iyilik yap iyilik bul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
iyilik yap iyilik bul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Şubat 2015

Korku İmparatorluğu

 

Bazen insanın sinir eşiğini zorlayan anlar yaşıyorsun. Gereksiz yükselen sesler doğuyor bir anda odanda. Stresiyle baş edemeyen sinir yüklü insanlar. Birbirlerine karşı saygıyı da zamanla yok edeceklerini düşünmeden yükseliyor o sesler. Birini azarlamak, onu eğitmek adına yaptığın bir şey değil.

Belli bir zamandan sonra kimseyi eğitemezsin sadece düzeltirsin.
Eğitim, yaşını almış kişilerde zordur. Kabul etmezler.
Önemli olan bağdan üzüm yemekse bağcıyı dövemezsin.
İnsanlar korku imparatorluğunda başarılı olamazlar.

Yıllarca okuyup izlediğim, tarihten ders aldığım kadarıyla bu her zaman böyle olmuştur. Korkuyla yönetildikçe insanlar kendilerini savunamaz, sorumluluklar alınamaz ve işler yürüyemez. Sorulan sorulara alınamayan cevaplarla işlerin yürümesi beklenemez.

Kendime söz verdim biraz önce;
“Bu içimdeki insan sevgisini, saygısını asla kaybetmeyeceğim. Saygım canlıya, varlığa duyduğum saygıdandır.”

Mutlu mutlu işe gelip hatta mutlu aşk kokan mesajlar ve öpücüklerle uyandıktan sonra işe gelince ters bir cümle ve tavırla karşılanmak. İnanın beni asla demoralize etmez ama artık sıkıldım! Bir dakika daha buraya tahammülüm yok. Ben duyarsızlaşamam. Sahiplendiğim bu yeri de bırakamam. Gereksiz sinir küpü bir insan yüzünden mesleğimden de soğumam. Aylardır burada olup içeride çalışanlar hakkında bir kelime bile bilmiyorsan burada olma zaten. İstersen işinin en iyisi ol ama nafile. Gözümde sıfırlanırsın. Araştırma yaparken ben bunu bilmem şeklinde kendi cahilliğini konuşuyorsan ama bu cahilliğini benim bilgimi ezerek yapmaya çalışıp örtbas edeceksen orada kaybedersin. Kendinin ne olduğunu fark etmeden yaşayıp bir şeyleri yapmaya çalışmak, ne yazık!

Bu oradan oraya savrulma sürecimde o kadar çok şey gördüm o kadar çok şeyle karşılaştım ki patronuma teşekkür ediyorum. Başlangıçta moralimi bozmayan, aralarda inip çıkan ama genede umudumu kaybetmediğim bu yolda tecrübe ettiklerimi sıralıyorum;

* İnsan ol.
* Çalışanlarını bil. Çünkü onlarla iş yapıyorsun. Herkesin yapabildiklerini, yapabileceklerini öğren, yaşa. Gerçekçi ol.
* Saygılı ol. Karşındakini pislik ya da bir şey bilmeyen biri olarak düşünme. İhtimallerin olsun ama o kişiyi oraya yerleştirdiysen de onun ne yapabileceğini biliyor olmalısın. Ona güvenmelisin. Sorumluluk verdiğin kişiye eğer güvenmiyor ve en küçük cevabında sinir patlaması yaşıyorsan o kişiden iş yapmasını bekleyemezsin, başarılı olmasını ise asla.
* Çalışanlarına kin güdemezsin. Güdüyorsan onu tutma! Kin ne ayrıca?! En baş maddeye dön, hatırla.
* Senin sabrın yoksa ve bunun sonucu sinir patlamasıysa karşındaki insanlarında senin gibi olduğunu unutma! Sabır bir yere kadardır. Bir istifa ile gitmeye bakar. Gidenin arkasından da “Neden gitti? Ben iyiydim.” deme. Mütevazi ol. Dön kendine bak. Önce kendini sonra karşıyı yargıla. Konumundan dolayı kimse sana bir laf söyleyemiyor olabilir ama insanların gözleri ve davranışları çok şey anlatır.
* Stresinle başa çıkmayı dene.  Kendin için bir şey yap. İyi bir şey. Nefes al mesela sonra ver. Etrafını topla. Aynada kendine bak. Güzel bir çift söz söyle ve göz kırp kendine ;)
* Kimseyi kimseden ayırma. Ayıracaksan bunu kişilerin başarılarıyla yap. İnsanlardan verim almasını bil.

Hiçbir şey kolay değil ama bunu kendi yaptıklarınla zorlaştırmak ya da kolaylaştırmakta sizin elinizde.

xoxo

7 Eylül 2013

Dünya Nerde Biz Nerdeyiz?


Dünya nereye gidiyor biz nereye?
Soruyorum, sorguluyorum ve Türk insanlarının mantığını anlamıyorum.
Olayımız ne mi?
Olayımız: Bizim insanımızın hayvanlara bakış açısı!
“Olmayan Bakış Açısı.”

İstemeyenler ve isteyenler. İstemeyenlerin o tutarsız davranışları, sert tutumları, eleştirileri. Hayvanları istemeyen zihniyeti anlamıyorum zaten ve anlamayacağımda! Nasıl yaşayabiliyorlar? Sadece insanlarla konuşan, onlarla yaşayan ve bu durumdan mutlu olan bir kesim var. Çevresine duyarsızlaşmış insanlar bence bunlar. Vicdansızlık, merhametsizlik. Sadece kendi yaşam alanını düşünen hastalıklı insanlar.

Bahçemden geçmesin, oraya pislemesin, denize girmesin, koşmasın, havlamasın, gelmesin, yatmasın, yemesin… Hepsi ama hepsi onlarca halkı sebepler. Sora ne mi oluyor; bütün bu kısıtlamalara maruz kalan hayvanlar sonunda patlıyor. Sıcaktan bunalıyor, fenalaşıyor ve ölüyor. Yazın ROZA’ya yaptıkları gibi. Ve veteriner, bu yaz bir sürü hayvanın bu şekilde yazlıklarda telef olduğunu anlattı. Biraz merhamet, vicdan yahu! Sen bakmıyorsun, yemek vermiyorsun ve bahçene gelince su atıp kovuyorsun diye ve ben bunları yapmıyor, onu besliyor, bir kap su koyuyor ayrıca kafasını okşuyorum diye bana tavır alamazsın. Bunu yapamazsın! Senin hakların ve isteklerin varsa benimde haklarım var. O hayvanında var. Onun sesi çıkmıyor diye bu tarz davranmak niye? Amacın, maksadın? Herkes bir yaşayabilse her şey ne kadar kolay olur. Almanya’dayken bunu görmüştüm ben. Her gördüğüm şeyi tabi ki onaylamıyorum ama bazı şeyler var ki bizde de olmalı diyorum. Almanya’da çoğu insanın evcil hayvanı var ve bunların gene çoğunluğu da köpekler. Özellikle cins köpekler. Hayatımda ilk kez gördüğüm bir sürü köpek vardı. Onların özel dükkânları var vs. Asıl olay, adamlar her yere hayvanlarıyla girebiliyorlar. HER YERE! Metroya, trene, eczaneye, alışveriş merkezine, tarihi eserlerin olduğu yere ve daha nicesine. Bizzat gördüm. O hayvanlar ve insanlar birbirine o kadar çok alışmış ki ve kimsenin onlara ite kaka yapmadıklarını görüp yaşamışlar ki hepsinin kendilerince özgüvenleri var. Bizde ne var? Kuyruğu poposunun arasına girmiş, kafası eğik bir şekilde aşağıya inmiş, sana ezik gözlerle bakan hayvanlar. Kedisi de, köpeği de kuşu da. Parklardaki kuşları gördüm, ördekleri, kazları, pelikanları. Hiç biri insanlardan kaçmıyordu. İnsanlar onları yakalamaya çalışmıyordu. Hatta besliyordu. Besleyene kötü kötü bakan yoktu. Fotoğraflarını çektim. Bende besledim. Bizde olsa ne olur? O ördekler, kazlar ilk günden yenir! Vahşice mi geldi?! Ama gerçek bu!

Yok ya valla yok!
İnsanlar kendilerini bu dünyanın tek hâkimi sandıkları sürece kimse gram ilerleyemez.
İnsana saygısı olmayanın hayvana hiç olmaz.

Sonra o insan karısına koca, kocasına karı, çocuğuna anne ve baba oluyor! Gerçekten oluyor mu? Baba ya da anne çocuğuna sevgiyi anlatırken ne kadar samimi olduğunu düşünürüm ben, sorgularım. Bunun böylesi iş hayatında da sorunlu oluyor, hayatının geri kalanında da. Çocuğu yoldaki kediye pisi pisi demesiyle ve onu sevmesiyle kıyameti koparan anneler var. “Pistir o, pirelidir.”. Hatta abartıp tekme atanlar var ki onların kafasını koparmak istiyorum, açık ve net! Kan beynime sıçrıyor. Ne hakla ya ne hakla!!! Çocukken hepimiz kedili, hayvanlı bir arada dans eden çizgi filmler izledik halada çocuklarımıza izletiyoruz. “Ben dokunmadan seviyorum.” Diyebilene de inanmıyorum. Seviyorsan dokunacaksın. Sevdiğine nasıl sarılıyorsan ona da sarılacaksın. Kafasını okşayacaksın, hissedeceksin. İçten seveceksin. Bağ kurma ama sev.

Öldürdüğünde eline ne geçiyor ya da o hayvan öldüğünde seviniyor musun, sevinecek misin? Zaten hayatında olmayan bir canlıyı eminim hatırlamayacaksın bile. Ama o seni hatırlayacak. Ona vurduğunu, ona su attığını, onu bağladığını hep hatırlayacak. Vicdansızlık sadece kendi içindeki insanlara karşı olmaz. Her canlıya olur! Her canlıya diyorum! Orucunu tut, hacca git, alkol alma, namusunla yaşa kendince “İyi insan” ol ama sonra gel kapının önünden geçen köpeğe laf at. Laf bile atılmasına sinir oluyorum ben. “Git buradan!” “Çek git!” derken ki tepkiler, kafasına taş atmalar. Bitti işte. Bütün senin iyi insan çabaların bitti. Haaa tabi bunun kararını ben veremem Allah bilir ama bunun içinde ayetler var herkes biliyor.

İnsanlar önce kendilerine bakmalı. Sevgiyi ararken kendi içlerindeki sevgiyi önce bulmalı. Hayvanlara saygılı, çevreye saygılı bir nesil yetişmeli. Bunu kanunlarla desteklemeli, kafada bir şeyleri düzeltmeliyiz. Benim karşıma çıkıp “Hayvanla insanı bir kefeye mi koyuyorsun?” diyenler çıkıyor. Bir kefeye koymuyorum ama onlarında yaşam hakkı var, onlarında bu dünyada yeri var ve onlarda senin benim gibi somut canlılar. Sen takmıyorsun diye dünyadan yok olacak, soyut olacaklar diye bir şey yok. Bunu söylüyorum.

Lütfen biraz duyarlılık.

xoxo

3 Ekim 2010

Tarkan - Öp Öp Öp Öp Do-ya-ma-dım :)


Tarkan'ın albümünü uzun uzun yazmıcam. Zaten yazmayada halim yok, sağolsun üniversite beni yeterince yoruyo ve sanırsam bu nedenle Blog'umu da boşladım ve yazdıklarımı yayınlayamıyorum. Aslında nete gircek zamanıda bulamıyorum.aman allahım durum vaziyet kötü mü ne? =S  =)) Ama olsun fırsat elime geçti ve direk burda aldım soluğu =))) herşey sizler için...hahaha :))

Gelelim Tarkan'a...albümünü dinleyen var mı bilmiyorum ama ben dinledim ve gerçekten güzel bi iş olmuş. bu kadar uzun süre beklemenin sonunda sonuç "Güzel". daha önce onun uyuşturucu işiyle ilgili haberlerine getirdiğim yorumları geçmişten bulabilirsiniz. Bakıyorumda Tarkan, basında çıkan haberlerden ve yaşadıklarından ders almış gibi sanki.

Peki bunu nerden anladım derseniz, şarkılarının sözüne bakmanız yeterli.




Yazmak istediğim konu aslında hem bu konuyu kapsıyor hemde "ÖP" şarkısını...


Şarkınınn sözlerine bakalım öncelikle;

"Bu yeni bende kim
Aynada bakıştığım
Bu yeni ben, ben miyim?
Kendimle tanıştığım
"  ben bu sözlerden direk yaptıkları sonucunda değişen bi Tarkan'ı görüyorum. Değişmiş ve bu değişimine kendisi bile inanamıyo.

"Dünümle bugünüm
Can ciğer kuzu sarması
Geç oldu temiz oldu
Geçmişimin kanaması
" burdanda gene geçmişi ve bugünün karşılaştırması var. Hani eskileden -artık hala var mı bilmiyorum.- Tarkan'ın bi karma felsefesi vardı. "İyilik yap, iyilik bul " anlamında. İşte o karmanın sanki meyvesini şimdi yiyormuş gibi hissettiğini anlıyorum =))

"Yıkadı günahlarımdan
Beni masumiyeti
Cennetten gelen
Bir melekti sanki
" belki sondaki anlam kişileştirme olabilir ama geneline baktığımda gene burda da karma felsefesini sezebiliyorum.



"Her şeyim tastamam
Yapmaya çalıştığım
Yazlığım kışlığım
Bide yanına yakıştığım
Dünümle bugünüm
Can ciğer kuzu sarması
Geç oldu temiz oldu
Geçmişimin karması
" bu dizeler ise artık herşeyin tamamlandığı ve dediklerimin doğrulandığı yer.



 
Yıkadı günahlarımdan
Beni masumiyeti
Cennetten gelen
Bir melekti sanki
 
Ben o şelale saçlara
O ay o hilal kaşlara
Süzme bal dudaklara
Öp öp öp öp doyamadım
Sütten ak o gerdana
Bir çıkarki meydana
Gelde uyma şeytana
Bak bak bak bak duramadım.

Şarkı ilk dinleyişte biraz seksapalite kokuyo kabul ediyorum hatta klibide buna müsayit çekilmiş ama geneline baktığınızda ve birazda kurcaladığınızda aslında öyle olmadığını anlıyorsunuz.

Burda Tarkan'ın avukatlığını yapmıyorum ama içimden gelen ve bunun gerçek olduğunu söyleyen bi ses var..


Ayrıca klibi izlerken Tarkan'ın yaşlandığını fark ettim. uzun bi aradan sonra kliplerde görmek, yeni albümüyle konserlerini izlemek farklı bi duygu.Yeni nesil için yaşlı olan Tarkan, bizim nesil için -ki onun için bağıran kız arkadaşlarım vardı- o TARKAN dı yani ;)))

Tarkan'ın kuzu kuzu klibi yüzünden 23Nisan çalışmalarında azar bile işitmiştim.
Efendim olayda şöyle olmuştu: okul olarak stada gösteri için gitmiştik ve stad bildiğiniz kumdu.yeni çimenler ekilmeden önce toprağını değiştirmişler ve biz dans provalarını yaparken çimenler ezilmesin diye de ekmemişler.o zamanlarda Tarkan'ın kuzu kuzu klibi ortalığı sallıyordu.
Neyse işte biz geldik servisle ve indik girdik stada dans ediyoruz. öğle arası oldu, mola verdiler ve stadda kuzu kuzu çalmaya başladı.milletinde gazıyla çıktım stadın ortasına ve başladım Tarkan'ın dansını yapmaya.klipteki şu kuma tekme atıp bütün kumu havalandırdığı sahneyi yaptıktan sonra mikrofonla güzeell bi azar işitmiştim.hemde adım ve okulum duyurularak =)))

Bu anımı ne zaman anlatsam hep yüzümde bi tebessüm oluyo =)))
Hiç pişman değilim.Gene olsa gene yaparım =)))


                                                           Ahh ahh Tarkan...  =))