aşk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
aşk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Mart 2015

İyi Ki Doğdum!


Güzel bir gün olsun. Hem de en güzelinden. İş için yorulayım ama eve geldiğimde huzuru bulayım.

Bugün benim doğum günüm!
25 Mart 2015.
Doğduğum yıl 25 Mart 1991.

24 yıl olmuş. Koskoca 24 yıl. Yaşlanıyorum be genç! Hayat hızla akıp gidiyor baksana. Bir sene olmuş mesela ben burada çalışalı. Neler sığdı, neler sığdırdın diye sorsana bana şu 24 yıla?!
Aşklarıyla, acılarıyla, stresleriyle, panikleriyle, kayıplarla, sevinçlerle, mutlulukla, kahkahalarla, gezmelerle tozmalarla, eşek gibi çalışmalarla, yeni yerler ve yeni tatlar kültürler öğrenmeyle, parayı harcamayla, para kazanmayla ve paranın kıymetini anlamakla, sevgiyle, ayrılıklarla, sevişmelerle, öpüşmelerle, okuldan kaçmalarla, dersi ekmelerle, yalanlarla, gerçeklerle, sizi keşfetmeyle ve yazmayı kendim için terapi olarak görmemle ve bunu benimsememle geçen koskocaman 24 yıl!

Kendimi seviyorum.
İşimi, mesleğimi seviyorum.
Ailemi seviyorum.
Hayvanları seviyorum.
Sporu seviyorum.

Şimdii kutlamaları alayım.
Ahahaha =)))


xoxo

12 Şubat 2015

Korku İmparatorluğu

 

Bazen insanın sinir eşiğini zorlayan anlar yaşıyorsun. Gereksiz yükselen sesler doğuyor bir anda odanda. Stresiyle baş edemeyen sinir yüklü insanlar. Birbirlerine karşı saygıyı da zamanla yok edeceklerini düşünmeden yükseliyor o sesler. Birini azarlamak, onu eğitmek adına yaptığın bir şey değil.

Belli bir zamandan sonra kimseyi eğitemezsin sadece düzeltirsin.
Eğitim, yaşını almış kişilerde zordur. Kabul etmezler.
Önemli olan bağdan üzüm yemekse bağcıyı dövemezsin.
İnsanlar korku imparatorluğunda başarılı olamazlar.

Yıllarca okuyup izlediğim, tarihten ders aldığım kadarıyla bu her zaman böyle olmuştur. Korkuyla yönetildikçe insanlar kendilerini savunamaz, sorumluluklar alınamaz ve işler yürüyemez. Sorulan sorulara alınamayan cevaplarla işlerin yürümesi beklenemez.

Kendime söz verdim biraz önce;
“Bu içimdeki insan sevgisini, saygısını asla kaybetmeyeceğim. Saygım canlıya, varlığa duyduğum saygıdandır.”

Mutlu mutlu işe gelip hatta mutlu aşk kokan mesajlar ve öpücüklerle uyandıktan sonra işe gelince ters bir cümle ve tavırla karşılanmak. İnanın beni asla demoralize etmez ama artık sıkıldım! Bir dakika daha buraya tahammülüm yok. Ben duyarsızlaşamam. Sahiplendiğim bu yeri de bırakamam. Gereksiz sinir küpü bir insan yüzünden mesleğimden de soğumam. Aylardır burada olup içeride çalışanlar hakkında bir kelime bile bilmiyorsan burada olma zaten. İstersen işinin en iyisi ol ama nafile. Gözümde sıfırlanırsın. Araştırma yaparken ben bunu bilmem şeklinde kendi cahilliğini konuşuyorsan ama bu cahilliğini benim bilgimi ezerek yapmaya çalışıp örtbas edeceksen orada kaybedersin. Kendinin ne olduğunu fark etmeden yaşayıp bir şeyleri yapmaya çalışmak, ne yazık!

Bu oradan oraya savrulma sürecimde o kadar çok şey gördüm o kadar çok şeyle karşılaştım ki patronuma teşekkür ediyorum. Başlangıçta moralimi bozmayan, aralarda inip çıkan ama genede umudumu kaybetmediğim bu yolda tecrübe ettiklerimi sıralıyorum;

* İnsan ol.
* Çalışanlarını bil. Çünkü onlarla iş yapıyorsun. Herkesin yapabildiklerini, yapabileceklerini öğren, yaşa. Gerçekçi ol.
* Saygılı ol. Karşındakini pislik ya da bir şey bilmeyen biri olarak düşünme. İhtimallerin olsun ama o kişiyi oraya yerleştirdiysen de onun ne yapabileceğini biliyor olmalısın. Ona güvenmelisin. Sorumluluk verdiğin kişiye eğer güvenmiyor ve en küçük cevabında sinir patlaması yaşıyorsan o kişiden iş yapmasını bekleyemezsin, başarılı olmasını ise asla.
* Çalışanlarına kin güdemezsin. Güdüyorsan onu tutma! Kin ne ayrıca?! En baş maddeye dön, hatırla.
* Senin sabrın yoksa ve bunun sonucu sinir patlamasıysa karşındaki insanlarında senin gibi olduğunu unutma! Sabır bir yere kadardır. Bir istifa ile gitmeye bakar. Gidenin arkasından da “Neden gitti? Ben iyiydim.” deme. Mütevazi ol. Dön kendine bak. Önce kendini sonra karşıyı yargıla. Konumundan dolayı kimse sana bir laf söyleyemiyor olabilir ama insanların gözleri ve davranışları çok şey anlatır.
* Stresinle başa çıkmayı dene.  Kendin için bir şey yap. İyi bir şey. Nefes al mesela sonra ver. Etrafını topla. Aynada kendine bak. Güzel bir çift söz söyle ve göz kırp kendine ;)
* Kimseyi kimseden ayırma. Ayıracaksan bunu kişilerin başarılarıyla yap. İnsanlardan verim almasını bil.

Hiçbir şey kolay değil ama bunu kendi yaptıklarınla zorlaştırmak ya da kolaylaştırmakta sizin elinizde.

xoxo

3 Ocak 2014

Hastayım

Gönül isterdi ki size yeni yılın gecesinde ilk yazımı yazıyım, size güzel dileklerimi sunayım ama olmadı.
Ben 2014’e hasta girdim ühü ühüüü =(((

Dünde “Sabahtan derse gideyim, cumada doktora gideyim.” dedim ama yok benim kafam kalkmıyor ki yataktan. Hemen annem ve babamın yoğun baskısıyla doktora gittim. Orda da ayakta beklerken başladı mı benim başım dönmeye! Allaahh duramıyorum derken kendimi görevlinin sandalyesine zor attım. Millet de bana tip tip bakışlar atmaya başladı. Yaşlılar deseniz kalk da ben oturayım modun da. Ölsem “Genç ona bir şey olamaz!” dicek! Sağlık ocaklarında ve aile hekimlerindeki bu yaşlıların davranışları ne olacak ya!

Her neyse baş dönmesi, mide bulantısı, ağrıyan kaslar, yapılan tahliller ile eve geldim. Bugün daha iyiyim (İlaçlar sağolsun.). Bakalım pazartesi günü öğrencem tahlil sonuçlarımı. 10-6 tansiyonla yaşayan ölüyüm herhalde #) Uff umarım kötü bir şey çıkmaz ve bende hayatıma devam ederim. Hiç sevmiyorum hasta olmayı, ilaç kullanmayı (Bütün gün uyuyorum sonra.), hayatı kaçırdığımı hissediyorum.

Neyse efenim bu gece daha iyiyim ve size yeni yazımı yazıyorum =))

2014 hepimize mutluluk, sağlık, huzur, daha az ölüm, kayıp, acılar getirsin.
Aşk kapımızı çalsın ve hiç bırakmasın.

xoxo

27 Temmuz 2013

Tatil Güncesi ...10

**22.07.2013 Tarihli yazımdır. Buradaki internetimde sorun yaşadığım için gününde yayınlayamadım. Özür dilerim. İyi okumalar.




Geçen haftanın bütün o telaşını bu hafta yeni bir pazartesiyle atmak istiyorum. Cuma günü yazlığa gelmiş ve PURSAT ile ROZA’yı eve giderken görmek istemiştim. PURSAT’ın beni görmesi ve üzerime atlaması bir olurken (Bu hayvan her gördüğümde daha da mı kaslanıyor anlamadım ya. Ben yokken neyle besliyorlar bu hayvanı?!) ROZA ortalarda yoktu. Sonra öğrendim ki bizimkisi o sabah bayılmış sonra suyla kendine getirmişler! Bence pek de kendine gelmiş gibi görünmüyordu. “Birkaç gün benim gözlemimde kalsın, ben bakayım.” deyip ROZA’yı aldım, getirdim eve ve akşam yemeğinden sonra kızımın ateşi çıkmaya başladı. Hemen soğuk sular, patilerini, başını ıslatmalarla ateşini düşürmeye çalıştım. Başarılıda oldum. Sabahına ayağa kalkamıyordu. Zaten bir gün öncede zor yürüyordu.  Pazar günü artık tuvalete bile gidemez olunca hemen geçen sefer anlattığım V. Teyze’nin yanına gittim ve durumu anlattım. Onlarında bildiği bir veterinere hemen götürdük. Sağ tarafına (Ön ve arka ayaklarına) strese bağlı travma oluşmuş. Arka bacağının üçlü bağından da biri zorlanmaya maruz kalıp zedelenmiş. Hemen ağrı kesici ile bir ilaca başladık. Perşembe gününe kadar ilaçlarını verdim. Her gün düzenli olarak 30dk sabahları yürüdük hatta çarşamba sabahtan denize bile girdik ;) Onu çok yormadan her gün sabah değilse geceleri artık yürüyoruz. Bana da spor oluyor. Sitenin bir ucuna kadar gidip, yokuş aşağı, yokuş yukarı, merdiven inme, çıkma şeklinde zorlu etapları sorunsuz geçiyor kızım. Kışın kumsalda koşup eğlenirken şimdi yaz sezonu olduğundan dolayı bunu yapamıyoruz hatta denize bile herkesin girdiği yerden değil daha uzak bir yerden giriyoruz. Dalgaları sevmiyoruz ama kızımla. Suyun yüzüne vurmasından ise çok rahatsız. Sakin sakin suya girerken dalgaları görünce kıyıya bir yüzüşü var ki görmelisiniz. Resmen suda beni yalnız bıraktı =)) Aman iyi olsun da, keyfi yerinde olup suda beni yalnız bıraksın. Perşembe günü veterinerimiz durumunun iyi göründüğünü, bacağına yaptığım masajla ilaçların işe yaradığını söyledi. Geçtiğimiz cumartesi günü V. Teyzenin yanına akşam yürüyüşümüz olarak gittik. ROZA’yı görenler önce şaşırdı. Çünkü ben kızımı yıkamış, taramış mis gibi yapmıştım. Boynuna da Alsancak’tan aldığım ebruli çanı takmış tam bayramlık moduna sokmuştum =) Bakım her canlıya iyi gelir zaten. Beyaz kılları olduğu için yıkanınca beyazları daha beyaz, siyahları daha siyah oluverdi. Komutları da anladığı için (Bir kış çalıştık o kadar) herkesten tam not almış olduk hohoo =)))


Bu hafta annemler cumaya kadar yoklar. Artık onlar gelene kadar NAZ, ROZA ve ben yalnızız. PURSAT’ı sağıma aldım, ROZA deseniz karşımda, NAZ ise kafesinde olup bütün gün ötüyor. Onunda sezonu açıldı. Geçen senede böyle öter yolun altından duyulurdu. Millet de merak eder, yukarı çıkar, NAZ olduğunu görür ve ne güzel ötüyor deyip giderdi. Bu senede açılışı geçen gece yaptık ve ilk iltifatımızı yeni komşularımızdan aldık heyoo =)))
2 haftam kaldı.
“Deniz Kum Güneş”

Hayat aşksızda olmuyor aşklıda!.. Saatlerin önemi kalmadığında aradığın o kişi, konuşmak istediğin tek bir isim. Dün yatağımda yatmış denize vuran yakamozu izlerken anladım bunu.

“Geçen yıl aynı tarih” dedim kendime.

Gene buradaydım, ağlıyordum. Çok geçmeden o istediğim şey olmuştu. Sonra gene çok geçmeden o defter kapanmıştı. Yıkılmıştım, üzülmüştüm ve gene yakamoz denizdeydi. Ben yatağımdaydım, ışığımı kapamış, perdemi açmış odamı aydınlatan ay ışığıyla üzüntümü yaşıyordum. Ev sessizdi, kimse yoktu. Dün gene aynı şeyi yaşamaktan korktum. Mesaj atarken korktum, samimi olduğum için ilk kez daha da korktum. Kendimden emin olmamaktan korktum, yaptıklarımın günahından korktum.

Sonuç olarak bu iki haftalık yalnızlık bana iyi gelecek biliyorum. Almanya’ya gidip bilmediğim bir şehirde kimsenin beni tanımaması beni bambaşka yapacak bundan da eminim. Her şeyi özlemek istiyorum. Kıymet bilmek istiyorum. Kimi sevip kimden ayrılacağıma karar vermek istiyorum. Yeni kararlar almak istiyorum. Yeni kişilerle tanışıp, kendi hikâyemi anlatmak istiyorum.

xoxo

NOT: Fotoğraf şahsım tarafından çekilmiştir. 

6 Şubat 2013

Mimlenmişim ...8

Mia nın aslında mimi ama ben soruları çok beğendim. Soruları alıp cevaplamak içinde Mia’dan rica ettim. Sağolsun o da “Tamam.” dedi ve ben bu güzel soruları cevaplıyorum =)

Hadi bakalım. Önümüzde tam 18 bolca soru var ;)

1- Hayatınızda mucize olarak nitelendirebileceğiniz bir olay geldi mi başınıza?
Mucize dermisiniz bilemiyorum ama en çok görmek istediğim kişiyi düşündüğüm anda kapının zili çalmıştı ve bir gece yarısı onu kapıda görmemle deliye dönmüştüm.

2- Hayatınızda aldığınız en büyük risk neydi?
Herhalde ÖSS zamanında tek bir meslek seçmem ve 5 tercihle tercih sürecimi kapatmam, benim için riskti. Bide bunu kimseye söylememiştim yani riski üstlenmiş ve sonuçları ne olursa olsun arkasında duracaktım.

3. Almayı düşünüp de alamadınız neler var?
Renault yeni Clio (Kırmızı olmalı), adL in yeni kreasyon elbise ve çantaları =)

4- Kıyafet konusunda takıntılarınız var mı? (Asla beyaz giymem vs.)
Mia gibi bende Ugg giymem. Ayrıca, florasan renklerden pembe ve turuncu olan giysileri giymiyorum. Bide sarı rengi giymiyorum (Annemin bana verdiği bir sarı kazağı var. Bir tek onu giyiyorum. Oda saf yün olduğu için yılda bir kez denk geliyor.).Aşırı salaş şeyleri sevmiyorum. İncecik tayt giymem.

5- Nefret ettiğiniz huylar ya da nefret ettiğiniz insanlar?
Çok alıngan insanlar, çabuk ağlayanlar (Bu dediklerim alt dudağı hep aşağıda olanlar.), dediğim dedikler, benim kızdığımı bile bile bundan zevk alıp dalıma basarak eğlenenler, mantık çerçevesinde yaşayanlar ve bundan biraz olsun çıkmayanlar, her işini gizli kapaklı yapıp sonra yakalanınca yalana başvuran insanları sevmiyorum.

6- Sizi en net tanımlayan kelime hangisi?
Mutlu

7- Hayata yeniden gelme şansınız olsa, hangi ülkede doğmak isterdiniz?
Paris. Aşıklar şehri, kaybolmak için en ideal yer.

8- Tek başına bir insan keyif almak için neler yapabilir?
Uyuyabilir =) Şaka şaka.. Sayıyorum; çay demler bütün termosu içer. Evinin en sessiz köşesini bulur ve kucağında küçük küçük çikolatalarıyla kitap okur. Sabahsa güne iyi başlamak için spor yapar. Mesela sabah koşularını deneyin derim ;) Eve gelince sıcacık banyosuna girer ve müziği son ses açar. Çıktığında dans ederek evi turlar. Neti açar, yarım bıraktığı dizinin sezonunu bitirir. Arşivinden bir Cem YILMAZ gösterisini açar onu izler. Morali tavan olduktan sonra güzelce giyinip dışarı çıkar. Deniz kenarına gider oturur, fotoğraf çeker. Evde okuduğu kitap çantasında olduğu için bir kafeye girer ve bir fincan kahvenin eşliğinde kitabını okumaya devam eder. Yeni tatlar dener. Sokak sanatçılarını izler. Vapura biner Karşıyaka’ya gider. Alışveriş yapar. Sırf keyfine, D&R a gider gezer de gezer. DVD arşivine yeni DVD ler katar. Takıl bana, sıkılmayız seninle ;)

9- Nikâh masasında evleneceğiniz kişiden “Hayır!” cevabı alsanız?
İlk tepkim suratına bakmak olur. O an şaşırdığım için (Şaşırma sürem 3sn.) bu sürenin sonunda “Nasıl ya?!” der ve kalkar giderim. Kalsın orda mal gibi!

10- Ölümden sonra var olan hayata inanıyor musunuz?
Evet. Ama öyle çekirge ya da öküz olarak gelmeye inanmıyorum =) Öldükten sonra bir şeyler olacak anca buna inanıyorum.

11- Sizi yazmaktan soğutan olaylar?
Yazmaktan soğutan değil de beni yazmaya teşvik eden olaylarım var. Mesela biten her olayımda illa yazıyorum. Sonra mutlu olduğumda illa yazıyorum. Başımdan geçen bence ilginç bir şey olduğunda yazıyorum. Ouuvv en güzelini sona sakladım; sinir olduğumda kesinlikle yazıyorum. İsyanım bir de buradan alevleniyor.

12- Kendinize robot bir sevgili yapıyorsunuz, ona hangi özellikleri eklemek isterdiniz?
Duygusal olarak seviyeler ve birine dokunduğunda hissedip bunu hafızasına almasını ayrıca bu duyguyu içinde hissedebilmesini eklerdim. Çok mu ütopik oldu ne?! #)

13- İnsan kaderini mi yaşar, kaderini mi yazar?
Yazılı olan kaderin seçeneklerini seçerek kendi yolunu çizer. Hayat, olasılıklarla dolu.

14- Aklınıza ilk gelen İngilizce kelime hangisi?
Hi!

15- Bir kitap yazsanız, adı ne olurdu?
Kakaolu Profiterol; bir bardak su, dört bardak un…

16- Blogger olmasa, şu an gerçekleştirdiklerinizi nerede gerçekleştiriyor olurdunuz?
Eskiden msn spaces ım vardı. Oradan yazardım. Gene oraya dönerdim herhalde.

17- Birinden hoşlanıyorsun ama hoşlandığın kişi en yakın arkadaşından hoşlanıyor, arkadaşınsa boş değil ona karşı. Ne yaparsın?
Böyle bir durum? Bana hiç de uzak değil. Dürüstçe cevap veriyim mi: kesinlikle aralarını yapmazdım. Olur mu öyle ya. Ben hoşlancam ama sonra onlar çıkmaya başlıcak ve acı çeken ben olcam. Üzgünüm canlar ama bu konuda çöpçatan olamam. Hayatım boyunca da bu konuda olmadım zaten.

18- İnternette sahip olduğunuz ilk takma isim neydi?
“Lora” =) Hatta ilk aldığım msn adresi de bu isimden oluşuyordu. İlk lise birde bir arkadaşımı bu adresime eklemiştim ve yıllar geçti hala beni bu isimle çağırır =))

Mimlediklerim

31 Aralık 2012

2013’e Saatler Kala…

2012 bitiyor. Bu hafta finallerim olmasına rağmen sırf bugün için yazı yazmayı bekledim =) Sonunda buradayım, bilgisayarımın başındayım ve klasik kış günlerine inat güneşli bir İzmir gününü yaşıyorum.

Ders çalışmaya ara verdim diyelim ve sofrayla, yemeklerle uğraşmak için mutfağa bir iki ;)

Sizde de böyle tuhaf bir heyecan var mı bilmiyorum da bende, kıpırtılar sabahtan beri var =) Sonunda nolcaksa, altı üstü geri sayıp 2013 dicez ama olsun. Yeni yıl, iyi dilekler ve isteklerle bir arada olunan belki de bu nedenle hep birlikte geri sayılan bir gün. Demin TV izlerken insanlara soruyorlardı, “Yeni yılda napıcaksınız?” diye. Napıcaz evde oturcaz, bir arada muhabbet edicez =) Klasik Türk insanı başka ne yapar siz söyleyin ;)

2012 biterken ben kendi 2012m nasıl geçmiş onu çıkardım. Tabi bunlar aklıma ilk gelenler;

* Öncelikle keman derslerimi bırakmıştım. Derslerle birleşince çok zor olmuş ve ikisi bir yürümemişti. Şimdilerde kendi başıma takılıyorum diyebilirim =)
* Bölümce Bursa gezisi düzenlemiş ve son gün Uludağ’a gitmiştik. Tipiye yakalanmış ve nasıl indiğimi bilmeden dağdan kayarak inmiştim. O gün, kış sporlarının bana göre olmadığını anlamıştım #)
* YGA’ya seçilemedikten sonra İBB İzmir Gönüllü Takımında görev almaya başlamıştım. Bunu bahar dönemim boyunca başarıyla yürütmüştüm. Manevi bir kardeşim olmuştu. İzmirimin bilmediğim yerlerine bu vesile ile gitmiş, hayata bakışımı biraz daha değiştirmiştim.
* Nisan gibi İstanbul’a bölümce fuar için gitmiş sonrada Ortaköy, Büyükada, Taksim, Boğaz demeden İstanbul’un her yerini gezmiştik =) Ufak Kaçamaklar İstanbul Ufak Kaçamaklar İstanbul 2
* Yaz gelince bölüm stajım başlamış ve “Kızlar Matinesi” grubumla bir ay geçirmiştim. Hepimiz başarıyla stajımızı geçtikten sonra opsiyonlarımızı seçmiştik.
* Stajımın son gününde Ege Üniversitesi Mezuniyet Töreninde D. ile birlikte hostes olmuştuk. Güzel artı eğlenceli bir gün olmuştu. Tatil Güncesi 1
* Asıl eğlence bundan sonra başlamıştı. Tatilim başlamış ve ben 6 ya da 7 hafta yazlıkta tek başıma kalmıştım. Annemler hafta sonları geliyordu.  4. haftamda hasta olmuş ve sesim erkek gibi çıktığı bir hafta geçirmiştim. Dolunaylar, gün doğumları ve en tatlı flörtlerim gene bu aylara denk geliyor. Yeni, farklı illerden hatta ülkelerden kişilerle tanışmış bayağı bir sosyal olmuştum. Kediciklerim vardı o dönem, bir de köpeciğim PURSAT. Sonra onlara ne mi oldu?! Birkaç madde sonra (kronolojik gidiyoruz =)) ). Tatil Güncesi 7
* Tatil bitti ve ben İzmirime döndüm. Tatil Güncesi 5 Bu sene farklı olsun diye Ege Tekstil Topluluğunda çalışmaya başladım. Bakalım 2013 için planlarımız var. Kaçını gerçekleştireceğiz?
* Eylül de kuzenimi everdik. Onun kına ve düğünü derken bronz tenimle elbise giymenin hem iyi hem kötü yanını yaşamıştım ama sonra her şeyi boş vermiş ve eğlenmeme bakmıştım =) Gelin Damat Düğün ve Dans
* Moda koleksiyon tasarımı ve yönetimi dersi için bebek şekerleri koleksiyonu ve grup sunumu koşuşturması başlamıştı. Kaç gece, kaç gün bilmeden sunum hazırladım artı şeker süsleri yaptım. Ne yorucu günlerdi anlatamam. Bi de o günlerde Bob Acri dinliyordum sırf rahatlamak için. Rahatlıyordum da ama sunum bitince artık onun o beğendiğim parçasını dinleyemez olmuştum. Bana o günleri hatırlatıyordu #) Yorgun Prenses Durmuyor
* Ekim’e geldiğimizde Bandırma’ya gittim. Bütün bu koşuşturmacanın arasında orası tam bir kaçış olmuştu =) Geleneklere Uyalım
* Döndüğümde gene yazlığa kaçtığım hafta sonlarım başlamıştı. Kedicikler büyümüş bayağı kedi olmuşlardı. Bunun yanında VELET, CEVİZ de aramıza eklenmiş ve benim koca hatta kocaman bir ailem olmuştu =) Tatil Güncesi 8 Part1 Tatil Güncesi 8 Part2

* Ehliyet kursuna başlamamı ve direksiyon dersine devam etmemi de bu araya bir yere sıkıştıralım. Sonra zirvelere katılmamı ve sonuçları beklememi, kararsız günlerimi, üzüntülerimi, kızgınlıklarımı, doğum günlerini, en güzel sürprizleri, diyetimi, yalanlarımı, kaçamaklarımı…

Herkesin yeni yılı şimdiden kutlu olsun.
Bu sene her şeyin en güzeli olsun.
Bu sene karşılaşacağınız sorunlarla boğuşun.
Size yapılan kötülükleri affedin ama sakın unutmayın.
Yeni albümler dinleyin, film izleyin ve yazın. Düşüncelerinizi, hissettiklerinizi…
Cesur olun, ciddi kararlar alın ve bu sene sadece bir gününüzü “Evet!” demeye ayırın.
Bol bol su için, spor yapın ve en güzeli mutlu olun, her saat, her gün ve her sabah ;)
Tek sayının diğer çifti siz olun. Aşkı bulun, sevgiyi hissedin ve arkadaşlıklarınızı dostluklarla pekiştirin.

11 Eylül 2012

Gelin Damat Düğün ve Dans

Size geçen Pazar günü düğünümüz olduğunu söylemiştim ya işte o düğünü kazasız belasız bitirdik çok şükür. Bu yazıyı ise geç yayınlıyorum çünkü anca kendime geldim dostlar =) Kına gecesinde çok fazla oynamayan ben düğünde coştum sanırsam hehe =)) Şimdi başkasının düğünü olsa çok keyif almıyorum hatta gitmeyi bile istemiyorum ama insanın kendinden olan birinin evlenmesi hele ki bu evlenen kişinin kuzeniniz olması her şeyi çok değiştiriyormuş.

Biz çekirdek bir aileyiz. Yani toplamda abim ile bende dâhil 8 kuzeniz. Birisini geçen yıllarda kaybettik. Şimdi kaldık 7 kişi. Ee birini everdik sonunda. En büyüğümüzdü. Darısı başımıza diyoruz ama hepimize daha çook var ;)

Gelin almak da zormuş evlenmekte. Başka bir aile ile iyi iletişim kurmak gerekiyormuş. Sık sık yapılan aile toplantıları, yemekler, hediyeler, iadeyi ziyaretler, davetiye basmalar tabi onları bizzat davetlilere teslim etmeler, eve eşya almalar, düğün yeri seçme, düğünün nasıl olacağını karar verme, fotoğraf çektirme derken sıra geliyor gelin çiçeğini almaya ki olmazsa olmaz onu öğrendim ;)

İyi kötü bitti işte. Düğünden sağ salim çıktık. Bizim düğün hem eğlenceli, hem yemekli, hem de nikâh kıyıldı şeklindeydi. Aslında ben pek yemekli düğünleri sevmem çünkü yemek mi yicen dans mı edicen insanın aklı karışıyor #)

Geceden notlar;

* Kır düğünü olduğu için bu arkadaşınız sivri değil, dolgu topuk giydi. Bu şekilde gecenin en çok dans edeni ve rahat yürüyeni seçildi ;)
* Dans etmeyi sevmeyen (sevmeyen değil de ortada dans etmeyi tercih etmeyen diyelim) abimi eniştem dans pistine çıkardı. Sonrası mı ouvv indiremedik. Aşka geldi çocuk =))
* Dans konusunda bende iş varmış onu anladım. Oryantal, Ankara havası olsun, Ege havası olsun, günümüz şarkıları hiç fark etmez her havaya uyarmışım =))
* Düğün açık havada ve yemekli olduğu için iki kez içkime sinek düştü ve o anlarda hayattan soğudum. Herhalde garsonlar bana sinir olmuştur.
* Düğünün sonunda zaten yemekleri dans etmekten yiyemediğim için bir tek pastayı yedim =) Dans pistinden inip ona yetişebildim. Amaç zaten pastayı yemek değil mi ;)
* Nikâh memurumuz, nikahı gece 22.30’da kıydı. Bu da en geç katıldığım nikah olarak tarihime geçti.
* O heyecanda kim kimin ayağına bastı kaçırdım =/
* Kaç gündür İzmir’de beklenen yağmur yağmadı. Yağsaydı valla üzülürdüm. Romantik olurdu ama bir tek bana…
* Düğünde canlı müzik vardı. Bu nedenle bel altı oynak şarkılar çalınmadı, söylenmedi.
* Solist kız ara ara abimi kesti ;) Benim gözümden kaçmadı ama abim naptı bilmiyorum.
* Gece 3’de eve geldik ve sabaha kadar (gece muhabbetinde sızana kadar) kuzenim (evlendirdiğimiz kuzenimin kardeşi), ben ve abim konuştuk.
* Sabahına ehliyet kursuna ayılıp da gidemedim tabi doğal olarak #) Akşam saatindekine gittim. Aramızda kalsın; iyi ki de ona gitmişim. Tatlı bir çocukla tanıştım. Düğün bir insanın hayatını bu kadar hızlı ve kısmetli etkiler mi diye sorarsanız orasını bilemiycem ;)

** Düğün ve nikâhlardan sonra karar verdim ben “nikah şahidi” olmak istiyorum. Şöyle Kuzumun ya da Jelibonumun nikâhları olabilir. Görüp de okurlarsa duysunlar yani hazırda bekleyen biri var, çok arayıp düşünmeyin ;)

Az ve öz olarak; süslendik, eğlendik, büyük yuvarlak masalarda yemek yiyip hayatlarımıza yeni bir şeyler kattık. Bol bol fotoğraf çektirdik. Ben en çok gecenin videosunu merak ediyorum. Bir ara dans ederken abimle koptuğum bir zaman dilimim var. Kesin ama kesin izlemem lazım o görüntüleri. Tarih böyle bir dansı hiç görmemiştir =))

NOT: Fotoğraf şahsım tarafından çekilmiştir.

18 Mart 2012

Mart, Bahar ve Pazar


Bugün güzel İzmir’im de çok güzel bir hava var.Sıcak desem sıcak değil soğuk desem hiç değil.

Dünden zaten kendime söz vermiştim sabah erken kalkacaktım. Dediğimi de yaptım. Bu güzel pazar sabahı erkenden kalktım ve fırına ekmek koydum sonra da sporumu yaptım ve eve geldiğimde güzel bir duşla ayıldım =) Tabi zengin bir pazar kahvaltısı yapılmadan o gün “Pazar” olmaz dimi ;) Ardından da TV’nin karşısına geçtim. Geçmiş senelerden hatırladığım ve Cnbc-e’de de yayınlanmış olan Emma adlı diziye BBC HD de denk geldim. Dün ilk iki bölümünü izlemiş ve çok beğenmiştim. Meğer bugünse diğer iki bölümü yayınlanıyormuş. Oturdum bir güzel onu izledim ve havadan mıdır nedir bilemiyorum bugünü “Romantik Pazar Günüm” olarak ilan ediyorum.

Emma’ya gelirsem, ne güzel bir diziymiş öyle o ya =)) Emma’nın çöpçatanlığını izlerken kendimden bir sürü şey gördüm. Başkalarının aşk hayatlarını izleyip bazen eğlenirken bazen de üzüldüğüm anları hatırladım. Emma, çöpçatanlığın ilk kuralını unutmuştu. Aslında gözünün önündeki kişiyi hiçbir zaman fark etmedi. İşin gerçeği aslında ikisi de birbirini fark etmedi. Yıllarca süren arkadaşlık elbette bir gün aşka dönüşecekti. Emma, büyük bir oyunda aşkı ararken asıl amacı aşkın ne olduğunu ve nasıl hissettirdiğini bilmek istemeseydi. Hayranlık mı merak mı derken Frank’a ilgi duyduğunu sandı. Kendi içindeki gerçekleri fark etmesi biraz zaman alsa da sonunda aşkın ne olduğunu oda anladı =) Harika bir diziydi. Dört bölümdü ve idealdi. Tadı damağımda kaldı =)

Emma’yla birbirimize benzeyen yönlerimize bakarsam ikimizde güzel, yeri geldiğinde çokbilmiş olabilen, zeki ve tabi özgüveni yüksek kişileriz. Bunların yanında ikimizde dertsiz, tasasız bir haldeyiz. O zengin bir bayan. Ayrıca yaşıtları gibi soylu biriyle evlenmek zorunda da değil. Ben ise yaşıtlarım ve yaşıt kız arkadaşlarımın düşüncelerinden çok farklı düşünerek hatta bir noktaya bakıp onlar ağacı görürken ben orada anında masallar, hikâyeler, kurgular çıkarıp aklımda yazarak yaşıyorum. Buradan yola çıkarsak ikimizin de dönemleri ayrı olsa da yaşadığımız dönemlerin bize dayattığı her şeye karşı çıkıyoruz ve bu şekilde yaşıyoruz.
En benzer noktamız ise kuşkusuz başkalarının aşk hayatını düzene sokarken kendi aşk hayatımızı düzgün bir raya oturtmakta bir o kadar beceriksizliğimiz =)

Dizide geçen klasik oda müziklerini dinledikten sonra yeniden keman çalmak istedim.
Böyle bir havada belki de ilham bugün gelir de beni bulur belli mi olur?!
Birkaç parça çıkarırım belki =)

Uzun zaman oldu.
Parmaklarımın nasırları azaldı.
Azıcık yara açalım =)

Herkese İyi Pazarlar =)

31 Aralık 2011

2012 Sen Mi Geldin?!

Uzun bir suskunluk dönemimden sonra yeni yıl için özel bir yazı yazmayacağımı mı sandınız?!
O zaman çok yanıldınız =)

2011 için dilediğim iyi dileklerimle, yaşadığım olaylarla, biten ilişkilerimle, arkadaşlıklarımla ve yeni başlayan beraberliklerimle gireceğim 2012’ye.

Neler umup nelerle karşılaştığım bir yıl oldu benim için 2011.

Olmaz dediklerim oldu.
Bitmez dediklerim bitti.
Söylenmez dediğim sözler en başta söylendi.
Şaşırdığım, üzüldüğüm ve kayıplarımın çok olduğu bir yıl oldu.

2011 biterken benim kızların 2012 için yıllık burç yorumlarını paylaştığı şu bir haftanın sonunda anladım ki benim bu şekilde bir yıl geçirmemden Uranüs sorumluymuş. Ahh Uranüs ah neler yaşattın bana bir sene boyunca #) Fakat öğrendiğime göre 2012’nin ikinci yarısına kadar tam olarak huzura eremiyormuşum. Mart ayında aşk beni beklerken nisan mayısta huzuru buluyormuşum. Fakat 2012’nin ilk aylarında çok çalışmam gerekecekmiş ama bunun faydasını göremeyecekmişim. Bu sene çok yorulacakmışım. Evlenmek isteyen varsa evlenecekmiş bir kısmımızda kararsızlığın içinde boğulacakmış. Zaten şu Uranüs bir gün olsun bana gülmedi ki şimdi gülsün. Bide Uranüs benim burcuma girdimi daha önce den de biliyorum çıkana kadar bin dereden su getiriyorum. Bir gezegen bir insanı nasıl bu kadar etkileyebilir?! Yazarken fark ettim ben burcumu söylememişim =) KOÇ ;) Benim gibi koç olanlarda benim sayemde 2012 yıllarının nasıl geçeceğini aşağı yukarı öğrenmiş oldular. Bu sene şanslıymışız ama diğer burçlar kadar değil bunu da araya sıkıştırayım bari =))

Bu seneyi öyle bir yaşayalım ki Maya Takvimine göre son yıl olduğunu söyleyenlere inat olsun.
Bu seneyi öyle bir yaşayalım ki olmaz hatta imkânsız diye tanımladığımız şeyler gerçek olsun.
Bu seneyi öyle bir yaşayalım ki etrafımızı saran üzüntüler bizim mutluluğumuzu görüp kıskansın.
Bu seneyi öyle bir yaşayalım ki aşk mücadelesi içinde değil mücadele aşkı içinde olalım.
Bu seneyi öyle bir yaşayalım ki bütün o Uranüs, Venüs gibi gezegenlerin olumsuz etkilerine göğüs gerelim ve olumsuzları olumluya çevirelim.
Bu seneyi öyle bir yaşayalım ki sevdiklerimizin kıymetini bilip kaybettikten sonra onların özlemini pişmanlıklarla anmayalım.
Bu seneyi öyle bir yaşayalım ki insan olduğumuzu unutmadan, unutanların ise gözü önünde onlara gösterelim.
Bu seneyi öyle bir yaşayalım ki yeni hedefler koyalım ve yılın sonunda en büyük değerlendirmeyi gene kendimizle yapalım.

Şimdiden herkesin yeni yılı kutlu olsun =)

25 Kasım 2011

İstanbul Yolcusu Kalmasın!

Geçen bir yazımda bahsettiğim bir konu vardı hatırlıyor musunuz?

Hatırlamayanlar için ben biraz hatırlatayım o zaman =) Hani gidip gitmemekte kararsız kaldığım ve riske attığım şeylerin olduğunu söylemiştim. Bugün o kararsızlığım artık sona erdi aslında iki gün önce kesinleşti diyebilirim. Bugün ise uygulama vaktim. Şuan bu yazıyı o kadar hızlı yazıyorum ki =) Çünkü saat 22.00 gibi İstanbul’a gideceğim. Sevincimi hemen paylaşmak istedim. Her şeyimi biliyorsunuz bunu da zamanında bilmeniz gerektiğini düşündüm =)) Evet, döndüğüm zaman beni çok yorucu ve sıkı bir hafta bekliyor olacak ama bu yolda ilerlemek istiyorsam bunu da yapmak zorundaydım.

Neden İstanbul’a gitmek zorunda olduğumu söyleyeyim. YGA denen bir topluluğa seçildim. Biraz kendimi översem 55000 kişi arasından ilk 2000 e girmiş bulunuyorum. İşte bu seçilen 2000 kişi Türkiye’nin dört bir tarafından yarın İstanbul’da yapılacak konferansa katılmak zorundalar. Bizde İzmir ayağı olarak bu gece yola çıkıyoruz =) Ege Üniversitesinden gelecek olanlarla konuştum. Önceden tanıdım biraz biraz. Hatta aralarından birisiyle aynı otobüsteyim bu gece =)

Var ya içim içime sığmıyor. Hani insan aşık olunca midesinde kelebekler uçuşurmuş ya işte bende şu an öyleyim. Kabıma sığamıyor ve heyecandan ölüyorum =))

Gidince soru sorar mıyım bilmiyorum ama şimdi biraz araştırma yapsam iyi olacak =)
Sizinle sevincimi paylaştım ya sanmayın ki heyecanım azaldı hayır efendim daha da arttı =)
Döndükten sonra sizle izlenimlerimi de paylaşacağım.
Beni bekleyin. Bugün gidip yarın gece dönüyorum ;)

23 Haziran 2011

Mimlenmişim ...7



Şu sıcak İzmir günlerinde Mim cevaplamak kadar güzel bir şey yok =)
Bütün biriktirdiklerimi sunuyorum…

Mimimizin konusu harfler ve sizin aklınıza ilk getirdiği kelimeler. Bide bu kelimelerin sizde çağrıştırdıklarını ya da ne anlama geldiğini de birkaç cümle ile yazarsak süper olurmuş =)

Peki, o zaman hadi başlayalım…

A: Aşk. Bizi biz yapan duyguların başında geliyor. Ne onsuz oluyor ne de onunla.

B: Barış. Yurtta sulh cihanda sulh. Benim için ne anlama geldiğini bu sözle çok iyi açıkladığımı düşünüyorum.

C, Ç: Can. Benim 11 senelik hayat arkadaşımın adı. Onu kaybettikten sonra geçen gün kendimi onun adını fısıldarken buldum. Onu hala çok seviyorum ve bu hiç değişmeyecek bunu bir kez daha anladım.

D: Deniz. İzmir’in kızı deniz, denizi kız, sokakları hem kız hem deniz kokar. Başka söze gerek yok ;)

E: Evlilik. Çok alakasız bir kelime aslında =) Ouvv düşündüm de şuan için bana çook uzak bir kelime. =)

F: Final. Sınavlar anlamında da hedeflerimin son noktası olarak da kullanırım. Sonunda bir yere varacağız ama burası nasıl bi yer olacak orası belirsiz işte.

G, Ğ: Güney Kore. Dizileri, filmleri, müzikleri ve herşeyiyle Güney Kore. Daha önceki yazılarımda bahsettiğim gibi gideceğim ve göreceğim bir yer orası.                                                                       

H: Hayat. Hayat Seni Seviyorum ;)                                          

I, İ,J: İzmir. Az ve öz. Her zaman her yerde İzmir’imi överim hiç çekinmem =)                   

K: Kardeş. Herkesin hayatında olması gereken kişi olarak düşünüyorum. Nasıl oluyor bilmiyorum ama insanın içindeki benciliği yok edebiliyor ya da paylaşmayı öğretebiliyor. Bu gibi birçok sebeplerden dolayı kendimi şanslı görüyorum.   

L: Lolita. Neden aklıma bu geldi şimdi bilmiyorum ama bizden geçti artık dostum =)

M: Masallar. Çocukluğumdan beri en sevdiğim tür masallar olmuştur. Tekrar tekrar okumak ve sonra onları ezberlemek en sevdiğim şeydi. Bu şekilde çocuk yaşta erken okumayı sökmüştüm. Bu yaşıma geldim ve geçenlerde MOMO kitabını aldım. Bende anıları olan ve çocukken arayıp da bulamadığım kitabı kaç sene sonra bulmak ve almak işte buna paha biçilemez =)

N: Niye? En sevmediğim soru tipi. Hiç sevmiyorum hatta nefret ediyorum. Birinin benim yanıma gelip niye diye sorması kadar sinir olduğum başka bir şey yok. Bir kere bu sorunun cevabı yok. Örnek veriyorum. Anneniz yanınıza geliyor ve yemek yer misin diye soruyor. Siz hayır diyorsunuz ve ardından gelen o soru: Niye? Şimdi ne diyeceksin bu soruya… Çünkü canım istemiyor. Ardından gelen ikinci soru canın niye istemiyor?.. Bu iş böyle uzar arkadaş. Bunun yerine Neden sorusunu kullanalım hatta kullandıralım =)

O, Ö: Ölüm. Aslında bunu düşünmeden yaşıyoruz buna bende dâhilim. Benim için bu kelime eşittir tüylerimin diken diken olması. Böyle bir etki yarattı yıllar içinde bende.

P: Para. =) olmazsa olmaz işte. Neden okuyoruz ya da çalışıyoruz? Temelde daha çok paramız olsun değil mi amaç =)

R: Riyakar. Ouvv aslında çok ağır bir kelime. Kimse kimseye dememeli ama işte etrafımızda böyle insanlar var. Yok diyenin ya etrafı yalancı ya da o kişimiz çok saf fark etmiyor. Büyük bir kazık yedikten sonra görürüm onun son halini.

S, Ş: Sevgi. Aşk biter sevgi kalır. Sevginin daha sonrasında saygıyı doğuracağına inananlardanım.

T: Tekstil. Benim ilerideki mesleğim =) 4 seneyi sağ salim atlatırsam Tekstil Mühendisi olacağım. Hadi hayırlısı. Aklıma bu kelimeden başka bir kelime gelse şaşardım =)

U, Ü: Uyum. Bir insanın hayatında bulunması en zor olan şey. Bulduğunuzu sanıp daha sonrasında yanıldığınızı anlamanız o kadar uzun sürmüyor. Nasıl oluyor bilmiyorum ama içimizdeki o arama isteği de hiç azalmıyor. İşte en güzel yanı da bu.

V: Vicdan. Hayatımın her anında bir şekilde ortaya çıkan duygu =) sınav zamanı, gece insanı uyutmayan o lanet şey olarak da tanımlayabilirim #) 

Y: Yaşlılık. Saatler günler geçtikçe yaşlandığımı hissediyorum. Şimdi diyeceksiniz ‘daha yaşın kaç yaşlanıyorsun diye söyleniyorsun’ ama daha dün 17lik hallerimi bilirdim şimdi 20li hallerime geçiş yaptım. Söylerken bile ağzıma çok dolu geliyor =) benimki böyle bir yaşlanma.

Z:  Zaman. O kadar önemli ki önemini anca işleri biriktirdiğimizde anlıyoruz. Masal kahramanım MOMO’nun bana öğrettiği en önemli şeylerden biri:  Zaman Hırsızlarınıza zamanınızı vermeyin =)

Klasik Mim bitirişim,
İsteyen mim sorularını alıp yazabilir.
Bana bildirir.
Bende okurum, yorum atarım, mutlu olurum =))

28 Ekim 2010

Mimlenmişim ...2

   
Mail lerime uzun süredir bakmadığımı fark ettim ve şöyle bi girip bakıyım dedim.
Ve  oda ne???
Ortalarda bir yerde birinin bana mim yolladığını gördüm.
Silinmeden yanıtlayayım bari =))
Seviyorum böyle soruları cevaplamayı zaten =))


Hangi işleri yarım bırakırsın yada bıraktığın neler var?
Bazen ödevlerimi ya da sınavlara hazırlanmayı genelde yarım bırakırım. Cuma keman dersinden sonra eve gelip yatar ve haftasonu hiç keman çalmam =))

Yakın zamanda kaybettiğin biri var mı?
Evet var. Kuzenimi kaybettim.

En ağır bulduğun, sana dokunan bir yemek var mı?
Şu yağlı yağlı yapılan yemekleri yiyemiyorum ve tabi hazır pastalarıda. =(

Cinsellik ve aşk anlamında unutamadığın biri var mı?
Cinsellik için bir şey diyemem ama AŞK anlamında unutamadığım bir kişi var =))

Çocukken sevdiğin çizgi filmler?
Bugs Bunny =))
Çok seviyorum kendisini. Onunla beraber havuş yerdim ve konuşmasını taklit etmeye çalışırdım ;))

Blogger'a ne zaman kayıt oldun? Kim vesile oldu? Nereden duydun?
Aslında 2007 yılında Blog’umu almıştım ama içinde hep Almanca yazılarım vardı ve Almancamı geliştirmek için almıştım. Sonra o sitenin başına bir şeyler  geldi ve bütün yazılar gitti. Üzüldüm ve bir süre siteyle ilgilenmedim ama sonra içimdekiler ve yazıp yayınlama isteğim yeniden başladı. Sonuç olarak, 2009 yılında farklı bir isim, amaç ve yazılarımla “Kakaolu Profiterol” ü açtım.

Çok paran oldu neler yaparsın?
Aslında yapmak istediğim bir sürü şey var ama ilk 5 maddeyi söyleyebilirim ;)

1.       * “Jeep Cherokee Red River” alırım.
2.       * En güzelinden_param çok yaa =)_bir stüdyo daire alır ve içini döşerim.
3.       * Miami’ye gidip Ami James’i bulup ona MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’ün imzasını yaptırmak istiyorum.
4.       * Paris’i görmek ve gezmek istiyorum.
5.       * Güney Kore’yi karış karış gezmek istiyorum.
…
=)))

Bütün soruları cevapladım =))
Şimdide birkaç link veriyim bari ;))

Kasetçinin Dükkanı serdarsen35 

27 Mart 2010

Alles Gute zum Geburtstag!

25 Mart günü 18'i bitirdim ve 19'a girdim ya da nasıl diyorlar, 19'dan gün aldım =))) şuan tarihe bakınca 3 gün almışım =)) "yaşlanıyor muyum ne?? ;))" dedim gece gece kendime...=)) artık bi daha "17 17" tarzı şarkılar bana hitap etmiycek ya da "18'lik çıtır" laflarını duymucam. “koca bi dingil oldum” diyebilirim =) bundan sonraki yıl ise 20 olup, bi 10 sene 2 rakamını kullanıcam.10 yaşıma bastığımda da içimde böyle saf bi düşünce, sevimli bi heyecan, muzurca bi gülümse olmuştu.24 Mart, saat 00.01 olduğunda kendime aldığım hediyeyi açtım.gizliydi ama benimdi o hediye. ilk yazımı yazdığım ama burda yayınlamadığım ve saklı tuttuğum düşüncelerimin olduğu bi defterdi bu. aldım,baktım,okudum.ardından,eski bi defter geldi elime, çekmeceyi çekince…eskilerden, hemde çok eskilerden kalın bi günlük...her günü yazmışım ve her günü sığdırmışım o küçük satırlara...yazıma baktım, süslemeleri inceledim sonra ise okumaya başladım. sanki başkasının gizli anılarını ele geçirmiş gibi hissettirdi bu bana. kalbim bir anda hızlı bir şekilde atmaya başladı, elim ise sanki buz kesti.ilk sayfayı açtım.bi tek masa lambasının ışığı vardı odada.başka bir ses ya da müzik yoktu fonda.okumaya başladım. her cümlede ve tarihte biraz daha duygulandım. çok şey yaşamışım bu geride bıraktığım 18 yılın sonunda. aşk girmiş hayatıma, ihanet, yaramazlık, hayal kırıklıkları, bazen umutsuzluk, bazen de sonu gelmeyen maceralara atılmışım.bazen yalnız olmuşum yaşadıklarımda, bazende etrafımdakileri sokmuşum olaya ya da olaylara...karşı gelmemişler. hep bana güvenmişler.bazısı karşılıksız sevmiş beni, bazısı da çıkarları için... hemen anlayamamışım hissettiklerimi o kişilere karşı.güvenmemişim hemen.tutmuşum kendimi, saklamışım sırlarımı.aklımdan geçenleri akşam olunca da kağıda geçirmişim. uzun olanları ise bu deftere…tepesine yazdığım tarih ise canlı tutmuş olayları.her okuduğum günün cümlelerinde yaşadıklarım canlandı gözümün önünde."iyi ki dedim, iyi ki tutmuşum bu günlüğü".bazen "ben nerde hata yaptım" diye düşünürüm.buldum bütün cevaplarımı.eskimedi anılar ve kırgınlıklar.küstüklerimi de yazmışım bu deftere hem de gün gün.sonunda ise, haklı mıydım ya da haksız mı bunların hepsinin cevabını buldum okuduklarımda.ilham oldu aslında şimdi yazdıklarıma ve bundan sonra yazacaklarıma.

Çocukluk, ilk gençlik ve şimdilerde ise sadece gençlik dönemimi yaşıyorum.yaşadığım olayları okurken şunu fark ettim: her zaman oyunu çok severdim ben.-ki hala severim.-annemi kızdırınca evin bi köşesine saklanırdım.beni bulamazlardı.sakinleşince bi şekilde çıkar, odama gider uyurdum.gün çabuk geçsin diye.o gizli yerim ise masanın sandalyeleriydi.boylu boyunca yatardım.annemler beni ararken sadece masanın altına bakarlardı.kimseyi göremeyince de giderlerdi ama ben sandalyenin ayaklarında değil üstündeydim.masa örtüsüde kapatırdı beni ve tam kaçılacak yer olurdu.oyunu kuralıyla oynaması severim ben mesela strateji yapmayı…karşımdaki ne düşünüyo ya da bir sonraki adımı ne acaba demeyi severim,düşünürüm.olasılık hesabı yaparım, adımlarımı sağlam atarım.mesela, bilirdim yani annemlerin sadece aşağı baktıklarını.saklambaç oynarken bile kaçacak, saklanacak yerleri iyi buluyordum.pek yer değiştirmezdim çünkü kimse gittiğim yeri bulamazdı.renkli istop oynardık ilkokulda. ben hep renkli giyinirdim ki bütün renkler üstümde olsun diye.yıllar geçtikçe bu örnekler değişti ve gerçek hayat oyununda bana yardımcı oldular.bu aralar profesyonel olma yolunda ilerliyorum galiba.kurallar, oyunlar, saklanmalar, kaçmalar, koşuşturmacalar ve tabi yoran hayat temposu...kaybettiklerim oldu bu yolda.kaybederken çok üzüldüklerim ve ben olaylar olurken bitmesin dedim, kimse gitmesin...ama elimden hiçbir şey gelmedi bir anlık hatayla kaybettim onları.çok üzüldüm ama şimdi hepsi bana ilham oluyor,sanal bir dünya yarattım onlara ve anılarımda kalan sözlerini, davranışlarını harmanlıyorum ve yazıyorum.kendimi de katıyorum bazen ama hikayenin baş kahramanını o dünyadan seçiyorum.keşke’lerim hiç olmadı mı sanıyorsunuz??? Tabi ki de oldu ama yaptıklarımın sonucunda değil, ben sadece yaşanmadan önceki belki de “tanışma aşaması olmasaydı keşke” dedim. bir kişiyle tanıştım, hayatım mahvoldu.onu silmek için çook zorlandım,uğraştım hatta kendimden ödün bile verdim, hasta oldum ama sonunda kendime döndüm.işte o zaman “keşke” dedim. “keşke tanışmasaydım seninle.nerden girdin hayatıma?”onu listelerden silerken içim hiç burkulmadı ya da barışmak için çaba sarf etmedim.hayatım boyunca onun adını anmıcam -ki bunu 3 senedir başarıyla yapıyorum-. arkasından da kötü konuşmadım, kendi akışına bıraktım, yaşananları ve söylenenleri...en yakınım dediğiniz insandan ihaneti ve terkedilmeyi yaşamak insana çok koyuyo. ben bunu o günlerde anladım.ilk kez tattım bu duyguyu ve o günlerde bunun etkisinden kolay kolay kurtulamadım.hayatımda ilk kez, işte o gün eve gelip ağladım .ben pek ağlamam. bir kaç gözyaşı dökülür gözlerimden işte o kadar ama gün gerçekten hıçkıra hıçkıra, kendimi yora yora ağladım.durmak istedim duramadım.yüzümü yıkadım ama her gözümü kapatışımda o sahneleri gördüm ve gereksiz bir şekilde sarf edilen sözler geliyordu kulağıma...yatamadım, kalkamadım.o günleri hiç sevmedim.günlüğümde bir tek o günler yok zaten.yazmamışım.bir daha bakıp hatırlamamak için.iyi de yapmışım.şimdiki düşüncelerim ve olgunlaşmam o günler bittiğinde başladı.

bir gece de büyüdüm ben.

bir gecede değiştim.

şimdilerde 19 oldum, Evet...şöyle bir genel hayatıma bakınca;

-istediğim gibi yaşıyorum, mutluyum, sağlıklıyım, sevdiğim 2 tane hayvanım var ve evet, keman çalıyorum, istediğim üniversitenin istediğim bölümünde okuyorum, çiziyorum, dikiyorum ve giyiyorum, ailemle yaşıyorum, güzel şehrim İzmir’deyim, buradan ayrılmadım ve şimdilerde hala keşfetmemiş yerlerini keşfediyorum…


aslında bu yazıyı 24 Mart’ın gece yarısında yazmak istemiştim ama yorgunluktan uyumuşum...

=)))