babam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
babam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Ocak 2014

Hastayım

Gönül isterdi ki size yeni yılın gecesinde ilk yazımı yazıyım, size güzel dileklerimi sunayım ama olmadı.
Ben 2014’e hasta girdim ühü ühüüü =(((

Dünde “Sabahtan derse gideyim, cumada doktora gideyim.” dedim ama yok benim kafam kalkmıyor ki yataktan. Hemen annem ve babamın yoğun baskısıyla doktora gittim. Orda da ayakta beklerken başladı mı benim başım dönmeye! Allaahh duramıyorum derken kendimi görevlinin sandalyesine zor attım. Millet de bana tip tip bakışlar atmaya başladı. Yaşlılar deseniz kalk da ben oturayım modun da. Ölsem “Genç ona bir şey olamaz!” dicek! Sağlık ocaklarında ve aile hekimlerindeki bu yaşlıların davranışları ne olacak ya!

Her neyse baş dönmesi, mide bulantısı, ağrıyan kaslar, yapılan tahliller ile eve geldim. Bugün daha iyiyim (İlaçlar sağolsun.). Bakalım pazartesi günü öğrencem tahlil sonuçlarımı. 10-6 tansiyonla yaşayan ölüyüm herhalde #) Uff umarım kötü bir şey çıkmaz ve bende hayatıma devam ederim. Hiç sevmiyorum hasta olmayı, ilaç kullanmayı (Bütün gün uyuyorum sonra.), hayatı kaçırdığımı hissediyorum.

Neyse efenim bu gece daha iyiyim ve size yeni yazımı yazıyorum =))

2014 hepimize mutluluk, sağlık, huzur, daha az ölüm, kayıp, acılar getirsin.
Aşk kapımızı çalsın ve hiç bırakmasın.

xoxo

15 Aralık 2013

Babam İçin Kış


Malum kış mevsimine adam akıllı girdiğimiz (Bence PAT diye oldu) şu günlerde bizim ailede de kış hazırlığı başlamış bulunuyor. Benim için kış demek buz gibi, donmuş halde eve girdiğimde bol tarçınlı (Olmazsa olmaz) salep içmektir. Başka bir şey istemem. Dolu dolu insanı tokta tutan, tarçın ile kan şekerinizi de düzene sokan bu içecek, benim için kış demek =) Hava soğudumu alırım onları kutu kutu bir de sütü koyarım dolabıma. Sonra sabah akşam ne zaman üşüsem içerim. Yazın limonatayla yaşayan ben, kışında saleple yaşarım o derece seviyorum =))) Bunun yanında Doğadan’ın A,C,E vitaminli yeşil çayı ile Ginkgolu yeşil çayını da bu listeme ekleyebilirim. Ayrıca hazır kış gelmişken yaz boyu ördüğüm atkılarımı da takarım. Tabi olmazsa olmaz şapka koleksiyonuma da yenilerini eklerim.

Annem için kış demek kalın giyinmek demekken (Kazak, boyunluk, kaban, manto, eldiven, şapka ne varsa takar takıştırır.) babam için kış demek bayağı uzun bir liste demek ;)

Babamın listesine gelin bakalım;

1 Numara: Tavuk ve tavuk suyuna çorbalar. Çok bereketli yemek yapar babam =) Tavuğu haşlar onu sunar, suyuna çorbalar yapar. O çorbalar ama öyle boş olmaz. İçine tavuk diter, tereyağı koyar bazen de erişte ekler. Olur sana dopingli kış çorbası! Onu ye sonra yakmak için kaç saat koş, spor yap :D

2 Numara: Makarna ve bulgur pilavı. Favorimiz. Bizim akşam soframızın olmazsa olmazları. Diyet yaptığım günlerde inadına bana yaptırırdı. Bende kendimce yapardım hehee =)) Bi kere babamın mutfağıyla benim mutfağım farklı. Benim mutfağımda ya yağsız yapılır o makarna yani sosla pişer ya da çok az yağ konur (1 çay kaşığı kadarcık!). Babamınki öyle mi canım?! Bol soslu, bol yağlı yapar o makarnasını. Ondan da benim karışmamı istemez.

3 Numara: Salatalar. İşte işin en can alıcı yerindeyiz. Ben yeşillikli, bol limonlu severim ama babamın ekşiye alerjisi olduğu için limon koyamıyoruz. Koyarsak sirke! Onu da ben sevmiyorum. Öyle olunca ayırıyoruz. Vee tabi salataya konan yağ ile tuz. Babam bol yağ koyar, ben hiç ya da gene aynı 1 çay kaşığıcık. Tuz ise hiç kullanmıyorum ama yook bizimkiler “Tuzsuz bu.” derler koyarda koyarlar. Böyle durumlarda babamla gene ayrılıyoruz.

4 Numara: Ceviz, fındık, fıstık ve kuru üzüm. Hatırlıyorum da ilkokula gittiğim yıllarda okul önlüğümün cebinde hep kuru üzüm olurdu =))) O kadar çoktu ki derste yer, sıra arkadaşım Nermin’e de verir, ondan başkasına sınıfın yarısını beslerdim yaa hahaaa :D Çok yerdik çookk =)) Sonra annem önlükleri yıkarken ceplerimi kontrol etmediyse s*çtık! Yapış yapış olur o hadi bakalım yersin azarı. Ama benim suçum yoktu ki. Babam gelir önlük cebine “Üşüme kızım.” deyip koyardı. Her gün kona kona o cep davul olurdu =)) Ulen ne manyaklık. Sınıfça “Ye babam ye mod” =) Bu yaşıma geldim babam hala aynı. Neyse ki dar paça pantolon giyiyorum da bahaneyle “Yok baba sağol, yemicem.” diyebiliyorum. Diyet yaptığım zamanda babam resmen karşıma geçip bir kocaman kavanoz cevizi yiyordu #) Tabi karnınız açsa, otobüs beklerken daha da acıktıysanız cebinizden çıkan kuru yemişler o kadar tatlı gelir ki. Bunu da es geçmeyelim ;)

5 Numara: Bal, tahin & pekmez. Kilo aldırıcı bir besin grubu daha. Allahım kavanoz kavanoz. Bıraksan eve depo yapacak “Yiyin yiyin.” diye =))) O bal ne zaman alınır da ne zaman biter, yeni kavanoz ne zaman alınır hiç anlayamadım! Ya evde akşam cini var ya da hepsini babam kendi yiyo hmm O.o Benim ise şu hayatta dayanamadığım şeylerden biride tahin pekmez ama yedikçe de kilo yapan bir şey bu! Sınanıyorum valla sınanıyorum. Sonra bahara girerken kiler, mutfak temizliği yaparken “Bu kadar kavanoz nerden çıktı acaba?” diye sorar Z.S. Nerden çıktı acaba alla allah çok ilginç?! :D

Bunların hepsi babamın Denizlili olmasından dolayı. Soğuk yerde yaşaya yaşaya bu şekilde beslenmesi normal tabi.

Şimdilerde kış geldi ya artık bizim ev bunlarla dolmaya başladı.
Dünkü kahvaltıdan sonra bunu kesinkes anlamış bulunuyorum.
Hadi bakalım bu kışı da kilo almadan geçir Z.S.

İyi Haftalar

xoxo

6 Kasım 2012

Tatil Güncesi ...8 (Part1)

Hafta sonları mümkün oldukça şehirden kaçıyorum.
O hareket, o ses, o yoğun insan kalabalığı…
Bazen o kadar çok üstüme üstüme geliyor ki patlayacak gibi oluyorum.

Geçtiğimiz hafta sonu 3 günlük kaçtım gene yazlığa. Annem, babam ve ben. O gün dersler nasıl geçti anlatamam. Su gibi suuu =)) Bir anda akşam oldu ve ben bir sırt çantasıyla (Evet, o meşhur çantam) direk uçtum yazlığa. Biz yola çıkarken hava kapalıydı hatta bi yerden sonra öyle bir yağmur yağdı ki acaba dedik gitmesek mi ama 20dk sonra da yazlık da olcaz hani öyle bir konumdayız. Neyse dedik soğuk olursa eve girer, açarız ısıtıcıyı otururuz. Nasıl olsa kazak atkı falan her şey var evde =)

İşte biz böyle düşüne düşüne eve vardık ama ne varma. Öyle bir yağmur yağıyor ki arabadan çıkamıyoruz. Gök öyle bir gürlüyor ki sanki yer yarılcak! Kapı ile aramızdaki mesafe ise 1 metre ama çıkamıyoruz derken ben “Hadi kızım, bu kadar geldin erimezsin.” deyip attım kendimi dışarı ve kapıya gittim(başardım =)))). Sokak lambaları, yağmurdan sönmüş ondan evin kapısını göremiyorum ee durum böyle olunca anahtarı da sokamıyorum derken “Hadi be Allahım” dedim “Bana yardımcı ol, o kadar yol geldim. Yapma bunu.”  işte o an bir ışık parlaması oldu ve ben kilidi gördüm, açtım. Sonrada “Teşekkür ederim.” dedim (aramızdaki samimiyet tavandır çaktırmayın ;)) ve GÜM bir gök gürledi amaaaa artık onu ben “Bişi değil” diye algılamak istiyorum #)

Öyle böyle eve girdik ve ana! 5dakika sonra hava açtı. Öyle bir açtı ki hafta sonum güneşler içinde geçti (Demek ki garezi yoldaki bizeymiş.). Sıcak, bol oksijenli ve sakin… Eşyaları içeri taşıdıktan sonra annemle beraber denize bakalım dedik tabi saat akşamı geçip geceye geliyordu. Sitede kimse yok gibi bir şeydi. Biz böyle sessiz sessiz yürürken karşıma kim çıktı dersiniz? Benim VELET im =))) Siz VELET’i bilmiyorsunuz (Soldaki fotoğrafta o var.). O benim manevi köpeğim. Yazın kumsalda tanışmıştım onunla. Gelip gelip şezlongumun yanına yatıyordu. Her şeyi yemiyor sadece etli sandviç yiyordu. Hatta bi gece kafeteryada adamın biri ona kızmıştı. Kızma sebebi de neden ayak altında yatıyormuş?!(Ey Allahım sen insanlara akıl, fikir ve geri kalan eksik gördüğün şeyleri ver). Direk adama kızmıştım. Niye hayvana bağırıyorsunuz, bide küfür ediyorsunuz, insanlar var ayıp oluyor demiştim. Sonra hızımı alamayıp hayvan yattıysa yatmış, sizde önünüze bakarak yürüyün o zaman demiş masama dönmüştüm. İşte bu köpek ki adının VELET olduğunu bilmiyor. Sadece komutlardan anlıyor. Kendisi bir Beagle yani eğitimi zor, başına buyruk götüne kuyruk modun da takılan, avcı ama çok sevimli hatta çok akıllı bir köpek ;) İşte VELET ile böyle tanıştım ben ve o ara ara benim eve gelip gitmeye başlamıştı derken şimdi sezon kapandı ya kimse yok yazlık da diye bana sarıldı garibim. Beni görünce bir koşuşu var ama görmelisiniz. Kulaklarını sallaya sallaya. Bacaklarıma falan yapıştı. Çevremde döndü. Bende umarım onunla karşılaşırım diye cebimde ödül bisküvimle geziniyordum. 

Hemen verdim bi kaç tane derken PURSAT diye seslendim(Sağdaki fotoğrafta o var.). Önce ses çıkmadı. Sonra bi daha annem seslendi derken PURSAT da yan evden çıktı. Garibim oradaki divana uzanmış, öylece yatıyormuş. Onunda bir gelişi var ki VELET ’den farklı değil. PURSAT’da av köpeği ve cinsi kurzhaar. Kısa tüylü, en dayanıklı ve en zeki av köpeklerinden ;) Hemen ona da bisküvi verdim. Sonra annemle sitede yürümeye başladık. Biz gidiyoruz bunlar yanımızdan arkamızdan geliyorlar. İki gidiyorlar hemen arkalarına bakıp biz ordaysak yanımıza geliyorlar derken eve döndük. Hadi dedim eve gidin yemek vercem size. Evi de öğrenmişler. Önden gidip bakıp gidip bakıp eve vardık ve ben onlara getirdiğim mamalardan koydum. Sonra oyun, sevme derken bizim verandada geceyi horluya horluya geçirdiler =)

Bu part1 olsun. Diğer yazımda CEVİZ ile başlayalım ;)

NOT: Fotoğraflar şahsım tarafından çekilmiştir.

17 Eylül 2012

Tatil Güncesi …7

Eylül ayına geldik ve ben hala “Tatil Güncesi” yazı dizime devam ediyorum.
Yuh kızım ya yarın bölümün açılıyor ama sen hala tatil modundasın diyebilirsiniz evet o moddayım ha nolmuş ha nolmuş =)
Şaka şaka takılıyorum size ;)

Bir yandan da doğru. Yarın bölümüm açılıyor ve aynı gün kayıt olayımız var. Klasik Ege Üniversitesi saçmalıklarıyla baş başayız anlayacağınız. Allah bütün Ege Üniversitesi’nde okuyan öğrencilere yardımcı olup, sabır versin amiinnn =) Günlük duamdan sonra size denizi anlatıyım durun, özleyenler kıskanacak şimdi ama o kadar gitmişim girmişim ++ güneşlenmişim anlatılmaz mı şimdi =)

Cumadan annemlerle direk her birimiz bir çanta hazırlayıp yola çıktık ve gittik. En son “İkinci bir emre kadar sırt çantamı boşaltmıyorum!” demiştim ve ben o çantayla Bandırma’ya anneannemin yanına gitmiş sonra yeniden yazlık derken 8 gündür fermuarları açılmadan odamdaki köşesinde beklemekteydi ve kısmeti geçen cumayaymış ;) Şimdi yeniden söylüyorum ki:

“İkinci bir emre kadar sırt çantamı boşaltmak yasak!”

Bir saat sonra yazlıktaydık. Deniz nasıl güzel nasıl güzel anlatamam. Böyle dalgası yok, berrak ve tertemiz. Çarşaf gibi derler ya hah işte öyle aynı çarşaf gibi ;) O gün geç olduğu için giremedik ama cumartesi sabahı ilk işimiz bahçede oyalanmadan direk gitmek oldu. Gir babam gir, yüz babam yüz keyfini sonuna kadar çıkardık. Size daha önce tatilin keyfini asıl annemle babamın çıkardığını anlatmıştım şimdide onlara uydum, iyiydi =)) Hazır fırsatını bulmuşken bikini izlerimden de kurtuldum ohh yarasın bana =) Yaz boyunca insan arkadaşlarıyla dalıp çıktıkça pek adam akıllı izini yok etmeye fırsat bulamıyor. Şimdi sakin sakin kumsalımda rahat rahat kitabımı okuya okuya güneşlendim =) Kırmızı bikinililere yazın ortasında kızıyordum ya, gittim kendime kırmızı bikini aldım hehe =)) Böylede pek bir seksi olunuyormuş onu anladım. Ayrıca insanın duruşu falanda değişiyor hani benden söylemesi. Şöyle kan kırmızısı falan ouvv ;)

Yüzmenin dışında evimizin sarmaşık güllerini düzenledim. Nasıl büyümüşler onlar öyle ya. Çok değil sekiz gün önce budamış ve şekil vermiştim. Şimdi baktım da uza uza gitmişler bir adam boyu kadar! Direk kırmadan asıl yollarına döndürdüm. Hedefim bütün verandayı sardırmak (hadi bakalım).

Bunun dışında manevi kedim büyümüş (Solda fotoğrafta siyah-beyaz olan). Kocaman olmasa da “yavrimu” olan kedim ergen bir kız olmuş hem de sekiz günde! Bizim kuşumuz var biliyorsunuz ve kedi beslemek ne kadar tehlikeli onu da ben biliyorum. Her şey bizim evin önüne su koymamla başladı (severim hayvanları beslemeyi). Bir gün büyük bir kedi, yavrimum su içerken geldi ve bunu ittirdi. Bu da bir şey yapamadı derken babam kalktı ayağa ve o büyük kediyi kovdu. Sonra yavrimu geldi ve suyunu rahat rahat içmeye devam etti. Bir yandan da bize bakıyo derken bir başka büyük kedi geldi ve buna gene aynı şekilde davrandı. Bizimkinin ilk tepkisi direk bizim verandamıza koşmak ve bizim arkamıza sığınmak şeklinde oldu (cine bak sen!). Biz ise bozuntuya vermeden gene yavrimuyu koruduk. Eğer bir yavruyu böyle korursan kendine bir güveni geliyor ki anlatamam. Arkamda kapı gibi bunlar var deyip kabarıyorlar =) Bizimki de aynen böyle yaptı ve bir sonraki büyük kedi saldırısında kabardı velet ve buna kötü davranan kediyi kovdu! Bizde ödül olarak ona sütlü ekmek verdik (ödüllendirilmeli ki devamı gelsin). Olay bu şekilde devam ettikçe yani o bizden güven aldıkça biz destek verdik ve sonunda bu bir gün kardeşlerini çağırmaya başladı. Koca kaptan yiyeceğini yiyip su deposunun üstüne çıkıyor ve tuhaf bir miyavlamayla kardeşlerini çağırıyor ki onlarda yesin (soldaki resimde her renkli olanda kardeşlerinden biri). Garibim onlar yesin diye az yiyor gece ise verandada oturan benim yanıma gelip bana yarım açıyla bakıyordu. Hani açım bana bir şey ver dercesine. Bende veriyordum derken tatili bitirip eve döndük. İşte bu gidişimizde baktık kedi falan yok! Babam “Gitmiştir o. Meskenini ve alanını bulmuştur.” dedi. Üzüldüm önce sonra belki görürüm ya nereye gidecek ki dedim. Akşam oldu sofrayı hazırlıyorum Ana! Karşıdan biri telaşlı telaşlı geliyor. Siyah-beyaz boncuk gözlü bir velet! Bizimkiymiş, yolun altından koşa koşa geliyormuş =) Yerim onu ben ya. Hemen ona et, süt güzel bir tabak hazırlayıp koydum derken şu iki günlük tatil kaçamağımda onunla baya bir vakit geçirdim. Biz yokken de evimizi sahiplenmiş. Bahçemizin her yerini temizlemiş (böcek avlıyor), kendine yatacak yeri bulmuş (saksı içi ve verandadaki şark köşesi) sonra ki en güzeli bence bu; eve başka kediyi ya da hayvanı yaklaştırmıyor hehe =)) Bi gözüme girdi bir gözüme girdi anlatamam. Karar verdim ona ödül olarak bu gidişimde kuru mama alıp vericem ;) İyice bağlansın da sahiplensin bizi. Vahşi falan ama beni görünce kaçmıyor tabi kendini sevdirmiyor.

“Hayvana hayvan gibi davranacaksın!” derim ben.

Yani onu insan gibi düşünmeyeceksin. Eğitirken de beslerken de yaşarken de. O hayvan, sen ise insansın. İkimizin de içgüdüleri aynı gibi görünse de karar almada farklılaşıyoruz. En basitinden bizim kedi mesela (hemen de bizim oldu =) ) miyavlayamıyor tuhaf bir ses çıkarıyor. Ben napıyorum aynen karşılık veriyorum. Böyle hayvani duygulara da sahibim artı bekârım, arabam ve evim var. Hatlar karıştı. Bu izdivaçta oluyordu dimi #)

Konuyu tatilime bağlarsam aklınız varsa hemen denize gidin derim ben ;) Coğrafya derslerimizden ne öğrenmiştik? Denizler geç ısınır geç soğur. O zaman neymiş eylül ayı denize girmek için HARİKA zamanmış. İkinci bir emri unutmuyor ve size bol denizli günler diliyorum.

NOT: Fotoğraflar şahsım tarafından çekilmiştir.

14 Temmuz 2012

Tatil Güncesi …2


Bu tatilin kıymetini en çok annemle babam biliyor herhalde. Sabah saat 8 de kalkıp ki babam 7 de kalkıyor önce bahçedeki fazla otları temizleyip annemin gözetiminde çiçek ve ağaçlarla ilgilenip hemen denize gidiyorlar. Artık ondan sonra hayatları hep orda zaten. Ben mi?! Ben anca 10 da kalkabiliyorum. Kahvaltı derken saat 11 i buluyor ee sonrada öğle atıştırması giriyor ki öğlen bir şey yemezsem güne iyi devam edemiyorum =) Sonra bende onlara katılıyorum ve yüz yüzebildiğin kadar, güneşlen derken de iki günde bir kitap bitti.
Hâlbuki ben o kitabı yavaş yavaş okurum diyordum ama kitapta güzelmiş bir de burada insan, internet ve televizyondan uzak olunca çok güzel arınıyor ;)



Bütün bunların yanında geçen gün naptım daha doğrusu naptık biliyor musunuz; abimle balığa gittik =)) Aslında her şey abimin balık tutma isteği ve rahmetli dedemden kalan balık malzemelerinin birleşmesiyle patlak verdi. Malzeme dediğime bakmayın siz aman allahım aklınıza gelen gelmeyen her türlü şey vardı o kutuda. Sahte büyük balıklar, küçük balıklar, boy boy misinalar, ağırlıklar, ağlar sayamadığım ve hala ne işe yaradığını anlayamadığım bir sürü küçük şey =)) Bütün bunların içinden işimize yarayacağını düşündüğümüz iki güzel oltamızı ve sahte balıklarımızı da alıp gittik denize. Ee biz gittik de denizde hafif de olsa dalga vardı birde bir aile denize hala giriyordu. Bunun üzerine bizde kumsaldan ayrılıp kayalıklara gittik. Sizin bu rahat arkadaşınız hemen kayalıklara hasırını serdi (popom rahat edecek kardeşim =) ) ve oltasını atıp beklemeye başladı. Bizim hesaplayamadığımız şey dalgalar bize doğru olduğu için oltalarımızı ne kadar uzağa da atsak dönüp dolaşıp yanımızda bitiyordu. Bunun üzerine gel abi dedim iskeleye çıkıyoruz. Bizim buradaki iskele öyle tahtadan değil. Bidonlardan yap-boz gibi birbiri içinden geçirilip oluşturulan ve derinlere kadar uzanan bir iskele. Bir gün iskelede güneşlenirken yapan firmanın sitesinin adresini de almıştım niye aldıysam =) Abimle iskeleye çıkıcaz ama dalgalardan çıkamıyoruz ki =) Sonunda ben bir şekilde çıktım. Tam çıkarken sol terliğim ayağımdan çıkıyordu son dakika fark edip tuttum. Ardından abim çıktı ama o terliğini tutamadı ve terlik çıktı ayaktan =)) İskeleye zor çıkmamızın sebebi işte iskele yap-boz gibi birbiri içinden geçiyor ya her sudaki hareketle bir aşağı bir yukarı hareket ediyor ve sabit iskelelerdeki gibi üstüne çıktığınızda dalgaların çarpmasıyla ıslanmıyorsunuz. Tek dezavantajı, sizi tekne tutan biriyseniz ilk seferde başınız dönebilir ve miğdeniz bulanabilir. Bunun dışında çok mantıklı bir iskele, onayı verdim ;) Biz bütün bu zorluklara rağmen iskeleye çıkabilmeyi başardık. Gene açtım hasırı ve en uca oturdum tabi abimde yanıma.
Attık oltalarımızı ve bekledik balıkları. Bütün bu gün batımı, balık tutma olayı derken havanın benim hesaplarıma göre 3 dakika içinde kararması gerektiğini söyledim ve dediğimde oldu ve hava bir anda karardı. Hadi bakalım toplanalım dedik ama dalgalar büyümeye başlamıştı. Hasırımı toplamaya çalışıyorum abimde boşver gidelim diyo bende hayır efendim bu şey toplanacak diyorum =) Bi de belimde çantam var ki içinde telefon, cüzdan, ev anahtarı hatta İzmir’deki evimin bile anahtarı var. Bence başımıza bir şey gelse mesela orada mahsur kalsak birini arayabiliriz ama abime göre düşersek telefon ve her şey gider. Bence yüzüp kurtulabiliriz ama abime göre mayomuz yok ee çantama su değerse gene her şey gider. Bence, ama olsun kurtulduk ya sorun olmaz ona göre giden gittikten sonra yüzüp çıksam nolcak gibi cümlelerle konuşurken ben her şeyi topladım ve çantalarımı (hasır + suların bulunduğu ve kişisel çantam) boynuma kadar çektim, şapkam ıslanmasın diye onu da kafama taktım (gecede olsa o balıkçı şapkası takılacak yani =) ) ve ikinci terlik vakası yaşamamak için terliklerimi de elime aldım ve bir hızla iskelenin ucuna geldim. Dalgaların geri gitmesiyle atladım suya ve hemen karaya çıktım. Neyse ki kısa şort giymişimde ıslanmadım. Sağ salim karada olduğumu anladım ve arkama döndüğümde abimin elinde balıkçı çantamızı gördüm hemen bir koşu onu da aldım ve abimde ikinci terlik vakası yaşamamak için oda terliklerini eline aldı ve atladı kurtulduk =))

Sonuç mu?! Gecenin sonunda ben hiç bir şey yakalayamadım ama abim bol bol yosun yakaladı #)

Şimdiki hedefimiz sanırsam zıpkınla balığa çıkmak. Merak etmeyin o kocaman kutuda onunda malzemeleri var ;) Benim asıl korktuğum konu hayır hayır vurgun değil şimdi bizim koyun sağı Çeşme/Alaçatı, solu da Yunanistan’ın Adası. Sonuçta rüzgarda Alaçatı’dan adaya doğru esiyor. Valla bizde akıntıyla Yunanistan’a varmayalım =D Olur mu olur yani. İkimiz beraberken başımıza gelmeyen şey kalmıyor çünkü. Türkiye & Yunanistan arasında iki kardeşin olayı haberlere falan çıkar aman allahım tam komedi =)) En iyisi araya birkaç hafta koyalım da ondan sonra balık avlayalım.

Bu arada aranızda iyi balık avlayabilen varsa bana birkaç ipucu verebilir mi? =))

NOT: Fotoğraflar şahsım tarafından çekilmiştir.

21 Ağustos 2010

Çocukluk Düşleri

İşte en güzel yazım.Bu yazımı öyle birine itaf etmek istedi ki kalbim,okuyamasa da hisseder belki...Okudukça ağladığım tek kişiye...


Seni seviyorum...


NOT:Lütfen okumadan önce "babam ve oğlum-çocukluk düşleri" şarkısını indirin...


Yüzüne söylemek isterdim şimdi yazacaklarımı ama olmadı. artık imkansız zaten.yaşananlar ve yaşantılar ne kadar da hayatları değiştiriyo demi.dün burdaydın ama şimdi yoksun.Ve burda tek güçlü olan benim.Her gün yüzümdeki yalancı gülümsemeyle sana verdiğim sözü yerine getiriyorum.Bunu isterdin sen,başka şeylerde isterdin ama yapamadım olmadı;gerçekleştiremedim.beni düşünür müydün bunca yıl ya da küçüklük anılarımın dışında beni hatırlar mıydın???en sevdiğim rengi,kokuyu,oyuncağı ve yeri bilir miydin??? Hayallerimi,düşlerimi,geleceğimi sormayı düşündün mü? O katı bedenin altındaki yüreği dinledin mi hiç? Onu konuşturdun mu ya da ona kulak verdin mi? Yaşananlara değer miydi? Şöyle bi geçmişe bak. Bak ki hataları gör. Sen sadece beni yakmadın benle beraber herkesi de yaktın. Alevin öyle büyüktü ki yaşananları kül etti ve güzel olan herşey çocuklukta kaldı. Kokunu bile unutmuşken yeniden karşıma çıktın,korkularım olmuştun. Bununla yüzleşmek ne kadar zordu bilemezsin. Ama tam yenerken sen herkesi bırakıp gittin. Yani gene kendince kaçtın. Bıraktın herkesi...Nasıl yaptın bilmiyorum gene arkandan herkes sana saygı duydu. Yani kendini uyguladın.Sana yakışan ve seni sen yapan şeyi...Böyle olmamalıydı.Vedalaşmadın bile benimle...Yalnız çıktın kapıdan geri gelmedin bi daha,ben anladım ama içimdeki ürperti peşimi bırakmadı,yalanlar beni sana getirdi.Biliyo musun seni hala görmeye gelmedim.İnanmamazlık ve bu boşlukta ki eksiklik hala beynime oyun oynuyo.Hatıraları buldum geçen gün,aldığım yere yeniden koydum sanki geri gelip alcakmışsın gibi...İmkansızı oynuyorum bu aralar.Başım yastığa değdiği zaman akan bir kaç damla yaşı ve koca evdeki yalnızlık...İşte bunu sen yazdın,eminim her şeyi planladın,hep böyleydin ki sen planlı,disiplinli ve katı.Beyaz saçlı değildin,yanakların da tombul değildi ama o sendin...İnsanın kokusu siner derlerdi de inanmazdım.Şimdi bütün eşyalar da kokun var...



Seni unutmayacağım...

16 Temmuz 2010

Kafam Güzel, Herşey Güzel

Bu gece babamla içtim.Daha öncede yapmıştım ama bu kadar güzel olmamıştı sanırsam. Kaç şişe devirdik bilmiyorum ama baba - kız içmek garip bir duygu. Üstümde salak bir gülümseme ve hafiflik var. Bu yazıyı yazarken bile dans ediyorum. Sanırsam sarhoş oldum =))) Fona da koydum "Lena - Satellite" şarkısını. Onunda klibinde yaptığı gibi kollarımı savuruyorum sağa sola. Şu büyük kulaklıklarımı taktım ki kimse rahatsız olmasın ;) Onlara dokunuyorum iki elimle ve yatağımda zıplıyorum gecenin bi saatinde =)) Ee tabi dizüstü oldu bana yatak üstü =)) "Zıpla zıpla ya da kop kop yaz" yaptım şimdi.

Yarın yola çıkıyorum ve kesinleşti 2 hafta yokum =(( Üzüldüm mü? EVET! 2 hafta çok sanki biraz.

Bak aklıma geldi şimdi: Kaç gündür spor yaptığımı söylemiştim. Şimdi birayla yalan mı oldu acaba yaktığım kaloriler?! Bira göbeği yapmayalım babamla da başla bi şey istemez. Şahsen babam spor adamıdır ama bana öğretemediği bir sporda başarılı: Masa Tenisi.

Oynayamıyorum kardeşim. Beceremiyorum işte. Kimler denedi ama yok. Kanımda da olsa beceremiyorum işte. Lise zamanlarında, tatillerde, kumsalda ve üniversitede. Her yerde denedim ama oynayamıyorum. Bu zamana kadar kaç ampül kırdım hatırlamıyorum bile #) En iyisi bırakmak dedim ve bıraktım bu spor dalını. Oynayanları izlemek daha başarılı, eğlenceli. Ayrıca beceremesem de kenardan taktik vermek ayrı bir zevk ;)

Eğlencenin son noktalarındayım ama durmaya niyetim yok. Birazdan arkadaşlarımı arıcam =)) Bu gece şu bi kaç gündür yaşadığım yoğun iş temposundan kurtuluşumu kutladım sanki =)))

Herkese Bol Çakır Keyifli Geceler =)))