31 Aralık 2012

2013’e Saatler Kala…

2012 bitiyor. Bu hafta finallerim olmasına rağmen sırf bugün için yazı yazmayı bekledim =) Sonunda buradayım, bilgisayarımın başındayım ve klasik kış günlerine inat güneşli bir İzmir gününü yaşıyorum.

Ders çalışmaya ara verdim diyelim ve sofrayla, yemeklerle uğraşmak için mutfağa bir iki ;)

Sizde de böyle tuhaf bir heyecan var mı bilmiyorum da bende, kıpırtılar sabahtan beri var =) Sonunda nolcaksa, altı üstü geri sayıp 2013 dicez ama olsun. Yeni yıl, iyi dilekler ve isteklerle bir arada olunan belki de bu nedenle hep birlikte geri sayılan bir gün. Demin TV izlerken insanlara soruyorlardı, “Yeni yılda napıcaksınız?” diye. Napıcaz evde oturcaz, bir arada muhabbet edicez =) Klasik Türk insanı başka ne yapar siz söyleyin ;)

2012 biterken ben kendi 2012m nasıl geçmiş onu çıkardım. Tabi bunlar aklıma ilk gelenler;

* Öncelikle keman derslerimi bırakmıştım. Derslerle birleşince çok zor olmuş ve ikisi bir yürümemişti. Şimdilerde kendi başıma takılıyorum diyebilirim =)
* Bölümce Bursa gezisi düzenlemiş ve son gün Uludağ’a gitmiştik. Tipiye yakalanmış ve nasıl indiğimi bilmeden dağdan kayarak inmiştim. O gün, kış sporlarının bana göre olmadığını anlamıştım #)
* YGA’ya seçilemedikten sonra İBB İzmir Gönüllü Takımında görev almaya başlamıştım. Bunu bahar dönemim boyunca başarıyla yürütmüştüm. Manevi bir kardeşim olmuştu. İzmirimin bilmediğim yerlerine bu vesile ile gitmiş, hayata bakışımı biraz daha değiştirmiştim.
* Nisan gibi İstanbul’a bölümce fuar için gitmiş sonrada Ortaköy, Büyükada, Taksim, Boğaz demeden İstanbul’un her yerini gezmiştik =) Ufak Kaçamaklar İstanbul Ufak Kaçamaklar İstanbul 2
* Yaz gelince bölüm stajım başlamış ve “Kızlar Matinesi” grubumla bir ay geçirmiştim. Hepimiz başarıyla stajımızı geçtikten sonra opsiyonlarımızı seçmiştik.
* Stajımın son gününde Ege Üniversitesi Mezuniyet Töreninde D. ile birlikte hostes olmuştuk. Güzel artı eğlenceli bir gün olmuştu. Tatil Güncesi 1
* Asıl eğlence bundan sonra başlamıştı. Tatilim başlamış ve ben 6 ya da 7 hafta yazlıkta tek başıma kalmıştım. Annemler hafta sonları geliyordu.  4. haftamda hasta olmuş ve sesim erkek gibi çıktığı bir hafta geçirmiştim. Dolunaylar, gün doğumları ve en tatlı flörtlerim gene bu aylara denk geliyor. Yeni, farklı illerden hatta ülkelerden kişilerle tanışmış bayağı bir sosyal olmuştum. Kediciklerim vardı o dönem, bir de köpeciğim PURSAT. Sonra onlara ne mi oldu?! Birkaç madde sonra (kronolojik gidiyoruz =)) ). Tatil Güncesi 7
* Tatil bitti ve ben İzmirime döndüm. Tatil Güncesi 5 Bu sene farklı olsun diye Ege Tekstil Topluluğunda çalışmaya başladım. Bakalım 2013 için planlarımız var. Kaçını gerçekleştireceğiz?
* Eylül de kuzenimi everdik. Onun kına ve düğünü derken bronz tenimle elbise giymenin hem iyi hem kötü yanını yaşamıştım ama sonra her şeyi boş vermiş ve eğlenmeme bakmıştım =) Gelin Damat Düğün ve Dans
* Moda koleksiyon tasarımı ve yönetimi dersi için bebek şekerleri koleksiyonu ve grup sunumu koşuşturması başlamıştı. Kaç gece, kaç gün bilmeden sunum hazırladım artı şeker süsleri yaptım. Ne yorucu günlerdi anlatamam. Bi de o günlerde Bob Acri dinliyordum sırf rahatlamak için. Rahatlıyordum da ama sunum bitince artık onun o beğendiğim parçasını dinleyemez olmuştum. Bana o günleri hatırlatıyordu #) Yorgun Prenses Durmuyor
* Ekim’e geldiğimizde Bandırma’ya gittim. Bütün bu koşuşturmacanın arasında orası tam bir kaçış olmuştu =) Geleneklere Uyalım
* Döndüğümde gene yazlığa kaçtığım hafta sonlarım başlamıştı. Kedicikler büyümüş bayağı kedi olmuşlardı. Bunun yanında VELET, CEVİZ de aramıza eklenmiş ve benim koca hatta kocaman bir ailem olmuştu =) Tatil Güncesi 8 Part1 Tatil Güncesi 8 Part2

* Ehliyet kursuna başlamamı ve direksiyon dersine devam etmemi de bu araya bir yere sıkıştıralım. Sonra zirvelere katılmamı ve sonuçları beklememi, kararsız günlerimi, üzüntülerimi, kızgınlıklarımı, doğum günlerini, en güzel sürprizleri, diyetimi, yalanlarımı, kaçamaklarımı…

Herkesin yeni yılı şimdiden kutlu olsun.
Bu sene her şeyin en güzeli olsun.
Bu sene karşılaşacağınız sorunlarla boğuşun.
Size yapılan kötülükleri affedin ama sakın unutmayın.
Yeni albümler dinleyin, film izleyin ve yazın. Düşüncelerinizi, hissettiklerinizi…
Cesur olun, ciddi kararlar alın ve bu sene sadece bir gününüzü “Evet!” demeye ayırın.
Bol bol su için, spor yapın ve en güzeli mutlu olun, her saat, her gün ve her sabah ;)
Tek sayının diğer çifti siz olun. Aşkı bulun, sevgiyi hissedin ve arkadaşlıklarınızı dostluklarla pekiştirin.

En Son ...3

En Son Dinlediğim Albüm (31.12.2012)















Güntaç ÖZDEMİR - Benimle Yan

En Son İzlediğim Film (31.12.2012)















Starbuck

En Son Okuduğum Kitap (31.12.2012)














Melissa SENATE - Aşk Tanrıçası'nın Yemek Okulu (The Love Goddess' Cooking School)

En Son İzlediğim Kore Dizisi (31.12.2012)















Cinderella's Sister - Cinderella Unni - 신데렐라 언니

15 Aralık 2012

Futbol & Aşk & Ben


Futbol, basketbol, maçlar, kadınlar, aşklar, erkekler, karşılaşmalar, sahada bağırmalar, taraftar olup sonuna kadar destek olmalar
Ve
Her şeyin tam orta noktasında bendeniz!

Hayatım boyunca hep sporun içinde oldum. Çocuktum, sınıf karşılaşmalarında voleybol takımının kaptanı olur oynardım. Futbolda ise tribünlerden yeri gelir sınıfımın erkeklerine, yeri gelir okul takımına destek olurdum. Lisede az okuldan kaçıp basketbol takımına destek vermeye gitmedim ;)

Bir otobüse doluşup gitmek, yolda bağırmak ama asıl seslerimizi salona saklamak, o muhteşem duygu… Soğuk da maç izlemek her zaman ayrı zevk vermiştir bana. İster istemez heyecandan ayağa kalkarsın. Soğuk olduğu içinde hoplaya zıplaya bağırırsın. Kadın demeden küfür eden adamların arasında stresini atarsın. Bu futbol için böyleyse basketbol için daha bir elit kısım vardır. Köklü bir GALATASARAY taraftarı olarak basketbolda hiçbir takımın taraftarı GALATASARAY Taraftarı kadar olamamıştır. O önceden hazırlanan bayraklar, kartonlar ve söylenecek sözler hep çalışılır. Bilinmese bile o heyecandan ne söylediğin, nasıl söylediğin önemli değildir. Mümkün olduğunca İzmir’deki çoğu basketbol karşılaşmasına giderim.

Hayatta öğrendiğim birkaç şeyden biride kadınlar, erkeklerini futbol ile (diğer spor dalları da olur ama geneli söylüyorum) paylaşmayı bilmedir. Ya benim gibi olun yani futbolu sevin ya da sevmeye çalışın. Birkaç erkek arkadaşım maçları ve karşılaşmaları sevmeyen, izlemeyen çıktı ama geri kalan hepsi tam bir taraftardı. Eğer adam, takımı için İstanbul, Sivas demeden arabasına ya da otobüse atlayıp gidiyorsa kadın olarak orada duracak ve ona saygı göstereceksin. “Ben futbolu sevmem aşkım, sende izleme.” demeyeceksin çünkü adamın hayatında sen yokken takımı vardı. Onun stresiyle belki üniversitede derslerini ekti. Belki sınavına çalışmadı. Belki de totem yaptı nereden biliyorsun?

Şimdi senin aşkınla bütün bu geçmişini mi silecek?
Hiç sanmıyorum (Sileni bulursan bas imzayı, evlen zaten =) ).

Bende bu durumda çok farklı değilim. Ben maça gidicem ama eşim otur diyecek ya da ben basketbola iki bilet alıcam ama adam evde oturcak ya da oturtmaya çalışacak. Olmaz öyle. Hele holigan, koyu taraftar bir sevgiliniz varsa (ki ben onlardan olabilirim) iş iki kat falan değil dört kat zor demektir #)

Kurallar nelermiş hemen sıralayalım;

1. Takımına saygı duyun. İlk ilke olan bunu sakın ama sakın unutmayın.
2. Farklı takımı tutuyor olsanız bile onun damarına basarken abartmayın. Sonra kavga çıkar üzülürsünüz.
3. Milli maçları kesinlikle beraber izleyin. Kaynaşırsınız iyi, güzel, hoş olur ;)
4. Takımının maçı varsa önceden ne yapın edin ve iyi bir yerden iki kişilik bilet alın hatta bunu doğum günü hediyesi olarak verin (Ahanda size kolay hediye. Ne alsam acaba diye düşünmeye gerek bile yok =) )
5. Mümkünse buluşma günlerinizi derbi günlerinden farklı bir güne ayarlayın. Adamın aklı orada belki de oturduğunuz kafenin ekranındayken sizinle ilgilenmez, sizde üzülürsünüz. Sonra bunun hazırlanması var falan boş verin o günleri. Beni dinleyin ve başka bir gün belirleyin. Günler torbaya girmedi ya =)
6. Özel maçlardan sonra (mesela derbi gibi) genelde takımların Storelarında özel koleksiyonlar satışa çıkar. Onlardan bir tane edinin. Ya hediye edin ya da kendiniz giyin. Genelde ben hep kendime alırım hehee =)
7. Takımı hakkında bilgi edinin. Mesela ilk 11’ini sayın (Futbol için.). Basketbolda ise takımın koçunu, bu sene kimlerin transfer edildiğini, yeni gelen oyuncunun ilk beşteki pozisyonunu ve hangi takımdan geldiğini bilin.
8. Aslında bunu ikinci madde yapacaktım ama ağır olur diye sekizinci madde yaptım. Futbol, basketbol ya da voleybol fark etmez kesinlikle bu dalların temel terimlerini bilin. Özellikle şu ofsaydı bilin yeter ;) Sizi alt etmek için “Ofsayt nedir hayatım?” derse ÇAT lafı yapıştırırsınız. Tabi bunun sonunda da iki olasılık var; ya bu cevabı beklemeyen sevgiliniz bozulur, keyfi kaçar ya da benim sevgilim nelerde bilirmiş deyip size olan aşkı artar. Onu da siz bilin, ben sadece söylerim ;)
9. Çok fazla sevgilinizin erkek grubuna girmemeye çalışın. Çünkü onların özel taraftar grupları ve o gruplardan arkadaşları vardır. Bunlar toplanıp içer, TV karşısında bira, cips, maç geceleri düzenlerler ve siz sadece ortalığı toplayan olursunuz. O nedenle o kişilerden uzak kalın. “Z.S. Yenge” olmayın yani #)
10. Son kuralım bu olsun. Eğer futbol maçına gidecekseniz ve VIP bölümünden maçı izlemeyecekseniz çok şık giyinmeyin. Basketbol maçına gideceksiniz şık giyinebilirsiniz. Neden bilmiyorum ama basketbol salonda oynandığı için midir nedir elit bir kesim oluyor ve sizin şıklığınız göze batmıyor. Tabi şık dediysem sivri topuklu giyin gidin demiyorum. Çünkü dik merdivenlerden inip çıkacaksınız ve rahat edemezsiniz. Ha diyorsanız ki ben topuklularla maraton bile koşarım, o zaman size topuklularınızla mutluluklar =)

Sevgili olmak zor, bir ilişkiyi yürütmek “olmaktan” daha zor iken neden iki kişi birbirinin hayatlarını zindana çevirip ilişkiyi zora sokarlar ki?
Maçları ve karşılaşmaları, sevgilinizi sevdiğiniz gibi sevin ;)
xoxo

Ehliyet Sınavı Olayımız …2


Dersler, kayıtlar bittikten sonra geldik sınav anına yani bugünüme ;)

Efenime söyliyim, sabah kalktım ve her normal insan gibi bindim otobüsüme, gittim sınava gireceğim okula. Ama oda ne? Her yer erkek kaynıyor! Erkeklerden korkan biri değilim de tipler korkunçtu doğrusu. Tespihli, eğri oturup doğru konuşalım şeklinde sürüsüne bereket adam vardı! Sonra kadınları sola, erkekleri sağa aldılar ve işte o an kadınları gördüm (Ouvv yeeaa çektim içimden =) ). Erkeklerle yarışacak kadar değillerse de çoktular yani. Üstümü aradılar, girdim falan buraları geçiyorum da millet de ki heyecanı görmeniz lazımdı. Sanırsanız koca koca kadınlar adamalar ÖSS (bunun adı değişti dimi #) Amann yaşıma verin. Böyle kalsın. Anladınız siz beni dostlar =) ) ye giriyor. Çocuklar annelerine destek veriyordu. Kocalar, eşlerini kapıda arama anına kadar ellerini tutup “Yaparsın.” diyorlardı. Hele kadınlar sırasının arasında eşinin yanında bekleyen adamlar yok mu?! İçlerinden bir öyle bi karısını tutmuştu ki sanırsın kadını kenara çekip taciz etcez. Ulen kadın kadına tek sıra ilerliyoruz. Ne olabilir ki?! Kim ne yapacak karını?! Valla kadın sınav stresimi mi yaşasın yoksa kocasının onu tutmasının verdiği sıkıntıyı mı, anlayamadım.

Bütün bu tuhaflıkların sonunda sınıfımı bulamadım. Çünküüü beni sınıfıma yönlendiren kadın salonumu yanlış biliyordu ve beni iki kere aynı yere yolladı. Koridora çıkıyorum başka koridora bakıcam hoop kadın “Hanımefendi sizin sınıfınız burada değil.” deyip beni ikinciye azarlarca konuşunca “Gidin kendiniz bakın o zaman o koridora. Ben üniversite öğrenciyim. Siz beni cahil biri sandınız herhalde!” dedim de sustu. Böyle bir insan olmama rağmen valla çıldırtıyorlar insanı. Sonra kendim sanki elimle koymuş gibi buldum sınıfımı da girdim sınıfa.

Anaa sınıftaki tek kadın bendim!
O dışarıdaki bütün tesbihliler benim sınıfıma girmişti.

Neyse yerimi buldum, oturdum bi güzelde yerleştim ve görevli geldi uzun uzun yüzüme bakmaya başladı. “Resimdeki benim.” deme ihtiyacı hissettim. “Ay pardon birine benzettim.” dedi ve gitti. Sonralarda o kadının hala uyuduğunu falan düşünüyorum çünkü sıra arkadan, benim olduğum yerden başlamasına rağmen inatla önden kitapçığı, optik cevap anahtarını dağıttı durdu. Hepsinde uyardım (zorunda kaldım desem daha doğru olur.). Hayır, anlamadığım millet nasıl bu kadar şuursuz olabiliyor. Önümde 5 adam oturuyor ve birine benim resmimin olduğu cevap kâğıdı geliyor ama (şuursuz valla şuursuz kimse kusura bakmasın) bu kadın kâğıdı demiyor. Heyecan falan değil bunun adı! Bildiğin cahillik, şuursuzluk! Sonunda her şeyime kavuştum ve tükenmez kalemimi çıkardım. İsmimi yazıp, imzamı attım. Kaçıncı şok bilmiyorum, sınav salonunda benden başka kimsede tükenmez kalem yokmuş! Buna o uyuyan bayan görevlide dahil!

Buradan bu yazıyı okuyan herkese sesleniyorum: Nolur burnunuz akıyorsa selpak mendilinizle sınava girin ve burnunuzu silin. Çekmeyin ya çekmeyin!!! Bir çeker kimse bir şey demez. Adam bekler ses çıkmıyor. Sonra bir daha çeker ve kimse bir şey demez ve üçte öyle bir çeker ki allahım öğürtü geldi. Hiçbir şeyden rahatsız olmam birinin burnunu çekmesi ve masada bacağını sallaması kadar!

Sonuç mu? Sonuçlar 5 Ocak da açıklanacak ve bende haftaya direksiyon derslerime başlayacağım.
Benden size (yazının da özeti olsun bu) bir tavsiye, o gün sakin olun.
Her türlü insanla karşılaşacaksınız, bunu bilin.
Kimseye güvenmeyin ve her türlü araç gerecinizi hazırda bulundurun.
Kolay gelsin =)

Ehliyet Sınavı Olayımız


Ohh bitti.

Sabah güzelce kalkıp kahvemi de içip çıktım evden. Neyse ki sınava gireceğim okul kolay yerdeydi de sorun olmadı. Tabi bende her ehliyet sınavına giren insan gibi sınavdan birkaç gün önce çıkmış soruları çözdüm hatta hatim indirdim diyebilirim. Buna rağmen gene birkaç hata yapmışım. Eve gelip de sorulara bakınca anladım, Şettt! Neyse sonuçta geçerim ya, kalmam (umarım hehee =) ).

Geçen hafta vizelerim bitmiş ve bu hafta ehliyet sınavına çalışmış bir insan olarak artık evimin önündeki arabayı rahatça kullanacağım. Kim tutar oğlum beni. Haha, kendimdeki bu değişimi gördükçe gülüyorum =)) Hep diyorum, ben kafaya koyduğum şeyi yaparım arkadaş! Yapılacak o kadar çok şey var ki, bunların listesine her gün bir başkasını ekliyorum. Her neyse olayımız benim yapacaklarım değil daha önce ehliyet sınavına girmemiş ya da girmeyi düşünen arkadaşlara yardımcı olmak ;)

En baştan başlayalım da temiz bir anlatım olsun.

İlk olarak bir ehliyet kursuna yazılmanız gerekiyor. Ben yazılmadan önce o kadar çok arama yapmış ve bilgilenmiştim ki en son bir yeri aradığımda telefondaki adam beni rakip bir kurstan arıyorum sanmış ve küfrü basmıştı (Terbiyesiz adam!). Bence sizde iyice araştırın. Peki, neleri araştırmamız gerekiyor diye sorabilirsiniz. 

Şunları sorun;

* Fiyatlarınız nasıl?
Bu sorunun cevabı olarak 200-300tl duyarsanız vazgeçin o kurstan çünkü bu fiyatta olan kursların direksiyon derslerinin süresi az oluyor ve sonra özel ders almak zorunda kalıyorsunuz. Hazır konu buraya gelmişken ikinci sorumuz;

* Direksiyon dersleriniz toplamda kaç saat ve tek bir ders kaç saat? olmalı.
Bu çok ama çok önemli. Sizde benim gibi direksiyonun başına ilk kez geçecek biriyseniz (ki kimse anasının karnından arabayı kullanmayı bilerek doğmuyor. Ayrıca bilmek de ya da öncesinde pratik yapmada zorunda değiliz.) bu sizin için en baş sorunuz olmalı. Genelde ortaya çıkan sorunlar, ders süresinin 30dk olması. 30dk nasıl olur anlamıyorum. Zaten bindi, anladı, kalkış yapmaya çalıştı derken o yarım saat bitiyor ki. Siz tam anlayacakken “Süreniz bitti.” deniyor! Ayrıca aracı sürerken siz ve hocanız olmalı. Arabada başka birinin olması hem dikkat dağıtıcı hem de sorunuzu rahatça sormanıza engel. 30dk size, 30dk yanınızdaki kişiye ayırıp oldu bittiye getiriyorlar. İşte bu nedenle direksiyon ders süreleri önemli. Ayrıca sizi sadece sınav alanında çalıştırıyorlarsa da sorun var demektir! Sonuçta tamam sınavı orada olacaksınız ve direksiyondan da geçmeniz lazım ama trafiğe çıktığınızda nolcak? O çalıştınız boş arazi değil kaç girişli çıkışlı kavşaklarla karşılaşacak, trafiğin en yoğun olduğu saatlerde süreceksiniz. Bunların hepsini düşünerek sürüş yerinizi belirtin. Mesela işe arabayla gideceksiniz ve yolunuzun bazı yerlerindeki trafik sizi korkutuyor ise bunu hocanızla konuşun ve burada çalışmayı tercih edin. Kendinize olan güveniniz hem artmış olur hem de arabayı çizdirdim derdiniz olmaz ;)

Bu 3 soru ve içindeki bin bir cevabımdan sonra kursların süresini söyliyim. Kurslar genelde 3,5 hafta ve ya en fazla 4 hafta sürüyor. Motor, trafik ve ilkyardım derslerini alıyorsunuz. Karşınıza “Motor çok zor. Aman çok çalış.” diyenler olabilir. Üzgünüm çok kolay diyemeyeceğim #) Evet, motor zor fakat çıkmış sorular ile kurstan aldığınız kitabı adam akıllı çözerseniz yapamayacağınız soru ve anlamadığınız parça ismi, görevi kalmayacaktır ;) Benim sınıfımda genelde ev hanımları vardı ve çok zorlanıyorlardı ama yaptılar sonunda.

Gelelim ders saatlerine. Geneli sabah 09.30-13.00 ile akşam 18.30-21.15 olsa da bu saatlerden farklı saatleri olanları da vardır. Geneli hafta içi. Yoğun bir ders programından sonra zehir gibi sınava girebilirsiniz =)  
Yazım gene ve gene uzun oldu.
Sizi yormamak için iki part yaptım.
İyi okumalar =))

12 Aralık 2012

Yastık Da Konuşur Mu? Konuştu


Teknoloji aldı başını yürüdü. Neredeyse tüm alışkanlıklar değişirken yastıkaltı yatırım da tarih olma noktasında. Yastıkaltı yatırım konusunda yıllardır çalışan işin kahramanları yastıklar da sonunda halka seslenmeye karar verdiler.

Onların bakış açısından yastıkaltı birikimin zorluklarını, zahmetlerini dinledikçe stres yönetimindeki yeteneklerini takdir edecek, birikim güvencesiyle ilgili kaygılarına siz de hak vereceksiniz. Yastıkların bile `Yeter artık` dediği yastıkaltı yatırıma güvenli ve kazançlı bir alternatif olarak, neyse ki Garanti hep hizmetinizde.

Yastık altındaki altını ekonomiye kazandırmak amacıyla fiziki altınları mevduat olarak alan Garanti, 98 şubesiyle “Altın Salısı” hizmeti veriyor. Takı ve altınların değeri, altın eksperleri tarafından hesaplanıp Altın Hesabı’na yatırılıyor. Böylece altın birikimleri çalınma korkusu olmadan garantiye alınıyor.

NET Hesap ise farklı birikim hedefi olan müşterilere vade sonunda elde edilecek net kazancı ilk günden bildiriyor. Birbirinden farklı 4 hesap sayesinde müşteriler hem biriktirme alışkanlığı kazanıyor hem de vade sonundaki getirisini hesap açılışında garantiliyor.

Garanti'nin birikim ihtiyaçlarınız için en uygun çözüm önerileriyle ilgili daha detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz, yorumlar #yastıkaltıyatırım hashtag'inde.

Bir bumads advertorial içeriğidir.

11 Aralık 2012

Konu Konuyu Çeker …2

Konu 5: Bölümde sözleşsek bu kadar olmaz! Bu hafta bütün kızlar kırmızı oje sürerek rekor kırdık. Hepsi farklı tonda olsa da kırmızı işte. Ama ben naptım, mor, fuşya makyaj yaparak rengârenk moduma bir de seksi Z.S’yi ekledim. “Deep Plum” rengi rujum ve kırmızı ojelerimle sıcak&soğuk uyumunu yakaladım. Aramızda kalsın bu rujumu çok seviyorum. Hatta renginin bana yakıştığını düşünüyor ve onu sürünce içime seksi Z.S kaçmış gibi oluyorum ;)


Konu 6: Kış gelse de spora devam eden ben, vize haftamda 2 haftalık ara vermek zorunda kalmıştım. Dün dedim, hadi pazartesi yeniden başlıyım. Gittim ve hocam demez mi “Z.S, senin bacak kasların erimiş!” diye. Bendeki umursamaz ee nolmuş yani dememle adam çıldırmış ama çıldırdığını fark ettirmeden bana işkence uyguladı #) Öyle bir çalışma yaptırdı ki acısı şu saat itibariyle çıkıyor. Yemin ediyorum Brezilyalı olmasa ya da süper seksi kasları olmasa şu an bacak, popo acımın aynısını ona çektiririm. Bugünde karın ve kardiyo çalıştırdı. Onunda acısı yarın çıkar ve ben popomun üstüne oturamayan, otururken bacakları acıyan ve eğilince karın kasları kasılan Z.S olarak dikiş uygulamamda şaheserler çıkarırım #) “Obrigada” “Obrigado” diye diye gönlümü aldı nalet yakışıklı Brezilyalı! Yok abicim yabancı spor hocaları Türk kadınlarının kum saati modunu daha da belirgin etmeyi seviyor.

Hafifçe biraz daha, biraz daha eğil.
Şimdi tekme hareketi ve tekme attıktan sonra çömel Z.S.
Süpersin Z.S!

Bende “Evet süperim. Harikayım. Ouvv hiçbir yerimde ağrımıyor. Kondisyonum iyiymiş.” diye daha sevineyim. Ne kondisyonu bee! Resmen acılar içindeyim. Adamda demez mi, yarında geleceksin diye.

Perşembe dinlenme günüm olacakmış. Cumartesi ve Pazar İzmir’de olmayacağımı yarın söylersem Perşembe günümü elimden alıp, o günde bana acı çektirir mi acaba? Korkuyorum ulen =) Her şeye rağmen sporu ve tabi hocayı (seksi adam ya. Kabul edin, spor hocaları özel seçiliyor kesin!) seviyorum hehe=)

Konu 7: Hayatıma çok hızlı belki de bir günde soktuğum erkekten hoşlanıyorum herhalde. Nasılım ama?! Önce seksi spor hocası şimdide yüzümdeki tebessümü gülümsemeye ve kahkahaya çeviren birini anlatabiliyorum. Önce sizi alıştırdım öyle seksi ruj, hoca falan derken. İşte öyle ;) Sadece hoşlanıyorum. Hep yanımda olsun, çaprazımda dursun, göz hizamdan ayrılmasın, koluma girsin, ben onun koluna gireyim (İki türlüde kabulüm. Yeter ki koluna gireyim hehe =) ), yanına gideyim, konuşayım, gece mesaj atayım, bahaneler uydurayım istiyorum. Acaba o ne istiyor diye düşününce de, oda aynı şeyleri yapıyor görüyorum. Hışşt bu konu aramızda dudaklarda fermuar ;)

Burası sıcak mı oldu ne? Uff ateş bastı. Konular burada biter =)

Şimdi bilgisayarı kapatıp ehliyet için çalışmaya devam ediyim.
Sizde beni yalnız bırakmayın, bana yorum atın, mail atın, yazın bana =)

Konu Konuyu Çeker


O kadar çok yazmak istediğim konu var ki seçemiyorummm!..
Bu nedenle ben naptım
hepsini aynı yazıya sığdırmaya çalıştım hatta yetmedi iki part yaptım çok güzel oldu =)

O zaman başlayalım;

Konu 1: Vizelerim geçen hafta resmi olarak bitmiş bulunuyor. İlk gün eğlence, dizi ooh kop kop ile geçtikten sonra dün masa başıma oturdum ve bu cumartesi günü gireceğim ehliyet sınavıma çalışmaya başladım. Birkaç ay önce her gününe devamsızlık yapmadan gittiğim kursta (Çalışkanım oğlum ben. Kafama koymaya görün hele! =) ) tuttuğum notlarımı okudum. Daha önceki sınav sorularına da çarşambadan itibaren bakmaya başlayacağım. Hadi bakalım. Teorikten geçmişim gibi direksiyon derslerimi bile bir raya oturttum. Saatlerini belirledim ve bugün giriş belgelerimi aldım.

Cumartesi sınava girip sonrada hoopp yazlığa kaçıcam. Evet, bu fırtına ve yağmurlu havada deniz kenarına gidiyorum. Delüyüm kızım ben =) İşin gerçeği çok sıkıldım. Vizelerden, ödevlerden ve üstüme üstüme gelen her olaydan belki de İzmirimin sokaklarından. İzmirimden bile sıkılma raddesine geldim, düşünebiliyor musunuz?! İşte bunu yok etmek için benim kaçmam gerekiyor. Biraz buralardan uzaklaşmaklayım. En önemlisi de köpeciklerimi ve kediciklerimi merak ediyorum. En son VELET ile ayrılışımız tam bir dramdı (hatırlarsanız). Bu sefer o günü telafi edeceğim. Direk gider gitmez üçünü de bulup sarılcam, öpücem, hepsiyle bahçede yuvarlancam =) PURSAT sağımdan kafasını sokarken, CEVİZ solumdan beni yalamaya çalışacak ve VELET ah VELET! Kıskanç şey, CEVİZ’in önüne geçip “Beni sev, beni sev” dicek. Hepsini sevicem hem de sabaha kadar. Uff çok özledim çocukları yaa #)

Konu 2: Üstümde birini seviyim, öpeyim durumum var. Sıkıca sarılmak istiyorum. Kız erkek fark etmez =) Ama şimdi erkeklere sarılsam millet “Bu sapık”, kızlara sarılsam “Noldu Z.S?” dicekler. İnsanoğlu çok anlaşılmaz. Durup dururken sarılamaz mıyım? Üff buradan da sıkıntılıyız.

Konu 3: Çikom İstanbul’a, Göztepe maçı için gitti. Hem de pazartesinden! Maç mı? Maç çarşamba oynanacak. Abi işin kötü yanı adamda kitabım var. Ve kitaptan da yazmam gereken deneyler, ders notları vb. Çocuk bildiğin taraftar. Zaten benim gibi maç, basketbol hayranı ve deli izleyicisinin arkadaşı da Çikom gibi olmalıydı =) Helal olsun adamıma. Koçum benim (Hem kızar, hem söylenir hem de severim.). Çarşamba günü ATV den maçı izliyim diyorum. O kadar söz verdim Çikoma, totem yapıcam diye ve kazanmak için buradan onunla bir dua edecekmişim. İyi bari dedim maç başlayınca ara beni tam olsun ;)

Konu 4: İzmir’e yağmur, fırtına (aşk, tutku, ihanet.. =) ) ve toto dondurucu soğuklar geldi. Bugün kışın ilk kazağını giydim. Hem de annem bir şey demeden. “Oo Z.S, kışı getirdin sonunda.” dedi. Şaşırdı Hatun =) Anneler böyle şaşırtılmalı. Yoksa “Anne, bugün noldu biliyo musun?” şeklinde kapıdan girer girmez hayattan soğutacak haberleri vermekle değil ;)

9 Aralık 2012

Pislik Gibi Davranmak!


Biriyle gülüp eğlendiğim, biraz hoşgörülü davrandığım zaman insanlar hemen üstüme çıkmaya başlıyorlar. Geçmişi unuttum sanıyorlar. Bütün yaşadıklarımı, çektiğim acıları ve duyduğum lafları. Cool davrandığımda ise “Seviyeli” oluyorum. Neden hayatıma soktuğum her yeni insan, bunu bana yapıyor hiç anlamıyorum. Kim veriyor bunların eğitimini ya da kim söylüyor bunlara “Size iyi davranan insanları sömürün, çürütene kadar bu şekilde davranmaya devam edin!” diye. En basit olaylarda bile fikrimi sormadan karar almak ve buna uymamın beklenmesi! Neden uymak zorundayım ki neden?! Ben bir plan yapmışsam ve buna uymayacak olan varsa uymasın. Beni kendi planına uydurmaya çalışan olursa da sinir oluyorum. Ortak olan her fikre açık iken bambaşka bir fikir, bambaşka kararlar ve istemediğim insanların planıma dâhil olması!



Geçen senelerde tartıştığım hatta kavga etmeye zorlandığım olayı hatırlarsınız. Sevdiği oğlan benden hoşlandığı için günah keçisi ilan edilmiş ve onlar sütten çıkmış ak kaşık gibi davranırken ben siyahlar, karalar içindeymişim dibi davranılmış ve bende bunun sonunda her şeyi bitirmiş, özgürlüğümü yeniden hissetmiş ve mis gibi ruhumu arındırmış, bambaşka biri olmuş, yeni kararlar almıştım. Bu kişilerle yazın boya baskı stajında gene karşı karşıya gelmiştim. Neymiş efendim onların boyasını kullanmışım. Kaç yaşındayız biz Allah aşkına?! 3 mü yoksa 4 mü? Biraz büyüyün ya yeter artık biraz ufkunuzu genişletin. Bunu şehir gezerek değil beyninizin içinde yapın! O günde bunlar böyle köpürdü bağırdılar çağırdılar. Ben ise hiç istifimi bozmadan öylece duymamazlıktan geldim. Beynime sıçrayan kanları sakinleştirmiş ve ellerim, ayaklarım ne kadar sinirden titrese de en sakin halimle deneylerimi bitirmiş ve laboratuvardan çıkıp gitmiştim.

Aradan geçer 4 ay ve o üç kızdan ikisi, ERASMUS’a gider. Başka opsiyon seçerler. İçlerinden biri benimle aynı opsiyonda olur. Benim arkadaş grubuma girmeye çalışır. Hiç takmam hatta yüzüne bile bakmam. Kimseye bir pislikmiş gibi davranmadım. İnsanların hayata gelmelerinde bir amaç, bir yol olduğunu düşündüğüm için onunda amacı bu herhalde der yoluma bakarım. Böyle onu takmadığım, yüzüne dahi bakmadığım, esprilerine gülmediğim, her türlü tepkimi ortaya koyduğum günlerden bir gün bu kız yanıma gelip “Helallik istedi!”. Evet, bildiğiniz helallik!

Helallik neden istenir hadi soralım; ya ölüyorsunuzdur ya da buralardan gelmemek üzere çekip gidiyorsunuzdur. Hayır, kızımız hiçbir yere gitmiyor ve tabi ölmüyordu.

Ben hakkımı helal etmedim!
Etmemde!
Kimsin ki sen?
Hayatımın kaç ayının içine ettikten sonra senin vicdanın rahat etsin diye ben kabul edicem öyle mi?

Özür dilemek, pişman olmak ne kadar zordur bilirim. Kırdığın kişinin yanına gitmek bile insanın yüzünü kızartmalı, biraz utandırmalı belki sesin titremeli ama sen karşıma çıkıp “O gün halklıydım ama tepkimi aşırı verdim. Artık yüz yüze bakacağız, hakkını helal et!” dersen orda dur derim. Sen pişman değil misin, bu bir özür değil mi? Bütün bunların sonunda arkadaş çevremizde bir soğukluk, tatsızlık olmasın diye sana medenice davrandıysam bu benim kibarlığım ve terbiyemdendir. Yoksa sen kabarıyor ve seni affettim mi sanıyorsun? Hiç de affetmedim, ne özrünü kabul ediyorum ne de hakkımı helal ediyorum!
Ben bütün bunları yaşamışken etrafımdaki arkadaşlarım sanki bir şey bilmiyormuş gibi onu da benim planıma davet ettikleri an bitti!

O gün rahatlamak isteyen bendim, O değil!
O gün kafamı dağıtmak isteyen bendim, O değil!
Ve
O gün benim planıma dâhil olmak isteyenler planı bambaşka hale çeviremeyeceklerdi.
O gün benimdi sadece benim!

Evet, moralim bozuldu, yüzüm asıldı, sinir oldum ve bunu anlamış olmalılar. Ders bitti, gün bitti ve ben kaçtım. En yakın arkadaşlarımı aradım ve Meleklerimden birine hemen ulaştım. Bütün günümü onunla geçirdim. Arındım. Aklımdaki sorulardan uzaklaştım. Beni yiyen o sinir yok oldu gitti. Birde Özcan Deniz’in “Evim Sensin” filmini izledik ve duygu boşalması olarak ağladım #) Bütün haftanın sıkıntısı, stresi yok olunca çok hoş oldu, ohh iyi oldu =) Ne kadar film Özcan Deniz’in slowmotion işçi fantezisi boyutunda başlasa da bazı sahneleri beni çok etkiledi. Kore yapımında sonra buda iyiydi. Tavsiye edilir. Bugün Pazar. Bütün bu olayların üstünden geçmiş 2 gün ve ben bu 2 gündür Meleklerimle zaman geçiriyorum. Her daim beni anlayan, konuşmadan bile yanımda olduklarını hissettiğim Meleklerim =))

Onlar olmasa napardım bilmiyorum.
İyi ki varlar ve iyi yanımdalar.
İyi ki bir aramamla onlara ulaşabiliyor ve sadece yanlarında oturarak bile huzuru bulabiliyorum =)