25 Kasım 2011

İstanbul Yolcusu Kalmasın!

Geçen bir yazımda bahsettiğim bir konu vardı hatırlıyor musunuz?

Hatırlamayanlar için ben biraz hatırlatayım o zaman =) Hani gidip gitmemekte kararsız kaldığım ve riske attığım şeylerin olduğunu söylemiştim. Bugün o kararsızlığım artık sona erdi aslında iki gün önce kesinleşti diyebilirim. Bugün ise uygulama vaktim. Şuan bu yazıyı o kadar hızlı yazıyorum ki =) Çünkü saat 22.00 gibi İstanbul’a gideceğim. Sevincimi hemen paylaşmak istedim. Her şeyimi biliyorsunuz bunu da zamanında bilmeniz gerektiğini düşündüm =)) Evet, döndüğüm zaman beni çok yorucu ve sıkı bir hafta bekliyor olacak ama bu yolda ilerlemek istiyorsam bunu da yapmak zorundaydım.

Neden İstanbul’a gitmek zorunda olduğumu söyleyeyim. YGA denen bir topluluğa seçildim. Biraz kendimi översem 55000 kişi arasından ilk 2000 e girmiş bulunuyorum. İşte bu seçilen 2000 kişi Türkiye’nin dört bir tarafından yarın İstanbul’da yapılacak konferansa katılmak zorundalar. Bizde İzmir ayağı olarak bu gece yola çıkıyoruz =) Ege Üniversitesinden gelecek olanlarla konuştum. Önceden tanıdım biraz biraz. Hatta aralarından birisiyle aynı otobüsteyim bu gece =)

Var ya içim içime sığmıyor. Hani insan aşık olunca midesinde kelebekler uçuşurmuş ya işte bende şu an öyleyim. Kabıma sığamıyor ve heyecandan ölüyorum =))

Gidince soru sorar mıyım bilmiyorum ama şimdi biraz araştırma yapsam iyi olacak =)
Sizinle sevincimi paylaştım ya sanmayın ki heyecanım azaldı hayır efendim daha da arttı =)
Döndükten sonra sizle izlenimlerimi de paylaşacağım.
Beni bekleyin. Bugün gidip yarın gece dönüyorum ;)

24 Kasım 2011

Ölen Öldüğüyle Kalıyor İşte

Selma Ann Desmond hayatını kaybetmiş. Allah rahmet eğlesin.

Hayatımıza eşinin onu aldatıp başka bir kadınla evlenmesi, onların düğün resimleri ve en önemlisi ise hastalığıyla girdi. Aslında bütün Türkiye olarak onun nasıl ölüme yaklaştığını yavaş yavaş izledik. Belki fark etmedik hastalığının bu kadar ciddi boyutta olduğunu ya da moralinin bütün bu yaşadıklarından sonra çok bozulduğunu. Her ne yaşandıysa onun gözüne soka soka yaşandı. Gazetelere, internete bakma denmiş. Ama öyle bir çağdayız ki bakmamak, kafayı çevirmek imkânsız. Ali taran ve Ayşe Özyılmazel’in düğün anı ardından balayı resimleri derken her şey ortalardaydı.

Kimse gizli yaşamadı, kimse arkasında bıraktıklarını düşünmedi. Herkes kanserin tedavisinin moral olduğunu ve üzüntüye yerinin olmadığını biliyordu fakat onlar kendi mutlu anlarında bunu hiç düşünmedi. En can alıcı noktalar ise Ayşe Özyılmazel’in köşesinden yazdığı ve yayınladığı yazılarıydı. Hepsinde bir ima bir nispet havaları vardı. Kimin ne yaşadığını, hangi durumlarda olduğunu ve şimdiki üzüntüsü hakkında bir şey bilemiyorum. Ama şunu biliyorum: ne koca ne sevgili kadının düşmanı gene hemcinsi.

Bütün yaşanılanları bildiğimiz, istemesek bile magazin programlarında izlettirildiğimiz bu hikâyenin sonunda aldatılan kadın diye anılan Selma Ann Desmond vefat etti. Eski eş ve onun yeni eşi bu gün üzülür yarın içi acır ama eminim üçüncü gün hayatlarına devam ederler. Acı düştüğü yeri yakar. Asıl üzülen burada oğlu olur. Ölen öldüğüyle kalıyor işte…

17 Kasım 2011

Şaşkınım, Kırgınım ve Minnettarım


Öyle zamanlar yaşıyor ve öyle durumlarla karşılaşıyorum ki şaşıp kalıyorum. Onu da gördüm, bunu da yaşadım ve artık tecrübelendim diyen benim bile şaşırdığım zamanlar oluyor işte. Kafamda kırk tilki modun da gezen ben, öylece kalıyorum. Bir şey söylemiyor, anlamsızca bakıyorum. Konunun odak noktası olmayı gene nasıl becerdiğimi anlamaya çalışıyorum. Ben bunu düşünürken karşıma çıkıp saniyede üç cümle söyleyebilen insan konuşuyor. Olayları kendime çevirmeli miyim yoksa çevirmeden ufak ufak sıyrılmalı mıyım bilemiyorum. Asıl anlamadığım konu ise insanların böyle bir durumda benim onları kıskandığımı düşünmesi. Hayır neden kıskanayım yani kıskanacak ortada bir şey yok ki?! Sen, ben ve konunun nasıl patlak verdiğini anlamadığım bir konu.

Düşünmek istemiyorum. Susuyorum. Susunca da sinsi oluyorum. İnsanı geriyorlar resmen geriyorlar. Klasik koç kadını olarak öyle bir aşamaya geleceğim ki bir patlayacağım ve o an olduğunda herkes benimle bir yanacak. Gözü kapalı bir yanım olduğu doğru. Bu yanım deli halimle birleşince ben bile korkuyorum kendimden. İçimdeki isyankârı tutuyorum ama herkesin de bir sınırı var.

Bugün tek başıma yürürken gözümü kapattım ve MP3 üm de çalan şarkıyı dinledim. O an düşmeyi ya da bir yere çarpmayı düşünmedim. Tek düşündüğüm birisine teşekkür etmem gerektiğiydi.

Her şeyin üst üste geldiği zamanlarımda bana bir çıkış yolunun gösterilmesi ve o yolun ise diğer yollara göre en açık olanı olması bana hala beni izleyen ve koruyan kişiyi hatırlatıyor.

Seni Seviyorum demeliyim ona.
Seni görmek istiyorum, beni üzenler var demeliyim.
Her şeyin ötesinde teşekkür ederim demeliyim.

15 Kasım 2011

Gerçekten Ne Yapmalıyım?

İlk kez hayatımda bu kadar önemli bir karar vereceğim.
Her seferinde kendi içimde aldığım kararlar için önemli diyor gibi görünsem de bu sefer alacağım karar her şeyimi değiştirebilir.
Hayatımı, çevremi, eğitimimi ve tabi beni.

Manevi olarak bir şeyler yapabileceğimi hissedeceğim artık. Elimden gelenlerin yanında gelmeyenleri de yapmak için arkamda destek olacak bundan sonra. Belki de etrafımdakilerinde söylediği gibi kariyerim ve mesleki hayatım tamamen değişecek. Bunların hepsini istiyorum da alacağım karardan da pişman olmak istemiyorum. Çünkü bu kararı alırken bazı şeyleri de riske atmam gerekecek. Tehlikeye sokacağım. Bir yanım sevinirken bir yanım riske attıklarımı kurtarmam için ekstra çalışmam için beni gaza getirecek. Bütün bunlar birleşince işte ben bir karar veremiyorum.

Aklımda hep aynı sorular var:

Değer mi?
Gitmeli miyim?
Gözümü kapatıp akışında mı yaşamalıyım?

Bilemiyorum. Uff içim sıkılıyor. Bir yandan bu zamana kadar kariyerimi belirlemek için bir şeyleri araştırdım, en iyisi için bekledim. Hem zaman olarak hem de kendimi olaylara atmadan önce hazırlamak için. Şimdi hazır mıyım diye soruyorum ve evet hazırım diye cevaplıyorum kendi sorumu. Tam ben hazır olduğum da ise dersler hazır olmuyor. Bir günlük İzmir’den ayrılmam dönüşümde 5 dersimi etkileyebilir. Gidişim ise hayatımı değiştirebilir. Derslerim vizelerde düşerse finallerde kasmam gerekir. Finallerde kurtaramazsam yaz okulunu beklerim. Yaz okulu açılmazsa yandım demektir. Buda ortalamamı düşüreceğim anlamına gelir. Bir yandan da bu kadar umutsuz olamıyorum çünkü ben, kendimi biliyorum. İstedikten sonra kasar hepsini toparlarım.

İlk kez bu kadar bir şeyi çok istediğimi sonuçlar açıklanıp kendimi asıl listede görünce anladım.
İstemişim hem de çok.
Buna rağmen istemek bazen yeterli olmuyor işte.

Bir gün bir sırt çantasıyla kimsenin beni tanımadığı bir yere gitmek ve orada kafamı dinlemek istediğimi söylemiştim. Belki de bu kafa dinlemenin ve dönüşümde bir karar almamın zamanı gelmemiş midir?!

Şimdi önümde iki haftam var. Ya beklediğim fırsatı seçip geride kalanları riske atacağım ya da gitmeyip hakkımı sonsuza kadar yakacağım ve derslerime çalışacağım.

10 Kasım 2011

1881 - 193∞

Nasıl başlanır?
Duygular nasıl ifade edilir? En doğru ve düzgün ifade için hangi kelimeler seçilir bilemiyorum.

Bugün sabahtan bölüme gittim. Dekanlığın önünde saat 09.05 de siren sesleriyle saygı duruşu ardından da söylenen İstiklal Marşı.

Ardından ders derken şimdi evdeyim. İlk işim duygularımı ifade etmek istediğim bir yazı yazmaktı ama şimdi ne ellerim klavyenin tuşlarına basabiliyor ne de ben bir şeyler yazabiliyorum. Halbuki eve gelirken ne söylemek istediğimi kafamda belirlemiş ve düşünmüştüm.


Her 10 Kasım da ben hep aynı şeyi düşünürüm: Acaba Atatürk ölmeden önce ne düşünüyordu?

Konuşamam o gün genelde.
Gülemem mesela.
Saygı duruşunda dolan gözlerimi gizlemek için kafamı eğerim.
Rüzgarın yüzüme vuruşuyla biraz olsun kurur göz pınarlarım.
Evet, ben her 10 Kasım da çok ağlarım.

Bugün Atatürk karşıma çıksa ona ilk söylemek istediğim söz “Seni özledim.” olurdu. Evet, seni çok özledim Atam. Başka bir şey söylemem, söyleyemem. Çünkü biliyorum ki karşında özür dilesem ya da ülkemizdeki durumu şikayet etsem bana “Sen neler yaptın?” diye sorarsın. "Durumun mu yoktu?" dersin. Şikayet etmeye ve söylenmeye hakkımız yok biliyorum.

Sen öldükten sonra çok şey değişti be Atam. Cumhuriyetin 10.yılına kadar yaptıklarımızı 88 yıl geçmesine rağmen hala yapamıyoruz. “Türkün Mucizesini” gerçekleştiremiyoruz. Bir şeyler bize engel oluyor. Şikâyet değil bu sadece içten söylenen bir söz.  Çatma Atam kaşlarını. Biz her durumda senin ilkelerini biliyor ve gerçekleştirmek için çalışıyoruz. Her öğrendiğimiz bilgiyi sorguluyor ve amaçlarımız uğrunda senin de yaptığın gibi adım adım ilerliyoruz.

Günümüzde Atatürk’e diktatör diyenlerin çoğaldığı, oda kim ki diyebilecek kadar kendini bilmez, şuursuz insanların da yaşadığı bir ülke olmaya başladık. Bu ülkede herkes haddini bilecek! Eğer sen bu ülkenin ekmeğini yeyip, suyunu içip ve söylediğin sözlerin hepsini özgürce söyleyebiliyorsan bunu sana kazandıranın Atatürk olduğunu bileceksin. Bağımsızlığın ne olduğunu sindiremeyen, o dar görüşlü beyinlerinin içini böceklerin yediği insanların güzel ülkemi bölmeye çalışmasına ve bide bunu açık açık yani aleni bir şekilde yapmasına SİNİR OLUYORUM. Siz, Atamın nasıl biri olduğunu bilmiyorsanız ben size söyleyeyim.

Benim Atam:
*Hayvanları severdi.
*İnsanları severdi.
*Milletini severdi ve hayatını o çok sevdiği milletine adamıştı.
*Çağdaştı.
*Askerdi.
*Cumhuriyetçiydi.
*Laikti.

*Dinsiz değildi.
*Barışçıydı.
*Duyarlıydı.
*Kadınları sayardı.
*Kibardı, inceydi.
*Merhametliydi.
*Övünmeyi sevmezdi.
*İdealistti.
*Hayal kurmazdı, gerçekçiydi ve söylediği her şeyi de yapardı.
*Genç ruhlu, eğlenceli yeri geldiğinde ise çocuksu olabilirdi…

Saydığım ve sayamadığım her özelliğiyle benim Atam ADAM GİBİ ADAMDI.
Bütün dünyayı etkilemiş ve nice ulusa önder olabilmişti.
Ben Atamı çok seviyorum.
Onun düşüncelerini, karakterini ve yapmak istediklerini de biliyorum.
Bir Atatürk Çocuğu olarak görevlerimi biliyorum Atam.
Biz nice 10 Kasımlar göreceğiz ve her sene aynı acıyla seni anacağız.
İzindeyiz…

7 Kasım 2011

Kadınlar & Erkekler …7


Biz kadınlar gerçekten karmaşığız. Kendimde bir bayan olarak söylüyorum ki hala karşı cinsimi anlayabilmiş değilim. Şöyle bir mantığımız yok yani: ben böyle düşünüp davranıyorsam oda kesin böyle düşünüyordur. Yok böyle bir şey. Böyle bir şeyi düşünen yanılır. Evet, her kadın ayrı bir dünya. İyisi de var kötüsü de, güzeli de var çirkini de. Artık ne çıkarsa bahtınıza =)

Bu sefer aklıma takılan ve yazmak istediğim konu aldatma, kadınlar…

Biz kadınlar aldatıldığımız zaman çok garip davranıyoruz. Öncesinde “Aldatılırsam kesin ayrılırım.” eğer evliyse “Boşanırım. Bir dakika bile düşünmem” diyen kadın olayla birebir karşılaşınca affedebiliyor, yalanına inanmak isteyebiliyor ya da suçu kendinde arıyor. Şöyle yaptım da adam gitti, yapmasaydım gitmezdi, daha fazla ilgi göstermeliydim gibi bir sürü kendine pay çıkaran cümleler kurmaya başlıyor. Bu aşamalarda erkek genelde suçlanmıyor. Bütün suç sanki aldatılan kadındaymış gibi davranılıyor. Bunların yanında bir de üçüncü kadını suçlama var ki ona girmeyi düşünmüyorum. Bunu anlatırken çevreyi geçtim bizzat aldatılan kadın üstünden anlatıyorum.

Diğer bir olasılık ise erkeğimiz kadınımızın karşısına geçiyor ve ben başkasına âşık oldum diyor. Bunun üzerine kadın eğer kendinde suç aramayanlardansa bir anda erkeğini elde etme çabalarına giriyor. Bu zamana kadar ilgisiz belki de nasıl olsa elde ettim mantığında olan bayanımız artık tam bir vahşi avcı moduna girebiliyor. Bu olayın iki tane sonucu var. Biri evet, erkeği yeniden elde edebilir. Elde ederse oradan anlarız ki o erkek demek ki o kadarda diğer kadını sevmiyormuş. Diğer ikinci olasılık ise erkeği yeniden elde edememe. Bu elde edememenin sonucu da ikiye ayrılır. Bayanımız ya aldatmanın sonucunda hayata küser ve bir daha kimseyle beraber olmak istemez ya da bir sürede olsa onu terk eden adamdan çıkaramadığı hıncını başka erkeklerden çıkarabilir. Fakat bütün bunların dışında eğer erkek normal bir şekilde ayrılalım derse kadınlar pek bir şey yapmayabilir. Yok, efendim yapar da diyebilirsiniz bende evet yapar derim. Benim yapmayabilir dediğim durum şöyle; biz kadınlar ilişkimizde başka bir kadın olduğu zaman daha bir hırslanıyoruz. Böyle farklı bir mücadele, farklı bir dürtü, istek oluşuyor. Belki de diğer kadınla yarışıyoruz. Aslında amacımız sevgilimizi yeniden elde etmek değil de kendimizi ispat etmek.  Anlayacağınız kadınlar felakettir =) Bakın kaç tane olasılık çıkardım size ;)

Olasılıklar, kadınlarda olasılıkları doğurur.
Yazın bu cümlemi =))

Mesela bir kafede kızlarla otururken ortama bir tane yakışıklı girer ve tabi masada hemen fısıldaşmalar başlar. Eğer o masadaki bir kadın yakışıklıyı gözüne kestirdiyse ve tabi birazda hırs varsa ne uçan ne kaçan durumu yaşanabilir. Bir anda beyinde bir sürü cümleler kurulur ve uygulanmayı bekler. Nasıl baksam, nasıl davransam da dikkatini çeksem gibi bir sürü stratejik atak kurgulanır. Aman efendim ben aşkı stratejik değil akışında yaşamayı severim sözünü karşıma bu aşamada çıkarmayın. Çünkü genelde beraberlikler başladıktan sonra söylenir bu cümle. Önce herkes biraz kur yapar. Peki kurlar stratejik ataklardan oluşmuyor mu?! İlk buluşmada bayan nasıl bir kahve istediyse erkekte onu ister gibi bir düşünce bu durumdan ortaya çıkmamış mıdır?! Daha sonraki buluşmalarda o kahve çeşitlenir ama öncesinde zıtlıklar biraz örtülür. Kimse kusurlarını ortaya sunmaz. Ne erkekler ne de kadınlar hiç birimiz bu konuda farklı değiliz.

Bütün bunlar dâhilinde şunu diyebilirim ki aldatma hissedilir. Kadınlar mı daha iyi hisseder yoksa erkekler mi bilemem ama hissediliyor. Bir şeylerde samimiyetsizlik başlıyor. Sevgilinizin elini tutarken ki sıcaklık kaybolmuşsa, sevgilinizden de bu sıcaklığı aynı şekilde almıyorsanız bir şeylerin farkına varmanın zamanı gelmiş demektir. Çünkü dokunmak sevgiyi göstermenin en küçük ama etkisinin ise en büyük olduğu olaydır. Aldatmayla beraber dokunmak da azalır.

Herkes gerçek sevgiyi hak eder.
Kimsenin bir başka kimseyi kullanarak duygularından emin olmaya hakkı yok.
Bencilce düşüncelerin esiri olmak çok kolay.
Fakat kaçırdığınız asıl nokta, bu bencilce söylenen yalanların ve sergilenen davranışların sizi gerçekten tatmin edip etmediğinden emin olup olmadığınızdır.

5 Kasım 2011

Kurban Bayramı

Bu bayram yalnızım.
Abimde yok.
Yani bildiğiniz yalnız olacağım bayramda.
Evet, içime oturdu.
Bu kadar vurgulu söyleyince fark ettim içime oturduğunu =(

Bizim ailede artık tek büyük anneannem. Bu nedenle onu bayramda yalnız bırakmak olmazdı. Bu yüzden annemler onun yanına Bandırma’ya gitmeye karar verdiler. Sabah annemleri uğurladıktan sonra bir güzel kahvemi almaya gittim. Sonra evi dip bucak temizledim. Ki ben toz almasını sevmeyen insan, evde tozu alınmamış yer bırakmadı. Arefe günü dendi mi hemen akla bayram temizliği gelir bizde =) İşte bende yalnız olduğum için bu adeti tek başıma yaptım. Sadece temizlik mi yaptım sanıyorsanız o zaman yanılıyorsunuz çünkü bayram tatlımı bile yaptım. Kâseye de çikolatalarımı doldurdum. Artık tam anlamıyla bayrama hazırım.

Beni kim ziyaret eder deyip burada tam bir drama bağlama moduna girebilirim ama girmeyeceğim. Çünkü bayramda evde kalmayı ben seçtim. Peki ya bu kimin suçu tabi ki de üniversitemin hatta bölümümün suçu. Sen tatil sonrası ders + ilk vizeleri koyarsan işte bende evde böyle yalnızları oynarım. Bi dakka bi dakka bi dakka aslında yalnız değilim, Naz’la beraberim. Naz’ın kim olduğunu sorarsanız o benim muhabbet kuşum hatta onu 15 günlükken alıp büyüttüğüm için benim çocuğumda diyebiliriz =)

Bu sabah AVEA lı oluşumun 9.yılıymış. Bu nedenle de bugün bana bedava avea içi konuşma verdiler. Bende sabahın erken saatinde teyzemi aradım. Artık kaç saat toplamda konuştuk hiç bilmiyorum =) Oda bu bayram benim gibi yalnız.

Benim dram durumumu geçersek, şimdiden herkesin kurban bayramını kutluyorum.
Bol şekerli, paylaşımlı ve tabi her kurban bayramında olduğu gibi yurdumun dört bir tarafında bol yağışlı bir bayram diliyorum.

4 Kasım 2011

Üzülüyorsam Nedeni Var Demektir

Hani dün yayınladığım yazımda “Hiçbir zaman hayatımda yalnız kalabileceğimi düşünmedim.” diyorum ya, hayat o kadar iyi insana haddini bildiriyor ki o dediğim lafın sabahına liseden bir kız arkadaşımın bu sabah annesinin vefat haberin aldım. Bugün cenazesi kalkacakmış. Ne kadar orada olmak isterdim, yanında bulunmak, teselli etmek ya da edebilmek. Evet, hiçbir şey bunu teselli edemez biliyorum ama acısını biraz da olsa azaltabilir.

Bundan birkaç ay önce de yakın bir kız arkadaşımın babası vefat etmişti. İlk işimiz ders çıkışı yanına gitmek oldu.

Aslında biz liseden mezun olduktan sonra daha bir büyüdük, daha bir birbirimize kenetlendik. Farklı bölümler, farklı üniversitelerde de olsak bir haberle yeniden toplandık. Ve bu sadece bir sınıf için geçerli değildi. Biz bütün sınıflar birdik. Şimdide aynı şeyi yeniden yapıyoruz. Arkadaşımızın yanına gidip ona destek olmak için toplanıyoruz. Hocalarımız da bizim yanımızda. Büyüyoruz diyorum ya işte bunu bir tek ben yaşamıyorum. Herkesin kendi acısı ve kendi sorunları var. Yeri geliyor bu sorunlar içinde boğuluyoruz ama gene bizi bu durumdan kurtaran hepimiz oluyoruz. Kimse istemez tabi acılarla büyümeyi, bu şekilde daha bi kenetlenmeyi ama bizim kaderimizde de bu var gibi.

Üniversite insanı hayata hazırlarmış. Aslında insanı hayata hazırlayan etrafımızdaki kişiler.
Ailem ve arkadaşlarım…
Dostlar acı günde mi belli olur gerçekten?
Hayat bizi bu tarz acılarla mı sınıyor?
Bunları başarıyla atlattığımız da mı tam olarak büyümüş olacağız?
Olgunlaşmak dediğimiz kelimenin içini bunlar mı dolduracak?
Sorular sorular ve sorular…

Dünkü duygusal halimin üzerine bu sabah aldığım bu üzücü haber sonucunda inanın üzerimde hiç hayat enerjisi kalmadı.

Arkadaşlık & Bakış Açısı

Ortak bir nokta, bakış açısı ve fikirler…

Bugün Ali’yle konuştum. Ali’nin hayatımdaki yerini daha önceki yazımda anlatmıştım. Aslında birkaç gündür aralıklı olarak konuşuyorduk zaten de onun konturu (lira demiyorum çünkü söylerken bir tuhaf geliyor kulağıma) bitince muhabbet yarım kalmıştı. İkimizde biliyoruz ki o kontur yüklenene kadar hiçbir şey söylenmez, laf atılmaz ve konuşulmaz. Onun gecesi benim gündüzüm, benim gecem ise onun gündüzü. Ee hal böyle olunca da konuşmalarımız ya benim ders saatlerimde ya da onun gündüz saatlerinde olabiliyor. Buna rağmen bir şekilde birbirimize zaman ayırıyoruz. Yeri geliyor benim için çok zor oluyor. Uyumam gereken saatte ona mesaj yazıyorum. Onun da durumu çok farklı değil. Benim tam tersim işte.

Bugün muhabbetimize kaldığımız yerden devam ettik. Bu sefer özverili olan bendim. Alakalı ya da alakasız, saçma ama samimi, doğal ve içten bir sürü konu ve bir sürü olay konuştuk. Ali, benim hayatımda yer verdiğim en önemli konu olan araya biraz süre koyup sonra tekrar konuşabildiğim ve yeni şeyler öğrenebildiğim arkadaşlarımdan. Bu seferde yeni şeyler öğrendim ondan. Kitap yazmaya başlamış, kedi almış ve bunun gibi bir sürü şey. Ben mi?? =) Bende anlattım tabi bir şeyler ama onun anlatması daha güzel oluyor. Sonuçta ben neler yaptığımı biliyorum o yüzden sorun yok. Ama karşımdakinin bu kadar kısa sürede yeni şeyleri keşfetmesi, keşfettiği şeylerin kişide oluşturduğu hevesi ve heyecanı görmek beni sevindiriyor =) Ayrıyeten olayların sonucunu da merak ediyorum. Merak etmiyorum desem yalan söylemiş olurum =)

Daha önce de dediğim gibi biz arkadaşlığımızı sıkmadan sürdürüyoruz. Herkesin kendine ait bir dünyası ve yaşam alanı var. Bu dünyaya ise herkes dâhil olmak zorunda değil. Dâhil olmak ya da olmamak. Bunu sorun etmekte yanlış.

Özgür ruhlu iki kişi…

İnsanın karşısındaki kişiden ne beklediği ve onunda sizden ne beklediği çok önemli. Bu konuda anlaştığınız zaman uyum başlıyor ve sorun denen şey aranızda pek olmuyor. Yeni birisiyle tanıştığım zaman hemen samimi olamamam da bundan işte. Konuşurum, gülerim, güldürürüm, bir şeyler paylaşırım, dinlerim fakat hemen o kişiyi hayatıma sokamam. Bu zamana kadarda hayatımın merkezi olacak kişiyle karşılaşmadım. Bir gün karşılaşırım ya da karşılaşmam bilemiyorum ama şunu biliyorum ki bir zamanlar bende hemen ilk samimi olduğum, güvendiğim ve bir şeylerimi paylaştığım insanları merkezim yaptım. Sonra bunun yanlış olduğunu büyük yıpranmalar sonucunda yaşadım. Buna karar vermek için illa da karşılıklı aynı şeyleri yaşamak gerekmiyor. Yeter ki tanımadan etmeden karşınızdaki insanın davranışlarını yargılamayın.
Genelde arkadaşlarımdan belli bir süre sonra duyduğum cümle: Aslında sen hiçte öyle göründüğün kadar cool değilmişsin. Hatta çok eğlenceli bir yapın var. oluyor. Bunu biliyorum. Hatta şuan öyle bir durumdayım ki bilmem yetmiyor, benim gibi birini 10 metreden tanıyorum =)

Ne şanslıyım ki benim gibi düşünen arkadaşlarım var.
Bir elin parmaklarını geçmiyor da olsalar onlar benim en kıymetlilerim.
Sevgim hepsine eşit.
Bir gün birisiyle konuşsam yarın diğeriyle konuşuyorum.
Ben aramasam onlar arıyor.
Hiçbir zaman hayatımda yalnız kalabileceğimi düşünmedim.
Neden düşeneyim ki?!
Beni seven, önemseyen en güzeli de samimi olduklarını bildiğim arkadaşlarım var.
Uff gece gece çok duygulandım yaa =(