak istiyorum, hoşuma gitti ama olsun. O başka bir yazıya sayın okuyucu ;) Şimdi bizim laboratuvar grupları açıklanacaktı ve listelerde sayılar eşit olacaktı. Benim olduğum grupta sayılar fazla. Hani bunu herkes biliyor. Neyse efenim listeler bir açıklandı ben A grubuna atılmışım! Bende bir şok dalgası beynimden aşağıya doğru aktı geçti. Direk hocayla konuşmaya girdim odasına. Aslında daha önce konuşacaktım ama yetişmem gereken yerler ve hocayı bulamama durumum yüzünden tam hocayı buldum anında hoca listeyi asmıştı. Girdim ben odaya ve tam konuya girecektim ki hoca bir anda parladı. Hayatımda ben öyle bir tepkiyle hiç karşılaşmadım. Sesim titredi, gözlerim doldu. Böyle kal geldi derler ya öyle oldum. Kaldım öylece. Konuşmak istedim sesim çıkmadı, çıkınca da titredi ve cümlelerim kekeledi. Salak bir durumdu (kabul ediyorum). Sonrası uzun hikâye anlatmıyım. Sağolsun bir hocam araya girdi o an ve o olay tatlıya bağlandı. Tabi bu durum sinirimi çok bozdu. Ders arasında olduğu içinde derse yeniden girdiğimde ilk 15dk hoca ne anlattı anlayamadım. Sonra yavaş yavaş kendime geldim. Kendime geldiğimde valla tebrik ettim. Helal olsun kızım sana dedim kendi kendime. Eskiden olsa tepkin uçlarda olurdu ama şimdi çok saygılı davrandın. Doğruydu. Eskiden olsa hemen bende bağır karşılık verirdim. Şimdi susmayı öğrendim ama susarken de böyle bir tepkiyi görünce darmaduman oldum yani =//

*Cuma: Ouvv yani şu an =))) Mutluyum mutluyum mutluuu =) Sevgilim yok, evde odamda parti var. Ve odam an itibariyle başlı başına bir disko topu ;)

Yarının tatil olmasını,
Ödevleri,
Ayrılsam da bunu atlatmayı,
Sevilmemi,
Sevdiğim hocalarla günü ve haftayı kapatmayı,
Yıldızımın yeniden yükselmesini kutluyorum.

Kutladıkça kutlanan şeyler illa çıkar ;) Sizin benim yanımda olduğunuzu hissetmeyi kutluyorum.
Yazılarıma destek veren herkese teşekkür ederim ;)

26 Nisan 2012

Ufak Kaçamaklar: İstanbul


Araya vizeler, yollar, dağlar girdi derken ben iki günlük bir kaçamak yapıp bölümdeki topluluğumuzla beraber İstanbul’a gittim. Amacımız hem gezi hem de TÜYAP’daki fuara gitmekti.

Cuma vizelerimizin bitmesiyle beraber cumartesi gece yola çıkıp gitmeye karar verdik. Sabahına da annemler yazlığa gitti. Bu konuyu da kısaca anlatmam gerekirse bizim yazlığı yaparken evin içini yeşile boyamışlar. Öyle çim yeşili kadar koyu bir yeşil değil ama gene de yeşil yani. Yazlık yerde hiç sevmem zaten bu tarz renkleri. Hemen ailece karar alıp açık bir renge boyamaya karar verdik. Boya alırken birkaç sorunla karşılaşsak da sonunda boyamızı aldık. Bu kısa özetten sonra konuya dönersem işte annemler sabahtan yazlığa gitti ve bende evde yalnız kaldım. Cumadan bavulumu hazırladığım için (bavul dediğime bakmayın bir sırt çantası. Valla beni alan yaşadı. Az eşyayla yola çıkabiliyorum. Sık sık bir yerlere gide gele bavul hazırlamayı da neler alınması gerektiğini de öğrenmiş oldum =)) cumartesi günüm biraz boş geçti. Bir gün öncede babamla İzmir Kitap Fuarı’na gitmiştim. Off ne güzel gündü ama o gün ;) Babamla bir sürü kitap aldık hatta bu sefer o benden daha çok aldı. Sonra Kordon’a gittik. Deniz havasını içimze doyasıya çektik, oturduk, konuştuk derken GS Store’a uğrayıp Galatasarayım için yeni şal aldım ;) Oradan ayrılıp Matematik ve Kimya öğretmenlerimin çalıştığı dershaneye uğradık. Bir çaylarını içip konuştuktan sonra evimize geldik. Bütün bunlar beş saatte oldu =) Eve geldiğimde artık bitmiş haldeydim. Bu nedenle cumartesi gününü geceye kadar dinlenerek geçirdim.

Evi topladım, etrafı düzenledim, çöpü attım, makinedekileri yıkadım, askıdakileri topladım derken evi derli toplu bırakıp çıktım. Evden çıkarken Naz’a veda edip çıkmak biraz tuhaf oldu. Alışmışım annemlerin beni geçirmesine böyle evde kimse olmayınca bir tuhaf oldum. Gecenin 11’inde sırtımda bir sırt çantasıyla apartmandan çıkınca sanki evden kaçıyormuşum gibi bir durum oluştu tabi benim için. Yoksa millete ne. Neyse ben durağa geldim, dolmuş bekliyorum. Benim düşünceme göre gece olduğu için dolmuş ve otobüsler geç gelir bu nedenle erken çıkmalıyım şeklindeydi ama düşündüğüm gibi olmadı ve dolmuş 10dk’ya önümdeydi. Hadi dedim yol sıkışıktır erken gitmem. Ama yolda sıkışık değildi ve ben 10dk da otobüsün kalkacağı yerdeydim. Aman Allahım! Saate baktım ve daha yarım saat vardı! Hemen girdim bir pastaneye ve çay içtim, annemle konuştum. Ama zaman geçmiyor ki! En sonunda oradan da sıkıldım ve dışarı çıktım. Sırtımda çantam yürürken bizimkileri gördüm. Millet yavaş yavaş toplanmaya başlamıştı. Hazır herkes tam olarak oturmadan bir yer kaptım ve arkadaşlarımı buldum =)

Gece 12’de yola çıktık. Sen iki hafta boyunca geceleri ikilerde hatta üçlerde yat sonra gezide şoför hepimizin 12’de yatmasını istesin. Tabi olmadı öyle bir şey =) Herkeste bir ayıklık durumu sabaha kadar sürdü. Sabah 10.00’da TÜYAP Fuarı’na gezmeye başladığımızda üst katta bir yer bulup arkadaşımla 15dk uyuduk #) O uyku var ya bizim kırmızı olan enerjimizi en azından sarıya kadar yükseltti. FTM dersinde anlattığım makineleri bizzat yetkililerden dinledim. Bölümdeki hocalarımla karşılaştım. Fuar özet olarak verimli ve güzel geçmişti. İşin en çok hoşuma giden yanı yetkililer genelde İngiliz, Alman ya da ABD’liydi ve onlarla İngilizce konuşmak çok hoştu. Paslanmamışım anacım =))

Bir de dikkatimi çekti tekstil sektöründe ne kadar çok Çinli ve Hintli var yahu?! Bizim bölümün standında kimse yokken ben oradaydım ve yaklaşıp bölümümüzün adını okumakta zorluk çeken Çinlilere yardım ettim. Hafifte gülümsedim. Amaç Türk sempatikliğini yansıtmak ;) Güney Kore, Japonya derken kim bilir Çin’e de bir el atarım olmaz mı?! =))

Fuar sonrası akşamki yat partisine kadar serbest zamanımız vardı. Önce İstiklal Caddesi’ndeki otelimize yerleştik ve kendimizi direk İstiklal’e attık. Bir uçtan bir uca yürüdük. Galatasaray Lisesi’ni de gördüm, Asmalımescit’i de, Hayal Kahvesi’ni de. Yunus Günçe’nin çıktığı mekânın tam otel odamın karşısında olduğunu öğrendiğim an ise dünyalar benim olmuştu ama o beş gün sonra sahneye çıkacaktı ben ise iki gün sonra oradan ayrılacaktım. İşte bununla sevincim acıda olsa oracıkta bitti. Özet olarak İstiklal’in gezmediğim yeri kalmadı. Hatta öyle yerlerden geçtim öyle yerlerden çıktım ki bir ara Taksim Meydanı’ndaki buluşma yerimize nasıl gideceğimi bile karıştırıyor belki de geç kalıyordum. Bir yandan da boynumda GALATASARAY şalımla maçı dinliyordum. Aynı anda bir insan kaç iş yapabilir?! Ben kişisel rekorumu kırdım arkadaşlar ;)

İstiklal’de kadın hakları yürüyüşüne denk geldim hatta bir güzel destek bile verdim ve sonuna kadar onları takip ettim. Her milletten kadının geldiği, her dilden pankartların açıldığı bir yürüyüştü bu.

Ama amaçları aynıydı: Kadın Hakları!


İstiklal’e gelip de Emek Sineması’nı bulmamak olmazdı ki onu da buldum. Kimse alınmasın ve kızmasın ama o sokak nasıl bir şey olmuş öyle ya?! Resmen sokağı pislik götürüyor. Tabelası düşmek üzere, camları kırılmış ve üzerine bir sürü afiş yapıştırılmış. İşin tuhaf yanı hemen karşısındaki binanın buradaki terk edilmişliğe inat lüks bir yer olması. Emek Sineması’nı kurtarmak istiyorlar biliyorum ama nasıl yapacaklar işte bunu orayı gördükten sonra şimdilerde çok merak ediyorum.


İstanbul’da bir başka dikkatimi çeken şey ise ya da bu seferki gelişimde bu kadar dikkat ettim bilemiyorum; İstanbul’da ne kadar çok yabancı var öyle ya?! İngiliz, Alman, Fransız, İtalyan, Iraklı, İranlı, Arap, Afrikalı, Rus,… Birisi yanınıza oturuyor ve size bir şey soruyor İngilizce ya da yan masanızdakiler dilini anlamadığınız bir dilde konuşuyor. Ben de sonunda İngilizce konuşmaya başladım bazı yerlerde. Hatta bazı sokakları oradaki esnafa İngilizce sordum. Onlarda bu durumu benimsemişler belli ve bana direk İngilizce tarif ettiler. İstanbul’da yaşayan biri bana bunun nedenini açıklarsa sevinirim. Durum sadece İstiklal’de böyle değil. Büyükada’da, vapurda, Ortaköy’de…

Birkaç part halinde yazımı yayınlamaya karar verdim.
Ne siz okurken sıkılın ne de ben size bu durumu yaşatayım.
Gecenin eğlencesi ve ilk günün sonu bir sonraki yazımda ;)

5 Nisan 2012

Yorgunum Anacım…


Hem de çok.
Ne yazı yazabiliyorum ne de adam akıllı yaklaşan vizelerime çalışabiliyorum.
Nedeni mi?
Tabi ki hocaların verdiği acımasız ve yorucu ödevler.
Aslında bütün suçu hocalara atmak da yanlış olur. Bunda birazda benim suçum var.

Olayımız şudur: Haftaya pazartesi vizelerim başlıyor ama ben bütün gün grup ödevleri, sunumları, dosya hazırlama, CD ye çekme, resim tarama, taradıklarımı yollama ve bunun yanında hocalarla görüşme ve onların düşüncelerine göre ödeve ekleme çıkarma yapıyorum. Araştırma yapmak için kampüse dersim 10.30 da ise 08.45 ya da 09.00 gibi geliyorum. Kütüphanedekiler arkadaş oldum =)) Eskiden sadece okuma kitabı almak için gittiğim o muhteşem yer bu dönem resmen korkutucu bir yer olmaya başladı. O kalın kitapların arasında kaybolmak inanın insanı çok yoruyor.

Bu hafta pazartesi FTM yani Fiziksel Tekstil Muayeneleri dersinde lif ölçüm aletlerinin sunumunu yaptım. Hatta bu ödevi 3 hafta önce almıştım. Hocayla şunu ekleyelim bunu çıkaralım derken 3 hafta geçmiş bile. Hoca artık bugün anlat dedi. Biraz hazırlıksız yakalanmam birazda sınıfın bu derse olan ilgisizliğinden dolayı hızlıca anlattım bitirdim sunumumu. Hoca bile biraz fazla hızlı olmadı mı dedi?! Uzun uzun da anlatırdım ama sınıf dinlemedikten sonra bence gerek yoktu. Ben ödevimi yapmış, hocaya teslim etmiş bir de üzerine aferin almıştım ve benden mutlusu yoktu. En azından bir tanesi bitmişti. Ama ben durmadım aynı dersten benim belirlediğim bir konu üzerine İngilizce çeviri ödevi aldım. Hocada 50 sayfalık bir kitap artı final haftasına kadar süre verdi. Hesap yaptım da her gün 5 sayfa çevirirsem bitiyor =) Bunun dışında aynı dersten bir de grup ödevi yapmamız gerekiyor. Neyse ki o ödev kolayda içim biraz daha rahat. Ama bu ödevde de şöyle bir durum var. Hoca “Ödevlerinizin teslim tarihleri farklı ondan daha onları kesinleştirmedim. Kesinleştirince açıklarım.” dedi. Benim sunum yaptığım bu hafta da derste biraz kızdı ve vizeden sonraki hafta direk teslim edeceksiniz dedi. Sonra getirseniz de umurumda olmaz dedi. Şöyle bir baktım da biz ödeve hiç başlamadık ve 2 hafta sonra ödevin teslimi gerekiyor. Birkaç kabaca kaynak buldum ve grup arkadaşımla konuları bölüştüm. Bugün yazmaya girişmeyi düşünüyorum. En azından az da olsa elimde yarısı bitirilmiş bir ödev olursa içim rahat olacak.

Salı günü de Konfeksiyon Esaslarında sunum yaptık. Oda ne mücadelelerle bitti anlatamam. Resmen adamın sinirini bozuyorlar. Grubumuza inatla girmek isteyen bir öğrenciyle uğraşa uğraşa son güne kadar geldik. Gruplar maksimum beş kişi olabiliyor ama kız konumuzu mu beğendi yoksa olayda başka bir şey mi var anlamadım. Biz olmaz deyip ders hocasıyla konuşuyoruz, oda tamam diyor sonra akşam bana bir mesaj kızdan, sizin grubunuzdayım hocayla konuştum. Haydaa!! diyor yeniden hocanın yanına gidiyorum. İnanın ödev verileli 6 hafta oldu ve her haftanın başı bunu hallettim. Sinir minir kalmadı tabi bende. Düşünün salı günü sunumumuz var ve biz hafta sonu dosyayla sunumun son halini konuşuluyoruz, kız “Bana da konu verin.” diyor. Gidip pata küte dalacaktım artık. Hayır, kıza mesaj atıyorum hem de saat başı bir de arıyorum. Aramalarıma cevapta vermiyor. Bazı insanlar beni sinir etmek için etrafıma toplanıyor yemin ederim.

İtinayla sorunlu insanlar şahsım tarafından çekilir.
Bu yaşıma kadar şaşmadı ve bundan sonrada şaşmaz herhalde.

Bütün bunların sonunda salı günü sunumuzu başarıyla bitirdik. Hocanın erkenden katılması gereken bir toplantısı olduğu için bizim sunuma en fazla 20 dakika ayırabileceğini söyledi. Ee hal böyle olunca bizdeki hızı bir görseydiniz =)) Ben zaten şöyle böyle, bunu atlıyorum, bunu da diye diye düğme konusunu anlattım bitti =) En güzeli de hocanın bana “Düğmelerde ölçme birimi olarak ne kullanılır?” diye sorduğu anda benim saniyesinde “Ligne” diye cevap vermem ve ardından da hocanın ağzından “ 1 ligne..?” derken benim “0,635mm” diye söylemedi =)) Hocada güldü, sınıfta. Sanki bu anı ve soruyu beklemişim gibi oldu. Çok mutlu oldum. En çok korktuğum şey hocanın sorusuna cevap veremememdi. Çünkü hoca anlatacağımız konuya tam anlamıyla hakim olmamızı istiyor. Bizi pohpohlamak için söylemiyorum ama grupça iyiydik ;) Bu hafta işte sunumun CD sini hocayı bulursam vereceğim.

Geceleri sabahlamaktan,
derslere birkaç saatlik uykularla gitmekten bıktım.
Sonunda bölümün ortasında Halil Sezai İsyeaannn modun da şarkı söylücem =)

Bütün bunların yanında en güzeli ne biliyor musunuz? Yeni başladığım diyetimle beraber 3 kilo vermiş olmam =)) Azmin zaferi. İlk birkaç hafta bir şey olmasa da işin sırrını çözünce vermeye başladım. Bölgesel fazlalıklar gitse süper olacak. Ne kadar da spor yapsam bazı yağlar gitmeyince üzerine gelen kasla olduğundan daha kalın görünüyor. Kış dolayısıyla hasta olmamak için spora ara verdim. Ara verince de kilo almamam için diyete başladım. Yaz gelsin var ya spor artı diyet = Süper bir fizik ve mutlu musmutlu bir Zehirli Sarmaşık ;)

Bitmiyor sayın izleyiciler, pazartesi vizelerim başlayacağı için cumartesileri gönüllü olarak çalıştığım “Abla Ağabey Kardeş Elele” projesine gidemeyeceğim, onu da yarın haber vermem lazım. Biraz derslere yoğunlaşmalıyım. Şu iki haftanın sonunda rahat çıkarsam da ödül olarak 21 Nisan Cumartesi günü İstanbul’a gidiyorum. Bölümüzün teknik gezisi. Pazar günü iki fuara katılıp pazarteside Ada, Ortaköy, boğaz turu derken gezeceğim işte =)

Bu sene ne kadar çok gezdim hatta İstanbul’a gittim böyle. Leyleği havada gördüm herhalde =))
Bütün bunları toplayınca yorucu günlerin beni beklediği sonucu çıkıyor.
Bana şimdiden kolay gelsin =))

13 Mart 2012

Bologna Süreci

Aslında böyle bir konu hakkında yazı yazmak gibi bir düşüncem yoktu fakat face den Hazal bana bir soru sormuş. Bunun üzerine cevaplamam ve konuya azda olsa bir yorum getirmem farz oldu =)

Konuya girmeden önce buradan Hazal’ı tebrik etmek istiyorum =) Beni Blog’dan ya da twitterdan değil de face den bulduğu için. Harikasın gerçekten =) Bana attığın mesajı yeni görüyor ve anca cevap yazıyorum. Bunun için kusura bakma lütfen. Neden buradan cevap yazıyorum ona da açıklık getireyim. Hazal, face den sana geri dönüş yapmak istedim ama sana geri dönüş yapamadım. Herhalde bir face nin güvenlik ağı güçlü ;)


Şimdi konumuz olan Bologna sürecine gelirsek bir kere bu süreç not sistemiyle ilgili. Bizde yani Ege Üniversitesi’nde ise bu yıl uygulanmaya başlandı. Benim bölümümde ise hocalar bize duyurmadıkları için geçen dönem normal not sistemimizle geçtik. Dekan yardımcısının biz sınıf ve bölüm temsilcileriyle yaptığı toplantıdan sonra şunu anladık ki: hocalar hangi not sistemini uygulayacaklarsa yeni dönem başlamadan önce bunun duyurusunu yapmak zorundalarmış yani vize ve finalin ortalamasını dersin hocası belirleyecek ve bağıl ya da doğrudan şeklinde iki sistemden birini seçecekmiş. Vizeden kaç alırsanız alın ama finalden en az 45 alamazsanız ortalamaya giremiyorsunuz yani direk o dersten kalmış oluyorsunuz. Ayrıca vize ve finalinizden aldığınız not en az 60 yani harfi karşılığı olarak CC olmalı. Bunun altında olursanız direk kalıyorsunuz.

Eskiden bu durum en az 35’di. Benim girdiğim yıl olan 2009’dan itibaren 45’e yükseltildi. Asıl sorun şu: her öğrenci aslında girdiği senenin yönetmeliğine bağlı olarak okulu bitene kadar o şekilde devam ederdi. Ama 35 sınırı 45’e yükseltildiği andan itibaren ve geçme notu en az 60 (CC) olduktan sonra DC olan yani bir altı olan harf notunu almış öğrencilerin ortalamaları düşmüş oldu. Mesela son sınıf öğrencisi bu sene mezun olacakken ortalaması düştüğü için alttan birkaç ders alıp ya da DC ile geçtiği dersleri bir daha alıp yükseltmeye gitti. Durumu kritik olanların ise dönemleri uzamış diye duydum. Bizim bölümde çok fazla bu durumdan etkilenen yok ama diğer bölümlerde etkilenenler varmış hele Gıda Mühendisliğinde bir hoca hala DC ile geçilebileceğini düşündüğü için sınıfın çoğu kalınca şaşırmış. Aramızda kalsın ama o hocada kaç yılında kalmış acaba?! =)

Hatta Ege Üniversitesi’nde dönemin ilk açıldığı hafta kampüs içinde yürüyüş olmuştu.
Bende bizzat katıldım (Tepedeki resim).

Bir örnek vererek açıklamak gerekirse:

Siz vizeden diyelim 90, finalden de 50 aldınız ve hoca yeni dönemin başında vizenin etkisini %40, finalin etkisini de %60 olarak açıklamış ve not sistemini ise doğrudan olarak belirtmişse, vize notunuzun %40’ı olan 36 ile finalinizin %60’ı olan 30’u topluyorsunuz ve sonuç 66 oluyor. Doğrudan olduğu için harf notunuz CC düşüyor. Fakat hoca doğrudan değil de bağılı seçseydi sizin notunuz bir üst harf notu olan CB olabilirdi. CC’nin karşılığı 2,00 iken CB’nin karşılığı 2,50’dir. Sonuçta ortalamanızı etkilemiş oldu. Siz finalden 50 değil de 44 alsaydınız işte o zaman, direk dersten kalırsınız. Nedeni 45 barajını aşamanız.

Bütün olay bundan ibaret.

Benim bölümde yani Ege Üniversitesi Tekstil Mühendisliği’nde hocalarımızın bazıları doğrudanı seçerken bazıları da bağılı seçtiler. Bağılı seçen hocalarımın derslerine baktığım zaman genelde o dersten çok kalan olduğunu fark ettim =)

Öyle ya da böyle bir şekilde derslerden geçiliyor. Ayrıca aklıma gelmişken şunu da söyleyeyim. Bu yeni süreçle beraber ayrıca hocaların ödev vermesi ve ödevleri öğrencilerin yapması zorunlu. Bunlarında belli bir yüzdeyle etkilemesi durumu var. Gene bu durumu dersin hocası belirliyor. Demin de dediğim gibi bir şekilde geçiyorsunuz. En kötü yaz okulu orada da olmazsa yıl içinde ikinciye alma durumu var. Devamsızlıktan kalmadığınız sürece devam zorunluluğu olmayan dersleri alırsanız sadece sınavlarına girersiniz. Yeter ki ders kredilerinizi dolduracak kadar alttan ders bırakmayın ;)

Hazal, Bologna’nın Erasmus ile alakası yok ;)
Eğer Erasmus’u da merak ediyorsan onu da başka bir yazımda ayrıntılı olarak yazabilirim ;) 

11 Aralık 2011

Yoğunum Yoğunuz Yoğunlar

Bu ay vizelerim bitmesine rağmen buraya girip de adam akıllı bir yazı yazamadım ya valla çok üzülüyorum.

Vizeler bitti geriye sadece işi kaldı. Temizlenmesi gereken bir oda, pratik yapmayı isteyen bir keman, düzenlenmesi gereken notlar, çalışılması gereken ama ertelenen şimdilerde ise dağ halini almış dersler ve evet teslim etmemi bekleyen ödevler. Bunların hepsi birleşince inanın sadece telefonuma yazmak istediğim fakat vakit bulamadığım konuları yazmak zorunda kalıyorum.

Geçen hafta çarşamba günü bölümümüzün partisi vardı. Partiye abimle gittim. Şimdi diyeceksiniz başka kimseyi bulamadın mı? Hayır, çünkü ona sözüm vardı. Ayrıca zaten bölümden arkadaşlarımın hepsi mekânda olacağı için çokta kiminle gittiğimin bir önemi yoktu. Tabi gönül isterdi takalım kolumuza sevgilimizi ve öyle gidelim ama kader =)) Gene de nasıl eğlendim, ne içtim, ne söyledim hiçbir şey hatırlamıyorum. Abim bir şeyler söylüyor ama yok yani hatırlamanın belirtisi yok. Arada kısa kısa sahnelerin dışında bir şey hatırlamıyorum #) Arkadaşlar gecenin devamında başka bir mekâna gitmeyi teklif etseler de kafam güzel olduğu için bu teklifi başka bir sefere ertelemek zorunda kaldım. Peki ya sonrasında ne yaptık? Abimle eve kadar yürüdük =) Hava açık, dolunay var ve yollarda ise araba yok. Öylece yürüyoruz. Aslında çokta iyi oldu. O kafayla eve kadar açıldık zaten =) Ertesi günkü derse ayık gitmeme yardım ettiğini de düşünüyorum. Bide bu partinin öncesinde yaptıklarımı düşünüyorum da nasıl halim kaldı ve o kadar çok eğlendim bilemiyorum. Eğlence deyince vücudum bir anda enerji depoluyor da olabilir ya da gece de aldığım iltifatlar mesela hepsi birer beni ben yapmışta olabilir ;) Neyse çarşamba böyle bitti ve geldi perşembe. Perşembe günüde dersten sonra iki fabrika gezimiz vardı. Biri iplik yani teknoloji opsiyonu diğeri terbiye ve örme fabrikası. Bir şeyi burada söylemek istiyorum o iplik fabrikasında bizi fabrikada gezdiren beyefendiyi! gözüm hiç tutmadı hatta kıl oldum, sinir oldum. Adam müdür olmuş ama adam olamamış hatta bir bayana nasıl davranacağını bile bilmiyor. Adama sinir olma olayım ise şöyle; şimdi bize fabrikayı gezdiriyordu ve bizde 7-8 kişilik grup onun arkasından geliyorduk. Öyle bir yere geldik ki pamukların temizlendiği yer ve orası o kadar gürültülüydü ki resmen sessiz sinema oynar gibiydik. Neyse ki aynı makineler bizim bölümde de vardı ve hocalarımız anlatmıştı da adamı duyamadığımız için pek üzülmedik. İşte böyle bir durumda bizi o hareket eden ve büyük makinelerin arasından geçirmeye başladı. Burada şunu belirtmek istiyorum; normalde iplik fabrikalarında lif yutulmasın diye maske takılır ve o makinelere saçlarımız, kıyafetlerimiz takılmasın diye de ona göre giyinmek gerekir fakat biz doğal olarak teknik geziye gittiğimiz için o tarz bir giyimi giymemiştik. Bu nedenle de adam bizi o statik elektrik oluşturup hatta hareket ettikçe uçuşan liflerin arasından geçirmeye başladı. Hocalarımızda bu tarz yerlerde çok bulunmamamız gerektiğini ve maskemiz yoksa nasıl korunmamız gerektiğini söyledikleri için artık adamı dinlemiyor direk oradan çıkmak istiyorduk. Bende aynen bunu yaparken adam bana döndü ve “Bak!” dedi. Bende ona dönüp “Baktım” dedim. “Neye baktın?” dedi. Bende makinenin adını söyledim. “Bu makine ne yapıyor?” dedi. Ayrıntılı bir kaç cümle söyledim. Neden öyle bir cevap verdim onu da bilmiyorum. Sanki sınava giriyor gibiydim. Derken adam bir anda karşıma pat diye çıkıp elini de beline koyup bana ard arda “Ne gördün ha ne gördün ne gördün?” diye sormaya başladı. Dumura uğradım ve öylece kaldım. Sonrada arkamı dönüp, sıranın arkasına geçtim. İşte o anda bende o fabrikaya ve adama karşı merak bitmişti. Devamında ise artık adamın gözündeydim. Bildiğiniz adam her lafında bana bakıp laf sokuyordu ya da soktuğunu sanıyordu. Hızlı hızlı yürüyor geride kaldığımızda ise bana bakıp geç kalanı kovarım diyordu. Ey allahım gel de sinir olma. Sanırsam benim takmaz hallerimi gördükçe daha da sinir oldu. Sonrasında ise en olmayacak şeyi yaptı ve kovalardaki karışımı alıp “Bu lifin dilini bileceksiniz!” deyip ditmeye başladı. Tahmin edersiniz ki sonuç: her yerde uçuşan lif! Arkadaşlarımın montları lif oldu, ben lif yuttum, bazılarımızın saçına yapıştı. Resmen rezillik. İkinci grup olmamıza rağmen fabrikadan çıkan en son grup olduk. Aslında adam ikinci sınıf olup da opsiyon seçmeden fabrika gezmemize en başta anlam verememişti. Ardından gittiğimiz terbiye fabrikasından daha memnun kaldım. Bir şey daha fark ettim terbiye seçsem o kimyasal kokularından rahatsız olmam. Kokuları beni hiç rahatsız etmedi. Ne kadar konfeksiyon seçmeyi istesem de hala aklımda soru işaretleri var. Terbiye fabrikasından memnun kalmamın bir diğer sebebi ise bize fabrikayı gezdiren arkadaşların bizim okuldan mezun olması ve bizim aklımızdaki soruları bilip ona göre anlatmalarıydı. Ayrıca orada daha rahat soru sordum, gezdim yani içime sindi diyebilirim. Günün sonunda yorgunluk denen şeyin on katı üstüme oturmuştu =) Akşamki konseri de kendimce iptal ettim, adamı unuttum ardından da yattım uyudum.

Gel zaman git zaman işte pazar yazımın sonu.
Şimdilik sizi sizinle yalnız bırakıyorum.
Yarın YGA sonuçlarını öğreneceğim.
Bakın yoğunluk ve heyecan hayatımda az da olsa devam ediyor.
Bana bol şans dileyin ;)

3 Aralık 2011

Aralık mı?

Şu an Blog’umun istatistiklerine bakınca fark ettim Aralık’a girmişiz. Vay anasını!
Ne yani 28 gün sonra da 2012 ye mi gircez?! Yok artık =)
Zaman çok hızlı geçti be…
Tabi kasımın son haftası hatta bu hafta da vizelere girdiğim için kasım mı bitmiş aralık mı başlamış hiç fark etmedim.
O zaman bu Aralık’ın ilk yazısı olsun =)

Şaşkın bir girişten sonra size bir özet geçeyim bari. 2 haftalık vize haftam nihayet bitti. Orta başlayıp dalgalı bir şekilde kapattım. Şimdi önümde biraz dinlenme süresi ardından da finallere yoğunlaşma zamanı var. Bütün bunların yanında iki haftadır spor yapmıyordum. Ona da yeniden başlamam gerek. Kemana da ara vermiştim onu da takvimime eklemeliyim. Unutmadan yarın yazlığa gidiyorum. Evi aldık ama ben daha hiç gidemedim. Yok, böyle bir şey! Neyse ki yarın bu durumu telafi edecek ve gideceğim. Hatta gitmişken birkaç yazı yazıp resim de çekmek istiyorum. Kumsalı bir uçtan bir uca yürümek ve şehrin zehirlediği ciğerlerimi temizlemek istiyorum.

Ders çalışırken beni en çok zorlayan şey aklıma yazmak için bir sürü konunun gelmesi ama bilgisayarımı açıp yazamamam =(
Hepsini akıl defterime not ettim ama =)) Şimdide tek tek hepsini yazıp sonra da yayınlamayı düşünüyorum.

Bu sefer kısa bir yazıyla bırakıyorum.

NOT: İstanbul maceramı ayrıntılı bir yazıyla yazıp yayınlayacağım ama önce sonuçların açıklanmasını bekliyorum. Anlarsınız işte nazar olayları ;)

5 Kasım 2011

Kurban Bayramı

Bu bayram yalnızım.
Abimde yok.
Yani bildiğiniz yalnız olacağım bayramda.
Evet, içime oturdu.
Bu kadar vurgulu söyleyince fark ettim içime oturduğunu =(

Bizim ailede artık tek büyük anneannem. Bu nedenle onu bayramda yalnız bırakmak olmazdı. Bu yüzden annemler onun yanına Bandırma’ya gitmeye karar verdiler. Sabah annemleri uğurladıktan sonra bir güzel kahvemi almaya gittim. Sonra evi dip bucak temizledim. Ki ben toz almasını sevmeyen insan, evde tozu alınmamış yer bırakmadı. Arefe günü dendi mi hemen akla bayram temizliği gelir bizde =) İşte bende yalnız olduğum için bu adeti tek başıma yaptım. Sadece temizlik mi yaptım sanıyorsanız o zaman yanılıyorsunuz çünkü bayram tatlımı bile yaptım. Kâseye de çikolatalarımı doldurdum. Artık tam anlamıyla bayrama hazırım.

Beni kim ziyaret eder deyip burada tam bir drama bağlama moduna girebilirim ama girmeyeceğim. Çünkü bayramda evde kalmayı ben seçtim. Peki ya bu kimin suçu tabi ki de üniversitemin hatta bölümümün suçu. Sen tatil sonrası ders + ilk vizeleri koyarsan işte bende evde böyle yalnızları oynarım. Bi dakka bi dakka bi dakka aslında yalnız değilim, Naz’la beraberim. Naz’ın kim olduğunu sorarsanız o benim muhabbet kuşum hatta onu 15 günlükken alıp büyüttüğüm için benim çocuğumda diyebiliriz =)

Bu sabah AVEA lı oluşumun 9.yılıymış. Bu nedenle de bugün bana bedava avea içi konuşma verdiler. Bende sabahın erken saatinde teyzemi aradım. Artık kaç saat toplamda konuştuk hiç bilmiyorum =) Oda bu bayram benim gibi yalnız.

Benim dram durumumu geçersek, şimdiden herkesin kurban bayramını kutluyorum.
Bol şekerli, paylaşımlı ve tabi her kurban bayramında olduğu gibi yurdumun dört bir tarafında bol yağışlı bir bayram diliyorum.

12 Haziran 2011

Akılda Kalan Sorularla Yılın Sonu

Sonunda ilk seneyi bitirdik. İyisiyle kötüsüyle bitti. Tabi hala açıklanan dört dersimde olsa ben umutluyum. Yaz okuluna kalmak falan istemiyorum. Vizelerde iyiydim de finaller de artık beynim sulandı. Ee bana da hak verin. İlk hafta da 7 sınava girerek ki bu dersler statik, fizik, kimyasal lifler gibi baba dersler olduğu için cumadan itibaren başım ağrımaya başladı. En son bu şekilde ağrıdığı zaman sanırsam ÖSS ye hazırlanıyordum =)) kendi kendime uzun zamandır çalışmıyor muydun kuzum diyorum =) bakalım sonumuz ne olacak? Bu yaz ehliyet almayı da kafaya koymuştum ama böyle giderse onu gene ertelemek zorunda kalabilirim. Sonumuz hayrola =)

Yıl biterken gene yeni kararlar aldım. Arkadaşlık, dersler ve seçimlerim hakkında. Bir kere insanlara gerektiği kadar değer veren biri olan ben bunu bu sene biraz yıkmıştım ama şimdilerde yeniden uygulamaya başladım. Sonuçta insanların sizi kullanma amaçları olabiliyor ki siz bunu sezdiğiniz anda zaten bir dur diyorsunuz. Peki size şöyle bi soru sorsam ya da olay üstünden anlatsam ne dersiniz?

Düşününki her şey yolunda gidiyor, çevrenizdekilerle mutlusunuz ve gülüp eğleniyorsunuz sonra bir an oluyor ki karşınızdaki kişiler size tavır koyuyorlar. Sizi gittikleri yerlere çağırmıyorlar ya da sizin davetinizi yalan söyleyip yapacak gibi yapıp o an geldiğinde yapmıyorlar. Bunların nedeni eğer davet edilen yere gitmememse üzgünüm ama benim hayatımda kısa bir süredir varsınız ve önceliklerim değişebilir. Kendinizi bulunmaz hint kumaşı sanmanız ise o kadar saçma ki.

Bazen en yakın arkadaşınız en büyük düşmanınız olabilir. Sırlar ya da paylaşılan şeyler bir anda size karşı kullanılabilir. Kimseyi kendime düşman yapmak istemem. Kinci değilim ama etrafımda ben kinciyim diyen birini duyduğum da ise direk soğuyorum. Aslında bu etrafındaki kişilere direk yapılan bir tehdit. Sözsüz bir anlaşma aslında bu. Buna tavrınızı koymadığınız zaman evet deyip imzalamış oluyorsunuz ve haklarınızdan feragat etmiş oluyorsunuz. Ben tavır yapana gidip sormam neden böyle davranıyorsunuz diye. Neden sorayım ki, eğer bir sorunu varsa ve tabi bu sorununu cesaretini de toplayıp sorabilecek şekilde gelirse gelsin, dikilsin karşıma ve söylesin sorununu. Tabi benim de ona karşı bir cevabım olacaktır. Bundan korkuyorsa zaten cevabımı ve yaptığının yanlışını da biliyordur. Zaten hep derim kız arkadaşlarımdan çok erkek arkadaşlarım vardır diye. Erkeklerle olmaz böyle sorunlarınız ama biz kızlar arasında zamanla kıskançlık başlıyor. Sonra saçma sapan bir sürü sırları paylaşmalar ve sonunda da o kişiyi kendine bağlama çabaları. Ya benim sırrımı başkasına anlatırsa korkusu..uff ne saçma bir düşünce bu. “Kişi kendinden bilir işi” sözü buna en uygun olanı sanırsam. İnsanların arkadaşlık anlayışları o kadar farklı ki.

Peki ya siz kız arkadaşlarınızla konuştuğunuz konuları sevgilinize anlatır mısınız? Bunu erkeklere sormuyorum çünkü onlar böyle bir şey yapmıyorlar ;) bayılıyorum sizin bu davranışınıza.

Bu tarz bir davranış en sevmediğim şeydir. Sevgilim bana gelse ve X le neler yaptınız, ne konuştunuz dese üstü kapalı bir şeyler anlatır ama asla arkadaşımın özelini anlatmam. Sonuçta o benim arkadaşım ve bana güvenmiş, benimle konuşmuş, bir şeylerini paylaşmış. Onu muhabbet konusu yapmak kadar salak saçma bir şey olamaz. Konu kıtlığımı çekiyorsun kızım yaa.. ondan sonra ben seninle bir şey konuşur muyum ya da söyler miyim. Bunun cevabını oturup düşünmeli insan.

Düşünüyorum ve yeniden düşünüyorum ama yaşadıklarımdan sonra gene farklı yüzleri fakat aynı olayları yaşamaya maruz kaldığım için işin içinden çıkamıyorum.

Kesin üzerimde bu tarz olayları çeken bir mıknatıs var #)


2 Nisan 2011

Gidenin Ardından Sadece Sevinilir

Sevinç, hüzün, mutluluk…
Karmaşık duygular.
Neden gene böyle oldun diye sorabilirsiniz?

 
Arkadaşım Irmak ERASMUS ile en çok gitmek istediği yeri yani Çek’i kazandı. Aslında hepimiz onun kazanmasını bekliyorduk hatta hepimiz onunla aynı heyecanı taşıyorduk. İnsan beklediği bir şeyi öğrenince nasıl sevineceğini bilemiyor. Olacağını biliyorsun ama genede heyecanlanıyorsun. Önümüzdeki sene bir dönemliğine Çek’e gidecek. Artık hazırlıklar falan derken zamanın nasıl geçtiğini anlamayız. Zaten vize haftasına girdik bile. 25’inden sonra 3 hafta ders sonra finaller derken dönem bitecek ve yaz tatili. Sonra bizim Irmak uçacak Çeklere.

Her kutlama ve tebriğin içinde biraz hüzün vardır. Sevinirsin ama onu da özlersin. Her an dolu dolu geçsin istersin, gidince bir şeylerin kopmayacağına emin olmak istersin, istersin de istersin. Ahh insanoğlu sen ne bencilsin =)

Sen? diye mi soruyorsunuz?  Yok ben başvurmadım. İngilizceme ya da ortalamama güvenmediğim için değil. Benim korkum dönemimi uzatmak. Çünkü gittiğiniz zaman dersleriniz sayılmazsa ki büyük ihtimal öyle oluyor. Bizim Ege Üniversitesi pek saymıyor. Bu nedenle de döneminiz uzuyor. Sonra 2 kat harç ödüyorsunuz. Ben bunları göze alamadım. Benim amacım farklı şuan. İleride yüksek yapabilir miyim bilmiyorum ama ben öyle şeyler düşünüyorum. Şimdi bombam geliyorrr =)) Yüksek yaparsam ya Ege’de yaparım ya da Güney Kore’de. Çünkü aklımda bir kaç tane lif çeşidi var ve onların üzerinden bir şeyler yapmak istiyorum. Şimdi bunu okuyup Güney Kore ne alaka diyebilirsiniz ama onu da sonra açıklayayım olur mu??? Biraz merak ve bir sonraki yazıma da konu kalsın =))

Bakalım hepimizin sonu ne olacak?

Irmak artık oralarda:

*Behzat Ç.yi netten izlersin.
*Bize kartta at mailde. Ama maillerde resim olsun ;)
*Yakın ülkeleri gez, toz. Dönünce yediklerin senin anlatacakların bizim olsun =)
*Derslerini sakın ihmal etme.
*Gitmeden önce cesaretini topla ve bir şey yap. O yapacağın şey sonrasında, malum kişi havaalanında donup kalsın ve sen dönene kadar düşünsün =) Fazla Amerikan filmi vari gibi oldu ama  ;) Belki oda atlar uçağa gelir sonrasında. Olur mu olur =))
*Dönünce sakın anahtarlık getirme ;)
*Her gününü bloğunda yaz =)
*Sakın bira göbeği yapma kız =))) ucuz değip çoşmayalım plss #)
*Bir dönem de olsa hayat sensiz zor olacak…


İyi Yolculuklar Irmak.

31 Aralık 2010

İyi Dilekler ile 2011'e MERHABA ♥´`*

 
Herkesin kutlama yazısı yazdığı şu günlerde bende bir yazı yazmalıyım dedim =)) Ama aklımda o kadar çok şey vardı ki hepsini kısa kısa belirtmeden de geçmek olmazdı ;)

Asıl yazacaklarımın yanında dikkatimi çekti de üye sayısı artmış =) Herkese teşekkürler…

Finallere hazırlık ve vizeler sonrası gelen bir salaklaşma dönemi sonrası ne yazı yazabiliyordum ne de kendime zaman ayırabiliyordum. Dağıttım, kendimden geçtim ve şimdilerde bunun üstesinden gelip toparlanıyorum. İlk dönem biterken, dönemi iyi bitirmek en büyük isteğim. Sakın terk derdimin dersler olduğunu sanmayın çünkü hayatımda önem verdiğim bir diğer şey olan keman çalmam ile ilgili süper gelişmeler var. Elimdeki Tatlı Yaralar meyvesini verdi ve keman hocamdan küçükte olsa bir gecede çalma teklifi aldım. Orkestra ile birlikteymiş. Günü biraz ters ama bakıcaz. Yazarken bile heyecanlandım. Geçmiş yazılarımı okuyanlar sahnede çaldıktan sonraki halimi bilirler. O zamanki olay bu kadar ciddi değildi ve kişi sayısıda azdı ama bu sefer iş çok ciddi. Stres yaptım kendi içimde sanırsam. Ama olsun mutluluk sarhoşu modunda dolaşıyorum aklıma geldikçe. Yüzümde bir anda kocaman bir gülümseme oluyor =)) soranlara “Hiiççç” diyorum. Halbuki o hiçin ne olduğunu sadece ben biliyorum. Güzel bir sır bu. Tabi artık sır değil ama olsun =))

Şu sıralar kafamı bir konu hakkında boşalttım. Ohh rahatladım valla. Tabi ki de konu erkekler. Sevdiğim çocuk artık hayatımda değil. Aklıma ilk gelen kişi de değil. Ayy dünya varmış ya. Zor olsa da kurtuldum. Şimdi kendim, heyecanlarım ve streslerim ile hayatıma bakıyorum. Bazen diyorum “Kendim bile bana çok gelirken başka birisini kaldıramam”. Birazda böyle deneyelim bakalım. Daha sonra ne olur bilinmez ama bu yeni durumu sevdim ve alışana kadar zorlansam da hemen alıştım ve ayrılmaya da niyetim yok =)) Seviyeli ilişkimizi ilan ediyorum burdan, cümle alem duysun =)))


Gaza geldim ve bişey daha itiraf etmek istiyorum. Ben “Zuhal Topal ile İzdivaç” programını izliyorum ama sadece onun programını =)bence Esra Erol’dan daha başarılı. FOX’daki Su Gibi’ye ise bişey demiyorum çünkü onlar işin cılkını çıkarmış ve seviyesiz bir program yapıyorlar. Bütün bu kişilerin içinden Zuhal’i ayırıyorum ve bayılıyorum ona. Resmen okul sonrası beynimi dağıtıyor ve eğlendiriyor. Arada denk gelirseniz izleyin derim.

Hatta bu hafta Japon bir kişi vardı ve adı da Şingo’ydu. Çok tatlıydı ya =)) Türk kızı istiyormuş. Buldu da. Aileye önem veren bizim kültürümüz onlara bu anlamda yakın zaten. Şahsen benim tercihim Koreli olurdu ama olsun Japon da iyidir. Şingo Amerika’da yönetmenlik yapmış falan. Bugün sonunda 8 talibinden birini seçti. Bende o kızı seçmesini istemiştim zaten ;) bunu neden anlattım bilmiyorum ama okulda bu programı izleyenleri dışlar gibi bakıyorlar. Buna bir tepki olarak yazmış olabilirim =)) Forever Zuhal Topal ile İzdivaç =)))


Millet yeni yılda yeni dilekler falan dilerken ben liste yaptım. 2010’un son saniyelerinde süper hızlı okuma becerimle 50 maddeyi okumak istiyorum  =))) bunu yapmak ise ilk isteğim =)) bugün gittim alış veriş yaptım ve öylece gezindim Forum Bornova’da… İnsanlara baktım… Telaşlarını ve heyecanlarını gözlemledim. Hava soğuktu ama kimse umursamıyordu. En güzeliydi bence =)) Kar yağmayan bir İzmir’de hafif soğuk bana kışı ve yeni yılı hatırlattı. İlk kez bu sene o kadar heyecanlanmadığımı hissediyorum. İçimde bir şeyler oluyor ama ne olduğu dışarı çıkmıyor, bir türlü dile gelmiyor. Yarın bütün gün evdeyim ama  akşama keman dersime gidicem. Artık o saate kadar evi hazırlarım =)) Akşama bizde yapacağız artık bir şeyler ;)) hediyeler ve süprizler…  =))


NOT: Neden kırmızı don alınır ve neden giyinilir yeni yılda bilmiyorum ama kırmızı don olayı bugün beni korkuttu. Neden diye soracaksınız. Her yerden don çıkan ve sarkan bir yerden geçmek zorunda kaldım ve bizim millet gibi tahrike açık insanlar oradan geçse başıma ne gelirdi acaba dedim :S direk uzaklaştım. Ne aldım ne de baktım…


İşte yazımın sonu…
Herkesin yeni yılı şimdiden kutlu olsun =)))

Bol neşeli, mutlu, umutlu, tabi ki de en başta olması gereken sağlıklı sonra başarılı, bol aşklı, paralı_çıkarsa bana da uğrayın ;)_sevdiklerinizin yanınızda olduğu, biraz hüzünlü, şanslı, heyecanlı ve bunların yanında sonu ÇOK MUTLU bitmesi dileklerimle…

12 Aralık 2010

Bişey Yapmalı Ama Ne?

Ne yorucu haftaydı yaa… Ya da yorucu 2 hafta olarak düzeltelim. Vize haftası desem herkes durumu anlarsınız sanırsam =)

Vizeler, hocalar, ödevler, dertler , tasalar, keman dersleri, erkekler, kızlar, arkadaşlık ve dostluk… Hepsi bir arada ve tabi benim hayatımda =))

Cuma günü son sınavımla beraber resmen rahatladım. Bu rahatlamaya sonuçları beklemeyi eklemiyoruz çünkü yeni sloganımız “çalışırsın, sınava girersin ve çıkışta kuzu kuzu sonucunu beklersin!” iyi ya da kötü alıcaz artık bişeyler. Ben, ÖSS zamanında bu kadar çok çalışmak zorunda kalmamıştım ki o zamanlarda daha çok konu vardı ve çoğunuda yapardık. Nasıl beynimiz alırmış ve nasıl konsantre olur muşuz şuan resmen unutmuş gibiyim. Hafta sonumu tam anlamıyla yatarak geçiriyorum. 2 haftadır izleyemediğim dizilerimi izlemekte ve okumakta olduğum kitapları bitirmekle geçirdim ve hala da geçirmekteyim. Tabi bide bunlara sporuda eklemek lazım. Onu da boşladım şu vize haftasında. Dünden beri günlük süremin  2 katı kadar çalışıyorum. Eee  arayı kapatmak lazım ama dimi =)

Bütün arkadaşlarım ya vize haftasında ya da benden önce bitirmiş finallere çalışıyolar. Bu da demek oluyor ki buluşmak ve eğlenmek için ortak zaman bulmak zor olacak. Dün herkesi toplamak istedim ama inadına İzmir’e kar yağdı ve hava bildiğiniz bir gecede soğuk ötesi oldu. Bugünde Pazar ve kimse dışarı çıkmaz. Bakalım artık, belki hafta içi bir gün belirleriz ve o zaman çıkarız. Özledim ya bizim topluluğu ve tabi Jelibon’u ;))


**Şimdi sizden bir ricam var. Bu boş bir kaç günde üzerime sinen stresten kurtulmak için ekstradan ne yapmalı???  =))