Sakin bir hayat istiyorum. Yavaş yavaş sakinliğime kavuştum
derken bir olay oluyor, bir rüzgar esiyor ve bir anda hayat ters düz oluyor. Bir
gecede olanlar ve benim ertesi gün öğrenmem. İnternette görmem. Artık hayatta
olmadığını duymam. Bunların hepsi birikince ağır geliyor işte. Yavaş yavaş
yoruluyorum. İnsanlara yansıtmak istemiyorum ama paylaşmaya ihtiyacım var. Geçen
gün Turan Hocam derste son ders konuşması yaptı ve orda “Vefa. Sadakat” kelimelerini
anlatırken bir hikâye anlattı. Hikâyeyi size anlatmayacağım ama o hikâyedeki şu
cümle benim gözlerimin dolmasına yetti. Hoca ağladı ben ağladım.
“Geleceğini
biliyordum!”
Aslında ne kadar da dolu dolu bir cümle. Hayat benim için
hep böyle oluyor. Sevdiklerimi teker teker kaybediyorum. Tam diyorum kavuştum
işte yanımdasın, bütün özlem bitti. Kırgınlıklar, küslükler geçti, işte
burdasın karşımda en canlı kanlı haliyle sonra sevincim bir anda yok oluyor
çünkü bütün sevdiklerim beni teker teker bırakıp o geri dönülmez yere
gidiyorlar.
Dün öğrendim Nehir’in öldüğünü. Nehir kim mi?! Fotoğraftaki o ortadaki kıvırcık saçlı gülen
kız. Sağdaki oğlan abim, soldaki kız benim. 1993 Ağustos ve yaz kampındayız. Çadırımızın
önüne biz üç çocuğu oturtmuşlar. Ben nereye bakıyorum belli değil kara kızım,
Nehir 32 diş gülüyor ve abim bizi korurcasına kolunu atmış. 31 Mayıs günü bir motosiklet
kazasıyla vefat etti Nehir. Eşiyle Bursa İznik yolunda kaza yapıyorlar ve
oracıkta ölüyorlar. Nehir 23 yaşındaydı. Eşi Gökhan ise 24. Gencecik bir çiftti
onlar. Düğün için buraya geliyorlardı.
Çocuğuz aslında. Hiç büyümüyoruz. Yıllar birer sayı olarak
geçiyor. Günler sadece birbirini kovalıyor. Öldüğüyle kalıyor işte. Arkasında kocaman bir
üzüntü, büyük pişmanlıklar ve keşkeler bırakarak. Bir saniye bile sonra yaşayıp
yaşayamayacağımızı bilemiyorken ne kadar çok gelecek planı yapıyoruz. “Onu da yapcam,
bunu da yapcam!” diyoruz. Bir hırs! Bir koşuşturmaca! Bütün bunların içinde
içimizdeki çocuğu ve çocukluk anılarımızı elimizden bu şekilde kaymasına izin
veriyoruz. Sonrada buna “Kader” diyoruz.
Herkes kaderini mi
yaşar?
Kaderin bu dünyadan
gidince geriye kalanların yaşadıkları mıdır?
Omzunda ağladığın
insanın daha sonra senden ayrılmasıyla aynı ismi andığında onu hatırlaman
mıdır?
Kumsalda gün batımını
izlerken yüzünü, saçını okşayan rüzgârın “O” olduğunu hissetmen mi yoksa
hissetmeyi istemen midir?
Hayat çok acımasız. Çok da isyana müsait. İsyan etmek
istiyorum ama etmemeyi öğrettikleri için bütün bu yaşananları kabul ediyorum.
Zamanla o boşlukla yaşamaya başlıyorsun. Bir şeyler hep eksik oluyor, kalıyor. Hiçbir
şey onun yerini dolduramıyor. O boşluğun ne olduğunu sadece sen biliyorsun.
Şimdi söylesene;
Sen! Alışabilir
Misin?





