31 Aralık 2010

İyi Dilekler ile 2011'e MERHABA ♥´`*

 
Herkesin kutlama yazısı yazdığı şu günlerde bende bir yazı yazmalıyım dedim =)) Ama aklımda o kadar çok şey vardı ki hepsini kısa kısa belirtmeden de geçmek olmazdı ;)

Asıl yazacaklarımın yanında dikkatimi çekti de üye sayısı artmış =) Herkese teşekkürler…

Finallere hazırlık ve vizeler sonrası gelen bir salaklaşma dönemi sonrası ne yazı yazabiliyordum ne de kendime zaman ayırabiliyordum. Dağıttım, kendimden geçtim ve şimdilerde bunun üstesinden gelip toparlanıyorum. İlk dönem biterken, dönemi iyi bitirmek en büyük isteğim. Sakın terk derdimin dersler olduğunu sanmayın çünkü hayatımda önem verdiğim bir diğer şey olan keman çalmam ile ilgili süper gelişmeler var. Elimdeki Tatlı Yaralar meyvesini verdi ve keman hocamdan küçükte olsa bir gecede çalma teklifi aldım. Orkestra ile birlikteymiş. Günü biraz ters ama bakıcaz. Yazarken bile heyecanlandım. Geçmiş yazılarımı okuyanlar sahnede çaldıktan sonraki halimi bilirler. O zamanki olay bu kadar ciddi değildi ve kişi sayısıda azdı ama bu sefer iş çok ciddi. Stres yaptım kendi içimde sanırsam. Ama olsun mutluluk sarhoşu modunda dolaşıyorum aklıma geldikçe. Yüzümde bir anda kocaman bir gülümseme oluyor =)) soranlara “Hiiççç” diyorum. Halbuki o hiçin ne olduğunu sadece ben biliyorum. Güzel bir sır bu. Tabi artık sır değil ama olsun =))

Şu sıralar kafamı bir konu hakkında boşalttım. Ohh rahatladım valla. Tabi ki de konu erkekler. Sevdiğim çocuk artık hayatımda değil. Aklıma ilk gelen kişi de değil. Ayy dünya varmış ya. Zor olsa da kurtuldum. Şimdi kendim, heyecanlarım ve streslerim ile hayatıma bakıyorum. Bazen diyorum “Kendim bile bana çok gelirken başka birisini kaldıramam”. Birazda böyle deneyelim bakalım. Daha sonra ne olur bilinmez ama bu yeni durumu sevdim ve alışana kadar zorlansam da hemen alıştım ve ayrılmaya da niyetim yok =)) Seviyeli ilişkimizi ilan ediyorum burdan, cümle alem duysun =)))


Gaza geldim ve bişey daha itiraf etmek istiyorum. Ben “Zuhal Topal ile İzdivaç” programını izliyorum ama sadece onun programını =)bence Esra Erol’dan daha başarılı. FOX’daki Su Gibi’ye ise bişey demiyorum çünkü onlar işin cılkını çıkarmış ve seviyesiz bir program yapıyorlar. Bütün bu kişilerin içinden Zuhal’i ayırıyorum ve bayılıyorum ona. Resmen okul sonrası beynimi dağıtıyor ve eğlendiriyor. Arada denk gelirseniz izleyin derim.

Hatta bu hafta Japon bir kişi vardı ve adı da Şingo’ydu. Çok tatlıydı ya =)) Türk kızı istiyormuş. Buldu da. Aileye önem veren bizim kültürümüz onlara bu anlamda yakın zaten. Şahsen benim tercihim Koreli olurdu ama olsun Japon da iyidir. Şingo Amerika’da yönetmenlik yapmış falan. Bugün sonunda 8 talibinden birini seçti. Bende o kızı seçmesini istemiştim zaten ;) bunu neden anlattım bilmiyorum ama okulda bu programı izleyenleri dışlar gibi bakıyorlar. Buna bir tepki olarak yazmış olabilirim =)) Forever Zuhal Topal ile İzdivaç =)))


Millet yeni yılda yeni dilekler falan dilerken ben liste yaptım. 2010’un son saniyelerinde süper hızlı okuma becerimle 50 maddeyi okumak istiyorum  =))) bunu yapmak ise ilk isteğim =)) bugün gittim alış veriş yaptım ve öylece gezindim Forum Bornova’da… İnsanlara baktım… Telaşlarını ve heyecanlarını gözlemledim. Hava soğuktu ama kimse umursamıyordu. En güzeliydi bence =)) Kar yağmayan bir İzmir’de hafif soğuk bana kışı ve yeni yılı hatırlattı. İlk kez bu sene o kadar heyecanlanmadığımı hissediyorum. İçimde bir şeyler oluyor ama ne olduğu dışarı çıkmıyor, bir türlü dile gelmiyor. Yarın bütün gün evdeyim ama  akşama keman dersime gidicem. Artık o saate kadar evi hazırlarım =)) Akşama bizde yapacağız artık bir şeyler ;)) hediyeler ve süprizler…  =))


NOT: Neden kırmızı don alınır ve neden giyinilir yeni yılda bilmiyorum ama kırmızı don olayı bugün beni korkuttu. Neden diye soracaksınız. Her yerden don çıkan ve sarkan bir yerden geçmek zorunda kaldım ve bizim millet gibi tahrike açık insanlar oradan geçse başıma ne gelirdi acaba dedim :S direk uzaklaştım. Ne aldım ne de baktım…


İşte yazımın sonu…
Herkesin yeni yılı şimdiden kutlu olsun =)))

Bol neşeli, mutlu, umutlu, tabi ki de en başta olması gereken sağlıklı sonra başarılı, bol aşklı, paralı_çıkarsa bana da uğrayın ;)_sevdiklerinizin yanınızda olduğu, biraz hüzünlü, şanslı, heyecanlı ve bunların yanında sonu ÇOK MUTLU bitmesi dileklerimle…

12 Aralık 2010

Ayşegül Aldinç & O Kız


İşte hayatımda beğendiğim kadınlardan biri.

O benim idolüm.
O benim güzel denildiğinde aklıma gelen kişi.
O, Ayşegül Aldinç =)

Bayılıyorum ona yaa =)) Şu sıralar müzik piyasasında “O Kız” albümüyle geri dönüş yaptı. En çok sevinenlerden biriyim herhalde. Bıkmadan, usanmadan MP3’ümde eski yeni şarkılarını dinliyorum. Sıkılmıyorum. Hatta silmek bile istemiyorum.

Albümün tanıtımını yapmayacağım çünkü kendisini sevdiğim için hayat şuan pembe gözlüklerimle ona bakmak gibi benim için =)) ama şu kadarını yazabilirim:

“Prodüktörlüğünü Emel Müftüoğlu'nun yaptığı albümdeki şarkıların düzenlemelerinde Ozan Çolakoğlu, Mustafa Ceceli ve Mithatcan Özer'in imzası var. DJ Suat Ateşdağlı'nın da hazırladığı remixlerle katkıda bulunduğu çalışmanın fotoğraflarını Nihat Odabaşı çekti. Ayşegül Aldinç uzun bir aranın ardından yayınlamaya hazırladığı çalışması hakkında "Tüm sevdiğim insanlar ile bu Single'da buluştum. Bu mutluluğu ve zevki sizlerle paylaşma vakti geldi. Keyifle dinlenecek biliyorum" şeklinde konuştu.


Bir gazeteye verdiği röportajda şöyle demiş Ayşegül Aldinç:


Single’ın prodüktörü Emel Müftüoğlu. Bu nasıl gerçekleşti; o mu istedi yoksa siz mi teklif ettiniz?

-Onun artist avcılığı ve prodüktör kafasını kimse bilmez. Prodüktörüm olmasını istedim, bunu hak etmediğini söyledi. “İzin ver buna ben karar vereyim” dedim.

Yeni fotoğraflarınız da müthiş. Nihat Odabaşı ile Alaçatı’ya gidip nasıl yarattınız o fotoğrafları?

- Nihat, Alaçatı’da moda çekimleri yapıyordu. Her şeyin çok güzel olduğunu ve gelirsem güzel şeyler çıkarabileceğimizi söyledi. Ben de teklifini kabul ettim.

Siz geçen yıllara rağmen hiç değişmediniz. Gençlik iksirini mi buldunuz?

- Bedenime gazetelerde yazıldığı gibi acımasız şeyler uygulamadım. Tabii ki spora başladığım ilk zamanlarda kaslar biraz tepki gösteriyor ama sonradan her şey rayına giriyor.

Biraz botoks, biraz vitamin iğneleri... Öyle mi?

- Bir ara botoks yaptırmıştım. Ama baktım ki ifademde değişiklikler oluyor, bir daha hiç denemedim. Ama PRP diye bir yöntem var; onda kendi kanınızı alıp santrifüjden geçirip tekrar vücudunuza enjekte ediyorlar. Ben, fiziğimi bozmamak ve eski halimden çok farklı olmamak koşuluyla vücuduma ufak tefek dokunuşların yapılabileceğini düşünüyorum. Asıl tuhaf olan bütün bunları sanki bir suç işlemişsin ve kendini savunuyormuşsun gibi anlatmak zorunda kalmak. Güzel olduğum için neredeyse özür dilemek zorunda kalacağım. Bu bana çok salakça geliyor. Baba tarafım Boşnak’tır. Genlerime ve aklıma teşekkür etmem gerek.


Şunu fark ettim. Bu kadın hiç yaşlanmıyor. Hala eskisi gibi güzel. Hatta eskisinden bile daha güzel ;) Hani şarap gibi derler ya işte aynen öyle bir kadın Ayşegül Aldinç. Yaşı ilerlese bile o yaşının verdiği olgunluk ile her döneminde daha da güzelleşiyor. Tabi seksi halini söylememe gerek yok herhalde. Her daim seksi ve alımlı bir kadın olmayı başarmıştır O.

Geçen okuldan dönmüş, odamı temizlerken radyoyu açtım ve direk denk geldiğim kişi Ayşegül Aldinç’di. Bir radyo da 1saatlik Dj lik yaptırıyorlardı. İstediği şarkılarının yanında kendi albümünden de şarkılar çaldı. Odayı toplamayı unuttum oturdum bir güzel dinledim 1 saat onu =)) Manyaklık benimki galiba =)))

Ama onun en sevdiğim şarkılarından biri “Ben kimselere yar olmam” dır. Hatta ilkokuldaydım ilk o şarkıyı dinlediğimde ve sınıftaki kızlarla beraber beden dersinde klip çekmiştik. Yaş 8 ya da9 =)) tabi o zamanlar kaset zamanı ve ben albümünü bulamamıştım. Ne kadar üzülmüştüm o zamanlar… Yıllar sonra şimdilerde MP3’ümde =)) Şarkının MP3’ümde olduğu anın verdiği sevinci düşünebiliyor musunuz? =)) Mest, bahtiyar ve mutlu bir Zehirli Sarmaşık =)))


Başka şarkıları da var eskilerden. Mesela;

Alimallah

Beni Hatırla

Anladım Ben Seni

Alev Alev

Al Beni

Yanlışsın

Kara Sevda

Bekleme Gelmeyeceğim

Hayır

Sorma

Haberi Yok.


O Kız – Ayşegül Aldinç (Söz: Sezen Aksu)

Nihat Doğan ve Sözleri!!


Şu sıralar Face’deki duvarımı Nihat Doğan sözleriyle dolduran ve her gün bir yenisini daha ekleyen arkadaşlarıma ne diyeceğimi bilemiyorum. Gerçekten ilk başlarda güzeldide şimdilerde resmen sıkıldım bundan ve duyduğuma göre bazılarını Nihat Doğan kendi söylemiş. Her gelen paylaşımla beraber “yok artık diyorum”.

Allahını severseniz kim bu Nihat Doğan ya??

Delikanlıyım deyip deyip gezen sonra Seda Sayan’la aşk yaşayıp adını daha da bir duyuran ama bunun yanında maço ve delikanlı terimlerini birbirine karıştıran, Seda Sayan’ın minilerini yırtıp sonrada onunla evlenmediği için Seda Sayan tarafından terk edilen ardından da garip garip emo tarzı resimler çektiren bir kişi benim gözümde. Ayrıca tam bir iktidar yalakası olarak görüyorum. İsteyen bana katılır, isteyen katılmaz ama bence öyle. Ne müziğini dinledim ne de duvarına üye oldum. Ama şunu biliyorum ki Okan’ın programına çıkınca reyting olarak bir Show Boy olarak görev yapıyo. Show Boy deyince delikanlılığına laf gelmiş olabilir ama onun çıktığı programları artık millet tiye alıp izliyo. Bunu kendiside biliyo ve sözlüklere falan dava mı açmış ne yapmış, beğenmemiş bu durumu. Tabi Nihat Doğan’ı sevenlerin yanında sevmeyenlerde var. Ve benim gibi duvarımda onun sözleriyle tacize uğrayıp bu yazıyı yazmaya iten sebeplere sahip kişilerde.
 
İşte bir kaç arkadaşımın paylaştığı sözler:
*Ne kadarı doğru ne kadarı yanlış bilemem.*

-New York'da Beş Minareyi izledim. Anladığım kadarıyla Film New York'da geçiyor.
-Nihat Doğan sakal gibidir, sakal kestikçe daha gür çıkar.
-Nihat Doğan ayna gibidir, kim nasıl bakarsa öyle kendisini görür.
-Senin ruhun benim ruhumun önünde diz çöker, tövbe ister.
-Avatar'ı dokuz kere izledim, anladığım kadarıyla uzayda geçiyor.
-Benim koyunum Avrupa’nın koyunundan farklı bakıyor.
-Nihat Doğan Bob Marley'in “No Woman No Cry” şarkısının anlamına son noktayı koydu "Ağlamayana Kadın Yok"
-Geçen gün Fransa'ya gittim, inanır mısın 5 yaşındaki çocuk bile şakır şakır fransızca konuşuyor.
-Geçenlerde Eskişehire gittim. Çok anlamsız, ben gayet yeni ve modern bir şehir gördüm.
-Kurtlar Vadisini 4 yıldır izliyorum, arkadaş inanır mısın 1 tane bile kurt göremedim.
-Küçük zihniyetli insanlar anlayamadıklarına saldırırlar.
-Nihat Doğan bir felsefedir.
-Benim olmazsan taciz ederim, felsefesinin kurucusu.
-Nihat Doğan bir duruştur.
-Nihat Doğan konuştuğu zaman anlayan anlar, anlamayan anlamaz...
-Belki bir tondur aşkın ağırlığı.
-Karşındakinin adam olup olmadığını aşıkken değil ayrılırken bilirsin kardeşim.
-Bu milletin bırakın insanına kedisine de aşığız köpeğinede aşığız.
-Bir halk kahramanı olmak benim en büyük idolüm...

İşte en büyük sözünü sona sakladım:
-Benim yediğim pekmez, gittiğim Antep, duvarda resmim, alemde ismim var arkadaşlar. Herkes rahat olsun.

Başka söze gerek var mı???
Bu sözlerle duvarımı taciz eden arkadaşlar yeter artık!!!
Daha fazla bu sözlere maruz kalmak insanın psikolojisini bozuyor =)))

Bişey Yapmalı Ama Ne?

Ne yorucu haftaydı yaa… Ya da yorucu 2 hafta olarak düzeltelim. Vize haftası desem herkes durumu anlarsınız sanırsam =)

Vizeler, hocalar, ödevler, dertler , tasalar, keman dersleri, erkekler, kızlar, arkadaşlık ve dostluk… Hepsi bir arada ve tabi benim hayatımda =))

Cuma günü son sınavımla beraber resmen rahatladım. Bu rahatlamaya sonuçları beklemeyi eklemiyoruz çünkü yeni sloganımız “çalışırsın, sınava girersin ve çıkışta kuzu kuzu sonucunu beklersin!” iyi ya da kötü alıcaz artık bişeyler. Ben, ÖSS zamanında bu kadar çok çalışmak zorunda kalmamıştım ki o zamanlarda daha çok konu vardı ve çoğunuda yapardık. Nasıl beynimiz alırmış ve nasıl konsantre olur muşuz şuan resmen unutmuş gibiyim. Hafta sonumu tam anlamıyla yatarak geçiriyorum. 2 haftadır izleyemediğim dizilerimi izlemekte ve okumakta olduğum kitapları bitirmekle geçirdim ve hala da geçirmekteyim. Tabi bide bunlara sporuda eklemek lazım. Onu da boşladım şu vize haftasında. Dünden beri günlük süremin  2 katı kadar çalışıyorum. Eee  arayı kapatmak lazım ama dimi =)

Bütün arkadaşlarım ya vize haftasında ya da benden önce bitirmiş finallere çalışıyolar. Bu da demek oluyor ki buluşmak ve eğlenmek için ortak zaman bulmak zor olacak. Dün herkesi toplamak istedim ama inadına İzmir’e kar yağdı ve hava bildiğiniz bir gecede soğuk ötesi oldu. Bugünde Pazar ve kimse dışarı çıkmaz. Bakalım artık, belki hafta içi bir gün belirleriz ve o zaman çıkarız. Özledim ya bizim topluluğu ve tabi Jelibon’u ;))


**Şimdi sizden bir ricam var. Bu boş bir kaç günde üzerime sinen stresten kurtulmak için ekstradan ne yapmalı???  =))

15 Kasım 2010

Kurban Bayramınız Kutlu Olsun

Bu bayramda da evde abimle yalnızım. Aslında ilk yalnız kalışımız değil bu.29 Ekim’in tatil olduğu haftada evde yalnız kalmıştık. Annemler Bandırma’ya gitmiş, biz sınavlara çalışmak için evde kalmıştık. Yemek içmek artık sorun olmuyo zaten onu aştık diyebilirim. Ee ikimizde iyi anlaşıyoruz. O zaman çok rahat, sorun yok diyebilirim =))

Ama bu sefer Kurban Bayramı’nda evde yalnızız. Çok garip bir bayram olacak. 
Bugün arife ve evde kendi çapımda bir hazırlığa girdim. Temizlik ve ev toplama dışında bide tatlı yaptım. Yarın annemleri, teyzemi ve anneannemi arıcam ama şimdi eminim onlarda orda bir kaç hazırlık yapıyorlardır. Kesin kahveler alınmıştır_Bandırma’nın en iyi yerinden_=) ev çoktan temizlenmiştir bile. Ve Bandırmada hava, İzmir’e nazaran daha soğuktur ama kendine has bi serinliği vardır.
Annem “kendinizi yalnız hissedeceksiniz” dedi. Artık bakıcaz. Sınavlarım bu kadar ağır olmasa ve yoğunda olmasa giderdim ama biliyorum ki gidersem vicdan azabı çekerdim.

Herkesin Kurban Bayramı şimdiden kutlu olsun.

Vee bu yazıyı arife hazırlığının arasında okuyan varsa size 2 tane tatlı tarifi veriyorum =))
İçimden geldi…

İlki bildiğiniz Revani;
Annem bu tarifi çok yapar. Ayrıca yapması da kolay zaten.

Tarifi:
1 su bardağı şeker ve 3 yumurta yı çırpıyoruz. Ama öyle 1-2 dk değil. Bayağa bi çırpıyoruz. Hafif köpürterek, kıvamını alıncaya kadar çırpın işte =)
Daha sonra
1su bardağı yoğurt
1,5 su bardağı un
1 su bardağı irmik
1 ya da 2 paket kabartma tozu (ya da 1,5 çay kaşığı karbonat da olur)    bunlarıda ekliyoruz ve iyice karışına kadar karıştırıyoruz.
İstediğiniz bir bor cama döküp fırına atıyoruz. Fırının sıcaklığı 150oC falan olursa iyi olur. Bu sıcaklıkta 30dk pişmesi yeterli. Hafif üstünün kızarması ve kabarması lazım. Sizin fırınınıza göre tabi bu süre ve sıcaklık değişebilir.
*Ayrıca isteğe göre pişirmeden önce üzerine tuzsuz fındıkta koyabilirsiniz =)

Şurup için tarifi:
4 su bardağı şeker ve 4 su bardağı suyu ocakta şurup kıvamını alana kadar karıştırıyoruz.
Daha sonra pişmiş hamurun üzerine döküyoruz ve iyice çekmesini bekliyoruz.
İşte şimdi oldu =)))


İkincisi ise aslında Serdar’ın tarifi ve adı Çokotop =)
Tarifi;
Bir paket sana yağını iki paket kakaolu bisküviyle(petibör kakaolu bisküvi) eziyorsunuz_Çokotop kıvamını alana kadar_
Sonra top top yapıp hindistan cevizine bulayıp buzluğa atıyorsunuz.
İşte bu kadar =))

AFİYET OLSUUNNN =)))

31 Ekim 2010

Hayrettin


Bu adam beni çok güldürüyo yaa =D
İyi ki program yapmaya başlamış diyorum.
Eğer bu zamana kadar programını izlemediyseniz haftaya cumartesi izleyin bence ;))








Peki kendisini nerden tanıyorum?

İlk olarak Doritos reklamlarında görmüş ve sevmiştim.
Daha sonra "Gelecekten Bir Gün" sinema filmini izlemiş orda da beğenmiştim. İşte böyle izleme durumlarından sonra uzun bi süre onu ekranlarda görememiştim.

Dün Star TV'deki 4.programını izledim. Hayrettin'in video yorumlarına zaten gülüyorum ama bazı gizli kamera şakaları yok mu, izlerken gözümden yaşlar geliyo =))))

İzlerken bizim türk insanı direk mizaha çok uygun diyorum.hem tip olarak hemde olaylara verdiğimiz tepki olarak.

 Mesela dünkü programında adamın biri dolmuşa biniyo ve şaka başlıyo.bütün dolmuş Hayrettin ve ekibi. Sadece bu son binen kişi kurban =) adama türlü türlü şeyler yaptırıyorlar ve adamda bunları yapıyo.şahsen Böyle bişey bana yaptırılsa ben bi afallarım sonra ne oluyo derim.

http://www.startv.com.tr/Hayrettin/webtv/hayrettin-minibuste-2-1778.html?WebTVKategoriID=54
http://www.startv.com.tr/Hayrettin/webtv/hayrettin-minibuste-1657.html?WebTVKategoriID=54


Bir başka gizli kamera şakasıda şöyle:
Bi otel asansörü var ve siz asansörü bekliyorsunuz.
asansör geliyor ve kapıları açılıyor.
İçinden diskovari dans eden tipler var ve hiç sizi takmadan dans ediyorlar. =))) 
En çok bu şakayı seviyorum.bazı kişiler kaçıyo, bazılarıda N'oluyo burda dercesine bakıyo =))
Ben böyle bir durum olsa direk gülerim.bence sizde öyle yapın,gülün geçin ;))


Hayrettin'in bir başka gizli kamera şakası ise, İbrahim Tatlıses'in eskiden çektiği bi filmdeki sahneyi günümüzde canlandırması. Tam bi izle izle eğlen videosu =)) ben en çok bu videoda saçlarına kopmuştum.insanlar deli deyip uzak duruyorlar ya, ay allahım =))

http://www.startv.com.tr/Hayrettin/webtv/hayretin-flut-saka-1723.html?WebTVKategoriID=54



Dünkü programda Ali Ağaoğlu'nun videosuna benzer video çekmiş onu gösterdi.buda favorilerim arasına şimdiden girdi.
http://www.startv.com.tr/Hayrettin/webtv/hayrettinin-hedefi-1777.html?WebTVKategoriID=54


http://www.startv.com.tr/Hayrettin/webtv/sevdigin-kiz-abi-diyince-1728.html?WebTVKategoriID=54
Bu bebeğede kıyamam ben yaa.o nasıl bir alt çene ve dudak sallamadır. =)
Üzülüyorum ben böyle ağlayan çocuk görünce.

İşte izlerken kopacağınız bir başka video.En sona sakladım =)) belki face de falan görmüşsünüzdür.çünkü bi ara çok paylaşıldı. Türkler resmen herşeyi yapmak istiyo ama olmaz abicim.izleyin ve sizde hak verin. Bu nasıl bi şeydir =))

http://www.startv.com.tr/Hayrettin/webtv/superman-1729.html?WebTVKategoriID=54

Ayrıca sıfatlara ise dikkat:  
1) Rokete benzer bir cismin içinde
2) Kriptonun reisi süpermen
3) Maziden çıktım evladım
4) Süpermenlerin sonuncusu
5) Hz süleymann zekası
6) Herkülün kuvveti
7) Atlasın tahammülü
8) Zeusun selameti
9) Aşilin cesareti
10) Merkürün sürati

 


Herkese bol gülmeli haftalar diliyorum =))
bide bu yazıyı okuyan herkesten bana sınavlarımda şans yollamasını diliyorum =))



28 Ekim 2010

Mimlenmişim ...2

   
Mail lerime uzun süredir bakmadığımı fark ettim ve şöyle bi girip bakıyım dedim.
Ve  oda ne???
Ortalarda bir yerde birinin bana mim yolladığını gördüm.
Silinmeden yanıtlayayım bari =))
Seviyorum böyle soruları cevaplamayı zaten =))


Hangi işleri yarım bırakırsın yada bıraktığın neler var?
Bazen ödevlerimi ya da sınavlara hazırlanmayı genelde yarım bırakırım. Cuma keman dersinden sonra eve gelip yatar ve haftasonu hiç keman çalmam =))

Yakın zamanda kaybettiğin biri var mı?
Evet var. Kuzenimi kaybettim.

En ağır bulduğun, sana dokunan bir yemek var mı?
Şu yağlı yağlı yapılan yemekleri yiyemiyorum ve tabi hazır pastalarıda. =(

Cinsellik ve aşk anlamında unutamadığın biri var mı?
Cinsellik için bir şey diyemem ama AŞK anlamında unutamadığım bir kişi var =))

Çocukken sevdiğin çizgi filmler?
Bugs Bunny =))
Çok seviyorum kendisini. Onunla beraber havuş yerdim ve konuşmasını taklit etmeye çalışırdım ;))

Blogger'a ne zaman kayıt oldun? Kim vesile oldu? Nereden duydun?
Aslında 2007 yılında Blog’umu almıştım ama içinde hep Almanca yazılarım vardı ve Almancamı geliştirmek için almıştım. Sonra o sitenin başına bir şeyler  geldi ve bütün yazılar gitti. Üzüldüm ve bir süre siteyle ilgilenmedim ama sonra içimdekiler ve yazıp yayınlama isteğim yeniden başladı. Sonuç olarak, 2009 yılında farklı bir isim, amaç ve yazılarımla “Kakaolu Profiterol” ü açtım.

Çok paran oldu neler yaparsın?
Aslında yapmak istediğim bir sürü şey var ama ilk 5 maddeyi söyleyebilirim ;)

1.       * “Jeep Cherokee Red River” alırım.
2.       * En güzelinden_param çok yaa =)_bir stüdyo daire alır ve içini döşerim.
3.       * Miami’ye gidip Ami James’i bulup ona MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’ün imzasını yaptırmak istiyorum.
4.       * Paris’i görmek ve gezmek istiyorum.
5.       * Güney Kore’yi karış karış gezmek istiyorum.
…
=)))

Bütün soruları cevapladım =))
Şimdide birkaç link veriyim bari ;))

Kasetçinin Dükkanı serdarsen35 

24 Ekim 2010

Niga Epseodo Jal Haenael Su İsseulkka?

İçimdeki sıkıntının sebebini bilmiyorum.
Bir kaç gündür bu sıkıntıyla yaşıyorum ama nedenini ve nasıl başladığını çözemedim.

Parçaları kaybolmuş bir yap-boz misali binbir parçadan oluşuyo sanki bu sıkıntı.
Hepsinin yerini bulsam zaten herşey  ortaya çıkacak.
Ama bazıları kayıp,
 bazılarını da ben bilerek yerine koymuyorum.
Korkuyorum.
Endişelerim var ve tabi kaygılarım.

Yeni bir başlangıç.
Şimdilerde bilmediğim bu yeni yolda yalnız yürüyorum.
Hazırım sanıyordum ama değilmişim.
Galiba ilk parça bu.
Peki ya ikinci parça?

20 Ekim 2010

Çoban Yıldızı...




Evet, bugün senin doğum günün ve biz bunu ilk kez ayrı geçirmiyoruz ama şöyle bi fark var, sen artık yoksun aramızda.
Eskiden ayrıda olsak bilirdim senin orda olduğunu.
Gittiğimde görebileceğimi...
Arkamdan çıkacağını...
Bir selamla herşeyin değişebileceğini...
Ama onlar yok artık.

Her gün başka bir acıyla seni hatırlıyorum. yüzümü güldürecek kimseler yok yanımda ya da aramızda geçenleri anlayacak biri.farklı bir his bu...senin olmadığını hatırlıyor ve yeniden ağlıyorum kuzenim.

Yaşarken anıları iade edememek ya da yaşamamak o kadar acı ki.bu yazıyı yazarken gözümün önüne geliyo bütün yaşananlar.

Biliyor musun, dün İzmir'de 2 gün aralıksız yağmur yağdı.
Hemde sabahları gecelere, geceleri gündüzlere bağlayarak.
Bitmedi göklerin sesi, yerlerin sallanması, evleri aydınlanması...
Ben mi??? 
Ben ise ağladım.
Hemde çok.
Biliyorum bizim ağlamamızı istemezsin sen.yüzündeki gülümsemeyle hatırlamamızı istersin ama öyle olmuyo işte.
Her yağmur bize seni hatırlatıyo Arif.
Her gürleme ya da ışık...
Yağmurun eski zevki yok artık hayatımda.
Üzüntü ve acı veriyo bana.
Ellerimi açıp damlaları hissetmek istemiyorum.
Bunu yapmak bana seni hissettiriyo.
Yağmur yağarken de kaçtım.kimden ya da senden mi bilmiyorum ama kaçmak daha doğru geldi bir an.
İndirdim panjurumu.
Çektim perdemi.
Kafamı dağıtmak istedim ve ders çalışmaya çalıştım ama olmadı.

Bilgisayara girdim ama elim senin sayfana gitti.yazıları okudum, tekrar resimlere baktım ve yeniden geçmişimizi hatırladım. Tabi tekrar kötü oldum. Kitap okumak bile iyi gelmedi bana.

Sonunda içtim...içtim ki kafam dağılsın.
Sonrada ağladım.Dayanamadım, açtım perdeyi ve panjuru...izledim yağmuru. her bir ışıkla biraz daha ağladım.boşalttım içimde birikenleri. rahatladım mı hayır.
Bugün senin doğum günündü.biliyorum ama sayfanı açamıyorum. onun yerine sana şarkı gönderdim.

Teoman - Çoban Yıldızı...

Sana o kadar yakışan bir şarkı ki bu, bence aynı seni anlatıyo.

2 gündür aralıksız yağan yağmur bugün durdu Arif.
Senin için durdu.

Sabah evden çıkarken yeniden dinledim bu şarkıyı.
Okulda ise aklıma geldi ama tuttum kendimi.
Sahte gülümseme yerleştirdim yüzüme ve hayatıma devam ettim.
Kimsenin bilmesini istemedim.
Sorular sorulmasın, teselli edilmesin istedim.
Yaşadıklarım bana kalsın, anılar benim olsun.


Arif, seni unutmayağım.
Sen benim kuzenimsin belki ama aslında abimsinde.
Çocukken yaptığımız yaramazlıkları da unutmayacağım.

Bir arkadaşım, en yakın arkadaşını kaybettikten sonra şöyle demişti bana: O günden sonra hayatı 2 kişilik yaşamaya başladım.
Bu kısa zamanda o kadar çok kişiyi kaybettim ki Arif, artık kaç kişilik yaşıyorum bilemiyorum ama onların arasında en önemli yeri sen kaplıyorsun.

Sana en yakışan şarkı olan Çoban Yıldızı'yla arınmak istiyorum.
Gözlerimin dolmasına bakma sen.
Gene duygusallığım tuttu işte...

3 Ekim 2010

^ Kampüs ^ ...4

O kadar heyecanlı bi ilk güne hazırlık yazısı yazdım ki şimdide 2 haftayı bitirdiğimi bildirmeyi kendime ve size borç bildim =))

Bitirdim ama nasıl bi bitirme acaba??? ben mi bitirdim yoksa o mu beni bitirdi hiç bi fikrim yok =) karışıklığın arasında yuvarlanıp gidicem sanırsam.Blog'umu da  Face'den takip eden arkadaşlarım olabillir, o yüzden yazdıklarım ve yazacaklarım için bi söz ya da herhangi bi tanımlama yapamam.istediğiniz yere çekin  =))


İlk hafta tanışma olarak geçti aslında. sadece matematikçi ders işledi. O da nasıl bi dersti anlamadım.düşünün salı günü sabah 9.30 matematikle başlayıp akşam 17.00 a kadar devam ediyoruz. sonrasında zaten ders yok ve ben evime gidip 2.80 yatıyorum.tam uyuma moduna giriyorum.ödevleride cabası.kendisinin dersi + ödevler birleşince soğudum resmen salı gününden.



Benzer durumda kimya dersi için geçerli. pazartesi günü sabah 8.30 kimyayla "Günaydın" deyip 12.15 de "Hoşçakal" diyoruz.normalde kimya derslerini severim ama hayatım boyunca düzgün bi kimya hocasıyla karşılaşamadım ki.Ortaokul, lise ya da dershane...hiçbiriyle anlaşamadım. şimdide üni de aynı durumla karşı karşıyayım.hoca resmen hayattan bezmiş gibi. bi kelime söyleyip direk off ya da uff çekiyo...sanki zorla orda gibi.bi de blok ders yapıyo iyice sıkılıyoruz.kiminle konuştuysam aynı durum geçerli.hatta başka şeylerde var ama onları emin olmadan yazamam...o kadar değil yani.biraz merak edelim =)


Peki organik kimyacıya ne demeli?
Hoca ilk günden kurallarını sıraladı:
-Derse devamsızlık yapılmayacak.
-Raporun bile olsa "yok" yazılırsın.
-Her ders sözlü var.
-Cevap vermek zorundasın, ona göre günlük notunu alırsın.
-Ders notlarını satın almalısın.
*alanlarında isimlerini istiyo.
-"Sınavlarımdan 45 i zor alırsınız" dedi.
*"Dur" dedim içimden "bismillah" de be hoca. daha ilk gün.
-Başkasının yerine imza atmayın, asistanlarım sizi sayacak.
-Yanlışınızda bitersiniz
-Ben derse girdikten sonra kapıyı kilitlerim.
...
liste aslında uzuyo da o kadar da değil yani.

Sanırsam ben fizik hocasını çok sevdim.
Normal miyim bilmiyorum ama sevdim Faruk Hoca'yı =))
Fizik hocalarıyla daha iyi anlaşıyorum sanırsam.ayrıca üni ye gelince şunu anladım; benim fiziğim iyimiş.
Lisede falan düşük notlar alırdım, hırs edip yüksek notlar aldığımda oldu.sonuç olarak onların hepsi beni bir yere getirmiş.fiziğin ve hocaların kuralları + aldığım düşük notlar sonucunda hiç soğumamışım dersten :)) karşınızda aslında dönem ödevi olarak -lisede- fizik soru bankası bitirmiş bi kişi duruyo ;))
Tabi bu yazıyı okuyup, Fizik hocam olan Faruk Hoca'nın hiç kuralı yok mu sanıyorsunuz?? Eğer böyle düşünüyorsanız BÜYÜK bi yanlışın içindesiniz demektir. Faruk Hoca'nın kuralları diğer herkesin kurallarından daha sert ama sanırsam ben buna alışabilirim =) deneyimlerim var. geçmişteki hocalarım sağolsun.kampta iyi yetişmişim =))
Faruk Hoca'nın kurallarını bütün bölüm biliyo. Kime sorsan ayını cevabı alıyorsun.
İşte o kurallar:
-Derste düzgün oturulacak.
*bunun ne demek olduğunu herkes biliyo herhalde =))
-Cep telefonları ortada olmayacak.çantanın en dibi hariç.
-Derste konuşmak yasak.
*konuşursanız çok ama çok büyük bir azarlama sonucunda sınıftan atılırsınız
-Derse geç kalınmayacak.5dk bile değil,hiç kalınmayacak.
*kalırsanız önce sınıfa girersiniz azarı yeniden yer dışarı çırarsınız.
-Yoklama hep alınır ve başkasının yerine imza atamazsınız.
*asistanlar sayıyo yani gene kaçış yok.
İşte en kötüsü: -Derste su içmek Yasak!
*tam 1 saatlik ders süresinde hiç su içmek yok.
-Derste gerinmek ya da esnemek de yasak.

İşte böyle kuralların sonunda ben Faruk Hoca'yı sevdim =))
Sanırsam bölümdeki en iyi ders anlatan kişi gibime geliyo =))

İki önem verdiği ilkesini vermeyi unuttum:
1.Saygı
2.Bilgi
"Bildiğini her zaman net bil!" de gene hocanın sözü.

Bu hafta yorulmama sebep olan bi diğer ders ise "Doğal Lifler".Hocamız derste konuları anlatmak için grup çalışması yapmamızı istedi ve bu grup çalışmasının notlarından birini de birbirimize anlattığımız ve hocaya verdiğimiz dosyalarımızı sınıfa dağıtmak geliyo yani aramızdaki bilgi alışverişini ne kadar iyi yaparsak o kadar iyi bir şekilde grup olarak geçebilicez.bu da toplamı %10 etkileyecek.aslında en kolay olan şey gibi görünsede aslında zor bir işlem.beni yoran iş işte burda başlıyor: bu görevi gönüllü üstlendim.neden yaptım, çünkü kimse sınıfta tam olarak birbirini tanımıyo toplamda 60 kişiye yaklaşan bi sınıfız =S  Eee durumlar böyle olunca bende herkesin adını, soyadını ve e-mail adreslerini alıp sonra onları word belgesi yapıp, farklı formatlarda bana verdikleri adreslere yolladım.ayrıca Face de grupta açtık.isteyenler üye olabilir diye. işte bu iş beni perşembe günü yordu.kimseyi tanımadan isim ve adres almak gerçekten zor.günün sonunda 54 kişiyi tamamlamıştım =))) geri kalanlarda grubundaki arkadaşlarından öğrensinler adresleri.Gruptan bi kişi bu görevi yapacak zaten.

Bide cuma gününe fasulyeden bilgisayar dersi çıktı.Ne güzel perşembe günü son saatti. sonra cuma öğleden sonra boştu ama hoca sınıfı kalabalık bulunca! 2 grup yaptı ve cuma öğleden sonraya bi grup daha koydu.
Benim Süper Şanslı kaderim beni cuma gününe çıkardı...
Bilgisayar dersinden sonra akşam 7 de de keman dersim var.bu senede kemana devam.akoru bozulmuştu sonra ailemde yaşadığım kayıplar sonucunda keman çalmak içimden gelmemişti ama dersler başlayıp onun o sesini duymak beni yeniden canlandırdı.

Kemanımı ve sesini seviyorum, beni canlandırıyo ve mutlu ediyo.
Dersten çıkıp Karşıyaka'da denizi izlemek...İşte bütün haftanın yorguluğu o anda yok oluyo.

Yüzümde oluşan gülümsemeyle biniyorum otobüse ve geliyorum evime  =))

Tarkan - Öp Öp Öp Öp Do-ya-ma-dım :)


Tarkan'ın albümünü uzun uzun yazmıcam. Zaten yazmayada halim yok, sağolsun üniversite beni yeterince yoruyo ve sanırsam bu nedenle Blog'umu da boşladım ve yazdıklarımı yayınlayamıyorum. Aslında nete gircek zamanıda bulamıyorum.aman allahım durum vaziyet kötü mü ne? =S  =)) Ama olsun fırsat elime geçti ve direk burda aldım soluğu =))) herşey sizler için...hahaha :))

Gelelim Tarkan'a...albümünü dinleyen var mı bilmiyorum ama ben dinledim ve gerçekten güzel bi iş olmuş. bu kadar uzun süre beklemenin sonunda sonuç "Güzel". daha önce onun uyuşturucu işiyle ilgili haberlerine getirdiğim yorumları geçmişten bulabilirsiniz. Bakıyorumda Tarkan, basında çıkan haberlerden ve yaşadıklarından ders almış gibi sanki.

Peki bunu nerden anladım derseniz, şarkılarının sözüne bakmanız yeterli.




Yazmak istediğim konu aslında hem bu konuyu kapsıyor hemde "ÖP" şarkısını...


Şarkınınn sözlerine bakalım öncelikle;

"Bu yeni bende kim
Aynada bakıştığım
Bu yeni ben, ben miyim?
Kendimle tanıştığım
"  ben bu sözlerden direk yaptıkları sonucunda değişen bi Tarkan'ı görüyorum. Değişmiş ve bu değişimine kendisi bile inanamıyo.

"Dünümle bugünüm
Can ciğer kuzu sarması
Geç oldu temiz oldu
Geçmişimin kanaması
" burdanda gene geçmişi ve bugünün karşılaştırması var. Hani eskileden -artık hala var mı bilmiyorum.- Tarkan'ın bi karma felsefesi vardı. "İyilik yap, iyilik bul " anlamında. İşte o karmanın sanki meyvesini şimdi yiyormuş gibi hissettiğini anlıyorum =))

"Yıkadı günahlarımdan
Beni masumiyeti
Cennetten gelen
Bir melekti sanki
" belki sondaki anlam kişileştirme olabilir ama geneline baktığımda gene burda da karma felsefesini sezebiliyorum.



"Her şeyim tastamam
Yapmaya çalıştığım
Yazlığım kışlığım
Bide yanına yakıştığım
Dünümle bugünüm
Can ciğer kuzu sarması
Geç oldu temiz oldu
Geçmişimin karması
" bu dizeler ise artık herşeyin tamamlandığı ve dediklerimin doğrulandığı yer.



 
Yıkadı günahlarımdan
Beni masumiyeti
Cennetten gelen
Bir melekti sanki
 
Ben o şelale saçlara
O ay o hilal kaşlara
Süzme bal dudaklara
Öp öp öp öp doyamadım
Sütten ak o gerdana
Bir çıkarki meydana
Gelde uyma şeytana
Bak bak bak bak duramadım.

Şarkı ilk dinleyişte biraz seksapalite kokuyo kabul ediyorum hatta klibide buna müsayit çekilmiş ama geneline baktığınızda ve birazda kurcaladığınızda aslında öyle olmadığını anlıyorsunuz.

Burda Tarkan'ın avukatlığını yapmıyorum ama içimden gelen ve bunun gerçek olduğunu söyleyen bi ses var..


Ayrıca klibi izlerken Tarkan'ın yaşlandığını fark ettim. uzun bi aradan sonra kliplerde görmek, yeni albümüyle konserlerini izlemek farklı bi duygu.Yeni nesil için yaşlı olan Tarkan, bizim nesil için -ki onun için bağıran kız arkadaşlarım vardı- o TARKAN dı yani ;)))

Tarkan'ın kuzu kuzu klibi yüzünden 23Nisan çalışmalarında azar bile işitmiştim.
Efendim olayda şöyle olmuştu: okul olarak stada gösteri için gitmiştik ve stad bildiğiniz kumdu.yeni çimenler ekilmeden önce toprağını değiştirmişler ve biz dans provalarını yaparken çimenler ezilmesin diye de ekmemişler.o zamanlarda Tarkan'ın kuzu kuzu klibi ortalığı sallıyordu.
Neyse işte biz geldik servisle ve indik girdik stada dans ediyoruz. öğle arası oldu, mola verdiler ve stadda kuzu kuzu çalmaya başladı.milletinde gazıyla çıktım stadın ortasına ve başladım Tarkan'ın dansını yapmaya.klipteki şu kuma tekme atıp bütün kumu havalandırdığı sahneyi yaptıktan sonra mikrofonla güzeell bi azar işitmiştim.hemde adım ve okulum duyurularak =)))

Bu anımı ne zaman anlatsam hep yüzümde bi tebessüm oluyo =)))
Hiç pişman değilim.Gene olsa gene yaparım =)))


                                                           Ahh ahh Tarkan...  =))

18 Eylül 2010

Thank You Everybody

**Blogger yeni bir sekme koymuş, yeni değilse bile ben yani fark ettim.
Adı : İstatistikler.
Girdim baktım ve şok oldum.
Hangi ülkeler benim Blog'umu takip ediyo diye bakınca çıkan ülkeler beni şaşırttı.

İşte ülkeler:
Türkiye
Almanya
Hollanda
ABD
Birleşik Krallık
Avusturya
Bulgaristan
Fas
İsviçre
Tayland
Mısır
Azerbaycan
Kanada

Vayy çok evrensel olmuşum. =)))


Thank you everybody =)))

Yetkili Servisler! ...2

Uzun zamandır ne nete girebiliyorum ne de bilgisayarıma.

Ayrıca şu sıralar gene teknik servistekilerle muhatap olma durumundayım. Zaten bilen bilir benim şu teknik servislerden çektiğim kadar hiç bir şeyden çekmediğimi. Bu ne biçim iştir anlamadım ben. Şuan sağolsun abimin bilgisayarından giriyorum ama bu da zor iş. Çünkü kendileri bütün gün bu bilgisayarın başında olunca, insan girecek zaman bulamıyor. En son laptopumun teknik servise gitme sebebini söylüyorum: benim bilgisayarın fanı bozulmuştu ama bunun yerinde çookk zeki servistekiler! bozuk fanı temizlemiş, onunda parasını almış sonra ana kardını değiştirmiş gene olmayınca da İstanbul'daki servise yollamıştık. Ordakiler direk durumu fark etmiş ve fanı değiştirmişlerdi. Bunun sonucunda bende gereksiz bir fan temizliği parası alındığını söylemiştim. Bunun üzerine ya garantisini uzatmayı ya da parayı geri ödemeyi  teklif etmişler, bende garantisini uzatmayı kabul etmiştim.

Peki, bu süre zarfında ne oldu diyebilirsiniz. Bu anlattıklarım sadece bir özetti. İlk verdiğim İzmir/Çankaya'daki servis, bilgisayarın kartını değiştirirken farklı bir kart takmış. Bu kartta bilgisayarımdaki bluetooth programını desteklemeyen bir kart. Ayy resmen yazarken bile adamlara sövürüyorum şuan ama buraya sövürdüklerimi yazamıyorum. O kadar kızgınım yani!! Ayy gerizekalılar nasıl garanti süresinde olan şeye başka bir şey takarsınız! Bide bizi salak yerine koymuyorlar mı, en çok da ona sinir oluyorum.

Neyse işte şimdi bayramdan sonraki pazartesi kargoyla yolladım. UPS ile yollamamı istediler. Onlarda grevdeymiş. Benim kargo onların eline çarşamba günü ulaşmış. Bu da demek oluyor ki gene bana sayılı günler göründü. Laptopum olmayınca kendimi çok yalnız hissediyorum. Benimle bir parça olmuş onu anladım. Eskiden aklıma gelen şeyleri direk açardım laptoumu, nerede olursam olayım yazardım. Ama şimdi öyle değil. Düzenlicem de yazıcam. Bekliyorum yolunu, bekliyorum bilgisayarımı.

Derslerde başlayınca bi tek hafta sonlarım kalıyor. O sürede yazabilirsem yazıcam artık. Bi kaç yazım zaten yazılı ama düzenlenmeyi bekliyo. Onlarda geç yayınlanacak ama ben napıyım. Yaslardayım =((

^ Kampüs ^ ...3

İşte uzun bir yaz tatili ve tabi bayram tatilinden sonra İzmir'de, evimdeyim.

Harcımı yatırdım, kaydımı yaptırdım ve pazartesi ilk ders günüme hazırım. Herşeyin yolunda gitmesini çok istiyorum. Bundan çok ümitliyim. Sorunsuz bir şekilde yılı bitirmek en büyük isteğim herhalde. Arkadaşlarımla konuştum da içlerinden en yakın arkadaşım hazırlıkta kalmış. Çok üzüldüm ona, ki ne kadar çalışkan olduğunu da bilirim ama kalmış işte. Bu sene hazırlığı tekrar edicek.

Bizim bölüm içinde "İlk 2 sene zor diyorlar." işte benimde endişem bu yönde. Kalmadan sorunsuz geçebilir miyim endişesindeyim. Mesela matematikten örnek vermek gerekirse, lisede türevim iyiydi ama integralden çakıyordum. Bakalım üni de ne yapıcam. İlk derste bu konulardan başlıcaklarmış. Kendim için söylemem gerekirse, bir sene matematiğe ara verip sonra direk bu konularla başlamak biraz gözüm korktu benim.

Size kayıt olayımı anlatayım bari. Ne garip durumlar yaşadım ki yok böyle bişey. Cumartesi günü İzmir'e geldim ve ilk işim net üzerinden harcı yatırmak oldu. Saat itibariyle en uygunu buydu. Bi de kolay biliyo musunuz ;) Pazar günüde gece yarısından sonra nete girdim, derslerimi seçtim ve DINK! bir uyarı yazısı belirdi ekranda: "Danışmanınızla görüşmelisiniz!" Peki danışmanım kimdi ki benim? Hazırlıkta söylemişlerdi ama işim olmadığı için gidip bulmamıştım. Sitede adı vardı ama resmi yoktu. Peki dedim pazartesi günü annemlerle beraber gider bulurum danışmanımı. Gittim sabahın 9'unda ki kayıtların açıldığı gün. "İşimi bitireyim sonra eve gelirim ve yapacak işlerime devam ederim." mantığındaydım. Gittim bölüme ve aradım bütün binayı hatta kayboldum. Tekstil Müh. binası dekanlıkla iç içe ve labirent gibi. Direk kapılar kapılara açılıyor sanki. Kasvetli ve egzantrik geldi bana. Şahsen severim böyle binaları ben (Çelişkili duygular oluştu binama karşı). Bizim binayı zamanında Almanlar yapmış ve bahçe dizaynı da onlara ait. Kampüste bahçemiz için özel bir bahçıvana sahibiz. Özeliz bu anlamda yani =)) Her geldiklerinde bakıyorlarmış "Nasıl bıraktığımız gibi mi?" diye. Havuzlu mavuzlu çok güzel yaa =)) Ben binamı sevmeye başladım sanırsam. Neyse konu saptı biraz.

Konuya tekrar dönersem, ilk gün gittim kimseyi bulamadım, onun yerine atölyelerdeki kişilerle tanıştım, gezdim, araştırdım. 2.gün gene annemlerle gittim. Bıraktılar beni, gittiler işe. Ben direk karşı sokak bizim binaya. Bu sefer danışmanım kapısına bir not bırakmış ve yerini belirtmişti. "Ohh çok şükür" dedim, gittim danışmanımın olduğu yere. Tabi bu arada her gördüğüm kişi bende potansiyel danışmanım gibi görünmeye falan başlamıştı derken birisi oymuş. Ben tabi bilmeden geçtim yanından gittim. Sağolsun ordaki bir hoca bana yardım etti de tanıştırdı bizi. Danışmanım iyi, güler yüzlü  ve ilgili bir bayan çıktı. Dersleri seçtik ve onayladık. Bir sürü dersin arasında "Yabancı dil" dersini çıkarttı bana çünkü hazırlık okumuş ve sorunsuz geçmiştim. He he he =)) Tam 4 kredilik ders bu şekilde çıkmış oldu. Ayy nasıl sevindim o an anlatamam. Böyle bir sevinç yok yani. Danışmanım da anladı ve güldü zaten =)) Ama genede ders programı çok dolu. Bi öğle aralarından sonra 2 saat boşum var o da 3 gün, 1 günde öğleden sonra böyle boş. Artık o sürede ne yaparım bilemiyorum. Bu yoğunlukta gider kütüphanede uyurum diyorum nasıl olur acaba #) Kışın çok güzel oluyo kütüphane, sıcacık =)

Bu koşuşturmaca da bir arkadaşımla aynı grupta olduğumuzu öğrendim. Diğer arkadaşımla da ayrı olduğumuzu. Üzüldüm tabi. Keşke onunla da aynı olsaydık. Çok isterdim ama olmadı. Gruplar okul numaralarının çift mi yoksa tek mi olduğu ile ilgiliymiş. Kaç gündür şu ayrı grupta olduğum arkadaşımla ilk güne hazırlık yapıyoruz da onda en ufak bir heyecan belirtisi göremedim. Biraz heyecan iyiydi yaa =))

İşte böyle bir kayıt olayından sonra 20.09.2010 günü başlıyorum.
Heyecanlı mıyım: Evet!

Bir bilinmezliğin içinde geçicek bir sene. Kalır mıyım, geçer miyim, hocalar nasıl peki ya da dersler???
Resmen kendi kendimi paniğe sokuyorum.
Aklımdaki karmaşalar içinde yeni dönemi bekliyorum.
Başlasın bakalım, herşeyin devamını burdan yazıcam.
Tekstil Müh. seçecek özellikle de Ege Üniversitesi'ni seçecek olanlara fikir olur ;)

Herkese yeni döneminde başarılar.

8 Eylül 2010

Neler Neler..! ...2

Bugün öğlen gibi yola çıkıyorum ve Bandırma'ya bayrama gidiyorum.2 gün kalıp dönücez.Malum pazar günü referandum var.Bu bizim kuzenim olmadan geçireceğimiz ilk ramazan bayramı olucak.Bu nedenlede ayrı bir önemi var.
Eskiden, çok çok eskiden Bandırma'ya gitmeden önce anneannemi arardım ve ondan tatlı isterdim.Anneannemde 2 tepsi baklava yapardı.biri benim için, diğeri misafirler için olurdu =)) tabiki hepsini yiyemezdim ama her bayram bu muhabbet döner dolaşır ve sonunda yapılır, oraya gittiğimizde ise bayram sabahı dedem, babam, abim namazdan dönmeden önce şerbeti dökülmek üzere mutfağa getirilirdi.onun o dökülmemiş hali bile güzeldi.


Dönmemin başka bir sebebide "13 Eylül ve 17 Eylül" tarihleri arasında ders kaydımın başlıyo olması. Hadi bakalım hayırlısı olsun diyorum kendim için =))
Hazırlığı okumuş, geçmiş ve rahata alışmış bir insan olarak bu sene çok sıkı geçicek gibi geliyo bana.
Harçlar açıklanmış, onu yatırmam lazım ve bu sırada ders programınada baktım. işte o an şok olduğum an oldu.O nasıl bir programdır ya. Kimseninki bu kadar karmaşık değil ve doluda değil tabi.
Saatleri söylüyorum: sabah 08.30 - akşam 17.00'a kadar.
Bildiğim tam mesai yani =S  Annemlerle gidip onların iş çıkışıyla gelirim artık =)) tek iyi yanı bu sanırsam.Ne alaka diyeceksiniz, benim annem ve babam Ege Üniv. Kimya Müh. çalışıyorlar ve binalarımızın arasındaki mesafe 2 araba genişliğindeki bi yol.Başka bir ayrıntı, onların yemekhanesi benim binanın bitişiğinde.Yani böyle bir durumda onlarda gitmem çok doğal =))
Bide bu sıkışıklığın içinde keman dersimi ayarladım. saatini tahmin edin...cuma akşam 19.00.. =)) Yuhh diyorum kendime =)) neyseki haftasonlarım boş. uyurum artık. resmen programı gördükten sonra isyanlardayım. bütün hafta bu kadar nasıl dolu olabilir??? aynı üniversitede olan ama bölümlerimiz farklı olan arkadaşlarımın bu kadar dolu değil programları.bizimki maşallah öğrenci saati değil memur saati mübarek.
Kızdım kızdım hemde çook kızdım.
Allah sonumuzu hayır etsin.

6 Eylül 2010: İzmir CHP Mitingi

Bu zamana kadar ne düşüncemi sakladım ne de siyasi görüşümü.

Eskiden kim kime oy vereceğini söylemezdi.ama şimdiki durumumuz o kadar farklı ki. Herkes bölünmeye başlamış durumda.neler oluyo ya da neler dönüyo bu konuda kimse bişey bilmiyo.
Bilmiyo, çünkü insanlara bilinmesini istedikleri kadarını aktarıyorlar.
Burda en sevdiğim sözü yazmak istiyorum:

Gerçek dediğiniz şey halkı cayır cayır yakar.
Umudu anlayamazlar,
diyalog canlarını sıkar.
Özgürlükte ise tereddüt vardır.

O kadar doğru bir söz ki.

Bu Pazar_12.09.2010_günü referanduma gidicez ve oy kullanıcaz.ama hala halkın çoğunluğu ne için oy kullanıcak ya da "evet" deyince neyi kabul edicek, "hayır" derse neyi red edicek bilmiyo.
Ne araştırıyo, ne de bunun için bi çaba sarf ediyo.
Soruyo yanındakine
-Ne kullanıcaksın?
-Hayır.
-İyi, bende onu kullanıyım.
diyo ve bu şekilde kafasında bişey oluşturuyo.

Ne parti olayı, ne de siyasi bir olay.bu gerçeklerin açıklanması ile ilgili bir olay.gerçekleri halka sunmalılar.ne kadar da cayır cayır yansakta bunu bilmeliyiz.ama bizim halkımız diyalogdan sıkılan kişilerden oluşuyo.umudu sunuyoruz bunu anlayamıyorlar.bir boyunduruğun altına girip "böyle geldik, böyle gidicez." mantığındalar. çünkü özgürlükten korkuyorlar. O sıkıştırılmış ve böyle geldik, böyle gidicez sözüne bağlı yaşamaya alışmışlar ama HAYIR! Kimse bu şekilde yaşayamaz.
Bu yeni anayasa kabul olursa haklarımız daha da kısıtlanacak ve bizi soktukları şişeyi kavanoz yapacaklar.
Kimsenin kimseye hoşgörüsü kalmamış durumda, herkes birbirine şüpheyle bakıyo, broşür dağıtanlar dövülüyo, yazı yazanlar sorgulanıyo, daha suçları belirlenmemiş şüpheli sıfatıyla insanlar hapishanelerde bir seneye yakın zamandır tutuklu bulunduruloyo, kanallar kapanıyo, karşıt haber yapanlara ceza veriliyo, köşe yazarlarının yazıları sansürleniyo sonrada işten atılıyo.
Nerde burdaki özgürlük ???
Benim ortaokulda öğrendiğim özgürlük tanımı bu değil. Özgürlük bir başkasının özgürlük sınırına kadardır.
Reklam yapan kişiye "Sen neden reklam yapıyorsun?" deyip döverken burda kimin özgürlüğü engelleniyor acaba???


İşte ben bu düşüncelerle mitinge gittim ve o kadar kalabalıktı ki.
İYİKİ İZMİR'DE YAŞIYORUM dedim içimden.
O kırmızı_beyaz gelincik görüntüsünü Cumhuriyet Mitingi'nden beri görmemiştim.



Gavur İzmiriz,
Kumsal şehriyiz
ama özgürüz biz.

Bu mu istediği o kişilerin, bölmek mi?
Ele geçirmek istiyormuş İzmir'i.
Böyle bişey olmayacak.
Savaşta sandı sanırsam kendini.

Hepberaber Kılıçdaroğlu'nu bekledik. Kamer Genç bile ordaydı. İzmir'li sanatçılarda gelmişti. Harika bir mitingdi. 

İzmir'im ya.
Seni çok seviyorum.
Benim şehrimde herkes özgürdür.

Kızlar erkekler karma çimenlerde oturur ve kimse onlara ters ters bakmaz. kimse kimseye oy kullanmaması için baskı yapmaz ve ne kadar servis kaldırsalarda mitingler için, içinden geldiği için mitinglere giden insan sayısına ulaşamazlar.

Şöyle anlatayım size; bir otobüse biniyorsunuz ki o otobüs hınca hınc dolu ama sizinde mitinge gittiğinizi anlıyorlar ve sıkışmak pahasına size yer veriyorlar. Bütün yolu sloganlarla gidiyorsunuz. aynı yerde inip alana sloganlarla yürüyorsunuz. 

 

 Tekneler kordonda mitinge destek oluyo. 




 
Otellerin balkonlarından izleyenler, evlerin balkonlarında ise bayrak sallayanlar destek oluyo ve miting başlıyo.

Size ilginç bir ayrıntı: mitingin yapıldığı yerin hemen yanında Yunan Büyükelçiği var. Bizim şehrimizde işi olmayan oraya gitmez, olay çıkartmaz orada. Leke sürmez İzmir'e.



İzmir sevgisi ayrı bir sevgidir.
Ne paylaşılır, ne de öğretilir.
Halkıda aynı şekildedir.


Biz bu şekilde tek yürek halinde mitingi bitirdik. 

 

 Ayrıca Kılıçdaroğlu'na bittim =)) O kadar kısa boylu bir adamda değil ve halka hitabı müthiş =))
Ben onun huylarını babama benzetiyorum =) ondanda bu kadar çok seviyor olabilirim =))






Bence şu birkaç gün kala sizde araştırın ve bir karar verin.

1 Eylül 2010

♥ ♥ ♥ 12 Dev Adam ♥ ♥ ♥


Dünya Kupası Futbol karşılaşmasınıda bir heyecanla izlemiştim.
Şimdi Basketbol şampiyonası var ve onu da heyecanla izliyorum.
Sanırsam bunu daha bi heyecanla  izliyorum. çünkü hem evsahibiyiz hemde bizde katılıyoruz.
Futbolda birkaç takım tutmuş ama ana tuttuğum takım olan G.Kore elenince üzülmüştüm.
Şimdi bu büyük organizasyonda bizde varız ve en iyiler arasında gösteriliyoruz.
Türk Halkının böyle milli maçlarda ne kadar heyecan ve sevinç yaşadığınızı biliyorum.biz Türkler severiz böyle şeyleri. zaten maçları izleyen seyirciye baktığımda da bunu gördüm.   Kendim dahil =))

Bu sene C Grubu'nda yer alıyoruz ve rakiplerimiz:
Porto Riko, 
Yunanistan, 
Çin, 
Rusya
Fildişi Sahili.

Takımımız ise:
Cenk Akyol
Sinan Güler
Barış Ermiş 
Ömer Onan
Ersan İlyasova
Semih Erden
Kerem Tunçeri
Oğuz Savaş
Kerem Gönlüm
Ender Aslan
Ömer Aşık
Hidayet Türkoğlu dan oluşuyor.  

Tabi bizim gibi SÜPER bir takım Fildişi Sahili'ni yendi.kolay bir maç oldu ve aradaki sayı farkıda bunu kanıtladı.
Pazar günü ise Rusya ile basket oynadık ve onlarıda yendik.Herkesin favorisi olan Rusya bizim altımızda ezildi. Güzel bir maç mıydı? -Evet, güzeldi. Ama ben bizimkilerden daha sert bi oyun beklerdim.Ruslar resmen yıkıp geçmek mantığındaydı ama sonunda n'oldu biz yendik işte ve herkes gördü milli takımımızın gücünü ;))
Bu kazanılan maçı 30 Ağustos Zafer Bayramı nedeniyle Türk Halkına armağan ettiler.
Pazarteside dinlendiler ve bugün yani salı günü Yunanistan ile maça çıktılar.

Maçta Milliler tek kelime ile "Olağanüstüydü".

Maçta Yunanlıları 76-65 lik bir skorla yendik ve grup liderliğini devam ettirdik.

İlk beşimiz ise:
Ersan İlyasova
Kerem Tunçeri
Hidayet Türkoğlu
Ömer Aşık
Ömer Onan'dı.


Hakemin yaptıkları ve bütün Yunan takımının bizimkilere uyguladığı şiddetin yanında bizim çocuklar terbiyelerini ve sinirlerini bozmadan reklamlardaki gibi "Adam adama değil, OMUZ OMUZA" oynadılar.


Kemal Kılıçdaroğlu'nun da dediği gibi herkes "Maskeli Kaplanı" beğendi =))
Maçın en skorer ismi, 26 sayıyla Ersan İlyasova oldu.
Ersan'ın 3lükleri ve topu alışları resmen Yunanlı oyuncuların morallerini bozdu. Hele son periyotta artık hiçbir topu yunanlılar atamamaya başladılar.bunun üzerine ara daha da açıldı.

Bendeki sevinci ve mutluluğu görmeniz gerekirdi. =))))
Manyak ya da deli bir seyirciyim orası kesin =) beni izleyen herkes tarafından bu durumum onaylandı. Sesi çok açık bir TV ve ben karşısında bağıra çağıra, alkış ve tebrikler yollayarak maçı izliyorum.
Futbolda bile bu kadar bağırmadım.bu kadar diyorum çünkü Millileri orda görmek insana ayrı bi sevinç katıyo =))
Ankara Spor Salonu resmen tıklım tıklım doluydu.
Herkes orda gibiydi
Ayrıca federasyonun "Kırmızı Giy" çağrısı sonucunda herkes kırmızılarını giymiş, gelmişti. Yüzlerdeki makyajlarda eksik değildi =)) işte ev sahibi olmanın güzel yanı =))

Maçın öne çıkan iki ismi Ersan ve Kerem Tunçeri oldu.
Benim favorim her zaman Kerem Tunçeri'dir.
Bu maçtada öyle oldu. =))
Tecrübesini konuşturdu diyebilirim =)
Küçük dev adamım -1.87- bu maçtada harika bir oyun kuruculuğu yaptı ve çocukluk arkadaşı olan Hidayet'i nasıl oyuna sokacağını bildiği için çoğu topu ona attı. Maçın ilerleyen dakikalarında istediği gibi de oldu ve Hidayet geçen maçta da olduğu gibi sonradan açıldı. Ama nedendir bilmiyorum attığı çoğu 3lükler girmedi. =S

*Aklıma takıldı o Yunanlı zenci neydi öyle ya.hayatımda hiç zenci bir yunanlı görmemiştim.bu maçta görmüş olduk ama adam resmen iri bir yarmaydı.bu kadar büyük cüssesiyle Ömer Aşık'ı yerlere serdi.garibim adamın önünde durunca yarısı gibi görünüyordu.adını bilen var mı bu adamın??? çok sinir oldum o oyuncuya =@

Yeniden maça dönersek, maçta farkı bi ara çok açmıştık.herkes mutluydu ve tempo iyi gidiyordu ama sonra bi uğursuzluk mu geldi yoksa o sinir olduğum hatta hakaret ettiğim hakemden dolayı mı bilmiyorum -aslında hakem yüzünden- skorda yaklaşma oldu, sinirler gerildi. Ümidimi kaybetmemek istedim ama azda olsa kaybedeceğimizi düşünmedim değil. maçı izleyenler arasında benim gibi düşünenler çıkabilir.
Maçın başında hakemin adını söylediklerinde ise abimle biran bakıştık ve "yok artık!!!" dedik. Ben direk "Yunanlıları tutar bu hakem" dedim.geçmişten gelen bişey bu.
abimde,
-Yapma canım ya, olmaz artık bu maçta. dedi
bende,
-Görücez, Türkiye'ye hiç bir zaman normal davranılmamıştırki zaten. dedim.

İstemedim mi güzel davranış görmek, istedim. Ama haksızlığa uğramak en sinir olduğum şeydir.
Bizimkileri yere serip ardından bir düdük bile çalınmaması sonra 2 faulden birinde düdük çalınması gerçekten olacak şey değildi.


Maçın sonunda da 12 Dev Adam ve Türk izleyicileri hep beraber "Dağ başını duman almış" ı söylediler.
İşte bu çok güzel bir andı.
Orda olmak istedim. =))
İnşallah daha iyi sonuçlarda alırız ve finalde bütün marşları söyleriz.
Bu kadar büyük bir sevinç anlatılmaz yaşanır durumundayım =)) 

Şimdi önümüzde Porto Riko maçı var.


Neyse iyisiyle ve kötüsüyle maçlarımızın hepsini yenerek 3te3 yaptık.


Alkışlar 12 Dev Adam'a =))