25 Mayıs 2011

Kadınlar & Erkekler ...3

 
Genelde kadın erkek ilişkileri hakkında çok şey söylerim söylemeden önce de genelde uygularım, gözlemlerim. Ama bazen benim de şaşırdığım ve anlam veremediğim olaylar oluyor. Bilmiyorum ve anlam veremiyorum bu olanlara. Tabi ki de her şeyi bir kalıba sokmak yanlış ama olanlar… Neden olur ya da o an kişinin aklından ne geçmiştir de böyle bir karar vermiştir? Hiç bilmiyorum ve içimdeki merak duygusunu ise yenmeye çalışıyorum.




Kimsenin özelini merak etmem ben. Söylerlerse dinlerim, anlatırlarsa ya da danışırlarsa akıl veririm. Ama bu akıl verme git yap şeklinde olmaz. Seçenekler sunulur arkadaşın önüne, sonrası ona bırakılır. Yani düşünmesini ister, kendi için en iyi kararı verebileceğine inanırım. İnanmak isterim. Çünkü herkesin hayatı kendinedir.

Küçük oyunlar oynanmalı derim ya ben, işte benim bu yazıda anlatacağım kişi oyuna kendini fazla kaptırmış ve şimdilerde bir şeyler yapan ve sonucuna ise ağır bir şekilde katlanacak olan biri. Geleceği tabi ki de göremem ama neler olacağını bilebilirim. Çok gördüm bu durumları. Olaylar farklı yollardan da olsa sonuç hep aynı kapıya çıktı. Kişilerin yaşadıkları, yaşayacakları bu hikâyede benim tarafımdan biliniyor. Çokbilmiş gibi bir şeyler yapmıyorum ya da söylemiyorum yanıma gelip bana olanları anlatmasa da uzaktan bakıyorum. Bazen bunu yaparken sıkılıyorum. İnsanların bu halini görmek beni üzüyor..


Şimdi soracaksınız asıl olay ne diye? İşte anlatıyorum.

Bir kız arkadaşımız 1 seneye yakındır sevdiği oğlana sonunda açıldı ama aklı karışık ve kararsız olan erkeğimiz bunu reddetti. Arkadaş olarak kalalım durumlarını oluşturdu ve yattı. Biz neler gördük peki bu aşamada? Üzüntü, karamsarlık, mutsuzluk… Ne yapmalı ya da nasıl bir şey yapmalı ki canını acıtmalı sorularını duyduk. Ve sonunda en kötüsü yapıldı başka biri bulundu ve onunla çıkılmaya başlandı. En kötüsünü yaptı baş karakterimiz. Başka bir erkekle çıkmak hem kendisine hem de o oğlana yapılan bir haksızlık. Ama işte bunu yaparken kimse karşısındakinin duygularını düşünmüyor. Peki ya bu kadar severken bir anda U dönüşü yapmakta N’oluyor? Tabi ki de yas tut, karalara bağlan demiyorum ama birini sevdiyseniz bu kadar çabukta vaz geçemezsiniz.

Sevgi bu kadar kolay mıdır? Aşk bu mudur? Peki ya bunu ifade etme şeklin bu mu?

“Unuttum” dersin etrafına ama eve gidince ağlarsın. Yaşadığın kalp kırklığının acısını bir tek sen bilirsin. Söyleyemezsin, söylesem de kimse anlamaz beni dersin ya da gerçekten sesini duymazlar. Bütün bunların üzerine başka biriyle çıkmak. Bu nasıl saçma bir şeydir.

Bunu genelde biz kızlar çok yapıyoruz. Hemen başka bir erkek buluyor, onunla takılıyor sonra onunla da olan birlikteliğimizi bitiriyoruz. Karşı taraf bir anlam veremiyor neden bu kadar kısa sürdüğüne ve nedensiz bittiğine. Birisiyle çıkmadan önce önceki ilişkisinin ne kadar sürdüğünü ya da en son sevdiği kişiyi bir şekilde öğrenmek lazım.

Bazı salak arkadaşlar vardır. Ayrılan çiftin yanına gider ve kıza “ohh iyi oldu zaten yakışmıyordunuz ya da onu sevmiyordum zaten” falan derler. Sonra millet barışır olan size olur. Bunu diyecekseniz en başta demelisiniz. Bitmiş ya da bitmeye yakın bir beraberliğin sonunda değil. Diğer bir grup ise “alışverişe çık ya da yemek ye, spor yap stresini ve aklını uzaklaştır bu durumdan” derler. Bu belki de sunacağım 3 seçenekten en iyisi olabilir. Bunları yaparken içinizde intikam olmamalı. Asıl yapma amacınız bu olmamalı. Kendiniz için yapın. Benim gibi spor yapın kafanızı boşaltın. Ne alışverişe çıkıp cüzdanınız boşaltmak işe yarar ne de yemek yiyip göbek yapmak. Birkaç yorucu egzersiz ve derin soluklu sakinleştirici egzersiz hem sizi dinç hem de sağlıklı yapar. Aklınızı boşaltır rahatlarsınız. Son seçeneği sunan arkadaşları ise hiç anlamam, anlam da veremem. Kıskandırmak mı yoksa başkasıyla gönül eğlendirmek midir amaçları? Kendileri yapamamış ama arkadaşı olunca bir gaza getiriş mi yapmışlardır. Nedir bunun amacı? İster erkek olun ister kadın bu son seçeneği yapmayın, Diyenlere de uymayın. Bu kişiler genelde her ilişkinizde sizi tebrik ederler. Sevdiğin ya da oynamak için çıktığın erkekleri bilirler. Çünkü onlar aracı olmuşlardır ama gene de kutlarlar. Neyi kutlarlar ya de ne amaçla kutlarla bilinmez. Sonrasında N’olur biliyor musunuz? Erkeksiz yaşayamaz hale gelirler. Yanlarında hep biri olsun isterler. Kendileri böyle olunca da her şey doğal gelmeye başlar onlara. Durmadan gerçek aşkı arıyorum yalanlarını atarlar ortaya. Etrafımızda vardır böyle arkadaşlar. Severiz onların maceralarını dinlemeyi, anlattıklarına inanmayı ama içten içe de biliriz işin arkasındaki gerçeği.

İşte böyle garip bir çevre gördüm ben bu hafta. Üzüldüm, kırıldım, sıkıldım. Sorular sordum kendi kendime. Eski bir dosta sığındım, dertleştim. Acaba bende bir sorun mu var dedim. Olaylara nasıl bakmalıyım, neresinden tutup kurtarmalıyım öznemi. Ama bugün fark ettim ki artık onu kurtaramam. Geç kalmışım. Ben evimde otururken olaylar başını almış gitmiş.

Ne söylenir ki? Kendim cevap veriyim: HİÇ… Hiçbir şey söylenmez. Duruma verilen 100 beğeni ve 80 yorumun üzerine hiçbir şey söylenemez.


Ben mi? Benim şu sıralar bir ilişkim yok. 3 hafta var bu dönemin de bitmesine ve ben bu yaz kafamı rahatlatmak istiyorum. Biraz yalnız kalıp kendimi yenilemeliyim. Planlarımı daha yapmadım ama hayatında yarın bize ne göstereceğini bilemeyiz. Bugün böyle derim sonra bakarsınız birisiyle giderim. Ne diyebilirim ki bende böyleyim =)

8 Mayıs 2011

Sinan Akçıl Atma



Sinan Akçıl kim diye sordum geçenlerde kendime, onu nasıl tanıdım ya da hayatımıza nasıl girdi? Bunda magazin haberlerinin etkisi oldu mu? Tabi ki de oldu. Sizi bilmem ama ben onu ilk olarak İzel’in sevgilisi olarak tanıdım. Daha sonrasında yaptığı besteleri duymaya başladık. İşte tam bu sırada “Yaş 15” diye bir yarışmada jüri oldu. Bununla da kalmadı ve Hadise’yle beraber olmaya başladı. O sıralarda Hadise şöhretinin doruklarında ve ekranların aranan yüzü konumundaydı. Hatta bıktığımı belirten bir yazı bile yazmıştım o zamanı anlatan. Sonunda ne oldu peki, herkesin de bildiği gibi Eurovision’a katıldı. Şarkısını kim besteledi tabi ki de bizim başrol oyuncumuz Sinan Akçıl. Eurovision da 1. olacağız gibi sözlerden sonra birinci olamadık ve bu büyük sözler yalan oldu vesaire.

Ben o dönemden şöyle bir şey hatırlıyorum. Magazinci Sinan Akçıl’a “Hadise’yle ilişkiniz de ne kadar ciddisiniz?” diye soruyor ve onun verdiği cevap ise “Eurovision’a bağlı” oluyor. Zaten sonunda da olaylı bir şekilde ayrılıyorlar. Bundan önceki İzel’in albümünde de aynı şey olmuştu. Albümün promosyonu bittiği zaman onların da ilişkileri bitmişti.

Peki, şimdi neler oluyor? Beyefendimiz yeni albüm çıkarmış. Bu da yeni moda oldu. Şarkı yapanların kendi albümlerini çıkarması. Soner Sarıkabadayı ile yükselişe geçen bu modaya Sinan’da uymuş anlaşılan. Albümü dinlemedim ama şu sıralar en fazla radyolarda ve tv de gördüğümüz parça Hande Yener ile olan düeti “Atma”. Şarkıyı şahsen beğenmedim. Zaten çok fazla da düete benzemiyor. Dinlerken en fazla kulağa Hande Yener’in sesi geliyor. Sanki bestecisiyle düet yapmış da kendi albümüne koymuş gibi bir durum olmuş. Bu albümde de gene bir aşk söylentisi var. Hande Yener ile Sinan sevgiliymiş hatta aynı evde kaldıkları falan söyleniyor. Ne kadar doğrudur bilemem tabi. Bu onların hayatı ama bunu bilen magazinciler şimdilik inkâr ettiklerini söylüyor. Bence bu da diğer iki bayanla yaşadığı olay gibi olacak. Promosyon bitince ilişkileri de bitecek. Sadece arkadaştık diyecekler. Klasik magazin oyunları işte.

Şarkının sözlerine baktım da şimdi şöyle bir yer var: Bana Yanlış Yerlerinden Atma… bu nasıl bir cümledir yaa. Sen bu kadar uzun geçmişi olan bir bestecisin ama böyle sözler yazmak… hiç yakıştıramadım. Bildiğin kıçından atma dememişte kibarlaştırmış. Saçma… Şarkıyı mesela ingilizce yapsa milletimiz anlamaz ve bir süre müziği ile dans eder zamanını geçirirdi ama böyle saçma sözlerle olmuyor. Pop müzik demek gereksiz ve alakasız sözleri yan yana getirmek değildir


Hande Yener’in de şarkının bazı yerlerini söylerken ki sesine ise ayrı bir kılım. İzleyin, dinleyin bana hak vereceksiniz. “Ama Şunu Bil ki, Yine Yanıma Gelip” yerini sanki burnu tıkalı gibi söylemiyor mu? Tamam elektronik sound katmak istemiş olabilirler ama sesi orada biraz bozmuşlar yani fazla abartmışlar. Kaçmaz kardeşim benden kaçmaz…

Şarkıdan sonra klibine de birkaç sözüm var. Şimdiki kliplerde mantıksız sadece şarkının olduğu kliplerin moda olduğunu biliyoruz ama ben bunu bu klipte abarttıklarını düşünüyorum. Abi neden siz birbirinizi bu kadar savuruyorsunuz? Habire bir itme çekme, sağa sola savurma hatta bi ara elleri kafalarında saç saça baş başa giriyor gibiler. Hande Yener’in ise saçları çalı süpürgesi gibi sevmedim. Bu klipte soğudum Hande Yener’den ki ben onun yeniliklerini savunan bir kişi olarak artık yerinde saydığını düşünüyorum. Hele o elektronik dans adı verdiği bacakları önde beli arkada yürümesi yok mu… Sanki bacak boyu 2metre beli 30cm gibi yapıyo kendini.  Artık dansını da değiştirmeli. Yoksa Yıldız Tilbe gibi lanse edilecek, olan o olacak. Başka figür mü yok hep o hareket. Bak şimdi klibi izlerken aklıma bir şey daha geldi. Hande Yener neden kliplerinde hep savrulan kadını oynuyo acaba???  Ya savuruyorlar ya da odaya çekiyorlar. Böyle her yapılana karşı koyamayan bir kadın imajı var kliplerinde…

Sinan Akçıl’a geri dönersem ikisinin Beyaz Şov’daki performansını da izledim de o nasıl hareketlerdir öyle yaa… Sanki yılların popçusu gibi bir hali var Sinan’ın. Ceketi çıkarmalar, sallayıp kızların üzerine atmalar falan sonra kendinden geçmeler. Hayranlarına! ellerini uzatmalar. Hande ortamı hazırlıyo oda onun üstüne geliyo. Sonra Beyaz’ın yanına geliyorlar. Sinan kameraya eğiliyor sanli uslu çocuk gibi “Lütfen ya lütfen” diyor. Oradaki garip eğilme hareketini es geçmemek lazım. Aynı hareketi klibinde de görüyoruz. Açı gene tepeden tabi.  İşin garip yanı programa İzel’in de gelmesi ve yeni eski sevgilerinin orada bulunmasıydı. Albümde düetlerinin olması zaten ayrı bir şey de programa gelmeleri gerçekten çok garip.

Peki son olarak ise size Sinan’ın açıklamasını yazıyorum: Eurovision şarkı yarışmasına kendi gitmesi durumunda kesin birinci olurmuşuz.

Buna inanan var mı acaba? Birinci olmayı Hadise’yle katıldığın zaman yapsaydın. Bu tam bir yenilen pehlivan yenilmeye doymazmış sözleri. Bide bu birinciliği “Atma” parçasıyla gerçekleştirirmiş.

Ben insanlarda şunu anlamıyorum. Bir şey yapıyorsunuz bunu yaparken reklam kokan hareketler sergiliyorsunuz ve işler bitince de yaptıklarınızı kötülüyorsunuz. Peki, ilk zamanlarınızdaki o iddialı sözlere ne oluyor. Bunu neden dedim, şundan dedim. Sinan Akçıl en kötü şarkısının Hadise’nin seslendirdiği “Evlenmeliyiz” olduğunu söylemiş. Buna ne gerek vardı ki şimdi? Sanki biz dinleyenler bilmiyorduk. Habire Hadise üzerinden gündem yapmalar falan. Gereksizlik diz boyu.

Klibi izlemek isteyen için: http://www.youtube.com/watch?v=SxqntQv1fnc&feature=fvst
Beyaz Şov'daki performanslarını izlemek için: http://www.youtube.com/watch?v=MthHvzznqoU&feature=related


Biraz fazla eleştirel bulan olabilir ama bunlar da benim düşüncelerim.

1 Mayıs 2011

Dostlarım ve Kararlarım

En sevmediğim insan tipi, kendi etrafına sinirini ve nazını geçirirken başkasının nazını çekmeyen kişidir. Hiç sevmiyorum bu tip insanları. Şimdi diyeceksiniz ki buda nereden çıktı? Bazen öyle şeyler yaşarız ki herkes üstümüze üstümüze gelir ve boğuluyor sanırız ama bir yandan da patlamak isteriz. Patlayıp bu sıkıntımızdan kurtulmak. İşte bu zamanlarda kendimize hakim olamayız ve olur olmaz her yere saldırırız. Eğer bunu yapan yakın bir arkadaşım ya da ailemden biriyse anlayışla karşılarım taki bunun kullanıldığını hissedene kadar.

İşte ben bunu hissettim bugün.

Kullanıldığımı…

Onun her nazını çektiğimde onun ise benim nazıma tahammülü olmadığını hissettim. Beş para etmez bir kişi için üzülürken ve ben bunun sonucunda vicdan azabı çekerken onun hayatına devam edip bu durumu doğal karşıladığını fark ettim ve ben bugün güvendiğim bir arkadaşıma ilk kez bu konuda “haklıymışsın” dedim.
Bugün yeni bir şey daha öğrendim. Sözlerine güvendiğim kişilerin 4 kişi olduğunu fark ettim. Emin değildim ama artık eminim. Özelliklede bu hafta yaşadıklarımdan sonra…

Bunlardan biri annem. Annem benim hayatımda ne dese gerçekleşen bir kadındır. Çokbilmiş değildir ama söyledikleri hep çıkar ve gerçekleşir. Ne sorsanız cevap verir ve verdiği cevaplar ne kadar sizi üzse de o söyler. Siz sinir olursunuz ama o gene de söyler. Ben ebeveyn olmayı şöyle tanımlarım: çocuğu işe gidip para kazanıyor olsa bile onu her gördüğünde paraya ihtiyacın var mı diye sorandır ebeveyn. Hep düşünür. Kalmanı, geleceğini ve bunun içinde yaşadıklarını biriktirir ve sunar size. Yaşamanızı ister ama bir yandan da acı çekmenizi istemez. Budur annelik budur babalık.

Bir diğer güvendiğim kişi ise canım benim Jelibon’um yani liseden beri arkadaşım Ece =) küçük boy, 32 dişlim, sarıp sarmaladığım canım arkadaşım benim =) her şeyimi anlatırım ona tabi oda bana. Ne zaman yan yana gelsek etrafımızı bir pozitif enerji sarar bizim. Bunu yanımıza gelenler de fark eder hemen. Geç bulduk birbirimiz ama hemen de tamamladık. Benim dileğim bunun hiç bitmemesi. Lise arkadaşım artık benim kampüste arkadaşım. Her zaman yanımda olan kişi. Ben onun nazını çekerim o benim nazımı. Uzaktan fark ederim gelişini, severim onunla gülmeyi eğlenmeyi. Yan yana gelince dünya durur o an bizim için. “Yumiyum’um” diye sever beni. Bense onu Jelibon. Uzun bir hikayesi var ama oda bize kalsın ;)

Üçüncü kişi ise Ali. Lisede tanıdım gene onu. Ama Jelibon’um kadar uzun süre olmadı daha onunla. Geçen gece konuşmamızda geçti de 3 sene olmuş sadece. Ama biz o üç senede bayağa bir şey konuştuk ve paylaştık. O benim onu tanıdığımı inkar etmemi ister ben ise hep tanıdığımda ısrar ederim. Eskiden uzun uzun bu konuda tartışırdık ama artık bunu aştık ya da ben öyle düşünüyorum. “Senden umudumu hiç kesmeyeceğim.” değişinden anladım bunu. Bizim konuşmalarımız genelde her türlü olabiliyor ama en önemli özelliğimiz farklı düşüncelerimizin olması ve tabi bunun sonucunda birbirimize bir şeyler katabilmemiz. Laf atarım, takılırım ama hiç alınmaz Ali. Güzel güzel cevaplar verir. Olgunlukla karşılar anlattıklarımı, dolandırmadan söyler direk ne söyleyecekse. İlk zamanlardaki keşfetme yoktur artık aramızda. Küçük detaylar, ayrıntılar… Düşüncelerine danışırım ara ara. Fikir alırım ondan. Oda bana sorular sorar… Anlaşırız, konuşuruz, eğleniriz. Kalıplara girmeyiz, birbirimizi sıradanlaştırmayız…

Son kişi ise Buket’im =) Canım benim. Kız kardeşim gibidir o. Hiçbir zaman olmayan kız kardeşim. Şimdilerde Ankara’da okusa da iletişimimiz hiç kopmadı. Saat kaç olursa olsun ya da olay ne olursa olsun ararız konuşuruz sabahlarız. Buket anlatır ben dinlerim. Çünkü benim Buket’im çok konuşur. Her zaman anlatacak bir şeyi vardır onun. Ben sıkılır mıyım hayır. Severim onun o heyecanlı anlatışını. Uzun uzun dinlerim. Sonra bana “senden naber?” ya da “işler güçler hayat nasıl gidiyo?” der. Bir şey diyemem çünkü onun o halini izlemek bana ayrı bir zevk verir.  O an benim için sadece mutluluktur. Zamanı durdurmuş sadece ona konsantre olmuşumdur. Beraber güler, beraber heyecanlanır, beraber üzülürüz biz. Buket de benim liseden arkadaşımdır. Her şeyimizi biliriz biz. En mutsuz anımdan ya da karamsar anımdan beni çıkarır moral depolatır ve yeniden hayata bağlatır beni =) canım benim şimdi uzaklarda olsa bile mutlu olmasını o kadar çok istiyorum ki.

İşte şimdilerde bu 4 kişiyle paylaştıklarım sonucunda bu kanıya vardım. Hayatta herkesi severim nefret etmem ama bir şekilde ayırt ederim. Bunu da kendi içimde yaparım. Başkasının mutsuzluğundan mutlu olmam bunu yapmam yapamam ama dün anladım ki elediğim kişiler böyle düşünmüyormuş. Sordum, akıl danıştım dostlarıma ve hepsi de aynı şeyi söyledi. Evet haklılar. Bunu onlardan duymak çok önemliydi.

Şimdi yeni aldığım bu kararı uygulamalıyım.
Uzaklaşmalıyım beni üzenlerden ve tabi değerimi bilmeyenlerden.

Bana Bir Şeyler Oluyor

 
Sanırım âşık oluyorum =)
Ve bu çok hızlı oluyor. Evet biliyorum Zehirli Sarmaşık aşık oluyor…
Bunu geçen hafta fark ettim.
Ben ya ben… Nasıl bu kadar geç fark ettim hiç anlamıyorum peki ya bunu kabullenmem…
Aslında bir dokunuş yetti bunu fark etmeme =) işte böyle oluyo bende zaten.
Benim fark etme şeklim bu.
Yıllar önce anlamıştım.
İşin kötü yanı aklımda beliren sorular.
Bu yazıyı yazıyorum, içimi rahatlatıyorum iyi güzel hoşta ya sonrası…
Ben nasıl bakıcam şimdi ona =) olmaz ama bu ya…
Bizim kızlara baharın etkilerini anlatırken bir bakmışım ben çoktan etkilenmişim bu etkiden =)
Vay anasını çok şaşırdım şuan =)

İnsan bazen kafasını dağıtmak ister ve oyunlar oynar kendisi ve çevresiyle. Bu seferki oyunda yenilen ben oldum hatta olmuşum. Bu durum biraz karışık aslında. Dıştan öyle görünmese de içte karmaşa hüküm sürüyor. Peki, bundan sonra ben napıcam?

En iyisi olaylara pek girmemek. Ne kadar da başrolde ben olsam da uzakta kalmaya çalışacağım ve izleyeceğim. En azından bunu kendim için yapmalıyım. Bakmalıyım işin sonuna. Hemen atlamamalıyım. Zamanın neleri getirip neleri götüreceğini kimse bilemez. Arkadaşımın da dün dediği gibi olaylara müdahale etmekten vazgeçmeliyim. Hayatı nehrin kıyısına oturup izlemeliyim. Bunu yapmak benim için çok zor olsa da denemeliyim.

İşin sonunda mutsuzlukta olsa ya da mutluluk bunu beklemek ve denemek, işte güzel olan bu =) Genelde tavsiye veren ben bunu yaşamayı özlemiştim. Uzun zaman olmuş aslında şöyle bir düşününce fark ettim.
Hadi bakalım oyun başlasın o zaman =))