diyet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
diyet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Haziran 2015

Hayvan Sevgisi “Kedicikler Minikler”

İş yerindeki minik kediciği daha doğrusu kedicikleri sahiplendim. Annelerini zaten sahiplenmiştim de yavrular şimdi bana bonus oldu J

Aslında iki tane yavru kedimiz vardı. Kışın onlara bakıyordum. PİKO’nun yemediği kuru mamaları getirip onlara veriyordum. Daha sonra İstanbul – Akhisar derken bir geldim ki benimkiler büyümüş ve şimdi bir tanesi iki tane daha doğurmuş ve gitmiş. Yani eskiler büyüdü gitti, elimizde siyah beyaz ve beyaz gri iki yavru kedi kaldı. Anneleri yok (Solda fotoğrafını gördüğünüz anneleri oluyor.).






En fazla iki aylık olan bu kediciklere gene PİKO’nun yemediği kuru mamaları getiriyorum (Sağdaki fotoğrafta yavrulardan birini görüyorsunuz. Bu cin olan hehee.).

Bizimkinin burnuna koymadığı mamaları valla tek seferde yiyorlar. Haspama en kaliteli mamaları alıp paralar döktüğüm için bekledikçe bozulacağına işe yarasın bari.

Bu hafta onları güzelce besleyip göbiş yaptıracağım. Kuru, kemikleri sayılacak yavruların o kadar zayıflar açlıktan. İyice doyup oyun ve yatış hallerini alana kadar yedir Z.S. heheee :)

Sonuç olarak;

* İş stresi,
* Aile stresi,
* Para sıkıntısı,
* Kilo verme çabası, sporu,
* Arkadaş kaprisi,

Şehir gürültüsü derken cumartesi kaçtım yazlığa gittim. Ohh iyi geldi. Bahçede gülleri kestim, verandayı temizledim. Kitap okudum, denize girdim. Bugün Salı hatta Haziran’ın 2’si! Ne zaman 2015’e girdik ve ne zaman yılı yarıladık anlamadım ben.

İçinizdeki hayvan sevgisinin eksik olmadığı, havanın ısınmasıyla artan mutluluğun daha çok arttığı güzel bir yaz diliyorum.


xoxo

8 Mayıs 2015

Karmaşıklık Sorunsalı


Bazılarının ayakları vardır her ayakkabıda güzel durur.

Güzel durur, ayakkabı ayağını vurmaz. Mevsim ve sezon değişimlerinde çıkarır hoop bot giyer, hop çizme giyer, yaz gelir sandalete geçer, terlik giyer. Sandalet giyer bileğini vurmaz, terlik giyer parmak arasını vurmaz. Topuklu giyse ya da babet giyse o babet ayağında palet gibi durmaz, topuğu ayakkabıdan çıkmaz. Bot giyse ayağını sıkmaz. Parmağı nasırlanmaz, o acıyı bilemez, zorluğunu yaşamaz. Fena halde bu aralar mevsim değişimi ile gelen ayakkabı acısını yaşıyorum. Fena taktım arkadaş!

Ananas!

Bu aralar sardığım bir diğer olayım. Her öğünde yiyorum maşallah. Ama öyle dilimlerce değil. İlk yediğimde ağzımı kaşındırdı zaten. Bir de yara yaptı ayyy narin benim ağzım işte naparsın prenses ağzı olunca böyle oluyor hehee =)

Olayımız şu; benim bazal metabolizmam 1286 kalori yakıyormuş yani hiç bir ek hareket yapmadan bu kaloriyi yakıyorum. Daha fazlasını yersem kilo alıyorum. Bunu fark etmemle aydınlanmam bir oldu arkadaş! Şimdi kendime beni çok yormayacak, enerjimi de çok düşürmeyecek bir beslenme programı yaptım ve arada kalori farkı oluşturup kilo vermeye başladım. Önce kendi üzerimde bir şeyi deneyip sonra paylaşıyorum. Yemeklerimi artık doğal olarak evden getiriyorum. Yemekhaneden yemeyi bıraktım. Kendim getirince hem doyuyorum. Üniversitedeki zamanlarıma dönüş yaptım desem yeridir. Hadi inşallah!

Allahım, ben bugün neden gömlek giydim ki?!?!?!?!
Üretim çok sıcak!
İzmir’e gelen sıcaklarla gününüz hayrolsun =)



Hayatımın bir gününü özetlemem gerekirse, sabah 6 da kalk, duş al, giyin, PİKO’yu sev ve su ver, NAZ’a yem su ver, kahvaltı yap, dişini fırçala, makyaj yap ve işe yemek götürmek için onu hazırla, çık servise bin. İşe gel. Çalış çalış çalış ve eve akşam 7 de gel. Yemek yap. Çamaşır, bulaşık varsa yıka, evi topla, süpür, PİKO ile oyna ve dinlen sonra uyuyakal, sız =) Sabah gene aynı döngü. Üç güne bir iş çıkışı spora git. Orada eğlen. Dönerken market alışverişi yap çünkü sonra zaman kalmaz biliyorsun ;)




Arada kendime boş zaman yaratmaya çalışıyorum.
Kitap bitirmeye, dizi izlemeye, spor yapmaya, para biriktirmeye çalışıyorum.

Bu yaz Karadeniz Turu gibi bir planım var. Arkadaş bulamayınca ailemi aldım yanıma bakalım. Umarım hayalimdeki gibi geçer, eğlenir ve anın tadını çıkarırız.


PİKO’yu emanet edeceğim bir yer buldum. Umarım orayla da anlaşırım da düğme burnumun psikolojisi bozulmaz.

Cumarteside bir aksilik olmazsa yarın Akhisar şirket pikniğine gidiyorum tabi günün sürprizi PİKO olacak. Hayvan kalabalığı görünce görcem onu ben hahahhaaa =)

Yoğun muyum? EVEEETTTT!
O zaman işe dön genç Z.S.!


xoxo

14 Nisan 2015

İş Hayatı ...7 : Büyüyoruz Be Genç!


İş güç koşuşturmaca tam gaz gidiyor.

Bu sabah kampüs önünden geçerken geçen seneki kendimi düşündüm. Gözümün önüne geldi. Ne kadar çok zamanım varmış, ne kadar çok kendime ayırdığım günler, anlar varmış meğer. Kitap Fuarı geldiğinde ders çıkışı giderdim. Bazen arkadaşlarımla, bazen de kafam rahat bir kulaklık bir MP3 ümle. En güzel arkadaşım MP3 ümdü hala öyle gerçi ama işte en çok konuştuğum konu tekstil ve bantlarken insanlarla ise süre gelen işleri konuşuyorum. Sosyallik için hafta sonları doğa yürüyüşüne gidiyor, hafta içi de iki gün spor salonuna gidiyorum. Anca deşarj oluyorum desem. Doğada yürüyüş yaptığımda beş günlük vücudumda biriken bütün fabrikanın kötü havasını ve enerjisini atmış oluyorum. Pazartesi yeni haftaya dinç başlıyorum. Beni çarşambaya kadar götürüyor, idare ettiriyor.

Kafamda deli sorular beliriyor bu aralar. Sevdiğinle beraberken hayat pespembe sonra eve geldiğinde gerçek, kapıyı açmanla ortaya çıkıyor. Yalan söylüyorsun. Çevrene, en yakınına belki de arada kendine. Söylüyorsun işte dönüşün yok. Senin kabullerinle çevrenin kabulleri aynı değil çünkü. Ya hayatı onlara göre yaşayıp onların amaçlarına ulaşmak için yıllarını harcayacaksın ya da seni mutlu eden yerde olacaksın. Ben son cümlemi uyguluyorum. Kendi hayatımı yaşıyorum. Yalanlarımla, dolanlarımla, işte eşek gibi çalışmamla, diyetimle, sporumla, gülümsememle, yürüyüşümle ve kendi yöntemlerimle yaşıyorum.

İş hayatı beni çok sarstı. İyi anlamda. Üslup, konuşma mantığı ve her an değişen ortamlar, stresler… Kendine göre yaşarsan bazen olmuyor. Olması gereken zamanlar gelecek biliyorum ama bekliyorum. Hala öğreniyorum. Öğrenmeyi bıraktığım anda etrafımda yüzü asık ve umutsuzluğa kapılmış onlarca insandan biri olacağımı biliyorum. Günyüzü görmeden çalıştığım zamanlar oluyor. Bantın içinde etüt alırken oturmadığım (oturamadığım), zil ve paydos seslerini beklediğim, işçileri panjurumun arkasından gözlemlediğim zamanlar. Bir şeyi araştırıp sonunda sormayı, cevabı bulana kadar araştırmayı öğrendim ben. Ne uçan ne kaçan modundayım. Her işe yetişmeye çalışıyorum. Yapamayacağım işler içinde çaba harcayıp sonrasında yetişemiyorum diyorum. İşin sonunda “Başarısız, görevi yapamadı.” demesinler diye öğrendim bunu. Çünkü her işi üstlendiğinizde size zaman kalmıyor. Şu an bile zamanım yok. Yazılarımı geç yazıyorum.

Keşke diyorum gene Mainz’da olsam.
Wiesbaden’da mesela.
Şehir ormanında ağacın altında uzansam.
Dilimi bile bilmedikleri yerde özgür olsam.
İyi dileklerimle işe başlıyorum şimdi. Hızla geçen günleri yaşıyorum fakat saymıyorum.


xoxo

17 Ocak 2015

Hayatımın Ortasındasınız

Arada düşünüyorum. Soruyorum.
“Napıyorum? Hayatımda istediğim şekilde mi yürüyorum?”

“Mutlu muyum?” diye sormam genelde. Çünkü en kötü anda bile mutlu olmasını bilirim ben. Huzuru buldum mu mutluyumdur. Çevreme göre kendi düzenimi kurarım. Planımla yaşarım. Bundan dolayı mutlu olmama gibi bir durumum yoktur benim.

Bu iş yolculuklarımda ara ara ümitsizliğe girdiğim anlar oluyor. “Bitsin diyorum.” sonra sabretmem gerektiğini hatırlıyorum. İşim için hayatımı yaşarken arkamda bıraktığım düzenimi de düşünüyorum.

Masamdayım. Her gittiğim yerde bir şekilde olan masamda. Benim olmayan sadece bilgisayarımı açıp, işleri takip etmeme yardımcı olan masam. Kalemliklerim olur geçici, sandalyem olur geçici. Bu sefer ilk kez kendi su şişemi aldım ve masama koydum. Bir şekilde sahiplenmemi sağladı. Hayat benim için göçebe, oradan oraya bir bavulla gitme şeklinde. En azından şimdilik! Ben öyle umuyorum. İsyan etmiyorum ama buraya da yazıyorum. Yazdıkça rahatlıyorum desem.





Ailemi özlüyorum. PİKOmu, arkadaşlarımı, sevdiğimi, Kordon’da gezmelerimi, şemsiyemi kapatıp yağmurda ıslanmamı, PİKO’yu alıp Kordon ve fuarda gezmelerimizi, Küçükpark gecelerini. Şen kahkahaları. Gülmekten gözümden yaş gelen geceleri. Şişenin dibini görmeden gecenin bitmeyişini ve oradan çorba içmeye gitmelerimi. Özlüyorum hepsini.






Her gittiğim yeri seviyorum ama kendi düzenimi özlüyorum. Kuramıyorum. Ev ev üstünde olmuyor. Yavaş yavaş kararlar alıyorum. Gene uzun listeler yapıyorum.

“Yapılacaklar listesi” ismi bu.


Yapılacaklar listesi. Her yapılanın tek tek çizildiği o listelerden biri. Akhisar’da ki amacım işleyişi öğrenmek, kişileri tanımak, ekip arkadaşlarımızla anlaşmak, kritikleri öğrenmek vs derken bir de buradaki köpeği beslemeyi amaç edindim. Ona kocaman kuru mama çuvalı aldım ve günde üç öğün besliyorum. Köpecik ayaklandı. Hopluyor zıplıyor ve saati gelince ofisin kapısından bana bakıp mamasını bekliyor. Keneleri olduğu söyleniyor ama umurumda değil. Ben onu beslemeye devam edeceğim.





Şimdi size bu yazıyı işyerimden masamdan yazıyorum. Beyaz çayımı içiyorum. Detoks yapıyorum. Aslında sağlıklı beslenip bu koşuşturmada kilo almamaya çalışıyorum. Evime, düzenime dönünce yeniden spora başlamak istiyorum. Yapacağım sporu da buldum.









İşte böyle sayın okuyucu. Hayatımı açık ve net özetledim. Sende bunu okudun ve artık biliyorsun.
İş takibime geri dönmem gerek.

xoxo

8 Mart 2014

İş Mi? Güç Mü? Yoksa Ben Öldüm Mü?


Size çalışmaya başladığımı söyledim mi ben? Hmm söylemediysem yoğunluğuma verin lütfen. Söylediysem de kafamın dağınık olmasına. Evet dostlar kadınlar erkekler, çalışmaya başladım ben. Hem de mesleğimle ilgili bir fabrikada. Hocalarımın “Çalış Z.S., çalış deneyim kazan.” demelerine sonunda kayıtsız kalamadım ve bir fabrikada Tekstil Mühendisi olarak işe girdim. Evet, biraz yoğun günler yaşıyorum. İş & Ders & Bölüm işleri derken kendime zaman ayırmak zorlaşıyor. Ama bütün bunların yanında işe gitmeyi seviyorum. Aslında eve gelip yatışacağıma beş saat de olsa gidip öğleden sonramı değerlendiriyorum. Stres, çalışma temposu, insan ilişkileri, siparişleri yetiştirilen ürünler, yapılan üretim planlamaları, kalite kontrol derken iyice ofisi benimsedim. Zaten benim bölümünden mezun arkadaşlarımda var. İyi oluyor, günler verimli geçiyor ;)

Perşembe günü geldi ve biz Nazlı’nın nişanına gittik. Çok güzel olmuştu arkadaşım benim. Dersten çıktım, eve geldim, hızlıca hazırlandım. Hazırlanmak da nasıl hazırlanmak ama hahaaa =)) Günler önceden sıkı diyete gir, spor yap, koş, popoyu sıkılaştır kiiii o dar elbiseye gir Z.S. ;) Sanırsın nişan, kutlama benim hahaaa =))) Son gün olunca da saç, makyaj derken kendimi çok beğendim ve diyetime devam etmeye karar verdim. Malum son senem ya artık durmadan kutlama yemekleriydi, düğünlerdi, mezuniyet balosuydu osuydu busuydu derken ben şimdiden formumu koruyayım arkadaş!

Nişana dönersem, giyindim çıktım evden ama mekân Urla’da! Navigasyonum olmasa kaybolabilirdim. Saat 19:00 civarı otoban bomboştu! Tekerin patlasa yardıma gelecek kimse yok o derece! Sonunda kazasız belasız mekânı buldum. Gider gitmez hemen Nazlı’nın odasına daldım tabi. Bizimki hemen çığlık çığlığa oturduğu yerden kalktı (Odadakilerde “Yavaş ol. Elbisen kırışacak.” diyorlar.), sarıldık =)) Hemen içeri girdim ve onun aile masasına oturdum. Eee Nazlı sağolsun. Aklınızda olsun böyle büyüklerin olduğu masaya oturunca bütün yaşlıların ellerini öpün (Hedef her zaman yaşlılardır ve bu 12 den vurmak olur.), diğerlerini sıkın. Ne zaman ne olacağı belli olmaz. Sonra “Düğüne gelen bu kız çok saygısızdı, nerden buldun kızım bu kızı?” falan diye arkanızdan kötü konuşmasınlar. Geleceğe yatırım bunların hepsi heheee ;)

Ben oturdum Nazlı ve Yiğit (Erkek tarafının ismini öğrenmiş oldunuz.) salona girdi. Yaşlandım ben kesin! Artık arkadaşlarımı böyle görünce gözlerim doluyor. En çok ben alkışlıyorum falan.

Dans edilir, yüzük kesilir, pasta, takı töreni ve gene danslar derken gece biter, herkes evine döner.
Eve gelince duşa gir, saçına krem sür, bakım yap, yat sonra sabah 10:30’daki İş Hukuku dersine git.
Öğleden sonrada işe yetiş.
Hayat benim için hızlı olmalı. Yoğun olmalı ve ben bütün bunlara yetişmeliyim.
“Şimdi yapamayacaksam ne zaman yapacağım?” sorusunu sormalı ve bu soruya verdiğim cevapla motive olup çalışmalıyım.

xoxo

15 Aralık 2013

Babam İçin Kış


Malum kış mevsimine adam akıllı girdiğimiz (Bence PAT diye oldu) şu günlerde bizim ailede de kış hazırlığı başlamış bulunuyor. Benim için kış demek buz gibi, donmuş halde eve girdiğimde bol tarçınlı (Olmazsa olmaz) salep içmektir. Başka bir şey istemem. Dolu dolu insanı tokta tutan, tarçın ile kan şekerinizi de düzene sokan bu içecek, benim için kış demek =) Hava soğudumu alırım onları kutu kutu bir de sütü koyarım dolabıma. Sonra sabah akşam ne zaman üşüsem içerim. Yazın limonatayla yaşayan ben, kışında saleple yaşarım o derece seviyorum =))) Bunun yanında Doğadan’ın A,C,E vitaminli yeşil çayı ile Ginkgolu yeşil çayını da bu listeme ekleyebilirim. Ayrıca hazır kış gelmişken yaz boyu ördüğüm atkılarımı da takarım. Tabi olmazsa olmaz şapka koleksiyonuma da yenilerini eklerim.

Annem için kış demek kalın giyinmek demekken (Kazak, boyunluk, kaban, manto, eldiven, şapka ne varsa takar takıştırır.) babam için kış demek bayağı uzun bir liste demek ;)

Babamın listesine gelin bakalım;

1 Numara: Tavuk ve tavuk suyuna çorbalar. Çok bereketli yemek yapar babam =) Tavuğu haşlar onu sunar, suyuna çorbalar yapar. O çorbalar ama öyle boş olmaz. İçine tavuk diter, tereyağı koyar bazen de erişte ekler. Olur sana dopingli kış çorbası! Onu ye sonra yakmak için kaç saat koş, spor yap :D

2 Numara: Makarna ve bulgur pilavı. Favorimiz. Bizim akşam soframızın olmazsa olmazları. Diyet yaptığım günlerde inadına bana yaptırırdı. Bende kendimce yapardım hehee =)) Bi kere babamın mutfağıyla benim mutfağım farklı. Benim mutfağımda ya yağsız yapılır o makarna yani sosla pişer ya da çok az yağ konur (1 çay kaşığı kadarcık!). Babamınki öyle mi canım?! Bol soslu, bol yağlı yapar o makarnasını. Ondan da benim karışmamı istemez.

3 Numara: Salatalar. İşte işin en can alıcı yerindeyiz. Ben yeşillikli, bol limonlu severim ama babamın ekşiye alerjisi olduğu için limon koyamıyoruz. Koyarsak sirke! Onu da ben sevmiyorum. Öyle olunca ayırıyoruz. Vee tabi salataya konan yağ ile tuz. Babam bol yağ koyar, ben hiç ya da gene aynı 1 çay kaşığıcık. Tuz ise hiç kullanmıyorum ama yook bizimkiler “Tuzsuz bu.” derler koyarda koyarlar. Böyle durumlarda babamla gene ayrılıyoruz.

4 Numara: Ceviz, fındık, fıstık ve kuru üzüm. Hatırlıyorum da ilkokula gittiğim yıllarda okul önlüğümün cebinde hep kuru üzüm olurdu =))) O kadar çoktu ki derste yer, sıra arkadaşım Nermin’e de verir, ondan başkasına sınıfın yarısını beslerdim yaa hahaaa :D Çok yerdik çookk =)) Sonra annem önlükleri yıkarken ceplerimi kontrol etmediyse s*çtık! Yapış yapış olur o hadi bakalım yersin azarı. Ama benim suçum yoktu ki. Babam gelir önlük cebine “Üşüme kızım.” deyip koyardı. Her gün kona kona o cep davul olurdu =)) Ulen ne manyaklık. Sınıfça “Ye babam ye mod” =) Bu yaşıma geldim babam hala aynı. Neyse ki dar paça pantolon giyiyorum da bahaneyle “Yok baba sağol, yemicem.” diyebiliyorum. Diyet yaptığım zamanda babam resmen karşıma geçip bir kocaman kavanoz cevizi yiyordu #) Tabi karnınız açsa, otobüs beklerken daha da acıktıysanız cebinizden çıkan kuru yemişler o kadar tatlı gelir ki. Bunu da es geçmeyelim ;)

5 Numara: Bal, tahin & pekmez. Kilo aldırıcı bir besin grubu daha. Allahım kavanoz kavanoz. Bıraksan eve depo yapacak “Yiyin yiyin.” diye =))) O bal ne zaman alınır da ne zaman biter, yeni kavanoz ne zaman alınır hiç anlayamadım! Ya evde akşam cini var ya da hepsini babam kendi yiyo hmm O.o Benim ise şu hayatta dayanamadığım şeylerden biride tahin pekmez ama yedikçe de kilo yapan bir şey bu! Sınanıyorum valla sınanıyorum. Sonra bahara girerken kiler, mutfak temizliği yaparken “Bu kadar kavanoz nerden çıktı acaba?” diye sorar Z.S. Nerden çıktı acaba alla allah çok ilginç?! :D

Bunların hepsi babamın Denizlili olmasından dolayı. Soğuk yerde yaşaya yaşaya bu şekilde beslenmesi normal tabi.

Şimdilerde kış geldi ya artık bizim ev bunlarla dolmaya başladı.
Dünkü kahvaltıdan sonra bunu kesinkes anlamış bulunuyorum.
Hadi bakalım bu kışı da kilo almadan geçir Z.S.

İyi Haftalar

xoxo

27 Haziran 2012

Kilo Olayı …2


Hey millet son durumu bildiriyorum herkes duysun lütfennn =))
Bu kız uzun bir aradan sonra fazla kilolarından kurtuldu vee 8 kilo verdi =)

Daha önceki yazımda bu işe nasıl başladığımı ve nasıl karar verdiğimi açıklamıştım zaten o nedenle direk sonrasıyla ilgili bir yazı yazıyorum. Aslında arkadaşlarım çok fazla fark etmedi ama var ya belim incecik oldu =D Zaten peşimde durmadan beni takip edenler olsaydı sıkılırdım hatta sinir olurdum. Diyet benim diyetim ne yiyeceğimi ben biliyorum ve bunun kontrolü de bende. “Aaa onu yedin nolcak şimdi, ama bunu yeme, hani bunu yemeyecektin ama şimdi yedin” gibi cümleler sinirimi bozuyo!

Her neyse heyecandan nasıl başlasam neler oldu anlatsam bilemiyorum. Ben gireyim artık bir yerden sonra olay örgüsünü bağlarız bir şekilde. Boşluklar kalırsa da sorarsanız söylerim ;)

Stajım bu cuma bitiyor =) Evet ya ben bu kayıp zamanda stajdaydım ey dostlar! Staj dediğimiz bizim bölümdeki işletmelerde gün gün farklı bir işletmeye girip çalışmamız, makineleri ve işletmeleri öğrenmemiz, üretim yapmamız, sınavlar ve raporlardan oluşan bir dizi olay.

Olaya gelin şimdi: bütün gruplar kızlı erkekli iken bizim grup 18 KIZDAN oluşuyor. Hani erkek sinek bile yok aramızda o derece =) Bir tane vardı listede ama oda gelmedi zaten ki mezun oluyormuş çocuk, tanıyamadık tüh #) Hocalar sınıfa girince şöyle bir bakıyor ve “Bu grupta herkes kız mı, hiç erkek yok mu??” diyorlar =) Ben bizim gruba “Kızlar Matinesi” diyorum çünkü eğlence, bol kahkaha, dedikodu ve bol bol kız çekiştirmelerinin hepsi bizim grupta mevcut maşallah. Gel babam geell =D Yani işte böyle bir grup cuma bitiyor. Aslında biz birazda kendimiz istemiştik böyle olmasını. Hepimiz aynı gün başvurduğumuz için hepimizi bir grup yapmışlar ;) Bütün bunların sonunda perşembe günü üniversitenin kep töreninde görev alıyorum. Dilara ile bugün provalara gittik de bir baktık görev dağılımı oluyor. Hemen atlayıp “Biz hostes olmak istiyoruz!” dedik. Şöyle bir boy pos baktılar ve tamam dediler. Beğenmiş olacaklar ki normalde dört tane zaten seçilmiş ama bizi de artı iki bonus olarak eklediler ve bizde bu şekilde hostes olmuş olduk yani yarın akşam sahnede plaket, diploma ve hediyeleri bütün gece taşıyacağım =) Bunu hemen kilo olayıma bağlarsam, eve geldiğimde bir baktım beyaz gömleğim üzerime bol gelmeye başlamış. Hemen annemi de alıp KOTON’a gittim ve gömlek baktım. O beden bu beden derken bir de baktık ki ben olmuşum 36 beden =D  Belim bildiğin incelmiş hatta 36 olmuş =)) Basende incelse de oda 38 de kalmış. Böyle insan kilo verince ful beden ölçülerin değişiyor ya hazır mağazadayken onu da öğrenmiş oldum =)

Sonuç olarak artık daha belirgin bir kum saati modundayım ;)

Şuna çok bozuldum ama KOTON da gömleklerde en fazla 42 beden vardı. Eteklerde ise 40! Yani biraz kilon olsa bir şey giyemeyeceksin! Her zaman dediğim gibi ben konfeksiyon opsiyonunda çalışmaya başlayacağım zaman ilk yapacağım iş bu beden olayına el atmak olacak çünkü “insanlara uygun kıyafet olacağına, kıyafete uygun insan” olmaya doğru gidiyoruz ki bu beni çok rahatsız ediyor. Bekleyin bu işe el atacağım ben ;)

Yarın akşam siyah eteğim, beyaz gömleğim ve topuklularımla artık sahnenin bir orasında bir burasında koşturucam. Var ya kilo verdikten sonra en çok hoşuma giden olay bu oldu. Bir bayana zayıflamışsın demek çok moralini düzeltmiyor. Böyle güzelsin sen ortada dur denildiğinde valla kabarıyoruz =))

İşte böyle canlar.
Kiloları verdim ve bu cumadan sonra tatile çıkıyorum.
Deniz ve güneş bekle beni =)

1 Mayıs 2012

Kilo Olayı


Yaz geliyor falan derken bir de bu yaz dolu dolu bir tatil geçirmeyi planlarken her yaz yaptığım gibi spora başlamıştım. Ama bu sefer kışında devam etmek istedim. Bütün bu isteklerim havaların normalden de soğuk olmasıyla bozuldu tabi. Önce sporu bıraktım daha doğrusu bırakmak zorunda kaldım sonrada kilo almaya başladım. Ee sizde benim kadar yemek meraklısı olsanız alırsınız. Yani bu kilo almam kaçınılmaz bir sondu. Bütün bunları bilen ben her şeyin üstüne bir de Bursa’ya geziye gittim (O maceramı da yazdım ama yayınlayamadım off…). Harika iki gün geçirdikten sonra İzmir’e döndüm. Döndüğüm zaman ise bütün o güzel yemekler, kayak sonrası yenilen ekmek araları bana kilo olarak geri dönmüştü. İşte o an kararımı verdim. Bundan sonra madem spor yapamıyordum o zaman yediklerime dikkat edecektim. Nereden başlamalıydım ya da nasıl yapmalıydım derken anneme danıştım. Annem diyetisyen falan değil fakat bu tarz şeyleri iyi bilir. Onunda desteğini alarak ben başladım sağlıklı beslenmeye. Olayımız aslında çok basitti. Belirli saatlerde bir şeyler yiyecektim ve ara öğünlerimin dışında başka bir şey yemeyecektim. Bir de bol bol su içecektim ki bu benim genelde yapmadığım bir şeydi. Şimdilerde çantamda, odamda ve evin her yerinde küçük şişeler bulundurup su içiyorum. Hem bu şekilde de midem dolu olduğu için acıkmıyorum =) Zor olmadı mı?! Tabi oldu ama sonuçta bu tarz sağlıklı beslendikten sonra aldığım kiloları yavaş yavaş verdim.

Ben hayatım boyunca 36 beden olmamış biri olarak şimdi de zayıflayıp 36 bedene inmek gibi bir hayalim yok. Ben bölgesel fazlalıklarımdan kurtulmak istiyorum.

Ortaokulda voleybol takımındaydım. Bir şekilde aktif spor hayatım vardı. Gençtim, hareketliydim, koşardım, zıplardım ve hiç kilo almazdım. Ne zaman liseye geldim işte o zaman işler karıştı. Bir kere her öğlen ya dürüm ya tost yerdik ki bir zaman sonra o ayvalık tostunun ekmeğini bile görmek benim midemi bulandırır hale gelmişti. Dürüm desen tavuktu, etti derken gene kısır döngüye giriyorduk. Lise sona geldiğimde artık evden getirmeye başlamıştım. Başka çaresi yoktu. Liseye başlarken karın kasları belirgin olan bu kızın, lise sona geldiğinde kocaman bir kalçası olmuştu. Pantolonlarıma sığamıyor paso eşofman giyiyordum. Genele vurursak 4 senede ben 6 – 7 kilo almıştım. Bunun tek sorumlusu yeme bozukluğum değildi tabi. ÖSS’ye çalıyordum. Tam bir besi tavuğu modundaydım. Yemek yiyor, ders çalışıyor sonra yatıyor, sabah kahvaltı yapıyor, okula gidiyor, okulda bir şeyler atıştırıp son derste yeniden bir şeyler yiyip dershaneye gidiyordum. Orada da akşam 8’lere kadar kaldığım için illa tost yiyordum. Sonra eve gelince gene yemek ders derken bu kısır döngüyü 1 sene uyguladım. Sonunda üniversiteyi kazandım ama artık kilolu bir kızdım.

Bu durum artık sinirlerimi bozmaya başlamıştı. O yaz spor yapıp hemen fazlalıklarımın bir kısmını attım, en azından vücudum forma girdi. Daha sonra daha sıkı bir programa girdim ve kaslarımın bir kısmına yeniden kavuştum.

Fakat bir şeyler eksikti!

Spor sadece şekil veriyor, kaslarımı geliştiriyor fakat bölgesel fazlalıklarımı benim istediğim gibi yok etmiyordu. Bunun üzerine işte siz deyin diyet ben deyim düzenli beslenmeye başladım.

Şimdilerde 3 ana öğünüm olmak üzere 5 öğün besleniyorum. Öyle bir durumdayım ki çantamda sabah hazırladığım yemeğimle kampüse geliyorum. Eğer öğleden sonra dersim varsa bir kafede kızlarla ya da annemle yiyorum eğer yoksa direk eve geliyorum. Sporu şimdilik bıraktım. Arkadaşlarım daha ne kadar bu şekilde devam edeceğimi soruyorlar. Cevap vermem gerekiyorsa şu birkaç ay daha bu şekilde besleneceğim. Daha sonra finaller derken bu dönem bitecek ve benim stajım başlayacak. Ondan sonra rahat rahat sporumu yapar sonra da stajıma giderim. Aynı geçen yaz yaptığım gibi. Staj süresinin sonunda daha güzel bir Z.S olabilirim =)) Ondan sonra da yazlığa gider bol bol yüzerim al sana ikinci bir spor ;)

İtiraf etmek gerekirse kendimi böyle daha mutlu hissediyorum. Her öğlen börek, ekmek arası, pizza ya da kumpir yediğim zaman vicdan azabı çekiyordum. Şimdi kendi getirdiğim yağını tuzunu bildiğim yemeğimle çok mutluyum. Acınacak halde falanda değilim ;)

Hem formumu koruyorum hem de kilo veriyorum daha ne olsunnn =))

5 Nisan 2012

Yorgunum Anacım…


Hem de çok.
Ne yazı yazabiliyorum ne de adam akıllı yaklaşan vizelerime çalışabiliyorum.
Nedeni mi?
Tabi ki hocaların verdiği acımasız ve yorucu ödevler.
Aslında bütün suçu hocalara atmak da yanlış olur. Bunda birazda benim suçum var.

Olayımız şudur: Haftaya pazartesi vizelerim başlıyor ama ben bütün gün grup ödevleri, sunumları, dosya hazırlama, CD ye çekme, resim tarama, taradıklarımı yollama ve bunun yanında hocalarla görüşme ve onların düşüncelerine göre ödeve ekleme çıkarma yapıyorum. Araştırma yapmak için kampüse dersim 10.30 da ise 08.45 ya da 09.00 gibi geliyorum. Kütüphanedekiler arkadaş oldum =)) Eskiden sadece okuma kitabı almak için gittiğim o muhteşem yer bu dönem resmen korkutucu bir yer olmaya başladı. O kalın kitapların arasında kaybolmak inanın insanı çok yoruyor.

Bu hafta pazartesi FTM yani Fiziksel Tekstil Muayeneleri dersinde lif ölçüm aletlerinin sunumunu yaptım. Hatta bu ödevi 3 hafta önce almıştım. Hocayla şunu ekleyelim bunu çıkaralım derken 3 hafta geçmiş bile. Hoca artık bugün anlat dedi. Biraz hazırlıksız yakalanmam birazda sınıfın bu derse olan ilgisizliğinden dolayı hızlıca anlattım bitirdim sunumumu. Hoca bile biraz fazla hızlı olmadı mı dedi?! Uzun uzun da anlatırdım ama sınıf dinlemedikten sonra bence gerek yoktu. Ben ödevimi yapmış, hocaya teslim etmiş bir de üzerine aferin almıştım ve benden mutlusu yoktu. En azından bir tanesi bitmişti. Ama ben durmadım aynı dersten benim belirlediğim bir konu üzerine İngilizce çeviri ödevi aldım. Hocada 50 sayfalık bir kitap artı final haftasına kadar süre verdi. Hesap yaptım da her gün 5 sayfa çevirirsem bitiyor =) Bunun dışında aynı dersten bir de grup ödevi yapmamız gerekiyor. Neyse ki o ödev kolayda içim biraz daha rahat. Ama bu ödevde de şöyle bir durum var. Hoca “Ödevlerinizin teslim tarihleri farklı ondan daha onları kesinleştirmedim. Kesinleştirince açıklarım.” dedi. Benim sunum yaptığım bu hafta da derste biraz kızdı ve vizeden sonraki hafta direk teslim edeceksiniz dedi. Sonra getirseniz de umurumda olmaz dedi. Şöyle bir baktım da biz ödeve hiç başlamadık ve 2 hafta sonra ödevin teslimi gerekiyor. Birkaç kabaca kaynak buldum ve grup arkadaşımla konuları bölüştüm. Bugün yazmaya girişmeyi düşünüyorum. En azından az da olsa elimde yarısı bitirilmiş bir ödev olursa içim rahat olacak.

Salı günü de Konfeksiyon Esaslarında sunum yaptık. Oda ne mücadelelerle bitti anlatamam. Resmen adamın sinirini bozuyorlar. Grubumuza inatla girmek isteyen bir öğrenciyle uğraşa uğraşa son güne kadar geldik. Gruplar maksimum beş kişi olabiliyor ama kız konumuzu mu beğendi yoksa olayda başka bir şey mi var anlamadım. Biz olmaz deyip ders hocasıyla konuşuyoruz, oda tamam diyor sonra akşam bana bir mesaj kızdan, sizin grubunuzdayım hocayla konuştum. Haydaa!! diyor yeniden hocanın yanına gidiyorum. İnanın ödev verileli 6 hafta oldu ve her haftanın başı bunu hallettim. Sinir minir kalmadı tabi bende. Düşünün salı günü sunumumuz var ve biz hafta sonu dosyayla sunumun son halini konuşuluyoruz, kız “Bana da konu verin.” diyor. Gidip pata küte dalacaktım artık. Hayır, kıza mesaj atıyorum hem de saat başı bir de arıyorum. Aramalarıma cevapta vermiyor. Bazı insanlar beni sinir etmek için etrafıma toplanıyor yemin ederim.

İtinayla sorunlu insanlar şahsım tarafından çekilir.
Bu yaşıma kadar şaşmadı ve bundan sonrada şaşmaz herhalde.

Bütün bunların sonunda salı günü sunumuzu başarıyla bitirdik. Hocanın erkenden katılması gereken bir toplantısı olduğu için bizim sunuma en fazla 20 dakika ayırabileceğini söyledi. Ee hal böyle olunca bizdeki hızı bir görseydiniz =)) Ben zaten şöyle böyle, bunu atlıyorum, bunu da diye diye düğme konusunu anlattım bitti =) En güzeli de hocanın bana “Düğmelerde ölçme birimi olarak ne kullanılır?” diye sorduğu anda benim saniyesinde “Ligne” diye cevap vermem ve ardından da hocanın ağzından “ 1 ligne..?” derken benim “0,635mm” diye söylemedi =)) Hocada güldü, sınıfta. Sanki bu anı ve soruyu beklemişim gibi oldu. Çok mutlu oldum. En çok korktuğum şey hocanın sorusuna cevap veremememdi. Çünkü hoca anlatacağımız konuya tam anlamıyla hakim olmamızı istiyor. Bizi pohpohlamak için söylemiyorum ama grupça iyiydik ;) Bu hafta işte sunumun CD sini hocayı bulursam vereceğim.

Geceleri sabahlamaktan,
derslere birkaç saatlik uykularla gitmekten bıktım.
Sonunda bölümün ortasında Halil Sezai İsyeaannn modun da şarkı söylücem =)

Bütün bunların yanında en güzeli ne biliyor musunuz? Yeni başladığım diyetimle beraber 3 kilo vermiş olmam =)) Azmin zaferi. İlk birkaç hafta bir şey olmasa da işin sırrını çözünce vermeye başladım. Bölgesel fazlalıklar gitse süper olacak. Ne kadar da spor yapsam bazı yağlar gitmeyince üzerine gelen kasla olduğundan daha kalın görünüyor. Kış dolayısıyla hasta olmamak için spora ara verdim. Ara verince de kilo almamam için diyete başladım. Yaz gelsin var ya spor artı diyet = Süper bir fizik ve mutlu musmutlu bir Zehirli Sarmaşık ;)

Bitmiyor sayın izleyiciler, pazartesi vizelerim başlayacağı için cumartesileri gönüllü olarak çalıştığım “Abla Ağabey Kardeş Elele” projesine gidemeyeceğim, onu da yarın haber vermem lazım. Biraz derslere yoğunlaşmalıyım. Şu iki haftanın sonunda rahat çıkarsam da ödül olarak 21 Nisan Cumartesi günü İstanbul’a gidiyorum. Bölümüzün teknik gezisi. Pazar günü iki fuara katılıp pazarteside Ada, Ortaköy, boğaz turu derken gezeceğim işte =)

Bu sene ne kadar çok gezdim hatta İstanbul’a gittim böyle. Leyleği havada gördüm herhalde =))
Bütün bunları toplayınca yorucu günlerin beni beklediği sonucu çıkıyor.
Bana şimdiden kolay gelsin =))

25 Mart 2012

25 Mart …2

Hey Millet!
Bugün Benim Doğum Günüm =)
Aslında uzun zamandır Blog’umu takip edenler biliyor olsa da bilmeyenler için söylüyorum.
Ben her yıl Blog’um da doğum günüm için yazı yazarım =)

Dün ilk arayan ve kutlayan anneannem oldu. Her sene 23’ünde sanıp arar aslında ve bende düzeltirim. Bu sefer aradığında direk “Tutturdum dimi?” diye sordu. Kıyamam ya. Bunun üzerine bende “Tutturdun anneanne dedim.” =) Telefonuna kaydetmiş unutmayayım diye ;)

Sonra teyzem aradı =) Hatta hem dün hem de bugün aradı.
Aslında anneannem ile teyzemin aklını annem karıştırmış =)
Aman olsun sonunda amaç, bir olmak değil mi?!
Bir bahaneyle
Bir şekilde kutlayıp
Bir günlükte olsa dertleri, sorunları unutmak değil mi?!
Bir gün önce bir gün sonra hiç fark etmez ;)

Evimde yalnız bir halde dolabımda mumları konulmamış ve ellerimle hazırlanmış bir pasta duruyor. Fonda bugüne özel en sevdiğim şarkılar, omuzumda ise Naz var.

Hafta sonunu yalnız bir şekilde geçiriyorum hem de doğum günüm olmasına rağmen. Annemler yazlığa gitti ve bende evde kaldım. Neden gitmedim, keşke gitseydim falan filanlara girmedim. Aman boş verdim. Bütün bunların yerine dün kızları çağırdım. Oturduk film izledik ve bol bol yemek yedik =)) Sözde diyet yapıyorum ama bir günlük bozdum diyetimi #)

Kızları akşam olup uğurladıktan sonra bir güzel karakola gittim. Bunun için sarhoş ya da kafamın güzel olmasını neden olarak gösteremeyeceğim. Kızım neden karakola gittin diye soruyorsanız hemen cevaplıyorum. Şimdi bizim evin karşısındaki otobüs durağının orada yeni açılan 3 tane restaurant var. Hatta İzmir’de en çok bilinen ve müşterisi bol olan restaurant bunlar. Ama akşam olup da müşteri sayısı arttıkça bütün arabayla gelenler OTOBÜS DURAĞININ ÖNÜNE park ediyor! Resmen otobüsten inenler iki araba arasında kalıyor. Otobüsler durağı göremiyor. İnsanlar otobüsleri görebilmek ve binebilmek için ise yola çıkıyorlar. Bu ne böyle?! Resmen ölümle yaşam arasında yaşıyoruz. Bunun üzerine bende direk karakola gittim ve şikâyetimi resmi olarak bildirdim. Ve bu şekilde karakola bizzat gitmiş ve içeriyi de görmüş oldum. Hayatın iyi yönünden bakmak böyle bir şey olsa gerek =) Özet olarak polisler hemen ilgilendiler sağolsun. Bende görevimi yerine getirmiş bir vatandaş olarak eve geldim.

Bundan sonra buradan da ilan ediyorum:
O restaurantların önündeki araba park etme durumu devam ettikçe bende şikayetlerime devam edeceğim!!!

Eve geldiğimde günün yorgunluğu ile koltukta film izlerken sızmışım. Gözümü açtığımda evin elektrikleri kesikti. Ki benim gibi karanlıktan korkan biri için gerçekten çok korkutucuydu. Gözünüzü açtığınızı fark edemiyorsunuz böyle saçma bir his işte #)

Sabah olduğunda tabi evi yeniden temizleyip topladım. Sonra da teknik çizim ödevimin başına oturdum derken akşama olduğunu fark ettim. Hemen geleneksel doğum günü yazımı yazdım =)

Bu arada siz sakın benim gibi unutmayın ama saatlerimizi bir saat ileri alıyoruz =) Ben dünün yorgunluğu ile unutmuş ve bütün gün izleyeceğim dizi, yarış ve maç tekrarlarını kaçırdım.

Kaybettiklerimle, sevdiklerimle, dostlarımla, arkadaşlarımla ve takipçilerimle beraber kutluyorum doğum günümü ;)

İyi ki varsınız ve iyi ki benimlesiniz. Teşekkürler…