fikirler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
fikirler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Şubat 2013

Asıl Sorun…

Asıl sorunumuz ne biliyor musun ya da benim asıl sorunum ne?

Etrafımda o kadar çok insan var, gülümsediğim, muhabbet ettiğim ve birde dostlarım. Ama ben dostlarımın ya da bu kadar insanın dışında ailemin de yanımda olduğunu hissetmek isterdim. Her yaptığım davranışta, seçtiğim kararlarda arkamda olmalarını isterdim. Sorgulamalarını değil nedenlerini sormalarını isterdim. Birini alıp geldiğimde olmaz demelerini istemezdim. Kendi dünyaları, kendi kuralları ve kendi hayatlarının sonucunda bana yol çizmeye çalışmalarından sıkıldım. Her fikrime karşı çıkmaları, bu lanet olasıca dört duvarın içinde ne kadar sıkıldığımı fark edememeleri… Kendi hayatlarına devam ederken benimde bir şekilde devam ettiğimi sadece bakarak bir kaç sahte, her şey yolunda gülümsemesiyle idare ettiğim zamanları fark etmemeleri çok acı. Asıl anlamadıkları benim “Ben” olduğum. Karşılıklı konuşmaya başladıktan çok değil 5dk sonra onların hayatlarına dönmemiz. Kendilerinden örnekler ve hep aynı hikâyeler…

Sanki ben istedim bir şeylerin zor olmasını. Kalkıp sarılmak istesem hemen bir tartışma çıkıyor. İçimde göstermek istediğim sevgiyi gösteremeden kapıdan çıkıyorum. Onların tek önem verdiği benim hayatımın aslında onların istediği yoldan gitmesi. Ama üzgünüm ben kaderimi yazanlardanım. Bunun için yıllarca uğraştım.

Sert biriyim doğru,
İçimden geçenleri direk gösteremem doğru,
Sarılmak isteyip sarılamadığım doğru
Ve evet hayallerimi, amaçlarımı, isteklerimi en yakınım olan aileme anlatamadığımda doğru.

Belki de ondan insanlarla iyi ilişkiler kuruyorum. Herkesle konuşa konuşa nasıl konuşulduğunu, nasıl ikna edilebildiğini öğrendim. Yıllar içinde kendimi eleştire eleştire iğrenç bir kişilikten, sorunlu bir kişiliğe doğru hızlıca yol aldım. Şimdi hangi ruh halindeyim, hangi Z.S’yim hiç bilmiyorum. Dengesiz biri oldum çıktım. Cümle kurmaya çalışırken ağlamaklı olmaktan, sesimin tonunu onlarla konuşurken ayarlayamamaktan yoruldum. Kalıplarla hareket etmeyeceğim kişilerin ailemde olması gerekirken gerçek olmayan bir şeylerin yolundaymış gibi görünmesinden sıkıldım.

Sorunlarım ve ben daha ne olabilirdi ki, ne beklenebilirdi?!

2 Haziran 2012

Napıyoruz Biz?!


Napıyoruz,
Neler söylüyor ve neler düşünüyoruz.

Bu sabah kalktığımda bir film izledim. Öylesine zaman geçsin diye izlemeyi düşünmüştüm önce. Ama izledikten sonra bir şeyi fark ettim;

“İnsanlık hiçbir zaman ileriye gidemiyor.”

Düşüncelerimiz bir arpa boyu kadar yol alamıyor. İleriyi düşünmediğimiz gibi düşünen insanları da suçluyor, hapse atıyor ya da öldürüyoruz. Yasalarımızla bu kişileri koruyacağımıza onlara işkence yapıp susmalarını sağlayanlara destek çıkıyoruz.

Hepimiz suçluyuz.
Sen, ben ya da O değil.
Hepimiz!!!

Düşünce özgürlüğünü konuşuyoruz, fikir özgürlüğünü konuşuyoruz. Bir kişinin sahip olduğu hakları ve özgürlükleri konuşuyoruz ya da konuştuğumuzu tartıştığımızı sanıyoruz. Aslında biz bir b*k yapmıyoruz. Bağırıyoruz, kavga ediyoruz insanlığımızdan çıkıp birbirimizi öldürüyoruz. Birbirimizin insanlık değerlerini yargılıyoruz. Böyle bir hakkı kendimizde görebiliyoruz. Din adı altında fikirlerimizi sunuyoruz. Kutsal kitaplardaki sözleri çarptırıyor öyle değil böyle deyip karşı çıkan herkesi susturduğumuzu düşünüyoruz. Hep ben hep ben modun da yaşıyoruz. Benciliz, düşüncesiziz! Yaşadığımız yerde sadece biz ve bizim gibiler olmalı mantığıyla yaşamak istiyoruz. Farklılaşmaya tahammülümüz yok. Farklılaşmayı geçelim farklı olana, farklı olmaya çalışana ve tabi farklı olanı destekleyene bile tahammülümüz yok artık. Sinirlerimiz her zaman bozuk, her zaman agresifiz. En küçük olayda silah çekip birbirimizi öldürüyoruz.

Ya anlamıyorum gerçekten anlayamıyorum.
Kime ne benim kiminle seviştiğimden,
Kimle beraber olduğumdan,
Hangi kanalı izlediğimden,
Zevklerimden,
Fikirlerimden,
Düşünce olarak kimleri desteklediğimden, onlardan beslendiğimden ve hayatıma yol verdiğimden.
Bugün bu şekilde düşünürüm yarın bir başka düşüncenin esiri olur onu araştırırım.
Kadın olmak mı hem de böyle iğrenç, düşüncesiz insanların arasında kadın olmak mı?!
İşte o çok zor!

Okumak istersiniz sizi okutmazlar, okursunuz size sürtük muamelesi yaparlar. Fikirlerinizi söylersiniz sus derler belki ağızınıza bir tokat atarlar. Adamın biri size tecavüz eder sesiniz çıkmaz, çıkartmazlar. Sesiniz çıkınca dayak yersiniz ya da taş atıp sizi öldürürler. Bir kurşunun ucunda hayatınızın son bulacağını bilseniz de isyan etmek istersiniz. Dünyaya, yaratana, yaşadıklarınıza, en yakınıza ama gene de sesiniz çıkmaz. Dünyada kadına öyle bir ağır yük bindirilmiştir ki üstümde ağırlık yok diyen kadın çıkmaz. Bununla doğarız biz. M.Ö. de bu böyleydi M.S. da bu böyle ve eminim ki ben ölüp gittiğimde de durum böyle olacak. Benim bedenimin üstünde o kadar çok kişi söz sahibi ki söz sırası bize ne zaman gelecek hiç bilmiyorum. Doğudaki de batıdaki de çöldeki de Afrika’daki de hepimiz aynı yükle doğuyoruz. Bunu kim değiştirebilir? Dinler mi, yönetimler mi, kişiler mi ya da başımızdaki erkek dediğimiz insanlar mı? Hiç sanmıyorum. Yeri geliyor kadını kadın bile düşünmüyor.

Böyle bir dünyaya çocuk getirmek istemiyorum. Evde oturup çocuk bakmak istemiyorum. Bir erkeğin baskısı altına girip böyle bir hayat yaşamak istemiyorum. Kadının adının geçmediği bir yerde kadın olmanın zorluğunu yaşayıp sonrada benim adıma kaç çocuk doğurmam gerektiğini söyleyen insanlar varken benim bu tarz bir isteğimin önemseneceğini bile düşünmüyorum.

Bu sabah hangi filmi izledim biliyor musunuz?
“AGORA”
Film İskenderiyeli Hypatia’nın (370 - 415) hikâyesini anlatıyor. Bir kadının erkeklerin arasından nasıl sıyrıldığını ama güzelliği ve zekâsıyla onlara tehdit oluşturduğunu, din adı altında ona yaptıkları zulümü, yaşadıklarını…

Sorarım size o devirlerden bu devirlere ne değişti ha ne değişti?
Bir arpa kadar yol gidebildik mi?
Onun o zor yıllarında yaptıklarının kaçını koruyabildik?
Dünyanın en büyük kütüphanelerinden birini kuran Hypatia’nın değerlerini kaçımız yaşatabildi?
Bilime ve düşünceye saygı neredeydi?
Onu öldürürken Allaha yakın olduklarını söyleyen kişilerin kaçını hatırlıyoruz?
Kütüphaneleri yakıp yıkarken, içindeki bilgileri yok edenleri şimdilerde biliyor muyuz?

Tarih böyle bir şey işte. Bedenin yok olabilir, parçalanabilir, istenirse dünyanın dört bir yanına da atılınabilinir. Ama asıl bilgi o kâğıtlarda, bir kadının bedeninde değil TAM BURADADIR! Aklınızda, yüreğinizde…

Cesur olabiliyor musunuz, onurunuzu koruyup, ilkelerinizin izinde yol alabiliyor musunuz?
Bunları yapamadıktan sonra kimin hakkını kimden koruyup kolluyorsunuz?
Aslında siz çoktan tarihten silinmiş, yok olmuşsunuz ama haberiniz yok!
İşte sizde bunu bilmiyorsunuz!