iş hayatı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
iş hayatı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Haziran 2015

Pazartesi Sendromu


Sabah uyanamamak ve işe gelmek zorunda olmak off!

İlk kez bu kadar salak gibiyim. Sabah panjurun arasından odama vuran gün ışığı, hafif serin hava, biraz daha uyuma isteği doğuran durum. Kalktım, giyindim ve servise bindim. Servise biner binmez de uyumaya devam etmişim. “-meşim.” diyorum çünkü o anları hatırlamıyorum, deliksiz uyumuşum. Gün nasıl geçti onu da hatırlamıyorum. Hala geçmedi!

Saat, iş çıkışına gelse de ben günü yaşayamadım. İçtiğim kahveler, yediğim yemekler benim uykumu açmaya yetmedi. Şimdi de spora gitmem gerek. Spor hocam bugün başka bir hoca olduğu için rahatım. Spordan sonra daha bir enerjik oluyorum. Adrenalin dolayısıyla galiba.

Karnım aç değil. Sadece uyumak istiyorum. Belki iş çıkışı uyurum biraz.

Yaz sezonu İzmir’e çoktan geldi. Deniz soğuk ama olsun biz giriyoruz. Arkadaşlarla geçen eğlenceli ve bir o kadar da hızlı hafta sonundan sonra bu yaşadığım yorgunluğa şaşmamalı aslında.

Ayy başım!

İç suyu, iç suyu ve ayılmaya çalış Z.S.!
Bir gece önce alkol alırsın ve ertesi günün böyle manyak gibi geçer ya aynen öyleyim.
Alkol alsam gam yemicem ama bedenen yıkılıyorum.

Siz siz olun bu kadar ordan oraya koşturmayın!

xoxo

2 Haziran 2015

Hayvan Sevgisi “Kedicikler Minikler”

İş yerindeki minik kediciği daha doğrusu kedicikleri sahiplendim. Annelerini zaten sahiplenmiştim de yavrular şimdi bana bonus oldu J

Aslında iki tane yavru kedimiz vardı. Kışın onlara bakıyordum. PİKO’nun yemediği kuru mamaları getirip onlara veriyordum. Daha sonra İstanbul – Akhisar derken bir geldim ki benimkiler büyümüş ve şimdi bir tanesi iki tane daha doğurmuş ve gitmiş. Yani eskiler büyüdü gitti, elimizde siyah beyaz ve beyaz gri iki yavru kedi kaldı. Anneleri yok (Solda fotoğrafını gördüğünüz anneleri oluyor.).






En fazla iki aylık olan bu kediciklere gene PİKO’nun yemediği kuru mamaları getiriyorum (Sağdaki fotoğrafta yavrulardan birini görüyorsunuz. Bu cin olan hehee.).

Bizimkinin burnuna koymadığı mamaları valla tek seferde yiyorlar. Haspama en kaliteli mamaları alıp paralar döktüğüm için bekledikçe bozulacağına işe yarasın bari.

Bu hafta onları güzelce besleyip göbiş yaptıracağım. Kuru, kemikleri sayılacak yavruların o kadar zayıflar açlıktan. İyice doyup oyun ve yatış hallerini alana kadar yedir Z.S. heheee :)

Sonuç olarak;

* İş stresi,
* Aile stresi,
* Para sıkıntısı,
* Kilo verme çabası, sporu,
* Arkadaş kaprisi,

Şehir gürültüsü derken cumartesi kaçtım yazlığa gittim. Ohh iyi geldi. Bahçede gülleri kestim, verandayı temizledim. Kitap okudum, denize girdim. Bugün Salı hatta Haziran’ın 2’si! Ne zaman 2015’e girdik ve ne zaman yılı yarıladık anlamadım ben.

İçinizdeki hayvan sevgisinin eksik olmadığı, havanın ısınmasıyla artan mutluluğun daha çok arttığı güzel bir yaz diliyorum.


xoxo

8 Mayıs 2015

Karmaşıklık Sorunsalı


Bazılarının ayakları vardır her ayakkabıda güzel durur.

Güzel durur, ayakkabı ayağını vurmaz. Mevsim ve sezon değişimlerinde çıkarır hoop bot giyer, hop çizme giyer, yaz gelir sandalete geçer, terlik giyer. Sandalet giyer bileğini vurmaz, terlik giyer parmak arasını vurmaz. Topuklu giyse ya da babet giyse o babet ayağında palet gibi durmaz, topuğu ayakkabıdan çıkmaz. Bot giyse ayağını sıkmaz. Parmağı nasırlanmaz, o acıyı bilemez, zorluğunu yaşamaz. Fena halde bu aralar mevsim değişimi ile gelen ayakkabı acısını yaşıyorum. Fena taktım arkadaş!

Ananas!

Bu aralar sardığım bir diğer olayım. Her öğünde yiyorum maşallah. Ama öyle dilimlerce değil. İlk yediğimde ağzımı kaşındırdı zaten. Bir de yara yaptı ayyy narin benim ağzım işte naparsın prenses ağzı olunca böyle oluyor hehee =)

Olayımız şu; benim bazal metabolizmam 1286 kalori yakıyormuş yani hiç bir ek hareket yapmadan bu kaloriyi yakıyorum. Daha fazlasını yersem kilo alıyorum. Bunu fark etmemle aydınlanmam bir oldu arkadaş! Şimdi kendime beni çok yormayacak, enerjimi de çok düşürmeyecek bir beslenme programı yaptım ve arada kalori farkı oluşturup kilo vermeye başladım. Önce kendi üzerimde bir şeyi deneyip sonra paylaşıyorum. Yemeklerimi artık doğal olarak evden getiriyorum. Yemekhaneden yemeyi bıraktım. Kendim getirince hem doyuyorum. Üniversitedeki zamanlarıma dönüş yaptım desem yeridir. Hadi inşallah!

Allahım, ben bugün neden gömlek giydim ki?!?!?!?!
Üretim çok sıcak!
İzmir’e gelen sıcaklarla gününüz hayrolsun =)



Hayatımın bir gününü özetlemem gerekirse, sabah 6 da kalk, duş al, giyin, PİKO’yu sev ve su ver, NAZ’a yem su ver, kahvaltı yap, dişini fırçala, makyaj yap ve işe yemek götürmek için onu hazırla, çık servise bin. İşe gel. Çalış çalış çalış ve eve akşam 7 de gel. Yemek yap. Çamaşır, bulaşık varsa yıka, evi topla, süpür, PİKO ile oyna ve dinlen sonra uyuyakal, sız =) Sabah gene aynı döngü. Üç güne bir iş çıkışı spora git. Orada eğlen. Dönerken market alışverişi yap çünkü sonra zaman kalmaz biliyorsun ;)




Arada kendime boş zaman yaratmaya çalışıyorum.
Kitap bitirmeye, dizi izlemeye, spor yapmaya, para biriktirmeye çalışıyorum.

Bu yaz Karadeniz Turu gibi bir planım var. Arkadaş bulamayınca ailemi aldım yanıma bakalım. Umarım hayalimdeki gibi geçer, eğlenir ve anın tadını çıkarırız.


PİKO’yu emanet edeceğim bir yer buldum. Umarım orayla da anlaşırım da düğme burnumun psikolojisi bozulmaz.

Cumarteside bir aksilik olmazsa yarın Akhisar şirket pikniğine gidiyorum tabi günün sürprizi PİKO olacak. Hayvan kalabalığı görünce görcem onu ben hahahhaaa =)

Yoğun muyum? EVEEETTTT!
O zaman işe dön genç Z.S.!


xoxo

5 Mayıs 2015

Dayan Z.S. ! “Hak & Hukuk”


Arada düşünmüyor değilim. Aslında hep düşünüyor, hep yazıyor ama kendime zaman ayıramıyorum. İş hayatı mı zor yoksa koşuşturmacanın içinde olduğum için ayak uydurmaya çalışırken ben mi daha çok zorluyorum bilemiyorum. Ortada bir saçmalık var hadi hayırlısı!

İş yerimi seviyorum ama bu aralar o kadar çok üzülüyorum ki. Gururuma dokunan hareketler, ezilmeler, insanların beni ezmeye çalışması. Bütün bunların içinde durup “Ben dört sene mühendislik okudum ya! Bunları biliyorum sadece kendimi geliştirmeye ihtiyacım var.” dediğimde ise bünyem daha fazla bu sıkıntıya dayanamadı ve dudağımdan uçuk çıkardı. Geçen hafta çarşambadan beri, üzülüyorum. Aslında “hiçbir şey için değmez!” diyorum ama sonrada kafamda üç sene verdiğimi hatırlıyorum. Bir senesi bitti ve geriye kaldı iki senesi. Yazmak istiyorum, içimi dökmek ama olmuyor. Bütün ilhamım gitmiş gibi hissediyorum.

Aslında ne yaşıyorum biliyor musunuz?

Yetkim yok.
Sorumluluğum yok.

Benden bir şeyleri başarmamı istiyorlar, kendimi geliştirmemi ama bunun için görev ya da bir şey üstlenemiyorum. Çünkü gene ilk maddeye dönüyoruz: “Yetkim yok!”

Saygı için bir şeyleri başarmam gerekiyor, biliyorum ama yaptıklarım sadece kâğıt üstünde kalıyor. Ben yapıp yapıp bir yere koyuyorum. O koyduğum yerden açıp bakan, okuyan ya da inceleyen var mı acaba çok merak ediyorum?!

Uygulamaya geçmedikçe üzülüyorum. Üzüldükçe ve diğer fabrikalarda benim görevimi benim kadar eğitim almamış hatta bilmeyenlere verip sonra onları eğitmekle zaman geçirdiklerini gördükçe kanıma dokundu, guruma dokundu. Onlar giderken ben dönmüştüm ama bu sayılmıyor. Sayması gereken kişi üç maymunu oynuyorsa yapacak bir şey yok! Ondan umudumu kestim ben! Şimdilerde burada benim onları ezdiğim ya da düşmanları olduğum sanılıyor.

Benim adım Z.S. ise bende bu oyunu bozarım! (Tatar Ramazan’a bağladım hehee).
Hırs ettim arkadaş ya!

Yıllar olmuştu savaş başlatmayalı. İçimdeki bu ateş yanmayalı uzun zaman olmuştu. Şimdi iş yerinde bu hırsı yaşıyorum. Yaza kadar bu şekilde devam edip, çalışacağım. Kendim için bir şeylerin peşinde ben koşuyorum. “Ben buyum!” diyorum zorla ve bu tekerin benim istediğim şekilde fabrikanın yararına dönmesi için çalışıyorum. Yazın kafamı dinlicem bir haftalık tatil planlıyorum. Sonrasında döndüğümde enerjik başlayacağım ve bir ay! O bir ayın sonunda hala bir şey olmazsa konuşmamın zamanı gelmiştir. Mayıs – Haziran – Temmuz aylarında arşivimi oluşturacağım.

Fasona git takip et, etüdünü al, oranın hattını dengele, bizi denetle ama yetkin olmasın!
Saçmalığı siz bulun.
“Zaman” deme bana. “Sabır” de!
Herkes sabret diyor çünkü.

Çok istediğim yer burasıydı. Bu oda. Ama şimdi önümde bir duvar var. Bu duvarı yıkmak için ise gerekeni yapacağım.

Hadi Z.S. neydi bizim sözümüz:
“Nefes alıyorsak umut var demektir.”


xoxo

14 Nisan 2015

İş Hayatı ...7 : Büyüyoruz Be Genç!


İş güç koşuşturmaca tam gaz gidiyor.

Bu sabah kampüs önünden geçerken geçen seneki kendimi düşündüm. Gözümün önüne geldi. Ne kadar çok zamanım varmış, ne kadar çok kendime ayırdığım günler, anlar varmış meğer. Kitap Fuarı geldiğinde ders çıkışı giderdim. Bazen arkadaşlarımla, bazen de kafam rahat bir kulaklık bir MP3 ümle. En güzel arkadaşım MP3 ümdü hala öyle gerçi ama işte en çok konuştuğum konu tekstil ve bantlarken insanlarla ise süre gelen işleri konuşuyorum. Sosyallik için hafta sonları doğa yürüyüşüne gidiyor, hafta içi de iki gün spor salonuna gidiyorum. Anca deşarj oluyorum desem. Doğada yürüyüş yaptığımda beş günlük vücudumda biriken bütün fabrikanın kötü havasını ve enerjisini atmış oluyorum. Pazartesi yeni haftaya dinç başlıyorum. Beni çarşambaya kadar götürüyor, idare ettiriyor.

Kafamda deli sorular beliriyor bu aralar. Sevdiğinle beraberken hayat pespembe sonra eve geldiğinde gerçek, kapıyı açmanla ortaya çıkıyor. Yalan söylüyorsun. Çevrene, en yakınına belki de arada kendine. Söylüyorsun işte dönüşün yok. Senin kabullerinle çevrenin kabulleri aynı değil çünkü. Ya hayatı onlara göre yaşayıp onların amaçlarına ulaşmak için yıllarını harcayacaksın ya da seni mutlu eden yerde olacaksın. Ben son cümlemi uyguluyorum. Kendi hayatımı yaşıyorum. Yalanlarımla, dolanlarımla, işte eşek gibi çalışmamla, diyetimle, sporumla, gülümsememle, yürüyüşümle ve kendi yöntemlerimle yaşıyorum.

İş hayatı beni çok sarstı. İyi anlamda. Üslup, konuşma mantığı ve her an değişen ortamlar, stresler… Kendine göre yaşarsan bazen olmuyor. Olması gereken zamanlar gelecek biliyorum ama bekliyorum. Hala öğreniyorum. Öğrenmeyi bıraktığım anda etrafımda yüzü asık ve umutsuzluğa kapılmış onlarca insandan biri olacağımı biliyorum. Günyüzü görmeden çalıştığım zamanlar oluyor. Bantın içinde etüt alırken oturmadığım (oturamadığım), zil ve paydos seslerini beklediğim, işçileri panjurumun arkasından gözlemlediğim zamanlar. Bir şeyi araştırıp sonunda sormayı, cevabı bulana kadar araştırmayı öğrendim ben. Ne uçan ne kaçan modundayım. Her işe yetişmeye çalışıyorum. Yapamayacağım işler içinde çaba harcayıp sonrasında yetişemiyorum diyorum. İşin sonunda “Başarısız, görevi yapamadı.” demesinler diye öğrendim bunu. Çünkü her işi üstlendiğinizde size zaman kalmıyor. Şu an bile zamanım yok. Yazılarımı geç yazıyorum.

Keşke diyorum gene Mainz’da olsam.
Wiesbaden’da mesela.
Şehir ormanında ağacın altında uzansam.
Dilimi bile bilmedikleri yerde özgür olsam.
İyi dileklerimle işe başlıyorum şimdi. Hızla geçen günleri yaşıyorum fakat saymıyorum.


xoxo

17 Mart 2015

Akhisar Hikâyesinden Sonra Ne Oldu?


En son sizi Akhisar’da bırakmıştım. Sonrasında yani yazımı yazıp yayınladıktan sonra İzmirime, evime döndüm. “Ohh be!” dedim. İlk gün “Nolcam? Pozisyonum değişecek mi? Kesin son halini alacak mı?” diye düşünmekle geçti. Gün sonunda ne olacağım değil ama kiminle çalışacağım belliydi artık. Ardından iki hafta daha kesimhanede durduktan sonra üretime verildim. Üretimde etüt alıyor, bantlara bakıyor, sayılara ve yoğunluğa göre hatları dengeliyorum. Kalitede sorun olursa müdahale ediyor, yaptıklarımı ortak klasöre yüklüyorum.

İşim çok yoğun aslında. Her gün etüt al sonra onları temize çek derken bütün gün ayakta kalıyorum. Size bu yazıyı yazıyorum çünkü rahatsızlandım. Siz bu satırları okuduğunuz sırada yorgunluktan tansiyonum düşmüş bir vaziyette şekerli kahvemi içiyorumdur (ki ben şekerli nee kremalı hayatta içmem ama işte hasta olunca güzel güzel içiriyorlar.).

Bunun yanında cumartesi günü ilkokuldan sıra arkadaşım N. evleniyor. Düğününe bütün ilkokul olarak gideceğiz. Bunu öğrendikten sonra gene kıyafet arayışına girdim ve oylar sonucunda dar olan elbisem beğenildi. Zayıfım kabul. Sporda yapıyorum ama malum yıllar sonra millet birbirini görecek ya ölümüne diyete girdim. Ondan rahatsızlanmışta olabilirim tabi #)

Araya sıkıştıralım spora başladım çok iyi geldi. Kendimi dinç hissediyorum ayrıca bacaklarım incelmeye de başladı. Faydasını gözle görülür bir şekilde gördükten sonra size ayrıntıları yazacağım söz ;)

Bütün bunların yanında PİKO 1 yaşına girdi!!! Zaman su gibi akıp gidiyor. Elime ilk geldiğinde dört aylıktı. Şimdi 1 yaşını doldurdu bile heyt beee =)))

** 25 Mart malum doğum günüm. Ee zaman azalıyor. Bakalım üniversite bitti, millet ne yapacak?! Çok merak ediyorum. Arkadaşlarımdan benimle zaman geçirmek isteyen olabilir ama ben ne yapacağım hiç bilmiyorum. Çok fazla şaşaya gerek duymadan klasik dileğimi dileyeceğim gibime geliyor. “Huzur” istiyorum aslında en içten dileğim tek bu. O kadar çok şey yaşadım, gördüm ve dinledim ki inanın yoruldum. Şu son dört aydır yaşadıklarımı yazamıyorum bile. Toparlayamıyorum bir türlü aklımı, beynimi. İş hayatı iyi güzel ama ara ara üniversite hayatımı da özlemiyor değilim hani. Özel hayatım deseniz aldı başını bir oraya bir buraya savruluyor. Toparlayamıyorum. Kendime kızdıkça sinirimi kimseden çıkarmıyor ve işime odaklanıyorum. Hırsımla çalışıyorum. İşe geliyor, mesailere kalıyor ve spora gidiyor deşarj oluyorum. Bunların hepsi kimseyi kırmayayım, konuşmayayım diye çünkü yoruldum. Konuşmaktan değil aynı konuları konuşmaktan yoruldum. Konuştuktan sonra bir şeyler değişse konuşalım hatta sabahlayalım ama değişmiyor! Değişmedikçe de yoruluyorsun, tepkisizleşiyorsun. Halsizlik bedenini sardığında umutsuzluğa kapılıyorsun. Korkuyorum öyle olmaktan. Ondan kaçıyorum. Kimseye zararım olmadan uzaklaşıyorum.

Amaçlar edindim. Listeme yeni maddeler ekledim.
Yaşıyorum ya. Dik duruyorum.


xoxo

12 Şubat 2015

Korku İmparatorluğu

 

Bazen insanın sinir eşiğini zorlayan anlar yaşıyorsun. Gereksiz yükselen sesler doğuyor bir anda odanda. Stresiyle baş edemeyen sinir yüklü insanlar. Birbirlerine karşı saygıyı da zamanla yok edeceklerini düşünmeden yükseliyor o sesler. Birini azarlamak, onu eğitmek adına yaptığın bir şey değil.

Belli bir zamandan sonra kimseyi eğitemezsin sadece düzeltirsin.
Eğitim, yaşını almış kişilerde zordur. Kabul etmezler.
Önemli olan bağdan üzüm yemekse bağcıyı dövemezsin.
İnsanlar korku imparatorluğunda başarılı olamazlar.

Yıllarca okuyup izlediğim, tarihten ders aldığım kadarıyla bu her zaman böyle olmuştur. Korkuyla yönetildikçe insanlar kendilerini savunamaz, sorumluluklar alınamaz ve işler yürüyemez. Sorulan sorulara alınamayan cevaplarla işlerin yürümesi beklenemez.

Kendime söz verdim biraz önce;
“Bu içimdeki insan sevgisini, saygısını asla kaybetmeyeceğim. Saygım canlıya, varlığa duyduğum saygıdandır.”

Mutlu mutlu işe gelip hatta mutlu aşk kokan mesajlar ve öpücüklerle uyandıktan sonra işe gelince ters bir cümle ve tavırla karşılanmak. İnanın beni asla demoralize etmez ama artık sıkıldım! Bir dakika daha buraya tahammülüm yok. Ben duyarsızlaşamam. Sahiplendiğim bu yeri de bırakamam. Gereksiz sinir küpü bir insan yüzünden mesleğimden de soğumam. Aylardır burada olup içeride çalışanlar hakkında bir kelime bile bilmiyorsan burada olma zaten. İstersen işinin en iyisi ol ama nafile. Gözümde sıfırlanırsın. Araştırma yaparken ben bunu bilmem şeklinde kendi cahilliğini konuşuyorsan ama bu cahilliğini benim bilgimi ezerek yapmaya çalışıp örtbas edeceksen orada kaybedersin. Kendinin ne olduğunu fark etmeden yaşayıp bir şeyleri yapmaya çalışmak, ne yazık!

Bu oradan oraya savrulma sürecimde o kadar çok şey gördüm o kadar çok şeyle karşılaştım ki patronuma teşekkür ediyorum. Başlangıçta moralimi bozmayan, aralarda inip çıkan ama genede umudumu kaybetmediğim bu yolda tecrübe ettiklerimi sıralıyorum;

* İnsan ol.
* Çalışanlarını bil. Çünkü onlarla iş yapıyorsun. Herkesin yapabildiklerini, yapabileceklerini öğren, yaşa. Gerçekçi ol.
* Saygılı ol. Karşındakini pislik ya da bir şey bilmeyen biri olarak düşünme. İhtimallerin olsun ama o kişiyi oraya yerleştirdiysen de onun ne yapabileceğini biliyor olmalısın. Ona güvenmelisin. Sorumluluk verdiğin kişiye eğer güvenmiyor ve en küçük cevabında sinir patlaması yaşıyorsan o kişiden iş yapmasını bekleyemezsin, başarılı olmasını ise asla.
* Çalışanlarına kin güdemezsin. Güdüyorsan onu tutma! Kin ne ayrıca?! En baş maddeye dön, hatırla.
* Senin sabrın yoksa ve bunun sonucu sinir patlamasıysa karşındaki insanlarında senin gibi olduğunu unutma! Sabır bir yere kadardır. Bir istifa ile gitmeye bakar. Gidenin arkasından da “Neden gitti? Ben iyiydim.” deme. Mütevazi ol. Dön kendine bak. Önce kendini sonra karşıyı yargıla. Konumundan dolayı kimse sana bir laf söyleyemiyor olabilir ama insanların gözleri ve davranışları çok şey anlatır.
* Stresinle başa çıkmayı dene.  Kendin için bir şey yap. İyi bir şey. Nefes al mesela sonra ver. Etrafını topla. Aynada kendine bak. Güzel bir çift söz söyle ve göz kırp kendine ;)
* Kimseyi kimseden ayırma. Ayıracaksan bunu kişilerin başarılarıyla yap. İnsanlardan verim almasını bil.

Hiçbir şey kolay değil ama bunu kendi yaptıklarınla zorlaştırmak ya da kolaylaştırmakta sizin elinizde.

xoxo

4 Şubat 2015

İş Hayatı ...6

Zamanla törpülenmeyi öğrendim ben. İş hayatımda yaşadığım olaylar, tanıştığım ve beraber çalıştığım insanlar ve oradan oraya gitmem sonucunda törpülendim. Yüksek sesle bir işin yürümeyeceğini, çalışanlarla nasıl konuşulması gerektiğini, o konuşmaya göre de yaptırmak istediğim işi yaptırabilmeyi, gerektiğinde sert olmayı, kimsesiz ve yardıma muhtaç bir köpeğe bakmayı ve insanlara bunu bizzat gösterebilmeyi, gittiğim zaman arkamda bir şeyler bırakabilmeyi, sloganlarımla yaşamayı öğrendim.

Şu hayatta patronu yakın ol ona güven.
Dedikodu yapma genç! Dedikodu yapanlardan uzaklaş.
Sabret!
O ışık bir gün seni bulacak buna inan!
Uzayan süreleri kafana takma.
Gittiğin ve çalıştığın yerden bir şeyler kap.
Kimse daha oralara gitmemişken sen orayı biliyor olacaksın çünkü.

İş hayatımda inişler, çıkışlar, stres ve yükselen sesler. Ne yapılmaması gerektiğini, sonuçları ve ne yapmam gerektiğini, nasıl bir ortamda çalışırsam beni mutlu edeceğini çözmüş oldum.

Bu benim için bir başarı. En azından başlangıcım için.

xoxo

17 Ocak 2015

Hayatımın Ortasındasınız

Arada düşünüyorum. Soruyorum.
“Napıyorum? Hayatımda istediğim şekilde mi yürüyorum?”

“Mutlu muyum?” diye sormam genelde. Çünkü en kötü anda bile mutlu olmasını bilirim ben. Huzuru buldum mu mutluyumdur. Çevreme göre kendi düzenimi kurarım. Planımla yaşarım. Bundan dolayı mutlu olmama gibi bir durumum yoktur benim.

Bu iş yolculuklarımda ara ara ümitsizliğe girdiğim anlar oluyor. “Bitsin diyorum.” sonra sabretmem gerektiğini hatırlıyorum. İşim için hayatımı yaşarken arkamda bıraktığım düzenimi de düşünüyorum.

Masamdayım. Her gittiğim yerde bir şekilde olan masamda. Benim olmayan sadece bilgisayarımı açıp, işleri takip etmeme yardımcı olan masam. Kalemliklerim olur geçici, sandalyem olur geçici. Bu sefer ilk kez kendi su şişemi aldım ve masama koydum. Bir şekilde sahiplenmemi sağladı. Hayat benim için göçebe, oradan oraya bir bavulla gitme şeklinde. En azından şimdilik! Ben öyle umuyorum. İsyan etmiyorum ama buraya da yazıyorum. Yazdıkça rahatlıyorum desem.





Ailemi özlüyorum. PİKOmu, arkadaşlarımı, sevdiğimi, Kordon’da gezmelerimi, şemsiyemi kapatıp yağmurda ıslanmamı, PİKO’yu alıp Kordon ve fuarda gezmelerimizi, Küçükpark gecelerini. Şen kahkahaları. Gülmekten gözümden yaş gelen geceleri. Şişenin dibini görmeden gecenin bitmeyişini ve oradan çorba içmeye gitmelerimi. Özlüyorum hepsini.






Her gittiğim yeri seviyorum ama kendi düzenimi özlüyorum. Kuramıyorum. Ev ev üstünde olmuyor. Yavaş yavaş kararlar alıyorum. Gene uzun listeler yapıyorum.

“Yapılacaklar listesi” ismi bu.


Yapılacaklar listesi. Her yapılanın tek tek çizildiği o listelerden biri. Akhisar’da ki amacım işleyişi öğrenmek, kişileri tanımak, ekip arkadaşlarımızla anlaşmak, kritikleri öğrenmek vs derken bir de buradaki köpeği beslemeyi amaç edindim. Ona kocaman kuru mama çuvalı aldım ve günde üç öğün besliyorum. Köpecik ayaklandı. Hopluyor zıplıyor ve saati gelince ofisin kapısından bana bakıp mamasını bekliyor. Keneleri olduğu söyleniyor ama umurumda değil. Ben onu beslemeye devam edeceğim.





Şimdi size bu yazıyı işyerimden masamdan yazıyorum. Beyaz çayımı içiyorum. Detoks yapıyorum. Aslında sağlıklı beslenip bu koşuşturmada kilo almamaya çalışıyorum. Evime, düzenime dönünce yeniden spora başlamak istiyorum. Yapacağım sporu da buldum.









İşte böyle sayın okuyucu. Hayatımı açık ve net özetledim. Sende bunu okudun ve artık biliyorsun.
İş takibime geri dönmem gerek.

xoxo

19 Aralık 2014

Hi Dostlar!

 
Aslında buraya gelip her güne bir yazı sığdırmak gibi bir hayalim vardı ama eşek gibi çalıştığım için yazı yazmayı geç gece 23:00’a kadar mesailere kalıyorum. Bana kalsa kalmam zaten ama yanında çalıştığım (yardıma geldiğim) F. Hanım kalınca mecbur bizde kalıyoruz. Kendimi “Şeytan Marka Giyer (The Devil Wears Prada)” filmindeki kız gibi hissediyorum. Aynı şekilde topukluları giyip bir yandan da iş yetiştirmeyi öğrendim a dostlar! Başardım heyoo!! =))
 
Etek, elbise ve minilerle heheyttt modundayım.
Seksi iş kadını ;) <3 font="">
 
Bunun yanında İstanbul’u da geziyorum tabi. Anladığım kadarıyla F. Hanım’ın asistanı gelene kadar buradayız. Sonra İzmirime geri döneceğim.
 
Alıştım mı buraya, evet!
Alışmasam zaten yaşayamam.
Benimsedim mi, evet!
Benimsemesem huzurum kaçar.
 
Aslında gittiğim her yere adapte olabilme yeteneğine sahip bir insanım. Ama şu mesailer beni bozuyor. Kilo verdim. Dönünce de spora başlıcam. Bu yıl gerçekten yaza yeni bir ben olarak girmek istiyorum.
 
Bi dakka aklıma gelmişken burada “Vayy beee!” deyip Şubatta 1. Yılımın  dolacağını söyleyebilirim =))
Akşama şirket yeni yıl kutlamasına katılacağım. Konsept: Black Party.
O zaman karalara bürünüp seksi olma zamanı.
 
xoxo

2 Aralık 2014

İstanbul’dan Selamlar!

Merhaba sayın okuyucu =))
Şu an İstanbul’dan sana bu satırları yazıyorum.

İş miş derken koşuşturmaca sonucu pazartesi sabah yedi uçağı ile İstanbul’a geldim. İzmirim de güllük gülistanlık hava varken burada ki yağmurlu ve kapalı hava çok hoş oldu gerçekten. İlk günden işe git (bavulu eve bırakmadan hem de ühüüü…), müşteri ile ilgilen (Almancam sağolsun hehee), numune hazırla vs ve eve geliş.
Şu an mı?!
Şu an ofisteyim.
Arkadaşlar kahvaltı yapmaya dışarı çıktılar. Bense sabah sessizliğinde bu yazıyı yazıyorum. Öğrenci olmak zordu ama iş hayatı daha zor. Zor değil aslında. Omuzlarında daha çok yük var diyelim ;) İlk günden “Welcome to Istanbul traffic” dedim yani!
Bakalım bugünde koşturmalı olacak anlaşıldı. Önümde bir sürü müşteri için çarşamba gününe yetişecek numuneler var. Olsun. Bunların hepsi deneyim diyorum. Geçen sene bugünü sorsaydınız “Bilmiyorum.” derdim. Aklımda olmayan bir hayatı yaşıyorum. Şimdi önümde beni mutlu eden mesleğim yani işim ve sevgilim var. Hayat böyle güzelmiş. Özlemişim...
xoxo

7 Ekim 2014

İş Hayatı ...5


Tekstilde işin insanladır. Çalışanların her an değişen ruh halleri, geçim sıkıntıları genelde işe yansır. Yansımasın istersin ama bunu engelleyemezsin. O zaman senin yapman gereken liderliği üstlenmek olmalı. Sabahları "Günaydın" deyip, gülümseyerek işe gelir ve masana oturursan kazanan sen olursun. Bunu unutma!

NOT: Güne "Günaydın!" diyerek başla ve aralarda söylediğin "İyi çalışmalar, kolay gelsin." senin için sihirli kelimelerin olsun. Gülümse!

24 Ağustos 2014

İş Hayatı ...4


NOT: Tekstilde sakın tükenmez kalem veya pilot kalem kullanarak kalıplara işaret koymayın! Kullandığınız kaleme dikkat edin. Eğer kalıbınızı pilot kalem çizdiyse hemen limon kolonyasıyla silmeye başlayın. Hızlı olun çünkü bekledikçe liflerin içine girer ve geçmiş olsun: Nur topu gibi bir telefe kumaşınız çıkmış oldu.

İş Hayatı ...3


NOT: Size verilen bir görevi şefiniz beğenmişse ve sizi övdüyse susun, saygılı olun ve hafifçe gülümseyin. Ardından "Teşekkür ederim." deyin.

27 Haziran 2014

İş Hayatı ...2


Günaydın =)
Çay molasından herkese selammm ;)

Bugün izne ayrılıyor ve Ağustos da geliyorum. Bu nedenle bu yazı dizisine ara vereceğim.

NOT: İlk şunu bil, ofis de herkesin işi acildir!

Hele benim gibi tekstil de çalışıyorsanız paketleme, dikim, müşteriye gönderme gibi durumlar çok fazla olduğu için senin işin dahil BÜTÜN işler ACİLDİR!

Bunu bil ve ona göre davran,
Saygını koru.
Unutma "Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır" ;)

xoxo

26 Haziran 2014

İş Hayatı ...1


Eve gel, yemek ye, kendine bak derken ne bilgisayarımı açıyorum ne de yazılarımı yayınlayabiliyorum.
Zaten bütün gün bilgisayar başında olduğum için birazda o aydınlık ekrandan kaçıyor olabilirim.

Bu yazıyı size ofisimden, odamdan, masamdan yazıyorum hohooo ;)

Günler sonra ilk kez dün bir masam oldu, bugünde bu masaya yerleşildi, süslendi vs. Size sonra foto paylaşacağım. Bugün ve yarın işe gelip Temmuzda izne ayrılıyor, Ağustos da ise Teyzemle Antalya turuna çıkıyor ve yeniden Ağustos ortasında işe başlıyorum.

Bu yazı dizimin amacı, işe yeni başlayacak olanlara notlar olacak. Mümkün oldukça her gün bu postu gircem. Bu dediklerimi bilin, aklınızda bulunsun ;)

İlk Notumuz: Bir defter edinin ve içine her şeyi yazın! Çalışanların isimlerini (Öğrendikçe), pozisyonlarını, görevleri, yaptıklarınızı, öğrendiğiniz terimleri yani HER ŞEYİ!