kayıt etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kayıt etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Mart 2013

Hal Hatır Sormaca

Napıyorsunuz, iyi misiniz? Halınız hatırınız nasıl, işleriniz nasıl gidiyor?
Bu soruları çok ciddi sordum gerçekten ;)
Ben mi?
Özlediniz mi beni, gerçeği söyleyin bakalım =) İyi sordunuz söyleyeyim o zaman.

Bu aralar kafamı kaşıcak zamanım yok hatta iki güne bir duşa giren ben, artık sadece saçımı yıkayabiliyorum. Bi geçen gün geç yatıp sabah ayılamadığım için sabah 08:30’da dersim olmasına rağmen soğuk duşa girdim. Her şey ayılmak için. O ıslak saçla gitmemek içinde büyük beremi taktım ve bütün saçımı içine soktum. Neyse ki kabarmayan bir saçım varda sorun olmuyor. Yoksa o bereden çıkan saç motosikletten inen kızın kaskını çıkarmasıyla salladığı saçlar gibi olmayacaktı (Yaptım evet! Amfide beremi çıkarım saçımı salladım. Elimle kabarttım hehe =) ). Bi çıkaracaktım bereyi, al sana bonus en kabarığından bir saç tomarı!

Günlerimin nasıl geçtiğini size şöyle söyliyim, bugünden yarın hatta haftaya ki yapacaklarım belirleniyor. Nasıl bir yoğunluk, nasıl bir yapılacaklar listesi ki bu bitmiyor! Hadi bitmeyi geçtim azalmıyor yahu gram eksilmiyor! Not alıyorum yapacaklarımı sonra onları aciliyet sırasına sokuyorum “10 9 8…” şeklinde azala azala devam ediyor.

Derslerin zaten sabah 08:30 olması bu kadar yoğunken işkence gibi. Bünye alışmış gece 1’den sonra yatmaya ama bu yoğunlukta valla artık 11’den sonra uyumamak için kendimi kasar oldum. İşler bitsin, notlar temize çekilsin, mailler atılsın, cevaplar yazılsın. Birde bunların arasında bölüm olarak kayıt sisteminde çıkan bir sorunu halletmekle uğraşıyorum. Üye olduğum topluluk olarak özel bir gün düzenlemeyi düşünüyoruz. Onun sponsorluk ve davet olayını düzenleyen gruptayım. Üstlendiğim birkaç firma var. Onları arıyorum. Olumlu olumsuz konuşuyorum. Cevap bekliyorum derken elim hep telefonumun üstünde. Sonra grupça 21 Martta Moda Koleksiyonda “Ev Tekstili” sunumumuz var. Onun için konu dağılımı yaptık ve şimdi sıra geldi hocaya danışmaya. Ardından onunda düzenlenmesi, dosyası, sunumun hazırlanması gibi cancanlı ama adamı yoran işleri başlıcak. Geçen dönemi hatılıyorum da bebek şekerleri (Bu Part1 Bu da Part2) ile kafayı kırma noktasına gelmiştim. Şimdide benim konum nevresim ve yastık yani yatak odası. Aslında aklımda çok hınzır fikirler var ama çaktırmayın, ciddi görünelim.

Sizden bir şey isteyebilir miyim: Bu nevresim tasarımları nasıl çizilir yani teknik ve estetik çizimleri nasıl yapılır, photoshop da yapılışını bilen varsa bana mail adresimle ulaşabilir mi? Yardım edene minnettar olurum, söz! =))

Sabahları kalkıp yüzümü temizleme jelleriyle yıkadığım, kremler sürdüğüm, gece yatarken bu ritüelin yeniden yapıldığı sonra rahat rahat gözüme renkli kalemlerimi çektiğim günleri istiyorum ben! Hatta bütün gün spor yaptığım saatleri… Sporda yapamıyorum bu koşuşturmaca da iyi mi?! Spor yapamıyorum diye yeniden yediklerime dikkat etmeye başladım. Her şeye zaman bulabiliyormuş gibi bir de gittim kütüphaneden kitap aldım, onu okuyup yetiştirmek istiyorum (Kitapta güzel ve akıcı gidiyor bakalım.). Haftaya pazartesi de ilk kimyasal laboratuvarıma başlıcam. Ona da gidip önlük almam lazım. Allahım allahım aynı anda bir sürü iş ve aynı anda her yere yetiştirmeye çalışılan paralar!.. Hebiciği benim hayatım dostlar.

Aaa bir dakka unutacaktım, üretimde etek dikiyoruz hehe =)) Nazar değmesin ama eteğim güzel gidiyor ;) Sonunu da güzel yaparsam sunumumda giycem (En azından amacım o yönde.). Kimseye söylemezsem diğer grup anlamaz bile ;)

Aklımdaki fikirleri de gerçekleştirirsem işte o zaman SÜPER olcak. Mesela abimle yaz tatili, yazın iyi bir yerde staj, stajıma arabamla gitmek, abimle photo booth çekimi yapmak gibi gibi =)

Çarşamba demek yeni post girilmesi demek.
xoxo

17 Şubat 2013

Yazmak Ve Paylaşmak Geldi İçimden

  

Sabah uyanmak ve köpeklerle kumsalda koşmak çok güzel bir duygu.
Denizin soğuk olduğunu bilmesem girer, yüzerdim.
Öyle güzel, öyle güzel ki “Gel yüz!” diyor.

Yazın yalnız olduğum zamanlarda sabah koşuya çıkar, arada peşime PURSAT takılır beraber koşardık. Sonra son durak olarak eve uğrar, deniz çantamı alır ve denize direk gidip o soğuk suya dalardım. Spordan sonra yapılan duşum o yüzme olurdu. PURSAT da beni kıyıda beklerdi. Öğlene kadar kumsalda zaman geçirir, öğlen olunca termosumdaki çorbayı içerdim. Günlerimi böyle geçirirken neden sabahları hiç kumsalda koşmadığımızı düşündüm.

Bu hafta sonu yazlığa geldim. Cumadan geldiğim için tek yapabildiğim eve yerleşmek ve benim köpeciklerle gece yürüyüşü yapmak oldu ama cumartesi sabahı olunca bu aklımdaki fikrimi gerçekleştirdim =)) Kalktım, giyindim ve başladım bizim evden koşuya. Cebimde de bizimkilerin çok sevdiği köpek bisküvilerim vardı. Beni görür görmez hemen takıldılar peşime ve ben önden, onlar sağımdan solumdan kumsala gittik. Önce ben başladım koşuya. Sonra bunlarda yanımdan. “Koş koş!” dememle daha da hızlandılar. “Hadi hızlı, hadi hızlı! Koş oğlum, koş kızım!” diye diye kumsalı yarıladık. Kumsalda koşmak o kadar zor ki anlatamam #) Nefesim kesilmese durmazdım. Onlar ise av köpeği oldukları için koş babam koş modun da koşuyorlar. Ben durduktan sonra bi baktılar ben arkada çömelmiş onlara bakıyorum. Dayanamayıp kendimi kumsala attım ve uzandım boylu boyunca. Bir yandan da onların bana geri koşuşunu duyabiliyordum. Yatın dedim, dinleniyoruz.

Daha bunun geri dönüş koşusu var. Öyle ya daha eve de döncez ve zor bir yokuş bizi bekliyordu. En iyi dinlenme soğuk suda olur dedim ve çıkardım ayakkabılarımı, çoraplarımı ve dalganın vurduğu kıyıya yanaştım. Su o kadar soğuk o kadar soğuktu ki ne yorgunluk bıraktı ne mayışıklık.

Biraz beklerseniz soğuğa alışırsınız.

Bizimkilerde hemen patilerini soktular. Güven mi veriyorum, napıyosam artık =)) Sonra yeniden ayakkabılarımı giydim ve “Hazırsanız başlayalım.” dedim. Birkaç ödül bisküvisinden sonra hazır olmasalar şaşardım =)) Hemen başladım yandan yandan koşmaya. Bunlarda bir tempo benimle beraber derken gene hızlan, koş komutlarıyla coştuk. Ardından eve kadar yeniden koştuk ve eve geldiğimizde ben kendimi koltuğa bırakıp kana kana su içerken onlarında durumu benden farklı değildi. Tek farkımız benim kendime gelmem yarım saati bulurken, onların beş dakikada bitti =)) Hayatta av köpeği olmak varmış arkadaş. Öğleden sonra yeniden tekrarladık bu durumu.

Hep istemişimdir köpekle kumsalda koşmayı ama hiç yapmamıştım. Çok güzel bir duyguymuş. Tavsiye ederim ;) Bu hafta sonu ayrıca onlara komutta öğretmeye başladım. Neden bütün bir yaz denemedim hiç bilmiyorum. Herhalde aklıma gelmedi. Hele bir tanesi var (Yazlıktaki görevlimiz bizim PURSAT’a dişi, aynı cins bir başka köpek daha getirmiş. Ona da PATİ dedim. Neden adını böyle koyduğumu şimdi anlatcam.) fazla cin ama bir o kadarda nazlı. Dün gece kamelyada oturmuş denizi, yıldızları, Yunan Adasını, ayı izliyorum derken geldi bu yanıma ve başını koydu bacağıma (Sev beni demek. Anladım artık yavaş yavaş dillerini.) ve başladım sevmeye. Nasıl aklıma geldi bilmiyorum “Patini ver bakıyım.” dedim. Ana! Seninki hemen verdi. Bir daha dedim bir daha verdi. Ödül olarak bisküvi verdim (Artık bisküvilerle bir yaşıyorum. Köpeğiniz varsa durum böyle oluyor.). Bi daha bi daha derken hem bu alıştı duruma hem de ben =) O günden sonra buna PATİ demeye başladım. Senin adın PATİ olsun =)) Zeki ve cin olduklarını söylemiştim ya, fazla zekiler ama =)) Dün abimle oturuyoruz, ikisi de yanımızda duruyorlarken PATİ, abime habere patisini veriyor ama direk eline, bacağına koluna falan şeklinde. Anlamış patiye bisküvi verildiğini (Çakal) karnı acıktıkça ya da canı bisküvi istedikçe bu hareketi yapmaya başladı.

Çok seviyorum zeki köpekleri. Öyle yat babam yat hayvanı sevmem zaten. Biraz düşünecek, fikir sahibi olacak. PURSAT’ıma (Soldaki fotoğraftaki Pursat) bu gidişimde “Dur, bekle, gel, zıpla, iki ayağının üzerinde bekle” komutlarını öğrettim. Düşünün yani nasıl bir bisküviyse. Abim hatta “Tadına mı baksak, ne var ki bunda acaba?” dedi de merak etmedim değil (Hayır bakmadık tabi ki de. Merak edenlere cevap.).



Temiz havada yapılan spor, köpeciklerimle geçen güzel hafsa sonumun sonundayım. Yarın bölümümde kayıtlar başlıyor sonrası da malum hızlı bir şekilde derslere başlama ve vizeler, finaller süreci. Benim yeniden onların yanına gitmeme kabaca hesaplarsam 4 Hafta var =((
Yarın için iyi dileyelim iyi olsun. Yolunuz açık olsun.
xoxo

17 Eylül 2012

Tatil Güncesi …7

Eylül ayına geldik ve ben hala “Tatil Güncesi” yazı dizime devam ediyorum.
Yuh kızım ya yarın bölümün açılıyor ama sen hala tatil modundasın diyebilirsiniz evet o moddayım ha nolmuş ha nolmuş =)
Şaka şaka takılıyorum size ;)

Bir yandan da doğru. Yarın bölümüm açılıyor ve aynı gün kayıt olayımız var. Klasik Ege Üniversitesi saçmalıklarıyla baş başayız anlayacağınız. Allah bütün Ege Üniversitesi’nde okuyan öğrencilere yardımcı olup, sabır versin amiinnn =) Günlük duamdan sonra size denizi anlatıyım durun, özleyenler kıskanacak şimdi ama o kadar gitmişim girmişim ++ güneşlenmişim anlatılmaz mı şimdi =)

Cumadan annemlerle direk her birimiz bir çanta hazırlayıp yola çıktık ve gittik. En son “İkinci bir emre kadar sırt çantamı boşaltmıyorum!” demiştim ve ben o çantayla Bandırma’ya anneannemin yanına gitmiş sonra yeniden yazlık derken 8 gündür fermuarları açılmadan odamdaki köşesinde beklemekteydi ve kısmeti geçen cumayaymış ;) Şimdi yeniden söylüyorum ki:

“İkinci bir emre kadar sırt çantamı boşaltmak yasak!”

Bir saat sonra yazlıktaydık. Deniz nasıl güzel nasıl güzel anlatamam. Böyle dalgası yok, berrak ve tertemiz. Çarşaf gibi derler ya hah işte öyle aynı çarşaf gibi ;) O gün geç olduğu için giremedik ama cumartesi sabahı ilk işimiz bahçede oyalanmadan direk gitmek oldu. Gir babam gir, yüz babam yüz keyfini sonuna kadar çıkardık. Size daha önce tatilin keyfini asıl annemle babamın çıkardığını anlatmıştım şimdide onlara uydum, iyiydi =)) Hazır fırsatını bulmuşken bikini izlerimden de kurtuldum ohh yarasın bana =) Yaz boyunca insan arkadaşlarıyla dalıp çıktıkça pek adam akıllı izini yok etmeye fırsat bulamıyor. Şimdi sakin sakin kumsalımda rahat rahat kitabımı okuya okuya güneşlendim =) Kırmızı bikinililere yazın ortasında kızıyordum ya, gittim kendime kırmızı bikini aldım hehe =)) Böylede pek bir seksi olunuyormuş onu anladım. Ayrıca insanın duruşu falanda değişiyor hani benden söylemesi. Şöyle kan kırmızısı falan ouvv ;)

Yüzmenin dışında evimizin sarmaşık güllerini düzenledim. Nasıl büyümüşler onlar öyle ya. Çok değil sekiz gün önce budamış ve şekil vermiştim. Şimdi baktım da uza uza gitmişler bir adam boyu kadar! Direk kırmadan asıl yollarına döndürdüm. Hedefim bütün verandayı sardırmak (hadi bakalım).

Bunun dışında manevi kedim büyümüş (Solda fotoğrafta siyah-beyaz olan). Kocaman olmasa da “yavrimu” olan kedim ergen bir kız olmuş hem de sekiz günde! Bizim kuşumuz var biliyorsunuz ve kedi beslemek ne kadar tehlikeli onu da ben biliyorum. Her şey bizim evin önüne su koymamla başladı (severim hayvanları beslemeyi). Bir gün büyük bir kedi, yavrimum su içerken geldi ve bunu ittirdi. Bu da bir şey yapamadı derken babam kalktı ayağa ve o büyük kediyi kovdu. Sonra yavrimu geldi ve suyunu rahat rahat içmeye devam etti. Bir yandan da bize bakıyo derken bir başka büyük kedi geldi ve buna gene aynı şekilde davrandı. Bizimkinin ilk tepkisi direk bizim verandamıza koşmak ve bizim arkamıza sığınmak şeklinde oldu (cine bak sen!). Biz ise bozuntuya vermeden gene yavrimuyu koruduk. Eğer bir yavruyu böyle korursan kendine bir güveni geliyor ki anlatamam. Arkamda kapı gibi bunlar var deyip kabarıyorlar =) Bizimki de aynen böyle yaptı ve bir sonraki büyük kedi saldırısında kabardı velet ve buna kötü davranan kediyi kovdu! Bizde ödül olarak ona sütlü ekmek verdik (ödüllendirilmeli ki devamı gelsin). Olay bu şekilde devam ettikçe yani o bizden güven aldıkça biz destek verdik ve sonunda bu bir gün kardeşlerini çağırmaya başladı. Koca kaptan yiyeceğini yiyip su deposunun üstüne çıkıyor ve tuhaf bir miyavlamayla kardeşlerini çağırıyor ki onlarda yesin (soldaki resimde her renkli olanda kardeşlerinden biri). Garibim onlar yesin diye az yiyor gece ise verandada oturan benim yanıma gelip bana yarım açıyla bakıyordu. Hani açım bana bir şey ver dercesine. Bende veriyordum derken tatili bitirip eve döndük. İşte bu gidişimizde baktık kedi falan yok! Babam “Gitmiştir o. Meskenini ve alanını bulmuştur.” dedi. Üzüldüm önce sonra belki görürüm ya nereye gidecek ki dedim. Akşam oldu sofrayı hazırlıyorum Ana! Karşıdan biri telaşlı telaşlı geliyor. Siyah-beyaz boncuk gözlü bir velet! Bizimkiymiş, yolun altından koşa koşa geliyormuş =) Yerim onu ben ya. Hemen ona et, süt güzel bir tabak hazırlayıp koydum derken şu iki günlük tatil kaçamağımda onunla baya bir vakit geçirdim. Biz yokken de evimizi sahiplenmiş. Bahçemizin her yerini temizlemiş (böcek avlıyor), kendine yatacak yeri bulmuş (saksı içi ve verandadaki şark köşesi) sonra ki en güzeli bence bu; eve başka kediyi ya da hayvanı yaklaştırmıyor hehe =)) Bi gözüme girdi bir gözüme girdi anlatamam. Karar verdim ona ödül olarak bu gidişimde kuru mama alıp vericem ;) İyice bağlansın da sahiplensin bizi. Vahşi falan ama beni görünce kaçmıyor tabi kendini sevdirmiyor.

“Hayvana hayvan gibi davranacaksın!” derim ben.

Yani onu insan gibi düşünmeyeceksin. Eğitirken de beslerken de yaşarken de. O hayvan, sen ise insansın. İkimizin de içgüdüleri aynı gibi görünse de karar almada farklılaşıyoruz. En basitinden bizim kedi mesela (hemen de bizim oldu =) ) miyavlayamıyor tuhaf bir ses çıkarıyor. Ben napıyorum aynen karşılık veriyorum. Böyle hayvani duygulara da sahibim artı bekârım, arabam ve evim var. Hatlar karıştı. Bu izdivaçta oluyordu dimi #)

Konuyu tatilime bağlarsam aklınız varsa hemen denize gidin derim ben ;) Coğrafya derslerimizden ne öğrenmiştik? Denizler geç ısınır geç soğur. O zaman neymiş eylül ayı denize girmek için HARİKA zamanmış. İkinci bir emri unutmuyor ve size bol denizli günler diliyorum.

NOT: Fotoğraflar şahsım tarafından çekilmiştir.

25 Şubat 2012

Yorgunluğun İlacı Ufak Kaçamaklardır ;)


Meşgulüm anacım çok meşgulüm.
Yazdığım o kadar çok yazı var ki fakat düzenleyip yayınlayamıyorum. Telefonumda birikti de birikti.
Twitter desen orası da bütün unutmamak için yazdığım cümlelerle dolmaya başladı.

NOT: Twitter hesabım bizzat adıma özeldir ;)


Hızlı bir girişle başlayalım o zaman.

Dönem çok tuhaf başladı. Klasik bir Ege Üniversitesi olayı olarak kayıtlarımız zamanında açılmadı ve kayıtlar uzadı. Dersler yanlış seçildi. Danışmanlar muammada kaldı ve ders programları karıştı. Bütün bunların yanında bir de not sistemimiz değişince tam bir mağdur öğrenci olduk. Hatta cuma günü kampüs olarak bütün bu süreci protesto bile ettik. Hal böyle olunca da ilk hafta ders mers yalan oldu tabi. Anca bu hafta adam akıllı derslere başladık diyebilirim. Tabi bu dönem derslerin çoğunda gruplara ayrılmamız gerekiyor. Maşallah her derste ayrı bir gruptayım. Küçük bir not defterim var ve içine konuları, grubumdaki kişileri yazıyorum. Yoksa kesin unuturum biliyorum. Laboratuvar gruplarını daha eklemedim bile. Bunun yanında yapmam gereken ödevler, sunmam gereken dosyalar ve listelemem gereken kişiler var. Peki, bütün bu yorgunlukların sonunda mutsuz ve isteksiz misin diye sorarsanız kesinlikle size “Hayır!” derim =) Görev almayı ve aldığım görevi yapabileceğimden de daha iyi yapıp sunmayı seviyorum. Biraz işkolik bir insan oldum. Eskiden böyle değildim ben ya #) Bu sene 2.sınıflar temsilciliği görevimi de bir yandan sürdürüyorum. Arkadaşlarımın sorunlarıyla ilgileniyorum. Onların haberi olmadan birkaç küçük pürüzü düzelttiriyorum. Bu koşuşturmanın en güzel yanı ise işlerim bitip geriye çekildiğim zaman arkadaşlarımın benim yaptığım şeyleri bilmediği zamanlar oluyor. En güzeli de bu değil mi zaten. Ulu orta söylemeden yapmak.

Alışkınım aslında ben bu tarz yorgunluklara. İlkokulda, ortaokulda hatta lisede yıllarca sınıf başkanlığı, disiplin kurulu başkanlığını yürütmüş biri olarak bölümde sınıf temsilciliği benim için sorun değil ;)

Bütün bu işlerin arasında yarın yazlığa gidiyorum. Sabah 8 de yola çıkacağım. Artık kahvaltıyı verandamızda şöyle denizimi izleye izleye yaparım. İnternetsiz, doğayla iç içe, bol oksijenli bir gün geçireceğim. Kumsalda yürüyecek, telefonumu kapatacağım. Bir günlükte olsa şehrin gürültüsünden, kalabalığından ve yoğunluğundan kaçacağım. Pazartesi benim için bütün o yorgunluğu geride bıraktığım gün olacak ;)

Gidiyim ufakta olsa küçük bir çanta hazırlıyım bari.

Benden size ufak bir tavsiye; hazır birkaç günlük güneş yüzünü gösteriyorken sizde benim gibi deniz kenarına, oksijenin bol olduğu bir yere gidin. Yanaklarınız fazla oksijenden kızarsın, başınız dönsün ve en güzeli de sessizliği dinledikçe ruhunuz arınsın.

Herkese iyi tatiller ;)

18 Eylül 2010

^ Kampüs ^ ...3

İşte uzun bir yaz tatili ve tabi bayram tatilinden sonra İzmir'de, evimdeyim.

Harcımı yatırdım, kaydımı yaptırdım ve pazartesi ilk ders günüme hazırım. Herşeyin yolunda gitmesini çok istiyorum. Bundan çok ümitliyim. Sorunsuz bir şekilde yılı bitirmek en büyük isteğim herhalde. Arkadaşlarımla konuştum da içlerinden en yakın arkadaşım hazırlıkta kalmış. Çok üzüldüm ona, ki ne kadar çalışkan olduğunu da bilirim ama kalmış işte. Bu sene hazırlığı tekrar edicek.

Bizim bölüm içinde "İlk 2 sene zor diyorlar." işte benimde endişem bu yönde. Kalmadan sorunsuz geçebilir miyim endişesindeyim. Mesela matematikten örnek vermek gerekirse, lisede türevim iyiydi ama integralden çakıyordum. Bakalım üni de ne yapıcam. İlk derste bu konulardan başlıcaklarmış. Kendim için söylemem gerekirse, bir sene matematiğe ara verip sonra direk bu konularla başlamak biraz gözüm korktu benim.

Size kayıt olayımı anlatayım bari. Ne garip durumlar yaşadım ki yok böyle bişey. Cumartesi günü İzmir'e geldim ve ilk işim net üzerinden harcı yatırmak oldu. Saat itibariyle en uygunu buydu. Bi de kolay biliyo musunuz ;) Pazar günüde gece yarısından sonra nete girdim, derslerimi seçtim ve DINK! bir uyarı yazısı belirdi ekranda: "Danışmanınızla görüşmelisiniz!" Peki danışmanım kimdi ki benim? Hazırlıkta söylemişlerdi ama işim olmadığı için gidip bulmamıştım. Sitede adı vardı ama resmi yoktu. Peki dedim pazartesi günü annemlerle beraber gider bulurum danışmanımı. Gittim sabahın 9'unda ki kayıtların açıldığı gün. "İşimi bitireyim sonra eve gelirim ve yapacak işlerime devam ederim." mantığındaydım. Gittim bölüme ve aradım bütün binayı hatta kayboldum. Tekstil Müh. binası dekanlıkla iç içe ve labirent gibi. Direk kapılar kapılara açılıyor sanki. Kasvetli ve egzantrik geldi bana. Şahsen severim böyle binaları ben (Çelişkili duygular oluştu binama karşı). Bizim binayı zamanında Almanlar yapmış ve bahçe dizaynı da onlara ait. Kampüste bahçemiz için özel bir bahçıvana sahibiz. Özeliz bu anlamda yani =)) Her geldiklerinde bakıyorlarmış "Nasıl bıraktığımız gibi mi?" diye. Havuzlu mavuzlu çok güzel yaa =)) Ben binamı sevmeye başladım sanırsam. Neyse konu saptı biraz.

Konuya tekrar dönersem, ilk gün gittim kimseyi bulamadım, onun yerine atölyelerdeki kişilerle tanıştım, gezdim, araştırdım. 2.gün gene annemlerle gittim. Bıraktılar beni, gittiler işe. Ben direk karşı sokak bizim binaya. Bu sefer danışmanım kapısına bir not bırakmış ve yerini belirtmişti. "Ohh çok şükür" dedim, gittim danışmanımın olduğu yere. Tabi bu arada her gördüğüm kişi bende potansiyel danışmanım gibi görünmeye falan başlamıştı derken birisi oymuş. Ben tabi bilmeden geçtim yanından gittim. Sağolsun ordaki bir hoca bana yardım etti de tanıştırdı bizi. Danışmanım iyi, güler yüzlü  ve ilgili bir bayan çıktı. Dersleri seçtik ve onayladık. Bir sürü dersin arasında "Yabancı dil" dersini çıkarttı bana çünkü hazırlık okumuş ve sorunsuz geçmiştim. He he he =)) Tam 4 kredilik ders bu şekilde çıkmış oldu. Ayy nasıl sevindim o an anlatamam. Böyle bir sevinç yok yani. Danışmanım da anladı ve güldü zaten =)) Ama genede ders programı çok dolu. Bi öğle aralarından sonra 2 saat boşum var o da 3 gün, 1 günde öğleden sonra böyle boş. Artık o sürede ne yaparım bilemiyorum. Bu yoğunlukta gider kütüphanede uyurum diyorum nasıl olur acaba #) Kışın çok güzel oluyo kütüphane, sıcacık =)

Bu koşuşturmaca da bir arkadaşımla aynı grupta olduğumuzu öğrendim. Diğer arkadaşımla da ayrı olduğumuzu. Üzüldüm tabi. Keşke onunla da aynı olsaydık. Çok isterdim ama olmadı. Gruplar okul numaralarının çift mi yoksa tek mi olduğu ile ilgiliymiş. Kaç gündür şu ayrı grupta olduğum arkadaşımla ilk güne hazırlık yapıyoruz da onda en ufak bir heyecan belirtisi göremedim. Biraz heyecan iyiydi yaa =))

İşte böyle bir kayıt olayından sonra 20.09.2010 günü başlıyorum.
Heyecanlı mıyım: Evet!

Bir bilinmezliğin içinde geçicek bir sene. Kalır mıyım, geçer miyim, hocalar nasıl peki ya da dersler???
Resmen kendi kendimi paniğe sokuyorum.
Aklımdaki karmaşalar içinde yeni dönemi bekliyorum.
Başlasın bakalım, herşeyin devamını burdan yazıcam.
Tekstil Müh. seçecek özellikle de Ege Üniversitesi'ni seçecek olanlara fikir olur ;)

Herkese yeni döneminde başarılar.