27 Haziran 2012

Kilo Olayı …2


Hey millet son durumu bildiriyorum herkes duysun lütfennn =))
Bu kız uzun bir aradan sonra fazla kilolarından kurtuldu vee 8 kilo verdi =)

Daha önceki yazımda bu işe nasıl başladığımı ve nasıl karar verdiğimi açıklamıştım zaten o nedenle direk sonrasıyla ilgili bir yazı yazıyorum. Aslında arkadaşlarım çok fazla fark etmedi ama var ya belim incecik oldu =D Zaten peşimde durmadan beni takip edenler olsaydı sıkılırdım hatta sinir olurdum. Diyet benim diyetim ne yiyeceğimi ben biliyorum ve bunun kontrolü de bende. “Aaa onu yedin nolcak şimdi, ama bunu yeme, hani bunu yemeyecektin ama şimdi yedin” gibi cümleler sinirimi bozuyo!

Her neyse heyecandan nasıl başlasam neler oldu anlatsam bilemiyorum. Ben gireyim artık bir yerden sonra olay örgüsünü bağlarız bir şekilde. Boşluklar kalırsa da sorarsanız söylerim ;)

Stajım bu cuma bitiyor =) Evet ya ben bu kayıp zamanda stajdaydım ey dostlar! Staj dediğimiz bizim bölümdeki işletmelerde gün gün farklı bir işletmeye girip çalışmamız, makineleri ve işletmeleri öğrenmemiz, üretim yapmamız, sınavlar ve raporlardan oluşan bir dizi olay.

Olaya gelin şimdi: bütün gruplar kızlı erkekli iken bizim grup 18 KIZDAN oluşuyor. Hani erkek sinek bile yok aramızda o derece =) Bir tane vardı listede ama oda gelmedi zaten ki mezun oluyormuş çocuk, tanıyamadık tüh #) Hocalar sınıfa girince şöyle bir bakıyor ve “Bu grupta herkes kız mı, hiç erkek yok mu??” diyorlar =) Ben bizim gruba “Kızlar Matinesi” diyorum çünkü eğlence, bol kahkaha, dedikodu ve bol bol kız çekiştirmelerinin hepsi bizim grupta mevcut maşallah. Gel babam geell =D Yani işte böyle bir grup cuma bitiyor. Aslında biz birazda kendimiz istemiştik böyle olmasını. Hepimiz aynı gün başvurduğumuz için hepimizi bir grup yapmışlar ;) Bütün bunların sonunda perşembe günü üniversitenin kep töreninde görev alıyorum. Dilara ile bugün provalara gittik de bir baktık görev dağılımı oluyor. Hemen atlayıp “Biz hostes olmak istiyoruz!” dedik. Şöyle bir boy pos baktılar ve tamam dediler. Beğenmiş olacaklar ki normalde dört tane zaten seçilmiş ama bizi de artı iki bonus olarak eklediler ve bizde bu şekilde hostes olmuş olduk yani yarın akşam sahnede plaket, diploma ve hediyeleri bütün gece taşıyacağım =) Bunu hemen kilo olayıma bağlarsam, eve geldiğimde bir baktım beyaz gömleğim üzerime bol gelmeye başlamış. Hemen annemi de alıp KOTON’a gittim ve gömlek baktım. O beden bu beden derken bir de baktık ki ben olmuşum 36 beden =D  Belim bildiğin incelmiş hatta 36 olmuş =)) Basende incelse de oda 38 de kalmış. Böyle insan kilo verince ful beden ölçülerin değişiyor ya hazır mağazadayken onu da öğrenmiş oldum =)

Sonuç olarak artık daha belirgin bir kum saati modundayım ;)

Şuna çok bozuldum ama KOTON da gömleklerde en fazla 42 beden vardı. Eteklerde ise 40! Yani biraz kilon olsa bir şey giyemeyeceksin! Her zaman dediğim gibi ben konfeksiyon opsiyonunda çalışmaya başlayacağım zaman ilk yapacağım iş bu beden olayına el atmak olacak çünkü “insanlara uygun kıyafet olacağına, kıyafete uygun insan” olmaya doğru gidiyoruz ki bu beni çok rahatsız ediyor. Bekleyin bu işe el atacağım ben ;)

Yarın akşam siyah eteğim, beyaz gömleğim ve topuklularımla artık sahnenin bir orasında bir burasında koşturucam. Var ya kilo verdikten sonra en çok hoşuma giden olay bu oldu. Bir bayana zayıflamışsın demek çok moralini düzeltmiyor. Böyle güzelsin sen ortada dur denildiğinde valla kabarıyoruz =))

İşte böyle canlar.
Kiloları verdim ve bu cumadan sonra tatile çıkıyorum.
Deniz ve güneş bekle beni =)

Kadınlar & Erkekler …9

Geçmişe dayanır bizim hikâyemiz. Hani birini görürsünüz ve bir anda bir şey olur. Bir kıvılcım, anlayamadığınız bir enerji oluşur aranızda. Yan yana gelince vücudunuz titrer ve anlamadan kapılırsınız o dalgaya ve günleriniz bu şekilde şekillenmeye başlar. Yalnız olmadığınızı da hissedersiniz.

Karşılıklı olur bazen bazı şeyler.

Bundan 4-5 sene belki de daha eski bir hikaye bu. İlk olarak aynı otobüste karşılaştık bir anda o kadar kişinin arasında yakaladık birbirimizi derken aynı durak, aynı okul ve aynı lise olduk. Yaşıttık ama o benden büyük gibiydi. Takmadım ilk zamanlar, tatlı bir tesadüftü derken en yakın arkadaşlarımız sevgili oldu ve bizde bu durumda tanışmış olduk. Her ortamda karşılaşmaya başladık derken sınıflarımız yan yana olmuştu. Rezil olmalarım hep onun sınıfında oluyordu. Aramızda kalsın lisede çok eğlenirdim özelliklede koşturup kıdıklamalardan =) Bir şekilde kaçarken hep onların sınıfına girerdim hatta bir gün sınıflarında hoca ders anlatırken kapıyı essin diye açmıştı ve bende fark etmeden geri geri sınıfa girmiştim. Döndüğümde herkes bana bakıyordu. Koca sınıf artı hoca. Çıkışım ve kızarışımı lisem bitse de unutamadım #)

Evlerimiz de yakındı. İki arka sokakta derken kuaföre giderken karşılaşır olmuştum, metroya giderken yoluma çıkar olmuştu. Kaçacak yerimiz yoktu hani derler ya “Çanlar çalarken evren bizimle konuşuyordu” diye işte bizimki de öyleydi. Evren bir şeylerin sinyalini veriyordu ama biz bütün bu seslere kulağımızı tıkamıştık ve sonunda onlar gitti ve ben yalnız kaldım hikâyenin bu kısmında.

Derken bir yıl geçti ve üniversiteyi kazandım. Kayıt gününde gördüm onu. Saçma sapan upuzun bir kuyrukta fark ettim. Sırayı kafam eğik takip ederken sıranın sonuna gelmedim mi demek  için başımı kaldırdığımda tam onun önündeydim. Muhabbetimiz yoktu sadece adlarımız ve sınıflarımız… Elimizdeki tek şey anlam veremediğimiz tesadüflerdi. Ben hazırlık okurken o ortalarda yoktu. Herhalde dedim başka bir bölümde ya da kurda. Bir yıl daha geçti sonra bir yıl daha geçerken bölümün ortasında gördüm onu. Ne işi var ki bölümümde dedim. Ve akşamına sordum evet bunu yaptım. Aynı bölümdeymişiz hatta aynı sınıfta bile olabilirmişiz ama o diğer sınıftaydı. Her neyse biz konuşmaya başladık daha doğrusu adamakıllı konuşmaya başladık.

Bir şey vardı onda. Birkaç erkekte daha gördüğüm bir şey: bir adım attığınızda geri kaçıyordu. Neden bunu yapıyordu biliyordum aslında. Geçmişten korkuyordu. Bağlanmak istemiyordu ve en önemlisi flört etmekten hoşlanıyordu. Bir adım bir adım ve birkaç şanstan sonra noldu da aramızdaki hızla başlayan samimiyet yok olmuştu anlamadım. Anlasam da kafamı yormadım ve bende bir yerden sonra kaçtım.

Şimdilerde ondan hoşlanan ve çıkmak isteyen birinin olduğunu biliyorum. Uzaktan bunu anlayabiliyorum. Başımı çevirmiyorum belki ama fark edebiliyorum. Bütün bunlardan sonra onu anlayan tek kişi olmamdan dolayı onun tek yaptığı uzaktan bana laf atmak ve sözcükler olmadan gene başta olduğumuz gibi bakışmak. Herkesin bizden beklediği gibi çift olmadık ama ona bakınca sıkıldığını anlayabiliyorum. Üzerine gelinmesinden hoşlanmıyor. Özgür olmayı seviyor. Onunla iletişime geçmek için yazdıklarını okuma, konuşmalarına bakma ve en önemlisi onunla konuşmak için bahaneler yaratma. Bırak, sana gelmesini bekle. Sana gelmiyorsa zaten seni seçmemiş demektir. Şimdi diyeceksiniz ki bunları öğüt olarak mı veriyorsun?! Aslında hem evet hem de hayır. Böyle erkeler var çünkü. Seçilmez seçerler ve seçilmekten de hoşlanmazlar. Sizinle çıksa bile aslında aklında ve kalbinde başkası vardır. Nazlıdır, gözlerini süzer, iltifat ederken gözlerine bakmanızdan hoşlanırlar ve böyleleri iyi öpüşür ama her zaman da öpüşmez! Doğru yer ve zaman onlar için önemlidir. Tabi en önemlisi çok seviyesiz gülenleri sevmezler. Klaslık ve stil sahibi olmanız önemlidir. İçten önce dış güzellik önemlidir onlar için. Sizdeki samimiyeti gördüğü anda onun için erişilmesi gereken bir hedef olabilirsiniz. Hedefine ulaştığında ise ilişkisini kısa sürmez buda işin hem tüyosu hem de tecrübe noktası.

2 Haziran 2012

Napıyoruz Biz?!


Napıyoruz,
Neler söylüyor ve neler düşünüyoruz.

Bu sabah kalktığımda bir film izledim. Öylesine zaman geçsin diye izlemeyi düşünmüştüm önce. Ama izledikten sonra bir şeyi fark ettim;

“İnsanlık hiçbir zaman ileriye gidemiyor.”

Düşüncelerimiz bir arpa boyu kadar yol alamıyor. İleriyi düşünmediğimiz gibi düşünen insanları da suçluyor, hapse atıyor ya da öldürüyoruz. Yasalarımızla bu kişileri koruyacağımıza onlara işkence yapıp susmalarını sağlayanlara destek çıkıyoruz.

Hepimiz suçluyuz.
Sen, ben ya da O değil.
Hepimiz!!!

Düşünce özgürlüğünü konuşuyoruz, fikir özgürlüğünü konuşuyoruz. Bir kişinin sahip olduğu hakları ve özgürlükleri konuşuyoruz ya da konuştuğumuzu tartıştığımızı sanıyoruz. Aslında biz bir b*k yapmıyoruz. Bağırıyoruz, kavga ediyoruz insanlığımızdan çıkıp birbirimizi öldürüyoruz. Birbirimizin insanlık değerlerini yargılıyoruz. Böyle bir hakkı kendimizde görebiliyoruz. Din adı altında fikirlerimizi sunuyoruz. Kutsal kitaplardaki sözleri çarptırıyor öyle değil böyle deyip karşı çıkan herkesi susturduğumuzu düşünüyoruz. Hep ben hep ben modun da yaşıyoruz. Benciliz, düşüncesiziz! Yaşadığımız yerde sadece biz ve bizim gibiler olmalı mantığıyla yaşamak istiyoruz. Farklılaşmaya tahammülümüz yok. Farklılaşmayı geçelim farklı olana, farklı olmaya çalışana ve tabi farklı olanı destekleyene bile tahammülümüz yok artık. Sinirlerimiz her zaman bozuk, her zaman agresifiz. En küçük olayda silah çekip birbirimizi öldürüyoruz.

Ya anlamıyorum gerçekten anlayamıyorum.
Kime ne benim kiminle seviştiğimden,
Kimle beraber olduğumdan,
Hangi kanalı izlediğimden,
Zevklerimden,
Fikirlerimden,
Düşünce olarak kimleri desteklediğimden, onlardan beslendiğimden ve hayatıma yol verdiğimden.
Bugün bu şekilde düşünürüm yarın bir başka düşüncenin esiri olur onu araştırırım.
Kadın olmak mı hem de böyle iğrenç, düşüncesiz insanların arasında kadın olmak mı?!
İşte o çok zor!

Okumak istersiniz sizi okutmazlar, okursunuz size sürtük muamelesi yaparlar. Fikirlerinizi söylersiniz sus derler belki ağızınıza bir tokat atarlar. Adamın biri size tecavüz eder sesiniz çıkmaz, çıkartmazlar. Sesiniz çıkınca dayak yersiniz ya da taş atıp sizi öldürürler. Bir kurşunun ucunda hayatınızın son bulacağını bilseniz de isyan etmek istersiniz. Dünyaya, yaratana, yaşadıklarınıza, en yakınıza ama gene de sesiniz çıkmaz. Dünyada kadına öyle bir ağır yük bindirilmiştir ki üstümde ağırlık yok diyen kadın çıkmaz. Bununla doğarız biz. M.Ö. de bu böyleydi M.S. da bu böyle ve eminim ki ben ölüp gittiğimde de durum böyle olacak. Benim bedenimin üstünde o kadar çok kişi söz sahibi ki söz sırası bize ne zaman gelecek hiç bilmiyorum. Doğudaki de batıdaki de çöldeki de Afrika’daki de hepimiz aynı yükle doğuyoruz. Bunu kim değiştirebilir? Dinler mi, yönetimler mi, kişiler mi ya da başımızdaki erkek dediğimiz insanlar mı? Hiç sanmıyorum. Yeri geliyor kadını kadın bile düşünmüyor.

Böyle bir dünyaya çocuk getirmek istemiyorum. Evde oturup çocuk bakmak istemiyorum. Bir erkeğin baskısı altına girip böyle bir hayat yaşamak istemiyorum. Kadının adının geçmediği bir yerde kadın olmanın zorluğunu yaşayıp sonrada benim adıma kaç çocuk doğurmam gerektiğini söyleyen insanlar varken benim bu tarz bir isteğimin önemseneceğini bile düşünmüyorum.

Bu sabah hangi filmi izledim biliyor musunuz?
“AGORA”
Film İskenderiyeli Hypatia’nın (370 - 415) hikâyesini anlatıyor. Bir kadının erkeklerin arasından nasıl sıyrıldığını ama güzelliği ve zekâsıyla onlara tehdit oluşturduğunu, din adı altında ona yaptıkları zulümü, yaşadıklarını…

Sorarım size o devirlerden bu devirlere ne değişti ha ne değişti?
Bir arpa kadar yol gidebildik mi?
Onun o zor yıllarında yaptıklarının kaçını koruyabildik?
Dünyanın en büyük kütüphanelerinden birini kuran Hypatia’nın değerlerini kaçımız yaşatabildi?
Bilime ve düşünceye saygı neredeydi?
Onu öldürürken Allaha yakın olduklarını söyleyen kişilerin kaçını hatırlıyoruz?
Kütüphaneleri yakıp yıkarken, içindeki bilgileri yok edenleri şimdilerde biliyor muyuz?

Tarih böyle bir şey işte. Bedenin yok olabilir, parçalanabilir, istenirse dünyanın dört bir yanına da atılınabilinir. Ama asıl bilgi o kâğıtlarda, bir kadının bedeninde değil TAM BURADADIR! Aklınızda, yüreğinizde…

Cesur olabiliyor musunuz, onurunuzu koruyup, ilkelerinizin izinde yol alabiliyor musunuz?
Bunları yapamadıktan sonra kimin hakkını kimden koruyup kolluyorsunuz?
Aslında siz çoktan tarihten silinmiş, yok olmuşsunuz ama haberiniz yok!
İşte sizde bunu bilmiyorsunuz!