13 Ağustos 2015

Dağlar Mı Yollar Mı?!


 “Zaman”
Zaman ne kadar çabuk geçiyor dostum!

Sevgilimden ayrılalı 25 gün olmuş bile. Evet, ayrıldım ben. Yeniden bitti. Bitiyor ama hayat devam ediyor. Bir sürü “ama”lı cümleler kurup asıl söylemek istediğimizi ilk cümlede söylüyor sonrada inkar ediyoruz. İş yeri stresi, arkadaş dırdırı kaprisi, patron istekleri, sporuydu, eviydi derken iyice bin parçaya bölündüm. Yazılarımı bile adam akıllı aklımı toplayıp yazamıyorum. Yazdıklarımı yayınlayamıyorum.

Dün Karşıyaka’daydım. İzmir’i bu seferde oradan izliyim dedim. Her gece ışıklarıyla biraz daha güzel olan şehrimin her yerinde bir anım olduğunu fark ettim. Zamanla İzmir’de köy gibi geliyor. Herkesi tanıdığın şehir görünümlü köy. Her kafesi, balıkçısı, kayalıklarıyla karış karış gezdiğim bu yerde çevrem genişledikçe kiminle takıldığım, kiminle konuştuğum, ne yaptığım iyice izlenir oldu. Rahatsız mıyım?! Eskiden olsa hayır derdim, izlenmek hoşuma giderdi çünkü.

Ama şimdi?
Şimdi istemiyorum. Bütün bu kalabalıklardan, farkında olmaktan kaçmak istiyorum. Sanırsam hayatım boyunca da hep bunu isteyeceğim.

KAÇMAK!

Bunun peşinde hep arayış halinde gezineceğim. Bulur muyum? Belki.
Bulamazsam da bu uğurda savaş vermiş olacağım.

Günler geçiyor işte. Keşke diyorum gene bir sırt çantasıyla yollara düşebilsem. Zaman, yürüyerek geçse gitse bitse. Korkuyorum hem yıllarımın bu kısır döngünün etrafında geçmesinden hem de korktukça hırslanıyorum. Yanında ben, gerçek Z.S. olabildiğim kişiden ayrılınca bu kısır döngüye yeniden dönmüş oldum. Belki de bundan bütün korkularım ve yeniden ortaya çıkan bu durumdan rahatsızlığım.

Saat 08:14.
Mesai başlar.

xoxo

20 Temmuz 2015

Başarısız Deneyimler


Ne kadar oldu ya da ne kadar zamandır bu moddayım bilmiyorum.
İnsanlar ilk seferinde ya da en fazla üçüncü seferinde bulur aradığını ama ben?!
Bu kaçıncı oldu artık saymıyorum.
İğrenç bir insanım zaten bunu da kabul ediyorum.

Karadeniz turum bitti (Size ayrıntılı gezi notlarımı yazacağım. Öncelikle fotoğraflarımı düzenlemem gerek tabi. Ya da ilk ilk önce bunun için zaman bulmam gerek.). İşe geldim. Üç gün çalışıp yeniden bayram tatiline girdim. Tatili, sıcak kumları, denizi, kitaplarımı, gece hayatımı, arkadaşlarımı ve PİKO’mu oralarda bırakıp işe gelmek bu sabah çok koydu bana. İşin tuhaf yanı yapacak çok işimin olması. Doktorlara gideceğim, alınacak malzemeler, PİKO ve NAZ’ın alınacakları, evin toplanması, yıkanacaklar ve tabi fasonlara gitme durumu. İşim var da var yani anlayacağınız.

Bütün bunların yanında bir insanı bir haftada tanıyamayacağınızı da anlıyorsunuz. Ben anladım. Hayat birisiyle eğlenmekse ben onu iyi yapıyorum ama ona kapılıp yol almaksa bütün maddelerini inceliyorum. Eskiden incelemezdim ama baktım top ayaktan ayağa yuvarlanır oldu, direksiyonu elime aldım genç!

Yavaş yavaş “Z.S. abla” olmaya başladım. Yalnız. İç dünyasında fırtınalar kopan. Yazılar yazan ama aklını toplayamayan. Monoton hayatında bir yer bulmaya çalışan Z.S.

Öldüğümde taşıma “Hayatı kafasının dikine göre yaşardı.” yazsınlar istiyorum.
Çünkü tamda bu şekilde yaşıyorum.

Evlenmek? Bana ne kadar uzak bir terim. Ama hiç düşünmeden yurtdışına gidip de yerleşebilirim.

Yalnızlık var orada diyorlar. Sanki burada yok!
Yeni bir hayat kurmak daha zor diyorlar. Sanki burada kolay.
Kendini ispat etmek zorunda kalacaksın diyorlar. Burada daha fazlasını yapmak zorunda kalıyorsun.

Gitmek mi kolay kalmak mı inanın bilmiyorum. Şu beş ayda hayatıma soktuğum, çıkardığım, flört ettiğim erkeklerin biride normal değildi. Ya dinleri, ya mezhepleri, ya düşünceleri, ya çocukları, ya sevgilileri vardı. İnanın özenle seçmiyorum ama bendeki dengesizlik etrafıma da yayılıyor bence. O ışık neyse kıramıyorum onu.

Şöyle kocaman kahkaha atmaya ihtiyacım var. Şuh ya da mutlu kahkaha hiç fark etmez. Eğlenmek istiyorum. Bütün bu adamları unutmak, aşkın bir gün son noktaya geldiğini bilip bilmemezlikten gelmek, ilk günkü tutkuyu istiyorum. Keşke her şey o ilk günkü tutkuyla kalabilse. Bir şey biterken bittiğini hissediyorsun ya işte en çok o koyuyor insana. Elinden bir şey gelmiyor. Sevgin azalmıyor ama saygı, sevginin yerini alıyor. Uzaklaşıyorsun o kişiden, o hayattan. Ama bir yandan da şehrin her sokağı sana onu hatırlatıyor. Bu kadar uzun, bu kadar dolu yaşamak belki de sonu daha da hızlandırıyordur kim bilir?!


xoxo

22 Haziran 2015

Pazartesi Sendromu


Sabah uyanamamak ve işe gelmek zorunda olmak off!

İlk kez bu kadar salak gibiyim. Sabah panjurun arasından odama vuran gün ışığı, hafif serin hava, biraz daha uyuma isteği doğuran durum. Kalktım, giyindim ve servise bindim. Servise biner binmez de uyumaya devam etmişim. “-meşim.” diyorum çünkü o anları hatırlamıyorum, deliksiz uyumuşum. Gün nasıl geçti onu da hatırlamıyorum. Hala geçmedi!

Saat, iş çıkışına gelse de ben günü yaşayamadım. İçtiğim kahveler, yediğim yemekler benim uykumu açmaya yetmedi. Şimdi de spora gitmem gerek. Spor hocam bugün başka bir hoca olduğu için rahatım. Spordan sonra daha bir enerjik oluyorum. Adrenalin dolayısıyla galiba.

Karnım aç değil. Sadece uyumak istiyorum. Belki iş çıkışı uyurum biraz.

Yaz sezonu İzmir’e çoktan geldi. Deniz soğuk ama olsun biz giriyoruz. Arkadaşlarla geçen eğlenceli ve bir o kadar da hızlı hafta sonundan sonra bu yaşadığım yorgunluğa şaşmamalı aslında.

Ayy başım!

İç suyu, iç suyu ve ayılmaya çalış Z.S.!
Bir gece önce alkol alırsın ve ertesi günün böyle manyak gibi geçer ya aynen öyleyim.
Alkol alsam gam yemicem ama bedenen yıkılıyorum.

Siz siz olun bu kadar ordan oraya koşturmayın!

xoxo

17 Haziran 2015

OHA!


Oha o hisse kapıldım şu an!

Teker teker üniversiteden arkadaşlarım, çocukluk arkadaşlarım ve şimdi de iş arkadaşlarım nişanlanmaya başladı. Hatta evlenenler bile var. Bu kadar sık olması bende şok etkisi yarattı doğal olarak. Geçen sene evlenenler bu yıl hamile.

O zaman, o kara hissi hissetmemin zamanı gelmiş.
Hissettim.
Yüzümde bir yanma oluyor. Şimdi saç diplerim de yanıyor.
Kulakların o muhabbetleri dinliyor.

Anı yaşıyorsun ama o an kendini düşünüyorsun. Millet dinlemediğini anlamasın diye hafif hafif sırıtıyor ve tebrik ediyorsun.

Hissettim. Şu an evlenemeyeceğimi hissettim. O kişi orada bir yerde ama bana gelmiyor.

“Anı yaşa Z.S.”
O özgür kız değil miydin sen?!
Hani bir sırt çantasıyla her yeri gezen. Kim ne derse desin gene de bildiğini okuyan o dik kafalı koç burcu kadını değil miydin peki?

Asi, serseri ruhum şimdilerde kafayı buna taktı. Yalnızlıktan hem korkuyorum hem de korkmuyorum. İnsan zaman geçtikçe düşünmeye başlıyor. Acaba benim çocuğum olsa nasıl olur? Olmalı mı? Ne zaman olur? Kimden olur? Güzel mi yoksa yakışıklı mı olur? Bakabilir miyim? Ona benim yaşadığım gibi güzel bir hayat sunabilir miyim? Ona yetebilir miyim? Pişman olur muyum? Sorular sorular. Aklımda deli sorular modundayım. İşlere odaklanırken bir anda yalnız kalıyorum. Gece araba kullanırken şehrin ışıklarını görüyorum. Hem hüzünleniyor hem de orada hayatın devam ettiğini hissettikçe mutlu oluyorum. Bir evim olduğu, ailem olduğu, sevenim olduğunu düşünüyor, biliyor ve içimde o ateşi hissediyor ve iyi ki burada yaşıyorum diyorum.

Kafamda planlar var. Yakın zaman ve uzak planlar. Yakın olarak 5 Temmuz’da gideceğim Karadeniz Turu yaklaştıkça heyecanlanıyorum. İşler güçler derken iznimi tasarruflu kullanmak zorundayım. Uzun planlar yaptım.

Şimdi işlerime dönüyorum. Artık sesim daha çok çıkıyor. Saygımın, eziklik olarak algılanmasına üzüldükten sonra bende dişimi çıkarmıştım şimdi de pençelerimi.


xoxo

2 Haziran 2015

Hayvan Sevgisi “Kedicikler Minikler”

İş yerindeki minik kediciği daha doğrusu kedicikleri sahiplendim. Annelerini zaten sahiplenmiştim de yavrular şimdi bana bonus oldu J

Aslında iki tane yavru kedimiz vardı. Kışın onlara bakıyordum. PİKO’nun yemediği kuru mamaları getirip onlara veriyordum. Daha sonra İstanbul – Akhisar derken bir geldim ki benimkiler büyümüş ve şimdi bir tanesi iki tane daha doğurmuş ve gitmiş. Yani eskiler büyüdü gitti, elimizde siyah beyaz ve beyaz gri iki yavru kedi kaldı. Anneleri yok (Solda fotoğrafını gördüğünüz anneleri oluyor.).






En fazla iki aylık olan bu kediciklere gene PİKO’nun yemediği kuru mamaları getiriyorum (Sağdaki fotoğrafta yavrulardan birini görüyorsunuz. Bu cin olan hehee.).

Bizimkinin burnuna koymadığı mamaları valla tek seferde yiyorlar. Haspama en kaliteli mamaları alıp paralar döktüğüm için bekledikçe bozulacağına işe yarasın bari.

Bu hafta onları güzelce besleyip göbiş yaptıracağım. Kuru, kemikleri sayılacak yavruların o kadar zayıflar açlıktan. İyice doyup oyun ve yatış hallerini alana kadar yedir Z.S. heheee :)

Sonuç olarak;

* İş stresi,
* Aile stresi,
* Para sıkıntısı,
* Kilo verme çabası, sporu,
* Arkadaş kaprisi,

Şehir gürültüsü derken cumartesi kaçtım yazlığa gittim. Ohh iyi geldi. Bahçede gülleri kestim, verandayı temizledim. Kitap okudum, denize girdim. Bugün Salı hatta Haziran’ın 2’si! Ne zaman 2015’e girdik ve ne zaman yılı yarıladık anlamadım ben.

İçinizdeki hayvan sevgisinin eksik olmadığı, havanın ısınmasıyla artan mutluluğun daha çok arttığı güzel bir yaz diliyorum.


xoxo

27 Mayıs 2015

Bir Derbi Birleştirir Ya Da Ayırır İki Kişiyi


Zamanla sen yükselirsin o yerinde kalır.
İlerlemez.
Zamanında verdiği bütün sözleri unutur.
Gerçekleştiremez.

Çalışırken aklıma geldi bu yazı.

Whatsapp’daki durumumu görüp mesaj attı önce. Anlamadım ben. İhtimal vermedim hiç. Hatta telefon numarasını silmemiş olmam onu unutmadığım için değildi. Sadece mesaj atarsa kim olduğunu bileyim diye tutuluyordu listenin sonunda. Ara ara mesaj atar bana. Laf atar. Pişmanlığını dile getirir. Neden aldattığını söylemez ve inkâr eder ama sonra gene başlar, döner, pişman olur. İltifatlar eder ve o çapkın gülümsemesini yollar. Artık kanmaz Z.S. Kanamaz bu kız hem de hiç. Bir daha eskisi gibi olmayacak bilirim. Denemem artık. O günü ne unutabiliyorum ne de yaşadığım şoku, acıyı. Derbi için iddiaya girdik. İçimden geçirdim. “Hadi GS! Kazan şu maçı. Benim için kazan. Her seferinde yeniden intikam alıyorum. Bunun için bana destek ol.”

Geçen gün derbiyi GALATASARAY kazandı.

Mutlu oldum mu hem de çok!  Edepsiz mesajını ekran görüntüsü olarak ona geri yolladığımda sustu sadece ve “Takımımı savunuyorum.” diyebildi.

Asla geri adım atma!
Pişman olma ve önüne bak.
Bırak sana “Ojeni, bile sürerim, yanına al beni.” desin.
O gün geliyor. Yavaş ama geliyor işte.

Zaman geçtikçe acın azalıyor. O his var ya hani içinde kopan bir şeyler olan, onu düşündükçe burnunun ucunda oluşan o his ve dudaklarını titreten işte o gidiyor. Geriye tek kalan yaşadığın şok, 64 beğeni ve senin aslında o an kimsenin bilmediği ikinci kadın olduğunu öğrendiğin an kalıyor.


xoxo

22 Mayıs 2015

Selamlar Olsun Ey Okuyucu!



Selam,

Hayatta yeni şeyler oluyor. Sende ayak uydurmaya çalışıyorsun.

İş stresini nasıl yeneceğimi çözdüm: Gülerek!

Bol bol gülüyorum. 21TL'lik kalemimin arkası bantta düştü kayboldu ve şimdi 1TL gibi görünse de gülüyorum.

İş yerinde oturduğum masamı, etrafımdaki rafları düzenledim. Mum gibi oldu. İşte şimdi "Burası benim yerim." diyebildim. Daha bir sahiplendim. Ne kadar florasan altıda olsa olsun. Yapacak bir şey yok.

İş hayatı zor dostum heleki anlaşamadığın kişi patronun olunca. Onunla da anlaşacağım, eminim. Çünkü onunda zayıf noktasını buldum! Şimdilik sır. Hışşştt...

Sevdiğin adamı sevmeme ihtimalin zamanla olur mu? Hiç yaşamadım, korkuyorum. Ara ara aklıma "Ben olmasam kiminle olurdu acaba?" diye düşünceler geliyor falan filan.

Bol bol dedikodunun içinde kalıyor, Bülent Ortaçgil dinliyor, spor yapıyor, PİKO ile uyuyor, diyetime sıkı sıkı uyuyor ve kitaplarımı okuyorum. Kilo verdim heheyt :)

İşe güzel giyip geliyor, bol bol nazar boncukları takıyorum.


Birazdan işten çıkıp denize gideceğim. Sezonumu açmak gibi bir niyetim var.

Sizden gelen mailleri okuyup cevaplamayı seviyorum.
Yazın bana ;)

xoxo

15 Mayıs 2015

Dayanamıyorum!


Ne yapsam bilmiyorum.
İnsanlar bir şeylerden ya da birilerinden güç alır, bir şeyler başarır.
Hedefler koyar.
“Düşsem de kalkmam için bana el verip, kolumdan tutacak insanlar var etrafımda.” der.

 Ama benim öyle bir durumum yok! Kalabalıklar içinde yalnızlığı yaşıyorum. O gücü hissedemiyorum. Hiçbir zamanda hissetmedim. Ya kendim vardım ya da benim hedefim.

“Aile” diyoruz, onları düşünmek istiyoruz. Ama bir şeyler zorla olmuyor işte. İyiymiş gibi davranmak bir zamanda sonra patlıyor. İşin stresini yüklenmişken artık kimsenin nazını, tavrını, tribini çekemiyorum. Bu ailemde olsa aynı şey geçerli. Onlar beni “ben” olarak görmek istemiyorlar. Hep bir yalan, hep bir duvar var aramızda. Benim onlara karşı tavrım, onların bana karşı düşünceleri derken artık eve geldiğimde başkası olmaktan yoruldum. En yakınım dediğin kişilerle konuşup mutluluğunu paylaşabildiğini düşünüyorsun. Ama onlarda sana sırt dönüyor.

Seni, sen olduğun gibi, konuşmanla, davranışınla, sözlerinle kabullenen biri olduğunu düşündüğün arkadaşın bile sana yeri geliyor “Bunu ikinciye yapıyorsun, uyarmıştım. Üçüncüde cidden sana tepkim çok farklı olacak.” diyebiliyor. İster tehdit de ister uyarı ama ben kırıldım arkadaş! Uyarmak nedir? Neden birini uyarırsın? Herkesin hayat gayesi var. Mesajı gördüğümde çok üzüldüm, şaşırdım. Ne demek ister diye düşünmedim çünkü açık ve netti. Anlamamak için salak olmak gerekiyordu. Bitecekse bitsin dedim içimden. “Sen bilirsin. Bir şey diyemem.” dedim ona karşı.

İnsan annesine karşı neden seviyeli olur? İnsanın en yakını annesi olmalıdır diye biliyorum ben. Her şeyini paylaştığı, dizinde ağladığı insan değil midir annesi? Benim neden öyle değil acaba? Çocukken bütün sert tavırlara, bağırmalara, şiddete dayanıp hırs ediyorsun. İleride bunları yaşamayacağım ve çekip gideceğim diyorsun. Zaman geçiyor ve bu hırsla mesleğini seçiyorsun. İş yerindeki her türlü muameleye dayanıyorsun. Ne için? İlerideki yaşantın, o küçük kızın acılarını dindirmek için. Ama bir zamandan sonra dayanamıyorsun. Sıkıntılara değil, bu tavrın yıllarca sürmesine. Artık kaldıramıyorsun. Büyüdün çünkü. Yaşlandıkça insanların alıngan olmasına alış diyorlar ama alışamıyorsun çünkü onların bu tavrını sen yıllardır yaşıyorsun. Annemin her kavgada ona aldığım hediyeleri başıma kakmasından, “Al bunları, sana ait bir şey istemiyorum.” demesinden, çocukluğundan, kendini küçümser tavrıyla konuşmasından, karşımda yüzünü büzüştürüp taklit yaparcasına beni kızdırmasına, artık her kavgada rest çekmesine dayanamıyorum.

Dün gene o büyük kavgalarımızdan birini yaptık.
Duyarsızlaşan Z.S. artık yoruldu.
Gitmek istemek bu kadar içten olmamıştı benim için.
Hatalarımla, kararlarımla bambaşkayım artık.

3 şeye kızarım hayatta;

* Emrivakilere,
* Bana sorulmadan benim adıma bir şeyler yapılmasına, alınmasına ve sonra kabul etmemin beklenmesine,
* Son dakika planda değişiklik yapılmasına dayanamıyorum. Çok kızıyorum!

Bunları yapma, gel ciğerimi ye!


xoxo

13 Mayıs 2015

Eski Z.S. Geri Dönüyor!


Dönüyoooorrrr!
O eski Z.S. geri dönüyor!

Dün akşam döndüm hatta dün gece diyelim. Ha hayat çok mutluyum ulen =) İnsanın mutlu olması, dans etme isteğini yeniden hissetmesi güzel bir duyguymuş. O aşk böceği, çöpçatan ve sezgileri güçlü kızı özlemiştim gerçekten. İş hayatı beni sersem ederken dün içimdeki o kız uyandı heheyt =)

Dün arkadaşın doğum gününe gittik, yanımda da sevgilim oturuyoruz. Daha doğrusu sevgilimin arkadaşının doğum günü olduğu için masadaki kimseyi tanımayan ben vardım. Y. sadece iki kişiyi tanıdığını diğerlerini bilmediğini söyledi. Neyse kenem oturuyoruz, kalabalıklaşıyoruz ama kimseyi tanımıyorum derken zaman geçmiyordu. Biraz önce D&R’dan aldığım “Sabahattin Ali – Kürk Mantolu Madonna” kitabını okumaya karar verdim (Bu kitabı da eskiden okumuş, sevmiş hatta herkese önermiş ama kendim okumamıştım. Nasip düneymiş). Y. “Bende seninle okuyacağım.” deyince biz başladık yarışa ;)

Tabi kim kazandı bilin bakalım???
BEN!
Heheee =))

Hemen mızıkçılık falan yaparken onun kitap okuyan halini izledim biraz, yüzünü, dudaklarının kıvrımını ve ciddi ifadesini. Sonra öptüm onu. Yanağına küçük bir buse kondurdum (Yazar burada utandı.). Ve öylece baktım ona.

Romantik anımı yazdıktan sonra masadakiler bol kalorili yemeklerini sipariş ettiler ve yemeye başladılar (Diyete devam. Azim!). Kimler geldi oturdu anlamadan bir anda kalabalıklaştık ve sonunda doğum günü çocuğu geldi heyooo!!!

O bu derken şunu yazmasam olmaz; ya millet çok orijinal. Benim bildiğim doğum günlerinde doğum günü çocuğuyla fotoğraf çektirilir, o baş kahramandır ama yookkk!! Millet sevgilisiyle selfie çekti durdu. Çok gereksizdi. İnsanlar zamanla değişiyor arkadaş!

Konumuza dönersek, ya ben ne anlatıyordum??? Hmm..
Hatırladım.

Evet, sonunda dayanamadım ve “Y., ben bu kızdan hoşlanmadım.” dedim. Seninkine bir kal geldi. Durdu. Sonrada sırıttı imalı imalı. “Noldu?” dedim, “Ne var?!” O sinir olduğum kız zamanında benimkine çıkma teklif etmiş, diğer kızla ise bir ay falan çıkmışlar ve sonra ayrılmışlar. İki kızında sevgilisi vardı masada.


Buradan ne çıkarıyoruz;

1- Kadınlar her şeyi hisseder. Kaçış yok! Ki bu kadın Z.S. ise kesin hisseder zaten ;)

2- Bana yalan söylemek yok ve iyi ki de yalan söylemiyor.

3- Eğer bir kadın yanında sevgilisi varsa sevgilisiyle ilgilenecek! Eğer eski hoşlandığı/çıktığı biri masadayken ona bakıyorsa “Onu unutamamış.” demektir. Bakışlarını yakalayan Z.S. asla affetmez!

Bilmeden sevgimi gösteren ben, bildikten sonra kızlara nasıl baktım bilmiyorum ama giderlerken bize iyi akşamlar demediler. Amannn çokta fifi (Bu lafı kullanmayalı aylar olmuştu.).

4- Her buluşmaya güzel gideceksin. Sen kadınsın. Kiminle nerede karşılaşacağın hiç belli olmaz. Bunu dün akşam bir kez daha anlamış olduk.

Dün buluşmaya gitmeden önce içim kıpır kıpırdı. Nedenini bilmediğim bir heyecan vardı. Kızları öğrendikten sonra o çarpıntım gitti. Daha çok sarıldım, daha çok öptüm. Manzarayı izledim. Bu şehri daha çok sevdim. “Ben buyum.” dedim.

Ben buyum işte!
Beni mutlu eden bu hisler, bu dokunuşlar, bu bilgiler, bu yaşantı.
İşe geldim şimdi. Daha çok çalışıp yerimi sabitlemek ve bu olduğum kişiyi korumak istiyorum.

xoxo

11 Mayıs 2015

Doğuş Otomotiv Trafik Hayattır!

Önemli olan ne kadar hızlı vardığınız değil, nasıl vardığınız... 
Trafikte aşırı hız yapmayın! Çünkü Trafik Hayattır!


Aşırı hız son yıllarda kazaya sebep olan unsurların başında yer alıyor. Özellikle gençlerin yaptığı trafik kazalarının çoğu aşırı hız nedeniyle meydana geliyor. Doğuş Otomotiv’in kurumsal sorumluluk markası Trafik Hayattır, ‘aşırı hız’ı konusunu ana mesajları arasına alarak projelerini kurguluyor.

Dünya Sağlık Örgütünün raporuna göre trafik kazalarındaki ölümlerin yaş grubu analizinde diğer ölüm nedenleri arasında 15-29 yaş grubu birinci sırada yer alıyor.   Bu durum gençlere yönelik trafik güvenliği kampanyalarının acil olarak arttırılması gerektiğini gösteriyor. Trafik Hayattır platformu bu noktada çok önemli inisiyatifler alarak önemli projeler geliştirdi; 4 senedir devam eden Trafik Güvenliği Uzaktan Eğitimi projesinin üniversitelerde seçmeli ders okutulmasının yanı sıra, 2014 yılında radyolarda yer alan ‘aşırı hız’ radyo spotu da dikkat çeken bir diğer proje oldu. İki projede birçok önemli ödül aldı. Bu ödüllerden en çok gurur veren ise 2014 Birleşmiş Milletler Genel Kurultay’ın da iki projenin Avrupa’da trafik güvenliğiyle ilgili örnek uygulama seçilmesi oldu.



Trafik Hayattır, ‘aşırı hız’ ile  ilgili projelerine yenisini ekledi ve her birinde farklı trafik güvenliği mesajlarının verildiği bir animasyon serisi üretti. Aşırı hız konulu animasyonda her gün trafikte rastladığımız hatalar vurgulanıyor.  Çocuğunu almaya giden bir babanın trafikte kalmasını ve sonrasında hız yaparak girdiği emniyet şeridinde kaza yapmasını anlatan animasyondan hepimizin çıkaracağı dersler var.
Bir boomads advertorial içeriğidir.

8 Mayıs 2015

Karmaşıklık Sorunsalı


Bazılarının ayakları vardır her ayakkabıda güzel durur.

Güzel durur, ayakkabı ayağını vurmaz. Mevsim ve sezon değişimlerinde çıkarır hoop bot giyer, hop çizme giyer, yaz gelir sandalete geçer, terlik giyer. Sandalet giyer bileğini vurmaz, terlik giyer parmak arasını vurmaz. Topuklu giyse ya da babet giyse o babet ayağında palet gibi durmaz, topuğu ayakkabıdan çıkmaz. Bot giyse ayağını sıkmaz. Parmağı nasırlanmaz, o acıyı bilemez, zorluğunu yaşamaz. Fena halde bu aralar mevsim değişimi ile gelen ayakkabı acısını yaşıyorum. Fena taktım arkadaş!

Ananas!

Bu aralar sardığım bir diğer olayım. Her öğünde yiyorum maşallah. Ama öyle dilimlerce değil. İlk yediğimde ağzımı kaşındırdı zaten. Bir de yara yaptı ayyy narin benim ağzım işte naparsın prenses ağzı olunca böyle oluyor hehee =)

Olayımız şu; benim bazal metabolizmam 1286 kalori yakıyormuş yani hiç bir ek hareket yapmadan bu kaloriyi yakıyorum. Daha fazlasını yersem kilo alıyorum. Bunu fark etmemle aydınlanmam bir oldu arkadaş! Şimdi kendime beni çok yormayacak, enerjimi de çok düşürmeyecek bir beslenme programı yaptım ve arada kalori farkı oluşturup kilo vermeye başladım. Önce kendi üzerimde bir şeyi deneyip sonra paylaşıyorum. Yemeklerimi artık doğal olarak evden getiriyorum. Yemekhaneden yemeyi bıraktım. Kendim getirince hem doyuyorum. Üniversitedeki zamanlarıma dönüş yaptım desem yeridir. Hadi inşallah!

Allahım, ben bugün neden gömlek giydim ki?!?!?!?!
Üretim çok sıcak!
İzmir’e gelen sıcaklarla gününüz hayrolsun =)



Hayatımın bir gününü özetlemem gerekirse, sabah 6 da kalk, duş al, giyin, PİKO’yu sev ve su ver, NAZ’a yem su ver, kahvaltı yap, dişini fırçala, makyaj yap ve işe yemek götürmek için onu hazırla, çık servise bin. İşe gel. Çalış çalış çalış ve eve akşam 7 de gel. Yemek yap. Çamaşır, bulaşık varsa yıka, evi topla, süpür, PİKO ile oyna ve dinlen sonra uyuyakal, sız =) Sabah gene aynı döngü. Üç güne bir iş çıkışı spora git. Orada eğlen. Dönerken market alışverişi yap çünkü sonra zaman kalmaz biliyorsun ;)




Arada kendime boş zaman yaratmaya çalışıyorum.
Kitap bitirmeye, dizi izlemeye, spor yapmaya, para biriktirmeye çalışıyorum.

Bu yaz Karadeniz Turu gibi bir planım var. Arkadaş bulamayınca ailemi aldım yanıma bakalım. Umarım hayalimdeki gibi geçer, eğlenir ve anın tadını çıkarırız.


PİKO’yu emanet edeceğim bir yer buldum. Umarım orayla da anlaşırım da düğme burnumun psikolojisi bozulmaz.

Cumarteside bir aksilik olmazsa yarın Akhisar şirket pikniğine gidiyorum tabi günün sürprizi PİKO olacak. Hayvan kalabalığı görünce görcem onu ben hahahhaaa =)

Yoğun muyum? EVEEETTTT!
O zaman işe dön genç Z.S.!


xoxo

5 Mayıs 2015

Dayan Z.S. ! “Hak & Hukuk”


Arada düşünmüyor değilim. Aslında hep düşünüyor, hep yazıyor ama kendime zaman ayıramıyorum. İş hayatı mı zor yoksa koşuşturmacanın içinde olduğum için ayak uydurmaya çalışırken ben mi daha çok zorluyorum bilemiyorum. Ortada bir saçmalık var hadi hayırlısı!

İş yerimi seviyorum ama bu aralar o kadar çok üzülüyorum ki. Gururuma dokunan hareketler, ezilmeler, insanların beni ezmeye çalışması. Bütün bunların içinde durup “Ben dört sene mühendislik okudum ya! Bunları biliyorum sadece kendimi geliştirmeye ihtiyacım var.” dediğimde ise bünyem daha fazla bu sıkıntıya dayanamadı ve dudağımdan uçuk çıkardı. Geçen hafta çarşambadan beri, üzülüyorum. Aslında “hiçbir şey için değmez!” diyorum ama sonrada kafamda üç sene verdiğimi hatırlıyorum. Bir senesi bitti ve geriye kaldı iki senesi. Yazmak istiyorum, içimi dökmek ama olmuyor. Bütün ilhamım gitmiş gibi hissediyorum.

Aslında ne yaşıyorum biliyor musunuz?

Yetkim yok.
Sorumluluğum yok.

Benden bir şeyleri başarmamı istiyorlar, kendimi geliştirmemi ama bunun için görev ya da bir şey üstlenemiyorum. Çünkü gene ilk maddeye dönüyoruz: “Yetkim yok!”

Saygı için bir şeyleri başarmam gerekiyor, biliyorum ama yaptıklarım sadece kâğıt üstünde kalıyor. Ben yapıp yapıp bir yere koyuyorum. O koyduğum yerden açıp bakan, okuyan ya da inceleyen var mı acaba çok merak ediyorum?!

Uygulamaya geçmedikçe üzülüyorum. Üzüldükçe ve diğer fabrikalarda benim görevimi benim kadar eğitim almamış hatta bilmeyenlere verip sonra onları eğitmekle zaman geçirdiklerini gördükçe kanıma dokundu, guruma dokundu. Onlar giderken ben dönmüştüm ama bu sayılmıyor. Sayması gereken kişi üç maymunu oynuyorsa yapacak bir şey yok! Ondan umudumu kestim ben! Şimdilerde burada benim onları ezdiğim ya da düşmanları olduğum sanılıyor.

Benim adım Z.S. ise bende bu oyunu bozarım! (Tatar Ramazan’a bağladım hehee).
Hırs ettim arkadaş ya!

Yıllar olmuştu savaş başlatmayalı. İçimdeki bu ateş yanmayalı uzun zaman olmuştu. Şimdi iş yerinde bu hırsı yaşıyorum. Yaza kadar bu şekilde devam edip, çalışacağım. Kendim için bir şeylerin peşinde ben koşuyorum. “Ben buyum!” diyorum zorla ve bu tekerin benim istediğim şekilde fabrikanın yararına dönmesi için çalışıyorum. Yazın kafamı dinlicem bir haftalık tatil planlıyorum. Sonrasında döndüğümde enerjik başlayacağım ve bir ay! O bir ayın sonunda hala bir şey olmazsa konuşmamın zamanı gelmiştir. Mayıs – Haziran – Temmuz aylarında arşivimi oluşturacağım.

Fasona git takip et, etüdünü al, oranın hattını dengele, bizi denetle ama yetkin olmasın!
Saçmalığı siz bulun.
“Zaman” deme bana. “Sabır” de!
Herkes sabret diyor çünkü.

Çok istediğim yer burasıydı. Bu oda. Ama şimdi önümde bir duvar var. Bu duvarı yıkmak için ise gerekeni yapacağım.

Hadi Z.S. neydi bizim sözümüz:
“Nefes alıyorsak umut var demektir.”


xoxo

27 Nisan 2015

Soma’daki “Toplumsal Dönüşüm Projesi” Onlarla Hayat Buldu!

Soma İçin Bir Olduk:  Hepsi bizim yakınımızdı ki…

Allianz Türkiye, sivil toplum örgütleriyle el ele vererek, bölgede etkilenen vatandaşlara ulaşabilmek, onların yaralarını sarmak ve yeni başlangıçlarını desteklemek için Soma’daydı. Soma’da 2014’te gerçekleşen ve ulusumuzu derinden sarsan maden faciasının ardından, Afetlerde Psikososyal Hizmetler Birliği (APHB) ve Bilim Kahramanları Derneği (BKD) ile işbirliği yapılarak “Allianz SomaDA”yı (Soma Dayanışma Ağı) geliştirdi.



Ertesi gün çocukların hiçbiri okula gelmedi...

13 Mayıs 2014, Çarşamba… Kömür madenleriyle bilinen Soma kasabasında meydana gelen elim facianın ertesi günü… Soma’da görev yapan öğretmenler “o gün bizim için çok zor başladı, çocuklarımızın hiçbiri okula gelmedi” diye anlatıyor. Öğretmen Emel Abadan “Öğretmenler odasında sürekli haberleri izliyorduk ve herkes ağlıyordu” diyor. Öğretmen Mustafa Sabur: “Çocuklar okula döndüğünde onlara ne söylerim diye içi içimi yiyordu. Derken bir gün Bilim Kahramanları Derneği’nden geldiler ve etkilenen çocuklar için bir projeleri olduğunu söylediler.”

Allianz SomaDA”yı kapsamında, BKD ile yapılan işbirliği sayesinde, Soma çevresinde, olaydan etkilenen 6 ilçedeki 16 okulun, Bilim Kahramanları Buluşuyor turnuvasına katılımı sağladı. 34 gönüllü öğretmen, 150’ye yakın öğrencinin oluşturduğu 17 farklı Allianz SomaDA takımını 4 ay boyunca turnuvaya hazırladı. Bu yolla, öğrencilerin normal hayata dönüşü desteklenirken, psikososyal ve kişisel gelişimlerine de katkı sağlanması amaçlandı.

Allianz SomaDA”nın bir ayağı da faciadan etkilenen ailelerin çoğunlukta olduğu Dursunbey’deydi. APHB ile yapılan işbirliği sayesinde, Dursunbey’de bir psikososyal destek merkezi açıldı. Çocuklara, yetişkinlere ve gruplara yönelik üç görüşme odası bulunan Dursunbey Psikososyal Destek Merkezi’nin hizmetleri, merkeze uzak bölgelere de ulaştırıldı.


Bir boomads advertorial içeriğidir.

14 Nisan 2015

İş Hayatı ...7 : Büyüyoruz Be Genç!


İş güç koşuşturmaca tam gaz gidiyor.

Bu sabah kampüs önünden geçerken geçen seneki kendimi düşündüm. Gözümün önüne geldi. Ne kadar çok zamanım varmış, ne kadar çok kendime ayırdığım günler, anlar varmış meğer. Kitap Fuarı geldiğinde ders çıkışı giderdim. Bazen arkadaşlarımla, bazen de kafam rahat bir kulaklık bir MP3 ümle. En güzel arkadaşım MP3 ümdü hala öyle gerçi ama işte en çok konuştuğum konu tekstil ve bantlarken insanlarla ise süre gelen işleri konuşuyorum. Sosyallik için hafta sonları doğa yürüyüşüne gidiyor, hafta içi de iki gün spor salonuna gidiyorum. Anca deşarj oluyorum desem. Doğada yürüyüş yaptığımda beş günlük vücudumda biriken bütün fabrikanın kötü havasını ve enerjisini atmış oluyorum. Pazartesi yeni haftaya dinç başlıyorum. Beni çarşambaya kadar götürüyor, idare ettiriyor.

Kafamda deli sorular beliriyor bu aralar. Sevdiğinle beraberken hayat pespembe sonra eve geldiğinde gerçek, kapıyı açmanla ortaya çıkıyor. Yalan söylüyorsun. Çevrene, en yakınına belki de arada kendine. Söylüyorsun işte dönüşün yok. Senin kabullerinle çevrenin kabulleri aynı değil çünkü. Ya hayatı onlara göre yaşayıp onların amaçlarına ulaşmak için yıllarını harcayacaksın ya da seni mutlu eden yerde olacaksın. Ben son cümlemi uyguluyorum. Kendi hayatımı yaşıyorum. Yalanlarımla, dolanlarımla, işte eşek gibi çalışmamla, diyetimle, sporumla, gülümsememle, yürüyüşümle ve kendi yöntemlerimle yaşıyorum.

İş hayatı beni çok sarstı. İyi anlamda. Üslup, konuşma mantığı ve her an değişen ortamlar, stresler… Kendine göre yaşarsan bazen olmuyor. Olması gereken zamanlar gelecek biliyorum ama bekliyorum. Hala öğreniyorum. Öğrenmeyi bıraktığım anda etrafımda yüzü asık ve umutsuzluğa kapılmış onlarca insandan biri olacağımı biliyorum. Günyüzü görmeden çalıştığım zamanlar oluyor. Bantın içinde etüt alırken oturmadığım (oturamadığım), zil ve paydos seslerini beklediğim, işçileri panjurumun arkasından gözlemlediğim zamanlar. Bir şeyi araştırıp sonunda sormayı, cevabı bulana kadar araştırmayı öğrendim ben. Ne uçan ne kaçan modundayım. Her işe yetişmeye çalışıyorum. Yapamayacağım işler içinde çaba harcayıp sonrasında yetişemiyorum diyorum. İşin sonunda “Başarısız, görevi yapamadı.” demesinler diye öğrendim bunu. Çünkü her işi üstlendiğinizde size zaman kalmıyor. Şu an bile zamanım yok. Yazılarımı geç yazıyorum.

Keşke diyorum gene Mainz’da olsam.
Wiesbaden’da mesela.
Şehir ormanında ağacın altında uzansam.
Dilimi bile bilmedikleri yerde özgür olsam.
İyi dileklerimle işe başlıyorum şimdi. Hızla geçen günleri yaşıyorum fakat saymıyorum.


xoxo

25 Mart 2015

İyi Ki Doğdum!


Güzel bir gün olsun. Hem de en güzelinden. İş için yorulayım ama eve geldiğimde huzuru bulayım.

Bugün benim doğum günüm!
25 Mart 2015.
Doğduğum yıl 25 Mart 1991.

24 yıl olmuş. Koskoca 24 yıl. Yaşlanıyorum be genç! Hayat hızla akıp gidiyor baksana. Bir sene olmuş mesela ben burada çalışalı. Neler sığdı, neler sığdırdın diye sorsana bana şu 24 yıla?!
Aşklarıyla, acılarıyla, stresleriyle, panikleriyle, kayıplarla, sevinçlerle, mutlulukla, kahkahalarla, gezmelerle tozmalarla, eşek gibi çalışmalarla, yeni yerler ve yeni tatlar kültürler öğrenmeyle, parayı harcamayla, para kazanmayla ve paranın kıymetini anlamakla, sevgiyle, ayrılıklarla, sevişmelerle, öpüşmelerle, okuldan kaçmalarla, dersi ekmelerle, yalanlarla, gerçeklerle, sizi keşfetmeyle ve yazmayı kendim için terapi olarak görmemle ve bunu benimsememle geçen koskocaman 24 yıl!

Kendimi seviyorum.
İşimi, mesleğimi seviyorum.
Ailemi seviyorum.
Hayvanları seviyorum.
Sporu seviyorum.

Şimdii kutlamaları alayım.
Ahahaha =)))


xoxo

22 Mart 2015

Soru???


Soru basitti aslında.
Cevabını ben çok düşündüm geriye kalan bir sürü soruyu düşündüğüm gibi.

Bu aralar çok düşünüyorum çokta soru soruyorum. Nedensiz, yersiz, biçimsiz sorular. Kendim sorup gene kendim cevaplıyorum.

O fikirlerini tartıştığım, uzun uzun konuştuğum adamı özlüyorum.
Felsefe yapmayı özledim.
Sabahlamayı özledim.

Uykularım kaçıyor. Uyumak için kitaplar bile çare olmuyor bana. Özlüyorum mesela bu aralar. Neyi özlediğimi bile bilmeden, çözemeden özlüyorum.

Ah nasıl bir duyguydu o?! Sana dokunduğunda içinin gıdıklanması mı, öpmesini isteme arzusu mu yoksa alışkanlık halini alması mı? Kendime güvenim ve güzelliğimle yapamayacağım bir şeyin olmadığını söylüyorlar. İnsanlar ilişkileriyle, evlilikleriyle, büyük umutlarla sanki başarı gibi bahsediyor. Nasıl yaşadığından kime ne ki?! Başkasına anlattığında aynı dedikoduya sen de maruz kalıyorsun. Zincir gibi gidiyor.

Durup düşünmek bu aralar herkesin ihtiyacı olan bir şey. Dört duvar arasında gidip gelerek dışarıdaki güzel güneşi kaçırmak istemiyorum. O eskiden yaptığım gibi güneşe uzanıp gülümsemeyi istiyorum.

Kapüşonumu kafama geçirmek mesela.
O dalgaların sesini yeniden duymak.
Yaşamak bu olsa gerek!
Yeniden ve yeniden aynı şarkıyı dinlemek.
Bıkmadan, sıkılmadan..

O üzülüp kumsala hızlıca gidip denize taş attığım günü S.’yi her gördüğümde hatırlıyorum. Sonra “İyi ki benim arkadaşım.” diyorum. Arkadaş olmakta benim elimde sevgili olmakta. Ben öyle sanıyorum. Tamam, sevgili olmak onun elindeydi ama arkadaş kalmak benim elimde. Bundan eminim. Kim kıskanır bilinmez ama sevgilin hisseder. Hissediyorsun arkadaş! Sevgilinin yanındaki arkadaşının aslında eskiden hoşlandığı kız/erkek olduğunu hissediyorsun. Korkuyorum öyle olduğunda. Ne yapacağımdan değil duygularımdan. Ateş basmıyor ellerimi ya da beynim dönmüyor. Mantıkta devreye girmiyor (Ne zaman girdi ki?). Yaşıyorum işte o anı ve sonra o aklımda kalıyor. Geriye dönüp bakmıyorum. “Neydi? Ne olmuş?” diye sormuyorum ama bu bensem takmamayı öğreniyorum. “Benimse gerisi boş.” diyorum. Bunu diyene kadar ne üzüntüler yaşadım hâlbuki.

Yazdıkça rahatlamak bu olsa gerek. İş yerinde bu kadar hızlı klavye kullandığımda insanlar “Napıyor bu kız?” diye bakıyor. İşimi yapıyorum halbuki.

Yazıyorum.
İçimi döküyorum.
Nerede yazacağım başka allahını seversen?!
Aklıma gelen fikir, içimi kurcalamaya başladığında tek çarem onu yazıp kurtulmak. Bu şekilde ilerleyebilirim.

Soru neydi?


xoxo

17 Mart 2015

Akhisar Hikâyesinden Sonra Ne Oldu?


En son sizi Akhisar’da bırakmıştım. Sonrasında yani yazımı yazıp yayınladıktan sonra İzmirime, evime döndüm. “Ohh be!” dedim. İlk gün “Nolcam? Pozisyonum değişecek mi? Kesin son halini alacak mı?” diye düşünmekle geçti. Gün sonunda ne olacağım değil ama kiminle çalışacağım belliydi artık. Ardından iki hafta daha kesimhanede durduktan sonra üretime verildim. Üretimde etüt alıyor, bantlara bakıyor, sayılara ve yoğunluğa göre hatları dengeliyorum. Kalitede sorun olursa müdahale ediyor, yaptıklarımı ortak klasöre yüklüyorum.

İşim çok yoğun aslında. Her gün etüt al sonra onları temize çek derken bütün gün ayakta kalıyorum. Size bu yazıyı yazıyorum çünkü rahatsızlandım. Siz bu satırları okuduğunuz sırada yorgunluktan tansiyonum düşmüş bir vaziyette şekerli kahvemi içiyorumdur (ki ben şekerli nee kremalı hayatta içmem ama işte hasta olunca güzel güzel içiriyorlar.).

Bunun yanında cumartesi günü ilkokuldan sıra arkadaşım N. evleniyor. Düğününe bütün ilkokul olarak gideceğiz. Bunu öğrendikten sonra gene kıyafet arayışına girdim ve oylar sonucunda dar olan elbisem beğenildi. Zayıfım kabul. Sporda yapıyorum ama malum yıllar sonra millet birbirini görecek ya ölümüne diyete girdim. Ondan rahatsızlanmışta olabilirim tabi #)

Araya sıkıştıralım spora başladım çok iyi geldi. Kendimi dinç hissediyorum ayrıca bacaklarım incelmeye de başladı. Faydasını gözle görülür bir şekilde gördükten sonra size ayrıntıları yazacağım söz ;)

Bütün bunların yanında PİKO 1 yaşına girdi!!! Zaman su gibi akıp gidiyor. Elime ilk geldiğinde dört aylıktı. Şimdi 1 yaşını doldurdu bile heyt beee =)))

** 25 Mart malum doğum günüm. Ee zaman azalıyor. Bakalım üniversite bitti, millet ne yapacak?! Çok merak ediyorum. Arkadaşlarımdan benimle zaman geçirmek isteyen olabilir ama ben ne yapacağım hiç bilmiyorum. Çok fazla şaşaya gerek duymadan klasik dileğimi dileyeceğim gibime geliyor. “Huzur” istiyorum aslında en içten dileğim tek bu. O kadar çok şey yaşadım, gördüm ve dinledim ki inanın yoruldum. Şu son dört aydır yaşadıklarımı yazamıyorum bile. Toparlayamıyorum bir türlü aklımı, beynimi. İş hayatı iyi güzel ama ara ara üniversite hayatımı da özlemiyor değilim hani. Özel hayatım deseniz aldı başını bir oraya bir buraya savruluyor. Toparlayamıyorum. Kendime kızdıkça sinirimi kimseden çıkarmıyor ve işime odaklanıyorum. Hırsımla çalışıyorum. İşe geliyor, mesailere kalıyor ve spora gidiyor deşarj oluyorum. Bunların hepsi kimseyi kırmayayım, konuşmayayım diye çünkü yoruldum. Konuşmaktan değil aynı konuları konuşmaktan yoruldum. Konuştuktan sonra bir şeyler değişse konuşalım hatta sabahlayalım ama değişmiyor! Değişmedikçe de yoruluyorsun, tepkisizleşiyorsun. Halsizlik bedenini sardığında umutsuzluğa kapılıyorsun. Korkuyorum öyle olmaktan. Ondan kaçıyorum. Kimseye zararım olmadan uzaklaşıyorum.

Amaçlar edindim. Listeme yeni maddeler ekledim.
Yaşıyorum ya. Dik duruyorum.


xoxo

12 Şubat 2015

Korku İmparatorluğu

 

Bazen insanın sinir eşiğini zorlayan anlar yaşıyorsun. Gereksiz yükselen sesler doğuyor bir anda odanda. Stresiyle baş edemeyen sinir yüklü insanlar. Birbirlerine karşı saygıyı da zamanla yok edeceklerini düşünmeden yükseliyor o sesler. Birini azarlamak, onu eğitmek adına yaptığın bir şey değil.

Belli bir zamandan sonra kimseyi eğitemezsin sadece düzeltirsin.
Eğitim, yaşını almış kişilerde zordur. Kabul etmezler.
Önemli olan bağdan üzüm yemekse bağcıyı dövemezsin.
İnsanlar korku imparatorluğunda başarılı olamazlar.

Yıllarca okuyup izlediğim, tarihten ders aldığım kadarıyla bu her zaman böyle olmuştur. Korkuyla yönetildikçe insanlar kendilerini savunamaz, sorumluluklar alınamaz ve işler yürüyemez. Sorulan sorulara alınamayan cevaplarla işlerin yürümesi beklenemez.

Kendime söz verdim biraz önce;
“Bu içimdeki insan sevgisini, saygısını asla kaybetmeyeceğim. Saygım canlıya, varlığa duyduğum saygıdandır.”

Mutlu mutlu işe gelip hatta mutlu aşk kokan mesajlar ve öpücüklerle uyandıktan sonra işe gelince ters bir cümle ve tavırla karşılanmak. İnanın beni asla demoralize etmez ama artık sıkıldım! Bir dakika daha buraya tahammülüm yok. Ben duyarsızlaşamam. Sahiplendiğim bu yeri de bırakamam. Gereksiz sinir küpü bir insan yüzünden mesleğimden de soğumam. Aylardır burada olup içeride çalışanlar hakkında bir kelime bile bilmiyorsan burada olma zaten. İstersen işinin en iyisi ol ama nafile. Gözümde sıfırlanırsın. Araştırma yaparken ben bunu bilmem şeklinde kendi cahilliğini konuşuyorsan ama bu cahilliğini benim bilgimi ezerek yapmaya çalışıp örtbas edeceksen orada kaybedersin. Kendinin ne olduğunu fark etmeden yaşayıp bir şeyleri yapmaya çalışmak, ne yazık!

Bu oradan oraya savrulma sürecimde o kadar çok şey gördüm o kadar çok şeyle karşılaştım ki patronuma teşekkür ediyorum. Başlangıçta moralimi bozmayan, aralarda inip çıkan ama genede umudumu kaybetmediğim bu yolda tecrübe ettiklerimi sıralıyorum;

* İnsan ol.
* Çalışanlarını bil. Çünkü onlarla iş yapıyorsun. Herkesin yapabildiklerini, yapabileceklerini öğren, yaşa. Gerçekçi ol.
* Saygılı ol. Karşındakini pislik ya da bir şey bilmeyen biri olarak düşünme. İhtimallerin olsun ama o kişiyi oraya yerleştirdiysen de onun ne yapabileceğini biliyor olmalısın. Ona güvenmelisin. Sorumluluk verdiğin kişiye eğer güvenmiyor ve en küçük cevabında sinir patlaması yaşıyorsan o kişiden iş yapmasını bekleyemezsin, başarılı olmasını ise asla.
* Çalışanlarına kin güdemezsin. Güdüyorsan onu tutma! Kin ne ayrıca?! En baş maddeye dön, hatırla.
* Senin sabrın yoksa ve bunun sonucu sinir patlamasıysa karşındaki insanlarında senin gibi olduğunu unutma! Sabır bir yere kadardır. Bir istifa ile gitmeye bakar. Gidenin arkasından da “Neden gitti? Ben iyiydim.” deme. Mütevazi ol. Dön kendine bak. Önce kendini sonra karşıyı yargıla. Konumundan dolayı kimse sana bir laf söyleyemiyor olabilir ama insanların gözleri ve davranışları çok şey anlatır.
* Stresinle başa çıkmayı dene.  Kendin için bir şey yap. İyi bir şey. Nefes al mesela sonra ver. Etrafını topla. Aynada kendine bak. Güzel bir çift söz söyle ve göz kırp kendine ;)
* Kimseyi kimseden ayırma. Ayıracaksan bunu kişilerin başarılarıyla yap. İnsanlardan verim almasını bil.

Hiçbir şey kolay değil ama bunu kendi yaptıklarınla zorlaştırmak ya da kolaylaştırmakta sizin elinizde.

xoxo

9 Şubat 2015

Kısa Kısa Nerde Kalmıştık?!


Üç nokta koydum gene yazı yazmadan önce. Hâlbuki aklımda bir sürü cümle ve fikir varken hepsini aynı anda yazmak isterken toparlayamıyorum. Eskiden böyle değildim ben. Akhisar’dan yavaş yavaş soğuyorum. Eskiden daha çok yazardım şimdi yazı sıklığım değişti. Azaldı sanki. Bu da benim moralimi bozuyor. Deşarj olamıyorum. Cümlelerim içimde birikiyor.

İş açısından verimli günler yaşarken aşk acısı çekmediğim için üzerimde odaklanamama yaşadığım günler yaşıyorum. Dün C. ile konuşurken “Aşk acısını nasıl yaşıyorsun hiç düşündün mü?” diye sordum. Kısa bir sessizlikten sonra “Aşk acısı iki türlüdür.” dedi. “Ya hayata küsersin ya da hırs edersin ve ben ilk cümlemdeki gibi yaşıyorum yani hayata küsüyorum.” dedi. Ben ise hırs olarak yaşayanım. O benim için bağdaş kuramayan sevgilim ;) İşte şu an aşk acısı çekmediğim için de hırslanamıyorum. O acıyı çalışarak yenebildiğim için rahatlıyordum. Sonuç olarak bugünlerde yazı yazamıyorum. Saçma sapan cümleler kuruyorum sonra bir daha okuyorum düzeltiyorum.

Yeniden arabaya atlayıp kaçmak istiyorum.
Bu serseri zamanlarımı özledim.

Şu hayatta en güzel şey, yeni bir yer görmek. Yaşamak. Bir de sevdiğin varsa yanında değme keyfine. Bütün gün kumsalda gezin, yağmuru dinle, gök gürledikçe ona daha çok sarıl ve ateşin yetersiz kaldığı anda sarıl sevgiline, beraber uyu gecelerce. Sabah “Soğuk!” de ve yataktan çıkma. Gerçek bu olsa bile bahanen olsun. Sevgilin makarna yapsın. Onun elinden yaptığı yemeği ye.

Yeniden incelme programına başladım. Şu iş gezilerinin sonunda kilo aldım verdim aldım derken yeniden düzenli bir hayata başlamak iyi gelecek. Dönünce spora başlıyorum! HEYOO!!! Şimdiden o meşhur “Tost – Çorba Diyetimi” yapıyorum. İlk hafta için iyi inceldim ama hafta sonu biraz eğlence ile bozmuş olabilirim uuppss!

xoxo       

4 Şubat 2015

İş Hayatı ...6

Zamanla törpülenmeyi öğrendim ben. İş hayatımda yaşadığım olaylar, tanıştığım ve beraber çalıştığım insanlar ve oradan oraya gitmem sonucunda törpülendim. Yüksek sesle bir işin yürümeyeceğini, çalışanlarla nasıl konuşulması gerektiğini, o konuşmaya göre de yaptırmak istediğim işi yaptırabilmeyi, gerektiğinde sert olmayı, kimsesiz ve yardıma muhtaç bir köpeğe bakmayı ve insanlara bunu bizzat gösterebilmeyi, gittiğim zaman arkamda bir şeyler bırakabilmeyi, sloganlarımla yaşamayı öğrendim.

Şu hayatta patronu yakın ol ona güven.
Dedikodu yapma genç! Dedikodu yapanlardan uzaklaş.
Sabret!
O ışık bir gün seni bulacak buna inan!
Uzayan süreleri kafana takma.
Gittiğin ve çalıştığın yerden bir şeyler kap.
Kimse daha oralara gitmemişken sen orayı biliyor olacaksın çünkü.

İş hayatımda inişler, çıkışlar, stres ve yükselen sesler. Ne yapılmaması gerektiğini, sonuçları ve ne yapmam gerektiğini, nasıl bir ortamda çalışırsam beni mutlu edeceğini çözmüş oldum.

Bu benim için bir başarı. En azından başlangıcım için.

xoxo

17 Ocak 2015

Hayatımın Ortasındasınız

Arada düşünüyorum. Soruyorum.
“Napıyorum? Hayatımda istediğim şekilde mi yürüyorum?”

“Mutlu muyum?” diye sormam genelde. Çünkü en kötü anda bile mutlu olmasını bilirim ben. Huzuru buldum mu mutluyumdur. Çevreme göre kendi düzenimi kurarım. Planımla yaşarım. Bundan dolayı mutlu olmama gibi bir durumum yoktur benim.

Bu iş yolculuklarımda ara ara ümitsizliğe girdiğim anlar oluyor. “Bitsin diyorum.” sonra sabretmem gerektiğini hatırlıyorum. İşim için hayatımı yaşarken arkamda bıraktığım düzenimi de düşünüyorum.

Masamdayım. Her gittiğim yerde bir şekilde olan masamda. Benim olmayan sadece bilgisayarımı açıp, işleri takip etmeme yardımcı olan masam. Kalemliklerim olur geçici, sandalyem olur geçici. Bu sefer ilk kez kendi su şişemi aldım ve masama koydum. Bir şekilde sahiplenmemi sağladı. Hayat benim için göçebe, oradan oraya bir bavulla gitme şeklinde. En azından şimdilik! Ben öyle umuyorum. İsyan etmiyorum ama buraya da yazıyorum. Yazdıkça rahatlıyorum desem.





Ailemi özlüyorum. PİKOmu, arkadaşlarımı, sevdiğimi, Kordon’da gezmelerimi, şemsiyemi kapatıp yağmurda ıslanmamı, PİKO’yu alıp Kordon ve fuarda gezmelerimizi, Küçükpark gecelerini. Şen kahkahaları. Gülmekten gözümden yaş gelen geceleri. Şişenin dibini görmeden gecenin bitmeyişini ve oradan çorba içmeye gitmelerimi. Özlüyorum hepsini.






Her gittiğim yeri seviyorum ama kendi düzenimi özlüyorum. Kuramıyorum. Ev ev üstünde olmuyor. Yavaş yavaş kararlar alıyorum. Gene uzun listeler yapıyorum.

“Yapılacaklar listesi” ismi bu.


Yapılacaklar listesi. Her yapılanın tek tek çizildiği o listelerden biri. Akhisar’da ki amacım işleyişi öğrenmek, kişileri tanımak, ekip arkadaşlarımızla anlaşmak, kritikleri öğrenmek vs derken bir de buradaki köpeği beslemeyi amaç edindim. Ona kocaman kuru mama çuvalı aldım ve günde üç öğün besliyorum. Köpecik ayaklandı. Hopluyor zıplıyor ve saati gelince ofisin kapısından bana bakıp mamasını bekliyor. Keneleri olduğu söyleniyor ama umurumda değil. Ben onu beslemeye devam edeceğim.





Şimdi size bu yazıyı işyerimden masamdan yazıyorum. Beyaz çayımı içiyorum. Detoks yapıyorum. Aslında sağlıklı beslenip bu koşuşturmada kilo almamaya çalışıyorum. Evime, düzenime dönünce yeniden spora başlamak istiyorum. Yapacağım sporu da buldum.









İşte böyle sayın okuyucu. Hayatımı açık ve net özetledim. Sende bunu okudun ve artık biliyorsun.
İş takibime geri dönmem gerek.

xoxo

9 Ocak 2015

Akhisar’dan Selamlar!

 
Bu hafta Akhisar’dayım (Yukarıdaki fotoğraf bizzat odamdaki görüntüdür. Gördüğünüz üzere donmadan bir saat öncesi.). İstanbul ayağım şimdilik son buldu. Yeni yılda İzmirim de ailemle, PİKO’mla girdim.

Şimdi diyeceksiniz “Bu kızda ne geziyor beee ohh ne güzel iş!” Ama işler hiçte öyle pamuk şekeri pembesi değil sayın okuyucu.

İşim gereği bizim fabrikanın her şubesini geziyor ve her işi yapıyorum. Müşteri temsilciliğinden tutunda üretim mühendisliğine, paketlemeye, numune hazırlamaya, üretim planlamaya, kalite güvenceye ve kesime. Hepsinin başında durup işi öğreniyorum. İş öğrenmek sadece okuldaki teorik derslerle olmuyor. Bizzat sahada olmanız gerekiyor. Buradan sonra hala yerim belli olmazsa Ordu, Moldovya, İngiltere ve Almanya diye gezeceğim galiba ahahaa =)
 
İşler güçler yoğun be arkadaş!

Ondan bloğumu çok boşluyorum biliyorum ve bu beni çok üzüyor. Okurken final haftalarında rahatlamak için bir şekilde yazı yazan ben, şimdilerde işten çık eve gel, yemek yap ve ye derken inanın koltukta sızıyorum. Sabahları da erken kalkıyorum vs sonuçta halim kalmıyor. Şimdi size bu satırları iş yerinden yazıyorum.

Bu hafta ve haftaya Akhisar’dayım. Eğitime de katılıyorum. İki dönem dersini alıp zar zor geçtiğim o ders var ya işte onun eğitimi. Ama ne anladım biliyor musunuz?!  O zar zor geçtiğim dersten çok şey öğrenmişim. Çift dikiş çalışmaktan olsa gerek ya da kendi kendime mantığını kurduğum içinde olabilir. Şimdi buradakiler bunu eğitimini alıyorlar. İnanın derste sıkılıyorum çünkü dersi dinlerden “Ben daha çok şey biliyorum oluyorum.” ve buda sıkılmama neden oluyor. Her neyse buradan sıkılmamak için şu anlamı çıkardım; işçileri izliyorum. Nerede takılıp nereleri nasıl anlayıp yapıyorlar. Kendimce kendimi eğitiyorum ;)

 
Aşk!!
Onsuzda olmuyor onunla da. Kavuşmadan geçen günler.
Özlem!
Onun kokusunu doya doya içine çekememek.
Heyecan!
Yanında yemek yiyememe durumum.
Huzur!
Sarıldığında aklımdaki bütün soruların silindiği durumum.
 
 
NOT: Biliyorsunuz çok soğuk günler geçiriyoruz. Lütfen sokakta kalan insanlarımız ve hayvanlarımıza karşı daha duyarlı olalım. Elimizden ne geliyorsa yapalım, yapmaya çalışalım. Özelliklede sokak canları için. Onlar aç kaldıklarında ölüyorlar. Akhisar'da bir tane sokak köpeğini fabrikanın içinde besliyorum. Sizde yapabilirsiniz. Bir kuru mamaya bakıyor.
 
İzmir'de olup sokakta kalan insanlarımız içinde İzmir Büyükşehir Belediyesi tüm ihtiyaçları karşılıyormuş sadece kıyafet, kaban, bot vs ihtiyaçları varmış. Yardım etmek isteyenler için telefon numarasını veriyorum. Bu numaradan irtibata geçebilirsiniz.
 
Anlayış ve alakanız için teşekkür ederim.
İrtibat Telefonu: 02323617151 
                       02323610082
xoxo