30 Haziran 2014

En Son ...8

 En Son Dinlediğim Albüm (30.06.2014)
 Oğuzhan Koç - Ben Hala Rüyada

En Son İzlediğim Film (30.06.2014)











Love Is All You Need


En Son Okuduğum Kitap (30.06.2014)
 Judith Mc Naught - Sana İhtiyacım Var

Savaşı Kaybettim

 

Pişman değilim.
Peki, üzerimdeki bu isteksizlik neyin nesi?
Üzüldüm çünkü.
Her zaman kazanmayı, denemeyi bilen biriyim ben. Bu nedenle, kaybettiğim için üzüldüm.

Kumsala gittim ve çıplak ayak yürüdüm. Yetmedi denize taş attım. Kumsaldaki bütün taşları atsam bile ağlamam durmayacaktı. Sonunda soyundum ve yüzdüm. Denizden çıktığımda arkadaşlarım beni buldu. Her zaman bulur beni onlar. “Sen söylemesen bu haftada gelmeyeceksin sanmıştık.” dediler. Onlarla oturdum, konuştum ve ateş yaktık, yedik, içtik, çakırkeyif olduk. Geceyi sabaha kumsalda yatarak bağladık. Şimdi eve geldim. Umarım hasta olmam. Hastada olsam canım bir şey yapmak istemiyor. Keyfim kaçık. Dün onlarla içerken “Bütün kaybettiklerimize ve savaşlarımıza!” deyip kadehlerimizi kaldırdık. Bütün ayrılıklarım, kayıplarım, hüzünlerimde bu kumsaldaydım. Teselliyi yanlış yerde aramak gibi bir zaafım var. Bu sefer onu yapmıcam! Bu sefer kendimi bu şekilde oradan oraya vurmıcam ya da karşıma çıkanla sevgili olmucam.
Unutmak gerekiyorsa unutursun. İçindeki dengesizliğini etrafına yansıtmak değildir duygularını paylaşmak. Açık ve net ne hissediyorsan onu söylemektir. İstemediğini gene isteme.

Asıl zor olan arkadaşça kalabilmek de değil.
Asıl zor olan yeniden mutlu olabilmek.
Yeniden sen “Sen” gibi davranırken onun, senin bu davranışlarından başka anlam çıkarmamasını ümit etmektir.
Budur zor olan.

Günler sonra ilk kez rüyasız, deliksiz uyudum. Kalbim çarpmadı, sabahı ilk karşılayan da ben olmadım. Mesaj atmadım mesela. Birkaç saat sonra ne yapacağımı uyanınca planlamadım. Kalktım, eve geldim ve yeniden yattım. Artık başım ağrımıyor, karnıma kramplarda girmiyor. Şimdi anladım: İtiraf ardından gelen ret ile yeniden ben oluyorum. Hiçbir şey olmamış gibi yaşıyorum. Yaşarım da zaten çünkü hiçbir şey olmadı. Aşk yok, ayrılık yok. Ben ona ondan hoşlanmaya başladığımı söyledim o ise unutamadığı biri olduğunu. Gerçek bu! Bütün masal, hikâye, yüksek sesli kahkahaların hepsi bu.

Sabah perdeleri açıp güne “GÜNAYDIN” demek de güzel.
Deriiinnnnn bir nefes al içine, şimdi ver!
Her seferinde yeniden bağlan o âşık olduğun hayata.
Bundan sonraları içinde “Değmez!” de ve çevir kafanı.
“Aşkın en büyük acısı duygusuzluktur.” demiş bir yazar.
Aşkı verdiğin kadar alamazsın.
Ve
Her kadın yaralarının sarılmasını ister.

xoxo

27 Haziran 2014

İş Hayatı ...2


Günaydın =)
Çay molasından herkese selammm ;)

Bugün izne ayrılıyor ve Ağustos da geliyorum. Bu nedenle bu yazı dizisine ara vereceğim.

NOT: İlk şunu bil, ofis de herkesin işi acildir!

Hele benim gibi tekstil de çalışıyorsanız paketleme, dikim, müşteriye gönderme gibi durumlar çok fazla olduğu için senin işin dahil BÜTÜN işler ACİLDİR!

Bunu bil ve ona göre davran,
Saygını koru.
Unutma "Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır" ;)

xoxo

26 Haziran 2014

İş Hayatı ...1


Eve gel, yemek ye, kendine bak derken ne bilgisayarımı açıyorum ne de yazılarımı yayınlayabiliyorum.
Zaten bütün gün bilgisayar başında olduğum için birazda o aydınlık ekrandan kaçıyor olabilirim.

Bu yazıyı size ofisimden, odamdan, masamdan yazıyorum hohooo ;)

Günler sonra ilk kez dün bir masam oldu, bugünde bu masaya yerleşildi, süslendi vs. Size sonra foto paylaşacağım. Bugün ve yarın işe gelip Temmuzda izne ayrılıyor, Ağustos da ise Teyzemle Antalya turuna çıkıyor ve yeniden Ağustos ortasında işe başlıyorum.

Bu yazı dizimin amacı, işe yeni başlayacak olanlara notlar olacak. Mümkün oldukça her gün bu postu gircem. Bu dediklerimi bilin, aklınızda bulunsun ;)

İlk Notumuz: Bir defter edinin ve içine her şeyi yazın! Çalışanların isimlerini (Öğrendikçe), pozisyonlarını, görevleri, yaptıklarınızı, öğrendiğiniz terimleri yani HER ŞEYİ!

12 Haziran 2014

Sen Âşık Olmuşsun!


Nereden başlayacağımı da bilmiyorum ne yazacağımı da.
Gene ben yazıyım ve siz bir yerlerden tutun, bırakmayın, düzenleyin vs.

İnsan hayatında her şeyini konuştuğu arkadaşı ayrıdır, aşklarını anlattığı ayrı, kariyer hakkında fikirlerini aldığı ayrı. Benim mi anam bende hepsi var hangisini anlatıyım =))

Geçen gün İtalya’daki arkadaşım G. ile konuşuyorum daha doğrusu derslerimiz, finallerimiz olduğu için mailleşiyoruz, ona destan yazdığım sırada (Evet buraya yazamadığım sürede mail yazıyorum. İçimdeki yazma aşkını frenlemeden yola devam. Allah sonumu hayır etsin.) fark ettim ki ben içimi döktükçe hep aynı şeyi anlatır olmuşum.

Konum O, olayım O, aklımdaki O olmuş!
Daha ne olsun.
Bugün sonunda garibim dayanamadı ve “Z.S. sen aşık olmuşssun kızım, geçmiş olsun!” dedi.

S. olsa kesin “Kızım ben anlamıştım sendeki bu çenenin nedenini ama bu sefer ben söylemiyim sen anla istedim. Hadi bakalım bize geçmiş olsunnnn!” der ve hasta bakıcı moduna kendisini ve meleklerimi sokardı. Dedikodu yapmaz ama nasılsa bu haberi hepsi aynı anda duyardı hahaha =))) Ulan hayatımda bi tane normal arkadaşım olsun dermişim. Yok, böyle hepimiz sorunluyken hayat daha düzel. Ne o öyle durağan, süregelen arkadaşlık hehehee =))

Tek bir ileti benim bütün o destanların altında PAT diye yüzüme çarptı tabi. “Acaba fazla mı anlattım?” diyorum hala salak modundayım ama olay o değildi ve G.’nin dediği de sonuna kadar doğruydu. Ekranda kocaman yazılmış bu mesajı görünce şöyle düşündüm; yıllarca aptal saptal ilişkiler yaşadın, bazılarında sen sevdin, bazılarında seni sevdiler, bazılarında sen koşturdun, bazılarında koşanlardan kaçtın. Sana geri dönenler oldu, dönmek isteyenler… Arkadaş kalmak isteyenler, yüzsüzce yanına yanaşmaya çalışanlar…

Sonuç???
Elin, etrafın şimdi bomboş Z.S.!

Bütün beklentileri bir seferde karşılayamam ki bende insanım hem de uçarı kaçarı bir insan. Kaçak bir şekilde bir yere girer, eğlenirim ve sonunu düşünmeden yaşarım. Konuşmam. İşin aslı çok da bir şeyimi paylaşmam. Yargılanmaktan korkarım. Gerçekleri bilirim ama onları duymaktan kaçarım. Yazarım, çizerim ve konuşmuş kadar olurum. Önceki hayatımda neydim bilmiyorum ama asi, cesur biri olduğumu düşünüyorum. Benden prenses olmaz, sosyetik tiki tiki gezinen biri çıkmaz ama benden yanında gülmeyi yeniden öğrenebileceğin biri olur. Kibar ve saygılı davranırım. Susmasını iyi bilirim. Bakmasını da. Dokunmasını da. Öpmesini de.

Bunlar bana yetiyor mu?
Evet, yetiyor.

Bir anda parlarım. Sert kalkanlarımı kaldırdım mı biter orda her şey. Mücadele etmeyi severim. “Beni seçen olmasın.” derim inatla! Salağım çünkü ben! Salağım çünkü benim istediğim olsun diye yaşıyorum. Bunu hayatımın her alanına ilke olarak sokuyorum sonrada savaşı ben başlatıyorum. İlk başlatan kazanır mantığı ile yaşıyorum. Olanlar ondan sonra bana oluyor. Hayatım, her zaman kazandığım savaşlarla sonuçlanmıyor.
Yıllar içinde büyümüş bir kızım ben. Şimdi yeniden âşık olduysam benim için savaş başlamış demektir. Bu savaşta yalnız olmaktan korkuyorum. Bundan sonra O’nu anlatmamaya karar verdim. Bu G.’nin ya da S.’nin söyleyeceklerinden korktuğum için değil, benim artık bir karar almam gerektiğinden. Okul bitiyor hatta haftaya Cuma son finalime gireceğim. Beş yıllık eğitim hayatım bitiyor. İşe başladım. İşe gidiyorum ve bu sürede önümde bambaşka bir hayat var. Kendimi liseden mezun olurken ki Z.S. gibi hissediyorum. Acaba o zamanki gibi mi duygularım diye düşünmeden edemiyorum. O zamanlar gençtik şimdi yetişkin. O zaman önümüzde üniversite vardı şimdi iş – kariyer – askerlik - yurtdışı vs. O zamanlar uzaklar yakındı şimdi uzaklar, kilometreler ve “Güven” demek. “Beklemek” demek.

xoxo

4 Haziran 2014

Tavsiyem Var: Hürriyet Sosyal

Bir süre önce sosyal medya üzerinden en çok takip ettiğim gazetelerden biri olan Hürriyet gazetesinin bir geri sayım içinde olduğunu gördüm. Neredeyse tüm yazarları belli bir heyecan içindeydi. Açıkçası ben yeni bir sayfa tasarımı ya da yeni bir yan haber sitesi haberi beklerken birdenbire hayatımıza ‘Sosyal Hürriyet’ girdi. Önce insanların beğenilerini hemen sonra ‘çok bilgi istiyor’ eleştirilerini okumam merak  uyandırdı ve hemen giriş yaptım.

Açıkçası sosyal medyada internet gazeteciliğinin en iyilerinden biri olduğunu düşündüğüm Hürriyet gazetesi beni şaşırtmadı. Herkesin kendi gazetesini oluşturabilmesi fikri zaten baştan çok cazip. Biri internet sitesinin yıldırıcı reklamlardan, ilgi alanım olmayan haberlerden ya da hiç okumadığım yazarlardan arınmış sadece benim için yaratılmış bir portal haline gelmesi bence harika bir fikir. Bunun yanında fikirlerinizi kendi sayfanız üzerinden paylaştığınız bir sosyal tabanlı haber sitesi olması çok önemli bir gelişme. Özellikle birdenbire gelen sosyal medya yasakları yaşayan bir ülke olarak fikirlerimize ses veren alternatif bir site olması bence cankurtaran gibi bir şey. Bu noktada bir yanlış anlamayı açıklama ihtiyacı hissediyorum. Twitter üzerinden sanki köşe yazarlarını ya da haberleri okumak için mutlaka bu sosyal hürriyet’e üye olmak gerektiği gibi bilgiler dolaşıyor. Günlük olarak her zaman girdiğimiz hurriyet.com.tr bir yere gitmiş değil. Eskisi gibi istediğiniz haberleri okuyabiliyorsunuz. Mobil uygulamaları hiçbir giriş istemiyor. Buna rağmen bugün bu sitenin istediği bilgileri isteyen onlarca sosyal medya kanalını aktif kullanıyoruz. Bunun bir itici güç olarak görülmesini sadece yeniliklere verilen ilk direnç olarak görüyorum.

Artık  hem Hürriyet yazarları hem de diğer okuyucularla interaktif ilişki kurabileceğimiz,  tartışma yaratabileceğimiz bir platforma sahibiz. Yazarların sadece köşe yazıları değil; kişisel postları da gün içinde paylaşılıyor. Bunun yanında ‘Öne Çıkart’ butonu ile önemli bulduğum ve gündeme getirmek istediğim haberleri Hurriyet.com.tr’nin ana sayfasına taşıyabiliyorum. Sosyal medyadan kullanmaya alıştığımız hashtag (etiket) ile haberler hakkındaki yorum ve paylaşımları kolayca süzüyorum. Yani daha çok insan ile daha çok haber paylaşıyor bunun yanında daha özgür haber alıyorum.

Bundan önce #hurriyetbenim etiketi ve reklamı ile çok ses getiren bu yayın grubu yarattığı portal ile bunu kanıtlamış durumda. Artık gerçekten Hürriyet benim.

 

İçerik: http://durumbildirimi.com/

Bir boomads advertorial içeriğidir.


2 Haziran 2014

Sen! Alışabilir Misin?


Sakin bir hayat istiyorum. Yavaş yavaş sakinliğime kavuştum derken bir olay oluyor, bir rüzgar esiyor ve bir anda hayat ters düz oluyor. Bir gecede olanlar ve benim ertesi gün öğrenmem. İnternette görmem. Artık hayatta olmadığını duymam. Bunların hepsi birikince ağır geliyor işte. Yavaş yavaş yoruluyorum. İnsanlara yansıtmak istemiyorum ama paylaşmaya ihtiyacım var. Geçen gün Turan Hocam derste son ders konuşması yaptı ve orda “Vefa. Sadakat” kelimelerini anlatırken bir hikâye anlattı. Hikâyeyi size anlatmayacağım ama o hikâyedeki şu cümle benim gözlerimin dolmasına yetti. Hoca ağladı ben ağladım.

“Geleceğini biliyordum!”

Aslında ne kadar da dolu dolu bir cümle. Hayat benim için hep böyle oluyor. Sevdiklerimi teker teker kaybediyorum. Tam diyorum kavuştum işte yanımdasın, bütün özlem bitti. Kırgınlıklar, küslükler geçti, işte burdasın karşımda en canlı kanlı haliyle sonra sevincim bir anda yok oluyor çünkü bütün sevdiklerim beni teker teker bırakıp o geri dönülmez yere gidiyorlar.

Dün öğrendim Nehir’in öldüğünü. Nehir kim mi?!  Fotoğraftaki o ortadaki kıvırcık saçlı gülen kız. Sağdaki oğlan abim, soldaki kız benim. 1993 Ağustos ve yaz kampındayız. Çadırımızın önüne biz üç çocuğu oturtmuşlar. Ben nereye bakıyorum belli değil kara kızım, Nehir 32 diş gülüyor ve abim bizi korurcasına kolunu atmış. 31 Mayıs günü bir motosiklet kazasıyla vefat etti Nehir. Eşiyle Bursa İznik yolunda kaza yapıyorlar ve oracıkta ölüyorlar. Nehir 23 yaşındaydı. Eşi Gökhan ise 24. Gencecik bir çiftti onlar. Düğün için buraya geliyorlardı.

Çocuğuz aslında. Hiç büyümüyoruz. Yıllar birer sayı olarak geçiyor. Günler sadece birbirini kovalıyor. Öldüğüyle kalıyor işte. Arkasında kocaman bir üzüntü, büyük pişmanlıklar ve keşkeler bırakarak. Bir saniye bile sonra yaşayıp yaşayamayacağımızı bilemiyorken ne kadar çok gelecek planı yapıyoruz. “Onu da yapcam, bunu da yapcam!” diyoruz. Bir hırs! Bir koşuşturmaca! Bütün bunların içinde içimizdeki çocuğu ve çocukluk anılarımızı elimizden bu şekilde kaymasına izin veriyoruz. Sonrada buna “Kader” diyoruz.

Herkes kaderini mi yaşar?
Kaderin bu dünyadan gidince geriye kalanların yaşadıkları mıdır?
Omzunda ağladığın insanın daha sonra senden ayrılmasıyla aynı ismi andığında onu hatırlaman mıdır?
Kumsalda gün batımını izlerken yüzünü, saçını okşayan rüzgârın “O” olduğunu hissetmen mi yoksa hissetmeyi istemen midir?

Hayat çok acımasız. Çok da isyana müsait. İsyan etmek istiyorum ama etmemeyi öğrettikleri için bütün bu yaşananları kabul ediyorum. Zamanla o boşlukla yaşamaya başlıyorsun. Bir şeyler hep eksik oluyor, kalıyor. Hiçbir şey onun yerini dolduramıyor. O boşluğun ne olduğunu sadece sen biliyorsun.

Şimdi söylesene;
Sen! Alışabilir Misin?