ayrılık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ayrılık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Mart 2014

25 Mart Doğum Günüm Benim

Şimdi “23’den gün aldım.” mı denir yoksa “Hala 22 yim.” mi? Kafam karışık. “Aman Z.S. ülke gündemi her an değişiyorken senin tek derdin bu olsun!” dediğinizi duyar gibiyim. O zaman konuya girelim mi dostlar;

25 Mart!
İyi ki Doğdum!!
Doğum Günüm Kutlu Olsun!!!

Günün ilk saati ile ilk kutlayan kendim olmak istedim. Blog da bu yazı dizisini de kendim için oluşturuyorum. Narsistçe kendi kendimi ilk kutluyor ve seviniyorum.

Yarın işe gidiyorum. Okula gitsem kim kutlar, kim facebook dan yazar (Artık Twitter diyemiyorum malum ülkemizde YASAKLANDI! Buraya en okkalısından küfürü siz getirin lütfen.), mail kim atar ya da işten biri bilir ve kutlar mı bilmiyorum. Tek bildiğim her yıl olduğu gibi anneannem 24 Mart sanıp sabahtan aradı. Artık 25 Mart diye düzeltmiyor ve kabul ediyorum. Zaten yaşlı kadın. Düşünmesi bile yeter. Aa bir dakka düşünmesi ve araması yapalım biz onu.

Geçen doğum günümden bu doğum günüme hayatıma erkekler girdi, çıktı. Sevdim, ayrıldım, terk ettim, aldatıldım, yalanlara inandım, inanmak istedim. Almanya’ya gittim, en yakın arkadaşım dediğim kişiye bile yeri geldiğinde güvenmemem gerektiğini fark ettim. Almancayı sevdiğimi, konuşabildiğimi, yabancı bir ülkede dahi olsa enerjimle güven hissini verebildiğimi, güzel olduğumu, sempatik bulunduğumu öğrendim. Teyzemle Ankara gecelerine aktım, bavul düzenlemeyi öğrendim, 3. Sınıfı bitirdim ve 4. Sınıfa başladım (Onunda son dönemindeyim.), işe girdim, saçımı her ay kestirdim, manikür yaptırmaya başladım, zayıflamaya devam ettim, spora daha sıkı sarıldım, gardırobumu boşaltıp yenileriyle doldurdum, gözüme kestirdiğim erkeği tavlamaya çalışırken karşıma çıkan kadınlara “Pes!” dedim, ROZAmı kaybettim, PURSAT’ı mutlu olacağı bir yere göndermek zorunda kaldım, annem ameliyat oldu, çok ağladım, kavgalar ettim.

ROZAmı kaybettim evet ama şunu fark ettim; hayatımıza giren her şey için şükretmeliyiz. Benim etrafımdaki köpeklere bakış açımı değiştirmemi sağladı. Yardım etmeyi ve minnet duygusunu, hayvan sevgimin aslında fazla olduğunu ve dışarıda beslemekle değil ileride bir hayvanın sorumluluğunu alıp yaşamam gerektiğini, sevginin ne kadar saf ve karşılıksız olabildiğini, o sıcaklığı hissederek uyumayı vs vs. şükretmek benim bu yıl öğrendiğim en önemli şey oldu.

Şükretmek ve teşekkür etmek.

Bir çiçeğe bakıp bile onun hakkında düşünmeye başladım. Düşündükçe arındığımı hissettim. Küçük küçük notlar almaya başladım, aşkı aramayı hiç bırakmamam gerektiğini anladım, güven kelimesinin benim için her zaman öncelikli olduğunu kavradım.

Ben bu doğum günüme kadar çok şey yaşadım ve çok şey öğrendim. Bu sefer bir de şunu anladım ki ben hiçbir doğum günüme sevgilimle girmemişim. Ya öncesinde ayrılmış sonra barışmışım ya da olmamış. Ya erkekler çok çakal ya da ben çok şanssızım. Genelde sevgililerimin doğum günleri bana denk gelir ve delice kutlardık. İçimden bir ses diyor ki “Doğum gününü geçireceğin tek bir adam olacak ve oda hayatının erkeği olacak.”. İnanmak istiyorum. Belki de bu seneki doğum günü dileğim budur. Dilekler dile getirilmemeli denir, o zaman gerçekleşmezmiş. Çok isteyince dile gelse nolur, gönülden istedikten sonra bütün dilekler bizim olur.

Kutlamalar, iyi dilekler, temiz, güzel bir 25 Mart benim olsun.
xoxo

9 Şubat 2014

Işıkkent Hayvan Barınağı İzlenimim …2



Geç yazıp yayınlıyorum bu partı farkındayım ama günler bu kadar hızlı geçerken inanın ayak uydurmak çok zor olabiliyor. Biraz önce uzun zamandır aklımda olan düşünceyi gerçekleştirmek için ani bir karar verdim ve otobüs biletimi tek gidiş olarak satın aldım.

Gene yollar, yolculuklar ve aynı bavulumla çıkıyorum yola.
Bu sefer istikamet Bandırma!

Anneannemin yanı. Biraz soğuklar birazda anneanne sıcaklığı. İnsan uzaklaşmak istiyor bazen. Evet, senin de düşündüğün gibi bana yolculuklar iyi geliyor. Aynen Veletten ayrılıp Almanya’ya gidişimden sonra bu seferde şerefsiz (Artık küfür ediyorum.) adamdan ayrılınca Bandırma’ya gidiyorum. Anneannemin yemeklerini yiyip onunla Seda SAYAN izlemek istiyorum. Örgülerimi örmek, konuşmak, yemek yapmak ve eve gelen misafirlerle kahve içip, kadın dedikodusu dinlemek. Bunlar farklı zevkler. Sonuçta en az bir hafta buralarda olmayacağım. Öncelikle bunu belirtmek istedim.

Şimdi gelelim 2. partımıza.

Kapıdan girip kimsenin olmadığını öğrendikten ve saat kaçta geleceklerini bilmediklerini belirttikten sonra kafeslere doğru yürümeye başladım. Çantamda bir sürü taze köpek bisküvisi vardı. Onlar için sabahtan almıştım. Önce emziren anneler bölümünü gezdim. Kocaman sarı bir köpek ve 9 yavrusu! Evet, tamı tamına 9 yavrusu vardı. Garibim emzirmekten bitap düşmüş, memeleri sarkmış, kafesin üzerinde duruyordu. Bence yavrularından kaçıyordu. Yavrular deseniz doğru dürüst beslenemedikleri belliydi, zayıf düşmüşlerdi. Soldaki fotoğraflarda da görmüşsünüzdür anne ve yavrularını (Anneyi de çektim ama onun o halini teşhir etmek istemiyorum. Bu nedenle fotoğrafta sadece yavruları görüyorsunuz.). Onun yanında bir tane daha anne ve bir yavrusu vardı.

Bir tane de solumdaki kafeste yavru vardı. En fazla dört aylık olan bu yavrunun annesi yoktu =( Çok tatlıydı. Sevgi arsızı bir hali vardı diyebilirim (Soldaki fotoğrafta onu görebilirsiniz.). İlk ona bisküvilerimden verdim sonra emziren diğer iki anneye. 







Bu kafeslerin arkasına geçince bir tane daha anne gördüm ama onun yavruları daha iyiydi (Sağdaki fotoğrafta onları görebilirsiniz.). Sonra iki tane daha annesiz yavru vardı ama bu yavrular ya doğum sırasında ya da sonradan beyincikleri zarar gördükleri için kafaları titriyordu. Tam tutamıyorlardı (Onlarında fotoğrafını çektim ama görmeseniz daha iyi.). Sonra o kafesin arkasında beyaz bir köpek vardı. Onunda ayağı yanlış kaynamıştı, sekiyordu. Bütün köpekler küçük bir alanda, beton zeminde ve sabahtan yıkadıkları yani ıslak olan zemindelerdi. Yavrularda ıslaktı. Oraya pisliyor, orda kuru mamalarını yiyor ve sularını içiyorlardı. Bence hijyen yoktu! Sonra o yavruların kafesleri hiç adam akıllı değildi. Küçücük demir saçtan kafesler! Soğuk. İçine bir talaş, saman koyar insan ya da gazete kâğıtları, minder vs. bir şey koysalar ya. Annede rahat etsin, yavrularda ıslak pis gezinmesin. Pisliğini yiyen, pisliğine bulanan yavrular vardı diyeyim size, siz canlandırın gözünüzün önünde.


     

Emziren anneler bölümünden çıkıp kafesleri gezmeye başlayınca ilk olarak “Yavrular” bölümüyle karşılaşıyorsunuz (Yukarıda üç fotoğraf Yavrular Kafesinden çekilmiştir.). Bazı yavrular baskın karakterli olduğu için diğer yavruları sindirmiş. Bazıları iyi yemiş bazıları ise kemikleri sayılır modda. Bazıları da o kadar küçük ki birbirine sarılıp geziniyorlar. Onlara da bisküvi verdim, nasıl yediler, sevdiler anlatamam =) Fotoğraflarını çekerken hepsi poz veriyorlardı. Bazıları German kurzhaar, bazıları da Golden kırmasıydı.


Oradan büyük köpekler kafesine geçtim zaten dediğim gibi hepsi yan yana bu kafeslerin. Erkekler arasında da gene terk edilmiş Goldenlar, Sibirya kurtları, cockerlar vardı. Yazık bu hayvanlara. Yeni terkedilmişleri ayrı kafeslerde tutuyorlardı. Orada bir anne ve kızıyla karşılaştım. Onlarda bir gün önce köpeklerini bırakmışlar ama sonra gelip almak için oradaydılar. Evlerinde iki tane daha köpekleri varmış. “Bu üçüncüydü. Apartman şikayet edince getirdik ama o gece içimiz rahat etmedi ve sabah 10:00’dan beri buradayız. Veterinerin gelmesini bekliyoruz. Oğlumuzu alıp gideceğiz.” dediler. İşte bu dedim. Pişman olmak güzel bir duygu. Bırakmak ve sonra almaya gelmek. Bu şekilde onlarla konuştum, bir şeyler paylaştık. Ben kendimi anlattım onlar kendilerini. Hayat bazen ilginç olabiliyor. Bunu neden dediğimi birazdan anlarsınız ;)

Sonrasına dişi köpeklere bakarken bir bey ile oğluyla karşılaştım. Onlarda köpeklere bakmaya gelmişler. Zaten köpekleri de varmış.







Saat 13:00’da gelecek denen veterinerler 14:30’da geldi. Bayan hemen köpeğini istediğini söyledi. Normal şartlarda köpeğinizi barınağa bıraktıysanız size geri verilmiyormuş (Aynı soyadı olan kimseye verilmiyormuş.) ama “Bazen istisnalar yapabiliyoruz. Kişilere bakıyor ve hayvanın geleceğini düşünüyoruz. Ona göre karar veriyoruz.” dediler. Bayan ve kızındaki pişmanlığı hissettikleri ve daha köpeğe çip takmadıkları için geri verdiler. Öncesinde vermeden önce yani bir sürü bilgi ile size verilecek resmi kâğıt sonucunda köpeğinizi terk ediyorsunuz (Bu ifade size sert gelmiş olabilir ama gerçek bu. Açıkça onu oraya terk ediyorsunuz.). Sonrasında da almak için sözleşme imzalıyorsunuz, dilekçe yazıyorsunuz. Nerede bakacağınızdan tutunda hangi amaçla alacağınıza kadar ve öldüğünü de belediyeye bildirmek şartıyla köpeğinizi kimlik ve tasmayla alabiliyorsunuz. Dönüşünüz size kalmış. Arabayla gelirseniz iyi olur çünkü köpeğiniz, otobüse taşıma kabı olmadan binemiyor biliyorsunuz. Avrupa’da böyle değil. Hayvanlar tasmalı olduktan sonra otobüse de biniyor, metroya da, trene de, istasyonlara da yani her yere. Ama bizde illaki o taşıma kabında olacak! 5kg değil ki bazı cinsler. 25kg - 30kg olanlar var. Onu nasıl koycan taşıma kabına!

İşte o bayan ile kızının köpeği de labrador kırmasıydı ve kocamandı. Onlar gelmeden önce bir taksiyle anlaşmışlardı. Taksiyi aradılar ve geldi. Meğerse yakın oturuyormuşuz. İşte bundan dedim “Hayat bazen ilginç olabiliyor.” diye. Benim veterinerime onlarda gidiyormuş. Aynı yere gideceğimiz için taksiye beraber bindik ve geldik. Tanıştığıma memnun olduğum iki insan daha hayatıma bu şekilde dâhil olmuş oldu =)

Ayrıca merak edilen soruları oradaki veterinerlere sordum.
Röportajımı, son partım da yayınlayacağım.
Tatilimde onu düzenler iki hafta sonra yayınlarım.

İçinizdeki hayvan sevgisini yok etmeyin.
xoxo

6 Ekim 2012

Haftayı Bitirdik


Valla bitti.
Öyle ya da böyle günler geçiyor işte.
Birileri gene evleniyor ve ben ayrılıyorum. Naparsın =)

Aman üzüntüleri geride bırakalım. Haftayı bitirmenin verdiği o mutluluğu hissedelim biraz. Amma yorucuydu ya, uff anlatılmaz yaşanır bir haftaydı. En yakın arkadaşımı bile göremedim. Buluşamıyoruz, buluşmayı geçtim telefonla bile konuşurken derslerimiz denk gelmiyor. Kuzumu aradım da geçen gün dersteymiş. Jelibonum desem oda aynı.

Haftayı gün gün inceleyim, bakalım nolmuş? Hmmm…

*Pazartesi: Kalıp dersinde etek kalıbı çıkarmayı öğrenip bir de minicik etek kalıbı çıkardım. Yetmedi bide onu yapıştırdım. Artık benimde minik bir Barbie eteğim var hehe =)) Termodinamik dersinde tabloların arasında kayboldum ve sonunda baktım dersi takip edemiyorum amaan deyip (içimden de sömürdüm yani. Bu ne bee diyorum. Bu kadar tablo artı ders notları. Sıra yetmedi. Eşyam sığmadı durumları içinde böyle bir anda üstüme üstüme gelmenin verdiği sıkıntıyla patladım tabi içimde) bütün tabloları kaldırdım ve çantanın en derinine attım. Zaten takip mi etcem yoksa yazcak mıyım anlaşılmıyor ki aa durun ya, yazarken fark ettim hoca ödev vermişti #) Resmen ilkokulda gibiyim. Hafta sonu ödevlerim var #) Masama bir kâğıt astım ve aklıma gelen her türlü ödev ya da yapılması gereken iş varsa yazıyorum. Yoksa o kadar beynim dolu ki unutuyorum =// Kafa boşaltmaca yapmam lazım benim acil “SOS” ;)

**AVEA bana heryöne 60dk konuşma hediye etti. Neden etti ve neden ben hiç bilmiyorum. Hoşuma gitti ama kimi arasam ulaşamadım #) İlginç...

*Salı: Makine elemanlarına girdim ve dersten soğudum! Sınıfın gürültüsü mü beni bozdu yoksa hocanın dersteki halimi bilemiyorum. Böyle bir hevesim kaçtı. Geçen hafta o kalabalık sınıfın içinden çıkıp “4 zamanlı araba motorunu” bilmiş birde anlatmıştım. Çıkışta herkes beni konuşuyordu, böyle kabarmıştım falan hehe =)) Olay aslında hocada benceeee. Bir kere adamın boyu uzun (topluca ne alaka çekelim ama durun dostlar söylicem) ve (şimdi söylüyorum) DİK DURMUYOR! Takarım ben kardeşim! O omuz dik duracak (reklamdaki gibi oldu =)) ). Derste ayağa kalkıp böyle sırtına bastırıp göğüs dışarı yapmamak için kendimi zor tutuyorum. Bide hocanın yüksek olmayan ses tonuyla konuyu anlatması yok mu?! Yaka mikrofonu getircem o olacak. Bütün bunlar beni benden aldı valla derste bedenen bulunup, ruhen astral seyahatte olmayı başarıcam. Evet evet, bunu millet yapabilmek için yıllarını harcıyor ama gerek yok. Gelin girin derse ;) Bu ders gittim en öne oturdum, hocayla aramda 1m var ve hala duyamıyorum! Duysam da anlamıyorum ki dersi. Böyle adama bakıp “Ne diyo acaba?” diyorum. Hatta bir ara “Ne işliyorduk, hangi ara bu konuya geldik?” bile dedim ki işte o anda anladım ki bu derse ekstra not lazım ;) Ayrıca bugün en olmasını istemediğim şey oldu. Hani birinin sizi en güzel anınızla görmesini istersiniz ve bunun için çabalarsınız ama o sizi görmez. Sonra gün gelir sizi en paspal halinize yakın görür. Hah, işte aynen bu oldu. Bütün hafta giymişim etekleri, takmışım kemerleri, ayağımda topuklularım ama adam yok etrafta derken bir sabah derse geç kalma saatinde uyanıp dolaptan ne bulduysam giydiğim halimle gittim. O gün “O gün” beni o halimle gördü. Kader, neden bu hafta bana böyle davranıyorsun sen? Olmuyo ama. İlişkimizi bir daha gözden geçirelim bence ;)

*Çarşamba gününe gelelim; dikim uygulamalarında kâğıt dikiminden cebe geçtik ve ben hala cebi dikmedim. Çok güzel çook güzel ve hocanın ödevini de bitiremedim. Ama bu benim suçum değil ki =( Hoca önce kâğıt dikeceksiniz dedi ve bizde iyi dedik ve dikmeye başladık. Ama bu ödevler vizeden önce bitmeli aslına bakarsanız daha çok var görünüyor fakat bu hafta cep dikimine geçti. Ee onu dikince kâğıtlar kalacak. Ben sorun etmedim ve evde dikerim dedim. Geldim eve ve oturdum makinemin başına iğnemi taktım, kâğıdımı koydum, son kontrollerden sonra bastım pedala ve makineden gelen ses ile şok oldum. Makine ip kopuşu var diyor! İp kopuşu mu, ne kopuşu ki masuramda ip yok! Benimki, elektronik olduğu için olmayan iple dikmiyormuş artiste bak ya!! Altı üstü iğneyi benim istediğim desen ile kumaşa batıracaksın ama yok illa ip istiyor. Bende baktım olmuyor ipi taktım ve diktim. İyi de diktim aramızda kalsın. Sonra hocaya gittim ve kağıtlarımı gösterip durumu böyle böyle deyip en saf halimle anlattım. Hocanın cevap direk “sök bu ipi” oldu. İçimden öyle bir “neyyyy???” çektim ki gözlerim büyümüş olabilir #) Düz dikişin en zor sökülen dikiş olduğunu artı diğer adının kilit dikiş olduğunu bilmiyor herhâlde! Bütün saflığımla “Peki sökerim.” dedim. Ve eve geldim başladım nakış makasıyla sökmeye. Bir elimde makas, bir elimde cımbız söküyorum. Lanet olası şeyi 3 gündür söküyorum. Toplamda 4 kâğıt söktüm ve arkamda 3 kağıt daha var! Aman allahım. Bayramda falan dikiş dikmemek için bu acılara katlanıyorum, yemin ederim.

*Perşembe: İyiydi tabi günün içindeki olaylar olmasa. Sonuçta toplamda aynı sınıfta geçen iki dersim vardı. Çantam hafif, alacağım fotokopi yok ve dersten erken çıkacak yemeğe de erken gidecektim (hala yemek hala yemek =)) ). Anlayacağınız gün iyiydi =) Sabahki o ilginç konuşmayı atlamak istiyorum, hoşuma gitti ama olsun. O başka bir yazıya sayın okuyucu ;) Şimdi bizim laboratuvar grupları açıklanacaktı ve listelerde sayılar eşit olacaktı. Benim olduğum grupta sayılar fazla. Hani bunu herkes biliyor. Neyse efenim listeler bir açıklandı ben A grubuna atılmışım! Bende bir şok dalgası beynimden aşağıya doğru aktı geçti. Direk hocayla konuşmaya girdim odasına. Aslında daha önce konuşacaktım ama yetişmem gereken yerler ve hocayı bulamama durumum yüzünden tam hocayı buldum anında hoca listeyi asmıştı. Girdim ben odaya ve tam konuya girecektim ki hoca bir anda parladı. Hayatımda ben öyle bir tepkiyle hiç karşılaşmadım. Sesim titredi, gözlerim doldu. Böyle kal geldi derler ya öyle oldum. Kaldım öylece. Konuşmak istedim sesim çıkmadı, çıkınca da titredi ve cümlelerim kekeledi. Salak bir durumdu (kabul ediyorum). Sonrası uzun hikâye anlatmıyım. Sağolsun bir hocam araya girdi o an ve o olay tatlıya bağlandı. Tabi bu durum sinirimi çok bozdu. Ders arasında olduğu içinde derse yeniden girdiğimde ilk 15dk hoca ne anlattı anlayamadım. Sonra yavaş yavaş kendime geldim. Kendime geldiğimde valla tebrik ettim. Helal olsun kızım sana dedim kendi kendime. Eskiden olsa tepkin uçlarda olurdu ama şimdi çok saygılı davrandın. Doğruydu. Eskiden olsa hemen bende bağır karşılık verirdim. Şimdi susmayı öğrendim ama susarken de böyle bir tepkiyi görünce darmaduman oldum yani =//

*Cuma: Ouvv yani şu an =))) Mutluyum mutluyum mutluuu =) Sevgilim yok, evde odamda parti var. Ve odam an itibariyle başlı başına bir disko topu ;)

Yarının tatil olmasını,
Ödevleri,
Ayrılsam da bunu atlatmayı,
Sevilmemi,
Sevdiğim hocalarla günü ve haftayı kapatmayı,
Yıldızımın yeniden yükselmesini kutluyorum.

Kutladıkça kutlanan şeyler illa çıkar ;) Sizin benim yanımda olduğunuzu hissetmeyi kutluyorum.
Yazılarıma destek veren herkese teşekkür ederim ;)

21 Ağustos 2010

Evcilik Oyunu Bitti. Sıra Nikahta!

Bundan önceki yazımda "Evcilik Oyunu" nu ne kadar çok severek izlediğimi yazmıştım.ama artık hiç izlemiyorum çünkü favorim olan Kendi & Yiğit çifti ayrıldılar.neden yarıldılar hiç bilmiyorum ama benim fikrime göre her yarışmacının! belli bir süre bu oyunda kalması gerekiyo ve sonra ayrılıyo.

Ayrılırken gene kendilerinin diğer çiftlerden farklı olduklarını kanıtladılar ve kavgasız, gürültüsüz, modern bir şekilde ayrıldılar.
Onları tebrik ediyorum.
İşte bu yüzden, onların ayrılmalarından beri programı izlemiyorum.

Ayrılmalarını gösterdikleri bölümde haftanın en sevilen çifti seçilmişlerdi hemde "%90" oyla.yani benden başka seven kişilerde vardı.
Şöyle bir forumlara bakınca bayağa bi seveni varmış favorilerimin ;)))

Kendi & Yiğit ayrılınca hemen yeni bir çift sokmuşlar yarışmaya.

Adları Serdar & Eda.Ben bi yerden çıkaramadım kişileri ama belki siz bilirsiniz.Şahsen pek umurumda da değil.Adam türkücüymüş sanırsam çünkü habire türkü söylüyo =S

Taylan & Sevilay çifti desen, olgun iki insan.
İlişkilerinde ne istediklerini biliyorlar ve o şekilde birbirlerine davranıyorlar.

Ozan & Nilay ise hala kavgalı bir ilişki içindeler.

Amann sıktılar resmen.

VEEE SON DAKİKA HABERİ: Şuan bu yazıyı yazarken TV açık ve Show tv yeni bi yarışma daha yayına sokmaya hazırlanıyormuş.

Adını söylüyorum: Nikahta Keramet Var.


Show TV yıllardır evlilik programlarıyla ün yapmış bi kanal olarak, bu konuda kendini (Her bi yeni yarışmayla) aştı diyebilirim. Benimle evlenir misinler, kayınvalideler falan filan hep bu Show TV'nin marifetiydi maşallah. Şimdide,
"Evlenme çağına gelmiş, genç, güzel bir kadın mısınız?"
ya da
"Genç kızların kalbini çalacak yakışıklı bir erkek misiniz?"

sorularıyla programın fragmanını yayınlamaya başlamış bile. Sonunda da "Annenizden onay alıp "Nikahta Keramet Var" diyorsanız, mutluluğu Show TV ekranlarında bulup 500.000 TL ödülün sahibi olabilirsiniz!" diyerek bitiriyorlar. Yani aslında geriye dönüş var gibi biraz ne dersiniz?

Evlilik!!!
Türk yapısında önemli bir konu ve bu konu üzerinden her türlü yarışma ya da eğlence programı çok kolay bi biçimde yapılabiliyor. Bunu da beklicem ve bakıcam. Gerçekten kızlar güzel, erkekler yakışıklı mı?

Kızları manken, oğlanları da mühendis falan seçip "Evlenin" mi dicekler yeniden?
Çok merak ediyorum işte.