Arada düşünmüyor değilim. Aslında hep düşünüyor, hep yazıyor
ama kendime zaman ayıramıyorum. İş hayatı mı zor yoksa koşuşturmacanın içinde
olduğum için ayak uydurmaya çalışırken ben mi daha çok zorluyorum bilemiyorum.
Ortada bir saçmalık var hadi hayırlısı!
İş yerimi seviyorum ama bu aralar o kadar çok üzülüyorum ki.
Gururuma dokunan hareketler, ezilmeler, insanların beni ezmeye çalışması. Bütün
bunların içinde durup “Ben dört sene mühendislik okudum ya! Bunları biliyorum
sadece kendimi geliştirmeye ihtiyacım var.” dediğimde ise bünyem daha fazla bu
sıkıntıya dayanamadı ve dudağımdan uçuk çıkardı. Geçen hafta çarşambadan beri,
üzülüyorum. Aslında “hiçbir şey için değmez!” diyorum ama sonrada kafamda üç
sene verdiğimi hatırlıyorum. Bir senesi bitti ve geriye kaldı iki senesi.
Yazmak istiyorum, içimi dökmek ama olmuyor. Bütün ilhamım gitmiş gibi
hissediyorum.
Aslında ne yaşıyorum biliyor musunuz?
Yetkim yok.
Sorumluluğum yok.
Benden bir şeyleri başarmamı istiyorlar, kendimi
geliştirmemi ama bunun için görev ya da bir şey üstlenemiyorum. Çünkü gene ilk
maddeye dönüyoruz: “Yetkim yok!”
Saygı için bir şeyleri başarmam gerekiyor, biliyorum ama
yaptıklarım sadece kâğıt üstünde kalıyor. Ben yapıp yapıp bir yere koyuyorum. O
koyduğum yerden açıp bakan, okuyan ya da inceleyen var mı acaba çok merak
ediyorum?!
Uygulamaya geçmedikçe üzülüyorum. Üzüldükçe ve diğer
fabrikalarda benim görevimi benim kadar eğitim almamış hatta bilmeyenlere verip
sonra onları eğitmekle zaman geçirdiklerini gördükçe kanıma dokundu, guruma
dokundu. Onlar giderken ben dönmüştüm ama bu sayılmıyor. Sayması gereken kişi
üç maymunu oynuyorsa yapacak bir şey yok! Ondan umudumu kestim ben! Şimdilerde
burada benim onları ezdiğim ya da düşmanları olduğum sanılıyor.
Benim adım Z.S. ise
bende bu oyunu bozarım! (Tatar Ramazan’a bağladım hehee).
Hırs ettim arkadaş
ya!
Yıllar olmuştu savaş başlatmayalı. İçimdeki bu ateş yanmayalı
uzun zaman olmuştu. Şimdi iş yerinde bu hırsı yaşıyorum. Yaza kadar bu şekilde
devam edip, çalışacağım. Kendim için bir şeylerin peşinde ben koşuyorum. “Ben
buyum!” diyorum zorla ve bu tekerin benim istediğim şekilde fabrikanın yararına
dönmesi için çalışıyorum. Yazın kafamı dinlicem bir haftalık tatil planlıyorum.
Sonrasında döndüğümde enerjik başlayacağım ve bir ay! O bir ayın sonunda hala
bir şey olmazsa konuşmamın zamanı gelmiştir. Mayıs – Haziran – Temmuz aylarında
arşivimi oluşturacağım.
Fasona git takip et,
etüdünü al, oranın hattını dengele, bizi denetle ama yetkin olmasın!
Saçmalığı siz bulun.
“Zaman” deme bana. “Sabır”
de!
Herkes sabret diyor
çünkü.
Çok istediğim yer burasıydı. Bu oda. Ama şimdi önümde bir
duvar var. Bu duvarı yıkmak için ise gerekeni yapacağım.
Hadi Z.S. neydi bizim
sözümüz:
“Nefes alıyorsak umut
var demektir.”
xoxo







