kahve etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kahve etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Haziran 2015

Pazartesi Sendromu


Sabah uyanamamak ve işe gelmek zorunda olmak off!

İlk kez bu kadar salak gibiyim. Sabah panjurun arasından odama vuran gün ışığı, hafif serin hava, biraz daha uyuma isteği doğuran durum. Kalktım, giyindim ve servise bindim. Servise biner binmez de uyumaya devam etmişim. “-meşim.” diyorum çünkü o anları hatırlamıyorum, deliksiz uyumuşum. Gün nasıl geçti onu da hatırlamıyorum. Hala geçmedi!

Saat, iş çıkışına gelse de ben günü yaşayamadım. İçtiğim kahveler, yediğim yemekler benim uykumu açmaya yetmedi. Şimdi de spora gitmem gerek. Spor hocam bugün başka bir hoca olduğu için rahatım. Spordan sonra daha bir enerjik oluyorum. Adrenalin dolayısıyla galiba.

Karnım aç değil. Sadece uyumak istiyorum. Belki iş çıkışı uyurum biraz.

Yaz sezonu İzmir’e çoktan geldi. Deniz soğuk ama olsun biz giriyoruz. Arkadaşlarla geçen eğlenceli ve bir o kadar da hızlı hafta sonundan sonra bu yaşadığım yorgunluğa şaşmamalı aslında.

Ayy başım!

İç suyu, iç suyu ve ayılmaya çalış Z.S.!
Bir gece önce alkol alırsın ve ertesi günün böyle manyak gibi geçer ya aynen öyleyim.
Alkol alsam gam yemicem ama bedenen yıkılıyorum.

Siz siz olun bu kadar ordan oraya koşturmayın!

xoxo

17 Mart 2015

Akhisar Hikâyesinden Sonra Ne Oldu?


En son sizi Akhisar’da bırakmıştım. Sonrasında yani yazımı yazıp yayınladıktan sonra İzmirime, evime döndüm. “Ohh be!” dedim. İlk gün “Nolcam? Pozisyonum değişecek mi? Kesin son halini alacak mı?” diye düşünmekle geçti. Gün sonunda ne olacağım değil ama kiminle çalışacağım belliydi artık. Ardından iki hafta daha kesimhanede durduktan sonra üretime verildim. Üretimde etüt alıyor, bantlara bakıyor, sayılara ve yoğunluğa göre hatları dengeliyorum. Kalitede sorun olursa müdahale ediyor, yaptıklarımı ortak klasöre yüklüyorum.

İşim çok yoğun aslında. Her gün etüt al sonra onları temize çek derken bütün gün ayakta kalıyorum. Size bu yazıyı yazıyorum çünkü rahatsızlandım. Siz bu satırları okuduğunuz sırada yorgunluktan tansiyonum düşmüş bir vaziyette şekerli kahvemi içiyorumdur (ki ben şekerli nee kremalı hayatta içmem ama işte hasta olunca güzel güzel içiriyorlar.).

Bunun yanında cumartesi günü ilkokuldan sıra arkadaşım N. evleniyor. Düğününe bütün ilkokul olarak gideceğiz. Bunu öğrendikten sonra gene kıyafet arayışına girdim ve oylar sonucunda dar olan elbisem beğenildi. Zayıfım kabul. Sporda yapıyorum ama malum yıllar sonra millet birbirini görecek ya ölümüne diyete girdim. Ondan rahatsızlanmışta olabilirim tabi #)

Araya sıkıştıralım spora başladım çok iyi geldi. Kendimi dinç hissediyorum ayrıca bacaklarım incelmeye de başladı. Faydasını gözle görülür bir şekilde gördükten sonra size ayrıntıları yazacağım söz ;)

Bütün bunların yanında PİKO 1 yaşına girdi!!! Zaman su gibi akıp gidiyor. Elime ilk geldiğinde dört aylıktı. Şimdi 1 yaşını doldurdu bile heyt beee =)))

** 25 Mart malum doğum günüm. Ee zaman azalıyor. Bakalım üniversite bitti, millet ne yapacak?! Çok merak ediyorum. Arkadaşlarımdan benimle zaman geçirmek isteyen olabilir ama ben ne yapacağım hiç bilmiyorum. Çok fazla şaşaya gerek duymadan klasik dileğimi dileyeceğim gibime geliyor. “Huzur” istiyorum aslında en içten dileğim tek bu. O kadar çok şey yaşadım, gördüm ve dinledim ki inanın yoruldum. Şu son dört aydır yaşadıklarımı yazamıyorum bile. Toparlayamıyorum bir türlü aklımı, beynimi. İş hayatı iyi güzel ama ara ara üniversite hayatımı da özlemiyor değilim hani. Özel hayatım deseniz aldı başını bir oraya bir buraya savruluyor. Toparlayamıyorum. Kendime kızdıkça sinirimi kimseden çıkarmıyor ve işime odaklanıyorum. Hırsımla çalışıyorum. İşe geliyor, mesailere kalıyor ve spora gidiyor deşarj oluyorum. Bunların hepsi kimseyi kırmayayım, konuşmayayım diye çünkü yoruldum. Konuşmaktan değil aynı konuları konuşmaktan yoruldum. Konuştuktan sonra bir şeyler değişse konuşalım hatta sabahlayalım ama değişmiyor! Değişmedikçe de yoruluyorsun, tepkisizleşiyorsun. Halsizlik bedenini sardığında umutsuzluğa kapılıyorsun. Korkuyorum öyle olmaktan. Ondan kaçıyorum. Kimseye zararım olmadan uzaklaşıyorum.

Amaçlar edindim. Listeme yeni maddeler ekledim.
Yaşıyorum ya. Dik duruyorum.


xoxo

18 Şubat 2013

Bizim İçin Tatil Demek...

Bizim için tatil demek buluşma zamanı demek.
Bunu kimin için söylüyorum tabi ki de lise arkadaşlarım için.

Her tatilde İzmir dışında olanlarımız İzmir’e gelir. İzmir’de olanlar özel olarak sırf buluşma için şehirden ayrılmaz. Bir gün ayarlanır ve buluşulur. Önce bir yere oturulur, çay kahve içilir. Sonra belli bir sayıya ulaşılır ve oradan yemek yemeğe gidilir. Kalabalık olan gurubumuz birkaç masayı birleştirir. Oradan eğlenceye geçilir ve gün kahkahalarla devam eder. Kuzum, Jelibonum, Serdarım, Binnurum, Mecom, Senemim ve diğerleri, hepimiz buluşuruz.

Bu tatilde de buluştuk ve ayrılırken en yakın tatil ne zaman diye düşünmeye başladık. Bu bahar döneminde hiç uzun tatil yok onu anladım. Mecom,Tokyo’dan denizle kim bilir nerelerde, Binnurum Sakarya’da, Kuzum ile Serdarım Ankara’nın kuru soğuğunda ve Jelibonum ise Almanya’da. Güzel bir günün sonunda üstüme dolan hüzün sonucunda yazamadım bir türlü bu yazıyı. Yazılmışı da düzenleyemedim.

Hepsini ayrı ayrı seviyorum. Kaç sene olmuş?!

7 senedir hayatlarımdalar hatta bazılarıyla 8 sene! Dağılmadık, dağılmayacağız da biliyorum. İnsanın böyle arkadaşları oldukça yalnız olmasına imkân yok zaten.

Gülmek, bol bol fotoğraf çekmek, çektirmek, yeni tatlar denemek, derslerden konuşmak, ilişkiler üzerine deneyimlerimizi paylaşmak, hediye seçmek, yıl içinde yaşanılan olayları uzun uzun anlatmak, masanın bir ucundan diğer ucuna gülümsemek, konuşmaya çalışmak, her muhabbete bir şekilde karışmak, konular karışınca da anlayamamak o kadar güzel o kadar özel ki.

Anlatamam. Yaşamanız lazım. Bizim masaya oturmanız lazım.

Bu buluşmamızda bizden olmayan bir konuğumuz vardı ve “Konularınız çok hızlı değişiyor, çok hızlı konuşuyorsunuz. Bir türlü konuya dâhil olamadım.” dedi. Dönüp ona gülümsemiştim. Haklıydı. Çünkü biz liseden beri her halimizi görmüştük.

En kötü zamanımızı, en sinirli, en kırılgan, en stresli, en yalnız, en iyi, en eğlenceli…
Hepsini biliyoruz.

Geçmişi unutmak hiç kolay değil. Geleceği ise beraber yaşamak çok heyecanlı =)
En yakın tatili dört gözle bekliyorum ;)

13 Şubat 2013

Ehliyet Sınavı Olayımız …4


E.S.O. 3 den sonra artık son partı da yazıp bu macerayı sonlandırmanın zamanı geldi bence =)
Bir ehliyet nasıl çıkarılır, hangi dikenli yollardan geçirilir sorusunun cevabı şimdi yazacağım yazıda gizli.

Hadi başlayalım o zaman =)

Şimdi hafta sonunu güzel geçirdikten sonra pazartesi direk ehliyet kursumu aradım ve bana belgelerimin anca Cuma hazır olacağını söylediler. Bunun üzerine cumaya kadar bekledim (Bu sırada gezdim tozdum. Ah ahh sonra olacakları bilseydim gezer miydim?!) ve Cuma günü geldi çattı. Gittim kursa. Dosyam hazır ve nazır önümde duruyordu derken kimliğimdeki fotoğrafım en son ben ÖSS ye girerken ki halim olduğunu söyleyip değiştirmem gerektiğini belirttiler. Ehliyet, kimlik ve dosyamdaki fotoğraflar bir olursa sorun çıkmazmış. Bu bahaneyle hem kimliğimi de yenilermişim. İçimden de dedim “Neden bunu daha önce söylemedin ki?!”. Neyse ki elimde daha önce çektirdiğim, bir sürüde çoğalttım vesikalıklarım vardı da birde onunla uğraşmadım. Bir hafta öyle boş boş gezeceğime gider bunu hallederdim. “Tamam.” dedim ve tıpış tıpış otobüse binip geldim gene sokağıma. Önce muhtara uğradım. Kimlik belgelerimi aldım orda ödedim 4Tl. Sonra oradan çıkıp belediyeye gittim. Bilmediğim yer olunca içgüdülerimle o sokağa girdim başka yerden çıktım ve buldum. Orda ödedim gene 3Tl. Bütün bunların arasında İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne ne kadar teşekkür etsem azdır. Şöyle ki, 1 saat içindeki bütün otobüslerde ilk basıştan sonrası ücretsiz oluyor. Oradan oraya bin, in sonra gene bin gene in derken valla günüm otobüste geçti. Her birine tek tek kart bassam batardım =) Bir yandan da içimden “Keşke arabayı alsaydım.” diyorum. Eyy yorgun kafam benim #) Kimliğim çıkarılırken gene sürücü kursunu aradım ve hangi bankaya para yatırılacağını sordum. Netten yapılıyo olsaydı beklerken onu da net üstünden halletcektim ama illa elden yatırmak gerekiyormuş. Bankalar sırasıyla Finans, İş ve Halk Bankasıydı. Yolumun üzerinde Finans olduğu için direk daldım içeri. 303Tl de ona ödedim. Sonra gene otobüse bindim ve geldim sürücü kursuma. Sonunda dosyama kavuştum ve emniyete gittim tabi saat artık 3 olduğu için geç kalmıştım. Bana pazartesi sabahtan gelmemi söylediler. Sabah sıra verip akşama da ehliyeti alabileceğimi belirttiler. Olay buymuş yani. İyi dedim ve tıpış tıpış gene evime geldim.

Pazartesi oldu ve ben sabahın 8 inde emniyete gelmiştim. İlk sıra benimdi. Ben bu genç yaşımla oradan oraya koşturup işimi hallederken gene burada da o tuhaf eşlere rastladım. Ehliyeti kadın alcak ama koşuşturan, polise isim yazdırıp sıra alan kocaları. Bu kadınlar hiç mi kendi işlerini yapmaz ya da yapamaz. Basiretleri mi bağlanıyor, anlamıyorum?! Oradan parmak izi kaydı (Bundan sonra benimde emniyette parmak izim var. Resmen kayıtlı biriyim.) ve 1Tl ödendikten (Evet yanlış duymadınız! Parmak izinizin değeri hem de 10 parmak birden 1Tl!) sonra 101Tl’yi elden emniyete ödedim (Bu paradaki 1Tl den kar etmek isteyen ne kadar çok insan var ya! Tamam, 1Tl az para gibi görünebilir ama çok parada değil. Yani sen 100Tl yi veriyorsun da 1Tl’yi mi veremiyorsun. Bunu da hiç anlamadım. Neymiş “Yanımda bozuk yok.” diyomuşun, polis almıyormuş falan filan. Napcak adam, kendi cebinden mi vercek sizin paranızı. Saçma yani. Nolur böyle küçük hesapların adamı olmayın.) ve akşam 4’de gelmemi söyleyip beni yolladılar.

Eve gelip 4’e kadar ne yapmadım ki?! Evi toparladım, çamaşırları astım. Yetmedi, üzerine spor bile yaptım. Sonunda 4 oldu da çıktım evden, gittim emniyete ama kimliğimin hazır olmadığını söylediler. “Ne zaman hazır olur?” dedim (İçimden de “Nolur yarın deme, nolur yarın deme!” diye geçiriyorum tabi.). “5’de yeniden gel.” dediler. İyi deyip oradan Küçükpark’a geçtim. Bir kaç arkadaşla karşılaştım. Zaten Küçükpark küçük yer. Biriyle karşılaşmasam şaşardım =) Onlarla çay kahve derken zaman nasıl geçmiş anlamadım ve kalktım, emniyete geri geldim.

Ana bi geldim herkes çıkmış sadece içeride 3 kişi var!

Neyse o üç kişiden biri bana kimliğimi verecek kişi olduğu için kimliğimi aldım ve çıktım. İlk işim direksiyon hocama teşekkür mesajı atmak oldu. Sonrada anneme haber verdim. Pekiii emniyetten çıktığımda ilk yaptığım ne oldu biliyor musunuz? Aslında kimseye haber vermeden önce MP3’den Gloria Gaynor - I Will Survive  ı seçip, sesini de son ses açıp mutlu mutlu yürümek oldu. Aslında bıraksalar daha doğrusu emniyetteki polislerin beni deli sanmasından korkmasam yemin ediyorum dans ede ede giderdim ya, korktum işte #)

Şimdilerde annemle akşamları çalışıyoruz. Malumunuz direksiyon dersimdeki araba Fiat’dı ama benim kullanacağım araba Renault. Sonuçta debriyaj ayarları farklı.
Her neyse bunu da yaparım nolcak yani ;)
Herkese iyi sürüşler =)))

Öpüldünüz xoxo

25 Ekim 2012

Geleneklere Uyalım


Kurban Bayramınız Kutlu Olsun Ey Dostlar =)

Kutlamamızı da yaptıktan sonra buradan duyuruyorum ki Bandırma’dayım. Eveett, uzun uzun bayramda ne yapmalı diye düşünürken aslında bütün bunların gereksiz olduğuna karar verip “Gelenekçiyim oğlum ben!” şeklinde iç ses bağırmamla, atlayıp arabaya anneannemin yanına geldik. Burada bunu söylemezsem içimde kalır. Dün yorgan + battaniye ile yattım ulen =))) Benim için tam şok!! Cuma günü bölüme askılı body ve mini eteklerle giden bu bünye hatta cumayı geçtim dün yola kısa kollu, tiril tiril bir alt giyen bu bünye dün dondu ve battaniye ile yattı. Tırtıl gibi dolandım ikisine de öyle uyudum. Hatta gece bir ara çorap bile giydim O.o Üşüdüm diyorum yaa başka söz yok. Yazlığın geceleri soğuk oluyo diye yakınıyordum ama Bandırma’nın gecelerini (böyle de pek havalı oluyo “Bandırma’nın geceleri”) unutmuşum. Bütün bu üşümeler, sarılmalar falan işin tuzu biberi hadi el ele tutuşup bayramı kutlayalım ley ley loy =) Bugün 1.gün ya millet kurban kesmeyle meşgul ondan rahatız. Asıl koşuşturmaca yarın başlıcak. O meşhur kahve kokulu evimizi merak eden gelsin çalsın kapımızı ;) Bayram demişler kızım buna, kapın herkese açık olacak. Bak bak bak iyice gelenekçi oldum =)

İnsanın insanın ne kadar burada akrabası da olsa arkadaşı olmayınca olmuyo. Bütün akrabalarla uzun masalarda oturup yemek yesen sonra da sabaha kadar konuşsan da bi şeyler eksik oluyo. Eskiden anneannem burada olduğu için Bandırma’yı seven ben, artık Bora & Sercan’da olduğu için seviyorum. Dün hatta ilk günden buluştuk, meydana gittik falan. Seviyorum bu ikisini ;) Onlar Ankara’da, ben İzmir’de olduğum için anca tatillerde, bayramlarda bir araya gelip konuşuyoruz.

Sonuç: Birikmiş konuşacak konular ve bol kahkaha =D

Bandırma insanı tam alışveriş çılgını. Arife günü bile alışveriş yapıyorlardı, dün gördüm. Bugünde herkes restoranlara gider hah buraya yazıyorum. Gezmeyi seviyorlar. İleride iş yaparken Bandırma benim için satış potansiyeli yüksek olan yerim olacak (hışştt duymasınlar)  ;)

Birazdan dışarı çıkarız şöyle bir Bandırma Kordon, meydan gezmesi derken donar eve geri geliriz =))

Ee millet siz? Hadi kalkın bir şeyler yapın. En azından duşa girin, bayramlıklarınızı giyinin, süslenin püslenin enerjinizi kendinize çevirin =))

NOT: Teyzem SENİ SEVİYORUM ve ÖZÜR DİLERİM (Burayı okuduğunu biliyorum. Cümle alem duysun ulen =)))

5 Kasım 2011

Kurban Bayramı

Bu bayram yalnızım.
Abimde yok.
Yani bildiğiniz yalnız olacağım bayramda.
Evet, içime oturdu.
Bu kadar vurgulu söyleyince fark ettim içime oturduğunu =(

Bizim ailede artık tek büyük anneannem. Bu nedenle onu bayramda yalnız bırakmak olmazdı. Bu yüzden annemler onun yanına Bandırma’ya gitmeye karar verdiler. Sabah annemleri uğurladıktan sonra bir güzel kahvemi almaya gittim. Sonra evi dip bucak temizledim. Ki ben toz almasını sevmeyen insan, evde tozu alınmamış yer bırakmadı. Arefe günü dendi mi hemen akla bayram temizliği gelir bizde =) İşte bende yalnız olduğum için bu adeti tek başıma yaptım. Sadece temizlik mi yaptım sanıyorsanız o zaman yanılıyorsunuz çünkü bayram tatlımı bile yaptım. Kâseye de çikolatalarımı doldurdum. Artık tam anlamıyla bayrama hazırım.

Beni kim ziyaret eder deyip burada tam bir drama bağlama moduna girebilirim ama girmeyeceğim. Çünkü bayramda evde kalmayı ben seçtim. Peki ya bu kimin suçu tabi ki de üniversitemin hatta bölümümün suçu. Sen tatil sonrası ders + ilk vizeleri koyarsan işte bende evde böyle yalnızları oynarım. Bi dakka bi dakka bi dakka aslında yalnız değilim, Naz’la beraberim. Naz’ın kim olduğunu sorarsanız o benim muhabbet kuşum hatta onu 15 günlükken alıp büyüttüğüm için benim çocuğumda diyebiliriz =)

Bu sabah AVEA lı oluşumun 9.yılıymış. Bu nedenle de bugün bana bedava avea içi konuşma verdiler. Bende sabahın erken saatinde teyzemi aradım. Artık kaç saat toplamda konuştuk hiç bilmiyorum =) Oda bu bayram benim gibi yalnız.

Benim dram durumumu geçersek, şimdiden herkesin kurban bayramını kutluyorum.
Bol şekerli, paylaşımlı ve tabi her kurban bayramında olduğu gibi yurdumun dört bir tarafında bol yağışlı bir bayram diliyorum.

15 Kasım 2010

Kurban Bayramınız Kutlu Olsun

Bu bayramda da evde abimle yalnızım. Aslında ilk yalnız kalışımız değil bu.29 Ekim’in tatil olduğu haftada evde yalnız kalmıştık. Annemler Bandırma’ya gitmiş, biz sınavlara çalışmak için evde kalmıştık. Yemek içmek artık sorun olmuyo zaten onu aştık diyebilirim. Ee ikimizde iyi anlaşıyoruz. O zaman çok rahat, sorun yok diyebilirim =))

Ama bu sefer Kurban Bayramı’nda evde yalnızız. Çok garip bir bayram olacak. 
Bugün arife ve evde kendi çapımda bir hazırlığa girdim. Temizlik ve ev toplama dışında bide tatlı yaptım. Yarın annemleri, teyzemi ve anneannemi arıcam ama şimdi eminim onlarda orda bir kaç hazırlık yapıyorlardır. Kesin kahveler alınmıştır_Bandırma’nın en iyi yerinden_=) ev çoktan temizlenmiştir bile. Ve Bandırmada hava, İzmir’e nazaran daha soğuktur ama kendine has bi serinliği vardır.
Annem “kendinizi yalnız hissedeceksiniz” dedi. Artık bakıcaz. Sınavlarım bu kadar ağır olmasa ve yoğunda olmasa giderdim ama biliyorum ki gidersem vicdan azabı çekerdim.

Herkesin Kurban Bayramı şimdiden kutlu olsun.

Vee bu yazıyı arife hazırlığının arasında okuyan varsa size 2 tane tatlı tarifi veriyorum =))
İçimden geldi…

İlki bildiğiniz Revani;
Annem bu tarifi çok yapar. Ayrıca yapması da kolay zaten.

Tarifi:
1 su bardağı şeker ve 3 yumurta yı çırpıyoruz. Ama öyle 1-2 dk değil. Bayağa bi çırpıyoruz. Hafif köpürterek, kıvamını alıncaya kadar çırpın işte =)
Daha sonra
1su bardağı yoğurt
1,5 su bardağı un
1 su bardağı irmik
1 ya da 2 paket kabartma tozu (ya da 1,5 çay kaşığı karbonat da olur)    bunlarıda ekliyoruz ve iyice karışına kadar karıştırıyoruz.
İstediğiniz bir bor cama döküp fırına atıyoruz. Fırının sıcaklığı 150oC falan olursa iyi olur. Bu sıcaklıkta 30dk pişmesi yeterli. Hafif üstünün kızarması ve kabarması lazım. Sizin fırınınıza göre tabi bu süre ve sıcaklık değişebilir.
*Ayrıca isteğe göre pişirmeden önce üzerine tuzsuz fındıkta koyabilirsiniz =)

Şurup için tarifi:
4 su bardağı şeker ve 4 su bardağı suyu ocakta şurup kıvamını alana kadar karıştırıyoruz.
Daha sonra pişmiş hamurun üzerine döküyoruz ve iyice çekmesini bekliyoruz.
İşte şimdi oldu =)))


İkincisi ise aslında Serdar’ın tarifi ve adı Çokotop =)
Tarifi;
Bir paket sana yağını iki paket kakaolu bisküviyle(petibör kakaolu bisküvi) eziyorsunuz_Çokotop kıvamını alana kadar_
Sonra top top yapıp hindistan cevizine bulayıp buzluğa atıyorsunuz.
İşte bu kadar =))

AFİYET OLSUUNNN =)))

23 Eylül 2009

Bayramın Sonu...


Uzun bi aradan sonra yeniden yazıyorum. Özlediniz mi beni ;)


Herkesin Bayramı Kutlu Olsun ...=))

"Bayram bayram" dedik işte geldi geçti. Yok böyle bi şey ya. Bu bayram kentimden dışarı çıktım  ve büyüklerine saygılı bir genç olarak (öyleyim ama aa), anneannemin yanına gittim. Şu sıralar Bandırmadayım. İzmir gibi sıcak bi kentten Bandırma gibi soğuk bir yere gelince emin olun tam anlamıyla donuyorsunuz. Neyse ki hazırlıklıydım ;)

Yaşlı evi = Ziyaret evi.

İşte konum bu. Valla sıkıldım misafirden. Kafam rahat olsun, güzel yemekler için gelmişim buraya ama maşallah kahve yapmaktan artık kahve görmek istemiyorum yani o derece sıkıldım! Gelen de maşallah 5 kişi birden geliyo. Sonunda bizde anneannemi salonun baş köşesine sabitledik, garibim bütün gün tam mesai oturuyor =))

Dedem öldüğünden beri burada internette yok. Bunu bile telefonumun internetinden yazıyorum. Yakın tarihte köye gidip kendimi çayırlara vurmayı düşünüyorum. Kulağımda MP3üm olsun. Dere tepe taş geziniyim istiyorum =) Haberlerde de gördünüz mü bilmiyorum ama Bandırma'yı sel almıştı. Şimdi geldim baktım her yer kuru =/

Eyy bayram işte gene geldin, geçtin ve bitti =((

Bu arada perşembe günü okullar açılıyormuş. Genç arkadaşlarıma benden tavsiye: GİTMEYİN. Yani ben gitmezdim. Oturun evinizde, hava zaten soğuk =)) Tam keyif yapın, gezin, tozun. İlk gün zaten ders olmaz ;)