anka kuşu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
anka kuşu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Mart 2012

Hayat Arkadaşım


Arada yazılarıma konu olur ve adı geçer onun.
Kimse bilmez aslında kimdir O.
İşte şimdi size 11 senelik hayat arkadaşımı anlatacağım.

İlk tanıştığımız günü hatırlıyorum. Elimi uzatmıştım. Korkmuş bir çocuk ve yalnız bir kızın eliydi o. Elimi tutuşuyla yıllarca sürecek olan beraberliğimiz başlamıştı. Birbirimizi hemen sevmiştik. Eve geldiğimizde ne o evime yabancılık çekmişti ne de ben ona. Sanki yıllardır beraberdir ya da kısa bir tatile çıkmış ve döndüğümüzde hiç araya zaman girmemiş gibiydi. Ben ona bir şeyler söylerdim o dinlerdi. Konuşurdum onunla. Bazen gecelerce, bazen bütün gün. Ama o hiçbir zaman konuşmayı öğrenemedi. Bende o konuşmuyor diye onu dışlamadım. Her zaman sevdim hem de karşılıksız olarak bir şey beklemeden. Karşılıksız sadece sevgiyle birine bağlanırsanız bir zaman sonra karşılık görüyorsunuz. İlk günden başlayan birbirimize güvenimiz yıllarca sürdü.

Bir gün onunla konuşurken uyuya kalmışım. Oda yanıma girmiş ve o şekilde uyumuşuz. Sonraları fark ettim ki ben ne zaman uyusam hep koluma ya da boynuma sokuluyor.

Bunun yanında çok gururluydu. Kendine çok dokundurmazdı. İzin verirse severdiniz. Hiç ısırmadı. Ne beni ne de başkasını. Çok güzel uçardı. Evin bir ucundan bir ucuna tur atardı da nefes nefese kalmazdı. Yemini değiştirmeyi unuttuğumuzda sabah sabah deli gibi bağırırdı. Evde annem, babama seslendiğinde ve babam duymadığında öterdi. Sanki “Bak sana sesleniyor!” der gibi. Bunu bir tek annem için yapardı.

İkimizin de hayatındaki dönüm noktası o gündü. Gene böyle yemini değiştiriyorken kafesinin kapağını açmış ama tam kapatmamıştım. O sırada benim peşimden uçmuş ve mutfaktaki açık pencereden hızını alamadan çıkmıştı. Annem, babam ve ben şoktayken hatta gitti gitti derken o hepimizi şaşırtmış birkaç dakika havada kanat çırpmış sonra direk eve girerek omuzumda soluklanmıştı. O günden sonra kafesinden eskisi gibi çıkmaz olmuştu. Ben elimle çıkarırsam çıkar fakat hemen kafesine geri dönerdi. Belki de o gün çok korkmuş ve güvendiği bizlere sığınmayı tercih etmişti. En sevdiği eğlencesi ise büyük camdan nazar boncuğuyla oynamak ve çeşmeden akan suda yıkanmaktı. Yıkandıktan sonra da gelir omuzumda fazla suyunu kuruturdu.

Hiç kızmadın ona.
Hiç bağırmadım.

Zamanla kanadında düşüklük görünmeye başladı. Veteriner bir şeyinin olmadığını söylemişti fakat benim içim rahat değildi. Zamanla bu nedenden dolayı uçamaz olmuştu. Bu şekilde birkaç yıl daha geçti. O sıralarda abim eve bir tane daha kuş aldı. Fakat onun yeri her zaman bende ayrıydı hem de apayrı. Bir gün göğüs kafesinin şiştiğini fark ettim ve ardından da yemek yemekten kesildiğini. Eskisi gibi ötmüyor ve tüyleri durduk yere dökülüyordu. Veterinere götürdüğümde aslında sona geldiğimizi fark etmiş ve ilk söylediğim cümle “Ölecek mi?” olmuştu. Bir gece klinikte gözetim altında kaldıktan sonra ertesi gün eve getirdim. Ateşi git gide artıyordu. Ben ise çaresiz düşürmek için elimden geleni yapıyordum. Sabaha doğru artık düşmüştü. Bunun üzerine bende birkaç saat yatmak için odama gitmiştim. 1 saat sonra kalktım. Amacım ona bakmak ve ateşinin düşmüş olduğundan emin olmaktı. Kafesinin yanına gittiğimde onun bana son kez baktığını ve ardından gözlerini son kez kapadığını hatırlıyorum. Yıkılmıştım hatta orada çökmüş ve öylece kalmıştım. Ağzımdan çıkan cümle “Can öldü!” oldu. Art arda söyledim bu cümleyi. Kabul etmek istemedim.

Neden uyudum ki?
Neden başında bir saat daha beklemedim?
Neden daha önce ondaki bu değişimi anlamadım?
Neden daha erken veterinere götürmedim diye günlerce kendime sordum.

Kendime geldiğimde onu evimin bahçesine gömdüm. Öylece oturdum ağacın altında. Birini kaybetmenin çok zor olduğunu bir kez daha fark ettim.

Kendime bir süre gelemedim. Hayattan koptum ama çaktırmadım. Ona ait her şeyi bir kutuya koydum ve kaldırdım.

11 yılımı beraber geçirdiğim Can’ım artık yoktu. Çocukluğum, gençliğim ve bütün anılarım bir anda onunla beraber yok olmuştu.

2 sene oluyor onu kaybedeli…

Bütün bu iç karmaşamın arasında bir gün geldi ve şunu fark ettim. Can’ın yanına abimin getirdiği daha 15 günlük olan Naz aynı Can gibi ötüyordu. Bir arada kaldıkları 1 aylık sürede o kadarını öğrenebilmişti. Can’dan geriye kalan o nazar boncuğunu oda seviyordu. O an Can’ı kaybetmediğimi anladım.

Ne zaman Can’ın resimlerini görsem ya da onun nazar boncuğunu hemen burnumun ucu sızlıyor.
Gözlerim doluyor
ve
sessizce ağlıyorum aynı bu gece bu yazıyı yazarken ağladığım gibi...

27 Mart 2011

Öffne deine Arme für Veränderungen, aber laß nicht deine Werte gehen...

İnsanın Blog’u yasaklanınca pek girmemeye ve yazdıklarını yayınlamamaya başlıyo. Bende şimdilerde bu durumdayım. Biraz boş verdim sanırsam ama vizelerim başlamadan bir kaç yazı yayınlamak istiyorum.

Bugünlerde hayatım çok yoğun. Benim yoğun dediğim günler gerçekten yoğundur =)) Hangisini anlatayım ya da nerden başlamalıyım acaba??? Mesela geçen perşembe günü bizim bölümün partisine gittim. Geçen dönem gitmemiştim çünkü çoğu kişiyi tanımıyordum ama bu dönem biraz daha farklı. İnsanları daha iyi tanımaya başladım ve kiminle nasıl konuşulur onu fark ettim artık. İşte zaman bu açıdan çok önemli bir şey. Bazen geç de olsa bize yardımı dokunuyo =) Partiye geri dönersek, hayatımda eğlendiğim anları sıralasam TOP 10’umda yer alır ;) dans ettik, şarkı söyledik ve tabi gerisinin bize kalması gereken anlar yaşadık. Kısacası SüPeRdİ =))

Baharın gelmesiyle etrafımdaki çoğu kişi değişmeye başladı. Baharın getirdiği bir kimyasal olay sonucunda herhalde =)) ben mi? Ay oralara girmeyelim. Şu sıralar arkadaşım aklımı çelmeye çalışıyo ama bu konuda kendimi eğittim artık yok etkilenmeyeceğim bu sözlerden. Büyük konuşmak istemiyorum ama olmaz. Kimseyi kırmak istemiyorum ya da incitmek ama yaşanan olaylar bu şekilde gelişiyor. En sevmediğim şeylerden biri bu zaten. Benim isteğim dışında bir şeylerin olması. Neden ben diye sorarım bazen. Fazla mı iyiyim bazen acaba? diye düşünüyorum. Hani herkese kol kanat geren ya da gerecek gibi görünen… Ama öyle olmaya da bilirim. Hatta özgür olmayı daha çok severim. En yakınımdakine bile bir şey söylemek istemem bazen. Arkadaş, dost, sevgili… hepsinden kaçarım. “Rahat bırakın beni” der içim. Haksızda sayılmaz. Hele bide onlardan biri hesap sorarsa daha bi içim sıkılır.

Herkesin biraz yalnız kalmaya hakkı olduğunu düşünüyorum. Her şeyimi ya da her olayımı anlatmam insanlara. Konuşmam öyle her şeyi… kaçarım uzak bir köşeye ve bakarım öyle uzaklara dalar gözlerim ne düşünürüm bir tek ben bilirim. Gizlimin saklımın olmasını severim. Olmalı da zaten derim. Ama bazen kimse anlamaz benim böyle hissettiğimi. Etrafımda çok kişi var… iyi mi? Ee yani. Diyorum ya bi an geliyor herkes bana 2kat gibi geliyor. İşin güzel yanı ne biliyor musunuz? Bir gün başkasıyla takılırken öbür gün başka kişiyle takılıyorsun. Sonraki gün C,D,E kişileriyle… biraz ondan biraz bundan. Ki benim öğrendiğim hayat tecrübesi şöyle der: bir kişiye takılı kalma, grup arkadaşlıkları kur. Grup arkadaşlıklarında ise birkaç kişi daha yakın olabilir bu çok doğal ama o yakın olanlar gruptaki diğer kişiyi çekiştirmeye başlarsa orada biter ve çatlaklar oluşmaya başlar işte…

Herkes bir şeyler yaşar, bir şeyleri anlatmak ister ve bunu da bencilce yapar. Tek önemli olan kişi kendisi  gibi düşünür. Halbuki karşındaki de bir hayat yaşıyordur ve onun hayatı daha içine kapanık olabilir, dışa vurulmayabilir. Bu demek değildir ki kimseyi istemez ya da ilgisiz. Bana bazen “cool” davrandığım söylenir. İnkar etmiyorum, evet öyle davranıyorum. Mutluyum ya işte önemli olan da bu. Mutsuzluğumda kimseyi sıkmıyorum. Uzaklaşıyorum çevremden. Bunu da bağıra çağıra yapmıyorum çünkü bunun yapılmasını sevmiyorum. En mutlu anılarım ve ilhamlarım bu zamanda doğuyor. Kendimi yeniliyorum, içimdekileri boşaltıyor ve yeniden başlıyorum. Enerjim ve motivasyonum yüksek bir şekilde oluyor bu =)

Anka Kuşu ’yumdur ben. Hem burç olarak hem de yaşam tarzım olarak. Bu nedenle çoğu kişi anlamaz benim bu davranışlarımı.

Artık önemsemiyorum zaten.
Kim ne derse desin umurumda bile değil.
Herkes kendi hayatını yaşıyor ve etrafındakiler bu hayata girip ardından da çıkıyor…