kütüphane etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kütüphane etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Haziran 2012

Napıyoruz Biz?!


Napıyoruz,
Neler söylüyor ve neler düşünüyoruz.

Bu sabah kalktığımda bir film izledim. Öylesine zaman geçsin diye izlemeyi düşünmüştüm önce. Ama izledikten sonra bir şeyi fark ettim;

“İnsanlık hiçbir zaman ileriye gidemiyor.”

Düşüncelerimiz bir arpa boyu kadar yol alamıyor. İleriyi düşünmediğimiz gibi düşünen insanları da suçluyor, hapse atıyor ya da öldürüyoruz. Yasalarımızla bu kişileri koruyacağımıza onlara işkence yapıp susmalarını sağlayanlara destek çıkıyoruz.

Hepimiz suçluyuz.
Sen, ben ya da O değil.
Hepimiz!!!

Düşünce özgürlüğünü konuşuyoruz, fikir özgürlüğünü konuşuyoruz. Bir kişinin sahip olduğu hakları ve özgürlükleri konuşuyoruz ya da konuştuğumuzu tartıştığımızı sanıyoruz. Aslında biz bir b*k yapmıyoruz. Bağırıyoruz, kavga ediyoruz insanlığımızdan çıkıp birbirimizi öldürüyoruz. Birbirimizin insanlık değerlerini yargılıyoruz. Böyle bir hakkı kendimizde görebiliyoruz. Din adı altında fikirlerimizi sunuyoruz. Kutsal kitaplardaki sözleri çarptırıyor öyle değil böyle deyip karşı çıkan herkesi susturduğumuzu düşünüyoruz. Hep ben hep ben modun da yaşıyoruz. Benciliz, düşüncesiziz! Yaşadığımız yerde sadece biz ve bizim gibiler olmalı mantığıyla yaşamak istiyoruz. Farklılaşmaya tahammülümüz yok. Farklılaşmayı geçelim farklı olana, farklı olmaya çalışana ve tabi farklı olanı destekleyene bile tahammülümüz yok artık. Sinirlerimiz her zaman bozuk, her zaman agresifiz. En küçük olayda silah çekip birbirimizi öldürüyoruz.

Ya anlamıyorum gerçekten anlayamıyorum.
Kime ne benim kiminle seviştiğimden,
Kimle beraber olduğumdan,
Hangi kanalı izlediğimden,
Zevklerimden,
Fikirlerimden,
Düşünce olarak kimleri desteklediğimden, onlardan beslendiğimden ve hayatıma yol verdiğimden.
Bugün bu şekilde düşünürüm yarın bir başka düşüncenin esiri olur onu araştırırım.
Kadın olmak mı hem de böyle iğrenç, düşüncesiz insanların arasında kadın olmak mı?!
İşte o çok zor!

Okumak istersiniz sizi okutmazlar, okursunuz size sürtük muamelesi yaparlar. Fikirlerinizi söylersiniz sus derler belki ağızınıza bir tokat atarlar. Adamın biri size tecavüz eder sesiniz çıkmaz, çıkartmazlar. Sesiniz çıkınca dayak yersiniz ya da taş atıp sizi öldürürler. Bir kurşunun ucunda hayatınızın son bulacağını bilseniz de isyan etmek istersiniz. Dünyaya, yaratana, yaşadıklarınıza, en yakınıza ama gene de sesiniz çıkmaz. Dünyada kadına öyle bir ağır yük bindirilmiştir ki üstümde ağırlık yok diyen kadın çıkmaz. Bununla doğarız biz. M.Ö. de bu böyleydi M.S. da bu böyle ve eminim ki ben ölüp gittiğimde de durum böyle olacak. Benim bedenimin üstünde o kadar çok kişi söz sahibi ki söz sırası bize ne zaman gelecek hiç bilmiyorum. Doğudaki de batıdaki de çöldeki de Afrika’daki de hepimiz aynı yükle doğuyoruz. Bunu kim değiştirebilir? Dinler mi, yönetimler mi, kişiler mi ya da başımızdaki erkek dediğimiz insanlar mı? Hiç sanmıyorum. Yeri geliyor kadını kadın bile düşünmüyor.

Böyle bir dünyaya çocuk getirmek istemiyorum. Evde oturup çocuk bakmak istemiyorum. Bir erkeğin baskısı altına girip böyle bir hayat yaşamak istemiyorum. Kadının adının geçmediği bir yerde kadın olmanın zorluğunu yaşayıp sonrada benim adıma kaç çocuk doğurmam gerektiğini söyleyen insanlar varken benim bu tarz bir isteğimin önemseneceğini bile düşünmüyorum.

Bu sabah hangi filmi izledim biliyor musunuz?
“AGORA”
Film İskenderiyeli Hypatia’nın (370 - 415) hikâyesini anlatıyor. Bir kadının erkeklerin arasından nasıl sıyrıldığını ama güzelliği ve zekâsıyla onlara tehdit oluşturduğunu, din adı altında ona yaptıkları zulümü, yaşadıklarını…

Sorarım size o devirlerden bu devirlere ne değişti ha ne değişti?
Bir arpa kadar yol gidebildik mi?
Onun o zor yıllarında yaptıklarının kaçını koruyabildik?
Dünyanın en büyük kütüphanelerinden birini kuran Hypatia’nın değerlerini kaçımız yaşatabildi?
Bilime ve düşünceye saygı neredeydi?
Onu öldürürken Allaha yakın olduklarını söyleyen kişilerin kaçını hatırlıyoruz?
Kütüphaneleri yakıp yıkarken, içindeki bilgileri yok edenleri şimdilerde biliyor muyuz?

Tarih böyle bir şey işte. Bedenin yok olabilir, parçalanabilir, istenirse dünyanın dört bir yanına da atılınabilinir. Ama asıl bilgi o kâğıtlarda, bir kadının bedeninde değil TAM BURADADIR! Aklınızda, yüreğinizde…

Cesur olabiliyor musunuz, onurunuzu koruyup, ilkelerinizin izinde yol alabiliyor musunuz?
Bunları yapamadıktan sonra kimin hakkını kimden koruyup kolluyorsunuz?
Aslında siz çoktan tarihten silinmiş, yok olmuşsunuz ama haberiniz yok!
İşte sizde bunu bilmiyorsunuz!

5 Nisan 2012

Yorgunum Anacım…


Hem de çok.
Ne yazı yazabiliyorum ne de adam akıllı yaklaşan vizelerime çalışabiliyorum.
Nedeni mi?
Tabi ki hocaların verdiği acımasız ve yorucu ödevler.
Aslında bütün suçu hocalara atmak da yanlış olur. Bunda birazda benim suçum var.

Olayımız şudur: Haftaya pazartesi vizelerim başlıyor ama ben bütün gün grup ödevleri, sunumları, dosya hazırlama, CD ye çekme, resim tarama, taradıklarımı yollama ve bunun yanında hocalarla görüşme ve onların düşüncelerine göre ödeve ekleme çıkarma yapıyorum. Araştırma yapmak için kampüse dersim 10.30 da ise 08.45 ya da 09.00 gibi geliyorum. Kütüphanedekiler arkadaş oldum =)) Eskiden sadece okuma kitabı almak için gittiğim o muhteşem yer bu dönem resmen korkutucu bir yer olmaya başladı. O kalın kitapların arasında kaybolmak inanın insanı çok yoruyor.

Bu hafta pazartesi FTM yani Fiziksel Tekstil Muayeneleri dersinde lif ölçüm aletlerinin sunumunu yaptım. Hatta bu ödevi 3 hafta önce almıştım. Hocayla şunu ekleyelim bunu çıkaralım derken 3 hafta geçmiş bile. Hoca artık bugün anlat dedi. Biraz hazırlıksız yakalanmam birazda sınıfın bu derse olan ilgisizliğinden dolayı hızlıca anlattım bitirdim sunumumu. Hoca bile biraz fazla hızlı olmadı mı dedi?! Uzun uzun da anlatırdım ama sınıf dinlemedikten sonra bence gerek yoktu. Ben ödevimi yapmış, hocaya teslim etmiş bir de üzerine aferin almıştım ve benden mutlusu yoktu. En azından bir tanesi bitmişti. Ama ben durmadım aynı dersten benim belirlediğim bir konu üzerine İngilizce çeviri ödevi aldım. Hocada 50 sayfalık bir kitap artı final haftasına kadar süre verdi. Hesap yaptım da her gün 5 sayfa çevirirsem bitiyor =) Bunun dışında aynı dersten bir de grup ödevi yapmamız gerekiyor. Neyse ki o ödev kolayda içim biraz daha rahat. Ama bu ödevde de şöyle bir durum var. Hoca “Ödevlerinizin teslim tarihleri farklı ondan daha onları kesinleştirmedim. Kesinleştirince açıklarım.” dedi. Benim sunum yaptığım bu hafta da derste biraz kızdı ve vizeden sonraki hafta direk teslim edeceksiniz dedi. Sonra getirseniz de umurumda olmaz dedi. Şöyle bir baktım da biz ödeve hiç başlamadık ve 2 hafta sonra ödevin teslimi gerekiyor. Birkaç kabaca kaynak buldum ve grup arkadaşımla konuları bölüştüm. Bugün yazmaya girişmeyi düşünüyorum. En azından az da olsa elimde yarısı bitirilmiş bir ödev olursa içim rahat olacak.

Salı günü de Konfeksiyon Esaslarında sunum yaptık. Oda ne mücadelelerle bitti anlatamam. Resmen adamın sinirini bozuyorlar. Grubumuza inatla girmek isteyen bir öğrenciyle uğraşa uğraşa son güne kadar geldik. Gruplar maksimum beş kişi olabiliyor ama kız konumuzu mu beğendi yoksa olayda başka bir şey mi var anlamadım. Biz olmaz deyip ders hocasıyla konuşuyoruz, oda tamam diyor sonra akşam bana bir mesaj kızdan, sizin grubunuzdayım hocayla konuştum. Haydaa!! diyor yeniden hocanın yanına gidiyorum. İnanın ödev verileli 6 hafta oldu ve her haftanın başı bunu hallettim. Sinir minir kalmadı tabi bende. Düşünün salı günü sunumumuz var ve biz hafta sonu dosyayla sunumun son halini konuşuluyoruz, kız “Bana da konu verin.” diyor. Gidip pata küte dalacaktım artık. Hayır, kıza mesaj atıyorum hem de saat başı bir de arıyorum. Aramalarıma cevapta vermiyor. Bazı insanlar beni sinir etmek için etrafıma toplanıyor yemin ederim.

İtinayla sorunlu insanlar şahsım tarafından çekilir.
Bu yaşıma kadar şaşmadı ve bundan sonrada şaşmaz herhalde.

Bütün bunların sonunda salı günü sunumuzu başarıyla bitirdik. Hocanın erkenden katılması gereken bir toplantısı olduğu için bizim sunuma en fazla 20 dakika ayırabileceğini söyledi. Ee hal böyle olunca bizdeki hızı bir görseydiniz =)) Ben zaten şöyle böyle, bunu atlıyorum, bunu da diye diye düğme konusunu anlattım bitti =) En güzeli de hocanın bana “Düğmelerde ölçme birimi olarak ne kullanılır?” diye sorduğu anda benim saniyesinde “Ligne” diye cevap vermem ve ardından da hocanın ağzından “ 1 ligne..?” derken benim “0,635mm” diye söylemedi =)) Hocada güldü, sınıfta. Sanki bu anı ve soruyu beklemişim gibi oldu. Çok mutlu oldum. En çok korktuğum şey hocanın sorusuna cevap veremememdi. Çünkü hoca anlatacağımız konuya tam anlamıyla hakim olmamızı istiyor. Bizi pohpohlamak için söylemiyorum ama grupça iyiydik ;) Bu hafta işte sunumun CD sini hocayı bulursam vereceğim.

Geceleri sabahlamaktan,
derslere birkaç saatlik uykularla gitmekten bıktım.
Sonunda bölümün ortasında Halil Sezai İsyeaannn modun da şarkı söylücem =)

Bütün bunların yanında en güzeli ne biliyor musunuz? Yeni başladığım diyetimle beraber 3 kilo vermiş olmam =)) Azmin zaferi. İlk birkaç hafta bir şey olmasa da işin sırrını çözünce vermeye başladım. Bölgesel fazlalıklar gitse süper olacak. Ne kadar da spor yapsam bazı yağlar gitmeyince üzerine gelen kasla olduğundan daha kalın görünüyor. Kış dolayısıyla hasta olmamak için spora ara verdim. Ara verince de kilo almamam için diyete başladım. Yaz gelsin var ya spor artı diyet = Süper bir fizik ve mutlu musmutlu bir Zehirli Sarmaşık ;)

Bitmiyor sayın izleyiciler, pazartesi vizelerim başlayacağı için cumartesileri gönüllü olarak çalıştığım “Abla Ağabey Kardeş Elele” projesine gidemeyeceğim, onu da yarın haber vermem lazım. Biraz derslere yoğunlaşmalıyım. Şu iki haftanın sonunda rahat çıkarsam da ödül olarak 21 Nisan Cumartesi günü İstanbul’a gidiyorum. Bölümüzün teknik gezisi. Pazar günü iki fuara katılıp pazarteside Ada, Ortaköy, boğaz turu derken gezeceğim işte =)

Bu sene ne kadar çok gezdim hatta İstanbul’a gittim böyle. Leyleği havada gördüm herhalde =))
Bütün bunları toplayınca yorucu günlerin beni beklediği sonucu çıkıyor.
Bana şimdiden kolay gelsin =))

8 Eylül 2011

Sinir Oluyorum ...

*Yanımda oturan birinin durmadan bacağını sallamasına
*Şapırdatarak yemek yiyen birinin yanıma oturmasına
*Bütün kaşığı bir seferde ağzına sokanlara
*Bayanlara öncelik vermeyen ama centilmenmiş gibi davrananlara
*Mesajlarıma cevap atmayanlara
*Eğer cevap atarsa araya uzun bir zaman sokanlara
*Muhabbeti açıp sonra sanki muhabbeti ben açmışım gibi kapatıp gidenlere
*Boynunu kıtırdatanlara hatta bunu bütün vücudunu durduk yere kıtırdatanlara diye de belirtebilirim
*Koltukaltını tıraş etmeyen erkeklere
*Kütüphanede bağırarak arkadaşına konu anlatmaya çalışanlara
*Bir öğrenciye kızıp bütün sınıfı cezalandıran hocalara
*Sıvı sabun kaplarına su ekleyen kişilere


*Otobüsün kapısında durup sizin inmenize izin vermeyen kişiye
* “Herkes aptal bir kendisi zeki” şeklinde takılanlara
*En küçük şey için bile yalan söyleyenlere
*Derste not tutmayıp sınava bir gün kala not toplamaya çalışanlara
* “Ben yaparım, ben yapacağım” şeklinde davrananlara
*Kadir kıymet bilmeyenlere
*İlgi alanlarımı küçümseyenlere
*Musluktan akan suyu sonuna kadar açıp gereksiz su israfı yapanlara
*Dişini fırçalarken cama macun bulaştıranlara (bu nasıl yapılır hala çözemedim)
*Hayvanlara kötü davrananlara özellikle tekme atanlara
*Birkaç yaş büyük olduğu için bana büyüklük taslayıp her yaptığımı küçümseyenlere
*Nette sular seller gibi konuşup yüz yüze geldiğimizde sus pus olup hatta tanımamazlıktan gelenlere

Sinir Oluyorum!

Bence şimdilik bunu part1 şeklinde yazıyım. Aklıma geldikçe devamını da yayınlayacağım.
Yoksa siz okurken sıkılacak bense yazarken hayattan soğuyacağım #)

24 Nisan 2011

Mimlenmişim ...5



Gene geç kalınmış bir Mimle buradayım.


Konumuz: 8 Soru ve Cevap

1. Gün içerisinde gerçekleşirse şok olacağın şey?
Aslında her gün ya da gün aşırı şaşırdığım o kadar çok olay var ki =)) zamanla şaşırmamaya başlıyo insan. Durun bi düşüniyim… Hmm… Ayy düşününce çok şey geldi aklıma =) ama aklıma gelenler gerçekleşmesin lütfen =))

2. Gördüğün zaman eğer almazsan “Uyuyamam” dediğin şey?
Deodorant, parlatıcılar, kitap. Bu üçüne karşı koyamıyorum =) Ben pek öyle alışverişe çıkan biri değilimdir. Bununda 2 sebebi var. İlki herkesin sevdiği şeyleri sevmem. İkincisi ise ilkiyle ilgili biraz, herkesin sevdiği ve aldığı şeyleri almadığım için genelde kendim bişeyler üretmek istiyorum ve bunun içinde kendi beğenilerime göre alıp üzerinde oynuyorum. Bundan dolayıda görüp de almadan duramadığım şey yok =))

3.Uğruna diyetini bir kalemde bozduğun şey?
Diyet yapmıyorum kii =)) Ama klasik cevap olarak Bitter Çikolataları söyleyebilirim. Karşı koyamıyorum bi türlü =))

4. Kendine en çok yakıştırdığın renk?
Siyah, mor ve kırmızı =))

5. En sevdiğin takın?
Hematit kolyem. Aslında ikimiz arasında mistik bi çekim var. O sadece taş iken ilk görüşte almıştım onu. Ne olduğunu bilmiyordum ama almazsam olmazdı. Direk aldım ve sonra da araştırmaya başladım. Adı Hematit. Burcumun taşıymış. Kolye haline geldikten sonra boynumdaki yerini aldı hemde en sevdiğim şekil olan fildişi şeklinde… ne zaman kolyemi taksam günüm çok farklı geçiyo. Bunu ara ara deniyorum ve yanılmıyorum =)

6. Takıntın?
Pek bi takıntım yok aslında ama kitaplar benim en büyük olayım. Kitapçılar, kütüphane ve İzmir Kitap Fuarı… Ayrılamıyorum bi türlü buralardan. Şöyle koyuyorum çantamı kitapçının bi yerine alıyorum beğendiğim bi kitabı okuyorum da okuyorum. Aynısını kütüphane de de yapmıştım. Yoğun sınav haftasında benim sınavlarım bitmişti ama kütüphanede yer yoktu. Bende iki kitaplık arasında sessiz bi yer bulup yerleşmiştim. Mekân ve zaman önemli değil benim için o an =))

7. “Ben bu şarkıyı duyunca şakırım” dediğin şarkı?
Candan Erçetin – Sensizlik.
Hem ağlarım hem söylerim modunda =))

8. Solunda ne var?
Kemanım =))

Klasik Mim bitirişimle bitirmek istiyorum.
İsteyen mim sorularını alıp yazabilir.
Bana bildirir.
Bende okurum, yorum atarım, mutlu olurum =))

18 Eylül 2010

^ Kampüs ^ ...3

İşte uzun bir yaz tatili ve tabi bayram tatilinden sonra İzmir'de, evimdeyim.

Harcımı yatırdım, kaydımı yaptırdım ve pazartesi ilk ders günüme hazırım. Herşeyin yolunda gitmesini çok istiyorum. Bundan çok ümitliyim. Sorunsuz bir şekilde yılı bitirmek en büyük isteğim herhalde. Arkadaşlarımla konuştum da içlerinden en yakın arkadaşım hazırlıkta kalmış. Çok üzüldüm ona, ki ne kadar çalışkan olduğunu da bilirim ama kalmış işte. Bu sene hazırlığı tekrar edicek.

Bizim bölüm içinde "İlk 2 sene zor diyorlar." işte benimde endişem bu yönde. Kalmadan sorunsuz geçebilir miyim endişesindeyim. Mesela matematikten örnek vermek gerekirse, lisede türevim iyiydi ama integralden çakıyordum. Bakalım üni de ne yapıcam. İlk derste bu konulardan başlıcaklarmış. Kendim için söylemem gerekirse, bir sene matematiğe ara verip sonra direk bu konularla başlamak biraz gözüm korktu benim.

Size kayıt olayımı anlatayım bari. Ne garip durumlar yaşadım ki yok böyle bişey. Cumartesi günü İzmir'e geldim ve ilk işim net üzerinden harcı yatırmak oldu. Saat itibariyle en uygunu buydu. Bi de kolay biliyo musunuz ;) Pazar günüde gece yarısından sonra nete girdim, derslerimi seçtim ve DINK! bir uyarı yazısı belirdi ekranda: "Danışmanınızla görüşmelisiniz!" Peki danışmanım kimdi ki benim? Hazırlıkta söylemişlerdi ama işim olmadığı için gidip bulmamıştım. Sitede adı vardı ama resmi yoktu. Peki dedim pazartesi günü annemlerle beraber gider bulurum danışmanımı. Gittim sabahın 9'unda ki kayıtların açıldığı gün. "İşimi bitireyim sonra eve gelirim ve yapacak işlerime devam ederim." mantığındaydım. Gittim bölüme ve aradım bütün binayı hatta kayboldum. Tekstil Müh. binası dekanlıkla iç içe ve labirent gibi. Direk kapılar kapılara açılıyor sanki. Kasvetli ve egzantrik geldi bana. Şahsen severim böyle binaları ben (Çelişkili duygular oluştu binama karşı). Bizim binayı zamanında Almanlar yapmış ve bahçe dizaynı da onlara ait. Kampüste bahçemiz için özel bir bahçıvana sahibiz. Özeliz bu anlamda yani =)) Her geldiklerinde bakıyorlarmış "Nasıl bıraktığımız gibi mi?" diye. Havuzlu mavuzlu çok güzel yaa =)) Ben binamı sevmeye başladım sanırsam. Neyse konu saptı biraz.

Konuya tekrar dönersem, ilk gün gittim kimseyi bulamadım, onun yerine atölyelerdeki kişilerle tanıştım, gezdim, araştırdım. 2.gün gene annemlerle gittim. Bıraktılar beni, gittiler işe. Ben direk karşı sokak bizim binaya. Bu sefer danışmanım kapısına bir not bırakmış ve yerini belirtmişti. "Ohh çok şükür" dedim, gittim danışmanımın olduğu yere. Tabi bu arada her gördüğüm kişi bende potansiyel danışmanım gibi görünmeye falan başlamıştı derken birisi oymuş. Ben tabi bilmeden geçtim yanından gittim. Sağolsun ordaki bir hoca bana yardım etti de tanıştırdı bizi. Danışmanım iyi, güler yüzlü  ve ilgili bir bayan çıktı. Dersleri seçtik ve onayladık. Bir sürü dersin arasında "Yabancı dil" dersini çıkarttı bana çünkü hazırlık okumuş ve sorunsuz geçmiştim. He he he =)) Tam 4 kredilik ders bu şekilde çıkmış oldu. Ayy nasıl sevindim o an anlatamam. Böyle bir sevinç yok yani. Danışmanım da anladı ve güldü zaten =)) Ama genede ders programı çok dolu. Bi öğle aralarından sonra 2 saat boşum var o da 3 gün, 1 günde öğleden sonra böyle boş. Artık o sürede ne yaparım bilemiyorum. Bu yoğunlukta gider kütüphanede uyurum diyorum nasıl olur acaba #) Kışın çok güzel oluyo kütüphane, sıcacık =)

Bu koşuşturmaca da bir arkadaşımla aynı grupta olduğumuzu öğrendim. Diğer arkadaşımla da ayrı olduğumuzu. Üzüldüm tabi. Keşke onunla da aynı olsaydık. Çok isterdim ama olmadı. Gruplar okul numaralarının çift mi yoksa tek mi olduğu ile ilgiliymiş. Kaç gündür şu ayrı grupta olduğum arkadaşımla ilk güne hazırlık yapıyoruz da onda en ufak bir heyecan belirtisi göremedim. Biraz heyecan iyiydi yaa =))

İşte böyle bir kayıt olayından sonra 20.09.2010 günü başlıyorum.
Heyecanlı mıyım: Evet!

Bir bilinmezliğin içinde geçicek bir sene. Kalır mıyım, geçer miyim, hocalar nasıl peki ya da dersler???
Resmen kendi kendimi paniğe sokuyorum.
Aklımdaki karmaşalar içinde yeni dönemi bekliyorum.
Başlasın bakalım, herşeyin devamını burdan yazıcam.
Tekstil Müh. seçecek özellikle de Ege Üniversitesi'ni seçecek olanlara fikir olur ;)

Herkese yeni döneminde başarılar.