17.08.2013 Tarihli yazımdır.
NOT: Fotoğraflar şahsım tarafından çekilmiştir.
Ö. ile buluştuk ve beraber Frankfurt Hbf’a gittik. Almanya’nın
gündüzleri uzun geceleri kısa. Yani saat 21:00 bile olsa hala hava aydınlık
hala gündüz gibi. Türkiye’de annemlerle Skype yaptığımızda bunu onlara söyledim
ama inanmadılar. Sonra bilgisayarı alıp onlara gökyüzünü gösterdim. Teknoloji
işte =))
Frankfurt’a gidişimiz tam bir eğlenceydi. Trenimizi bekledik
ve bu sırada Ö. hediyelik birkaç şey ile yiyecekler aldı. Trenimiz geldi ve
bindik. O, aldıklarını yerken bende durakları yazıyor ve etrafa bakınıyordum.
Mainz - Frankfurt Hbf arası 1 saat iken bizim ineceğimiz durakla aramızda 15dk
daha vardı. Git Allah git bitmiyor gibi geldi bir an. Sonunda F. Stadion’a geldik
ve metroya kimler bindi dersiniz? “Eintracht Frankfurt” taraftarları! Bordo -
Siyah renkleriyle tam bir taraftar grubu. O gün maçları varmış ve sanırsam
yenmişler. Yalan olmasın eve gelince bakmadım maç sonucuna ama sevinçlerinden
yendikleri anlaşılıyordu. Tren bir anda taraftarlarla dolunca millet balık
istifi oldu. Herkes birbiriyle vıcık vıcık. Kaç gün sonunda Almanya’nın da
trenlerinin kalabalık olduğunu görmüş oldum, sevindim =) Gelelim olaya. Benim gibi
taraftar sevdalısı, Galatasaray aşığı birinin Alman hatta o meşhur Alman
taraftarlarıyla karşılaşması çok güzel oldu. Vagonun bir tarafından “Ein!”
diyorlar bizim vagon “Tracht!” diyor. Sonunda her iki tarafta aynı anda “Frankfurt!”
diye bağırıyor! Vee olay şimdi geliyor. Zıplıyorlar!! Ay evet zıplıyorlar yahu.
Trende!!! Otobüsteki etkiyi bilirsiniz denk geldiyseniz şimdi bunun kaç katını
trende düşünün! Alman bi amcada bana bakıp bakıp gülümsedi. “Sende mi
taraftarsın?” dedi. “Yok.” dedim “Ben Galatasaraylıyım.”. “Aa ben senin
bilekliğine bakıp Almansın sandım.” dedi. Size itiraf; bende bi ara “Tracht!”
dedim =)) Aradan kaynamışta olabilirim hehee =)) Biz böyle bağıra bağıra ineceğimiz
durağa geldik. Hep beraber indik. O kalabalık aynı anda sokaklara daldı. Konstablerwache
durağının içinde Türk manavlar var. İnince üzüm, elma gibi meyve satanlarla karşılaşıyorsunuz.
Oradan buradan yürüyen merdivenlerden derken Frankfurt’un en ünlü alışveriş
sokağına çıkmış olduk. Almanya’da mağaza ve dükkânlar akşam 8 oldu mu kapatıyorlar.
Hal böyle olunca da apar topar birkaç mağaza gezdik ve Ö. ye H&M den çok
tatlı birkaç kez katlanan güneş gözlüklerinden aldık. Ben bir şey almadım. Benim
için o gün nerde ne var günüydü. Daha çok alışveriş yapan arkadaşa yardımdı
benim işim ;) Ö. Frankfurt Main Tower diye bir yer olduğunu ve gece şehri
izlemek istediğini söyledi. Ve biz bu şekilde o kuleyi aramaya başladık. Sormadığımız
insan kalmadı. Bide Burger gibi yerlerin yanında (Hani evrensel yer dersiniz.)
çoğu dükkânlardaki insanlar İngilizce bilmiyor. Yol tarif edemiyorlar. Sonuçta
Almancaya ihtiyaç duyuyorsunuz. En sonunda taksici bulduk. O sağolsun bize oranın
bu saatte kapalı olduğunu ve açık olduğu saatleri söyledi. Bu şekilde gece
manzaralı Frankfurt hayalimiz suya düşmüş oldu. Biz binayı araştırırken saate
bir baktık 21:45 olmuş bile (En geç kapanan yer. 22:00'da kapanıyor.). Hemen Rewe bulmaya yola çıktık. İçkimizi alıp eve
gidecektik derken orasının da kapalı olduğunu gördük.
Oraya kadar koş, yürü,
sor evreleriyle susamışlık birleşti.
Uff puff diye yürürken birde ne görelim o
gün Frankfurt Apfelwein Festival varmış hem de sondan bir önceki günmüş.
*Elma şarabı biraz ekşi hatta sert ama genzi yakmıyor. Benim gibi ekşiyi seven biriyseniz beğenirsiniz.
İlk birbirimize
baktık ve hemen festival alanına daldık. Kaç günün sonunda festivale denk
gelmek güzel oldu. En güzeli ise plansız eğlence olmuş oldu =) Sahnede bir grup
vardı ve İngilizce, jaz, Almanca, Latince şarkılar söylüyordu. Sahnenin önünde
kendinden geçen teyzeleri izlerken ben ortamı, sahneyi videoya almaya başladım
ve sonunda kendimi de dans ederken buldum hobaa!! Turistsen turist gibi olacaksın
arkadaş ;) Sonra sarhoş bir amcanın bana gözleri kaymış bakışlarını yakalayınca
Ö. ile bir masa bulup oturduk.
Alman bir çift karşımızda sözde kumpir olan
patateslerini yemeye çalışıyorlardı. Öyle yumruk büyüklüğünde
patatesin içine
konulan yağ, kaşar ve sosisle kumpir mi olur?! Türkiye’ye gelsinler kumpiri görsünler
“Kafam Gibi” =D Hemen birkaç fotoğraf çektik. Sahnede şarkı söyleyen gruba
eşlik ettik. Pink – Raise Your Glass’ı söyledikleri sırada “Raise your glass!” yerine
gelince ben bardağımı kaldırdım. Ben kaldırınca Ö. de kaldırdı sonra bir Alman
daha ve bi baktım şarkının nakaratında herkes bardağını kaldırıyor heyooo =)) O
şarkıda bu yapılmalı zaten, bilmiyorlar yok yok ben öğrettim onlara ;)
Son şarkıyla bizde kalktık, depozitolu olan içkilerimizden
paramızı aldık ve metroya binip (Bunu anlatmazsam içimde kalır. Şimdi biz Ö.
ile metroya indik yürüyoruz derken önümüzden fare geçti! Küçüktü ama kuyruğu
kendisinin iki katıydı. Yabancıların şu temiz pis olayını tam anladıklarını ve
benimsediklerini düşünmüyorum. Bizde olsa kimler kimler suçlanır.) eve geldik. Artık geldiğimizde gece 00:00’ı geçiyordu ve
biz açlıktan ölüyorduk =( Ama sözümüzde durduk. Ben makarna, ekmek ve salatalıklarımı
alıp geldim, Ö.de hemen etleri pişirdi. Gecenin bir saati yemek yedik, fotoğrafları,
videoları bilgisayara yükledik. Konuştuk, güldük ve eğlendik.
İnsanın yalnız olması güzel evet ama eğlenceye gitceksen
yanında biri olacak. Anılarını paylaşacak birine ihtiyaç var. Bence biz Ö. ile
iyi anlaşacağız. Bu gece bunu hissettim. Şimdi saat gece 3. Yatmam gerek. Bu dolu
mideyle nasıl uyucaksam?! #) Yarın Pazar “Ölü Gün” ama olsun. Buluruz yapacak
bir şeyler ;)
xoxo
NOT: Fotoğraflar şahsım tarafından çekilmiştir.



