30 Ekim 2012

Son Yaşananlar

SON DAKİKA: İzmirime sonbaharın ilk yağmuru yağmaya başladı. Olayım bu değil tabi ki de, olayımız gidip gelen elektriğim ve an itibariyle coşan yağmur. Yağmurda ıslanmayı sevmeyende var elbet ama ben çok severim. Bir gün bardaktan boşalırcasına yağan aynı şu an ki gibi olan bir yağmurda donuma kadar ıslanmış ve eve öyle gelmiştim. Millet koşturup bir yerlere girmeye çalışırken (ki bunu da hiç anlamam. Kafalarını ıslatmamak için kafalarını sokarlar ama bütün paça, vücut ıslanır. Akıl akıl gel bana takıl) ben en cool halimle yürüyordum. Sanki yağmur yağmıyormuş gibi.

Şuan yağmur duruyor, yeniden yağıyor. Bence havalar şimdiden İzmirime benzemiş ;)

Bütün bunların yanında anlaşıldığı üzere İzmirime döndüm. Dün pike, şort yattım ya =)) Bandırma’da donan(anneanneme söylemeyin alınıyo sonrada Bandırma’yı savunuyo) bu kız İzmir’inde böyle yatıyor. Seviyorum ulen şehrimi =) Yaşasın etekler, askılı bodyler ve nice incecik tiril tiril elbiseler =))

Bu güne kadar hiç blog yazımı yazarken bonibon yememiştim.
Güzel oluyormuş. Bu bonibon fazla mı tatlı ne?! #)

Demin öğrendim ki bizim bölümün geleneksel tekstil partisinin tarihi belli olmuş. Olmuş da ben mekânı bilmiyorum. DIN!!! Neden her sene bunu yapıyorlar bana?! Benim bilmediğim bir yeri seçip, yanımdaki adama biliyormuş gibi davranıyorum. Ön hazırlık, gidenlere sorma çabaları valla benim için ekstra çaba bunların hepsi. Bu seneki program güzel görünüyor tabi sabah 4’e kadar olması dışında. Aslında kalınır çünkü dediğim gibi program güzel ama işte ertesi gün en baba derslerim var. Eksem ekemem, gitsem gidemem böyle salak saçma bir durum. Peki, ikinci soru: “Neden bu parti perşembe günü?” Günler torbaya mı girdi arkadaş uff!.. Bu sene kimle gitsem acaba?! Hmm… Hadi bakalım Z.S düşün sen bunu. Şimdiden düşüneyim de eleye eleye sonunda biri kalır elimde ;)

Parti demişken bana masraflı günler göründü arkadaşlar. Parti için para, kozmetik için para ve önümüzdeki günlerde gerçekleşecek olan teknik geziler için para veee evet, planlarımızdaki sürpriz organizasyon için para! Sonuç mu?! Cebinde kuruşu kalmayan bir Z.S #)

Alakasız olacak ama şu meşhur “Köpeklere Fısıldayan Adam” var ya, köpeklere elektrik verip eğitiyormuş. Tam ŞOK! Sen git yıllarca “Adama bak nasıl eğitiyor vay bee, biz evdeki köpeği eğitemiyoruz.” diye yakın sonra işin aslı işkence çıksın. Adamda kabul etmiş inanır mısınız?! Allah seni nasıl biliyorsa öyle yapsın.

CV yazıp staj başvurusu yapmaya başladım. Elimde yazdan kalma listem ve kırmızı kalemimle her yolladığım firmanın yanına tik atıyorum. Sol gözüm sinyal vermeye başladı. Bu da demek oluyor ki yat kızım sen çabucak =)

Sizi bilmem ama bu saatleri 1 saat geri almamız yetmiyormuş gibi pazar gününü pazartesiye kaydırmak! İşte bu bana yapılmış bir komplodur #)

Başta kutlamam gereken Cumhuriyet Bayramımızı sonda kutluyor gibi görünüyorum ama assolistler sona saklanır:
Herkesin Cumhuriyet Bayramı Kutlu Olsun.
Bütün zorlama ve kısıtlamalara inat 89.yıla girdik.
Yaşımın yettiği kadar cumhuriyetimin yaşını kutlarım inşallah.
Ümitsizliğe kapılmadan umutlarla ve yeni nesil genç, aydın beyinlerle…

25 Ekim 2012

Geleneklere Uyalım


Kurban Bayramınız Kutlu Olsun Ey Dostlar =)

Kutlamamızı da yaptıktan sonra buradan duyuruyorum ki Bandırma’dayım. Eveett, uzun uzun bayramda ne yapmalı diye düşünürken aslında bütün bunların gereksiz olduğuna karar verip “Gelenekçiyim oğlum ben!” şeklinde iç ses bağırmamla, atlayıp arabaya anneannemin yanına geldik. Burada bunu söylemezsem içimde kalır. Dün yorgan + battaniye ile yattım ulen =))) Benim için tam şok!! Cuma günü bölüme askılı body ve mini eteklerle giden bu bünye hatta cumayı geçtim dün yola kısa kollu, tiril tiril bir alt giyen bu bünye dün dondu ve battaniye ile yattı. Tırtıl gibi dolandım ikisine de öyle uyudum. Hatta gece bir ara çorap bile giydim O.o Üşüdüm diyorum yaa başka söz yok. Yazlığın geceleri soğuk oluyo diye yakınıyordum ama Bandırma’nın gecelerini (böyle de pek havalı oluyo “Bandırma’nın geceleri”) unutmuşum. Bütün bu üşümeler, sarılmalar falan işin tuzu biberi hadi el ele tutuşup bayramı kutlayalım ley ley loy =) Bugün 1.gün ya millet kurban kesmeyle meşgul ondan rahatız. Asıl koşuşturmaca yarın başlıcak. O meşhur kahve kokulu evimizi merak eden gelsin çalsın kapımızı ;) Bayram demişler kızım buna, kapın herkese açık olacak. Bak bak bak iyice gelenekçi oldum =)

İnsanın insanın ne kadar burada akrabası da olsa arkadaşı olmayınca olmuyo. Bütün akrabalarla uzun masalarda oturup yemek yesen sonra da sabaha kadar konuşsan da bi şeyler eksik oluyo. Eskiden anneannem burada olduğu için Bandırma’yı seven ben, artık Bora & Sercan’da olduğu için seviyorum. Dün hatta ilk günden buluştuk, meydana gittik falan. Seviyorum bu ikisini ;) Onlar Ankara’da, ben İzmir’de olduğum için anca tatillerde, bayramlarda bir araya gelip konuşuyoruz.

Sonuç: Birikmiş konuşacak konular ve bol kahkaha =D

Bandırma insanı tam alışveriş çılgını. Arife günü bile alışveriş yapıyorlardı, dün gördüm. Bugünde herkes restoranlara gider hah buraya yazıyorum. Gezmeyi seviyorlar. İleride iş yaparken Bandırma benim için satış potansiyeli yüksek olan yerim olacak (hışştt duymasınlar)  ;)

Birazdan dışarı çıkarız şöyle bir Bandırma Kordon, meydan gezmesi derken donar eve geri geliriz =))

Ee millet siz? Hadi kalkın bir şeyler yapın. En azından duşa girin, bayramlıklarınızı giyinin, süslenin püslenin enerjinizi kendinize çevirin =))

NOT: Teyzem SENİ SEVİYORUM ve ÖZÜR DİLERİM (Burayı okuduğunu biliyorum. Cümle alem duysun ulen =)))

22 Ekim 2012

En Son ...2

En Son Dinlediğim Albüm (22.10.2012)
  Aynur Aydın

En Son İzlediğim Film (22.10.2012)
  Kolombiyalı: İntikam Meleği



  
En Son Okuduğum Kitap (22.10.2012)
  Aydın Boysan - Acele Etme Çabuk Ol 

En Son...1

En Son Dinlediğim Albüm (22.09.2012)
  Marlon Roudette

En Son İzlediğim Film (22.09.2012)
  Midnight in Paris

En Son Okuduğum Kitap (22.09.2012)
  Chelsea Cain - Gönül Yarası

İyice Tuhaflaşma Noktasındayım!


İşte aradığım başlık tam olarak buydu.
Beni ve benim şu anki ruh halimi başka türlü ifade edemezdim.

Bugün öğleden sonraki dersim iptal oldu. Millet memleketine gidince bir avuç insan kaldık. Kalanlarda zaten benim gibi İzmirli olanlar. Bende cumartesi günü aldığım ama sonradan rengini beğenmediğim birkaç giysimi değiştirmek için çarşıya uğradım. Ama bundan önce cuma günü size bahsettiğim ya da bahsetmiş miydim? Aman Allahım kafam iyice dağılmaya başladı (Sulanıyo mu len!) #) Bilmiyorum artık, işte o kitapçıya gittim. İndirim ve yeni kitaplar bir araya gelince o kadar çok kitap seçtim ki. Habire kıza “Kart geçiyo dimi?” diye soruyorum. Kızda garibim “Evet evet” diyodu. Sonunda bakışarak anlaşmaya başladık =)

Derken ben oradan çıktım ve Büyük Park’da yürüyorum bir yandan da çocukluğumun geçtiği o eski sokaklarda oturup etrafı inceliyor, fotoğraf çekiyorum. Tam anlamıyla kafa dinleme anlarındayım derken kadrajıma bir çift denk geldi, böyle uzaktan geliyorlar. Direk ne yakışıklı oğlan dedim ve zoom yapmaya başladım.

Veee o an geldi!
DAN!!

Anaokulundan arkadaşımı (evet ne var bunda aa..) çocuğun yanında gördüm. Hayır kızla da muhabbetim var =) Bendeki şaşkınlığa bakar mısınız?! “Bu oğlanı nerden tanıyorum acaba?” diye zoomlarken meğerse bizimkinin face profilinden tanıyormuşum. İnsan yanındaki kıza bakar. En azından kadın kadını keser. Bizde böyledir ya. Ne giymiş, oo güzel mi falan diye sokakta ilk kez gördüğümüz kadını keseriz. Ama ben, yok canlar kimseye benzemem, direk erkeği keserim ;) Al işte noldu #) Evet evet evet biliyorum iyice saçma bir hale bürünmeye başladım ben. Farkındayım yaaa… Doktorlar çare bulsun bana ;) Sonra çiftimiz konuşa konuşa yanımdan geçtiler. Artık o utanç ve kendime gülme anımla merhaba demedim. Hiç bulaşmadım. Direk gözlüğümü taktım ve yürümeye devam ettim. Birkaç bardak çay içtim ve tiyatroya bir bilet aldım. Ne oyunu bilmeden izledim ve çıktım. Hala yapılacak işlerim varken böyle amaçsız gezmek de pek güzel oluyormuş. Değişim yapmak istediğim kıyafetleri mağazaya götürdüm ama başka rengi de kalmamış. Bunun üzerine ceket aldım derken hadi dedim gene yürü kızım sen. Zaten ayağında spor ayakkabıların var, spor olur (Tam Türk insanı). Bir şişe su alıp yürümeye başladım.

Bundan sonra olanları size tarifimle anlatıcam;

Şimdi üstümde hoş bir kot şort.
Onun üstünde mor askılı atlet ve krem rengi salaş bir yelek var.
Saçlarım inadına açık ve dalgalı (Kendi kendime çok seksisin diyorum. Öyle bir ruh haline bürünmüşüm). Bir o yana bir bu yana sallanıyor.
Bir elimde suyum, bir elimde ETİFORMmum yürüyorum, aa unutmadan o muhteşem güneş gözlüğümde gözümde ;)

O gözlük malum “Analar neler doğuruyor”u bile etkilemişti. Yaa o çocuğa noldu? Bi ara anlatıyım size onu ;) Uff ne hikâye var onun partın da =) Hatırlatmıyorsunuz ama. Bende unutuyorum #)

İşte ben böyle yürürken yıllardır aramadığım arayamadığım ilkokuldan fen bilgisi hocamla karşılaştım (İnsan böyle günlerde sevdiği, hoşlandığı çocukla karşılaşmak ister ama kısmette bana düşene bak). Karşıdan tin tin geliyor. Bende de hava tavan yürüyorum. Amacım umarım beni tanımaz şeklinde derken bu olmadı tabi Şettt!!! Geldi geldi yaklaşıyo derken bir anda kolumu tuttu ve “Sen Z.S mısın?” dedi? “Evet hocam, çok değişmişsiniz” dedim (Yalanın gözü çıksın. Eğer başıma bir şey gelecekse sırf bu yalanlarım yüzünden gelecek). “Biliyorum” dedi. “Sende çoookkkk.?!” dedi ve sustu sonra tek kelime olan “Büyümüşsün!” dedi. “Evet” dedim. Ne saçma bir iltifat lan bu! Tabi büyücem, 8 sene geçmiş biz mezun olalı! Eveett yaş ortaya yavaş yavaş çıkıyor #)Beni hem azarladı hem de sol koluma vurdu. Her cümlenin sonunda koluma bir şaplak yedim. Bu nasıl sevgi lan böyle?! Tam ayı & yavru hikâyesindeki gibi #) Ayrılırken de “Ortaokuldaki ekürünü topla gel bana” dedi. Oldduuuuu dedim tabi içimden. Dışımdan “Bakarız hocam, siz aynı yerde oturuyorsunuz dimi?” dedim. “Evet” dedi. “Tamam,  iyi günler” dedim, koşar adımlarla kaçtım. Bildiğiniz uçtum ya ne kaçması. Bir dakika önce bi araba olsa da beni eve atsa diye ayaklarımım ağrısından söylenen Z.S uçtu =) Sırf bu yüzden gitmiyorum var ya. Neden gelmedin, her gün mü dersin var, haftasonunda mı dolusun falan filan. Gidince de sana sorunlarını anlatıyo. 5dk oturcam diye gidersin 1 saatten önce kalkmazsın. Her gün gitsen de azarı yer eve dönersin. Aman eksik kalsın valla yaa. Sonra ben ortaokuldan herkesle görüşmüyorum ki. Millet dağılmış dört bir yana. Ayrıca çoğuyla da konuşmak istemiyorum. Geçmişim pek temiz değil bu konuda.

Bütün bunların sonunda salonumdaki o muhteşem rahat büyük minderli üçlümde uyudum. En son hatırladığım görüntü ve ses Uğur Dündar’mdı. O adamı da sonunda delirttiler ya ne diyim.

21 Ekim 2012

Yorgun Prenses Durmuyor ve Hikayeyi Anlatıyor

Nerde kalmıştık?! Hah! Hatırladım;

Derken bir an geldi ki işte o an herkesin hikâyeme inandığını hissetim;

“Bizim şirketin bir eksiği vardı. Oda…” dedim ve böyle heyecanlı bir ses tonuyla arkadaşlarıma baktım. Herkes “Neydi?” bakışı atıyordu. İşte o an en güzel andı. “Tasarımcımız yoktu!” dedim ve herkes hıı deyip geriye yaslandı =) Dizinin ya da filmin en heyecanlı sahnesinde sonucu öğrenip rahatlamış gibi bir halleri vardı. “Sizi Hilal Hanımla tanıştırayım tasarım ekimizin başıdır.” dedim. Bak bak bak ekibim bile var =)) Derken bir ara o kadar heyecanlandım ki, hikâyenin devamını unuttum ama bunu çaktırmamak için yavaş yavaş yürüyüp kürsüye yaslandım ve bacaklarımı çapraz yapıp sınıfa şöyle bir baktım. Sanki o an düşünüyormuş gibi yaptım ve konuyu farklı bir yere çektim. Kurtardım hehe =) Sonra arkadaşlarımla konuşurken anladım ki kimse fark etmemiş (Alkışlar yeniden bana). Bir daha sun deseler böyle sunabilir miyim bilemiyorum ama ben sahneleri seviyorum. O kalabalık, o heyecan güzel yaa. Sahnede keman çaldığım o gecede de bir yerde doğaçlama yapmıştım, kimse anlamamıştı ;)

Sonuç mu?! Hoca beğendi hem de çok beğendi. Bunu daha sonra bana söyledi. Sunumun dosya çıktısını alıcam ve hocaya teslim edicem. Eksik gördüğü bir yer varmış, “Onu da ekle öyle gel.” dedi “Tamam.” dedim.

En güzel yer geliyoorr: sunumdan sonra hoca toplu fotoğraf çektirmek istedi. Oturdu masaya bizde çevresine geçtik. Önümüzde ise bir sürü siz deyin 50, biz diyelim 60 bebek şekeri ve süsü fotoğraf çektirdik. Sonra ne yaptık biliyor musunuz? Yaptığımız şeker ve süsleri sınıfa dağıttık. Mevcut mu? TAM 45 kişi! Ellerimizle yaptığımız o kadar şeker ve süsü dağıttık. El emeği olduğu için hocada beğendi zaten ;)

Her şey bitti ee tabi bende bittim #) Ama bir gece önceden sözüm vardı. Bu sunum başarıyla biterse dışarı çıkıp eğlenecektim ve bütün bu stresi üzerimden söküp atacaktım. Sunum bitmiş, bir başka derse giderken K. ile karşılaştım. O gün onun doğum günüydü. Liseden beri tanırım çocuğu, öyle bir arkadaşlığımız var bizim. Upss! Size onu anlatmıştım. Hadi bakalım kim olduğunu eski yazılarımdan bulabilecek misiniz ;) Direk yanına gittim ve doğum gününü kutladım. Sonra son ders, eve gidiş derken üçlü koltuğumda uyumuşum hadi size dürüst olayım sızmışım =) Derken telefonum titredi ana! K. mesaj atmış. İlk tepki tabi ki de sol kaşın kalkması şeklinde oldu. Sonra olayı anladım. Akşama doğum gününü kutlayacakmış ve beni de çağırıyormuş, bugün aceleden söyleyememiş falan filan. Bende tamam dedim, geliyorum. Kendime verdiğim sözü gerçekleştirecek arkadaş ararken K. Hızır gibi yetişmişti.

Kalktım o sızmış halimden eser kalmasın diye soğuk bir duşa girdim ve ardından sıcacık enerji çayımı içip hazırlandım. Her şey bittikten sonra kendimi sokağa attım. Çocukluğumun geçtiği o eski mahallede gezerken eski bir kırtasiyenin kapandığını gördüm. Onun yerine kitapçı açılmıştı. Direk saate bakmadan daldım içeriye. K.’ye hediye almam gerekiyordu. Elim boş gidemem olmaz öyle. Ona kitap bakarken oranın harika bir yer olduğunu anladım. Pazartesi gidip birkaç kitap da kendime alcam ;) Sonra K. ile buluştuk ve bara girdik. Anam o nasıl bir kalabalıktı öyle! Masada kimseyi tanımıyordum #) Size şöyle tarif edeyim siz nasıl bir durum olduğunu anlayın: masanın en ucundayım ve kafamı çıkarıp bakıyorum, ucu görünmüyor. Zaman geçti, pasta kesildi de millet yarılandı. Sonra sahneye yaklaşmalar ve şarkılara eşlik etmeler derken geceyi sonlandırdım. Taksiye atlayıp eve geldim. İlk işim K.’ye veremediğim hediyesi için içine yazı yazmak oldu. Şöyle en samimisinden bir not yazdım (Not tam bir A4 boyutunda yalnız haha =)) ). Bir defa katlayıp kitabın arasına sıkıştırdım. Pazartesi gelirse ona teslim edicem. Ben gittikten sonra notumu okursa daha iyi olabilir ;)

Eğlendim, bitti ve şimdide cumartesiyi bitiriyorum.
Yeni hafta bayram ile yarılanacak.
Bakalım bayramda ne yapıcam? Şimdiden onu düşünüyorum hımmm…

20 Ekim 2012

Yorgun Prenses Durmuyor

Ay bitti!  
Ohh be SÜPER!
Bu duyguyu özlemiştim.

Yok, dostlar bu sefer bir ilişkiden bahsetmiyorum, sizde az değilsiniz haa =)

Bu hafta yani dün moda koleksiyon tasarımı ve yönetimi dersimin ödevi vardı. Grupça bir şirket kuracak ya da kurulmuş bir şirketi tanıtacaktık. Bizde 3 kız olarak bebek şekerleri ve süslerini kurduk. Adımız ise “CİCİ BEBE” oldu. Biliyorum yaa çalıntı ama inanının 3 gün kafa yorduk şirket ismi için. Sonunda bunda karar kıldık çünkü kimse kimseninkini beğenmiyordu. Yoksa karşıma çıkıp üç günde bunu mu buldun demeyin valla size bulduğum yerde çelme takarım =)

Bu ödevi nasıl hazırladığımı bir bana sorun birde Allaha yani öyle bir durumdu. Bide ödev bir değil ki iki tane. Diğeri ise tasarımcı tanıtımı olan Arzu Kaprol’u anlatmak (Buna süre yetmedi. Bir başka derse kaldı. Çıtayı yükselttiğimiz için bunda daha fazlasını yapmamız lazım). Yani ben 2 haftada bu iki konuyu yetiştirdim. Evet, bunu yaptım. Helal olsun bana ;)

Olayımı anlatıyorum;
Bi kerem eve derslerim geç bittiği için 5 de geliyordum. Sonra yemeğe kadar yatış oluyordu. Ardından kalkıp yemeğimi yiyor ve sonra bilgisayarın başına geçip haber, fotoğraf ve nice şeyi araştırıyordum. Onları tek tek dosyalayıp sunuma ekliyordum. Tabi sunumun teması öyle uyduruk, hazır olanlardan değil. Bildiğiniz tek tek renk, harf karakteri derken bayağı bi uğraştım (Hocada bunu ben konuyu anlatırken fark etti ve sordu. Gururla “Evet” dedim). Sonra eklenen fotoğrafların renkleriyle, parlaklıklarıyla bizzat ilgilendim. Bunları hazırlamak için her gece 2 de yattım belki de 3, hiç hatırlamıyorum. Ama sonunda noldu aa dostlar?! Sol gözüm kızardı kızardı, kanlandı ve şişti! Evet, bildiğiniz tuhaf bir şey oldu. Gittim eczaneden damla aldım ve iki saate bir gidip gözüme damlattım. Yemin ediyorum ben ÖSS ye böyle çalışmamıştım #) Göz tepki verdi ya, bildiğin “Yeter!” dedi. “Yat ulen!” dedi “Adamı hasta etme! Ders çalışma artık!” Bak bak =) Vücudunu dinle arkadaş, olay budur!

Twitter da ki isyan hallerimi ise kimse sormasın. Resmen patlama anı yaşıyordum #)

Sunumu anlatıyım mı peki? Anlatıyım anlatıyımmm =))

Bi kere sunumumuz SÜPER geçti =) Bunu ben söylemiyorum sunumu dinleyen arkadaşlarım ve hocam söylüyor. Heyecandan nereden başlayacağımı bilemiyorum. En güzeli de sunum bittikten sonra alınan tebrikler ;) O güzel cümleleri duymak ve herkese teşekkür etmek. Kibar olmayı öğrendim artık abilerim ablalarım =) Hafifçe gülümseyip, az ve öz teşekkür ediyorsunuz. Aynı bir İngiltere Prensesi gibi ;) Bak bak bak bendeki havaya bak hahaha :D :D

Şirket sunumumuzu ilk olarak anlattık ve ben girişi üstlenmiştim. Bir gece önce ise abim ve annemi karşıma alıp onlara provamı sunmuştum. Tabi düzeltmeler ve tartışmalarla bir sürü not almıştım. İyi ki de almışım. Ertesi günkü ana sunumda bunların hepsini kullandım. Öncelikle güzelce giyindim. Hatta bilerek kırmızı askılı bluz giydim kiiii millet enerjimi alsın diye ve yetmedi kırmızı ojede sürdüm. Enerjim taşsın istedim =) Konuya bir giriş yapmışım ki heyecandan ölüyorum. Sesim titredi falan derken geldik uydurma şirket kurma hikâyemize =)  İşte ben bütün heyecanımla birlikte giriş yaptım. Böyle anlatıyorum ben, 2004 yılında kuzenim doğum yapmıştı işte bebek şekeri şirketi bulamadık diye. Aman allahım ne atma ne atma ki atmak bedava =) Sonra heyecanımı kimse fark etmesin diye kürsüde yürümeye başladım (amaç bacak titremesi görünmesin). Orası kesmedi kürsüden indim sıraların yanını da kullandım. Sanırsınız ki harbiden 7 senelik şirketim var hehee =) Böyle arkadaşlarımın gözlerinin içine bakıyorum, arada grup arkadaşlarıma bakıp Arzu Hanım diyorum. “Bir sonraki slayt, lütfen. Teşekkür ederim.” Derken bir an geldi ki işte o an herkesin hikâyeme inandığını hissettim.

Şimdi baktım da çok uzun yazmışım. Hikâye burada bitmiyor tabi ama heyecana bir sonraki part da devam ediyim. Ne siz okurken sıkılın ne de ben sizi yorayım ;) Yayınlandıktan 10 dk sonra yeni yazı yayında olur.
Öptüm, İyi Okumalar ;)

NOT: Fotoğraf şahsım tarafından çekilmiştir.
Kendisi şirket logomuz olup, broş olarak el emeği yapılmıştır ;)

18 Ekim 2012

Loş Işıklar Altında


Günler geçti bile hem de çok hızlı.
Acaba dedim, gece gece acaba günler, yıllar geçtikten sonra birbirimize kalabalık bir masada bakıp,
Aradığın aşkı buldun mu diye sorcak mıyız,
Sorar mıyız,
Sorabilir miyiz?
Konuşmadan sadece bakışarak.
Ufak bir ifadeyle anlarım ki ben senin ne istediğini,
Ne söylediğini ya da neyi ima ettiğini.
Sen de aynı benimkini.
En acısı da bu değil mi?!

Bugün gittiğim barda çıktım sahneye. Aldım elime mikrofonu, elimdeki kadehi uzattım sahnedeki çocuğa ve o eski şarkıyı söyledim “Tek başına”. Gözlerimi kapattım ve bütün o loş ışıkların altında değilmişim gibi davrandım. Sadece şarkıyı söyledim. Kime söyledim, nasıl söyledim her anını hatırlarken senin orda olmaman ve duymaman bütün olayı sadece benim yaşamamı sağladı. Şarkıdaki gibi tek başımaydım. Şarkıyı bitirip gözlerimi açtığımda herkes önümde bana bakıyordu. Sanırsam farkında olmadan gözümden yaş gelmiş. Olur böyle şeyler, olsun zaten böyle şeyler…

Arkadaşlarım benim için mikrofonun sesini de değiştirmişler ve ışıkları daha da loşlaştırmışlar. Bara gelen herkesi tek bir şarkıyla verem etmiş olabilirim. Napalım.. Gece ilerledikçe bu kadın romantikleşir. En azından içtikten ve sahneye çıkıp şarkı söyledikten sonra kimseyi aramadım. Masamıza geçtiğimde “Oo kızım amma efkârlıymışsın sende” gibi yorumlar aldım. Hafifçe gülümseyip içkimde kalan son yudumu da içtim. Sonrası malum. Bilgisayarımın başındayım ve bu yazıyı yazıyorum. Yayınladıktan sonrada yatıp sabah 08.30’daki dersime yetişebilmek için birkaç saat uyuyup kalkmam gerek.

Öyle işte. İyi Geceler Millet…

6 Ekim 2012

Haftayı Bitirdik


Valla bitti.
Öyle ya da böyle günler geçiyor işte.
Birileri gene evleniyor ve ben ayrılıyorum. Naparsın =)

Aman üzüntüleri geride bırakalım. Haftayı bitirmenin verdiği o mutluluğu hissedelim biraz. Amma yorucuydu ya, uff anlatılmaz yaşanır bir haftaydı. En yakın arkadaşımı bile göremedim. Buluşamıyoruz, buluşmayı geçtim telefonla bile konuşurken derslerimiz denk gelmiyor. Kuzumu aradım da geçen gün dersteymiş. Jelibonum desem oda aynı.

Haftayı gün gün inceleyim, bakalım nolmuş? Hmmm…

*Pazartesi: Kalıp dersinde etek kalıbı çıkarmayı öğrenip bir de minicik etek kalıbı çıkardım. Yetmedi bide onu yapıştırdım. Artık benimde minik bir Barbie eteğim var hehe =)) Termodinamik dersinde tabloların arasında kayboldum ve sonunda baktım dersi takip edemiyorum amaan deyip (içimden de sömürdüm yani. Bu ne bee diyorum. Bu kadar tablo artı ders notları. Sıra yetmedi. Eşyam sığmadı durumları içinde böyle bir anda üstüme üstüme gelmenin verdiği sıkıntıyla patladım tabi içimde) bütün tabloları kaldırdım ve çantanın en derinine attım. Zaten takip mi etcem yoksa yazcak mıyım anlaşılmıyor ki aa durun ya, yazarken fark ettim hoca ödev vermişti #) Resmen ilkokulda gibiyim. Hafta sonu ödevlerim var #) Masama bir kâğıt astım ve aklıma gelen her türlü ödev ya da yapılması gereken iş varsa yazıyorum. Yoksa o kadar beynim dolu ki unutuyorum =// Kafa boşaltmaca yapmam lazım benim acil “SOS” ;)

**AVEA bana heryöne 60dk konuşma hediye etti. Neden etti ve neden ben hiç bilmiyorum. Hoşuma gitti ama kimi arasam ulaşamadım #) İlginç...

*Salı: Makine elemanlarına girdim ve dersten soğudum! Sınıfın gürültüsü mü beni bozdu yoksa hocanın dersteki halimi bilemiyorum. Böyle bir hevesim kaçtı. Geçen hafta o kalabalık sınıfın içinden çıkıp “4 zamanlı araba motorunu” bilmiş birde anlatmıştım. Çıkışta herkes beni konuşuyordu, böyle kabarmıştım falan hehe =)) Olay aslında hocada benceeee. Bir kere adamın boyu uzun (topluca ne alaka çekelim ama durun dostlar söylicem) ve (şimdi söylüyorum) DİK DURMUYOR! Takarım ben kardeşim! O omuz dik duracak (reklamdaki gibi oldu =)) ). Derste ayağa kalkıp böyle sırtına bastırıp göğüs dışarı yapmamak için kendimi zor tutuyorum. Bide hocanın yüksek olmayan ses tonuyla konuyu anlatması yok mu?! Yaka mikrofonu getircem o olacak. Bütün bunlar beni benden aldı valla derste bedenen bulunup, ruhen astral seyahatte olmayı başarıcam. Evet evet, bunu millet yapabilmek için yıllarını harcıyor ama gerek yok. Gelin girin derse ;) Bu ders gittim en öne oturdum, hocayla aramda 1m var ve hala duyamıyorum! Duysam da anlamıyorum ki dersi. Böyle adama bakıp “Ne diyo acaba?” diyorum. Hatta bir ara “Ne işliyorduk, hangi ara bu konuya geldik?” bile dedim ki işte o anda anladım ki bu derse ekstra not lazım ;) Ayrıca bugün en olmasını istemediğim şey oldu. Hani birinin sizi en güzel anınızla görmesini istersiniz ve bunun için çabalarsınız ama o sizi görmez. Sonra gün gelir sizi en paspal halinize yakın görür. Hah, işte aynen bu oldu. Bütün hafta giymişim etekleri, takmışım kemerleri, ayağımda topuklularım ama adam yok etrafta derken bir sabah derse geç kalma saatinde uyanıp dolaptan ne bulduysam giydiğim halimle gittim. O gün “O gün” beni o halimle gördü. Kader, neden bu hafta bana böyle davranıyorsun sen? Olmuyo ama. İlişkimizi bir daha gözden geçirelim bence ;)

*Çarşamba gününe gelelim; dikim uygulamalarında kâğıt dikiminden cebe geçtik ve ben hala cebi dikmedim. Çok güzel çook güzel ve hocanın ödevini de bitiremedim. Ama bu benim suçum değil ki =( Hoca önce kâğıt dikeceksiniz dedi ve bizde iyi dedik ve dikmeye başladık. Ama bu ödevler vizeden önce bitmeli aslına bakarsanız daha çok var görünüyor fakat bu hafta cep dikimine geçti. Ee onu dikince kâğıtlar kalacak. Ben sorun etmedim ve evde dikerim dedim. Geldim eve ve oturdum makinemin başına iğnemi taktım, kâğıdımı koydum, son kontrollerden sonra bastım pedala ve makineden gelen ses ile şok oldum. Makine ip kopuşu var diyor! İp kopuşu mu, ne kopuşu ki masuramda ip yok! Benimki, elektronik olduğu için olmayan iple dikmiyormuş artiste bak ya!! Altı üstü iğneyi benim istediğim desen ile kumaşa batıracaksın ama yok illa ip istiyor. Bende baktım olmuyor ipi taktım ve diktim. İyi de diktim aramızda kalsın. Sonra hocaya gittim ve kağıtlarımı gösterip durumu böyle böyle deyip en saf halimle anlattım. Hocanın cevap direk “sök bu ipi” oldu. İçimden öyle bir “neyyyy???” çektim ki gözlerim büyümüş olabilir #) Düz dikişin en zor sökülen dikiş olduğunu artı diğer adının kilit dikiş olduğunu bilmiyor herhâlde! Bütün saflığımla “Peki sökerim.” dedim. Ve eve geldim başladım nakış makasıyla sökmeye. Bir elimde makas, bir elimde cımbız söküyorum. Lanet olası şeyi 3 gündür söküyorum. Toplamda 4 kâğıt söktüm ve arkamda 3 kağıt daha var! Aman allahım. Bayramda falan dikiş dikmemek için bu acılara katlanıyorum, yemin ederim.

*Perşembe: İyiydi tabi günün içindeki olaylar olmasa. Sonuçta toplamda aynı sınıfta geçen iki dersim vardı. Çantam hafif, alacağım fotokopi yok ve dersten erken çıkacak yemeğe de erken gidecektim (hala yemek hala yemek =)) ). Anlayacağınız gün iyiydi =) Sabahki o ilginç konuşmayı atlamak istiyorum, hoşuma gitti ama olsun. O başka bir yazıya sayın okuyucu ;) Şimdi bizim laboratuvar grupları açıklanacaktı ve listelerde sayılar eşit olacaktı. Benim olduğum grupta sayılar fazla. Hani bunu herkes biliyor. Neyse efenim listeler bir açıklandı ben A grubuna atılmışım! Bende bir şok dalgası beynimden aşağıya doğru aktı geçti. Direk hocayla konuşmaya girdim odasına. Aslında daha önce konuşacaktım ama yetişmem gereken yerler ve hocayı bulamama durumum yüzünden tam hocayı buldum anında hoca listeyi asmıştı. Girdim ben odaya ve tam konuya girecektim ki hoca bir anda parladı. Hayatımda ben öyle bir tepkiyle hiç karşılaşmadım. Sesim titredi, gözlerim doldu. Böyle kal geldi derler ya öyle oldum. Kaldım öylece. Konuşmak istedim sesim çıkmadı, çıkınca da titredi ve cümlelerim kekeledi. Salak bir durumdu (kabul ediyorum). Sonrası uzun hikâye anlatmıyım. Sağolsun bir hocam araya girdi o an ve o olay tatlıya bağlandı. Tabi bu durum sinirimi çok bozdu. Ders arasında olduğu içinde derse yeniden girdiğimde ilk 15dk hoca ne anlattı anlayamadım. Sonra yavaş yavaş kendime geldim. Kendime geldiğimde valla tebrik ettim. Helal olsun kızım sana dedim kendi kendime. Eskiden olsa tepkin uçlarda olurdu ama şimdi çok saygılı davrandın. Doğruydu. Eskiden olsa hemen bende bağır karşılık verirdim. Şimdi susmayı öğrendim ama susarken de böyle bir tepkiyi görünce darmaduman oldum yani =//

*Cuma: Ouvv yani şu an =))) Mutluyum mutluyum mutluuu =) Sevgilim yok, evde odamda parti var. Ve odam an itibariyle başlı başına bir disko topu ;)

Yarının tatil olmasını,
Ödevleri,
Ayrılsam da bunu atlatmayı,
Sevilmemi,
Sevdiğim hocalarla günü ve haftayı kapatmayı,
Yıldızımın yeniden yükselmesini kutluyorum.

Kutladıkça kutlanan şeyler illa çıkar ;) Sizin benim yanımda olduğunuzu hissetmeyi kutluyorum.
Yazılarıma destek veren herkese teşekkür ederim ;)

1 Ekim 2012

Ondan Sonra

Ayrıldım.
Bunu daha önce söylemiştim dimi, uff içim sıkkın ama kimseye çaktırmıyorum.
Anlatamıyorum da. Böyle yazılar yazıyorum.
Belki daha da yazarım bilemiyorum.

Öyle aklıma geliyor arada durgunlaşıyorum. Radyoda çalan her parçada hüzünleniyorum. Geçen gün art arda arabada giderken bizim parçamız çaldı. Bizim bir parçamız vardı. Benim bile hatırlayamadığım geceden kalma. Tamam, tamam o geceyi hatırlıyorum hem de her anını, kırdığım potları ve ne giydiğimi, ne giydiğini…

Sıkıldım ya gerçekten sıkıldım. Nasıl söylicem, ne karar alıcam derken cumartesi sonunda bütün düşüncelerimi ona söyledim. Zaten mesajlaşırken konuşmanın oraya gideceği belliydi. Böyle bir soğukluk vardı ortada. Hani cevap atarsın, o tek cümle atar sonra senin de hevesin kaçar ve sende tek cümlelik mesajlar atmaya başlarsın. Geldi geldi geldi ve ben bir cümleyle konuya açıklık getirdim.

Mesajla bitirdim gibi oldu ama biz bu konuyu “konumuz” haline getirdikten sonra hiç buluşmadık ki. Buluşamadık yani. Anlamıyorum! Eskiden kafamıza estikçe konuşan, buluşan biz, şimdi ne adam akıllı konuşabildik ne de buluşabildik. Şimdi benim derslerim başladı ee onun daha başlamadı. Yani buluşmak istesek buluşabiliriz ama yok adamda tık yok ee bende hadi hadi diye ısrar mı edicem?! Tabi ki de hayır! İşin ikinci tuhaf yanı ise bu durumu hemen kabullenmesi oldu. “Haklısın.” dedi ya sadece “Haklısın” ve arkama bakmadan gidecekmişim. Onu bundan sonra düşünmeyecek ve aramayacakmışım. Sorduğu bir soruya onun istediği gibi cevap vermemişim falan filan.

Yok ya gerçekten bende de sorun var. Nerde zor insanlar var onları seçiyorum. Hayatıma sokuyor ve içine etmelerine izin veriyorum. Bu böyle aylarca da sürebiliyor bazen yıllarca da. Al işte, bu yıllarca sürdü. Bu tarz seçtiğim kişileri kendime ulaşılması gereken bir hedef olarak belirliyorum. Sonra sevgim, aşkım artık içimde ne varsa kayboluyor ve başka şeylere dönüşüyor. Bunu bu şekilde yorumladım. 5 sene önce sevdiğimi söylemiş sonra onun tutarsızlıklarıyla üzülmüş ve her şeyi kafamda sıfırlamıştım. Arkadaş, dost olmuş hatta en iyi arkadaşım noktasına getirdiğim insanı, bir gecede kaybettim ve bu benim suçum oldu. Sen arkadaşlığımıza bu kadar yıl sonra ihanet ettikten sonra ben napıcaktım?! Ya kabul edip arkadaşlığımızı bir başka boyuta taşıyacaktım (en azından deneyecektim) ya da baştan “Hayır” deyip bütün paylaşımlarımızı silecektim. Sizde biliyorsunuz; bu aşamadaki kararsızlığımı, cesaretimi ve neler neler düşünüp neler yaşadığımı. Ama o her seferinde söyleyemediğim şeyler var, şimdi olmaz, anlatamıyorum gibi bir sürü cümle kurdu. Olabilir, anlatamadığı şeyler olabilir, zor zamanlar da geçiriyor olabilir ama bir ilişki benim için böyle olmaz olmamalı! Napıcam, her sorumu kâğıda yazıp buluşunca önüne mi sericem?

Uff aklıma geldikçe sinir oluyorum. Lise hayatımın son senesinde sınıfın bildiği konu dillenmemişken kaç yıl sonra ortaya çıktı.

Ne alaka biliyorum ama dolunay günü beni sevdiğini söyleyip bir başka dolunay gününde ayrıldık.
Dolunay gününde ağladım.
Ayın en sevdiğim konumu olan Dolunayımın içine ettiğinin farkında mıdır acaba?
Hadi topluca cevap verelim: Hiç sanmıyorum.

Yok arkadaş kalbimin sesini dinledim gene gene ve gene ama bu sefer çok sert çarptı kaya. Hayatımı yaşamaya devam ediyorum. Bölümde derslerim başladı. Onlarla uğraşıyorum, çiziyorum, kesiyorum dikiyorum. Anlayacağınız sıkıntımı, kafamdaki böcekleri işlerimle atıyorum. O mu? O ne yapıyor bilmiyorum. Çıktık ikimizin hayatından. Ayrılıklardan özelliklede sevgililerimden ayrılınca bu kadar etkilenmezdim ben. Bu çok sert oldu. Şimdi istemez miyim ona yeni dönemini sormak, akşamları nasılsın diye mesaj atmak, beğendiğim bir kitabı okuması için ona söylemek ya da sadece iyi geceler deyip uyumak. Artık O yok. Bende onun hayatında yokum. O kadar büyük sevgi, sırf o acı çekmesin diye çıktı işte hayatından. Yanında olmamalıymışım, uzak durmalıymışım, acı çektirmemeliymişim, üzmemeliymişim. Ben noluyorum lanet olası?! Bencilce kararlar alıp sonra beni iki ucu boklu değnek olan kararı almamı isteyen sen değil misin?

Gidip bir kadeh kırmızı şarap içicem ben!
Fona da şöyle akustik birkaç parça koyucam.
Belki sonra da sızarım..