31 Mayıs 2013

Yalan Dostum!

Oturdum düşündüm hem de ciddi ciddi. Kahvemi de yaptım. Bir yandan içtim bir yandan uzaklara baktım. Sol elim kahve fincanımı tutarken diğer elim bizim serserileri seviyordu. Arada da çeneme götürüyordum.

Kurban ne güzel demiş ya
“Yalan dostum aşk diye bir şey yok. Aşk dediğin üç günlük eğlence.” =))

Harbiden öyle ama bak. Düşünüp düşünüp bunu mu buldun diyeceksiniz evet, bunu buldum. Bu zamana kadar size hep sevgililerimden bahsettim dimi, bahsetmedim mi bahsettim.

Hangisi normaldi, hangisi uzun sürdü?
Hiç biri!
O zaman neyi arıyorum, neyi arıyoruz?!

Sende dön sor bi kendine. İnsanlar ikiye ayrılır (bence): İlki aşkı arayanlar (Ben bu sınıfa giriyorum), diğeri mantığıyla yaşayanlar. Bir de iki sınıfa da girmeyip herkesle takılanlar var ki onları hala çözemedim. Arkadaş mısın sevgili misin adamım sen?!

İnsanın çok fazla flörtü olunca zamanla iki fikir oluşuyor. Önce aşkı aramayı bırakıyorsun sonra karşına bir başkası çıkıyor bu düşüncenden vazgeçiyorsun ve o kişiden de ayrılınca aklına ilk olarak nasıl biri aradığın düşüncesi geliyor. Yavaş yavaş o olmasın, bu olmasın, şöyle olsun, böyle olmasın demeler çoğalıyor ve zamanla bir bakmışsın ahhaaa etrafında adam kalmamış. Sonra bide size “Bu kimseyi beğenmiyor zaten” diyenler çıkacak, kendimden biliyorum. Mesela benim meleklerim bana artık böyle diyorlar. Geçen gün ders çıkışı kızlarla kafa dağıtmaca kafemize gittik. Klasik tatlı siparişlerimizi (Kız buluşmasında rejimi kim takar yahu!) verdikten sonra konu sevgililerimize geldi. Herkes kendi isteğini sıraladı durdu derken “Ee Z.S sen neden susuyorsun, içimizdeki en tecrübeli adam sensin. Konuşsana sırala isteklerini.” dediler. Oldu paşam dedim hahaa =)) Sıralatmayın bana şimdi desem de içten içe sıralayayım öhöm öhöm dedim.

Aslında nasıl birini istediğimi yazdıklarımı okuyanlar bilecektir. Ama en beğenilen erkek davranış/tiplerimi sıralamak istiyorum. Bunların hepsini barındıran erkeği bulduğumda şarkıdaki gibi üç günlük eğlence olarak görmicem söz!  Ahanda buraya yazdım. Dönen ne olsun?! ;)

* Sevgilimle yolda yürürken karşıdan herhangi bir erkek grubu geliyorsa beni diğer tarafa alacak.
* Kalabalıkta vıcık vıcık davranmayacak hatta elimi bile tutmayacak (Cümbür cemaate ilan etmiyoruz dimi ya da kamuoyu benim sevgilimi öğrenmek zorunda değil. Bakalım ben o adamdan emin miyim. Belki sadece tanıyorum.).
* İyi araba kullanacak.
* Bana güzel parçalar yollayacak ya da tanımadığım bir sanatçının albümünü alıp verecek (Çok mu demode ve eski oldu bilemedim şimdi. Amaan ben eskiyim bu konuda.).
* Sanata, spora ilgi duyacak. Hep diyorum maça bilet alacak, beraber gideceğiz hatta onun yanında bağırabileceğim. Nerde böyle erkek ahh nerde?! (Kızlardan sadece biri basketbola ilgili olduğu için diğerleri benim böyle birini bulamayacağımı düşünüyor.)
* İkimizin de ayrı hayatları olacak. O gitsin ps oynasın ben gidiyim yazılarımı yazıyım, ara sokaklara girip eskicileri geziyim puff falan filan.
* Benim meleklerle iyi anlaşacak (Uzaktan izlendiğimizi bilen ben, bunu ona çaktırmamak için neler yapıyorum bir bilseniz. Kızlara bunu söylediğimde “Arada takip ettik.” dediler. Böylede dürüstler işte. Zor işler zoorr hahaa).

Bu maddeleri sıralarken M. nin, ben sevgilimi özledim demesiyle muhabbet bambaşka bir yola saptı.

M: Sevgilimi özledim ben. Hep onun yanında olmak istiyorum. Sizde de öyle oluyor mu?

Z.S: Bu zamana kadar hiç bir sevgilimi senin özlediğin kadar özlemedim. Sorun bende mi acaba?

M: Kızım sen romantik olup romantizmini göstermeyen birisin. Özlesen bile özledim demezsin ki.

Z.S: Bu ne biçim laf şimdi? Ne demek istiyon kızım sen bana =)

M: Öyle ama. Özledim diye mesaj attın mı?

Z.S: Attım tabi. Ama öyle durmadan atmam ben. Genelde akşam 8’den sonra falan özlerim. Cem YILMAZ’ın esprisinden sonra gecede mesaj atamıyorum. İkilemdeyim ondan oluyo bunlar.

M: Senin niyetin gece bozuksa ben napıyım hahaa =D

Aslında M. nin dediği doğruydu. Benim dediğimde gerçekti. Akılımdaki bin bir fikir, olay, gerçekleştirmek istediğim sürprizler varken bunları hayata geçireceğim adamı bulamadığım için kızlar arasında yavaş yavaş realist hatta romantizmden uzak “Odun” olma sıfatını almaya doğru açık ara önde gidiyorum. Belki de aradığım romantik bir erkektir hani beni harekete geçirecek biri.

Aklımdaki sorularla hem de finallere 3 gün kala yapılan bu muhabbet bana bir moral oldu bir moral oldu ki anlatamam. Geçen ders çalışırken bu konuyu düşündüm de bütün kalıp hesaplarım yanlış çıktı. O zaman ne yapacakmışım; ders çalışırken ful konsantre bütün bu konulardan uzaklaşıp ders çalışacakmışım. Olur ya eski sevgililerimden biri denk gelirde yazılarımı okursa (Dünya küçük hele ki net alemi. Olur mu olur!) üzülebilirler diye düşünüyorum. Hiç sevilmemişim ya da beni hiç özlememiş gibi. Ay alınmayın öyle bir şey yok falan diyemeyeceğim. Özlesem, çok sevsem şu an seninle beraber olurdum dimi (Dürüstlükte sınır tanımayan Z.S bu alanda da açık ara farkla önde sayın okuyuculaarrr hehee ).

Çenem açıldı gene. Allahım neden bu güzel İzmir sıcağında evde kalıp ders çalışmak zorundayım ki?!
Benim için gezin, tozun ve sinemaya gidin, güzel filmler vizyondaymış diye duydum.
xoxo

29 Mayıs 2013

Tatil Güncesi …9

Mayıs biter Haziran başlar. İzmir’e yaz Nisan’da gelir ve oturur.
Cumadan kaçıp gittim yazlığa. Gene ve gene.

Bazen bu şehrin beni tükettiğini, ruhumu emdiğini hissediyorum. Elimi tutan biri, sırtımı sıvazlayan bir başka biri derken günün sonunda yalnız odama girdiğimde yanımda sadece Naz (Muhabbet kuşum) oluyor. Burada başka bir hayat, orada bambaşka bir hayat. Cuma, Cumartesi, Pazar ve iki günlükte okulu ekip salıya kadar kaldım. Cumayı da sayarsak toplamda 5 gün bana o kadar uzun geldi ki sanki hemen dönünce sınavım varmış hissine kapıldım #) Bu hafta sadece iki günlük ödev teslimi için döndüm. Yoksa bana kalsa oradan hiç ayrılmam.

Temiz havası, hayvanlarım ve doğasıyla benim cennetim.

Cuma günü gittim ve hemen yanıma PURSAT geldi. Ama bakıyorum bakıyorum ROZA yok! Nerde bu nerde diye arandım, gittiği yerlere baktım ve sonunda oradaki görevlimize sordum. Bizimkisi düşük sonunda kanaması olmuş ve oradaki komşumuz (Kendisinin 17 yaşında yaşlı mı yaşlı bir köpeği var. Hatta uyutalım diyorlarmış da G. Bey istemiyormuş. Öyle merhametli biridir kendisi.) hemen onu alıp İzmir’deki veterinerine getirmiş. Bizimkinin rahminde kist, memelerinde ise iltihap oluşmuş. Nasıl üzüldüm anlatamam. Can’ı da böyle kaybetmiştim, geç anladığım için. Naz’da biraz daha tecrübeli olmuş başlangıçta kurtarmıştım. ROZA’yı da sağolsun G. Bey kurtardı. Şimdi onunla beraber. Ne kadar uysal ve uslu bir kız bu demişler. Öyledir benim kızım. Uysaldır, zekidir her şeydir o ;) Tabi kısırlaştıracaklar. Bundan sonra yavruları olmayacak ama sağlık her zaman daha önemli benim için. Bu zamana kadar beslediğim hiçbir hayvanımdan elimde bir yavru kalmadı, olmadı da ama olsun sonuna kadar beraber yaşadım onlarla ve bu da bana yeterde artar bile ;)


Bu iyi haberin dışında hafta sonu askeri tatbikatın içinde kaldık =) Hobaaa!! Bizim oranın yakınlarında askeri tatbikat yeri var. Allahım nasıl bir tatbikattı o öyle. 4 gün sürdü, biz dönerken hala sürüyordu. Dörtten fazla diyebiliriz. Helikopterler evin üstünden geçti, jetler, savaş gemileri, zodyaklar… Gece gündüz saat farkı olmadan. HA-Rİ-KAY-DI! 3 – 4 senede bir denk gelenler olmuş hatta daha büyükleri de oluyormuş. Annemle karar aldık. Böyle tatbikat olduğunda izin alıp gelicez ve izlicez (Askeriyede ilk bize haber verecek zaten hehee). O kadar çok fotoğraf çektim ama sadece bunu yayınlıyım buradan.


Bir diğer güzel haber ise Almanya’dan komşularımız geldi. En sevdiğim komşularımız =)) İkizimizdeki medeniyetsiz adam ve ailesi yerine S. Amcalar ikizimiz olsa kabul ederdim. Haftaya dönüp temmuz sonu ağustos başı gibi uzun geleceklermiş. O zamana kadar benim finallerim ve stajımda bitmiş olacak zaten ve işte yaz o zaman başlayacak =D Sıcak kumlar, iskeleye yatmalar, derinlere dalmalar ve bronzlaşmak (Bütün bir kış bronz gezdim biliyor musunuz?! Hafta sonu kaçamaklarım sonucunda hiç açılmadım. Hatta bu hafta sonu iş yaptıktan sonra verandada uyuya kalmışım ve bacaklarım yanmış. Koyulaştıkça koyulaşıyorum. Sınıftaki kara bacı oldum çıktım #) )… 


Ödevlerimle gittim ve bitirince de PURSAT’ıda alıp gittim kumsala. Kumsala yosunlar vurmuş ve kurumuş. Elime bir taş aldım ve uzağa attım. Bizimkisi de koştu koştu hoop atladı taşın olduğu yere ve yosunları dağıttı. Hoşuna gittiğini anladım. Bu sefer diğer tarafa bir sağa bir sola derken siz deyin 50 taş, ben deyim 60 taş attım ve PURSAT’ı yordum. Yoruldukça denize girdi (Serseri) çıktı ve gene oynadı. Sonunda eve gidiyoruz deyince benimkinin isyanını görmeliydiniz. Ona kalsa sabaha kadar (Günlerce de olabilir) bu oyunu oynucaz. Ey allahım, ne hareketli köpek bu böyle =D


Özetle bugün sırf ödev teslimi için döndüm. Hocanın “İlk kez bu kadar kalabalıksınız.” demesi üzerine benim “Jübile yapıyoruz.” demem ve hocanın altta kalmayıp “Finalde ben size jübile yaptırcam!” demesiyle vizesinde s*çtığımız Mekanizma Tekniği sınavının finalinde sıvama olacağımızı anlamamız bir oldu. Şimdi gidip yarınki ödev teslimim için alt üst eşofman altı teknik çizimi çizmem gerekiyor (Bir Tekstil Mühendisi kolay yetişmiyii).

xoxo

22 Mayıs 2013

Kaybettik…


Merak eden bir kesim var mı bilmiyorum ama bunu yazıp paylaşmak ve sizin de bilmeniz en doğal hakkınız diye düşündüm. Her yazdığım yazımın devamı oluyor, olaylar bitmiyor ve tabi hayat son hız akmaya devam ediyor. Kendime gelmem bu sefer çabuk oldu. Çabuk oldu diyorum ama kaç gün sonra bu yazıyı yazabiliyorum, orası ayrı konu.

ROZA düşük yaptı! Daha doğrusu düşük yapmış! Yazlıktan bütün hafta haber alamayınca aslında anlamıştım bir şeylerin ters gittiğini. Cuma olsun dedim, hemen gideceğim ve cuma oldu gittim. Ne ROZA vardı ortada ne yavrular nede yavrularını doğurmak için hazırladığı yerde hareketlilik. Gece kimseyi de bulamayınca sabah ararım dedim ve sabah olunca ROZA bahçedeki yuvasında yatıyordu. Karnı küçülmüştü ve bana bakıyordu. Direk başını bacağıma yasladı ve beni sev bakışı attı. Onu sevdikçe beni özlediğini fark ettim. Bana ihtiyaç duyduğunu ve benim onu sevmemle rahatladığını. Yavaş yavaş gözlerini kapattı ve uyudu. Bende o uyuyunca kıpırdamadım. Belki de kaç gündür huzursuzdu, uyumuyordu, o birkaç dakika en huzurlu anıydı. Hiç ses etmedim, bölmedim ve o uyurken onu okşamaya devam ettim. Başını, göğsünü, sırtını, belini sevdim sevdim sevdim… Uyandığında ilk beni gördü. Yanındaydım ve yeniden uyudu. O gün bahçede ben iş yaparken hep bana baktı. Arada yanıma geldi ama daha çok gölgedeki yatağına uzanıp hep beni izledi. Çamların arkasına geçip görünmediğimde direk yanıma geldi. Birinin size ihtiyacı olduğunu anlarsınız, ROZA’nın da bana ihtiyacı vardı. O gün onu taradım ama yıkamadım. Pasaklı kızım benim suyu sevmez çünkü. Taratır kendini sonra çimenlere yatar yatar debelenir ve üzerine yapışan otları ayıklatmak için gene gelir önüme. Gene aynı şeyleri yapınca onun kendine geldiğini fark ettim. Ertesi günde ara ara gitti geldi kendini sevdirdi sonra yeniden gitti ve geri geldi. Geceleri bizimle kaldı.

Üzüldüm. Yavruların doğmayışına değil, ROZAmın haline. En büyük dileğim doğum sırasında ROZA’ya bir şey olmamasıydı. Ve olmadı. Napalım?! Ben ROZA’yı kısırlaştırmak istiyorum ama çevrem daha bu fikrimi bilmiyor. Belki bir doğum daha şans verebilirler ama ben onun bu şekilde yaşamasını istemiyorum. Onun dişi haline acıyorum desem tam karşılığı olabilir.

Şimdi İzmirdeyim ve haftasonu ne yaparım bilmiyorum. Gider miyim kalır mıyım? Finallerime iki hafta kala o kadar yoğun derslere odaklandım ki akşam yemeğini yemiyor paso notlarımı temize çekiyorum. Dönem biter bitmez stajıma da başlıcam. Bütün bu yoğunluktan kaçma yolum ise bol bol spor yapmak, aklımı bu şekilde boşaltmak. Terledikçe stresini atan, rahatlayan belki de mutlu olan biriyim ben.

Sonuçta hala hayattayız ve hayat devam ediyor.
Sevdiğini göstermek sadece dokunarak hissedilebilirken, yanında olmak konuşmadan aynı yola çıkmaktır bence.

13 Mayıs 2013

Tatlı Telaşlar Sardı Dört Bir Yanımı


Şampiyonluğunu kutladığım GALATASARAY ım ;)

Bölümdeki dersler, yetişmesi gereken sunumlar, hazırlanması gereken ve teslim tarihi yaklaşan dosyalar, dikilen elbiseler, çıkarılan kalıplar, açıklanan sınav sonuçlarım, deneylerim, kariyer gününde aldığım koşuşturmalı görevim, yazlığa gidişlerim, bahçe dekorasyonuyla uğraşmam, uzun bir aradan sonra bisiklete binmemden kaynaklanan popo acısı, benimkilerle sabah koşularım ve ROZAmın doğumunu beklemem derken oo bayağı bir zaman geçmiş.

Bugün bile kendime iş çıkardım. İş yapa yapa durgun duramaz hale geldim. Yazdığım mailler, yolladığım bir sürü adres ve iletişime geçtiğim onca firma. Uff çok yorgunum. Sırtım tutuldu, belimin arka kasları ağrıyor ve ben hala enerjik bir halde geziniyorum. İzmirim de yağmur var. Neyse ki biz yazlıktayken yağmadı ama bugün sabah 5’de başlayan yağmur yemin ediyorum derse gitmeme sebebim olabilirdi #)

Vizelerim bitti derken hoop finallerin başlaması gelmiş bile. Son iki haftam. Sonra stajıma başlıcam ve mutlu son beni iki ay sonra bulacak yani TATİL! =)))

Bütün bunların yanında şunu anladım ki, ilişkilerimde sorunlu taraf benim! Sorun bende! Nerde sorun, bela, olay varsa çekiyorum. Özellikle böyle erkekleri buluyorum. Bu seferde çok farklı değil durumum. Kimse onaylamıyor. Kiminle konuşsam beni düşündüklerini söyleyip onaylamaz bakışlar atıp ardından “Olmaz o iş!” cümlesini kuruyorlar. Herkes mi aynı şeyi söyler yahu?! Bütün hafta aramadım hatta ne bütün haftası, iki haftadır aramadım. Tek bir mesaj bile atmadım. Aklım gene de ondaydı. Ne yapardı, sesi soluğu da çıkmıyordu. Halada çıkmıyor. Sanırsam yıllar sonra ayrılık konuşması yapmamın zamanı geldi. En kısa zamanda yapmam lazım ama o klasik, sinir bozucu, lanet olası olayı yaşadığım için konuşmaya başlayamıyorum: Onu görünce mutlu oluyorum! Uff!! İç sesimde “Demek ki istemiyorsun.” diyor. Ay çok sinir bozucu.

Bu hafta sonu son kez yazlığa gitmeyi planlıyorum. ROZAm artık doğurmalı. Dün onu doğuma hazırlık halinde bırakınca aklım onda kaldı. Bütün gece onu rüyamda gördüm. Ben hamile olsam kendimi bu kadar düşünür müydüm bilemiyorum #) Kaç yavrusu olacak, renkleri nasıl olacak, onlara nasıl bakacak ve tabi hepsi bizim bahçede koşturunca ben ne yapacağım gibi uzayıp giden sorulara cevap vermek için kendimi paralıyorum. Her şeyi geçtim ROZA’ya bir şey olmasın sonra yavruların sağlıklı doğmasını istiyorum. Cinsiyetleri, renkleri inanın doğum zamanı yaklaştıkça önemini yitiriyor. İlk başlarda beyaz olsun, yok kahverengi olup beyaz kırçıllı olsun diyordum ama dün onun o halini görünce yemin ediyorum sağ salim doğumu gerçekleşsin ister oldum. Anneanne olucam hohoo =)) Size buradan fotoğraflarını çekip yayınlıcam söz ;) Sadece fotoğraflarının olduğu bir yazı olsun hatta. İçim kıpır kıpır. Bu hafta su gibi akıp gitsin istiyorum. Hemen kızıma kavuşayım.

Alakasız ama bu aralar aklımda olan bir şey varsa oda Oben BUDAK’ın “Hayvan” kitabı yani “Falan Filan” olan ilk kitabının ikincisi. Yeni çıktı ve ben hemen alıp okumalıyım. İlk kitabını aldığım gün bitirmiştim. Bunu da herhalde saatler içinde bitiririm. Oben’in ilişkiler konusundaki gözlemleri çok doğru ve duyduğuma göre bu kitabındaki anlatım daha da güzelmiş. Merak ediyorum, biri bana alıp yollasa ya. Ne çok sevinirim bakın ;)

Ben kaçanzi. Anneme söz verdim; bu hafta sonu yazlığa gideceksem finallere şimdiden çalışmaya başlamalıymışım.
xoxo

2 Mayıs 2013

Öyle Miyiz Gerçekten?

Özgürüz diyoruz, özgür olduğumuzu söylüyoruz.
Kararlar alıyoruz sonra aldığımız kararların sorumluluğundan kaçıyoruz ya da sonuna kadar sorumluluğu üstleniyoruz.
Üzülüyoruz, üzülmek istiyoruz. Bile bile hata  yapıyoruz. Bu yolu seçiyoruz. Belki sadece o an için hata yapmak istiyoruz.
Her şeyin üst üste geldiği anlarda kaçmak istiyoruz. Kurtulmak, sizi sığdırdıkları ya da sığdırdıklarını sandıkları o dört duvar var ya işte ondan kaçmak, çıkmak ve bağırmak istiyoruz. Kim duyarsa duysun diyoruz.
İsyan ediyoruz.
Peki ya neden aldığımız her kararda çevremizi düşünmek zorunda kalıyoruz?!

Kime ne dememize rağmen neden ailemizin düşüncesini onaylamak zorunda kalıyoruz ve neden hata yapma lüksümüz var iken bunu sanki suçmuş gibi söyleyen biri yüzünden onun dediklerini kabulleniyoruz?
Evet, böyle bir lüksümüz var.

Evet, hata yapıcam. Bunun sorumluluğunu da alıcam. Bu yaşıma kadar kimsenin omzunda ağlamadım. Kimseye yakınmadım ya da söylenmedim. Kendi içimde hayvanlarımla konuştum, arındım, yazılar yazdım. Buraya döktüm içimi ve şimdi yeniden döküyorum. Belki de bundan hayvanlarımı ve Blog’umu seviyorum. Özgür olduğumu hissettiğim yerler olduğu için.

Hatalarımda benim olacak, aldığım kararlarda, ettiğim kavgalarda, sinir olup temizlik yaptığım saatlerde, kızıp ağlayıp uyuya kaldığım o güzel saatlerde.
Yanlışlarımla mutluyum ben.
Kimseye benzemediğim için mutluyum.
Herkesin doğru dediği çizgide yürümediğim ve yürümek istemediğim için mutluyum.
İsyan ettiğim için mutluyum.
Karşı çıktığım için mutluyum.

Bütün bunlar beni ben yapan maddeler değil mi?! Geleceği özellikle biriyle olacak geleceğimi düşünmüyorken benim yerime karar alınmasına sinir oluyorum! Hayatta öyle insanlar var ki siz karar aldığınızı sanıyorsunuz ama aslında sizin yolunuzu çoktan çizmiş çizebilmiş, sizin buna imkân verdiğiniz insanlar bunu çoktan halletmiş oluyor. Hoplaya zıplaya gidiyorsunuz sonra bir anda benim kararım deyip seni hiç gibi yok sayarak ne yapman gerektiğini söyleyip senin yaptığın hiçbir şeyi onaylamıyor, beğenmiyor, eleştiriyor, olumsuzluklar, uzun cümleler yüksek sesler çıkıyor. Bir şeyler yanlış biliyorum ama artık yoruldum. Yorulmaktan yoruldum. Bu raddeye geldim.

Özgür müyüm gerçekten?

İstediklerim oluyor mu ya da olunca olanları ben mi istiyorum? Ben istediğim için mi gerçekleşiyor? Başkalarının doğrularından sıkıldım. Başkalarına ailemde dâhil. Sıkılmaktan sıkıldım. Onlara uygun yaşamaktan sıkıldım. Kafamı sallamadan gitmeyi öğrendim şu son yıllarda. Konuşmadan, onaylamadan dinlemeyi öğrenirken, camdan dışarı bakıp başka şeyleri düşünmeyi özledim. Aldığınız kararların arkasında olmadıklarını bilmek sizin güveninizi kırar mı? Benimkini artık kırmıyor. Karar alırken onlara sormuyor, yaşadıklarımın çeyreğini bile anlatmıyor, güldüklerimi söylemiyor, ağladıklarımı, üzüldüklerimi ve kızdıklarımdan ise hiç bahsetmiyorum. Ne kadar yakınımda da olsalar beni takip etmeye bile başlasalar umurumda olmaz. Hayatta keskin kararlar mı almak gerekiyor, o zaman alıyorum evet. Gene sokaklara, müziğime ve denizime dönüş yaptım. Benim üzgün olmamdan üzülen ailem, beni üzerken benim için doğru olanı yaptıklarına inanıp bununla gurur duyuyorlar ya bu bana komik geliyor tiraji-komik hem de!

Haklarım var, kurallarım.
Yaşamdan beklediklerim ve çizdiğim bir yol var. Bu yolu ister beğenirler ister beğenmez.
Yolun sonunda keşkelerim olmamalı ya da pişmanlıklarım. Olsa bile benim olmalı.
Benim yaptığım, girdiğim durumlar, söyleyip utandığım sözler olmalı.
Hayatımın hiçbir evresini mantık çerçevesinde yaşamadım ki bundan sonrasını yaşayayım.
Duygularımla yaşadım. Sormadım, anlatmadım. Üzüldüm ama peşini de bırakmadım.
Her şeyden sıkılmışken tutunduğum dalı da kesmeye hiç niyetim yok!

xoxo