sınav etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sınav etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Temmuz 2014

Girne Amerikan Üniversitesi ile Kıbrıs’ı Kazan, Kıbrıs ve İngiltere’de oku!

Girne Amerikan Üniversitesi, "Kıbrıs’ı Kazan, Kıbrıs ve İngiltere’de Oku" sloganı ile bütünleşen ve yurtdışı kampüsleriyle de öğrencilerine üç farklı kıtada eğitim fırsatı sunan öncü bir üniversite.

Eğitimde mobiliteye verdiği önem ve uluslararasılaşma sürecinin bir göstergesi olarak Girne Amerikan Üniversitesi; İngiltere, ABD ve Hong Kong’dan sonra küresel kampüslerine bir yenisini ekleyerek Türkiye’de İstanbul yerleşkesini hizmete açmıştır. Bu süreçte Girne Amerikan Üniversitesi, öğrencilerine 3 farklı kıtada eğitim imkânı sunmakta ve "Üç Kıta Tek Üniversite" sloganı ile de bir dünya üniversitesi olma noktasında bir hareketlilik içerisinde olduğunu kanıtlamaktadır.

Kazandıkları ÖSYM bursları ile GAÜ’ye yerleşen öğrenciler, Girne Amerikan Üniversitesi’nin yurtdışı yerleşkelerinde aynı burslarla ve ek ücret ödemeden programlarıyla uyumlu dersler yada ELA’da (English Language Academy) İngilizce dil eğitimi alıyor; geri döndüklerinde ise yurtdışında aldıkları dersleri GAÜ programlarındaki ders yükümlülükleri yerine saydırarak eğitimlerine devam edebiliyorlar.

Eğitimde 30 Yıl...

Geçtiğimiz günlerde görkemli bir törenle 30. Onur Yılı’nı kutlayan Girne Amerikan Üniversitesi için bu sene oldukça özel bir yıl. GAÜ, 2014-2015 Akademik Yılında tam 2260 yeni öğrencisine 7 yıl boyunca kesintisiz ÖSYM Bursu verecek.

GAÜ sosyal ağlarda da çok aktif; bu sene tercih dönemi boyunca facebook.com/girneamerican üzerinden tüm kampüsler ve öğrenci hayatı ile ilgili herşeyi paylaşıyorlar ve tüm sorulara resmi sayfa üzerinden cevap veriyorlar. Twitter takipcilerini de unutmamışlar @girneamerican üzerinden en güncel paylaşımları takip edebilirsiniz.

GAÜ, şu anda küresel dünyanın yükselen meslekleri Denizcilik, Havacılık, Sahne Sanatları, Hukuk, İleri Mühendislik Disiplinleri, Güzel Sanatlar, Mimarlık, İç Mimarlık, Uluslararası İşletme, Uluslararası İlişkiler, Psikoloji, Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik, Türkçe Hukuk, Çin Dili ve Edebiyatı, Gastronomi ve Mutfak Sanatları, Sınıf Öğretmenliği, Sağlık Yönetimi, Ergoterapi, Enerji Sistemleri Mühendisliği, Ebelik, İnşaat Mühendisliği ve Sivil Havacılık Ulaştırma İşletmeciliği, Pilotaj gibi programları barındıran; 9 Fakülte, 6 Yüksekokul, 2 Enstitü ve  2 Meslek Yüksekokulu’nda olmak üzere , 69 Lisans 21 Önlisans 48 Yükseklisans ve 17 Doktora programı sunmakta.

GAÜ’den saygın dünya üniversiteleri ile akademik işbirliği ve değişim programları fırsatı!

Girne Amerikan Üniversitesi, kampüsleri ve 200’ü aşkın dünya üniversitesiyle sürdürdüğü öğrenci değişim programları kapsamında, öğrencilerine yaşam boyu hatırlayacakları deneyimlerin kapılarını açmakta.

Uluslararası Denklik ve Tanınma

Girne Amerikan Üniversitesi sağladığı eğitimin kalitesini sürekli olarak geliştirmek için akreditasyonlarını ve üyeliklerini yenilemektedir. GAÜ yerel olarak Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Yükseköğretim Planlama, Denetleme, Akreditasyon ve Koordınasyon Kurulu YÖDAK ve Türkiye Yüksek Öğretim Kurulu (YÖK) tarafından tanınmaktadır. Ayrıca dünyanın bir çok saygın denklik kurullarından akredite olan GAÜ’nün bir çok uluslararası üyeliği de bulunmaktadır.

Girne Amerikan Üniversitesi Eduniversal’ın En İyi Üniversiteler sıralamasında yer almaktadır. Avrupa Birliği Yükseköğretim Sistemi içerisinde üniversite eğitimini denetleyen uluslararası eğitim kuruluşu Eduniversal, 153 ülkeden 12 bin yükseklisans programının incelenmesi ve 100 bin öğrenci ile yaptığı “En İyi Yükseklisans Eğitimi Veren Üniversiteler” araştırmasının sonuç raporuna göre GAÜ "En İyi Yükseklisans Eğitimi Veren İlk 100 Üniversite" arasında gösterilmektedir.

GAÜ, YÖK onaylı programlarıyla geleceğin pilotlarını yetiştiriyor

4 yıllık Pilotaj eğitimi alan öğrenciler, GAÜ İstanbul Yerleşkesi Uluslararası Havacılık Akademisi’nde similatör ve uçuş derslerini tamamlayarak Pilot olma hakkını kazanıyorlar. GAÜ’nün, uluslararası standartlarda verdiği eğitimle yetiştirdiği öğrenciler, önümüzdeki 20 yılın en gözde mesleklerinden biri olan havacılık sektöründe kolaylıkla iş bulabilecekler.

Kıbrıs, dünyanın en güzel adalarından biri!

Kıbrıs Dünya’nın en güzel adalarındandır ve iklimi sayesinde bir tatil ülkesinde eğitim alma şansınız var, üniversite kampüsü plajlara çok yakın mesafede bulunmakta ve kampüse çok renkli bir yaşam hakim. GAÜ, adanın en turistik sahil kenti olan Girne’de kendisine özel plaj ve uygulamalı 5 yıldızlı oteli ile öğrencilerine eşi benzeri olmayan bir eğitim fırsatı sunmaktadır.

Peki kampüste hayat mı nasıl? Tanıtım filmleri için youtube.com/girneamerican ve vimeo.com/girneamerican

Bir boomads advertorial içeriğidir.


1 Aralık 2013

Hey Merhaba!

Hey millet nasılsınız bakalım?

Evet, farkındayım Blogumu şu bi kaç haftadır çok boşladım. Sadece telefondan girip yeni postlara bakıyor, sağı solu kurcalıyor sonrada kapatıyorum. Bunların hepsi vizelerim yüzünden. Ama daha fazla dayanamadım ve bunu sizinle paylaşmak istedim. Yani sizi unuttan bir Z.S falan yok ;)

Yarın son sınavım var ve en çok korktuğum dersten. Ders kolay gibi olsa da ne sorar, nasıl bir sınav yapar bilemediğim için içim içimi yiyor. Bana şans dileyin.

Yarından sonra geçmişte yazdığım yazıları teker teker yayına sokucam veee Aralık ayının ilk günü!!! Günler ne çabuk geçiyor yahu =) Kasım ayını nasıl yaşadık hatırlamıyorum bile?! Bi bakmışız Aralık oluvermiş sonra da 2014'e girişimizi kutlarız ve siz sağ ben selamet ertesi gün kafalar bi güzel uyanır, "Dün naptım ben yaa?" deriz. Neyse efenim o günlere daha çok var.

Benden şimdilik bu kadar. Hiç böyle bir yazı yazmamıştım biliyorum ama herşeyin bir ilki varsa bu da bu konu da bir ilk olsun.

Günaydın ve İyi Pazarlar

xoxo

28 Ocak 2013

Ehliyet Sınavı Olayımız …3

E.S.O. 1 ve E.S.O. 2 den sonra geldik son aşamaya.
Hey millet, artık benim de ehliyetim var =))

Bugün yarın arabanın kaskosuna adımı da yazdırdım mı ouvv kim tutar beni. Evde geçirdiğim sıkıcı günler hatta geçmek bilmeyen saatler sonunda anladım ki ben işkolik, çalışmayı seven biriyim yani öyle hiçbir şey yapmadan durabilen biri değilim. Evde dursam kesin spor yapıyorum (Enerjimi atmam lazım), sokağa çıksam uzun uzun yürüyorum. Sıkıntıdan neler yaptım neler ki yaptıklarımı size yazıp yayınlıcam ;)

Her neyse olayımız bu değil. Asıl olayımız ehliyetime sonunda kavuşmam =))

En son teorikte kaldık diye hatırlıyorum. O zaman direksiyon sınavımla olayımızı anlatmaya başlıyım. 19’unda sabahtan gittim sınav alanına. Sıramı bekliyorum, bir yandan da giren kalabalığı izliyorum. Ama nasıl yağmur yağıyor anlatamam. Giden yarım saat geçiyor hala gelmiyor falan derken sonunda sıram geldi ve bindim arabaya. Verdim kimliğimi “Merhaba” dedim (Amacım hani samimi olmak değildi. Sadece sürüşe iyi başlamaktı.). Komite “Başlayın.” dedi.

Başlıyım tamam da benden önce arabayı kullanan erkekler el frenine bildiğiniz abanmışlar!
İndiremiyorum!

Yanımdaki komiteye “İndiremiyorum.” dedim. Adam tip tip baktı suratıma ve el frenini tuttu “Gerçekten bu ne ya?” dedi. Kendisi bile zor indirdi ve biz böyle başladık kalkışa. Arabayı, adam el frenini indirmesine rağmen kaydırmadım (Kendimi her aklıma gelişinde kutluyorum çünkü millet bizim orada arabayı hep kaydırdı. Sıra bana gelince de “Acaba ben napcam?” dedim ve kaydırmayınca da mutlu oldum tabi.). İşte böyle çıktık yola. Ben sürüyorum, komitenin komutlarına uyuyorum derken bana manevra yapacağız dediler. Tamam, dedim ama manevra yapacağımız yer o kadar kalabalıktı ki beklenmezdi. Onlarda “Sür. İlerde yap.” dediler. Tamam, dedim ve onların dediği yere yanaştım ama dedikleri yer arabanın yarısını içeri alacak kadar büyük ve yol boyunca devam eden çukurlardan oluşuyordu. “Burada çukur var.” dedim. Adamda “Nolmuş?” dedi. “Arabaya zarar verebilir.” dedim (Burada belirtelim, arabanın başına bir şey gelirse sizden sonraki adaylar da etkileniyor.). “Bir şey olmaz. Manevra yap.” dediler ve hocama dönüp “Hep ezberletiyorsunuz ondan sonra böyle oluyor, yapamıyorlar” dedi. Sen misin bunu diyen! Hemen bende “Ezber falan yok. Tamam, yapıyorum.” dedim ve güzelce manevra yaptım. Bu sefer adam “Yanlış yerden döndün. Direğin duvara yakın olan yerinden döneceksin.” dedi. “Tamam, çıkıp bir daha yapayım.” dedim ve çıkıp yeniden yaptım. Bunu yaparken de “Oradaki çukur daha derin, ondan buradan döndüm.” dedim. Adamda “Amma taktın çukura ha!” dedi. Resmen sinir!! Dediğini yapıp o çukuru düşünmeden manevramı yaptım ve güzelce girdim. “Tamam, oldu mu?” dedim ve adamda “Tamam.” dedi. Ardından arabayı çalıştırdım ama bu seferde adam, ben tam kalkarken ayağıyla arabaya müdahale etti ve araç stop etti. Anladım adamın yaptığını ama bozuntuya vermedim ve direk kalkış yapıp yoluma çıktım. Adam dönüp bana “Çukura bizi sokmadan nasıl çıktınız?” dedi. “İşte ben böyle girer böylede çıkarım.” dedim. Komite o an şok ve sus pus oldu. Kimse benim dalıma basamaz efendim. Altı üstü komitesin yani ki ben şehir içinde de araba kullanmış biriyim. Buluyorlar beni yemin ediyorum. En sinirlisi, en kılı, en sorunlusu vb. Sınav alanına gelirken kuyruğa girdik (O kadar kalabalık ki sınav alanı, gidip görmek lazım. Anlatılmaz yaşanır.). Oradan da düzgünce geçtim ve sonunda aracı aldığım yere sinyalimi de verip girdim. Bir güzelde aracı durdurdum. “Şimdi napıyoruz?” dedim. “Arabadan iniyorsunuz.” dediler. “O zaman kimliğimi alabilir miyim?” dedim. Adamda “Buyurun.” dedi ve ben araçtan indim.

Sonra eve gelip oradan yazlığa gittim. Harika bir hafta sonu ve PURSAT ımla zaman geçirmek aklımdayken (Sonuçların bu kadar çabuk açıklanacağı aklımın ucundan geçmiyordu.) hoopp cep telefonuma gelen mesaj! Mesajda direksiyon sınavında başarılı olduğum yazıyordu. Hemen hocam aradı, o aramasa ben arayacaktım zaten ve birbirimizi kutladık. Komite kafadan 10 puanı herkesten kırıyormuş, nedeni de heyecanmış. Peh! Benden sakinini görmemişlerdir ya neyse.

Sonuçta geçtim mi geçtim. Önemli olan da buydu =))
Uff gene uzun upuzun olmuş. Ehliyet çıkarma olayımız bir sonraki yazıma kaldı iyi mi?! ;)

15 Aralık 2012

Ehliyet Sınavı Olayımız …2


Dersler, kayıtlar bittikten sonra geldik sınav anına yani bugünüme ;)

Efenime söyliyim, sabah kalktım ve her normal insan gibi bindim otobüsüme, gittim sınava gireceğim okula. Ama oda ne? Her yer erkek kaynıyor! Erkeklerden korkan biri değilim de tipler korkunçtu doğrusu. Tespihli, eğri oturup doğru konuşalım şeklinde sürüsüne bereket adam vardı! Sonra kadınları sola, erkekleri sağa aldılar ve işte o an kadınları gördüm (Ouvv yeeaa çektim içimden =) ). Erkeklerle yarışacak kadar değillerse de çoktular yani. Üstümü aradılar, girdim falan buraları geçiyorum da millet de ki heyecanı görmeniz lazımdı. Sanırsanız koca koca kadınlar adamalar ÖSS (bunun adı değişti dimi #) Amann yaşıma verin. Böyle kalsın. Anladınız siz beni dostlar =) ) ye giriyor. Çocuklar annelerine destek veriyordu. Kocalar, eşlerini kapıda arama anına kadar ellerini tutup “Yaparsın.” diyorlardı. Hele kadınlar sırasının arasında eşinin yanında bekleyen adamlar yok mu?! İçlerinden bir öyle bi karısını tutmuştu ki sanırsın kadını kenara çekip taciz etcez. Ulen kadın kadına tek sıra ilerliyoruz. Ne olabilir ki?! Kim ne yapacak karını?! Valla kadın sınav stresimi mi yaşasın yoksa kocasının onu tutmasının verdiği sıkıntıyı mı, anlayamadım.

Bütün bu tuhaflıkların sonunda sınıfımı bulamadım. Çünküüü beni sınıfıma yönlendiren kadın salonumu yanlış biliyordu ve beni iki kere aynı yere yolladı. Koridora çıkıyorum başka koridora bakıcam hoop kadın “Hanımefendi sizin sınıfınız burada değil.” deyip beni ikinciye azarlarca konuşunca “Gidin kendiniz bakın o zaman o koridora. Ben üniversite öğrenciyim. Siz beni cahil biri sandınız herhalde!” dedim de sustu. Böyle bir insan olmama rağmen valla çıldırtıyorlar insanı. Sonra kendim sanki elimle koymuş gibi buldum sınıfımı da girdim sınıfa.

Anaa sınıftaki tek kadın bendim!
O dışarıdaki bütün tesbihliler benim sınıfıma girmişti.

Neyse yerimi buldum, oturdum bi güzelde yerleştim ve görevli geldi uzun uzun yüzüme bakmaya başladı. “Resimdeki benim.” deme ihtiyacı hissettim. “Ay pardon birine benzettim.” dedi ve gitti. Sonralarda o kadının hala uyuduğunu falan düşünüyorum çünkü sıra arkadan, benim olduğum yerden başlamasına rağmen inatla önden kitapçığı, optik cevap anahtarını dağıttı durdu. Hepsinde uyardım (zorunda kaldım desem daha doğru olur.). Hayır, anlamadığım millet nasıl bu kadar şuursuz olabiliyor. Önümde 5 adam oturuyor ve birine benim resmimin olduğu cevap kâğıdı geliyor ama (şuursuz valla şuursuz kimse kusura bakmasın) bu kadın kâğıdı demiyor. Heyecan falan değil bunun adı! Bildiğin cahillik, şuursuzluk! Sonunda her şeyime kavuştum ve tükenmez kalemimi çıkardım. İsmimi yazıp, imzamı attım. Kaçıncı şok bilmiyorum, sınav salonunda benden başka kimsede tükenmez kalem yokmuş! Buna o uyuyan bayan görevlide dahil!

Buradan bu yazıyı okuyan herkese sesleniyorum: Nolur burnunuz akıyorsa selpak mendilinizle sınava girin ve burnunuzu silin. Çekmeyin ya çekmeyin!!! Bir çeker kimse bir şey demez. Adam bekler ses çıkmıyor. Sonra bir daha çeker ve kimse bir şey demez ve üçte öyle bir çeker ki allahım öğürtü geldi. Hiçbir şeyden rahatsız olmam birinin burnunu çekmesi ve masada bacağını sallaması kadar!

Sonuç mu? Sonuçlar 5 Ocak da açıklanacak ve bende haftaya direksiyon derslerime başlayacağım.
Benden size (yazının da özeti olsun bu) bir tavsiye, o gün sakin olun.
Her türlü insanla karşılaşacaksınız, bunu bilin.
Kimseye güvenmeyin ve her türlü araç gerecinizi hazırda bulundurun.
Kolay gelsin =)

Ehliyet Sınavı Olayımız


Ohh bitti.

Sabah güzelce kalkıp kahvemi de içip çıktım evden. Neyse ki sınava gireceğim okul kolay yerdeydi de sorun olmadı. Tabi bende her ehliyet sınavına giren insan gibi sınavdan birkaç gün önce çıkmış soruları çözdüm hatta hatim indirdim diyebilirim. Buna rağmen gene birkaç hata yapmışım. Eve gelip de sorulara bakınca anladım, Şettt! Neyse sonuçta geçerim ya, kalmam (umarım hehee =) ).

Geçen hafta vizelerim bitmiş ve bu hafta ehliyet sınavına çalışmış bir insan olarak artık evimin önündeki arabayı rahatça kullanacağım. Kim tutar oğlum beni. Haha, kendimdeki bu değişimi gördükçe gülüyorum =)) Hep diyorum, ben kafaya koyduğum şeyi yaparım arkadaş! Yapılacak o kadar çok şey var ki, bunların listesine her gün bir başkasını ekliyorum. Her neyse olayımız benim yapacaklarım değil daha önce ehliyet sınavına girmemiş ya da girmeyi düşünen arkadaşlara yardımcı olmak ;)

En baştan başlayalım da temiz bir anlatım olsun.

İlk olarak bir ehliyet kursuna yazılmanız gerekiyor. Ben yazılmadan önce o kadar çok arama yapmış ve bilgilenmiştim ki en son bir yeri aradığımda telefondaki adam beni rakip bir kurstan arıyorum sanmış ve küfrü basmıştı (Terbiyesiz adam!). Bence sizde iyice araştırın. Peki, neleri araştırmamız gerekiyor diye sorabilirsiniz. 

Şunları sorun;

* Fiyatlarınız nasıl?
Bu sorunun cevabı olarak 200-300tl duyarsanız vazgeçin o kurstan çünkü bu fiyatta olan kursların direksiyon derslerinin süresi az oluyor ve sonra özel ders almak zorunda kalıyorsunuz. Hazır konu buraya gelmişken ikinci sorumuz;

* Direksiyon dersleriniz toplamda kaç saat ve tek bir ders kaç saat? olmalı.
Bu çok ama çok önemli. Sizde benim gibi direksiyonun başına ilk kez geçecek biriyseniz (ki kimse anasının karnından arabayı kullanmayı bilerek doğmuyor. Ayrıca bilmek de ya da öncesinde pratik yapmada zorunda değiliz.) bu sizin için en baş sorunuz olmalı. Genelde ortaya çıkan sorunlar, ders süresinin 30dk olması. 30dk nasıl olur anlamıyorum. Zaten bindi, anladı, kalkış yapmaya çalıştı derken o yarım saat bitiyor ki. Siz tam anlayacakken “Süreniz bitti.” deniyor! Ayrıca aracı sürerken siz ve hocanız olmalı. Arabada başka birinin olması hem dikkat dağıtıcı hem de sorunuzu rahatça sormanıza engel. 30dk size, 30dk yanınızdaki kişiye ayırıp oldu bittiye getiriyorlar. İşte bu nedenle direksiyon ders süreleri önemli. Ayrıca sizi sadece sınav alanında çalıştırıyorlarsa da sorun var demektir! Sonuçta tamam sınavı orada olacaksınız ve direksiyondan da geçmeniz lazım ama trafiğe çıktığınızda nolcak? O çalıştınız boş arazi değil kaç girişli çıkışlı kavşaklarla karşılaşacak, trafiğin en yoğun olduğu saatlerde süreceksiniz. Bunların hepsini düşünerek sürüş yerinizi belirtin. Mesela işe arabayla gideceksiniz ve yolunuzun bazı yerlerindeki trafik sizi korkutuyor ise bunu hocanızla konuşun ve burada çalışmayı tercih edin. Kendinize olan güveniniz hem artmış olur hem de arabayı çizdirdim derdiniz olmaz ;)

Bu 3 soru ve içindeki bin bir cevabımdan sonra kursların süresini söyliyim. Kurslar genelde 3,5 hafta ve ya en fazla 4 hafta sürüyor. Motor, trafik ve ilkyardım derslerini alıyorsunuz. Karşınıza “Motor çok zor. Aman çok çalış.” diyenler olabilir. Üzgünüm çok kolay diyemeyeceğim #) Evet, motor zor fakat çıkmış sorular ile kurstan aldığınız kitabı adam akıllı çözerseniz yapamayacağınız soru ve anlamadığınız parça ismi, görevi kalmayacaktır ;) Benim sınıfımda genelde ev hanımları vardı ve çok zorlanıyorlardı ama yaptılar sonunda.

Gelelim ders saatlerine. Geneli sabah 09.30-13.00 ile akşam 18.30-21.15 olsa da bu saatlerden farklı saatleri olanları da vardır. Geneli hafta içi. Yoğun bir ders programından sonra zehir gibi sınava girebilirsiniz =)  
Yazım gene ve gene uzun oldu.
Sizi yormamak için iki part yaptım.
İyi okumalar =))

12 Temmuz 2012

Erasmus


Haftaya üniversite sınav sonuçları açıklanıyormuş. Sınava girmiş herkese şimdiden bol şans diliyorum. Umarım istediğiniz mesleği seçersiniz (puanınız inşallah fazla fazla yeter =) ) ve tabi en önemlisi seçimlerinizin sonunda ömrünüz boyunca mutlu olursunuz.

Mesleğiniz doğrultusunda üniversitelerde seçiyorsunuz ve imkân olarak sizi ERASMUS ile Avrupa’ya yollama imkânlarından bahsediyorlar. Benim bu yaşıma kadar karşılaştığım ve bizzat tanık olduğum durumu size bu yazımda anlatacağım. Şimdi bilmeyen olabilir ve bunu okurken bu kız kaç senedir üniversitede de bu zamana kadarı söylerken bu kadar emin olabilir diyebilir. Haklılar ama bende onlara şunu söylemek istiyorum. Benim annem ile babam üniversitede çalışıyor ve öğrencileriyle bu durumları yıllarca yaşayıp sorunlarıyla uğraştılar. Çocukluğum bu konuların içinde ve üniversitede geçtiği için bir de aynı üniversitede okuduğum için bu tarz olayları bilmemem imkânsız gibi bir şey artık.

Olayımıza dönersek, öncelikle size karşılaşılan sorunları yazmak istiyorum:

1. Önünüze elçilik ve vize sorunu çıkabilir hele ki gideceğiniz ülke küçük bir yer ise bu sorun en baba sorun olur! Benim size tavsiyem eğer bu tarz bir deneyim yaşamak istiyorsanız büyük, oturmuş Avrupa ülkelerine gidin. Buralar nereler mi? Hemen söylüyorum: Fransa, İtalya, Almanya, İsveç. Yani küçük bir ülkede kral olmak yerine büyük denizdeki küçük balık olun. Oralarda boğulsanız ya da yolunuzu kaybetseniz bile buraya döndüğünüzde en azından denemiş olursunuz. Rakiplerinizi görmüş ve ufkunuzu genişletmiş bir şekilde dönersiniz. Tabi bu dediğim ülkelerin dezavantajlarından biri, büyük üniversiteleri olduğu için öncelikle sizi kendi ülkelerinin dil sınavına sokuyorlar. İtalya için İtalyanca, Fransa için Fransızca ve Almanya için Almanca. İngilizcenizin iyi olması gerektiğini hatırlatmıyorum bile.

2. Buradaki üniversitenizin, gideceğiniz üniversitede alacağınız dersleri sayması ki çoğu üniversite sayıyor görünüp saymıyor! Demin dediğim ülkelerden aldığınız derslerinizi üniversitenize döndüğünüzde sayılmama olasılığı üzgünüm ki çok yüksek. Ama siz derseniz ki ben küçük bir ülkeye giderim, dersleri nasıl olsa rahat rahat geçer bir de ortalamamı yükseltip dönerim bu da bir tercih. Sizin için ortalama her şeyse o zaman gidin ve yükseltin ama amacınız bir şeyler öğrenmek ise bu sizin için yeterli olmayabilir.

3. Gideceğiniz ülkenin dili bir başka sorununuz. Eğer oradaki resmi dil değil de İngilizce eğitim almak isterseniz x2 ödeme yapıyorsunuz! Bunu da daha çok küçük ülkeler yapıyor. Ama diğer ülkelerde adamlar kendi resmi dillerinde eğitim verdikleri ve sizde bunu bilerek gittiğiniz için sorun olmuyor.

4. Kalacağınız yerde önemli. Bazı yerlerde yurt yok ve eve çıkmak zorundasınız. Bunun içinde gene paranıza bakmanız gerek! Size evet gideceğiniz ülkeye göre belirlenen miktarda para ödeniyor ama benim arkadaşlarımın karşılaştığı sorunlardan biride buydu. Paraları yetmiyordu ve anneleri babaları buradan onlara para yolluyordu. İş bu şekilde olunca da durum pahalıya geliyordu tabi. Eğer birikmiş paranız varsa bunun bir kısmını oralarda harcamak zorunda kalacaksınız bunu şimdiden söylüyorum.
Örnek vermek gerekirse İsveç’in en pahalı ülkelerden biri olduğunu biliyorum. Saçını kestiremeden, kaşını aldıramadan bile dönenler var. Ne o tecrübe oldu!

5. Gelelim şu derslere, aldığınız dersleri üniversiteniz saymazsa ne olacağını biliyor musunuz?! Gittiğiniz dönem içinde o dersleriniz kalacak! Bu ne demek biliyor musunuz?! Şu demek: döndüğünüzde ilk olarak kalan derslerinizi alacaksınız ve eğer krediniz yeterse yeni dönem derslerinizi alabileceksiniz. Bu da genelde bir ya da iki ders gibi az derse karşılık geliyor ki kafadan dönemizi uzatmış oluyorsunuz. Kalan derslerinizi veremediğiniz zaman ikinciden sonra harcınız bu derslerin başına artmaya başlıyor.

Benim düşüncem bu kadar strese gireceğime o parayı 4 sene biriktirir ve üniversiteden mezun olunca da kendime hediye olarak Avrupa turuna çıkarım. Madem amaç derslermiş gibi görünüp Avrupa’ya gidip ülke gezmek o zaman bunu dürüstçe yaparım yani nolcak =)

Geçen senede bir sürü arkadaşım gitti ve bu senede gidecek. Geçen senekileri havaalanından uğurlamıştım bu senekileri de umarım oralardan uğurlamak yeniden nasip olur.

Bu sene kim gidecek biliyor musunuz benim canım ciğerim biricik Jelibonum… Hem üzülüyorum hem de onun adına seviniyorum. Çünkü biz ikimizde lisede belirlediğimiz hedeflerimize ulaşmak için çok çalıştık ve iyi bir puanla istediğimiz meslekleri kazandık. Şimdi soranlarınız olabilir. Bu kadar konuştuktan sonra senin arkadaşın nereye gidiyor? Benim arkadaşım büyük denizlerde küçük balık olmak için Almanya’ya gidiyor. Bir dönem burada olamayacak. Bu geçtiğimiz bahar döneminde ikimizde çok yoğun olduğumuz için pek buluşamasak da onu aradığımda hemen ulaşmak bile bana huzur verirken şimdi tek iletişimimiz skype olacak. Çok üzülüyorum dostlar. Dün onun için gidip çarşıdan şans kolyesi aldım. Oralarda kaybolmasın, neşesini, yüzündeki gülümsemeyi kimse bozamasın, özgür olduğunu unutmasın, yalnız olmadığını bilsin, ailesinin ve dostlarının hep onun yanında ve onun bizim için çok değerli olduğunu bilsin istedim ve bunun için ona taşlarla süslü kanatlar aldım.

Tabi başka arkadaşlarımda var büyük denizlerde küçük balık olmak isteyen. İşte böyle…
Bence büyük umutlarla bu işlere girmeyin.
Hayaliniz büyük olsun ama hayallerinizi de gerçekleştirirken ayaklarınızda yere basılı dursun.
Bol şanslar =)

11 Mayıs 2012

Arınmam Lazımdı

En çok kimden korkarım biliyor musunuz?!
Vicdansız olanlardan.

Bu vicdansızlık sadece insanlara karşı değil ama. Hayvanlara karşıda mesleğine karşıda ve hayata bakış açısında da vicdansız olanları kastediyorum.

Vicdansızlıklarının içinde boğuluyorlar. Bencilliklerini de ekleyip yavaş yavaş sonlarını hazırlıyorlar ve bu son iyi olmadığı için aslında hiçte iyi bir yere gitmiyorlar. İşin gerçeği aslında şimdiden bitmişler ama farkında değiller. Şuursuzca bencil olup yanındakileri düşünmeden asalak gibi yaşayan insanlar var ya işte onlara ayrı bir sinir oluyorum. Onlara kızdığımın iki katı kadar onları bu hale getirenlere kızıyorum. Kızıyorum ama artık nafile.

Dönüp dolaşıp aynı konuları konuşuyor ve tartışıyoruz.
Ben üzülüyor, ben sinirleniyorum ama sonuç bir HİÇ!!!
Bu hiçliğin içinde sıkıntıdan uçuk bile çıkardım. Ki ben, hayatımda uçuk çıkarmayan insandım. Uçuğum geçmek bilmedi. Bildiğin kanayan yaraya dönüştü.

Bugünlerde aslında hiç mutlu değilim. Şu üç gündür gülmüyorum resmen yaşayan bir ölü modun da geziniyorum. Bir anda her şey değişti gözümde. Hayat enerjim emildi sanki. Bir anda her şey gözüme batmaya başladı. Küçük şeyleri takar oldum. Bunun sonucunda akşamları klasik dizimi izleyip sonra sessiz sakin koltuğumda oturuyorum. Kim ne almış, ne getirmiş hiç ilgimi çekmiyor. İnanın ağzımı açıp konuşmak bile istemiyorum. Depresyona mı girdin diyeceksiniz ama değil. Başta da dediğim gibi etrafımı vicdansız insanlar sardıkça sinir olup kendimi yıpratacağıma artık hiç konuşmamayı seçtim.

Yatağıma uzanıp zıplayan topumu duvara atıp tutuyorum sonra yeniden atıyor ve yeniden tutuyorum.
Böyle bir rahatlama yok!! Tavsiye edilir ;)

Bu nedenlerle ne bloğuma girebildim ne yazılarımı düzenleyip yayınlayabildim. Her gün düzenli olarak sayfamı açsam da bir şeyler eksikti yazmak için. Şimdide arınmak için yazıyorum. Buyum yani. Burası da bazen benim arınma duvarım. Aslında hepimiz yalnızız. Ne kadar etrafımızda insanlar olsa da yalnızız işte. Şimdi ben odamda gecenin bu saatinde radyom açık bu yazıyı yazıyor ve size sunuyorum. Belki bazınız “Bu ne ya?!” diyecek bazınızda “Aynen” ya da “Saçma” deyip kapatacak. Blog açmak ve istikrarla yazmak bu işte. Yazacak konunuzun olması.

Sen olman!
Sen olmak!
Benimsenmek ve vicdanlı olmak.

Düşünüyorum da ben doğadaki her küçük canlıya bile saygı duyarım. Bu sabah balkonda kahvaltı yaparken camda minicik bir sinek vardı. Tek amacı camdan dışarı çıkabilmekti ama yapamıyor habire cama tosluyordu. Burada yapılacak birkaç seçenek var. Birincisi “Ayy iğrenç! Kahvaltı yapıyorum.” deyip öldürmek, sırtınızı dönmek ya da bütün camı sürgülü olarak çekmeyi göze alıp o sineği dışarı özgürlüğüne kavuşturmak. Ben ikinci dediğimi yaptım. Sonuçta onunda yaşamaya hakkı var.

Sen daha büyüksün diye onu parmağınla ezemezsin. O saatte orada olmasan onu görmeyecektin. Ama oradaydın ve onun mücadelesini gördün. Bir nedeni olmalı. Senin orada olmanın bir nedeni olmalı ve bu neden o koca parmağınla sineği ezmek değil ya da iğrenip başkasına ezdirtmek.

İnsanlara bunu dediğim zaman “İğrençsin Z.S” diyorlar.
Evet, ben iğrencim ve siz temizlikten parlıyorsunuz zaten değil mi?

Hiç kimse bir başka yaşayan canlı için ölsün diyemez! Benim dünyamda böyle bir şeye yer yok. Kedilerden korkuyor kız ölsünler diyor. Adam, köpekten tırsıyo “Lanet olsun bunlara!” diyebiliyor.

N’oluyo ya n’oluyo yani?!

Mutlak mısınız siz nesiniz ya da tek kişi siz misiniz??? Dünyayı biz yönetiyor gibi görünüyoruz, beyinlerimiz daha büyük ya hemen herkesi ezmemiz lazım yoksa olmaz böyle!! Bu düşüncelerden sıkıldım. Nefret etmeyen ben, artık bu tarz şeylerden nefret ediyorum.

Bu aralar gözüme her şey batıyor derken bütün bu kişilere ve olaylara “Gerizekalı” demek istiyorum. Benim lügatimdeki tek küfür. Kızdığım zaman ağzıma gelen her şeyi söylemem ama saman alevi gibi bir anda parlar gerizekalıyı ilk söyler ve içimdeki bütün cümleleri karşımdaki kırılır mı yoksa üzülür mü diye düşünmeden söyler ve sonra susar yerime otururum. Finallerim yaklaşırken keyfim kaçmasın diye susuyorum. Sonra patladığım zaman nedenim “Sınav sonuç stresi” olarak insanlar tarafından algılanacak biliyorum ama size bir şey diyeyim mi inanın HİÇ umurumda değil. Bir şeylere dur demenin zamanı her dakika daha çok yaklaşıyor.

Zaman bizim için uzun olabilir ama dünyaya göre bizim yüz hatta bin yılımız onun için sadece bir göz kırpma süresine eşitmiş.
Bende zamanımı bekliyorum kirlenmiş, cümlelerin şuursuzca söylendiği, değişen insanların yaşadığı dünyamda.

13 Mart 2012

Bologna Süreci

Aslında böyle bir konu hakkında yazı yazmak gibi bir düşüncem yoktu fakat face den Hazal bana bir soru sormuş. Bunun üzerine cevaplamam ve konuya azda olsa bir yorum getirmem farz oldu =)

Konuya girmeden önce buradan Hazal’ı tebrik etmek istiyorum =) Beni Blog’dan ya da twitterdan değil de face den bulduğu için. Harikasın gerçekten =) Bana attığın mesajı yeni görüyor ve anca cevap yazıyorum. Bunun için kusura bakma lütfen. Neden buradan cevap yazıyorum ona da açıklık getireyim. Hazal, face den sana geri dönüş yapmak istedim ama sana geri dönüş yapamadım. Herhalde bir face nin güvenlik ağı güçlü ;)


Şimdi konumuz olan Bologna sürecine gelirsek bir kere bu süreç not sistemiyle ilgili. Bizde yani Ege Üniversitesi’nde ise bu yıl uygulanmaya başlandı. Benim bölümümde ise hocalar bize duyurmadıkları için geçen dönem normal not sistemimizle geçtik. Dekan yardımcısının biz sınıf ve bölüm temsilcileriyle yaptığı toplantıdan sonra şunu anladık ki: hocalar hangi not sistemini uygulayacaklarsa yeni dönem başlamadan önce bunun duyurusunu yapmak zorundalarmış yani vize ve finalin ortalamasını dersin hocası belirleyecek ve bağıl ya da doğrudan şeklinde iki sistemden birini seçecekmiş. Vizeden kaç alırsanız alın ama finalden en az 45 alamazsanız ortalamaya giremiyorsunuz yani direk o dersten kalmış oluyorsunuz. Ayrıca vize ve finalinizden aldığınız not en az 60 yani harfi karşılığı olarak CC olmalı. Bunun altında olursanız direk kalıyorsunuz.

Eskiden bu durum en az 35’di. Benim girdiğim yıl olan 2009’dan itibaren 45’e yükseltildi. Asıl sorun şu: her öğrenci aslında girdiği senenin yönetmeliğine bağlı olarak okulu bitene kadar o şekilde devam ederdi. Ama 35 sınırı 45’e yükseltildiği andan itibaren ve geçme notu en az 60 (CC) olduktan sonra DC olan yani bir altı olan harf notunu almış öğrencilerin ortalamaları düşmüş oldu. Mesela son sınıf öğrencisi bu sene mezun olacakken ortalaması düştüğü için alttan birkaç ders alıp ya da DC ile geçtiği dersleri bir daha alıp yükseltmeye gitti. Durumu kritik olanların ise dönemleri uzamış diye duydum. Bizim bölümde çok fazla bu durumdan etkilenen yok ama diğer bölümlerde etkilenenler varmış hele Gıda Mühendisliğinde bir hoca hala DC ile geçilebileceğini düşündüğü için sınıfın çoğu kalınca şaşırmış. Aramızda kalsın ama o hocada kaç yılında kalmış acaba?! =)

Hatta Ege Üniversitesi’nde dönemin ilk açıldığı hafta kampüs içinde yürüyüş olmuştu.
Bende bizzat katıldım (Tepedeki resim).

Bir örnek vererek açıklamak gerekirse:

Siz vizeden diyelim 90, finalden de 50 aldınız ve hoca yeni dönemin başında vizenin etkisini %40, finalin etkisini de %60 olarak açıklamış ve not sistemini ise doğrudan olarak belirtmişse, vize notunuzun %40’ı olan 36 ile finalinizin %60’ı olan 30’u topluyorsunuz ve sonuç 66 oluyor. Doğrudan olduğu için harf notunuz CC düşüyor. Fakat hoca doğrudan değil de bağılı seçseydi sizin notunuz bir üst harf notu olan CB olabilirdi. CC’nin karşılığı 2,00 iken CB’nin karşılığı 2,50’dir. Sonuçta ortalamanızı etkilemiş oldu. Siz finalden 50 değil de 44 alsaydınız işte o zaman, direk dersten kalırsınız. Nedeni 45 barajını aşamanız.

Bütün olay bundan ibaret.

Benim bölümde yani Ege Üniversitesi Tekstil Mühendisliği’nde hocalarımızın bazıları doğrudanı seçerken bazıları da bağılı seçtiler. Bağılı seçen hocalarımın derslerine baktığım zaman genelde o dersten çok kalan olduğunu fark ettim =)

Öyle ya da böyle bir şekilde derslerden geçiliyor. Ayrıca aklıma gelmişken şunu da söyleyeyim. Bu yeni süreçle beraber ayrıca hocaların ödev vermesi ve ödevleri öğrencilerin yapması zorunlu. Bunlarında belli bir yüzdeyle etkilemesi durumu var. Gene bu durumu dersin hocası belirliyor. Demin de dediğim gibi bir şekilde geçiyorsunuz. En kötü yaz okulu orada da olmazsa yıl içinde ikinciye alma durumu var. Devamsızlıktan kalmadığınız sürece devam zorunluluğu olmayan dersleri alırsanız sadece sınavlarına girersiniz. Yeter ki ders kredilerinizi dolduracak kadar alttan ders bırakmayın ;)

Hazal, Bologna’nın Erasmus ile alakası yok ;)
Eğer Erasmus’u da merak ediyorsan onu da başka bir yazımda ayrıntılı olarak yazabilirim ;) 

22 Ocak 2011

Reklamlar ...2


Şimdi anlatacağım reklam ise "Helen Harper".
Bilindiği üzere kadın pedi reklamı.

Ama reklamın en çok müziği ilgimi çekti. Hani yabancı şarkı dinleyip ama sözlerini anlamadan söyleme durumu olur ya_orda edepsiz bişey söylese bile anlamayız ama söyleriz modu işte_bu reklamında şarkısı aynı etkiyi insanda bırakıyo. Geçen sınava gitmeden önce televizyonu açmış bişey izliyordum ve kapatmadan öncede bu reklam vardı.

Olay asıl sınav anı başlıyor. Bütün sınav boyunca beynimde "Avrupalı Helen Harpeerrr" tarzı bir cümle ve müziği dolaştı durdu. Eğer millet aklımdan geçenleri dinleyebilseydi resmen tam rezillik olurdu =)))
Peki bu kadar uzun bir girişle anlattığımız reklamda n'oluyo diyebilirsiniz. Bende hemen cevap veririm =)

Reklamımızın asıl teması ithal olarak Türkiye'de de satışa çıkan Helen Harper'ın anlatılması. Bizim türk bayanlar ise havalimanında kişiselleştirilmiş! ürünü karşılıyorlar falan ama reklamda saçma sapan yerler var. İşte bende bu yerleri söylemek istiyorum.

İlk olarak, uçak havalimanına iniş yapmasıyla olay başlıyo. Burda camdan bakan kadının poposunu nasıl dışa ittiğini anlamış değilim ya da neden ittiğini. Neyse efendim devam edelim. Kadınlar karşılama bölümüne bir heyecan bir heyecan koşturuyorlar, tabi ellerinde Helen Harper yazan pankartlarıyla...Sonra güzel, şık giyimli bir bayanın durmadan poposunu izliyoruz. Bu sırada kadın sayısı çoğalmış. En son ise bayanımız kapıdan çıkıyor ve bütün bayanlar bir sevinç modunda ellerindeki pankartları havaya atıyorlar.
Şu başta poposunu dışa iten bayanı hatırlarsınız, işte o bayanın üzerine bir paket düşüyor ve kadınımız seviniyor.

Aklıma takılan sorular:

1.Bayanın sevinmesindeki asıl sebep beleş olması mı? Çünkü biz beleş olan herşeyi severiz. O paket bir adamın eline bile düşse ne olduğunu anlamaz alır götürür mesela =)

2.Ben yurtdışından gelsem ve bu kadar büyük sevinçle karşılansam çıldırırım herhalde ya da neymişim ulan ben derim. Üçüncü olasılık ise bu kadınların çıldırmış olduğunu düşünmem olurdu. Hele ellerinde benim adımın yazılı olduğu panklartları attıkları anda korkma eşiğim maksimuma ulaşırdı =)))

Reklam bu kadar ama benim sorularım her izlediğimde biraz daha artıyor =))

Bu linkten izlemek isteyen izleyebilir.

28 Ekim 2010

Mimlenmişim ...2

   
Mail lerime uzun süredir bakmadığımı fark ettim ve şöyle bi girip bakıyım dedim.
Ve  oda ne???
Ortalarda bir yerde birinin bana mim yolladığını gördüm.
Silinmeden yanıtlayayım bari =))
Seviyorum böyle soruları cevaplamayı zaten =))


Hangi işleri yarım bırakırsın yada bıraktığın neler var?
Bazen ödevlerimi ya da sınavlara hazırlanmayı genelde yarım bırakırım. Cuma keman dersinden sonra eve gelip yatar ve haftasonu hiç keman çalmam =))

Yakın zamanda kaybettiğin biri var mı?
Evet var. Kuzenimi kaybettim.

En ağır bulduğun, sana dokunan bir yemek var mı?
Şu yağlı yağlı yapılan yemekleri yiyemiyorum ve tabi hazır pastalarıda. =(

Cinsellik ve aşk anlamında unutamadığın biri var mı?
Cinsellik için bir şey diyemem ama AŞK anlamında unutamadığım bir kişi var =))

Çocukken sevdiğin çizgi filmler?
Bugs Bunny =))
Çok seviyorum kendisini. Onunla beraber havuş yerdim ve konuşmasını taklit etmeye çalışırdım ;))

Blogger'a ne zaman kayıt oldun? Kim vesile oldu? Nereden duydun?
Aslında 2007 yılında Blog’umu almıştım ama içinde hep Almanca yazılarım vardı ve Almancamı geliştirmek için almıştım. Sonra o sitenin başına bir şeyler  geldi ve bütün yazılar gitti. Üzüldüm ve bir süre siteyle ilgilenmedim ama sonra içimdekiler ve yazıp yayınlama isteğim yeniden başladı. Sonuç olarak, 2009 yılında farklı bir isim, amaç ve yazılarımla “Kakaolu Profiterol” ü açtım.

Çok paran oldu neler yaparsın?
Aslında yapmak istediğim bir sürü şey var ama ilk 5 maddeyi söyleyebilirim ;)

1.       * “Jeep Cherokee Red River” alırım.
2.       * En güzelinden_param çok yaa =)_bir stüdyo daire alır ve içini döşerim.
3.       * Miami’ye gidip Ami James’i bulup ona MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’ün imzasını yaptırmak istiyorum.
4.       * Paris’i görmek ve gezmek istiyorum.
5.       * Güney Kore’yi karış karış gezmek istiyorum.
…
=)))

Bütün soruları cevapladım =))
Şimdide birkaç link veriyim bari ;))

Kasetçinin Dükkanı serdarsen35 

17 Haziran 2010

Ooohh!!

                Olan biten her şeyin üzerine hadi bi “Oohh!!” çekelim =)))

Sınav dönemleri falan derken ne yazı yazdım, ne de başka şeylerle ilgilenebildim. 8 Haziran da keman solomu verdim. Mazas’dan bi parça çalarak başarıyla geceyi atlattım. Bu aralar daha iyi çalıyorum sanırsam #) Bu keman işini bırakmamalıyım (Hırs mı geldi acaba bana ne =) ).



Üniversitede ise ortalamayı 85 yapamadığım için yıl sonu sınavına girmek zorunda kaldım. Evet biraz bu bende gerginlik yarattı tabi. Bir kaç gündür onun sonucunu bekliyordum ve erkenden açıklanmış. Bakarken bile heyecandan öldüm diyebilirim. Olay şöyle oldu: dün keman dersine akşam gittim. Gittim ama aklım hala sınav sonuçlarındaydı. Bugün ise sınav sonuçlarının açıklanması gerekiyordu. Neyse işte eve geldim, oturdum, kalktım derken (Amaç zaman geçsin) bi baktım Çiko bana mesaj atmış. “Hadi sınav sonuçlarına baksana!” diye. Bende “Erken mi açıklanmış??” diyerekten direk bilgisayara koştum. Kendisi geçmiş. Ben ise hızlı bir şekilde sayfayı açıp numaramı girdim. Geçmişim =)))) Ayy mutluyum huzurluyum! Hemen arkadaşlarıma sordum noldular diye. Şuan tek hatırladığım şey; sevinçten bi an öylece kalmam hani insanın içine bir umutsuzluk dolar ya aynen öyle olmuştum açarken.


Şimdi düşünüyorum da ilk seneye başlamamıza şurda kaç ay kaldı. İlk sene mühendislik dersleri bakalım ne kadar zor. Herkes “İlk sene çok zor.” diyo ama bilemiyorum ki. Herşeyi yeniden keşfetmeyle geçiyo yıllar. İlkokuldan sonra ortaokulda farklı hocaların girmesine alışırsın sonra lisede daha da farklı bi durum. Şimdide üniversitede aynı şeyi yaşıyorum. Hazırlığın sistemini anlamaya çalışmakla yılı geçirdim. Zaten anlayamadan da yıl bitti #) Şimdi alan derslerimden önceki dersleri anlamakla dönemi geçiricem. Amaaann zaten hep aynı şeyleri yapmak beni sıkıyor. Böyle yeni durumlarla uğraşırken sıkılmıyorum. 4 sene bi yerde okumam için mesela bana yeterli. İlkokulumu 4 sene okudum sonra başka bi okulda 4 sene ve tabi lise 4 sene =))) Üniversitede de böyle olur inş. =))) 4 senede bitsin ;)

Varya yaşlanacağız okul bitince. Kocaman olcaz.

O keman solomun olduğu gece benden başka keman çalan kızlarda vardı. Onlarla konuşurken “Ben üniversitedeyim.” deyince inanamadılar. “Hiç belli değil.” dediler galiba genç gösteriyorum #) İlerde işime yarar mı acaba ;) Yaramalı evet bunu yapmalı.


İşte böyleee. Biten yorucu günlerden sonra rahat bi uyku çekeceğim. Tamam, İzmir sıcak falan insana işkence ediyor ama genede o keman solomdan sonraki gün gibi değilim. Keman solomdan sonraki gün, sabah yataktan bi kalktım bütün vücudum kasılmış. Resmen mumya gibiydim. Sanırsın ki 1000 mekik ve üstüne 5 saat koştum. Artık kendimi o gün için nasıl kastıysam vücut ertesi gün tepki verdi. Bütün gün B12 vitamini ve rahatlama çayı içerek geçirmiştim. Anca 2 gün sonra açıldı vücudum.

Şimdi 4 hafta daha İzmir’deyim. Sonra ne yaparım bilemiyorum ama spora başladım bu sürede. 2 saat bisiklet biniyorum. Hiç efor kaybetmemişim =)) Her gün ders çıkışı yaptığım yürüyüşlerin faydası olabilir ayrıca geçen yaz günde 3 saat binerdim =) Çüşş!! diyebilirsiniz ama şunu anladım: dün mesela 2 saat bana mısın demedi. Bu haftadan sonra yeniden 3 saat yapayım bari.

Kilo vermek değil amacım. Evde oturmak ve İzmir’in sıcağı insanı mayıştırabiliyor. Maksat hantallaşmamak ve uyuşmamak. Enerji için hareket lazım =))

Sabahları erkenden kalkmaya alışmışım. Tatil dönemi de olsa saat 8.00 ben ayaktayım =)) Pembe diziye sardım sabahları. Akşama doğru ise indirdiğim Kore dizilerinden birini izliyorum, gecede yarım bıraktığım kitabı okuyorum. Dün gece öyle bi okumuşum ki sabah ezanını duydum =) “Günlerden ne oldu şimdi?” dedim kendi kendime =)) Günler saatler karıştı resmen. Amaannn (buna da AMANN yolluyoruz) yaz okulum yok ya ve İngilizce işini hallettim ya boş verdim. Biraz keyif yapmak istiyorum.

Eğleniyorum, geziyorum ve şimdiden herkese iyi tatiller diliyorum.
Güldüğünüz gün sayısı ağladığınızdan çok olsun.
xoxo

11 Nisan 2010

Cevaplar, Duygular ve Karmaşalar İçinde

Nedendir bilmiyorum ama bu aralar bi Barış Manço dinleme isteği içindeyim. Çocukken kasetlerini alırdım ve ailedeki herkes sıkılıp hatta bıkana kadar dinlerdim. Onlar sıkılınca da sesini kısar öyle dinlemeye devam ederdim. Öldüğünde ise çok üzülmüştüm bi kaç gün ağlamıştım. Hele cenaze törenini televizyonun başına geçip, hiç ayrılmadan izlediğimi hatırlıyorum. Bütün kasetlerini almıştım ve anaokulunda zorla herkese dinletmiştim. Üzüntümü herkesle paylaşmıştım. Bizim jenerasyon da Barış Manço’nun yeri ayrıdır hem de apayrı. Onu canlı görmüş, konserlerine gitmiş, o saf çocuk halimizle TRT’deki programını izlemiş, Japonya,  Kore ve dünyanın her yerine gidip ortadaki insanlarla anlaşmasını, bir şekilde iletişim kurabilmesini izleyip hayran olmuştuk. Aklıma gelip gelmeyen her yere gitmişti Barış Manço. “Nane limon kabuğu” şarkısıyla ben kendimi iyileştirmeye çalışmıştım çocukken =)) Şarkının sözleri hala aklıma gelir hazırlarken. Hafif bi tebessüm oluşur yüzümde sonra da biraz hüzün. Bu aralar işte gene bu duygular içindeyim. Netten indirdim Barış Abi’nin bütün şarkılarını ve hemen MP3'üme attım. Durmadan dinliyorum. Eskide gelmiyor dinlerken. Bazı sözleri ne kadar Anadolu insanını anlatırken, bazı sözleri o kadar alaylı, imalı birazda düşündürücüydü. Çocukken çok fazla fark etmediğim ayrıntıları şimdilerden yeniden dinlerken fark ettim.


Bugün sınava girmiş olan arkadaşlara da “Geçmiş Olsun” demek istiyorum. İşin başını bitirdiniz. Kaldı diğer yarısı. Bu yeni sınav sistemi bakalım nasıl sonuçlar getirecek? Deneme tahtası jenerasyonu olarak sizin ne hissettiğinizi anlıyorum. “Bugün yarın bu da değişir biz girdiğimizle kalırız.” diyorsanız evet, doğru diyorsunuz. Bu yolda bunu en iyi şekilde geçmek zorundayız ki “Lanet olsun!” diyorum. Evet, yanlış bir sistem ama sistemin değişmesi demek Türkiye için başka bi sınav sistemi demek. Yani sınavlar hayatımız boyunca olacak ve eksilmeyecek. Her sınava girdiğimde aynı heyecanla gidiyorum ve bu heyecanı hiç sevmiyorum. Hayatımız boyunca devam edecek bu heyecana alışmaya çalışalım ya da alıştıysanız sizi en içten şekilde tebrik etmek istiyorum. Napolyon'un, “Sınava girmektense, savaşa girmeyi tercih ederim.” demesini annem her sınav öncesi bana söyler =))) Yani durum yıllar boyu böyle gelmiş ve böyle devam edecek. Ancak aramızdan biri o koltuğa oturup da en iyi yolu bulup değiştirirse o başka işte =)))


1 haftada tam 2 dizi indirdim ve hemen CD ye çektim ve kenara koydum şimdi sırada 3 dizi ve 2 film var ama bu dizilerden birinin yarısını indirdim bile =))) “Ne dizisi?” diyeceksiniz hemen. Söylüyorum Güney Kore Dizisi. Bu dizileri çok seviyorum ya ;) 16 bölümlük kısa diziler. Az ve öz oluyo ama güzel oluyorlar. Duygusalları (Duygusal değil dram desem daha doğru olur.) gerçekten duygusal, maceraları gerçek macera.

Her türlüsünü indirip, izlerim. Hatta TRT 1'dekileri bile kaydettim. Başka bi deyişle; arşivledim. Koreceyi sökmeye başladım demiştim ya, onu da ilerlettim. Şu İngilizce olmasa neler neler yapıcam da, ahh şu ingilizce aklımı karıştırıyo. Benim gibi Kore Dizilerini seven insanları bulmak çok zor. İnsanlar bize normal değilmişiz gibi bakıyor. Sonuçta ben İtalyan dizisi de izliyorum, Amerikan dizisi de. “Evrensel olun kardeşim!” diyorum o şekilde tepki verenlere.

Her konuda biraz fikrim vardır mesela benim ve tabi her soruya da verecek cevabım =))

Yaşamadığım dönemi de bilirim, yaşayacağım dönemi de araştırırım. Şimdiyi ise yalar yutarım. Kimse bilmez neler bildiğimi. Anlatmam zaten. “Ne gereği” var der yürür giderim. 4 duvar arasında yaşayan insanları sevmiyorum. O duvarlarının içinde çarpıp çarpıp yaşıyorlar. Bi yerden sonra gene aynı şeyleri görüyorlar ve hayat ne kadar sıkıcı demeye başlıyorlar. Bu onların suçu biraz. Artık internetin ilerlemesi ile beraber o kadar çabuk ulaşabiliyorsunuz ki istediklerinize. Ama bunu kullanmayı bilmeyenlere kızıyorum. Zamanım yok demeyin, yapmaya çalışın biraz.

Bu hafta sonu 2 tişört diktim. Daha mesleğime 1 sene var ama olsun, şimdiden elimi alıştırmaya başladım ;) Geçen sınavla bu sınav arasında örgüyü halletmiştim şimdide dikmeyi =)) Bakalım bi sonraki sınavla final arasında neyi öğrencem =)))

Herkese bol çalışmalı, programlı ve başarılı bi dönem diliyorum.

15 Şubat 2010

Neler Neler

Yarı dönem tatilim boyunca evde o kadar çok zaman geçirdim ki sonunda yeni uğraşlar buldum =))

Mesela bunlardan birisi yemek yapmak oldu. Paso kendimi bu işe adadım diyebilirim. Gündüzleri Kore dizileri izleyip (Bu da ayrı bir bağımlılık) öğlen gibi yemek yapmak ya da kek kurabiye sonra gene Kore dizisi ve akşama doğru örgü örme derken koptum gittim resmen tatilde ya #)

Bugün zaten dersler yeniden başladı. Herkese geçmiş olsun!

İlk günden resmen öldüm. Niye bu kadar çok yorulduğumu bilmiyorum. Gelir gelmez hemen cuma gününe sınav koymuşlar. Şoklar içerisine girdim. Bi bismillah diyemedik resmen ama ikinci dönem birinci dönemden daha çok çalışmalıyım onu anladım yoksa sınırda kalıp Final sınavına girmek zorunda kalıcam =) Bunu da hiç istemiyorum. Sıkar beni resmen böyle durumlar. Amaann neyse ne.

İçimden geldi size bi bisküvi, bi de kek tarifi veresim geldi. Bu kadar denemelerden sonra kendi adımla sunuyorum.
Zehirli Sarmaşık'ın özel 2 tarifi;

Bisküvi Tarifi,
1 bardak toz şeker
125gr(bir paketin uçtan uca yarısı) ya da bir paket sana hamurişi
4,5 - 5 bardak un
4 paket vanilin
1 yumurta

Malzemeleri toplu halde karıştırıyoruz.merdaneyle açıyoruz. Ardından şekil verip tepsiye dizin. Mümkünse çok ince açmaya çalışın. O zaman çok güzel oluyo ve kıtır kıtır yeniyo. Çayın yanında tavsiye ederim. Bu malzemelerden 2 tepsi çıkabiliyor ;)
Son olarak da önceden ısıttığınız fırına atın. Benim fırınım kuvvetli olduğu için 150derecede 20-25dk pişirmeniz yeterliydi. Beyaz kalması gerekiyo yani koyulaşmadan alın ;)


Kek Tarifi,
3 yumurta
1 su bardağı süt
1 su bardağı çiçek yağı
1,5 su bardağı şeker
3,5 su bardağı un
1 paket kabartma tozu

Önce un, şeker, çiçek yağı, yumurta ve sütü bu sırayla karıştırın. En son kabartma tozunu ekleyin. İsteğe göre içine kakao, portakal kabuğu ya da limon kabuğu rendesi koyabilirsiniz. Benim tavsiyem limon kabuğu rendesi koyarsanız o limonun suyunu da sıkıp ekleyin. Güzel oluyor ;) Ardından keki kalıbına boşaltın ve fırına atın. Süslemesi size kalmış. Üzüm, ceviz, fındık falan süslemede kullanılabilir. Fırın önceden ısıtılmış olmasın çünkü o zaman kabarmaz. Bu benden size tüyo ;) 180derecede 25-30 dk pişirmeniz yeterli olacaktır.

AFİYET OLSUUNNN =)))

29 Ekim 2009

^ Kampüs ^

Dersler başlayalı bayağı oldu ama hiç yazmamışım. Çok ilginç geldi bak şimdi =))

Hayatımın uzun bir bölümünü insanları gözlemleyerek geçirdiğim için herhalde tuhaf ya da ilginç olaylar hep beni buluyor.
Bunlardan biri mesela;
üniversite kaydı için sırada bekliyorum falan yanımda da bir adam var ve habere telefonla konuşuyor ama ne konuşma arada da "Çıkacak şimdi, çıkıyo galiba" falan diyordu. Sandım ki önemli biri geldi bizim kampüse. Ee sonuçta üniversitem de boru değil ki. Övmek gibi olmasın ama koskoca Ege Üniversitesi yani =)))

Neyse işte kapıdan bu konuşmanın sonucunda bir kız çıktı. Minyon bir tip! Kıza şöyle uzunca bi süre baktığımı hatırlıyorum. Baktım baktım yok yani ünlü falan değil. Bildiğin halktan, bizden biri =)) Adam çıkardı kamerasını çekmeye başladı. Meğer kızın ilk günüymüş ve içeride kaydını tamamlamış. Şaşırdım yani. Ee bunu bizde yapıyoruz da bu kadar tantanaya ne gerek var. O an oradaki herkes kıza baktı. Bazısı güldü, bazısı şaşırdı. Ben mi??? Ben sadece düşüncelerimi kafamda yazıya geçirdim o kadar =))

Buna benzer bir durumda ÖSS gününde yaşamıştım.Çocuklar sınava girmeden önce kapıda resim falan çektiriyorlardı. Böyle sarılmışlar yada gülerek falan. Sonra ne olacağını bilmiyorlar sanki. Girecekler sınava sonra o 195 dk nasıl geçecek?! Kafalarınızdan neler geçecek (Bu konuyu başka bi başlıkta yazmaya karar verdim.) ardından sınavdan çıktık işte, gene bir grup kameraya falan alındı. Fotoğraf çektirdi. Ben ise kafa 1500 çıkıp gitmeyi düşünüyordum. Önceleri bu tür durumların ailelerin zoruyla olduğunu düşünürdüm ama yok değilmiş. Ebeveynlerin suçunu almanın anlamı yok =) Yaa işte böyle.

Birde bi şey daha eklemek istiyorum, üniversitede hiçbir şey lise ya da daha öncesine benzemiyor arkadaşlar. Kimse sizin gözünüzün yaşına bakmıyor. Hocalarla iyi geçinmeye bakın derim. Ne kadar iyi o kadar karlı anlayacağınız ;)

Belki buraya üniversite (Özellikle de Ege Üniversitesi) hayatını yazabilirim.
Üniversiteme gelecek olanlara ön bilgi olur ;)

Şimdilik Hoşça kalın...