pişman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
pişman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Şubat 2014

Işıkkent Hayvan Barınağı İzlenimim …2



Geç yazıp yayınlıyorum bu partı farkındayım ama günler bu kadar hızlı geçerken inanın ayak uydurmak çok zor olabiliyor. Biraz önce uzun zamandır aklımda olan düşünceyi gerçekleştirmek için ani bir karar verdim ve otobüs biletimi tek gidiş olarak satın aldım.

Gene yollar, yolculuklar ve aynı bavulumla çıkıyorum yola.
Bu sefer istikamet Bandırma!

Anneannemin yanı. Biraz soğuklar birazda anneanne sıcaklığı. İnsan uzaklaşmak istiyor bazen. Evet, senin de düşündüğün gibi bana yolculuklar iyi geliyor. Aynen Veletten ayrılıp Almanya’ya gidişimden sonra bu seferde şerefsiz (Artık küfür ediyorum.) adamdan ayrılınca Bandırma’ya gidiyorum. Anneannemin yemeklerini yiyip onunla Seda SAYAN izlemek istiyorum. Örgülerimi örmek, konuşmak, yemek yapmak ve eve gelen misafirlerle kahve içip, kadın dedikodusu dinlemek. Bunlar farklı zevkler. Sonuçta en az bir hafta buralarda olmayacağım. Öncelikle bunu belirtmek istedim.

Şimdi gelelim 2. partımıza.

Kapıdan girip kimsenin olmadığını öğrendikten ve saat kaçta geleceklerini bilmediklerini belirttikten sonra kafeslere doğru yürümeye başladım. Çantamda bir sürü taze köpek bisküvisi vardı. Onlar için sabahtan almıştım. Önce emziren anneler bölümünü gezdim. Kocaman sarı bir köpek ve 9 yavrusu! Evet, tamı tamına 9 yavrusu vardı. Garibim emzirmekten bitap düşmüş, memeleri sarkmış, kafesin üzerinde duruyordu. Bence yavrularından kaçıyordu. Yavrular deseniz doğru dürüst beslenemedikleri belliydi, zayıf düşmüşlerdi. Soldaki fotoğraflarda da görmüşsünüzdür anne ve yavrularını (Anneyi de çektim ama onun o halini teşhir etmek istemiyorum. Bu nedenle fotoğrafta sadece yavruları görüyorsunuz.). Onun yanında bir tane daha anne ve bir yavrusu vardı.

Bir tane de solumdaki kafeste yavru vardı. En fazla dört aylık olan bu yavrunun annesi yoktu =( Çok tatlıydı. Sevgi arsızı bir hali vardı diyebilirim (Soldaki fotoğrafta onu görebilirsiniz.). İlk ona bisküvilerimden verdim sonra emziren diğer iki anneye. 







Bu kafeslerin arkasına geçince bir tane daha anne gördüm ama onun yavruları daha iyiydi (Sağdaki fotoğrafta onları görebilirsiniz.). Sonra iki tane daha annesiz yavru vardı ama bu yavrular ya doğum sırasında ya da sonradan beyincikleri zarar gördükleri için kafaları titriyordu. Tam tutamıyorlardı (Onlarında fotoğrafını çektim ama görmeseniz daha iyi.). Sonra o kafesin arkasında beyaz bir köpek vardı. Onunda ayağı yanlış kaynamıştı, sekiyordu. Bütün köpekler küçük bir alanda, beton zeminde ve sabahtan yıkadıkları yani ıslak olan zemindelerdi. Yavrularda ıslaktı. Oraya pisliyor, orda kuru mamalarını yiyor ve sularını içiyorlardı. Bence hijyen yoktu! Sonra o yavruların kafesleri hiç adam akıllı değildi. Küçücük demir saçtan kafesler! Soğuk. İçine bir talaş, saman koyar insan ya da gazete kâğıtları, minder vs. bir şey koysalar ya. Annede rahat etsin, yavrularda ıslak pis gezinmesin. Pisliğini yiyen, pisliğine bulanan yavrular vardı diyeyim size, siz canlandırın gözünüzün önünde.


     

Emziren anneler bölümünden çıkıp kafesleri gezmeye başlayınca ilk olarak “Yavrular” bölümüyle karşılaşıyorsunuz (Yukarıda üç fotoğraf Yavrular Kafesinden çekilmiştir.). Bazı yavrular baskın karakterli olduğu için diğer yavruları sindirmiş. Bazıları iyi yemiş bazıları ise kemikleri sayılır modda. Bazıları da o kadar küçük ki birbirine sarılıp geziniyorlar. Onlara da bisküvi verdim, nasıl yediler, sevdiler anlatamam =) Fotoğraflarını çekerken hepsi poz veriyorlardı. Bazıları German kurzhaar, bazıları da Golden kırmasıydı.


Oradan büyük köpekler kafesine geçtim zaten dediğim gibi hepsi yan yana bu kafeslerin. Erkekler arasında da gene terk edilmiş Goldenlar, Sibirya kurtları, cockerlar vardı. Yazık bu hayvanlara. Yeni terkedilmişleri ayrı kafeslerde tutuyorlardı. Orada bir anne ve kızıyla karşılaştım. Onlarda bir gün önce köpeklerini bırakmışlar ama sonra gelip almak için oradaydılar. Evlerinde iki tane daha köpekleri varmış. “Bu üçüncüydü. Apartman şikayet edince getirdik ama o gece içimiz rahat etmedi ve sabah 10:00’dan beri buradayız. Veterinerin gelmesini bekliyoruz. Oğlumuzu alıp gideceğiz.” dediler. İşte bu dedim. Pişman olmak güzel bir duygu. Bırakmak ve sonra almaya gelmek. Bu şekilde onlarla konuştum, bir şeyler paylaştık. Ben kendimi anlattım onlar kendilerini. Hayat bazen ilginç olabiliyor. Bunu neden dediğimi birazdan anlarsınız ;)

Sonrasına dişi köpeklere bakarken bir bey ile oğluyla karşılaştım. Onlarda köpeklere bakmaya gelmişler. Zaten köpekleri de varmış.







Saat 13:00’da gelecek denen veterinerler 14:30’da geldi. Bayan hemen köpeğini istediğini söyledi. Normal şartlarda köpeğinizi barınağa bıraktıysanız size geri verilmiyormuş (Aynı soyadı olan kimseye verilmiyormuş.) ama “Bazen istisnalar yapabiliyoruz. Kişilere bakıyor ve hayvanın geleceğini düşünüyoruz. Ona göre karar veriyoruz.” dediler. Bayan ve kızındaki pişmanlığı hissettikleri ve daha köpeğe çip takmadıkları için geri verdiler. Öncesinde vermeden önce yani bir sürü bilgi ile size verilecek resmi kâğıt sonucunda köpeğinizi terk ediyorsunuz (Bu ifade size sert gelmiş olabilir ama gerçek bu. Açıkça onu oraya terk ediyorsunuz.). Sonrasında da almak için sözleşme imzalıyorsunuz, dilekçe yazıyorsunuz. Nerede bakacağınızdan tutunda hangi amaçla alacağınıza kadar ve öldüğünü de belediyeye bildirmek şartıyla köpeğinizi kimlik ve tasmayla alabiliyorsunuz. Dönüşünüz size kalmış. Arabayla gelirseniz iyi olur çünkü köpeğiniz, otobüse taşıma kabı olmadan binemiyor biliyorsunuz. Avrupa’da böyle değil. Hayvanlar tasmalı olduktan sonra otobüse de biniyor, metroya da, trene de, istasyonlara da yani her yere. Ama bizde illaki o taşıma kabında olacak! 5kg değil ki bazı cinsler. 25kg - 30kg olanlar var. Onu nasıl koycan taşıma kabına!

İşte o bayan ile kızının köpeği de labrador kırmasıydı ve kocamandı. Onlar gelmeden önce bir taksiyle anlaşmışlardı. Taksiyi aradılar ve geldi. Meğerse yakın oturuyormuşuz. İşte bundan dedim “Hayat bazen ilginç olabiliyor.” diye. Benim veterinerime onlarda gidiyormuş. Aynı yere gideceğimiz için taksiye beraber bindik ve geldik. Tanıştığıma memnun olduğum iki insan daha hayatıma bu şekilde dâhil olmuş oldu =)

Ayrıca merak edilen soruları oradaki veterinerlere sordum.
Röportajımı, son partım da yayınlayacağım.
Tatilimde onu düzenler iki hafta sonra yayınlarım.

İçinizdeki hayvan sevgisini yok etmeyin.
xoxo

2 Mayıs 2013

Öyle Miyiz Gerçekten?

Özgürüz diyoruz, özgür olduğumuzu söylüyoruz.
Kararlar alıyoruz sonra aldığımız kararların sorumluluğundan kaçıyoruz ya da sonuna kadar sorumluluğu üstleniyoruz.
Üzülüyoruz, üzülmek istiyoruz. Bile bile hata  yapıyoruz. Bu yolu seçiyoruz. Belki sadece o an için hata yapmak istiyoruz.
Her şeyin üst üste geldiği anlarda kaçmak istiyoruz. Kurtulmak, sizi sığdırdıkları ya da sığdırdıklarını sandıkları o dört duvar var ya işte ondan kaçmak, çıkmak ve bağırmak istiyoruz. Kim duyarsa duysun diyoruz.
İsyan ediyoruz.
Peki ya neden aldığımız her kararda çevremizi düşünmek zorunda kalıyoruz?!

Kime ne dememize rağmen neden ailemizin düşüncesini onaylamak zorunda kalıyoruz ve neden hata yapma lüksümüz var iken bunu sanki suçmuş gibi söyleyen biri yüzünden onun dediklerini kabulleniyoruz?
Evet, böyle bir lüksümüz var.

Evet, hata yapıcam. Bunun sorumluluğunu da alıcam. Bu yaşıma kadar kimsenin omzunda ağlamadım. Kimseye yakınmadım ya da söylenmedim. Kendi içimde hayvanlarımla konuştum, arındım, yazılar yazdım. Buraya döktüm içimi ve şimdi yeniden döküyorum. Belki de bundan hayvanlarımı ve Blog’umu seviyorum. Özgür olduğumu hissettiğim yerler olduğu için.

Hatalarımda benim olacak, aldığım kararlarda, ettiğim kavgalarda, sinir olup temizlik yaptığım saatlerde, kızıp ağlayıp uyuya kaldığım o güzel saatlerde.
Yanlışlarımla mutluyum ben.
Kimseye benzemediğim için mutluyum.
Herkesin doğru dediği çizgide yürümediğim ve yürümek istemediğim için mutluyum.
İsyan ettiğim için mutluyum.
Karşı çıktığım için mutluyum.

Bütün bunlar beni ben yapan maddeler değil mi?! Geleceği özellikle biriyle olacak geleceğimi düşünmüyorken benim yerime karar alınmasına sinir oluyorum! Hayatta öyle insanlar var ki siz karar aldığınızı sanıyorsunuz ama aslında sizin yolunuzu çoktan çizmiş çizebilmiş, sizin buna imkân verdiğiniz insanlar bunu çoktan halletmiş oluyor. Hoplaya zıplaya gidiyorsunuz sonra bir anda benim kararım deyip seni hiç gibi yok sayarak ne yapman gerektiğini söyleyip senin yaptığın hiçbir şeyi onaylamıyor, beğenmiyor, eleştiriyor, olumsuzluklar, uzun cümleler yüksek sesler çıkıyor. Bir şeyler yanlış biliyorum ama artık yoruldum. Yorulmaktan yoruldum. Bu raddeye geldim.

Özgür müyüm gerçekten?

İstediklerim oluyor mu ya da olunca olanları ben mi istiyorum? Ben istediğim için mi gerçekleşiyor? Başkalarının doğrularından sıkıldım. Başkalarına ailemde dâhil. Sıkılmaktan sıkıldım. Onlara uygun yaşamaktan sıkıldım. Kafamı sallamadan gitmeyi öğrendim şu son yıllarda. Konuşmadan, onaylamadan dinlemeyi öğrenirken, camdan dışarı bakıp başka şeyleri düşünmeyi özledim. Aldığınız kararların arkasında olmadıklarını bilmek sizin güveninizi kırar mı? Benimkini artık kırmıyor. Karar alırken onlara sormuyor, yaşadıklarımın çeyreğini bile anlatmıyor, güldüklerimi söylemiyor, ağladıklarımı, üzüldüklerimi ve kızdıklarımdan ise hiç bahsetmiyorum. Ne kadar yakınımda da olsalar beni takip etmeye bile başlasalar umurumda olmaz. Hayatta keskin kararlar mı almak gerekiyor, o zaman alıyorum evet. Gene sokaklara, müziğime ve denizime dönüş yaptım. Benim üzgün olmamdan üzülen ailem, beni üzerken benim için doğru olanı yaptıklarına inanıp bununla gurur duyuyorlar ya bu bana komik geliyor tiraji-komik hem de!

Haklarım var, kurallarım.
Yaşamdan beklediklerim ve çizdiğim bir yol var. Bu yolu ister beğenirler ister beğenmez.
Yolun sonunda keşkelerim olmamalı ya da pişmanlıklarım. Olsa bile benim olmalı.
Benim yaptığım, girdiğim durumlar, söyleyip utandığım sözler olmalı.
Hayatımın hiçbir evresini mantık çerçevesinde yaşamadım ki bundan sonrasını yaşayayım.
Duygularımla yaşadım. Sormadım, anlatmadım. Üzüldüm ama peşini de bırakmadım.
Her şeyden sıkılmışken tutunduğum dalı da kesmeye hiç niyetim yok!

xoxo