heyecan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
heyecan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Ekim 2013

Sevdiklerim Yanımdaysa Gerisi Kimin Umurunda!

Aynen öyleeee =))

Ocaktan beri görüşmediğim daha doğrusu görüşemediğim arkadaşım D. ile dün buluştuk.
Sonundaaa!!!

Nasıl mutlu oldum hatta olduk anlatamam. Onun o içten kahkahasını özlemişim.

Deli dolu anlatımını, heyecanlı konuşmasını,  olayları anlatırken anı bir daha yaşamasını, beni de hikâyeye çekmesini, laf sokmalarını, laf sokmalarımı, hikâyenin en güzel yerinde biralarımızı tokuşturmamızı, ummadığım yerde bir şey söylemesini ve boğulma atlatmamı, sıkı sıkı birbirimize sarılmamızı, geçmişte yaptığımız onca manyaklıkları, yaşadığımız olayları, çocuklukları, gençlikleri, delilikleri, dolulukları o kadar özlemişim ki anlatamam.

Dilara seni çok seviyorum arkadaşım.
Hayatımdaki en en en harbi insansın.
Yıllarca dostum dediğim insandan sende gördüğüm samimiyeti görmedim ben.

Bizim arkadaşlığımız böyle işte. Dostluğumuz. Kıskançlığın hiç olmadığı, gerektiğinde “Süpersin bebeğim.” dediğimiz, “Seksi hatun!” “Ouvv yürü taş gibisin!” sözcüklerini en samimi halimizle dile getirebildiğimiz, “En iyisi senin olsun.” mantığıyla birbirimize sunduklarımızla yaşıyoruz biz.

9 aydan beri sesini duyamamıştım. İlk zamanlar sesini duyabiliyordum. Sonralarında oda bitmişti. Evinden de taşınmıştı. Arabayla eve gelirken onun dairesinin önünden geçiyordum ki acaba evde mi, ışığı yanıyor mu diye! O 9 ayda arınmış arkadaşım. Rahatlamış. Çok iyi olmuş. Kararlar almış. Yenilemiş kendini. Zihnini. Bomba gibi bir giriş yapmış bu yıla. Dilara benim Dilaram. O orijinal kadın. Güçlü kadın. Telefonu hep samimi bir şekilde açan insan. Hayata yeniden başlayacak kadar cesur. Kararlı. İnatçı! Kendi değimiyle suya inat etse susuzluktan ölecek biri O =) 

Ben böylesini seviyorum işte.
Görüştüğümde sarılabildiğim, sıkı sıkı onu kendime çekip özlemimi giderebildiğim, sevdiğim insanları istiyorum etrafımda.
Gerisi çıksın gitsin hayatımdan. İstemiyorum artık.

xoxo

18 Şubat 2013

Bizim İçin Tatil Demek...

Bizim için tatil demek buluşma zamanı demek.
Bunu kimin için söylüyorum tabi ki de lise arkadaşlarım için.

Her tatilde İzmir dışında olanlarımız İzmir’e gelir. İzmir’de olanlar özel olarak sırf buluşma için şehirden ayrılmaz. Bir gün ayarlanır ve buluşulur. Önce bir yere oturulur, çay kahve içilir. Sonra belli bir sayıya ulaşılır ve oradan yemek yemeğe gidilir. Kalabalık olan gurubumuz birkaç masayı birleştirir. Oradan eğlenceye geçilir ve gün kahkahalarla devam eder. Kuzum, Jelibonum, Serdarım, Binnurum, Mecom, Senemim ve diğerleri, hepimiz buluşuruz.

Bu tatilde de buluştuk ve ayrılırken en yakın tatil ne zaman diye düşünmeye başladık. Bu bahar döneminde hiç uzun tatil yok onu anladım. Mecom,Tokyo’dan denizle kim bilir nerelerde, Binnurum Sakarya’da, Kuzum ile Serdarım Ankara’nın kuru soğuğunda ve Jelibonum ise Almanya’da. Güzel bir günün sonunda üstüme dolan hüzün sonucunda yazamadım bir türlü bu yazıyı. Yazılmışı da düzenleyemedim.

Hepsini ayrı ayrı seviyorum. Kaç sene olmuş?!

7 senedir hayatlarımdalar hatta bazılarıyla 8 sene! Dağılmadık, dağılmayacağız da biliyorum. İnsanın böyle arkadaşları oldukça yalnız olmasına imkân yok zaten.

Gülmek, bol bol fotoğraf çekmek, çektirmek, yeni tatlar denemek, derslerden konuşmak, ilişkiler üzerine deneyimlerimizi paylaşmak, hediye seçmek, yıl içinde yaşanılan olayları uzun uzun anlatmak, masanın bir ucundan diğer ucuna gülümsemek, konuşmaya çalışmak, her muhabbete bir şekilde karışmak, konular karışınca da anlayamamak o kadar güzel o kadar özel ki.

Anlatamam. Yaşamanız lazım. Bizim masaya oturmanız lazım.

Bu buluşmamızda bizden olmayan bir konuğumuz vardı ve “Konularınız çok hızlı değişiyor, çok hızlı konuşuyorsunuz. Bir türlü konuya dâhil olamadım.” dedi. Dönüp ona gülümsemiştim. Haklıydı. Çünkü biz liseden beri her halimizi görmüştük.

En kötü zamanımızı, en sinirli, en kırılgan, en stresli, en yalnız, en iyi, en eğlenceli…
Hepsini biliyoruz.

Geçmişi unutmak hiç kolay değil. Geleceği ise beraber yaşamak çok heyecanlı =)
En yakın tatili dört gözle bekliyorum ;)

7 Eylül 2012

Tatil Güncesi …6


Hızlı bir giriş yapıp hemen olayları anlatmalıyım. Neden hızlı derseniz zamanım yok =) İşte gene o hızlı her şeye yetişmeye çalıştığım ve yetiştiğim günler geldi çattı. Yorucu ve bir o kadarda eğlenceli günler bunlar. Yorulmayı seviyorum hehe =))
Aslında insan çocukken çok fazla koşuşturması olmuyormuş.
Büyüdükçe daha çok koşuşturmaca daha çok hareket ve heyecanlar başlıyormuş.
Ee azizim naparsın yaşayarak öğreniyoruz ;)

Yeni koşuşturmacam ve başrol koşuşturmacam “Düğünümüz vaarrr” =)) Dün kına gecemiz vardı Pazar günüde düğün. Kimi evlendiriyoruz pekiii?! Kuzenimi ;) Biz erkek tarafıyız ama olsun. Bu koşuşturmacada erkek/kız fark etmiyor bence. Benim bu tarz eğlencelerdeki en sevdiğim an bütün ailenin yuvarlak bir masanın etrafında oturup bütün gece konuşması, gülmesi hatta belki halaya masaca katılması =))  Oynamasam bile ki oynamaya çalışıyorum sonuçta birinci derece yakınıyım masada oturup gülmek, eğlenmek çok hoşuma gidiyor ;)

Bunun yanında ehliyet kursuna başladım =) Sonunda trafik korkumu yendim. Heyooo alkışlar bana gelsin lütfen =)) Böyle bir korku var mı bilmiyorum tamamen benim uydurmam olan bir teşhistir. Uydurmadır yani sözün özü =)) Korkuyordum ya hem de çookk! Ama şimdi İzmir’de olanlar bilir o Ege Üniversitesi Hastanesinin önünü. Her yerden araba fırlar. Bir sağa bakarsınız bir sola sonra sola geçerken hoop bir araba çıkar önünüze. Tam anlamıyla reflekslerinizin tavan olması gereken bir yer orası. Bende Ege’de okuyan biri olarak araba kullanacaksam mecbur o yoldan gitmek zorunda olacağım. İşte bu şekilde yıllarca korka korka bu yaz tamam dedim yetti artık. Beni yetti dedirten şey o kavşak değil dikkatinizi çekerim bu yaz yalnız başıma yazlıkta kalmak oldu #) Otobüs yok! Aslında varda inince baya yürümek gerekiyor ee bavul falan sırt çantası derken + İzmir sıcağında yürünmez yani. Ee market servisleriyle de hayat geçmez. Sonunda tamam dedim. Evin önünde boş arabamız var. Neden kullanmıyorum. Ben neleri yendim bir trafik mi beni bezdirecek. Olayımız bu gazla başladı ve bu hafta ilk dersleri bitirdim =) Düşünün yani döner dönmez verdim parayı hemen yazıldım kursa ;)  Aklıma koyduğum işi yaparım ben yaa. Bir de bu ehliyet işi bana hayatım boyunca lazım olacak. Stajdı falan derken sanayilere gidicem. Kız başıma oralara otobüs/dolmuş olmuyor. Denedim, çok yorucu oluyor. Böyle olunca atlıcam arabama ohh mis gibi gidicem. Yaz sezonunu kapattığımıza göre (arada kaçarım ya ben neyse) artık önümüzdeki yaza kaldı bu durum. O zamana kadar direksiyon falanda biter tam olur ;) Havaya gel şimdi: annemlerle her sabah bölüme giden ben, bu sene kendi arabamla gelince millet dicek zengin bu kız #)

İşlerimiz güçlerimiz bitmiyorrr sayın izleyiciler =) 3.sınıf olduk bu sene. Söylerken bile bir tuhaf oldum. Bu dönem Erasmus’la giden çok arkadaşım var. Yavaş yavaş azalmaya başladık desem yeridir. Geçen gün Çikomla konuştum da “Kalan sağlar bizimdir.” dedi. Tatlı çocuk, kafa nasıl çalışıyor =) Biz bu arada napıcaz biliyor musunuz?! Onlar oralarda dersleri sayılıp sayılmayacağı ya da dersleri verip veremeyeceklerini düşünürken biz tasarım uzmanlığı kursuna başlıcaz. Bunun hakkında çok fazla bir şey yazmıcam yani şimdilik ;) Haftaya kayıtlar derken iki hafta sonra bölümler açılacak.

Vayy bee bitti tatil işte. Efkarım büyüdü sığmaz içime #)

Bunların yanında seçmeli derslerime bakıp bir karar vermeli, yazın yapacağım zorunlu sanayi stajım için CV di mektuptu başvurusu yapmam ve bazılarını bizzat gidip elden vermem gerekiyor. En azından fabrikaları, adreslerini ve kriterlerini geçen aylarda araştırmış, çıktılarımı dosyalamıştım. Bu anlamda işim kolay görünüyor.
Karıncalar bile böyle çalışmaz. Çalışıyoruz efenim. Devam devam ;)

Bence şimdilik bu kadar yeter. Şimdi spora gitmem (ahanda bide bu iş var) sonra hazırlanmam ve kız kıza eğlenmeye çıkmam gerekiyor ;)

9 Nisan 2012

Nisan Yağmurları Ouvv Çok Güzel...


Ne güzel bir gün dimi?!
Kuşlar, böcekler ve bir anda hatta hiç ummadığım bir anda gelen telefon =)

Şimdi İzmir’de yaşayanlar neresi güzel Allah aşkına dışarıda gök gürültülü yağmur var diyebilir ya da trafik bu kadar yoğunken neyin güzelinden bahsediyor bu kız da diyebilir. Her şeyiyle kabulümsünüz.

Bütün bu sıkıntı, üzüntü, heyecan ya da hayatın karmaşasının arasında
bir şekilde yer bulmuyor muyuz
ya da
bize buldurmuyorlar mı?!
Böyle bir gündü işte benim de günüm.

Alakasız bir saatte öylece etrafıma bakınıyordum. Belki de sabah erken saatte girdiğim vizeyi düşünüyordum. Arkadaşımın da aynı saatte bir başka vizesi olduğu için beni haberdar etmesini bekliyordum. Sadece onun mesaj atmasını… Bütün bu iç huzurumun ortasında bir anda telefonum çaldı. Ve ben açayım derken telefonu kapattım. Arayan kişi ısrarla bir daha aradı ve bu sefer direk açtım hem de dersin ortasında. Neyse ki hoca çok fazla takmıyordu. Bende biraz çabuk biraz da panik modunda konuşmaya başladım. Hatta açtığımda biraz sert birazda kaba konuşmuş olabilirim. Bunu muhabbettin ilerleyen zamanında sevimli bir hale dönüştürdüm. Kurtarma çabaları =) Size bir şey itiraf edeyim o zaman; normalde beni biri aradığı zaman heyecanlanıyorum. Hâlbuki saatlerce mesajlaşabilir, mms yollayabilir, mail atar yani telefonumla her türlü şeyi yaparım ama iş konuşmaya özelliklede arandığım zamanki konuşmaya gelince orada duruyorum. Açmadan önce kendime çeki düzen veriyor, sesimi düzeltiyor ve gülerek açıyorum. İstemsiz bir şekilde sanki karşımdaki beni görecekmiş gibi bir havaya giriyorum. Herhalde görüntülü aramaya en kolay ben geçeceğim. Daha kimseyle görüntülü konuşma yapmadım ama eminim arayan beni düzgün bir halde bulacağı için o konuda sorun yaşamam =)

İtirafımı da yaptığıma göre konuya geri dönebilirim.
Sonuç mu???

İstediğim bir şirketin mülakatlarına çağrıldım =)) (Hatta arayan bayan bana bir haftadır ulaşmaya çalıştığını ama ulaşamadığını söyledi. Ne önemli bir insanmışım ben ya)

İsmini şimdi veremeyeceğim, nedenini biliyorsunuz. Bana biraz zaman verin mesela iki hafta gibi… Sonra size söz, İstanbul maceramla beraber mülakat maceramı da anlatacağım. Umarım bu da geçen seferki mülakat gibi olmaz.

İşin gerçeğini söylemek gerekirse (işte ikinci itirafta geliyor) bu işi çok istiyorum. Burs başarı ve plaket almak istiyorum. Ne kadar da şifreli konuştum dimi =) Evet, farkındayım ama şimdilik gizli kalması gerekiyor. Yarın sabah 7.15 gibi yola çıkmam lazım. Ki ben sabah bu saatte kalkıyorum. Yolda uyursam bir de durağı kaçırırsam off hayat işte o zaman tam bir aksiyona döner benim için. Böyle durumlarda keşke araba kullansam diyorum. Benim bütün işlerim tersine ki! Evin önünde araba duruyor ama ben ehliyetim olmadığı için kullanamıyorum falan filan.

Yeri gelmişken vize haftama bugün itibariyle başlamış bulunuyorum. Normalde iki haftalık buralardan yok olurdum ama bugünkü sevincimi yazmazsam ve sizle paylaşmazsam olmazdı. Eksik bir şeyler olsa da devamı güzel olur inşallah =))

Şimdilik ben kaçar.. Yarın zaman bulabilirsem size mülakatı da yazarım. Genelde umutla girdiğim mülakatlar hep bir tuhaflıkla bitiyor ama olsun.

Aman herkesin canı sağolsun.

Nasıl olsa bendeki bu hırsla dağları devirmicem mi?! İşte böylede megaloman biri olduğumu göstermiş oldum. Alkışlar Z.S a gelsin lütfen =) Beni seviyorsun beni gerçekten seviyorsunuz =))

Şaka bir yana hepinize iyi günler… Saate bakmayın gününüzü doya doya yaşayın ;)

25 Kasım 2011

İstanbul Yolcusu Kalmasın!

Geçen bir yazımda bahsettiğim bir konu vardı hatırlıyor musunuz?

Hatırlamayanlar için ben biraz hatırlatayım o zaman =) Hani gidip gitmemekte kararsız kaldığım ve riske attığım şeylerin olduğunu söylemiştim. Bugün o kararsızlığım artık sona erdi aslında iki gün önce kesinleşti diyebilirim. Bugün ise uygulama vaktim. Şuan bu yazıyı o kadar hızlı yazıyorum ki =) Çünkü saat 22.00 gibi İstanbul’a gideceğim. Sevincimi hemen paylaşmak istedim. Her şeyimi biliyorsunuz bunu da zamanında bilmeniz gerektiğini düşündüm =)) Evet, döndüğüm zaman beni çok yorucu ve sıkı bir hafta bekliyor olacak ama bu yolda ilerlemek istiyorsam bunu da yapmak zorundaydım.

Neden İstanbul’a gitmek zorunda olduğumu söyleyeyim. YGA denen bir topluluğa seçildim. Biraz kendimi översem 55000 kişi arasından ilk 2000 e girmiş bulunuyorum. İşte bu seçilen 2000 kişi Türkiye’nin dört bir tarafından yarın İstanbul’da yapılacak konferansa katılmak zorundalar. Bizde İzmir ayağı olarak bu gece yola çıkıyoruz =) Ege Üniversitesinden gelecek olanlarla konuştum. Önceden tanıdım biraz biraz. Hatta aralarından birisiyle aynı otobüsteyim bu gece =)

Var ya içim içime sığmıyor. Hani insan aşık olunca midesinde kelebekler uçuşurmuş ya işte bende şu an öyleyim. Kabıma sığamıyor ve heyecandan ölüyorum =))

Gidince soru sorar mıyım bilmiyorum ama şimdi biraz araştırma yapsam iyi olacak =)
Sizinle sevincimi paylaştım ya sanmayın ki heyecanım azaldı hayır efendim daha da arttı =)
Döndükten sonra sizle izlenimlerimi de paylaşacağım.
Beni bekleyin. Bugün gidip yarın gece dönüyorum ;)

1 Ocak 2011

Zaman hiç durmamıştı...

 
Artık geçmişimi bırakmalıyım.
Hayatımda “eski” olan her şeyin özgür olması lazım.
Ben bunu bugün saatim kırılınca anladım.
Öylece düştü yere ve kırıldı…
Geriye sadece akrep ve yelkovanı kaldı.
Birlikte ve hiç bir şey olmamış gibi
yelkovan hareket etti, akrep ise onu takip…
Zaman hiç durmamıştı.
Bu olayda ise üzülen ben olmuştum.
Neler yaşamamıştık ki biz beraber.
Şimdi düşününce yaşadıklarımızı anlatacak kelimeleri bulamıyorum.
En iyi ifade yaşanmışlıkların bende oluşturduğu his.
Tarifsiz bir üzüntü var şimdi üstümde.
Hele sabahtan beri azalmayıp
Artan heyecanıma bir şey demiyorum.

Nerden çıktı şimdi bu?

Aslında saatim kırıldığı zaman hayatımın nasıl değiştiğini fark ettim.
Ve bu nedenle üzüldüm galiba…
Sevip de kaybettiğimiz insanları bilmek, buna alışmak ve bu hislerle yeni bir yıla girmek…
Ne kadar hızla geçiyor zaman.
Ağlamak istedim ama yapamadım.
Kendimi tuttum ve sıktım.
Sokaktayım ve insanların bakışlarından kaçıyorum.
Biliyorum yüzüm asık ama şimdi yüzüme sahte bir gülümseme yerleştiriyorum ve derse giriyorum.
Çünkü biliyorum ki bunu dışarı yansıtmak bana hiçbir zaman iyi gelmeyecek…


NOT: Bu yazının üzerine Hülya Avşar'dan Sonsuza Dek parçasını dinledim ve bence sizde dinleyin...

9 Kasım 2009

Elimdeki Tatlı Yaralar


Belki eski, belki yeni ama seviyorum kemanı ya.

Özellikle de kendi kemanımı. Benden bir parçaymış gibi bakıyorum ona. Belkide ondan bu kadar güzel çıkıyor sesi kim bilir.

Notaların ritmi ruhumu oluşturuyor,sesleri ise bedenimi...

Bugün 1,5 saat daha çalıştım. Sağ işaret parmağım morardı resmen. 2 baş parmağım ise kızardı hatta. Boynum ve kolum ise alıştı sanırım çünkü artık acımıyorlar. Galiba bunların hepsi kemanımla bir bütün oluşturmamdan kaynaklanıyor.
Hevesliyim ve seviyorum uleennn =))

Daha başlardayım ama hızlı ilerliyorum ve çook çalışıyorum diyebilirim. Bu sene İngilizce hazırlığın yanında bunu da götürcem. Sonuna kadar, kesin kararlıyım.

Keman çalmak isteyen arkadaşlar için ise;
- Parmaklarınız ve boynunuz uzun olmalı,
- Hevesli olmalısınız (hemde çok, belkide tutkuyla),
- Kemanınızı sevmelisiniz,
- Sabretmelisiniz (hemen şarkı çalamazsınız),
- İyi bir keman almalısınız (ne kadar iyi, o kadar güzel ses demek çünkü.).

* Parmaklarınızdaki yaraları önemsemeyin çünkü bunların hepsi elinizdeki tatlı yaralar olacak. Zamanla onlarda yerlerini bulacak. Kemanın rahatlatıcı sesiyle elinizdeki, boynunuzdaki yaralar size zevk vermeye başlayacak, çalmadığınız süre zarfında bunu isteyecek ve özleyeceksiniz ;)

Tabi bunların hepsi siz istediğinizde ve aşkla sevdiğiniz de olacak.
Çalışmak çalışmak çalışmak!!!
Çalışmaya geri dönüş =)))

4 Eylül 2009

Rio de la Plata


Kumsaldayım.
Gündüzün sıcak kumu, geceyle soğumuş galiba.

Cep telefonum ilk kez bu kadar uzun süreli kapalı. Ben bile inanamıyorum. Kimsenin beni bulmasını ve bana ulaşmasını da istemiyorum. Yalnızlar rıhtımındayım. Dalgaların sesi ve uzaklarda ateş böceklerinin ışıkları... Kulağımda hayat arkadaşım ve içinde bine yakın şarkı bana eşlik eden tek şey.

Dolunayı seyrediyorum, onun denizle bütünleşmesini, hiç ayrılmayan beraberliklerini. Bu büyülü dakikaları beynime bir ressam gibi çiziyorum her detayını ve her ayrıntısını... Mutsuzluğumda, yalnızlığımda gözümü kapatıp bu rüya dakikalarını yeniden hatırlamak için. Bu gece rüzgâr karadan denize esiyor. Ruh halim gibi durgun. Bu durgunluğu denize de vuruyor, o şiddetli dalgalar bir anda duruluyor. Yavaşça iskeleye yöneliyorum, en ucuna kadar yürüyor ve ayaklarım denizle bütünleşecek şekilde oturuyorum. Suyun soğukluğu hoşuma gidiyo, kendimden geçiyorum. Bu halimi hisseden hayat arkadaşım en güzelinden bir Fransızca şarkı çalıyo şöyle uzaklardan gelircesine, belki de kumsalın en ucundan kimsenin gitmediği kayalıklardan, çocukluğumun korkulu rüyasından.

Saatlerin, dakikaların hızla geçtiğini biliyorum ama geri dönmek ve ne kadar geçtiğini bilmek istemiyorum. Yavaşça sırt üstü iskeleye uzanıyor ve yıldızları seyrediyorum. Bu gece daha çoklar sanki. Karanlık geceyi aydınlatan dolunaya eşlik ediyorlar. Çocukluğumda yaptığım gibi gene başlıyorum "Büyük ayı, Küçük ayı, Aslan burcu, Terazi, Herkül, ..." yıldızlarını bulmaya. Parmağımı uzatıyorum gökyüzüne ve yavaşça çiziyorum hepsini. Karıştırınca yılmıyorum, yeniden başlıyorum. Ben büyüsem de onlar hiç değişmiyorlar. Burayı bu yüzden seviyorum. Araya giren yıllar bende özlem, merak ve heyecan uyandırmayı başarmış anlaşılan.

Serinlikte içim geçer gibi oluyo. "Sabah olup da insanlar beni görünce ne der acaba?" diye bir soru takılıyor aklıma. "Deli, içmiş, sızmış herhalde" falan filan, hiç birini takmıyorum ve umursamıyorum. Taksam burada olmaz, hayallerimin peşinden dünyayı dolaşmazdım. Ölmeden önce yapmak istediklerimin listesini yeniden düzenledim geçenlerde. Bugünden itibaren listeyi uygulamaya yeniden başlıcam, kendi benliğim için.

Belki sizinle başka dünyanın, başka bir şehrinde, kimsenin beni tanımadığı, yaptıklarımın sorgulanmadığı, saçma konuşmaların yaşanmadığı bir yerde karşılaşırız.
Her şeye en baştan başlarız. Unutulmuş, arınılmış bir hayat olur bu.