29 Eylül 2009

Aşk Bir "Rüya"


Hüzünlerdeyim, sıkıntılardayım. 

Niye karşındaki senin onu sevdiğin kadar sevmez seni
Hissettiklerini hissetmez.

"Sevdiğinle değil seni sevenle takıl!" diyenlere sinir oluyorum. Böyle bi şey olduğuna inanmıyorum ya da inanmak istemiyorum. Hayatımda dürüst olmadığım kadar dürüst oldum Bay X'e. Saçmaladım, kaçtım ama sonunda yoruldum. Beklemekten, umut etmekten. Sonunda bitirdim, ayrıldım.

Kendi çözümüm ile bu sonuca vardım. Gözden uzak olsun dedim kendi kendime. Belki o zaman gönülden de uzak olur. Evet, doğru çıktı. O soğuk mesajlar, msn iletileri ve yazışmalar... Heyecan kalmamış ikimizde de. Tıkanıyoruz sanki. O eski espriler bile unutulmuş. Bişeylerin peşinden koşmaya çalışıyorsun ama diğer taraf onu eliyle itmiş oluyor.

Gece mesajlaşmalarımızı özledim, koridorda karşılaşmalarımızı mesela. Gizli gizli bakmalarını, yazılarını okumayı, gizemli halimi sevmeni özledim. Bunu açık sözlülükle dile getirmeni de.

Senin arkadaşların vardı hep öncelikli. Sonra ben! Bana göre değildi bu. Hemde hiç! Buradasın, yanımdasın ama bir o kadar da uzaksın. Kaçırmaya başladığın gözlerinle silindin hayatımdan. Eskisi gibi her şeyi sana ilişkilendirmiyorum artık. Kordon'da denize savuruyorum saçlarımı, vapurda martıları besliyorum. Gene kendimi koleksiyonlarıma vurdum. Belki aklım dağılır diye. Senin sevdiğin şarkıları sildim, seni hatırlatmasın diye.

Bu gece olduğu gibi "Yanındayım" deme artık bana. Biliyorum bu da saçma kelimelerinden biri işte. Eyy oğlum çözdüm ben seni. Seninde dediğin gibi oldu her şey.
Kurduğun ve yazdığın hikayelerine, şiirlerine konu oldum.
Rol adım.
Kendimi izledim ve çok beğendim.

28 Eylül 2009

Gene Gene ve Yeniden

Nerden buluyolar bu yarışmaları anlamıyorum ya. Tamam ilk zaman çok seviyoruz, izliyoruz, bağlanıyoruz ama sonralarda sıkmaya başlıyor. Artık milletin içini bayana kadar yayınlamasınlar şu yarışmaları. Hele yeniden yayına sokmuyorlar mı, işte o zaman o kanala daha çok sinir oluyorum.

En son bombayı söylüyorum arkadaşlar hazır olun: Bugün 16.00'da "Yemekteyiz" yeniden başlıyormuş.

Evet, "Yok artık!!!" seslerini duyar gibiyim. Bu ne kardeşim!
"Yemekteyiz" ,"Yemeğe bizdeyiz", "Yemekle içiçeyiz" vb programlarla iyice saçmalayan bu yarışmayı yeniden başlatmakta ne oluyor?
Show TV zaten bayram da "Oruç tutuyor millet. Program izlenmez." diye "Benim kocam bir melek" diye bir yarışma yayınlamıştı. Gece yarısıydı yayın saati ama şimdi sabaha koymuşlar. Saçma bir yarışma daha yayına sokan Show TV'ye alkışlarımı iletiyorum.


Bi de o programda ki insanlar yok mu uff ki ne uff!.. Hepsini koy bi çuvala salla salla vur duvara yani. Ota boka laf atıyorlar. Laf atmazlarsa dışlanıyorlar. Bi de illa aralarından biri kesin şarkı söylüyo oluyo. İşte kendini tanıtmaya çalışıyo.

Hey aa heyt! "Çevir kanalı kızım, çevir kanalı." Modundayım ya da kapat TV'yi boş CD'yi dinle belki daha verimli olur.
  
NOT: Fox TV'da ki yeni yarışmayı da duyurmak istiyorum bu arada.adı: "Yaş 15". Sözde bi şarkı yarışmasıymış. Kızların anneleri menajerleri olacakmış. Birinci olan bi dizide oynucakmış. Bakalım o dizide diğer yayından kalkan dizilere benzeyecek mi??? Merakla bekliyorum.

Bi de şarkı yarışmasının birincisi niye alakasız bi alan olan oyunculuğa yöneliyor ki? Bu birinci saçmalık. İkinci saçmalık ise; zaten kızlar 15 yaşında yani karar verme hakları yok ki. Velileri onların yerine imza atmalı. O yüzden anneleri menajerleri olmak zorunda değil ki. Burada şöyle olmalıydı bence tanınan, piyasadaki çok önemli biri onun menajeri olmalıydı. Kararları aileye sorup, imzayı anne atmalıydı. Menajerleri bu kişilerin işlerini ya da konserlerini hazırlamıyor mu? Anneler nasıl hazırlayacak peki? Kadın evinde oturup iş gelsin diye bekler artık. Sonra bu kızlar unutulur gider.

Evet millet bu saçma yarışmayla da bugün karşılaşıyoruz. Herkese geçmiş olsun. Jüri üyelerinden biri de Yeşim Salkım'mış. Hiç sevmem zaten o kadını. Bence gereksiz bir insan ama olsun bakalım.

Uzun bi not oldu. Farkındayım =))

Seven sevmeyen herkese iyi günler.

23 Eylül 2009

Bayramın Sonu...


Uzun bi aradan sonra yeniden yazıyorum. Özlediniz mi beni ;)


Herkesin Bayramı Kutlu Olsun ...=))

"Bayram bayram" dedik işte geldi geçti. Yok böyle bi şey ya. Bu bayram kentimden dışarı çıktım  ve büyüklerine saygılı bir genç olarak (öyleyim ama aa), anneannemin yanına gittim. Şu sıralar Bandırmadayım. İzmir gibi sıcak bi kentten Bandırma gibi soğuk bir yere gelince emin olun tam anlamıyla donuyorsunuz. Neyse ki hazırlıklıydım ;)

Yaşlı evi = Ziyaret evi.

İşte konum bu. Valla sıkıldım misafirden. Kafam rahat olsun, güzel yemekler için gelmişim buraya ama maşallah kahve yapmaktan artık kahve görmek istemiyorum yani o derece sıkıldım! Gelen de maşallah 5 kişi birden geliyo. Sonunda bizde anneannemi salonun baş köşesine sabitledik, garibim bütün gün tam mesai oturuyor =))

Dedem öldüğünden beri burada internette yok. Bunu bile telefonumun internetinden yazıyorum. Yakın tarihte köye gidip kendimi çayırlara vurmayı düşünüyorum. Kulağımda MP3üm olsun. Dere tepe taş geziniyim istiyorum =) Haberlerde de gördünüz mü bilmiyorum ama Bandırma'yı sel almıştı. Şimdi geldim baktım her yer kuru =/

Eyy bayram işte gene geldin, geçtin ve bitti =((

Bu arada perşembe günü okullar açılıyormuş. Genç arkadaşlarıma benden tavsiye: GİTMEYİN. Yani ben gitmezdim. Oturun evinizde, hava zaten soğuk =)) Tam keyif yapın, gezin, tozun. İlk gün zaten ders olmaz ;)

8 Eylül 2009

Kardelenler

Turkcell'in de katkılarıyla büyüyen ve daha geniş kitlelere duyurulan bir proje "Kardelen Projesi".

Sezen Aksu'nun da yer almasıyla bence harika bile oldu.

Türkan Saylan'ın katkılarını da unutmamak gerek tabi. Öldüğü gün onun yetiştirdiği ve yetiştirmeye devam ettiği bütün öğrencileri cenaze törenine katıldı. Harikaydı bi o kadar da hüzünlü.

Kardelenlerin yaşamı kimseye benzemiyo. Bi kere yorucu, kızların değer bile görmediği bi yerde yaşıyolar. Belki de Türkiye'nin gizli yüzü onlar saklamaya çalışılan. Herkesin bir şey söylediği ama iş aktif bir şeyler yapılmaya başlandığında kaçan bir yerde yaşıyoruz biz. Bu çocukları düşünen kişi sayısı o kadar az ki. Pazar günleri National Geografic kanalında yayınlanan belgeselini hiç izlediniz mi bilmiyorum ama ben bir kez değil bir çok kez seyrettim ve şunu fark ettim hiç biri bu yaşamı seçemiyor. Kader falan da değil bu. Kendileri durumlarının sonuna kadar farkındalar aslında ve bu durumdan sıyrılmak için ise ellerinden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyolar. Çoğu ise yaşadıkları yerlerin olumsuzluğundan kaçıp, okuyup ama sonrasında yeniden orada yararlı işler yapmak istiyo. Her gün duyduğumuz 5.sayfa haberi gibi okuduğumuz töre kurbanı kızlarımızdan olmak istemiyorlar. Erken yaşta evlenip daha kendileri çocukken bu olumsuz dünyaya bir çocuk daha getirmek istemiyolar. Haklılar da! Sonuna kadar onlara destek veriyorum. Ufak bir yardım (Belki size göre) onların hayatını değiştirebilir.

Yan resimdeki kızın öyküsü o kadar etkiledi ki beni. Belgeselin en can alıcı noktası bu kızın çıktığı yer oldu benim için. O meraklı ve cin fikirli parlayan gözlere bakar mısınız?!

Onlar bizim geleceğimiz, bunu unutmamalı ve bunun için de duyarsız kalmamalıyız.



İşte size sayılarla kardelenler; (bunları artırmak ise bizim elimizde)

20. 000’den fazla öğrenciye burs verildi.

8. 666 Kardelen liseyi bitirdi. 

1902 Kardelen üniversite sınavını kazandı.

755’i üniversiteden başarıyla mezun oldu. 

Türkiye’deki okuma yazma bilmeyen her 100 kişiden 76’sı kadın.

Bu yazıyı yazarken araştırdığım ve haberlerini kullandığım;

 - http://kardelenler.turkcell.com.tr/resimler4.html
 - http://www.foxlife.com.tr/ngc/kardelenler/kardelenler_tino_soriano.html

sitelerine teşekkür ederim...

İzmir'in Yağmurları

En sevdiğim anlardan biri işte.

Bu bir tesadüf mü yoksa sıkıntımı anlayanın bana umut aşılamaya çalıştığı anlardan biri mi bilemiyorum. Odamın camından dışarıya bakıyorum. Panjurlarımı kaldırıyorum ve MP3ümü dinliyorum, o an çalan şarkı Yaşar'dan "Boş Sokak" oluyo. Anında hava kapanıyo ve yağmur yağıyo.

Başka şehirleri bilmem ben, bu şehre aşık olduğum kadar hiçbir yeri sevemedim ki. Mutluluğum da burada oldu, hüznüm de. Şimdi kara bulutlarla serinleyen havayı hissediyor kabuğum. Derin nefes alıyorum ve içime çekiyorum o muhteşem kokuyu, serinliği ki içimde hissetsin. Ciğerlerim şişiyor birazda üşüyor ama olsun. İzmir'in yağmuru da güzeldir. Özellikle de yazın sonlarına doğru olanı. Sıcaktan bunalırsınız, serinlik bir kurtarıcı olur. Yağdı mı da güzel yağar. Hafif hafif kibar, birazda İzmir'in Kızları gibi nazlıdır o. Ne de olsa bu şehrin bulutları. Kimse yağmurdan kaçmaz bu şehirde. Sevgililer bu havada buluşur. Çocuklar bu havada koşar, eğlenir, hayat bulur. Kordon deniz kokar, ara sokaklar ise toprak. Balkonlarda ki çiçekler başlarını kaldırır. Yaşlı teyzeler oturur onlarla konuşur. Herkes sever birbirini. Yağmur bunların habercisidir. Sadece yazları tatil için gelenler bunları göremez bilemez belkide...

İşte şimdi sıklaşan hatta bardaktan boşalırcasına yağan yağmura elimi uzatıyor bütün sokağın yaptığı gibi seviniyorum ya da seviniyoruz masum çocuk sevinci sanki bu. Çocukları görüyorum balkonumun altında koşturuyorlar, çamurlara atlıyorlar. Ne kızan var ne bağıran. Mutlu ve huzurlular.




Artık eylüldeyiz ve İzmir için "Hoş Geldin Sonbahar"

Rambo Rambo Rambo

Sonuna kadar Rambo =))

Sylvester Stallone hayranı olarak bu film serisini hep bekliyordum ya =)
Adam ölcek gitcek (Allah korusun tabi) ben ve benim gibi hayranlar onun filmlerini hala bekliyo olcaz.

Yaşlandığını kabul edemiyoruz bi türlü ya da yaşlı roller de oynamasını istemiyoruz. Bence bunu Sylvester'da anlamış olacak ki filmlerin senaryo ve yönetmenliğini de kendisi üstlenmiş bulunuyo. Vayy be Sylvester Amca sonuna kadar sana destek veriyorum. =))

Genelde Rambo filmleri kanlı ve dövüşlü, intikam kokan ve çareyi Rambo'dan bekleyen bi insan grubu olur. Rambo insancıldır. Israra dayanamaz ve o kaslı vücuduyla dalar adamlara ;)

Heyt bee =))
O suratını bile seviyorum adamın böyle bakışlarını falan.

Çocukken o kocaman sinema ekranında gözlerimi aça aça seyrederdim, beklerdim Rambo'mun çıkmasını. Çıkınca da dünyalar benim olurdu =)

Lise de ise alnıma takardım kurdelemi otururdum sınıfta. Bence bu filmlerden birini izlemeden çocukluğunuzu bitirmeyin ;)


Tekrarlarını bile seyrediyorum ben ya. Eski film ilk 3'ü ama 4 muhteşem.

Dip Not: Sakın 4'ü TV'de seyretmeyin! Kese kese filmden geriye hiç bi şey kalmamış. Heba olmuş film. Sylvester Stallone görse dalar bizim kanallara =))

Rambo 5'i  2011'de bekliyo olcam ve tabi ilk giden olcam =))

Burası Türkiye. Anla Artık!!!

Yok, kardeşim ben kabul edemiyorum bunu ya!
Neden saçma sapan şeyler hep bizim ülkede oluyor?!

Son olayı söylüyorum;
Adanalı Dizisinde ki Adanalı karakterini oynayan Oktay Kaynarca bazı sahnelerde suçlulara şiddet uyguladığı için polislerden uyarı almış.

"Ne bu ya?" dedim bi daha. Niye bu ülkede ki her meslek grubu mesleğine bi saldırı olsun da hemen dava açalım, yok ayaklanalım gibi triplere giriyor? Ayrıca bazı suçlar için verilen cezalarında yetersiz olduğunu düşündüğümüz ülkemizde bazen o suçluları bi döveyim sonra da adaletten cezasını alsın diyoruz. Mesela tecavüz gibi suçlardan içeri atılan kişileri genelde toplu koğuşlara vermediklerini duydum. Diğer yatanlar, o kişileri kendi arasında cezalandırabiliyormuş. Böyle bir gerçeğin yaşandığı ülkemizde, bir dizideki sahne yüzünden hemen uyarı alınıyor falan.

Geçen yıllarda da Petek Dinçöz'ün başına gelmişti bu durum. Hemşireler ayaklanmıştı =))

Hey gidi hey!
Burası Türkiye!!

7 Eylül 2009

Ciara ft Justin Timberlake - Love Sex Magic

Haberi okudum ve şok oldum diyebilirim.
RTÜK bütün işlerini bırakıp bu klibi nasıl yasakladı ya!

En sevdiğim kliplerden biriydi.
Neymiş efendim çocukların ahlakını bozarmış, şehvet duygusu uyandırıyormuş.
İyi de hangi küçük çocuk Numberone TV'yi izler ya da MTV'yi?!

Bu klip yasaklanana kadar yasaklanacak o kadar çok klip var ki! Hip Hop ya da bazı zenci rapçilerin o bacak ya da kucak danslarını görseler nolcak acaba?! Kanala kapatma cezaları verirler artık. Sinir oldum gerçekten tam sinir oldum. MTV'de seyrettiğim Tila programını sakın görmesin RTÜK. O zaman elimdeki tek kanalı da alır. İşte o zaman tam kızarım (Ayrıca böyle daha çok merak edildi klip. Her haber sitesinde "İşte o yasaklanan klip" diye veriyorlar.).


Bir de şu var ki tabi, izlemek isteyen gene netten bulur izler. Sonuçta kanallara uyarı vermekle bir şey olmuyor. Ayrıca klip yayınlanalı o kadar uzun zaman oldu ki bu yüzden RTÜK geç kaldı. Bu anlamda klibi doya doya seyrettim ve ahlakımda bozulmadı =))

Hande Yener'in klibini de böyle sansürlemişti. O marjinal klip heba olmuştu.

RTÜK böyle yaptıkça, iyice saçma sapan, 3-5 kamerayla çekilen ve arabesk kokan klipleri görmek zorunda kalıcaz. Klasikleşmiş kalıpların dışına çıkamıcaz.

Sanki hayatımızda öpüşen ya da sevişen insanları görmüyor gibi yapıp bunları yasaklamanın anlamını anlamıyorum. Bastırılmış duyguları sevmiyorum ve bu yasaklama bazı şeyleri bastırıyor bence yavaştan yavaştan.

Anne Ben Güzel Miyim???


Çocukluğumu hatırlıyorum da (Ne günlerdi ama =)) böyle ailecek televizyonun karşısına oturur güzellik yarışmalarını izlerdik.

- Şu kız güzelmiş.
- Ne o kızın numarası not al Z.S, not al!
- Sonra benim beğendiğim kız çıkınca bi şey ısmarlarsın (ki çıkarsa da ayrı bi mutlu oluyorduk sanki jüri bizmişiz gibi).

O küçük yaşımda bütün numaraları isimleri hatırlardım, bilirdim falan. Haberlerden sonra başlardı bu yarışmalar ve gece yarısına kadarda sürerdi. Önemliydi aslında bizim aile için ama o dönemde Türkiye için de önemliydi sanki yaa. Herkes hayran hayran izlerdi. Hatta şöyle bir anım var hatırladığım; akşam olmuş babam beni çerezciye yolluyor ve ben bi koşu gidiyorum amaç yarışmayı kaçırmamak. Çerezciye bir giriyorum ki orda ki amca bile seyrediyor, bi de yorumunu belirtiyo.

Yok artık diyor, gülüyorum o zamanlar =)

Eve gelince durum çok farklı olmuyor ki bizde de yorumlar, numaralar belli oluyo ve izliyoruz. Eğer o dönemlerde bizim eve hediye verselerdi kesin zengin olurduk çünkü hep tutturuyorduk (Vayy be biz neymişiz yaa =) ).

Yıllar geçtikçe bu sevdamız sıkıcı olmaya başladı. İzlemez olduk, takip etmez olduk. İyice soğuduk anlayacağınız. En son Paris Hilton geldi (Ne kadar uzak olduğum belli oldu sanırsam =)), Hadise çıktı sahneye ama yok hiç biri ilgimi çekmedi ve ben şunu fark ettim Türk halkı olarak da bu işin peşini bırakmış bulunuyoruz. En son kim seçildi bunu bilenimiz bile çok az. Neyse yaa =))

Aklıma takılmıştı, bunu da size sunayım dedim ;))

4 Eylül 2009

Rio de la Plata


Kumsaldayım.
Gündüzün sıcak kumu, geceyle soğumuş galiba.

Cep telefonum ilk kez bu kadar uzun süreli kapalı. Ben bile inanamıyorum. Kimsenin beni bulmasını ve bana ulaşmasını da istemiyorum. Yalnızlar rıhtımındayım. Dalgaların sesi ve uzaklarda ateş böceklerinin ışıkları... Kulağımda hayat arkadaşım ve içinde bine yakın şarkı bana eşlik eden tek şey.

Dolunayı seyrediyorum, onun denizle bütünleşmesini, hiç ayrılmayan beraberliklerini. Bu büyülü dakikaları beynime bir ressam gibi çiziyorum her detayını ve her ayrıntısını... Mutsuzluğumda, yalnızlığımda gözümü kapatıp bu rüya dakikalarını yeniden hatırlamak için. Bu gece rüzgâr karadan denize esiyor. Ruh halim gibi durgun. Bu durgunluğu denize de vuruyor, o şiddetli dalgalar bir anda duruluyor. Yavaşça iskeleye yöneliyorum, en ucuna kadar yürüyor ve ayaklarım denizle bütünleşecek şekilde oturuyorum. Suyun soğukluğu hoşuma gidiyo, kendimden geçiyorum. Bu halimi hisseden hayat arkadaşım en güzelinden bir Fransızca şarkı çalıyo şöyle uzaklardan gelircesine, belki de kumsalın en ucundan kimsenin gitmediği kayalıklardan, çocukluğumun korkulu rüyasından.

Saatlerin, dakikaların hızla geçtiğini biliyorum ama geri dönmek ve ne kadar geçtiğini bilmek istemiyorum. Yavaşça sırt üstü iskeleye uzanıyor ve yıldızları seyrediyorum. Bu gece daha çoklar sanki. Karanlık geceyi aydınlatan dolunaya eşlik ediyorlar. Çocukluğumda yaptığım gibi gene başlıyorum "Büyük ayı, Küçük ayı, Aslan burcu, Terazi, Herkül, ..." yıldızlarını bulmaya. Parmağımı uzatıyorum gökyüzüne ve yavaşça çiziyorum hepsini. Karıştırınca yılmıyorum, yeniden başlıyorum. Ben büyüsem de onlar hiç değişmiyorlar. Burayı bu yüzden seviyorum. Araya giren yıllar bende özlem, merak ve heyecan uyandırmayı başarmış anlaşılan.

Serinlikte içim geçer gibi oluyo. "Sabah olup da insanlar beni görünce ne der acaba?" diye bir soru takılıyor aklıma. "Deli, içmiş, sızmış herhalde" falan filan, hiç birini takmıyorum ve umursamıyorum. Taksam burada olmaz, hayallerimin peşinden dünyayı dolaşmazdım. Ölmeden önce yapmak istediklerimin listesini yeniden düzenledim geçenlerde. Bugünden itibaren listeyi uygulamaya yeniden başlıcam, kendi benliğim için.

Belki sizinle başka dünyanın, başka bir şehrinde, kimsenin beni tanımadığı, yaptıklarımın sorgulanmadığı, saçma konuşmaların yaşanmadığı bir yerde karşılaşırız.
Her şeye en baştan başlarız. Unutulmuş, arınılmış bir hayat olur bu.

Cemiyette Pişiyoruz

Bu manzarayı, havayı, saatleri çok seviyorum. Bi tarafımda canımın içi, diğer tarafımda ise bitanem kolkala vermişiz oturuyoruz. Sıkıcı saatlerden sonra kendimize biraz mola vermişiz. Mutluyuz ee bide huzurluyuz tabi =) Dert yok, sıkıntı çok modundayız biraz aslında =)

Yavaş yavaş muhabbet başlıyo, rahatlamada denebilir buna tabi. Eğleniyoruz, kopuyoruz. Canımın şakalarını özlediğimi anlıyorum eğlenirken. Onun tarzını bildiğimden yabancılık çekmiyorum. Güldürürken insanın gözünden yaş getirmesini ii biliyo hem de bunu çok da iyi yapıyo.

Seni seviyoruz.

Çerez satan çocuk biz de galiba potansiyel görüyo ve satışa geliyo. Nasılsa ondan bir avuçluk alıp muhabbete devam ediyoruz. Çok eğleniyoruz.

Anılar, konuşmalar, espriler...

Sonra bu anı ölümsüzleştiriyoruz. Çekerken bile hala gülüyoruz =) Ömrümüz ya uzun olacak ya da akşama ağlıcaz düşüncelerine inat daha çok gülüyoruz =)) Yürümeye başlıyoruz kordonda konuşa konuşa. İnsanlar kim bu deliler dercesine bize bakıyo. Çok seviyorum böyle bakılmasını bize. Daha çok utandırıyorum onları ve kaçıyorum ardından =) (özür dilerim arkadaşlar ama o an ki surat ifadeniz çok güzeldi. Garsonların bizi kovmasına çok az kalmıştı. Beni seviyorsunuz biliyorum. Bu çılgını ancak siz durduruyorsunuz. Zaten benden kaçamayacağınızı da biliyorsunuz).

Konağa kadar yürümüşüz. Yorgunluktan hiç ses yok ama. Kemeraltı’na giriyoruz amaç kaybolmak =) Kaç senedir Kemeraltı'nı öğrenemeyen gruptanız çünkü =) Bu geleneği bozmuyor ve dalıyoruz Arnavut kaldırımlı sokaklarına. Kuşları besliyor, boncuk bakıyor, çeşmeden su içiyor, deniz ürünlerini inceliyor, Şan Sineması'na kadar geliyoruz. Bu sefer kimseye sormadan çıkabiliyoruz (İlerleme var).
Saat Kulesi’nin önünde turist gibi geziniyoruz. Birimiz Almanca diğerimiz İngilizce ve Fransızca konuşup bakışıyoruz. Kırocanlar buluyoruz etrafta daha doğrusu onlar bizi buluyo =/ Ama canımın içi hemen koruyo bizi. Görevi buymuş gibi.

Bu macera metroda da devam ediyo. Bilerek ve isteyerek kalabalığa dalıyor ve ortaya çantalarımızı atıp yere oturuyoruz. Gene manyak gözüyle karşılanıyoruz. Sorunu olan bizmişiz gibi bakıyolar. Kuralların içinde boğulmuş insan toplulukları! Metro gelince de biniyoruz (Metrodaki görevli bile fark ettiyseniz bize bulaşmadı.). Bunu hep yapalım =))Akşam istasyonda yollarımız ayrılıyor.

Gün bitti ama bugün hafızamızda kazılı kaldı. Size son sözüm (siz anlarsınız)
“PERHAPS PERHAPS PERHAPS”

Xoxo Sizi çok seviyorum.

Poker Face

O kadar zor ki yaşananları unutmak, hayatımdan çıkarmak ve silmek. Hiç böyle olmamıştı bana hem de hiç. Hayat kolaydı bundan önce yaptıklarım gibi. Kuralları ben koyuyordum ve gene ben oynuyordum. Hayatıma giren herkes yardımcı oyuncu oluyodu. Hepsi de bana bir şey katıyordu belki de beni mutlu ediyodu. Kazanmaya alışmıştım artık ama bu sefer kaybettim! Evet, sen kazandın. Mutlu olmalısın. Senin kurallarına göre oynadım bu oyunu. Dediklerini yaptım ama ne oldu?

                                              HİÇ!


3 harfle özetledim bu ilişkiyi artık. Çaba göstermek, emek vermek neymiş onu anladım. Sen bunları anlamayacak kadar kapalıydın bana. Ve sevgilim sana tek sözüm “Bu aşk, burada biter!”. Külleri bile yok biliyor musun? Bugün anladım bunu; o eski gülümsemen yok bana karşı, dokunuşun bile soğuk, gözlerinde başka biri var sanki. Yalan olmuş yaşadıklarımız.

Bunun itirafı bile zorken şimdi seni unutmaya çalışıyorum.
Anıları siliyorum birer birer.
O eski yerlere gitmiyorum.
Şarkımızı dinlemiyorum.

Bu satırları yazarken şuan fonda şarkımız çalıyo. Belki son kez diyerek sesini açıyorum. Diğer bir çok yazıma ilham olan şarkılara bu şarkıyı da ekliyorum.

Bu hikayeye yakışan sonu nisan yağmurları yazıyo şuan.
Hafif ama sesi güzel, hüzünlü, bir o kadar da müjdeli.
Kıyının karşısında gördüğüm gökkuşağı ile umut doluyor içime.
Defterimi kapatıyorum, seni unutuyorum ve bulutların arkasından çıkan güneşe gülümsüyorum.
Bugün ve sonrası için, sensiz...

Oyunuma devam etmeye başlıyorum. İnsanlara bakıyor, kalemimle dost oluyorum. İlhamlarımı topluyorum yeniden. Beni mutlu eden tek şeye bakıyorum: böğürtlenli çayım ve deniz kenarı köşem.

Bana yaşattıkların ve öğrettiklerin için çok teşekkür ederim.
Ve son olarak sevgilim, sana söylediğim her şey doğruydu, ne kadar inanmasan da...

Şarkının Kahramanı

 Bu gece dans pistinde sadece dans et!
Bedenini salla.
Seksi kızlar ve erkekler pistte fazla samimi.
Müziğin ritmiyle tempo artar.
Kadehler ve içkiler yavaş yavaş akıyo
Gece ilerliyor ortam ısınıyo.
Oğlan, kıza yaklaşır eli belinde,
Dans pistinde, şimdi başlayabiliriz:
Sadece sallan
Herkes gibi ritmi bul ve onlardan ol!
Bu gece belki de senin gecen.
Şarkını iste DJ'den.
Sonrası ise senin, seç birini ve sallan
Eller havada mutluluk hareketleri.
Konuşmaları, konuşulanları duy.
Seni konuşsunlar.
Ne duyarsan duy ve salla!
Bu gece senin çünkü.
Başrolsün “Şarkının Kahramanı”
Pistin efendisi!
Şimdi hissediyor musun???
Yavaş yavaş bedenini saran müziği.
O an gözlerini kapa sadece sallan.
Yalnız ya da toplu
Geçmiş ya da yeni
Sen artık o değilsin.
Sözlerin hepsi sana DJ'inden.
Sadece onu dinle.
Sonrası bedenin, renkli ışıklar altında.
Yalnız değilsin.
İstemsizsin.
Şimdi durmak yok!..
Dans et.
Ellerin havada bu geceye özel değil ama!

Den Lille Pige med Svovlstikkerne

Kendi benliğimi fark ettiğimden beri farklı olduğumu biliyordum. Bunun için özel bi şey yapmamış sadece farkına varmıştım.
İlginç olmak ya da sıra dışılık.

Bunun gibi bi çok terimin yolu sonunda hep bana çıkıyo. Tabi bunları dile getirmeden önce hayatımdaki herkese teşekkür etmek istiyorum. Dün kendi yolculuğuma çıktım.

Benliğim ve yalnızlığımla.

Gene kulağımda mp3üm ve ben sokaklardaydım. Yürüdüm, amaçsızca rüzgarın götürdüğü ve esintinin yön verdiği yerlere. Bi dostumun en sevdiği sözünü hatırladım şimdi, şöyle diyordu: kaybolmak ama yürüyerek, o yeri tanımanın en iyi yöntemidir.

Kayboldum bende. Ara sokaklarda, büyük caddelerde. Kaldırdım kafamı, döndüm biraz etrafımda, bakındım insanlara, müziği değiştirdim sonra esintiyi dinledim ve ardından o nereye gideceğimi söyledi zaten bana. Gene düştüm yollara, garip bakışlar altında…

Kumsal buldum şöyle sıcak kumlu, taşın olmadığı, güneşle ısınmış sarı rengiyle parlayan. Yürüdüm gene ve şu söz hayat verdi kurumuş dudaklarıma “Hayat kumsalda amaçsızca yürümek kadar güzel!”. Sevdiklerimle paylaştım bu sözü, hemen oracıkta. Anı ölümsüzleştirdim. Bi kendimi çektim, bi kumsalı. Ardındansa gene o büyük, umutsuz kalabalığa karıştım. Hani herkesin birbirine benzediği bi dünya var ya işte o. Onu değiştirmeye çalıştım. Kalabalık baskın geldi. Tek başıma kaldım. Tek düşünce ve o düşünceye destek çıkan tek bir oy, o da ben! Belki çok geniş düşünüyorum belki de kuralları benimseyemiyorum. Dans ederek yürüdüm bi yıl bu sokaklarda. Şarkı söyledim 15 yıl boyunca. Sadece burada etkili olan tabuyu yıktım ama ya o diğer dağın arkasındaki tabu ve orada yaşayanlar, benim gibi düşünenler bu kadar özgür olabiliyor mu ya da düşüncelerini bu kadar özgür ifade edebiliyor mu? İçindeki sevgiyi özgürce karşısındakine itiraf edebiliyor mu? Sevdiği onu reddetse bile hayatına eskisi gibi devam edebiliyor mu? Ne kadar sevse de bu konuda bi çaba gösterebiliyor mu? Baskı altından kurtulmak için bi çaba gösterebiliyor mu? Gösterse bile arkasında bi grup destek bulabiliyor mu? Bu ülkede ya da başka ülkelerdeki acı gerçeği kim önemsiyor ya da bunu düzeltmek için bi çaba gösteriyo? Sadece konuşuyo ama iş eyleme geçince pasif mi oluyo? Çok düşünüyorum hem de çok! Kendim için değil başka insanlar için özelliklede ülkemdeki kadınlar için.

Bu gibi sorularla hikayemi sona erdirmek istiyorum. Yolculuğumun ilk gününe şimdilik mola veriyorum.