perşembe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
perşembe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Mart 2014

İş Mi? Güç Mü? Yoksa Ben Öldüm Mü?


Size çalışmaya başladığımı söyledim mi ben? Hmm söylemediysem yoğunluğuma verin lütfen. Söylediysem de kafamın dağınık olmasına. Evet dostlar kadınlar erkekler, çalışmaya başladım ben. Hem de mesleğimle ilgili bir fabrikada. Hocalarımın “Çalış Z.S., çalış deneyim kazan.” demelerine sonunda kayıtsız kalamadım ve bir fabrikada Tekstil Mühendisi olarak işe girdim. Evet, biraz yoğun günler yaşıyorum. İş & Ders & Bölüm işleri derken kendime zaman ayırmak zorlaşıyor. Ama bütün bunların yanında işe gitmeyi seviyorum. Aslında eve gelip yatışacağıma beş saat de olsa gidip öğleden sonramı değerlendiriyorum. Stres, çalışma temposu, insan ilişkileri, siparişleri yetiştirilen ürünler, yapılan üretim planlamaları, kalite kontrol derken iyice ofisi benimsedim. Zaten benim bölümünden mezun arkadaşlarımda var. İyi oluyor, günler verimli geçiyor ;)

Perşembe günü geldi ve biz Nazlı’nın nişanına gittik. Çok güzel olmuştu arkadaşım benim. Dersten çıktım, eve geldim, hızlıca hazırlandım. Hazırlanmak da nasıl hazırlanmak ama hahaaa =)) Günler önceden sıkı diyete gir, spor yap, koş, popoyu sıkılaştır kiiii o dar elbiseye gir Z.S. ;) Sanırsın nişan, kutlama benim hahaaa =))) Son gün olunca da saç, makyaj derken kendimi çok beğendim ve diyetime devam etmeye karar verdim. Malum son senem ya artık durmadan kutlama yemekleriydi, düğünlerdi, mezuniyet balosuydu osuydu busuydu derken ben şimdiden formumu koruyayım arkadaş!

Nişana dönersem, giyindim çıktım evden ama mekân Urla’da! Navigasyonum olmasa kaybolabilirdim. Saat 19:00 civarı otoban bomboştu! Tekerin patlasa yardıma gelecek kimse yok o derece! Sonunda kazasız belasız mekânı buldum. Gider gitmez hemen Nazlı’nın odasına daldım tabi. Bizimki hemen çığlık çığlığa oturduğu yerden kalktı (Odadakilerde “Yavaş ol. Elbisen kırışacak.” diyorlar.), sarıldık =)) Hemen içeri girdim ve onun aile masasına oturdum. Eee Nazlı sağolsun. Aklınızda olsun böyle büyüklerin olduğu masaya oturunca bütün yaşlıların ellerini öpün (Hedef her zaman yaşlılardır ve bu 12 den vurmak olur.), diğerlerini sıkın. Ne zaman ne olacağı belli olmaz. Sonra “Düğüne gelen bu kız çok saygısızdı, nerden buldun kızım bu kızı?” falan diye arkanızdan kötü konuşmasınlar. Geleceğe yatırım bunların hepsi heheee ;)

Ben oturdum Nazlı ve Yiğit (Erkek tarafının ismini öğrenmiş oldunuz.) salona girdi. Yaşlandım ben kesin! Artık arkadaşlarımı böyle görünce gözlerim doluyor. En çok ben alkışlıyorum falan.

Dans edilir, yüzük kesilir, pasta, takı töreni ve gene danslar derken gece biter, herkes evine döner.
Eve gelince duşa gir, saçına krem sür, bakım yap, yat sonra sabah 10:30’daki İş Hukuku dersine git.
Öğleden sonrada işe yetiş.
Hayat benim için hızlı olmalı. Yoğun olmalı ve ben bütün bunlara yetişmeliyim.
“Şimdi yapamayacaksam ne zaman yapacağım?” sorusunu sormalı ve bu soruya verdiğim cevapla motive olup çalışmalıyım.

xoxo

30 Ekim 2012

Son Yaşananlar

SON DAKİKA: İzmirime sonbaharın ilk yağmuru yağmaya başladı. Olayım bu değil tabi ki de, olayımız gidip gelen elektriğim ve an itibariyle coşan yağmur. Yağmurda ıslanmayı sevmeyende var elbet ama ben çok severim. Bir gün bardaktan boşalırcasına yağan aynı şu an ki gibi olan bir yağmurda donuma kadar ıslanmış ve eve öyle gelmiştim. Millet koşturup bir yerlere girmeye çalışırken (ki bunu da hiç anlamam. Kafalarını ıslatmamak için kafalarını sokarlar ama bütün paça, vücut ıslanır. Akıl akıl gel bana takıl) ben en cool halimle yürüyordum. Sanki yağmur yağmıyormuş gibi.

Şuan yağmur duruyor, yeniden yağıyor. Bence havalar şimdiden İzmirime benzemiş ;)

Bütün bunların yanında anlaşıldığı üzere İzmirime döndüm. Dün pike, şort yattım ya =)) Bandırma’da donan(anneanneme söylemeyin alınıyo sonrada Bandırma’yı savunuyo) bu kız İzmir’inde böyle yatıyor. Seviyorum ulen şehrimi =) Yaşasın etekler, askılı bodyler ve nice incecik tiril tiril elbiseler =))

Bu güne kadar hiç blog yazımı yazarken bonibon yememiştim.
Güzel oluyormuş. Bu bonibon fazla mı tatlı ne?! #)

Demin öğrendim ki bizim bölümün geleneksel tekstil partisinin tarihi belli olmuş. Olmuş da ben mekânı bilmiyorum. DIN!!! Neden her sene bunu yapıyorlar bana?! Benim bilmediğim bir yeri seçip, yanımdaki adama biliyormuş gibi davranıyorum. Ön hazırlık, gidenlere sorma çabaları valla benim için ekstra çaba bunların hepsi. Bu seneki program güzel görünüyor tabi sabah 4’e kadar olması dışında. Aslında kalınır çünkü dediğim gibi program güzel ama işte ertesi gün en baba derslerim var. Eksem ekemem, gitsem gidemem böyle salak saçma bir durum. Peki, ikinci soru: “Neden bu parti perşembe günü?” Günler torbaya mı girdi arkadaş uff!.. Bu sene kimle gitsem acaba?! Hmm… Hadi bakalım Z.S düşün sen bunu. Şimdiden düşüneyim de eleye eleye sonunda biri kalır elimde ;)

Parti demişken bana masraflı günler göründü arkadaşlar. Parti için para, kozmetik için para ve önümüzdeki günlerde gerçekleşecek olan teknik geziler için para veee evet, planlarımızdaki sürpriz organizasyon için para! Sonuç mu?! Cebinde kuruşu kalmayan bir Z.S #)

Alakasız olacak ama şu meşhur “Köpeklere Fısıldayan Adam” var ya, köpeklere elektrik verip eğitiyormuş. Tam ŞOK! Sen git yıllarca “Adama bak nasıl eğitiyor vay bee, biz evdeki köpeği eğitemiyoruz.” diye yakın sonra işin aslı işkence çıksın. Adamda kabul etmiş inanır mısınız?! Allah seni nasıl biliyorsa öyle yapsın.

CV yazıp staj başvurusu yapmaya başladım. Elimde yazdan kalma listem ve kırmızı kalemimle her yolladığım firmanın yanına tik atıyorum. Sol gözüm sinyal vermeye başladı. Bu da demek oluyor ki yat kızım sen çabucak =)

Sizi bilmem ama bu saatleri 1 saat geri almamız yetmiyormuş gibi pazar gününü pazartesiye kaydırmak! İşte bu bana yapılmış bir komplodur #)

Başta kutlamam gereken Cumhuriyet Bayramımızı sonda kutluyor gibi görünüyorum ama assolistler sona saklanır:
Herkesin Cumhuriyet Bayramı Kutlu Olsun.
Bütün zorlama ve kısıtlamalara inat 89.yıla girdik.
Yaşımın yettiği kadar cumhuriyetimin yaşını kutlarım inşallah.
Ümitsizliğe kapılmadan umutlarla ve yeni nesil genç, aydın beyinlerle…

6 Ekim 2012

Haftayı Bitirdik


Valla bitti.
Öyle ya da böyle günler geçiyor işte.
Birileri gene evleniyor ve ben ayrılıyorum. Naparsın =)

Aman üzüntüleri geride bırakalım. Haftayı bitirmenin verdiği o mutluluğu hissedelim biraz. Amma yorucuydu ya, uff anlatılmaz yaşanır bir haftaydı. En yakın arkadaşımı bile göremedim. Buluşamıyoruz, buluşmayı geçtim telefonla bile konuşurken derslerimiz denk gelmiyor. Kuzumu aradım da geçen gün dersteymiş. Jelibonum desem oda aynı.

Haftayı gün gün inceleyim, bakalım nolmuş? Hmmm…

*Pazartesi: Kalıp dersinde etek kalıbı çıkarmayı öğrenip bir de minicik etek kalıbı çıkardım. Yetmedi bide onu yapıştırdım. Artık benimde minik bir Barbie eteğim var hehe =)) Termodinamik dersinde tabloların arasında kayboldum ve sonunda baktım dersi takip edemiyorum amaan deyip (içimden de sömürdüm yani. Bu ne bee diyorum. Bu kadar tablo artı ders notları. Sıra yetmedi. Eşyam sığmadı durumları içinde böyle bir anda üstüme üstüme gelmenin verdiği sıkıntıyla patladım tabi içimde) bütün tabloları kaldırdım ve çantanın en derinine attım. Zaten takip mi etcem yoksa yazcak mıyım anlaşılmıyor ki aa durun ya, yazarken fark ettim hoca ödev vermişti #) Resmen ilkokulda gibiyim. Hafta sonu ödevlerim var #) Masama bir kâğıt astım ve aklıma gelen her türlü ödev ya da yapılması gereken iş varsa yazıyorum. Yoksa o kadar beynim dolu ki unutuyorum =// Kafa boşaltmaca yapmam lazım benim acil “SOS” ;)

**AVEA bana heryöne 60dk konuşma hediye etti. Neden etti ve neden ben hiç bilmiyorum. Hoşuma gitti ama kimi arasam ulaşamadım #) İlginç...

*Salı: Makine elemanlarına girdim ve dersten soğudum! Sınıfın gürültüsü mü beni bozdu yoksa hocanın dersteki halimi bilemiyorum. Böyle bir hevesim kaçtı. Geçen hafta o kalabalık sınıfın içinden çıkıp “4 zamanlı araba motorunu” bilmiş birde anlatmıştım. Çıkışta herkes beni konuşuyordu, böyle kabarmıştım falan hehe =)) Olay aslında hocada benceeee. Bir kere adamın boyu uzun (topluca ne alaka çekelim ama durun dostlar söylicem) ve (şimdi söylüyorum) DİK DURMUYOR! Takarım ben kardeşim! O omuz dik duracak (reklamdaki gibi oldu =)) ). Derste ayağa kalkıp böyle sırtına bastırıp göğüs dışarı yapmamak için kendimi zor tutuyorum. Bide hocanın yüksek olmayan ses tonuyla konuyu anlatması yok mu?! Yaka mikrofonu getircem o olacak. Bütün bunlar beni benden aldı valla derste bedenen bulunup, ruhen astral seyahatte olmayı başarıcam. Evet evet, bunu millet yapabilmek için yıllarını harcıyor ama gerek yok. Gelin girin derse ;) Bu ders gittim en öne oturdum, hocayla aramda 1m var ve hala duyamıyorum! Duysam da anlamıyorum ki dersi. Böyle adama bakıp “Ne diyo acaba?” diyorum. Hatta bir ara “Ne işliyorduk, hangi ara bu konuya geldik?” bile dedim ki işte o anda anladım ki bu derse ekstra not lazım ;) Ayrıca bugün en olmasını istemediğim şey oldu. Hani birinin sizi en güzel anınızla görmesini istersiniz ve bunun için çabalarsınız ama o sizi görmez. Sonra gün gelir sizi en paspal halinize yakın görür. Hah, işte aynen bu oldu. Bütün hafta giymişim etekleri, takmışım kemerleri, ayağımda topuklularım ama adam yok etrafta derken bir sabah derse geç kalma saatinde uyanıp dolaptan ne bulduysam giydiğim halimle gittim. O gün “O gün” beni o halimle gördü. Kader, neden bu hafta bana böyle davranıyorsun sen? Olmuyo ama. İlişkimizi bir daha gözden geçirelim bence ;)

*Çarşamba gününe gelelim; dikim uygulamalarında kâğıt dikiminden cebe geçtik ve ben hala cebi dikmedim. Çok güzel çook güzel ve hocanın ödevini de bitiremedim. Ama bu benim suçum değil ki =( Hoca önce kâğıt dikeceksiniz dedi ve bizde iyi dedik ve dikmeye başladık. Ama bu ödevler vizeden önce bitmeli aslına bakarsanız daha çok var görünüyor fakat bu hafta cep dikimine geçti. Ee onu dikince kâğıtlar kalacak. Ben sorun etmedim ve evde dikerim dedim. Geldim eve ve oturdum makinemin başına iğnemi taktım, kâğıdımı koydum, son kontrollerden sonra bastım pedala ve makineden gelen ses ile şok oldum. Makine ip kopuşu var diyor! İp kopuşu mu, ne kopuşu ki masuramda ip yok! Benimki, elektronik olduğu için olmayan iple dikmiyormuş artiste bak ya!! Altı üstü iğneyi benim istediğim desen ile kumaşa batıracaksın ama yok illa ip istiyor. Bende baktım olmuyor ipi taktım ve diktim. İyi de diktim aramızda kalsın. Sonra hocaya gittim ve kağıtlarımı gösterip durumu böyle böyle deyip en saf halimle anlattım. Hocanın cevap direk “sök bu ipi” oldu. İçimden öyle bir “neyyyy???” çektim ki gözlerim büyümüş olabilir #) Düz dikişin en zor sökülen dikiş olduğunu artı diğer adının kilit dikiş olduğunu bilmiyor herhâlde! Bütün saflığımla “Peki sökerim.” dedim. Ve eve geldim başladım nakış makasıyla sökmeye. Bir elimde makas, bir elimde cımbız söküyorum. Lanet olası şeyi 3 gündür söküyorum. Toplamda 4 kâğıt söktüm ve arkamda 3 kağıt daha var! Aman allahım. Bayramda falan dikiş dikmemek için bu acılara katlanıyorum, yemin ederim.

*Perşembe: İyiydi tabi günün içindeki olaylar olmasa. Sonuçta toplamda aynı sınıfta geçen iki dersim vardı. Çantam hafif, alacağım fotokopi yok ve dersten erken çıkacak yemeğe de erken gidecektim (hala yemek hala yemek =)) ). Anlayacağınız gün iyiydi =) Sabahki o ilginç konuşmayı atlamak istiyorum, hoşuma gitti ama olsun. O başka bir yazıya sayın okuyucu ;) Şimdi bizim laboratuvar grupları açıklanacaktı ve listelerde sayılar eşit olacaktı. Benim olduğum grupta sayılar fazla. Hani bunu herkes biliyor. Neyse efenim listeler bir açıklandı ben A grubuna atılmışım! Bende bir şok dalgası beynimden aşağıya doğru aktı geçti. Direk hocayla konuşmaya girdim odasına. Aslında daha önce konuşacaktım ama yetişmem gereken yerler ve hocayı bulamama durumum yüzünden tam hocayı buldum anında hoca listeyi asmıştı. Girdim ben odaya ve tam konuya girecektim ki hoca bir anda parladı. Hayatımda ben öyle bir tepkiyle hiç karşılaşmadım. Sesim titredi, gözlerim doldu. Böyle kal geldi derler ya öyle oldum. Kaldım öylece. Konuşmak istedim sesim çıkmadı, çıkınca da titredi ve cümlelerim kekeledi. Salak bir durumdu (kabul ediyorum). Sonrası uzun hikâye anlatmıyım. Sağolsun bir hocam araya girdi o an ve o olay tatlıya bağlandı. Tabi bu durum sinirimi çok bozdu. Ders arasında olduğu içinde derse yeniden girdiğimde ilk 15dk hoca ne anlattı anlayamadım. Sonra yavaş yavaş kendime geldim. Kendime geldiğimde valla tebrik ettim. Helal olsun kızım sana dedim kendi kendime. Eskiden olsa tepkin uçlarda olurdu ama şimdi çok saygılı davrandın. Doğruydu. Eskiden olsa hemen bende bağır karşılık verirdim. Şimdi susmayı öğrendim ama susarken de böyle bir tepkiyi görünce darmaduman oldum yani =//

*Cuma: Ouvv yani şu an =))) Mutluyum mutluyum mutluuu =) Sevgilim yok, evde odamda parti var. Ve odam an itibariyle başlı başına bir disko topu ;)

Yarının tatil olmasını,
Ödevleri,
Ayrılsam da bunu atlatmayı,
Sevilmemi,
Sevdiğim hocalarla günü ve haftayı kapatmayı,
Yıldızımın yeniden yükselmesini kutluyorum.

Kutladıkça kutlanan şeyler illa çıkar ;) Sizin benim yanımda olduğunuzu hissetmeyi kutluyorum.
Yazılarıma destek veren herkese teşekkür ederim ;)

27 Mart 2011

Öffne deine Arme für Veränderungen, aber laß nicht deine Werte gehen...

İnsanın Blog’u yasaklanınca pek girmemeye ve yazdıklarını yayınlamamaya başlıyo. Bende şimdilerde bu durumdayım. Biraz boş verdim sanırsam ama vizelerim başlamadan bir kaç yazı yayınlamak istiyorum.

Bugünlerde hayatım çok yoğun. Benim yoğun dediğim günler gerçekten yoğundur =)) Hangisini anlatayım ya da nerden başlamalıyım acaba??? Mesela geçen perşembe günü bizim bölümün partisine gittim. Geçen dönem gitmemiştim çünkü çoğu kişiyi tanımıyordum ama bu dönem biraz daha farklı. İnsanları daha iyi tanımaya başladım ve kiminle nasıl konuşulur onu fark ettim artık. İşte zaman bu açıdan çok önemli bir şey. Bazen geç de olsa bize yardımı dokunuyo =) Partiye geri dönersek, hayatımda eğlendiğim anları sıralasam TOP 10’umda yer alır ;) dans ettik, şarkı söyledik ve tabi gerisinin bize kalması gereken anlar yaşadık. Kısacası SüPeRdİ =))

Baharın gelmesiyle etrafımdaki çoğu kişi değişmeye başladı. Baharın getirdiği bir kimyasal olay sonucunda herhalde =)) ben mi? Ay oralara girmeyelim. Şu sıralar arkadaşım aklımı çelmeye çalışıyo ama bu konuda kendimi eğittim artık yok etkilenmeyeceğim bu sözlerden. Büyük konuşmak istemiyorum ama olmaz. Kimseyi kırmak istemiyorum ya da incitmek ama yaşanan olaylar bu şekilde gelişiyor. En sevmediğim şeylerden biri bu zaten. Benim isteğim dışında bir şeylerin olması. Neden ben diye sorarım bazen. Fazla mı iyiyim bazen acaba? diye düşünüyorum. Hani herkese kol kanat geren ya da gerecek gibi görünen… Ama öyle olmaya da bilirim. Hatta özgür olmayı daha çok severim. En yakınımdakine bile bir şey söylemek istemem bazen. Arkadaş, dost, sevgili… hepsinden kaçarım. “Rahat bırakın beni” der içim. Haksızda sayılmaz. Hele bide onlardan biri hesap sorarsa daha bi içim sıkılır.

Herkesin biraz yalnız kalmaya hakkı olduğunu düşünüyorum. Her şeyimi ya da her olayımı anlatmam insanlara. Konuşmam öyle her şeyi… kaçarım uzak bir köşeye ve bakarım öyle uzaklara dalar gözlerim ne düşünürüm bir tek ben bilirim. Gizlimin saklımın olmasını severim. Olmalı da zaten derim. Ama bazen kimse anlamaz benim böyle hissettiğimi. Etrafımda çok kişi var… iyi mi? Ee yani. Diyorum ya bi an geliyor herkes bana 2kat gibi geliyor. İşin güzel yanı ne biliyor musunuz? Bir gün başkasıyla takılırken öbür gün başka kişiyle takılıyorsun. Sonraki gün C,D,E kişileriyle… biraz ondan biraz bundan. Ki benim öğrendiğim hayat tecrübesi şöyle der: bir kişiye takılı kalma, grup arkadaşlıkları kur. Grup arkadaşlıklarında ise birkaç kişi daha yakın olabilir bu çok doğal ama o yakın olanlar gruptaki diğer kişiyi çekiştirmeye başlarsa orada biter ve çatlaklar oluşmaya başlar işte…

Herkes bir şeyler yaşar, bir şeyleri anlatmak ister ve bunu da bencilce yapar. Tek önemli olan kişi kendisi  gibi düşünür. Halbuki karşındaki de bir hayat yaşıyordur ve onun hayatı daha içine kapanık olabilir, dışa vurulmayabilir. Bu demek değildir ki kimseyi istemez ya da ilgisiz. Bana bazen “cool” davrandığım söylenir. İnkar etmiyorum, evet öyle davranıyorum. Mutluyum ya işte önemli olan da bu. Mutsuzluğumda kimseyi sıkmıyorum. Uzaklaşıyorum çevremden. Bunu da bağıra çağıra yapmıyorum çünkü bunun yapılmasını sevmiyorum. En mutlu anılarım ve ilhamlarım bu zamanda doğuyor. Kendimi yeniliyorum, içimdekileri boşaltıyor ve yeniden başlıyorum. Enerjim ve motivasyonum yüksek bir şekilde oluyor bu =)

Anka Kuşu ’yumdur ben. Hem burç olarak hem de yaşam tarzım olarak. Bu nedenle çoğu kişi anlamaz benim bu davranışlarımı.

Artık önemsemiyorum zaten.
Kim ne derse desin umurumda bile değil.
Herkes kendi hayatını yaşıyor ve etrafındakiler bu hayata girip ardından da çıkıyor…

3 Ekim 2010

^ Kampüs ^ ...4

O kadar heyecanlı bi ilk güne hazırlık yazısı yazdım ki şimdide 2 haftayı bitirdiğimi bildirmeyi kendime ve size borç bildim =))

Bitirdim ama nasıl bi bitirme acaba??? ben mi bitirdim yoksa o mu beni bitirdi hiç bi fikrim yok =) karışıklığın arasında yuvarlanıp gidicem sanırsam.Blog'umu da  Face'den takip eden arkadaşlarım olabillir, o yüzden yazdıklarım ve yazacaklarım için bi söz ya da herhangi bi tanımlama yapamam.istediğiniz yere çekin  =))


İlk hafta tanışma olarak geçti aslında. sadece matematikçi ders işledi. O da nasıl bi dersti anlamadım.düşünün salı günü sabah 9.30 matematikle başlayıp akşam 17.00 a kadar devam ediyoruz. sonrasında zaten ders yok ve ben evime gidip 2.80 yatıyorum.tam uyuma moduna giriyorum.ödevleride cabası.kendisinin dersi + ödevler birleşince soğudum resmen salı gününden.



Benzer durumda kimya dersi için geçerli. pazartesi günü sabah 8.30 kimyayla "Günaydın" deyip 12.15 de "Hoşçakal" diyoruz.normalde kimya derslerini severim ama hayatım boyunca düzgün bi kimya hocasıyla karşılaşamadım ki.Ortaokul, lise ya da dershane...hiçbiriyle anlaşamadım. şimdide üni de aynı durumla karşı karşıyayım.hoca resmen hayattan bezmiş gibi. bi kelime söyleyip direk off ya da uff çekiyo...sanki zorla orda gibi.bi de blok ders yapıyo iyice sıkılıyoruz.kiminle konuştuysam aynı durum geçerli.hatta başka şeylerde var ama onları emin olmadan yazamam...o kadar değil yani.biraz merak edelim =)


Peki organik kimyacıya ne demeli?
Hoca ilk günden kurallarını sıraladı:
-Derse devamsızlık yapılmayacak.
-Raporun bile olsa "yok" yazılırsın.
-Her ders sözlü var.
-Cevap vermek zorundasın, ona göre günlük notunu alırsın.
-Ders notlarını satın almalısın.
*alanlarında isimlerini istiyo.
-"Sınavlarımdan 45 i zor alırsınız" dedi.
*"Dur" dedim içimden "bismillah" de be hoca. daha ilk gün.
-Başkasının yerine imza atmayın, asistanlarım sizi sayacak.
-Yanlışınızda bitersiniz
-Ben derse girdikten sonra kapıyı kilitlerim.
...
liste aslında uzuyo da o kadar da değil yani.

Sanırsam ben fizik hocasını çok sevdim.
Normal miyim bilmiyorum ama sevdim Faruk Hoca'yı =))
Fizik hocalarıyla daha iyi anlaşıyorum sanırsam.ayrıca üni ye gelince şunu anladım; benim fiziğim iyimiş.
Lisede falan düşük notlar alırdım, hırs edip yüksek notlar aldığımda oldu.sonuç olarak onların hepsi beni bir yere getirmiş.fiziğin ve hocaların kuralları + aldığım düşük notlar sonucunda hiç soğumamışım dersten :)) karşınızda aslında dönem ödevi olarak -lisede- fizik soru bankası bitirmiş bi kişi duruyo ;))
Tabi bu yazıyı okuyup, Fizik hocam olan Faruk Hoca'nın hiç kuralı yok mu sanıyorsunuz?? Eğer böyle düşünüyorsanız BÜYÜK bi yanlışın içindesiniz demektir. Faruk Hoca'nın kuralları diğer herkesin kurallarından daha sert ama sanırsam ben buna alışabilirim =) deneyimlerim var. geçmişteki hocalarım sağolsun.kampta iyi yetişmişim =))
Faruk Hoca'nın kurallarını bütün bölüm biliyo. Kime sorsan ayını cevabı alıyorsun.
İşte o kurallar:
-Derste düzgün oturulacak.
*bunun ne demek olduğunu herkes biliyo herhalde =))
-Cep telefonları ortada olmayacak.çantanın en dibi hariç.
-Derste konuşmak yasak.
*konuşursanız çok ama çok büyük bir azarlama sonucunda sınıftan atılırsınız
-Derse geç kalınmayacak.5dk bile değil,hiç kalınmayacak.
*kalırsanız önce sınıfa girersiniz azarı yeniden yer dışarı çırarsınız.
-Yoklama hep alınır ve başkasının yerine imza atamazsınız.
*asistanlar sayıyo yani gene kaçış yok.
İşte en kötüsü: -Derste su içmek Yasak!
*tam 1 saatlik ders süresinde hiç su içmek yok.
-Derste gerinmek ya da esnemek de yasak.

İşte böyle kuralların sonunda ben Faruk Hoca'yı sevdim =))
Sanırsam bölümdeki en iyi ders anlatan kişi gibime geliyo =))

İki önem verdiği ilkesini vermeyi unuttum:
1.Saygı
2.Bilgi
"Bildiğini her zaman net bil!" de gene hocanın sözü.

Bu hafta yorulmama sebep olan bi diğer ders ise "Doğal Lifler".Hocamız derste konuları anlatmak için grup çalışması yapmamızı istedi ve bu grup çalışmasının notlarından birini de birbirimize anlattığımız ve hocaya verdiğimiz dosyalarımızı sınıfa dağıtmak geliyo yani aramızdaki bilgi alışverişini ne kadar iyi yaparsak o kadar iyi bir şekilde grup olarak geçebilicez.bu da toplamı %10 etkileyecek.aslında en kolay olan şey gibi görünsede aslında zor bir işlem.beni yoran iş işte burda başlıyor: bu görevi gönüllü üstlendim.neden yaptım, çünkü kimse sınıfta tam olarak birbirini tanımıyo toplamda 60 kişiye yaklaşan bi sınıfız =S  Eee durumlar böyle olunca bende herkesin adını, soyadını ve e-mail adreslerini alıp sonra onları word belgesi yapıp, farklı formatlarda bana verdikleri adreslere yolladım.ayrıca Face de grupta açtık.isteyenler üye olabilir diye. işte bu iş beni perşembe günü yordu.kimseyi tanımadan isim ve adres almak gerçekten zor.günün sonunda 54 kişiyi tamamlamıştım =))) geri kalanlarda grubundaki arkadaşlarından öğrensinler adresleri.Gruptan bi kişi bu görevi yapacak zaten.

Bide cuma gününe fasulyeden bilgisayar dersi çıktı.Ne güzel perşembe günü son saatti. sonra cuma öğleden sonra boştu ama hoca sınıfı kalabalık bulunca! 2 grup yaptı ve cuma öğleden sonraya bi grup daha koydu.
Benim Süper Şanslı kaderim beni cuma gününe çıkardı...
Bilgisayar dersinden sonra akşam 7 de de keman dersim var.bu senede kemana devam.akoru bozulmuştu sonra ailemde yaşadığım kayıplar sonucunda keman çalmak içimden gelmemişti ama dersler başlayıp onun o sesini duymak beni yeniden canlandırdı.

Kemanımı ve sesini seviyorum, beni canlandırıyo ve mutlu ediyo.
Dersten çıkıp Karşıyaka'da denizi izlemek...İşte bütün haftanın yorguluğu o anda yok oluyo.

Yüzümde oluşan gülümsemeyle biniyorum otobüse ve geliyorum evime  =))