29 Eylül 2011

Daha Yeni Başlıyorum


Hayatıma giren kişilerin yanında çıkan kişilerde olmuyor değil. Çoğu yazıma konu olmuş tek bir kişi var. Bir tek onunla konuşmuyorum. Diğer çıkanlarla bir şekilde merhabamı devam ettiriyorum. Bu kolay mı oluyor? Hayır. En azından deniyorum. İlk zamanki acemiliğim artık üstümde yok. Büyüyorum ve tecrübeleniyorum. Konuştukça, insanlarla iletişime geçtikçe eskisi gibi neyi nasıl soracağımı on kez düşünmüyorum. İçimden geldiği gibi davranıyor sonra akışında yaşıyorum. Saygım ve üslubum da yıllar içinde değişti. Tanımadığım bir kişiye yardım edip bunu böbürlenmeden unutuyorum. O kişiyle tekrar karşılaştığım zaman ise ona bunu hatırlatmıyorum.

Eskisi gibi değilim artık. Üzerimden attığım bazı davranış ve düşüncelerim var. Buna yılların arınması da diyebiliriz. “Entrikaların içinde bile kalsanız saygınızı korumalısınız” derdi bana bir hocam. Söyledikleri o zamanlar bana çok saçma gelirdi ama insan bazı şeyleri görüp bide üzerine bizzat yaşadığı zaman artık o sözlere hak vermeye başlıyor. Her zaman böyle değil mi zaten. Herkes birbirine nasihat verir ama karşı taraf bunu yaşamadan bilemez. Bende böyleyim aynı herkes gibi. Yaşayıp sonra onaylamayı eskiden bende sevmezdim ama şimdi söylenenleri dinleyip olaylara o şekilde bakmaya başladım. Bunun yanında öncü yapıma da engel olamıyorum. Kararlarımın önemsenmediği ortamda duramıyorum. Ne kadar önceden uyarılsam da gene de bildiğimi yapıp sonra da dersimi alıp burada içimi döküyorum. Bu şekilde yaşıyorum işte. Yeri geliyor üzülüyorum yeri geliyor gülüyorum. Şimdilerde şunu fark ettim ki ben daha çok gülüyorum. Yavaş yavaş bazı şeyleri takmamaya başladım. Etek giydiğim zaman çorabım kirlenmesin diye tepelerde yürüyen kız artık su havuzlarına atlayıp çamura batmaktan zevk alır hale geldi =) Hayattan artık daha çok zevk alıyorum. Bunun için çok fazla gayrette göstermem gerekmiyor.


Hayat bana “asla” dememeyi öğretti. Asla demiyorum ama bunun yanında önlemimi de alıyorum.
Bu yaşıma kadar görmem dediğim şeyleri gördüm, yaşamam dediğim şeyleri yaşadım.
Umutlarımda oldu hem de en uçlarda, yaşadıklarımda oldu sınırlarda.
Kararlar aldım sert ve keskin.
Bir cümleyle bitirdim ilişkimi, her şeyimi ve tabi geçmişimi.
Bunun yanında utanmadım söylediklerimden, yaşadıklarımdan, hissettiklerimden.
Pişmanda olmadım aldığım kararlardan, seçtiğim insanlarla yaşadıklarımdan.
Hayatı zindan etmedim kendime bütün bu yaptıklarım için.
Uçlardan döndüm, kurtuluşu aradım bazen bir şeyde bazen birinde bazen bir cümlede bazen de başka bir şehirde…
Yeri geldi buldum yeri geldi sadece bulduğumu sandım.
Sandıklarımla konuştum biraz da olsa rahatladım ya da rahatladığımı sandım.
“Seni seviyorum” diyebildim hem de bunu hiç çekinmeden söyledim.
Karşılıklar aldım hiç reddedilmedim.
Biten ilişkilerimin sonucunda seviyemi korudum ve arkadaşımı bundan sonrası için kaybetmek istemedim.


Neler yaşanırsa yaşansın kimse kimseden daha beyaz değil. Hepimizin kendi içinde sırları var. Bunu öğrendiğim zaman onun yüzüne vurmadım. Sevdim, saygı duydum. Şimdilerde yan yana geldiğimiz zamansa bunun karşılıklı olduğunu görünce seviniyorum. Şanslı olduğumu düşünüyor ve hayata biraz daha tutunuyorum. Şansın bazen bana küstüğünü düşünsem de bir kapı kapanırken bir başka kapı açılıyor. İşte yeniden bir başka kararımla baş başayım. Ya kapıyı açıp yeni kararımla başka kapılara doğru gideceğim ya da kapının önünde oturup geçmişimi temizlemeye çalışacağım.

İçimdeki ses kapıyı açmamı söylüyor hatta araladığımı, bir sonraki adımın ise kafamı sokup devamını getirmem gerektiğini. Demin de dediğim gibi kimse beyaz değil. Daha size söylemediğim sözlerim var ve hayatıma dair arınmaya çalıştığım yıllarım. Yavaş yavaş ilerliyoruz. Her yazımda bir başka kapıyı açıyorum. Sona yaklaşırken kararımı da veriyorum ve evet ben bu kapıyı açıyorum. Kapının arkasındaki teklifi ise kabul ediyorum. Bu benim hayatım, kararlarım ve tercihlerimle. Kim ne derse desin, ister gülsün ister eğlensin. Kendimi bildim bileli yanıma yakışan insanlarla günümü gün ettim. Bütün bu eğlenceli dünyamda asla seviyemi düşürmüyor, düşüren kişiler için ise hayatımdan vazgeçmiyorum. Bugün olup yarın olmayacağını bile bile değişemem, bunu hayatıma girmiş ve bana bir şeyler öğretmiş kişiler için en azından yapmam.

Vermiş olduğum sözler var. Tutmam gereken yeminlerim.
Şimdi kapının önündeyim ve yeni kararımı aldım.
Bugün buradaysam yarın kim bilir neredeyim? Bi bunu bilsem…

24 Eylül 2011

Her Şey Var Bu Yazımda


Bilgisayarın başına bir şeyler yazmak için oturdum ama ne yazacağıma bir türlü karar veremedim. Bu seferlik ortaya karışık yapsak size uyar mı? =)

Size uyarsa bana da uyar deyip başlıyorum o zaman ;)

Öncelikle zor ve sinir bozucu bir Ege Üniversitesi kayıt işleminden sonra bu hafta nihayet sağ salim derslere başladık. Hatta dün ilk dersimizi bile yaptık. Öncesinde kayıtlı olmadığımız için hocalar sadece yoklama alıp bırakıyordu. Hayatım boyunca hiç bu kadar derslere hemen başlamak ve öğrenci olmak için sevindiğimi hatta gayret gösterdiğimi hatırlamıyorum. Demek ki neymiş her şeyin bir ilki varmış =) Bu sene opsiyon seçmeden önceki son beraber ders gördüğümüz ve tekstilin temel derslerini almaya başladığımız yıl olacak. Hal böyle olunca da bende bir hırs bir mesleğime duyduğum aşkta depreşme başladı. İlk günden kitaplar alındı, oturuldu, çalışıldı, notlar tutuldu. Diyorum ya hiç hayatımda bu kadar hevesli olduğum bir öğrencilik yılım olmamıştı diye. Hangi üniversite öğrencisi _2.sınıfa gelmiş bide_ bu şekilde hevesle başlar =)) Neyse nazar değmesin. Hemen elimi tahtalara vurayım ;)

Bütün bu ders yoğunluğumun içinde keman derslerime de yeniden başladım. Artık onu da bi yere sıkıştıracağım. Bu sene arşe tekniklerimi geliştirmek istiyorum. 2 aylık bir çalamama durumum olsa da parmaklarımda geriye gitme falan olmamış neyse ki =) Artık dersler gittiği yere kadar gidecek.

Bütün bunların yanında senemi bu şekilde geçirmemi beklemiyorsunuz dimi =) Bu yaz yeni bir spora başladım. 4 haftada bütün vücudumu şekle soktu ama kalıcı şekil için 8 hafta gerekiyormuş. Ben bu programı bütün yaz uyguladığım için sonuç süper ötesi oldu =)) Hatta bayramda Bandırma’ya gittiğimde herkes yeni halime şaşırdı. Bu şekilde de kendimdeki değişimi kesin olarak fark etmiş oldum. Hatta bu programı teyzeme, kuzenime bide oradaki arkadaşlarıma da verdim öyle döndüm. Önce denedim sonra da pazarladım =) Okul açılınca da aynı duyumları arkadaşlarımdan da aldım =) Bir bayanın en sevdiği cümle “Sen zayıflamışsın” dır zaten. Egzersizler biraz zor olsa da en azından başlangıç seviyesinde olanlar için böyle diyorum zamanla vücudunuz güçlendikçe size kolay gelmeye başlıyor. Bu dönem ders programıma göre hangi günler yapabileceğim onu da belirledim. Vizeler başlayana kadar yapmaya devam. Merak eden olursa özelden adını da söyleyebilirim ;)

Bu sene lise ve dershaneden de arkadaşım olan Nage’yle sonunda aynı kampüste olabildik =) Arkadaş Dokuz Eylül Makine Müh. de olunca doğal olarak yanımda olmuş oldu =)) Dün buluştuk Küçük Park da ve bir kafede oturduk. Konuşmaktan ve gülmekten eve geldiğimde başım ağrıyordu. Bir insan bir kafede ne kadar süre oturabilir 1 saat 2 saat??? Biz oturmuşuz 4 saat =)) Onu da babam aradığında fark ettik. Yoksa bize kalsa aman sabahlar olmasın modunda devam ederdik. Kafenin sahibi gençler bile artık bunlar burada oturmaya devam edecekler diyerek müesseseden çay bile ikram etmeye başlamışlardı :D Halimiz iyiydi de biraz da bir sonraki görüşmelerimize muhabbet kalsın diyerek kalktık. Dışarıdan bakanlar kesin bunların kafası güzel, sarhoşlardır demiştir =) Eee koskoca 2 senenin hasreti 4 saatte bitmez en azından bizimkisi bitmez =)

Hayatımdan biri çıkar biri girer. Nage’yle buluştuğumda şunu fark etti(k)m. Bizim etrafımızda arkadaşımız olan insanlar, araya yıllar girse de aramızdaki sıcaklığın, samimiyetin azalmadığı ve kaldığı yerden devam edebildiği kişiler. Belki de bu nedenle neşemiz hep yerinde. Sorunlarımız olsa da bunu beraber çözüyoruz. Arkadaşlık tanımımızın ortak olduğunu her buluşmamızda yeniden fark ediyoruz. Zamanla bakışlarımızla bile bunu hisseder hale geldik. En güzeli de yani benim en hoşuma giden durum ise onların yanında mutlu olmam =) Mutluyum ya var mı ötesi. Onları görür görmez bir anda gülümsüyorum, ister istemez konuşurken bu yüzüme ve ses tonuma da yansıyor. Harika bir duygu. Herkese böyle arkadaşlarının olmasını diliyorum. Mesela geçen gün bir anda 90lı yıllar türkçe pop kliplerini izlemek istedim. Yetmedi bide Burak’ın duvarında paylaştım. O saatte kime takılsam benim bazen esen tuhaf atışmalarımı kaldırır diye düşündüm ve aklıma Burak geldi. Oda gene benim lise ve dershaneden arkadaşımdır. Uzun süre hatta saatler boyunca konuştuk. Ben ona takıldım o anlayışla karşılık verdi.

Zamanla arkadaşlarımı kategorize etmeye başladım. Gülmek istediğimde X le, içmek istediğimde Y le, dertleşmek istediğimde Z kişisiyle takılmam gibi. Her şeyimi bir kişiyle yapamam ki. Buda benim aslında arkadaşlık tanımlarımdan biri. Bu tanımım yavaş yavaş oturmaya başlıyor ama o otururken bende bir sürü şey yaşıyorum.

Bunlara artık üzülmüyorum.
En azından eskisi kadar kafama takıp düşünmüyorum.

21 Eylül 2011

Aklımın İplerini Saldım …2


Ne zamandır bi aklımın iplerini saldım yazısı yazmamıştım. Bakıyorum da sonunda o gün gelmiş. Bu sefer yazacağım konu ayrılık ya da biten bir şeyin üzerine gösterdiğimiz davranışlarla ilgili hatta kendimle ilgili. Böyle durumlarda kendimi yazmam daha kolay ve en önemlisi de bana daha samimi geliyor =)

İnsan hayatında biten bir aşk, sevgi, arkadaşlık hatta kaç senelik dostluklar olabilir. Bir tarafın bir küçük davranışıyla değişir her şey. O kişinin hayatınızdaki önemiyle yeri gelir tüm hayatınız, yeri gelir bir kısmı değişir. Yani sonuç olarak bir anda değişir bütün işler.

Hayatımda bir defa biten bir arkadaşlığım için üzülmüştüm. O zamanların verdiği tecrübesizlik, çocukluk sonucunda sorunun harbiden bende olduğunu sanmıştım ve kara kara “Nasıl oldu? Ne yaptım da oldu?” diye düşünmekten hasta olmuştum. Sonra kafamı kaldırıp baktığımda üzülenin sadece ben olduğumu, karşı tarafın ise hayatına sanki hiç bir şey olmamış gibi devam ettiğini gördükten sonra çok farklı bir Zehirli Sarmaşık olarak yeniden doğmuştum. Bundan sonra her şey farklı olacaktı. Kimseye bu kadar çok güvenmeyecektim. Güvenmek çok önemli bir kavramdı artık benim için. Bunu hem kendim için hem de sağlığım için yapmalıydım. Herkesle arkadaş olup konuşmalı ama yeri geldiğinde de seviyeyi koymalıydım. Çok mu zordu evet, başlarda çok zordu ama zamanla işte bu tecrübe dediğimiz olaylarla o kadar da zor olmamaya başlıyor bazı şeyler.

Arkadaşlık kelimesinin içini doldurmakta böyle bir şey. Şanlıysanız bunu doğru dolduranlarla karşılaşıp arkadaşlığınızı dostluk ya da daha ileri seviyeye taşıyabiliyorsunuz. Bide kimse kimsenin artık kahrını çekmek zorunda değil bunun yanında bende kimseye kahrımı çektirmek zorunda değilim ki. Yeri geliyor birisini tanırken özveride bulunuyoruz, bazen görmemezlikten geliyoruz ama bunlar karşı taraf tarafından seviyeyi aşma ve kullanıldığınızı hissetme noktasına gelindiği zaman sizde öyle mi bilmiyorum ama bende kontakların atmasına neden oluyor. Benim ters tarafım çok terstir. Bu terslik çirkefleşmek, kötülüğe bürünmek şeklinde anlaşılmasın sakın. Ben artık o kişiyi hiç takmam hem de HİÇ! Ne konuşurum, ne yüzüne bakarım. Anlayacağınız adam yerine bile koymam. İster beni silsin ister çaktırmadan koynuna alıp sevsin umurumda bile olmaz. Kimseyi kolay kolay silmemem bundan zaten. Bir şeyleri kurtarmak için verdiğim son fırsatlar, son gözlemler hep bunun olmaması içindir. Anlayan anlar ama anlamayan üzgünüm çıkar hayatımdan.

Kendimi övmeyi pek sevmiyorum çünkü çevremde beni tanıyan ya da zamanla tanımış kişiler zaten gereken şeyleri yeri geldiğinde söylüyorlar. Övgüler, sevilmek, iltifat almak harika bir duygu hatta en utandığım ama teşekkürümü de saygıyla söylediğim durum. Bunun sonucunda kıskanılıyorum biliyorum. Hayatım boyunca biten ilişkilerim, arkadaşlıklarım hep buna bağlı oldu. Beni çekemeyen, kendini yanımda vasıfsız ya da artık nasıl görüyorsa gören kişiler zamanla içlerindeki bozulmuş duygularıyla küçük bir şeyi büyüttüler büyüttüler ve bir anda patladılar. Şimdi yazarken dikkatimi çekti de bu patlamalar hiç karşıma çıkıp yapılmadı. Dolaylı yollardan, kişiler aracığıyla ya da internetin kullanımıyla yapılan laf sokma çabalarıyla oldu. İnsanlar bir tuhaf diyorum da inanmıyorsunuz, tuhaflar işte. Kıskanıyorsan, çekemiyorsan gelip bunu yüzüme söyle ya da bitir. Bitir ki senin de kafan rahat olsun benimde. Ama yok, insanlar hemen sizin çevrenizi bozmaya çalışıyor. Bakıyorlar olmuyor çünkü sağlam, dürüst karakterli bir kişi var karşılarında bu seferde konuştuklarını onunla konuşma diyorlar. İki kişinin arasında olan şeye hayatta girmem. Ne demişler filler kavga eder olan çimenlere olur. Ouvv burada ben fil olsam karşımdaki ne olur acaba?? Hmm fil olmayacağı kesin çünkü onu kendimle aynı seviyede görmem. Aslında saflık bende onlar çok önceden benimle aralarında büyük bir fark olduğunu fark edip kıskanmaya başlarken ben hala onlarla bir şeyler paylaşmaya çalışmışım. Arkadaşlık, beraberlik hayatın her alanındaki ikili ilişkiler sona yaklaşırken zamanında yaptığınız küçük iyilikler ya da söylediğiniz sözler önemini karşı taraf tarafından yitirmeye başlıyor. Onlar bunu önemsememeye başladıkları zamanda siz bir şeylerin değiştiğini fark ediyorsunuz. Aklınızda bulunsun, benden size bir tavsiye: böyle bir durum olduğunda bitirin. İster son sözü söyleyin isterseniz direk susun ama sonucunda bitirin. Canınızı kimse için yakmayın. Bu hayatta kimse sizin mutluluğunuzu bozamaz. Buna hakkının olmadığını bilin.

İşin aslında en komik yanı ne biliyor musunuz? Yazarken bile yüzümde tebessüm oluşuyor. Bayanımızın hoşlandığı erkek benimle konuşuyor diye ona yasak getirmeye çalışması. Bana getirmeye çalışmıyor zaten getiremezdi bunu biliyor ve karşı tarafa gidiyor bunu bildiriyor. Oda bunu önemsemiyor derken olaylar değişiyor. Bu olayın sonucunu söyleyeyim: kız artık hayatımızda değil ama biz hala mesajlaşıp konuşuyoruz. Arkadaş olduk. Hayat böyle işte. Sonra dönüp de her tanıdığına “Ben herkesten kazık yedim.” dersin. Önce üzerinden bu kapris ve çekememezlik duygusunu at sonra bak bakalım kim sana kazık atıyor. Fark edemediği nokta bu. Yoksa olay kazık atmak ya da yemek değil. İnsanların üzerinde kimse baskı kuramaz bu sevgilin bile olsa olmaz. Bana böyle bir şey yapsaydı ilk söyleyeceğim şey “Anam mısın babam mısın ki bana karışıyorsun!?” olurdu. Bunun yanında hayatınızda çok önem verdiğiniz birkaç kişi olur. Onların sözüne de güvenirsiniz zaten ve bu sözü söylemezsiniz hatta söyletmezsiniz bile. İnsanların anlamadığı ikinci noktada bu işte. İlişkileri yıllar boyu sürmüş hatta yılların evliliklerinin bile sonunu getiren davranış bu!

Gidip orada burada beni konuş sanki konu kıtlığı çekiyor gibi sonra da gel suçlu ben gibiymişim gibi yap. Harbiden sorun bende değil sendeymiş!

Bütün bu dediklerimin üzerine işin güzel yanı ne biliyor musunuz?? Böyle insanlarla nasıl mücadele edeceğimi anladım. Tecrübeler insanların davranışlarını etkilermiş, gerçekten de öyle.

Ne diyebilirim ki biraz büyüyün, arının, atın içinizdeki kötülükleri.
Hayat o kadar kısa ki ne kimseyi üzüp zevk almaya çalışın ne de beyninizde olanları düşünüp kurgulayıp, keyfinizi kaçırın.

14 Eylül 2011

Güzellik & Piyasa

Günümüzde güzel olmak zorken bide kadın olup güzel olmak hatta güzelseniz de güzelliğinizi korumak daha zor.

Hayat standartlarımız değiştikçe beklentilerimizde zamanla değişmeye başladı. Erkekler eskiden seviyorum yeterli derken şimdi sevdikleri kızlarda nasıl özelliklerini aradıklarını da söylüyorlar. Tabi bu durumu sadece erkeklere atmak da olmaz. Kadınlarında aşağı kalır yanı yok yani =) Onlarda bıyıksız olsun, sigara içmesin, göbeği olmasın, oturmasın, kalkmasın, gezsin, tozsun… Ouvv sayarken yoruldum. Tamam, bayanlar daha çok şey istiyor gibi görünüyor sanki =) Aslında işin gerçeği kadınlar _burada bilimsel açıklamaya dayanarak söylüyorum ki sakın alınmayın_ bir erkeği gördükleri zaman ilk düşündükleri şey “Bu erkekten bir çocuğum olsa nasıl olur?” muş. Bununla beraber aşka, sevgiye, mantık evliliklerine ya da beraberliklerine başlıyorlarmış. Şahsen bu haberi ilk okuduğumda bende mi böyle düşünüyorum diye sordum. Cevap veremedim ama bilinçaltıma attım bir kere. Artık tanıştığım ilk erkekte eğer bu soruyu düşünürsem vay halime. Demek ki şu Avrupa’da durmadan açıklama yapan bilim adamları sonunda benimde o dedikleri sonuçlara uyabildiğim bir deney sonucunu sunmuş olacaklar =))

Ne kadar aslında kadınların seçici olduğunu savunsam da aklıma bu gece çok farklı bir şey takıldı. Evet, hayatımıza dâhil olmasını istediğimiz erkeği biz seçiyoruz ama bir yandan da seçilmek için her şeyi yapıyoruz. Bu anlamda kadın olmak işte zor olan cinsiyet oluyor. Neler çekmiyoruz ki bütün hayatımız boyunca? Hemen size sunayım: önce kıl tüy işinden kurtuluyoruz çünkü nasıl bir kalıplaşmış düşünceyse kadınların cildi pürüzsüz ve kıllardan arınmış olmalıymış. Olay kıl tüyle de bitmiyor ki. Kilo alıyoruz hele ki tam Türk bayanıysanız kalçalarınız iyice büyüyebiliyor. Onları vermek için spor salonları, diyetler derken bide bakıyoruz bütün hayatımız bu şekilde geçmiş. Sonra hamile kalıyoruz. Hadi bir daha kilo almaca. Aldığımız kilolar çocuğun sağlığına giderse iyi güzel. Peki ya gitmezse? İşte onlarda bu sefer tekrar hoopp birikiyor üstümüzde ve demin dediğim kısır döngüye yeniden giriyoruz. Evlenmeye doğru, tatile doğru, sevgilimiz olduktan sonra hep bir kilo vermece yaşıyoruz. Aslında işin gerçeği kadınlar olarak hep bi kilomuzla mücadele içinde yaşıyoruz. Hele bide etrafımız “Sen biraz kilo mu aldın?” dedi mi Allahhh tam sinir harbi daha da abartıyoruz bu zayıflama işini. Kadın olmak kilo alıp vermekle de bitmiyor ki. Bunun çatlağı var, selüliti var.

Asıl burada değinmek istediğim konuda şu selülit konusu. Eskiden millet bu kadar bunu bilmezdi. Bilse bile kimse kimsenin bacağına bu kadar çok bakmazdı. Artık herkes birbirinin bacağına bakıyor acaba selüliti var mı diye. Güzel bir bayan görüyoruz ve güzel ama selüliti var deyip laf atıyoruz. Bir bayanın ilk olarak bacaklarına bakıp selülitinin olup olmadığını anlamak yerine ne düşündüğünü ya da hayata bakış açısına bakmak öncelikli olmalı. Ben eski Türk filmlerine bakıyorum da eskiden çoğu artistte varmış ve kimsede umursamamış ki filmlerde göstere göstere oynamışlar. Hele şu magazin programlarında her yaz haber yapılan “Bikiniyle yakaladık bide selüliti varmış gördük” tarzı haberlerine ise sinir oluyorum. Ya denize gidiyorsun tabi bikini, mayo artık onlardan birini giyeceksin. Allah aşkına başka ne giyeceksin ki? Giren donuyla sutyeniyle girmiyor ki bildiğin mayosuyla giriyor. Tabi bunu haber yapan şahsiyet bikiniyi iç çamaşırı gibi düşünüp fantezi dünyasını bize haber yapıp yansıtmaya çalışıyorsa o ayrı. Buda onun haber ahlakıyla nasıl açıklanır bilemiyorum. Sonra bacağa zoomlamalar falan. Ne ayıp yaa. Yürüyen bayanın arkasından onun kalçasını çekmek… Valla rezillik!

İnsanlarda oluşan bu bakış açısını nasıl yok edeceğiz bilemiyorum. Kendim için söylemek gerekirse bende önceleri bakıyordum. Sonra kendimdeki bu sapıkça bakışı fark edip vaz geçtim. İşte vaz geçtiğimde fark ettim ki aman Allahım kadın erkek herkesin konusu yaz olunca bu olmuş.

Yavaş yavaş insanlara empoze edilen sizde kilo, selülit, çatlak var ve yok etmelisiniz düşüncesi yeni piyasa alanları bile oluşturmuş. Maşallah artık her kanalda bir zayıflama hapı reklamı gene her kanalda zayıflama, selülit kremi ve serumları gibi her türlü ürünü pazarlamaya çalışan kadınlar erkekler.

Ne bu ya? Yani resmen ne bu???

Sağlık bakanlığı onaylı deyip TV kanallarında ürün pazarlamak nasıl bir mantıktır? Size kendimden örnek vereyim. Sabah kalkıyorum Euro D de bir oğlan bir şey pazarlıyor sonra Cine5 de bir kadın krem pazarlıyor yok efendim 9 günde vücudu zımpara gibi bir heykeltıraş misali temizliyormuş öbürü diyor çıtırdatma teknolojisiyle yağlar çıtırdayarak yok olurmuş. Bunlar onaylıymış, sağlıklıymış ve şu numaradan onları arasak indirimli olarak satın alabiliyormuşuz. Hele kilolu gözlüklü ki bu yazımdan sonra TV de görünce hemen Zehirli Sarmaşık dediydi diyeceksiniz biliyorum bir bayan var ona çok sinir oluyorum. Kendisi yalansız 100 kilo ama bir krem pazarlıyor 10 günde bir beden inceltiyormuş. Kimsenin kilosuyla sorunum yok isterse 150 olsun ama pazarladığın ürünün birazda olsa inandırıcı olması için senin de zayıf olman gerekmiyor mu? Her kanalda bende kullanıyorum diyor ama bana hiç inandırıcı gelmiyor. Sonra Flash TV de Tütüneson diye sigara bırakma hapları reklamı var. Bence içlerinde en tehlikelisi bu. Hadi kremler olmadı der bırakırsın ama haplar? Ya karaciğerime dokunursa ya da bende başka bir şey oluşturursa? Ne kadar kontrolsüz bir kullanım. Bunların pazarlanması bu şekilde olmamalı. Eskiden krem ya da aspirin reklamları insanlara kötü örnek oluyor diye yasaklanmıştı. Peki ya bu tarz hap satan reklamları N’apıcaz? Bence bunlarda yasaklanmalı. Sonra haberlerde izliyoruz bilmem ne hapından ölmüş ya da felç geçirmiş diye. Dizilerdeki sevişme öpüşme sahnelerinin uzun uzun tartışılıp RTÜK’e şikâyet edilmesi yerine bence bu tarz reklamlar yasaklanmalı ya da sınırlama getirilmeli. Anlaşılan kimse bu durumdan şikâyetçi değil. Şöyle bir etrafı araştırdım da kimsenin aklında bu konu yok.

Zamanla değişen güzellik kavramımız ve karşımızdaki kadından/erkekten beklentilerimiz değiştikçe bence bu tarz piyasalar daha çok oluşacak.

10 Eylül 2011

Size Bize Bana Kalmış


Karşılaştığımız insanlar bize benzemiyor ya da bizim düşüncemizi savunmuyor diye hemen kötülüyor, konuşmayı kesiyoruz. Hiç düşündünüz mü onun düşüncesinin altında neler yatıyor ya da o bu düşünceye sahipken size nasıl davranıyor?

Büyük tartışmalar, büyük kavgalar hep bu şekilde çıkmıyor mu? Biz münazara bile yapamayan insanlarız. Bir düşünceyi savunup onu ikna etmeye çalışırken bıraksanız kavga ederiz hatta abartıp birbirimizi bile dövdüğümüz olur. Sinirlerin bu kadar uçlarda olduğu bir ülkede ne diyorum ki ben? Şunu diyorum ya da sunuyorum: farklı bir şekilde olaylara bakmak. Demin dediklerimi bende zaman zaman yapıyorum. Düşüncelerim çakıştığı zaman yeri geliyor muhabbetimi kesiyorum. Ama bunu ilk çare olarak değil son çare olarak yapıyorum. Önce insanları izliyor sonra konuşuyor ve konuştukça da düşüncelerini öğreniyorum. Öğrendikçe daha çok soru soruyor onun aklından geçenleri öğreniyorum. Hemen yargıya kapılmak bu işte en kolayı asıl zor olan onun yerine kendinizi koyup fikirlerini anlamaya çalışmak. Bunu yapabilen zaten az kişi varken neden bizde onlara katılmayalım ki? Bir kişiyle muhabbetinizi kesersiniz sonra iki daha sonrasında beş on derken bir de bakmışsınız etrafınızda konuşacak kimse kalmamış.

Ara ara bana benzer kişilerle tanışıyorum ilk zamanlarda korkuyordum. Aklınızdan geçen her şeyi anlayan ve bilebilen bir kişiyle oyun oynayamazsınız, eğlenemezsiniz, farklı fikirler oluşmaz, bir düşünceyi tartışamazsınız. İşte bu nedenlerle artık farklı düşüncelere sahip insanlarla beraber olmaya başladım. Bunu da birkaç senedir yapıyorum. Geçen hafta tatildeyken konuştuğum arkadaşım üniversitelerinde yaptıkları bir projeyi anlatınca kendimdeki değişimi fark ettim.

Burada düşünceleri anlatıyorum ama bu düşüncelerden başka aldığımız kararlar içinde aynı şeyleri savunuyorum. Kimin nasıl karar aldığı ve hayatını nasıl çizmek istediğine biz karar veremeyiz. Bizim onun hayatında rolümüz sadece yardımcı kişi olarak bulunmak. Aslında bizim haricimizdeki herkes birbiri için yardımcı kişi bu hayatta. İnsanların cinsel tercihlerini öğrenip hemen dışlıyoruz.

Ben herksin kendi hayatı olduğuna inanan ve kimin nasıl seçim yaptığından etkilenmeyen ve karışmayan bir insanım. Karşımdaki kişi ister lezbiyen ister gay olsun yeter ki benim için insan olsun.

İnsanın bence sahip olması gereken erdemlere sahip olduğu sürece onunla konuşamayacağım, tartışamayacağım, muhabbetine katılıp sıkılmadan muhabbetine devam edemeyeceğim kişi yoktur. Bu dediklerim size biraz fazla egoistçe gelebilir ama benim için gerçek bu. Zamanla bana söylenen sözler, onaylanan davranışlarım, insan ilişkilerimdeki tecrübem bunu bana rahatlıkla dedirtebiliyor.

Bazen öyle anlar yaşıyorum ki bir hayvanın gözlerinin içine bakıp onun ne istediğini anlayabiliyorum mesela. İnsanlarla yapamadığım bu küçük iletişim beni o kadar şaşırtıyor ki dönüp arkadaşlarımla, dostlarımla, ailemle o günlerde yaşadığım olayları düşünüyorum. Hatta bazen herkesle takıştığım sonra eve gelip evcil hayvanımla konuştuğum, ona sarıldığım ve onunla anlaştığım anlar oluyor. Bunu yaparken her insan gibi etrafıma patlayabiliyorum. Ama asla insanlarla tartışırken kırıcı bir şekilde düşüncelerini ya da kararlarını aşalayıcı konuşmuyorum. Eskiden daha sinirli olup sesimin tonunu hemen ister istemez yükseltirdim. Sonra bunun kazandıran değil kaybettiren bir etken olduğunu öğrendim. Siz kavga ya da tartışma sırasında hatta en kızgın olduğunuz anda sesinizin tonundaki o huzur ve sabit konuşma tonunuzu bozmadığınız sürece karşınızdaki daha çok sinirleniyor ve bağırmaya başlıyor. Ama siz sükûnetinizi koruduğunuz için haklıyken haksız duruma düşmüyor ve kazanan taraf oluyorsunuz. Bide bu şekilde yaptığınız zaman söylemek istediğiniz sözleri söyleyebiliyor yani düşünerek tartışıyorsunuz. Ardından “Neden böyle dedim, bir anda ağzımdan kaçtı” demiyorsunuz. Bu şekilde bir yolla kazanan taraf olmayı başardım. Sonra dedim neden ben bu durumu sizlerle paylaş mıyım? =)

Kazanmak istiyorsanız her alanda sakinliğinizi ve sükûnetinizi koruyun. Bırakın insanlar etrafınızda bağırsın çağırsın. Siz ağırbaşlılığınızla ve olgunluğunuzla kazanın.

Düşünceler, savunulan fikirler, alınan kararlar, hayatımızı değiştiren tercihler…

Herkesin hayatında olmuyor mu, oluyor. Bununla daha tam olarak baş edeni göremedim ama neyi gördüm biliyor musunuz bununla baş etmek için gerekli yolları aramayı.

Bunun ilk adımını hazır bulmuşken de yazdım.

Sizde okudunuz.

Artık bundan sonrası size kalıyor.

İster dener bir şey kaybetmez isterseniz de denemez okur geçersiniz…

Size bize bana kalmış.

8 Eylül 2011

Sinir Oluyorum ...

*Yanımda oturan birinin durmadan bacağını sallamasına
*Şapırdatarak yemek yiyen birinin yanıma oturmasına
*Bütün kaşığı bir seferde ağzına sokanlara
*Bayanlara öncelik vermeyen ama centilmenmiş gibi davrananlara
*Mesajlarıma cevap atmayanlara
*Eğer cevap atarsa araya uzun bir zaman sokanlara
*Muhabbeti açıp sonra sanki muhabbeti ben açmışım gibi kapatıp gidenlere
*Boynunu kıtırdatanlara hatta bunu bütün vücudunu durduk yere kıtırdatanlara diye de belirtebilirim
*Koltukaltını tıraş etmeyen erkeklere
*Kütüphanede bağırarak arkadaşına konu anlatmaya çalışanlara
*Bir öğrenciye kızıp bütün sınıfı cezalandıran hocalara
*Sıvı sabun kaplarına su ekleyen kişilere


*Otobüsün kapısında durup sizin inmenize izin vermeyen kişiye
* “Herkes aptal bir kendisi zeki” şeklinde takılanlara
*En küçük şey için bile yalan söyleyenlere
*Derste not tutmayıp sınava bir gün kala not toplamaya çalışanlara
* “Ben yaparım, ben yapacağım” şeklinde davrananlara
*Kadir kıymet bilmeyenlere
*İlgi alanlarımı küçümseyenlere
*Musluktan akan suyu sonuna kadar açıp gereksiz su israfı yapanlara
*Dişini fırçalarken cama macun bulaştıranlara (bu nasıl yapılır hala çözemedim)
*Hayvanlara kötü davrananlara özellikle tekme atanlara
*Birkaç yaş büyük olduğu için bana büyüklük taslayıp her yaptığımı küçümseyenlere
*Nette sular seller gibi konuşup yüz yüze geldiğimizde sus pus olup hatta tanımamazlıktan gelenlere

Sinir Oluyorum!

Bence şimdilik bunu part1 şeklinde yazıyım. Aklıma geldikçe devamını da yayınlayacağım.
Yoksa siz okurken sıkılacak bense yazarken hayattan soğuyacağım #)

5 Eylül 2011

Güzel Şeyler Bunlar


Güzel şeyler olacak biliyorum. Bu sefer çok çaba da sarf etmeyeceğim. Akışına bırakacak ve uzaktan izleyeceğim. Bir şeyi çok istiyorsam alana kadar tekrar tekrar düşe kalka yeniden başlarım ama bu sefer işler biraz değişik.

İlk zamanlar ne yapacağımı ve bu yolda nasıl gideceğimi bilmiyordum.

Şimdi biliyor muyum? Hayır.

Aklım karışık mı? Evet.

Ama aslında o kadar da karışık değil.

Saçma sapan anlamsız bir giriş oldu farkındayım =) O zaman her şeyi en baştan alalım ve konuya girelim. Yoksa işin içinden çıkamayacağım.
Bu böyle iç konuşmalarım şeklinde devam edecek yoksa =)



Eskiden kadere şu an inandığım kadar inanmazdım. “Olacağı vardı oldu” ya da “Atılan bir adım sonucunda oldu hâlbuki alternatifi de var” der geçerdim. Yaşımı aldıkça (böylede yaşlı gibi oldum #) ) gördüklerim ve hissettiklerim beni kadere yavaş yavaş inandırmaya başladı. Hala tam olarak inanmasam da… Bir anda değişen hayatlar aslında hayatın akışında gözümüzden kaçan fırsatların, bize sunulan imkânların fark edilmemesiyle oluyor. Bir anlık hata, bir anlık dikkatsizlik, bir anlık tepki, bir anlık… Bu kelimeyi kullanarak başlayan cümlelerin devamında anlatılan uzun uzun hikâyeler, söylenen sözler.


Hiç aklınızda yokken inat ve verdiğiniz sözün devamında bir yere gidiyorsunuz. Hiç kimseyi tanımıyorken bir anda birkaç kişiyi tanıyorsunuz sonra onlar taşınıyor ve siz arada sırada geldiğiniz bu yerde tekrardan yalnız kalıyorsunuz. Etrafınızı yaşıtınız olmayan kişiler sarmış ve sizi yavaş yavaş bulunduğunuz yerden soğutmuş. Bu şekilde zaman ilerlerken birileriyle tanışıyorsunuz. Aslında tanışma denmez buna, muhabbeti ve iletişimi kurma denir. Hâlbuki her gittiğinizde gördüğünüz kişilerle hiç konuşmamışsınız. Hatta ilk görüşmeniz sizin yaptığınız bir rezillikle başlamış. Bunun utancı belki de sizi onlardan kaçırmış. Kim bilir? İşler böyle giderken klasik kelimeler yan yana gelir bir anda… Evet, bir anda değişir her şey. Bir anlık fikir, bir anlık cesaret, bir anlık karar alma ve bunu hemen uygulama, en güzel kelimeleri seçerek ama önceden belirlemeden içten gelen bir davranışla. Bunun sonucunda yeni kişiler tanımak, muhabbeti ilerletmek, farklı yerler görmek, konuşmak, rahatlamak… Sonunda ise istemeden de olsa ders vermek belki de farklı bir yönünüzü keşfetmelerine izin vermek. Zamanı geldiği zaman ne kadar açıksam zamanı gelmediği zamanda bir o kadar kabuğuma çekilmiş olabiliyorum. Şu bir haftalık buralardan kaçış zamanımda bunu yeri geldi yendim, yeri geldi zamanını bekledim. Hem içime sinen şeyleri söyledim hem de bunu doğallıkla yaptım.

Sonunda şunu yeniden fark ettim; bazen bir adım atmadan karşıdan bir adım bekleyemezsiniz. Onur, gurur, akılda beliren sorular… Bunların hepsinin sıfırlanması gereken zamanlar geliyor ve işte bu zamanlarda size düşen görev sadece cesaret oluyor. Buna yeri geliyor fırsat diyoruz yeri geliyor cesaretini toplayıp attığın bir adım. Benim hikâyemde sonu mutlu bitti ya da mutlu bir şekilde yarım kaldı. Sonunu şimdiden kestirmeye çalışıyorum ama olmuyor. Hayatta o kadar çok bu tarz şeyler yaşadım ve yaptım ki artık benim için sonunun mutsuz ya da umutsuz, hüzünlü bitmesi beni eskisi kadar üzmüyor. Benim düşüncem sabit: Yeniden ve yeniden başlarım. Tek fark bu sefer farklı bir yoldan gitmem olur. Hikâyemi farklı bir dille anlatırım. Gene ben yaşarım ama yolların farklı olması yanımdaki kişileri de değiştirir. Kimi zaman kendimi sınava sokarım kimi zamanda yanımdakileri. Ama anlamaz sınava girenler girdikleri sınavın ne olduğunu ya da sınava girdiklerini. Bu yaz birçok kişi sınavıma girdi. Kimisi geçti, kimisi sınırda kaldı, kimisi de kaldı. Bu yazıda anlattığım kişiler sınavımı geçti. Onlara bunu söylemeyi çok istiyorum ama daha zamanı var. Öyle birkaç hafta da değil birkaç yıl.

Evime İzmir’ime döner dönmez hemen geçtim bilgisayarımın başına ve yazımı yazdım.

Döktüm içimi ve not aldım duygularımı. Şu an itibariyle tarihle belgelendi artık.

Zamanı geldiğinde bu hikâyemdeki kişilerle neler yaşadığımı, neler yaptığımı ve sonumuzu da yazarım.

Hep diyorum Kim Bilir? =)