enerji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
enerji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Haziran 2015

Pazartesi Sendromu


Sabah uyanamamak ve işe gelmek zorunda olmak off!

İlk kez bu kadar salak gibiyim. Sabah panjurun arasından odama vuran gün ışığı, hafif serin hava, biraz daha uyuma isteği doğuran durum. Kalktım, giyindim ve servise bindim. Servise biner binmez de uyumaya devam etmişim. “-meşim.” diyorum çünkü o anları hatırlamıyorum, deliksiz uyumuşum. Gün nasıl geçti onu da hatırlamıyorum. Hala geçmedi!

Saat, iş çıkışına gelse de ben günü yaşayamadım. İçtiğim kahveler, yediğim yemekler benim uykumu açmaya yetmedi. Şimdi de spora gitmem gerek. Spor hocam bugün başka bir hoca olduğu için rahatım. Spordan sonra daha bir enerjik oluyorum. Adrenalin dolayısıyla galiba.

Karnım aç değil. Sadece uyumak istiyorum. Belki iş çıkışı uyurum biraz.

Yaz sezonu İzmir’e çoktan geldi. Deniz soğuk ama olsun biz giriyoruz. Arkadaşlarla geçen eğlenceli ve bir o kadar da hızlı hafta sonundan sonra bu yaşadığım yorgunluğa şaşmamalı aslında.

Ayy başım!

İç suyu, iç suyu ve ayılmaya çalış Z.S.!
Bir gece önce alkol alırsın ve ertesi günün böyle manyak gibi geçer ya aynen öyleyim.
Alkol alsam gam yemicem ama bedenen yıkılıyorum.

Siz siz olun bu kadar ordan oraya koşturmayın!

xoxo

20 Nisan 2013

Yunus GÜNÇE - Kafamda Böcekler Var

“Yunus GÜNÇE” de ve dur orada!

Bu adamı ilk çıktığı zamandan beri takip ediyorum. Tamam, araya birkaç benim kendimde olmadığım yıllar girmiş olabilir ama genele bakarsan seviyorum len bu adamı.

Bi kere kendinden emin halini seviyorum.
Koç burcu erkeği olmasını seviyorum (Bende Koç Burcuyum.).
Kendisinin de dediği gibi bu alemde olup “Part time” “Butik ünlü” olmasını seviyorum.

İsyanlarda değil ya da isyanlarda ama kendinden emin bir şekilde her sözünün arkasında. İşin en güzel yanı adam çatır çatır aklından geçenleri anlatıyor. Çekinmiyor, konuşuyor. Alem FM’de radyo programı yaparken de oturup (Ders çalışmıyordum o günler, itiraf!) bitene kadar dinlerdim, twit atardım falan filan. Hatta İstanbul'a gittiğim zaman gösterisini izleyememiştim. Vee sonunda o beklediğim an oldu ve dün Yunus, İzmirime geldi. Ben gene onun olduğu saatte ders çalışmadım ve aylar öncesinden biletimi aldım. Vize haftamın tam ortasında, eğlence günü olan cumada onu görmeye gittim. Ouvv çok güldük, çok eğlendik, izdihamdan içeriye giremedik hohoo ;)

Öncesinde ise abimle buluştum. Tabi o işten çıkıp geldiği için karnı açtı. Çocuğu Yunusu görcem diye iş çıkışı direk Küçükpark’a getirtmişim ee aç aç gösteriye götürmek olmazdı. Hemen onu  Bisquitte’e götürdüm. Seç dedim beğen. Biz ne zaman bir araya gelsek hep yeni bir şeyler yiyip içip denemek isteriz. Bu seferde öyle yaptık. Önce Köri soslu bir yemek beğendi. Yok dedim sen köriyi beğenmezsin, başka bir şey seç. Bu seferde Rokfor soslu bir yemek beğendi. Düşünüyorum düşünüyorum Rokfor sos neydi diye. Sonunda garsona sormaya karar verdim ve sorduğumda garibim bugün işe başlamıştı, bilemedi. O başkasına derken sonunda yemeği yapanı çağıralım dediler =) Nasıl bir sos dedim. Rokfor peyniriyle yapılıyor dediler. İyide o nasıl bir peynirdi?! Hatırlasam sormam dimi (Bu konuda cahil kaldım napak.) derken kız, tuzlu bir peynir dedi. İyi tamam dedik hadi deneyelim. Ölmeyiz sonuçta (Ölmeyiz sonuçta! Yemeden önce dediğimiz cümleye bak hehee) . Önümüze gelince şöyle bir baktık ve abimin ilk cümlesi “Bu gri” demek oldu. Bence yeşilimtıraktı derken afiyet olsun yedik kalktık. Kalkarken garson bayana ve kasada durup yemeği yapan kıza “Elinize sağlık güzel olmuş, beğendik.” dedim. Mutlu oldular ya valla o anki yüzlerinde gördüğüm ifade çok hoştu =)) Geç kalmayalım diye konuşa konuşa Yunus’un sahneye çıkacağı kafeye geldik ve ana! içerde kimse yoktu. Garsonlar bizi kapıda karşıladı desem yeridir. Ayıp olmasın diye ortalara oturduk ve garsonların “İlk siz geldiniz, en öne oturun.” demeleriyle (Bana kalsa sahneye otururdum da yapmadım.) bir sıra arkaya oturduk. Daha fazla dayanamadım ve abimden “Rokfor Peyniri” neymiş bi netten bakmasını istedim.

Abim: Anaammm! Z.S, bence bakma!
Z.S: Noldu? Ne çıktı? En fazla küflü peynirdir.
Abim: ..?
Z.S: Hazırım. Göster şunu.

İşte o an onu gördüm. Özel küflü peynirdi yediğimiz. Sonrası araştırma ve bol kahkaha sonucu bakışmalar =) “Hep böyle oluyo Z.S. Senle ne zaman yeni bir şey denesek böyle bir şey çıkıyor!” Sanki suç benim (Evet benimdi. Gaza getirdim çocuğu. İnsanlar benim yanımda benden güveni ve desteği alıp yeni bir şeyler denemek istiyorlarmış. Çok ilginç çünkü ben böyle bir şey demiyorum #) ). Yemeği yapan kız bize küflü peynir deseydi eminim abim sipariş vermezdi. Ondaki o bakışı görünce demediler bence ;)

Yavaş yavaş insanlar gelmeye başladı ve derken bir anda kapı açıldı ve karşıma kirli sakalı, sırtında sırt çantasıyla Yunus GÜNÇE çıktı! Allahım böyle zamanlarda kendime hayran kalıyorum. Normal insanlar napar? Fotoğraf çektirebilir miyiz, imzanızı alabilir miyim, şaşkınlıktan afallamalar vb. ama ben naptım sadece gülümsedim ve bakış attım! Bu! Yani başka bir hareket yok!  Sahneye çıktı ve başladı gösteri derken saatler ilerledi. Cuma gecesi, vize haftam ve bütün sabahki sıkıntılarımdan arındım. Çok güldüm, çok eğlendim bak bir daha söylüyorum. Gösteride şunu anladım; benden daha hayran olanlarda varmış. Hele gösterinin ortasında ön sırada oturan kızın bir anda Yunus’un fotoğraflarını çıkarıp ona göstermesi tam bir olaydı. Yunus’unda şaşırıp “Yoksa evinde benim fotoğraflarımın olduğu bir odan mı var?” diye sormasıyla kafede olan herkesi bir gülme aldı ki anlatamam =)))

Ah Yunus Ahh! Harcanıyorsun adamım başka bir şey değil. Bence oda, dün geceden mutlu ayrıldı. Hele gösteri bitip kimsenin bitmesini istemediği bir an vardı ki oda uzattı zaten.

Gösteri biter, insanlar yavaş yavaş kafeden çıkmaya başlar.
Yunusum napar?
Kapıyı açar ve “Görüşürüz, iyi akşamlar.” deyip uğurlar =))

Sanki ev sahibi biz değil de oymuş gibi oldu =)) Samimi, enerjik ve bakışıyla bunu insana hissettiren bir adam. Özgüveni sağlam ve kendiyle barışık olmayı öğrenmiş.

Yunus, sen İzmir’e sık sık gel. Bu seyirciyi yeniden toplayabilirsin, hiç merak etme.
Yeniden izdihamlar oluşturursun. Yeni bir yıldız doğurtur ve Stand-up a yeni bir soluk olursun hohoo ;)

21 Ekim 2012

Yorgun Prenses Durmuyor ve Hikayeyi Anlatıyor

Nerde kalmıştık?! Hah! Hatırladım;

Derken bir an geldi ki işte o an herkesin hikâyeme inandığını hissetim;

“Bizim şirketin bir eksiği vardı. Oda…” dedim ve böyle heyecanlı bir ses tonuyla arkadaşlarıma baktım. Herkes “Neydi?” bakışı atıyordu. İşte o an en güzel andı. “Tasarımcımız yoktu!” dedim ve herkes hıı deyip geriye yaslandı =) Dizinin ya da filmin en heyecanlı sahnesinde sonucu öğrenip rahatlamış gibi bir halleri vardı. “Sizi Hilal Hanımla tanıştırayım tasarım ekimizin başıdır.” dedim. Bak bak bak ekibim bile var =)) Derken bir ara o kadar heyecanlandım ki, hikâyenin devamını unuttum ama bunu çaktırmamak için yavaş yavaş yürüyüp kürsüye yaslandım ve bacaklarımı çapraz yapıp sınıfa şöyle bir baktım. Sanki o an düşünüyormuş gibi yaptım ve konuyu farklı bir yere çektim. Kurtardım hehe =) Sonra arkadaşlarımla konuşurken anladım ki kimse fark etmemiş (Alkışlar yeniden bana). Bir daha sun deseler böyle sunabilir miyim bilemiyorum ama ben sahneleri seviyorum. O kalabalık, o heyecan güzel yaa. Sahnede keman çaldığım o gecede de bir yerde doğaçlama yapmıştım, kimse anlamamıştı ;)

Sonuç mu?! Hoca beğendi hem de çok beğendi. Bunu daha sonra bana söyledi. Sunumun dosya çıktısını alıcam ve hocaya teslim edicem. Eksik gördüğü bir yer varmış, “Onu da ekle öyle gel.” dedi “Tamam.” dedim.

En güzel yer geliyoorr: sunumdan sonra hoca toplu fotoğraf çektirmek istedi. Oturdu masaya bizde çevresine geçtik. Önümüzde ise bir sürü siz deyin 50, biz diyelim 60 bebek şekeri ve süsü fotoğraf çektirdik. Sonra ne yaptık biliyor musunuz? Yaptığımız şeker ve süsleri sınıfa dağıttık. Mevcut mu? TAM 45 kişi! Ellerimizle yaptığımız o kadar şeker ve süsü dağıttık. El emeği olduğu için hocada beğendi zaten ;)

Her şey bitti ee tabi bende bittim #) Ama bir gece önceden sözüm vardı. Bu sunum başarıyla biterse dışarı çıkıp eğlenecektim ve bütün bu stresi üzerimden söküp atacaktım. Sunum bitmiş, bir başka derse giderken K. ile karşılaştım. O gün onun doğum günüydü. Liseden beri tanırım çocuğu, öyle bir arkadaşlığımız var bizim. Upss! Size onu anlatmıştım. Hadi bakalım kim olduğunu eski yazılarımdan bulabilecek misiniz ;) Direk yanına gittim ve doğum gününü kutladım. Sonra son ders, eve gidiş derken üçlü koltuğumda uyumuşum hadi size dürüst olayım sızmışım =) Derken telefonum titredi ana! K. mesaj atmış. İlk tepki tabi ki de sol kaşın kalkması şeklinde oldu. Sonra olayı anladım. Akşama doğum gününü kutlayacakmış ve beni de çağırıyormuş, bugün aceleden söyleyememiş falan filan. Bende tamam dedim, geliyorum. Kendime verdiğim sözü gerçekleştirecek arkadaş ararken K. Hızır gibi yetişmişti.

Kalktım o sızmış halimden eser kalmasın diye soğuk bir duşa girdim ve ardından sıcacık enerji çayımı içip hazırlandım. Her şey bittikten sonra kendimi sokağa attım. Çocukluğumun geçtiği o eski mahallede gezerken eski bir kırtasiyenin kapandığını gördüm. Onun yerine kitapçı açılmıştı. Direk saate bakmadan daldım içeriye. K.’ye hediye almam gerekiyordu. Elim boş gidemem olmaz öyle. Ona kitap bakarken oranın harika bir yer olduğunu anladım. Pazartesi gidip birkaç kitap da kendime alcam ;) Sonra K. ile buluştuk ve bara girdik. Anam o nasıl bir kalabalıktı öyle! Masada kimseyi tanımıyordum #) Size şöyle tarif edeyim siz nasıl bir durum olduğunu anlayın: masanın en ucundayım ve kafamı çıkarıp bakıyorum, ucu görünmüyor. Zaman geçti, pasta kesildi de millet yarılandı. Sonra sahneye yaklaşmalar ve şarkılara eşlik etmeler derken geceyi sonlandırdım. Taksiye atlayıp eve geldim. İlk işim K.’ye veremediğim hediyesi için içine yazı yazmak oldu. Şöyle en samimisinden bir not yazdım (Not tam bir A4 boyutunda yalnız haha =)) ). Bir defa katlayıp kitabın arasına sıkıştırdım. Pazartesi gelirse ona teslim edicem. Ben gittikten sonra notumu okursa daha iyi olabilir ;)

Eğlendim, bitti ve şimdide cumartesiyi bitiriyorum.
Yeni hafta bayram ile yarılanacak.
Bakalım bayramda ne yapıcam? Şimdiden onu düşünüyorum hımmm…

20 Ekim 2012

Yorgun Prenses Durmuyor

Ay bitti!  
Ohh be SÜPER!
Bu duyguyu özlemiştim.

Yok, dostlar bu sefer bir ilişkiden bahsetmiyorum, sizde az değilsiniz haa =)

Bu hafta yani dün moda koleksiyon tasarımı ve yönetimi dersimin ödevi vardı. Grupça bir şirket kuracak ya da kurulmuş bir şirketi tanıtacaktık. Bizde 3 kız olarak bebek şekerleri ve süslerini kurduk. Adımız ise “CİCİ BEBE” oldu. Biliyorum yaa çalıntı ama inanının 3 gün kafa yorduk şirket ismi için. Sonunda bunda karar kıldık çünkü kimse kimseninkini beğenmiyordu. Yoksa karşıma çıkıp üç günde bunu mu buldun demeyin valla size bulduğum yerde çelme takarım =)

Bu ödevi nasıl hazırladığımı bir bana sorun birde Allaha yani öyle bir durumdu. Bide ödev bir değil ki iki tane. Diğeri ise tasarımcı tanıtımı olan Arzu Kaprol’u anlatmak (Buna süre yetmedi. Bir başka derse kaldı. Çıtayı yükselttiğimiz için bunda daha fazlasını yapmamız lazım). Yani ben 2 haftada bu iki konuyu yetiştirdim. Evet, bunu yaptım. Helal olsun bana ;)

Olayımı anlatıyorum;
Bi kerem eve derslerim geç bittiği için 5 de geliyordum. Sonra yemeğe kadar yatış oluyordu. Ardından kalkıp yemeğimi yiyor ve sonra bilgisayarın başına geçip haber, fotoğraf ve nice şeyi araştırıyordum. Onları tek tek dosyalayıp sunuma ekliyordum. Tabi sunumun teması öyle uyduruk, hazır olanlardan değil. Bildiğiniz tek tek renk, harf karakteri derken bayağı bi uğraştım (Hocada bunu ben konuyu anlatırken fark etti ve sordu. Gururla “Evet” dedim). Sonra eklenen fotoğrafların renkleriyle, parlaklıklarıyla bizzat ilgilendim. Bunları hazırlamak için her gece 2 de yattım belki de 3, hiç hatırlamıyorum. Ama sonunda noldu aa dostlar?! Sol gözüm kızardı kızardı, kanlandı ve şişti! Evet, bildiğiniz tuhaf bir şey oldu. Gittim eczaneden damla aldım ve iki saate bir gidip gözüme damlattım. Yemin ediyorum ben ÖSS ye böyle çalışmamıştım #) Göz tepki verdi ya, bildiğin “Yeter!” dedi. “Yat ulen!” dedi “Adamı hasta etme! Ders çalışma artık!” Bak bak =) Vücudunu dinle arkadaş, olay budur!

Twitter da ki isyan hallerimi ise kimse sormasın. Resmen patlama anı yaşıyordum #)

Sunumu anlatıyım mı peki? Anlatıyım anlatıyımmm =))

Bi kere sunumumuz SÜPER geçti =) Bunu ben söylemiyorum sunumu dinleyen arkadaşlarım ve hocam söylüyor. Heyecandan nereden başlayacağımı bilemiyorum. En güzeli de sunum bittikten sonra alınan tebrikler ;) O güzel cümleleri duymak ve herkese teşekkür etmek. Kibar olmayı öğrendim artık abilerim ablalarım =) Hafifçe gülümseyip, az ve öz teşekkür ediyorsunuz. Aynı bir İngiltere Prensesi gibi ;) Bak bak bak bendeki havaya bak hahaha :D :D

Şirket sunumumuzu ilk olarak anlattık ve ben girişi üstlenmiştim. Bir gece önce ise abim ve annemi karşıma alıp onlara provamı sunmuştum. Tabi düzeltmeler ve tartışmalarla bir sürü not almıştım. İyi ki de almışım. Ertesi günkü ana sunumda bunların hepsini kullandım. Öncelikle güzelce giyindim. Hatta bilerek kırmızı askılı bluz giydim kiiii millet enerjimi alsın diye ve yetmedi kırmızı ojede sürdüm. Enerjim taşsın istedim =) Konuya bir giriş yapmışım ki heyecandan ölüyorum. Sesim titredi falan derken geldik uydurma şirket kurma hikâyemize =)  İşte ben bütün heyecanımla birlikte giriş yaptım. Böyle anlatıyorum ben, 2004 yılında kuzenim doğum yapmıştı işte bebek şekeri şirketi bulamadık diye. Aman allahım ne atma ne atma ki atmak bedava =) Sonra heyecanımı kimse fark etmesin diye kürsüde yürümeye başladım (amaç bacak titremesi görünmesin). Orası kesmedi kürsüden indim sıraların yanını da kullandım. Sanırsınız ki harbiden 7 senelik şirketim var hehee =) Böyle arkadaşlarımın gözlerinin içine bakıyorum, arada grup arkadaşlarıma bakıp Arzu Hanım diyorum. “Bir sonraki slayt, lütfen. Teşekkür ederim.” Derken bir an geldi ki işte o an herkesin hikâyeme inandığını hissettim.

Şimdi baktım da çok uzun yazmışım. Hikâye burada bitmiyor tabi ama heyecana bir sonraki part da devam ediyim. Ne siz okurken sıkılın ne de ben sizi yorayım ;) Yayınlandıktan 10 dk sonra yeni yazı yayında olur.
Öptüm, İyi Okumalar ;)

NOT: Fotoğraf şahsım tarafından çekilmiştir.
Kendisi şirket logomuz olup, broş olarak el emeği yapılmıştır ;)

5 Eylül 2012

Tatil Güncesi …5

Yavaş yavaş tatil sezonunu kapatmaya başlıyorum ha =/  Bu yaz aralıksız 2 ay boyunca yazlıkta kalarak rekorumu kırmış her şeyden uzaklaşmıştım. Bu benim stajdan sonra yapabildiğim son dolu dolu tatilimdi. Seneye sanayi stajımla nerdeee bu seneki rahat tatilim =( Üzülüyorum… Kâh yalnız kaldım orda kâh annemler geldi hep beraber kaldık. Yeni insanlarla tanıştım. Bol bol güldüm, kahkahalar attım.

Şu an yazlıkta verandamızda oturuyorum. Gecenin sessizliği ve sonbaharı hissettiren serin havaya inat buradayım. Burada bütün gün, hafta ve aylarca kalabilirim. Herkesten ve her şeyden kaçabilirim. Kimse bulmaz beni. Ulaşamaz da. Aklımdan tek geçen şey bunların yanında bu serin ve soğuk havayı içime çekmek. Üşüyorum, üzerimde kışın geldiğim zaman bıraktığım ceketim var ama gene de seviyorum bu havayı. Buradaki huzuru seviyorum. Gecenin sessizliğini evlerimizde yaşayan baykuşların sesinin bozmasını seviyorum. En ufak bir konuşma bile beni rahatsız etmiyor. Duyulmayan insan seslerinin arasında doğanın sesi, ateş böceklerinin ışığı, bahçemdeki yavru kedinin çimenlerde oynamasını izliyorum. Arka bahçemizde ise tilki ve kirpi var. Dolunayla onları da görüyorum. Belki bahçemizin ışıkları yansa kaçacaklar ama bunu istemiyorum. Sessizce onları bu şekilde izlemek bana daha çok huzur veriyor. Doğayla iç içe olmaktan korkmuyorum.

Seviyorum burayı hem de çok seviyorum.

Bu nedenle buradan ayrılırken üzüldüm hatta kimse görmedi ama ağladım ufak ufak.

Üzerimdeki hüznü anlamazlar, buraya nasıl bağlandığımı, her sabah uyanıp, perdelerimi sonuna kadar açıp, içime çektiğim denizin kokusunu ve ilk onu görüp şükrettiğimi de bilemezler. Aşağıda kahvemi yapıp sonra balkonuma oturup çimenleri ve bahçeyi izleme zevkimi anlayamazlar. Sabah erken saatlerde kalkıp keklikleri dinleme, kerkenezleri görme, serçe ve kumrular için bahçeye yem bırakmanın insandaki rahatlatıcı hissini hissedemezler.

Bizim burada yelkenliler ve gemiler geçer her sabah ve akşam. Onları izlerim. Gece ışıklarından anlar, gündüzleri odamdan bakmam yeterli olur. Sayarım tek tek bir iki üç…

Tek bir sırt çantasıyla yolculuk eder buraya da o çantamla gelirim. Fazla eşyaya gerek yoktur burada. Her sabah izlediğim denizime giderim, yüzerim yüzerim de gene de sıkılmam buradan. Takvimlerime bakar dolunayı belirlerim. Sonra kumsala gider yakamozda denize girerim. Soğukluğuna aldırmam bir sonraki tutulmada yeniden girerim. Denizden çıkar bu seferde kumsaldan izlerim denize vuruşunu. Uzakta balığa çıkan balıkçıların ışıklarını seçerim. Aklım dağınık olduğunda denizde sırt üstü yatar ve denizi dinlerim. Enerjimi ondan alırım çünkü ben suya güvenirim. Güvendikçe batmayacağımı bilirim.

Seviyorum burayı hem de çok seviyorum.

Tatil bitiyor biliyorum. Haftaya kayıtlar sonrada ders başı. Yavaş yavaş buradaki herkes ayrıldıkça site daha da sessizleşti. Komşularım, arkadaşlarım derken en çok burada bulduğum doğal ortamı özlücem herhalde. Kimse anlamaz beni ve buranın bendeki yerini.

22 Temmuz 2012

Tatil Güncesi ...3

Bu hafta İzmir’deydim.

Tabi ilk işim direk pazartesi Kuzumla buluşmak oldu. Bütün gün Alsancak’da takılıp her şeyi ama her şeyi konuştuk. Özlem giderdik. Çok özlemişim onu ki duygular karşılıklı biliyorum ;) Bir türlü buluşamadık ki koca bir yıl boyunca. Onun çalıştığı projeler, benim çalıştığım gruplar ve tabi fuarlar derken bütün buluşmalar yalan olmuştu.

Bir de herkesle toplu buluşma ayarlamaya kalkmak çok zor oluyor. Onun yerine bu sene herkesle bir bir buluşmaya karar verdim ve uygulamaya başladım.

Ohh be en güzeli buymuş =))


O gün buluşmaya giderken çok hoş bir şey oldu. Hani size bir yazımda bizim evin orada restoranların olduğunu ve duraklara park ettikleri için insanların hayatlarını tehlikeye attıklarını ve benimde onları inatla polise şikâyet ettiğimi yazmıştım. İşte bu iki haftalık İzmir’de olmadığım sürede belediyem durağı biraz daha aşağıya taşımış. Valla sevindim ama benim bunu ilk fark etme anım çok hoştu. Şimdi gittim durağa ve “Ana durak yok!”. Kaldırımı bile baştan yapmışlar yani bilemeyene eskiden burada durak vardı desen hadi canım der öyle bir düzenleme yapmışlar ki eski durağın olduğu yerde yeller esiyor =)) O zaman neymiş belediyemize ve polisimize bu konuda güvenicez ve şikâyetlerimizi sonuna kadar devam ettircez. Tabi bu restoranların kaldırımları işgal etme hakları olduğu anlamına gelmiyor. Kafamı bozmasınlar şikayetlerime yeniden başlarım.

Salı günüde Jelibonum Erasmusla Almanya’ya gidecek diye hemen buluşmalıyız dedim. Ama garibim sıcaklarda dışarı çıkamıyor. O nedenle ben kalktım gittim onun evine. Bir de erken gittim ki uzun uzun oturalım konuşalım sonra bir baktım ouvv bayağı oturup konuşmuşuz =)) Muhabbetin ortasında öğrendim ki benimki martta gidecekmiş yani ikinci dönem. Valla içim rahatladı. Bendeki telaşı bir görseydiniz. Kalk kalk kalk kalk git git git modundaydım =)) Şimdide bir haftalığına yazlığa gidicez. Umarım bir sorun çıkmaz. Şöyle beraber İzmir sıcağından kaçalım dedim. Buraya geldiğimden beri sabahları geç kalkıyor, geceleri ise uyuyamıyorum. Sıcaktan değil uyuyamamam. Yorulmuyorum çünkü. Hâlbuki sabahları klasik sporuma yeniden başladım ama işte gezsem, alışveriş bile yapsam yorulmuyorum. İzmir beni çok enerjik bir hale getiriyor. Benim üstümdeki enerjisi yüksek bu şehrin ;)

Çok alakasız olacak ama ben çalışmak istiyorum.
Şöyle bir yandan okuyup bir yandan da çalışabileceğim işler var mı?
Mesela seslendirme, çeviri gibi işleri kastediyorum.
Tavsiyeleriniz bekleniyor ;)

NOT: Fotoğraflar şahsım tarafından çekilmiştir.

27 Mart 2011

Öffne deine Arme für Veränderungen, aber laß nicht deine Werte gehen...

İnsanın Blog’u yasaklanınca pek girmemeye ve yazdıklarını yayınlamamaya başlıyo. Bende şimdilerde bu durumdayım. Biraz boş verdim sanırsam ama vizelerim başlamadan bir kaç yazı yayınlamak istiyorum.

Bugünlerde hayatım çok yoğun. Benim yoğun dediğim günler gerçekten yoğundur =)) Hangisini anlatayım ya da nerden başlamalıyım acaba??? Mesela geçen perşembe günü bizim bölümün partisine gittim. Geçen dönem gitmemiştim çünkü çoğu kişiyi tanımıyordum ama bu dönem biraz daha farklı. İnsanları daha iyi tanımaya başladım ve kiminle nasıl konuşulur onu fark ettim artık. İşte zaman bu açıdan çok önemli bir şey. Bazen geç de olsa bize yardımı dokunuyo =) Partiye geri dönersek, hayatımda eğlendiğim anları sıralasam TOP 10’umda yer alır ;) dans ettik, şarkı söyledik ve tabi gerisinin bize kalması gereken anlar yaşadık. Kısacası SüPeRdİ =))

Baharın gelmesiyle etrafımdaki çoğu kişi değişmeye başladı. Baharın getirdiği bir kimyasal olay sonucunda herhalde =)) ben mi? Ay oralara girmeyelim. Şu sıralar arkadaşım aklımı çelmeye çalışıyo ama bu konuda kendimi eğittim artık yok etkilenmeyeceğim bu sözlerden. Büyük konuşmak istemiyorum ama olmaz. Kimseyi kırmak istemiyorum ya da incitmek ama yaşanan olaylar bu şekilde gelişiyor. En sevmediğim şeylerden biri bu zaten. Benim isteğim dışında bir şeylerin olması. Neden ben diye sorarım bazen. Fazla mı iyiyim bazen acaba? diye düşünüyorum. Hani herkese kol kanat geren ya da gerecek gibi görünen… Ama öyle olmaya da bilirim. Hatta özgür olmayı daha çok severim. En yakınımdakine bile bir şey söylemek istemem bazen. Arkadaş, dost, sevgili… hepsinden kaçarım. “Rahat bırakın beni” der içim. Haksızda sayılmaz. Hele bide onlardan biri hesap sorarsa daha bi içim sıkılır.

Herkesin biraz yalnız kalmaya hakkı olduğunu düşünüyorum. Her şeyimi ya da her olayımı anlatmam insanlara. Konuşmam öyle her şeyi… kaçarım uzak bir köşeye ve bakarım öyle uzaklara dalar gözlerim ne düşünürüm bir tek ben bilirim. Gizlimin saklımın olmasını severim. Olmalı da zaten derim. Ama bazen kimse anlamaz benim böyle hissettiğimi. Etrafımda çok kişi var… iyi mi? Ee yani. Diyorum ya bi an geliyor herkes bana 2kat gibi geliyor. İşin güzel yanı ne biliyor musunuz? Bir gün başkasıyla takılırken öbür gün başka kişiyle takılıyorsun. Sonraki gün C,D,E kişileriyle… biraz ondan biraz bundan. Ki benim öğrendiğim hayat tecrübesi şöyle der: bir kişiye takılı kalma, grup arkadaşlıkları kur. Grup arkadaşlıklarında ise birkaç kişi daha yakın olabilir bu çok doğal ama o yakın olanlar gruptaki diğer kişiyi çekiştirmeye başlarsa orada biter ve çatlaklar oluşmaya başlar işte…

Herkes bir şeyler yaşar, bir şeyleri anlatmak ister ve bunu da bencilce yapar. Tek önemli olan kişi kendisi  gibi düşünür. Halbuki karşındaki de bir hayat yaşıyordur ve onun hayatı daha içine kapanık olabilir, dışa vurulmayabilir. Bu demek değildir ki kimseyi istemez ya da ilgisiz. Bana bazen “cool” davrandığım söylenir. İnkar etmiyorum, evet öyle davranıyorum. Mutluyum ya işte önemli olan da bu. Mutsuzluğumda kimseyi sıkmıyorum. Uzaklaşıyorum çevremden. Bunu da bağıra çağıra yapmıyorum çünkü bunun yapılmasını sevmiyorum. En mutlu anılarım ve ilhamlarım bu zamanda doğuyor. Kendimi yeniliyorum, içimdekileri boşaltıyor ve yeniden başlıyorum. Enerjim ve motivasyonum yüksek bir şekilde oluyor bu =)

Anka Kuşu ’yumdur ben. Hem burç olarak hem de yaşam tarzım olarak. Bu nedenle çoğu kişi anlamaz benim bu davranışlarımı.

Artık önemsemiyorum zaten.
Kim ne derse desin umurumda bile değil.
Herkes kendi hayatını yaşıyor ve etrafındakiler bu hayata girip ardından da çıkıyor…

23 Ocak 2010

Ayşe Özyılmazel ve Albümü...


Ayşe Özyılmazel albüm çıkarmış.aslında radyoda sık sık denk geldiğim ve dinleğim bi şarkı vardı, bi kağıda sözlerini yazıp internetten araştırcaktım ve kim söylüyo bulcaktım.ama her seferinde unutuyodum ve bi gün evde otururken tvde Ayşe Özyılmazel'in albüm çıkardığını duydum ama kısa bi haberdi ve şarkılarınada yer verilmiyodu.o akşam da tesadüf işte abim "sana bi albüm dinleticem" dedi.bende yeni albümleri hep dinlerim ve bi şekilde yorum yazmayı severim.hatta yazdıklarım arasında burda yayınlamak istediğim bi kaç albüm daha var ama şimdi ki konum Ayşe ve kendisiyle aynı adını taşıyan albümü.neyse işte abim bana şarkıyı dinletti ve benim ilk tepkim "bu albüm kimin?" demek oldu çünkü kaç gündür radyolarda dinlediğim şarkıyı abim bulmuştu ve dinliyoduk.Ayşe'nin olduğunu öğrenince aslında çok şaşırdım.bu zamana kadar yazılarını okuduğumuz ya da programlarda jüri üyeliği yapmış, babasının Neco olduğunu bildiğimiz, kız albüm çıkarmıştı. "herkes bu dönemde albüm çıkarıyo kardeşim" falan demeyin ve albümü alıp dinleyin derim ben çünkü gerçekten güzel şarkılar var.hatta çıkış parçası olarak seçtikleri "Enerji'nin" sözlerini kendisi yazmış, klibide eğlenceli ve güzel olmuş bence...hafif Nil Karaibrahimgil ve Yalın esintisi olsada şarkıda ben beğendim.bu yazıyı yazarken bile fonda bu şarkı var =))aradığım şarkıyı buldum ve ekstradan albümüde dinlemiş oldum .Enerji'den başka albümde 8 şarkı var.

"İstabul'un Kızları" biraz bana Sezen Aksu'nun "İzmirin Kızları" ndan esinlenilerek yazılmış gibi geldi.hafif sözlerinde de benzerlik var sanki.araya da rap koymuşlar.farklı bi hava katmak istemişler...İzmir'li olarak önce "İzmir'in Kızları" şarkısı gelir benim için ;))

bir başka şarkısı ise; "çocuk". bu biraz daha duygusal bi şarkı.ayrılık şarkısı...daha ayrılığa hazır olmayan ya da bu ayrılığın etkilerini anlatan bi kadının sözleri var şarkıda.en sevdiğim yeri ise "çocuk!" deyiş yeri.şarkının nakaratında yavaş bir şekilde söylüyo ve müzik başlıyo...


Gelelim "temmuz" şarkısına...tam yaz şarkısı.hareketli ve sözleride kolay,uyumlu.aralarda bir kaç aya uygun sözler ve benzetmelerde eklenmiş. mesela; "ekim,kasım,aralık off içim dışım kapkaranlık" ve "ocak, şubat kar yağar" ,"nisan, aşk istiyo insan" ,"mayıs, bu yaz bizim yazımız"...dimi kolay yani =))

bir diğer şarkı ise "Abla" ,hafif latin esintileri olan bir şarkı.aralarda bi adam yabancı sözlerle araya giriyo falan.şöyle yazın serin akşamlarında, kumsalda dinliceksin bu şarkıyı.ama etkilenmek istiyosanız sevgilinizden ayrılmanız gerekiyo ya da onun sizi bırakmış olması.sizinde Abla'ya yazı yazmanız.. =))Sezen Aksu'nun "Sarı Odalar" şarkısını da hatırlatıyo Ayşe yani sözlerinde yer veriyo...

vee "Pardon" şimdi anlatıcağım şarkı.sanki genç bi kız şarkı söylüyo gibi geliyo dinlerken ve fonda da habire" hop hop hop...hoppaaa!!" diye bağıran biri var."Pardon" lafı zaten Kenan Doğulu ile bi kez kullanılmıştı.aynı sene ikinci kez dinleyince ben pek sevmiyorum.

"Sevene Kadar".işte albümün en güzel duygusal şarkısı diyebilirim.ben gerçekten bu şarkıyı beğendim.nakarat başlarken rock tınıları başlıyo.sözleri ise çok içten olmuş bence.diğer şarkılarda ne kadar eğlenceli bi Ayşe varsa, bu şarkıda da o kadar duygusal bi Ayşe var.sanki bir şeyi itiraf ediyormuş gibi...
"Evler yansın" ve "İki sakin" diğer 2 şarkı...onlarıda size bırakıyorum...



İyi Dinlemeler...