kış etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kış etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Aralık 2013

Babam İçin Kış


Malum kış mevsimine adam akıllı girdiğimiz (Bence PAT diye oldu) şu günlerde bizim ailede de kış hazırlığı başlamış bulunuyor. Benim için kış demek buz gibi, donmuş halde eve girdiğimde bol tarçınlı (Olmazsa olmaz) salep içmektir. Başka bir şey istemem. Dolu dolu insanı tokta tutan, tarçın ile kan şekerinizi de düzene sokan bu içecek, benim için kış demek =) Hava soğudumu alırım onları kutu kutu bir de sütü koyarım dolabıma. Sonra sabah akşam ne zaman üşüsem içerim. Yazın limonatayla yaşayan ben, kışında saleple yaşarım o derece seviyorum =))) Bunun yanında Doğadan’ın A,C,E vitaminli yeşil çayı ile Ginkgolu yeşil çayını da bu listeme ekleyebilirim. Ayrıca hazır kış gelmişken yaz boyu ördüğüm atkılarımı da takarım. Tabi olmazsa olmaz şapka koleksiyonuma da yenilerini eklerim.

Annem için kış demek kalın giyinmek demekken (Kazak, boyunluk, kaban, manto, eldiven, şapka ne varsa takar takıştırır.) babam için kış demek bayağı uzun bir liste demek ;)

Babamın listesine gelin bakalım;

1 Numara: Tavuk ve tavuk suyuna çorbalar. Çok bereketli yemek yapar babam =) Tavuğu haşlar onu sunar, suyuna çorbalar yapar. O çorbalar ama öyle boş olmaz. İçine tavuk diter, tereyağı koyar bazen de erişte ekler. Olur sana dopingli kış çorbası! Onu ye sonra yakmak için kaç saat koş, spor yap :D

2 Numara: Makarna ve bulgur pilavı. Favorimiz. Bizim akşam soframızın olmazsa olmazları. Diyet yaptığım günlerde inadına bana yaptırırdı. Bende kendimce yapardım hehee =)) Bi kere babamın mutfağıyla benim mutfağım farklı. Benim mutfağımda ya yağsız yapılır o makarna yani sosla pişer ya da çok az yağ konur (1 çay kaşığı kadarcık!). Babamınki öyle mi canım?! Bol soslu, bol yağlı yapar o makarnasını. Ondan da benim karışmamı istemez.

3 Numara: Salatalar. İşte işin en can alıcı yerindeyiz. Ben yeşillikli, bol limonlu severim ama babamın ekşiye alerjisi olduğu için limon koyamıyoruz. Koyarsak sirke! Onu da ben sevmiyorum. Öyle olunca ayırıyoruz. Vee tabi salataya konan yağ ile tuz. Babam bol yağ koyar, ben hiç ya da gene aynı 1 çay kaşığıcık. Tuz ise hiç kullanmıyorum ama yook bizimkiler “Tuzsuz bu.” derler koyarda koyarlar. Böyle durumlarda babamla gene ayrılıyoruz.

4 Numara: Ceviz, fındık, fıstık ve kuru üzüm. Hatırlıyorum da ilkokula gittiğim yıllarda okul önlüğümün cebinde hep kuru üzüm olurdu =))) O kadar çoktu ki derste yer, sıra arkadaşım Nermin’e de verir, ondan başkasına sınıfın yarısını beslerdim yaa hahaaa :D Çok yerdik çookk =)) Sonra annem önlükleri yıkarken ceplerimi kontrol etmediyse s*çtık! Yapış yapış olur o hadi bakalım yersin azarı. Ama benim suçum yoktu ki. Babam gelir önlük cebine “Üşüme kızım.” deyip koyardı. Her gün kona kona o cep davul olurdu =)) Ulen ne manyaklık. Sınıfça “Ye babam ye mod” =) Bu yaşıma geldim babam hala aynı. Neyse ki dar paça pantolon giyiyorum da bahaneyle “Yok baba sağol, yemicem.” diyebiliyorum. Diyet yaptığım zamanda babam resmen karşıma geçip bir kocaman kavanoz cevizi yiyordu #) Tabi karnınız açsa, otobüs beklerken daha da acıktıysanız cebinizden çıkan kuru yemişler o kadar tatlı gelir ki. Bunu da es geçmeyelim ;)

5 Numara: Bal, tahin & pekmez. Kilo aldırıcı bir besin grubu daha. Allahım kavanoz kavanoz. Bıraksan eve depo yapacak “Yiyin yiyin.” diye =))) O bal ne zaman alınır da ne zaman biter, yeni kavanoz ne zaman alınır hiç anlayamadım! Ya evde akşam cini var ya da hepsini babam kendi yiyo hmm O.o Benim ise şu hayatta dayanamadığım şeylerden biride tahin pekmez ama yedikçe de kilo yapan bir şey bu! Sınanıyorum valla sınanıyorum. Sonra bahara girerken kiler, mutfak temizliği yaparken “Bu kadar kavanoz nerden çıktı acaba?” diye sorar Z.S. Nerden çıktı acaba alla allah çok ilginç?! :D

Bunların hepsi babamın Denizlili olmasından dolayı. Soğuk yerde yaşaya yaşaya bu şekilde beslenmesi normal tabi.

Şimdilerde kış geldi ya artık bizim ev bunlarla dolmaya başladı.
Dünkü kahvaltıdan sonra bunu kesinkes anlamış bulunuyorum.
Hadi bakalım bu kışı da kilo almadan geçir Z.S.

İyi Haftalar

xoxo

1 Aralık 2013

Hey Merhaba!

Hey millet nasılsınız bakalım?

Evet, farkındayım Blogumu şu bi kaç haftadır çok boşladım. Sadece telefondan girip yeni postlara bakıyor, sağı solu kurcalıyor sonrada kapatıyorum. Bunların hepsi vizelerim yüzünden. Ama daha fazla dayanamadım ve bunu sizinle paylaşmak istedim. Yani sizi unuttan bir Z.S falan yok ;)

Yarın son sınavım var ve en çok korktuğum dersten. Ders kolay gibi olsa da ne sorar, nasıl bir sınav yapar bilemediğim için içim içimi yiyor. Bana şans dileyin.

Yarından sonra geçmişte yazdığım yazıları teker teker yayına sokucam veee Aralık ayının ilk günü!!! Günler ne çabuk geçiyor yahu =) Kasım ayını nasıl yaşadık hatırlamıyorum bile?! Bi bakmışız Aralık oluvermiş sonra da 2014'e girişimizi kutlarız ve siz sağ ben selamet ertesi gün kafalar bi güzel uyanır, "Dün naptım ben yaa?" deriz. Neyse efenim o günlere daha çok var.

Benden şimdilik bu kadar. Hiç böyle bir yazı yazmamıştım biliyorum ama herşeyin bir ilki varsa bu da bu konu da bir ilk olsun.

Günaydın ve İyi Pazarlar

xoxo

18 Şubat 2013

Bizim İçin Tatil Demek...

Bizim için tatil demek buluşma zamanı demek.
Bunu kimin için söylüyorum tabi ki de lise arkadaşlarım için.

Her tatilde İzmir dışında olanlarımız İzmir’e gelir. İzmir’de olanlar özel olarak sırf buluşma için şehirden ayrılmaz. Bir gün ayarlanır ve buluşulur. Önce bir yere oturulur, çay kahve içilir. Sonra belli bir sayıya ulaşılır ve oradan yemek yemeğe gidilir. Kalabalık olan gurubumuz birkaç masayı birleştirir. Oradan eğlenceye geçilir ve gün kahkahalarla devam eder. Kuzum, Jelibonum, Serdarım, Binnurum, Mecom, Senemim ve diğerleri, hepimiz buluşuruz.

Bu tatilde de buluştuk ve ayrılırken en yakın tatil ne zaman diye düşünmeye başladık. Bu bahar döneminde hiç uzun tatil yok onu anladım. Mecom,Tokyo’dan denizle kim bilir nerelerde, Binnurum Sakarya’da, Kuzum ile Serdarım Ankara’nın kuru soğuğunda ve Jelibonum ise Almanya’da. Güzel bir günün sonunda üstüme dolan hüzün sonucunda yazamadım bir türlü bu yazıyı. Yazılmışı da düzenleyemedim.

Hepsini ayrı ayrı seviyorum. Kaç sene olmuş?!

7 senedir hayatlarımdalar hatta bazılarıyla 8 sene! Dağılmadık, dağılmayacağız da biliyorum. İnsanın böyle arkadaşları oldukça yalnız olmasına imkân yok zaten.

Gülmek, bol bol fotoğraf çekmek, çektirmek, yeni tatlar denemek, derslerden konuşmak, ilişkiler üzerine deneyimlerimizi paylaşmak, hediye seçmek, yıl içinde yaşanılan olayları uzun uzun anlatmak, masanın bir ucundan diğer ucuna gülümsemek, konuşmaya çalışmak, her muhabbete bir şekilde karışmak, konular karışınca da anlayamamak o kadar güzel o kadar özel ki.

Anlatamam. Yaşamanız lazım. Bizim masaya oturmanız lazım.

Bu buluşmamızda bizden olmayan bir konuğumuz vardı ve “Konularınız çok hızlı değişiyor, çok hızlı konuşuyorsunuz. Bir türlü konuya dâhil olamadım.” dedi. Dönüp ona gülümsemiştim. Haklıydı. Çünkü biz liseden beri her halimizi görmüştük.

En kötü zamanımızı, en sinirli, en kırılgan, en stresli, en yalnız, en iyi, en eğlenceli…
Hepsini biliyoruz.

Geçmişi unutmak hiç kolay değil. Geleceği ise beraber yaşamak çok heyecanlı =)
En yakın tatili dört gözle bekliyorum ;)

17 Şubat 2013

Yazmak Ve Paylaşmak Geldi İçimden

  

Sabah uyanmak ve köpeklerle kumsalda koşmak çok güzel bir duygu.
Denizin soğuk olduğunu bilmesem girer, yüzerdim.
Öyle güzel, öyle güzel ki “Gel yüz!” diyor.

Yazın yalnız olduğum zamanlarda sabah koşuya çıkar, arada peşime PURSAT takılır beraber koşardık. Sonra son durak olarak eve uğrar, deniz çantamı alır ve denize direk gidip o soğuk suya dalardım. Spordan sonra yapılan duşum o yüzme olurdu. PURSAT da beni kıyıda beklerdi. Öğlene kadar kumsalda zaman geçirir, öğlen olunca termosumdaki çorbayı içerdim. Günlerimi böyle geçirirken neden sabahları hiç kumsalda koşmadığımızı düşündüm.

Bu hafta sonu yazlığa geldim. Cumadan geldiğim için tek yapabildiğim eve yerleşmek ve benim köpeciklerle gece yürüyüşü yapmak oldu ama cumartesi sabahı olunca bu aklımdaki fikrimi gerçekleştirdim =)) Kalktım, giyindim ve başladım bizim evden koşuya. Cebimde de bizimkilerin çok sevdiği köpek bisküvilerim vardı. Beni görür görmez hemen takıldılar peşime ve ben önden, onlar sağımdan solumdan kumsala gittik. Önce ben başladım koşuya. Sonra bunlarda yanımdan. “Koş koş!” dememle daha da hızlandılar. “Hadi hızlı, hadi hızlı! Koş oğlum, koş kızım!” diye diye kumsalı yarıladık. Kumsalda koşmak o kadar zor ki anlatamam #) Nefesim kesilmese durmazdım. Onlar ise av köpeği oldukları için koş babam koş modun da koşuyorlar. Ben durduktan sonra bi baktılar ben arkada çömelmiş onlara bakıyorum. Dayanamayıp kendimi kumsala attım ve uzandım boylu boyunca. Bir yandan da onların bana geri koşuşunu duyabiliyordum. Yatın dedim, dinleniyoruz.

Daha bunun geri dönüş koşusu var. Öyle ya daha eve de döncez ve zor bir yokuş bizi bekliyordu. En iyi dinlenme soğuk suda olur dedim ve çıkardım ayakkabılarımı, çoraplarımı ve dalganın vurduğu kıyıya yanaştım. Su o kadar soğuk o kadar soğuktu ki ne yorgunluk bıraktı ne mayışıklık.

Biraz beklerseniz soğuğa alışırsınız.

Bizimkilerde hemen patilerini soktular. Güven mi veriyorum, napıyosam artık =)) Sonra yeniden ayakkabılarımı giydim ve “Hazırsanız başlayalım.” dedim. Birkaç ödül bisküvisinden sonra hazır olmasalar şaşardım =)) Hemen başladım yandan yandan koşmaya. Bunlarda bir tempo benimle beraber derken gene hızlan, koş komutlarıyla coştuk. Ardından eve kadar yeniden koştuk ve eve geldiğimizde ben kendimi koltuğa bırakıp kana kana su içerken onlarında durumu benden farklı değildi. Tek farkımız benim kendime gelmem yarım saati bulurken, onların beş dakikada bitti =)) Hayatta av köpeği olmak varmış arkadaş. Öğleden sonra yeniden tekrarladık bu durumu.

Hep istemişimdir köpekle kumsalda koşmayı ama hiç yapmamıştım. Çok güzel bir duyguymuş. Tavsiye ederim ;) Bu hafta sonu ayrıca onlara komutta öğretmeye başladım. Neden bütün bir yaz denemedim hiç bilmiyorum. Herhalde aklıma gelmedi. Hele bir tanesi var (Yazlıktaki görevlimiz bizim PURSAT’a dişi, aynı cins bir başka köpek daha getirmiş. Ona da PATİ dedim. Neden adını böyle koyduğumu şimdi anlatcam.) fazla cin ama bir o kadarda nazlı. Dün gece kamelyada oturmuş denizi, yıldızları, Yunan Adasını, ayı izliyorum derken geldi bu yanıma ve başını koydu bacağıma (Sev beni demek. Anladım artık yavaş yavaş dillerini.) ve başladım sevmeye. Nasıl aklıma geldi bilmiyorum “Patini ver bakıyım.” dedim. Ana! Seninki hemen verdi. Bir daha dedim bir daha verdi. Ödül olarak bisküvi verdim (Artık bisküvilerle bir yaşıyorum. Köpeğiniz varsa durum böyle oluyor.). Bi daha bi daha derken hem bu alıştı duruma hem de ben =) O günden sonra buna PATİ demeye başladım. Senin adın PATİ olsun =)) Zeki ve cin olduklarını söylemiştim ya, fazla zekiler ama =)) Dün abimle oturuyoruz, ikisi de yanımızda duruyorlarken PATİ, abime habere patisini veriyor ama direk eline, bacağına koluna falan şeklinde. Anlamış patiye bisküvi verildiğini (Çakal) karnı acıktıkça ya da canı bisküvi istedikçe bu hareketi yapmaya başladı.

Çok seviyorum zeki köpekleri. Öyle yat babam yat hayvanı sevmem zaten. Biraz düşünecek, fikir sahibi olacak. PURSAT’ıma (Soldaki fotoğraftaki Pursat) bu gidişimde “Dur, bekle, gel, zıpla, iki ayağının üzerinde bekle” komutlarını öğrettim. Düşünün yani nasıl bir bisküviyse. Abim hatta “Tadına mı baksak, ne var ki bunda acaba?” dedi de merak etmedim değil (Hayır bakmadık tabi ki de. Merak edenlere cevap.).



Temiz havada yapılan spor, köpeciklerimle geçen güzel hafsa sonumun sonundayım. Yarın bölümümde kayıtlar başlıyor sonrası da malum hızlı bir şekilde derslere başlama ve vizeler, finaller süreci. Benim yeniden onların yanına gitmeme kabaca hesaplarsam 4 Hafta var =((
Yarın için iyi dileyelim iyi olsun. Yolunuz açık olsun.
xoxo

13 Aralık 2009

"Domuz Gribi" Sende Hastalık Mısın Be!

Soğuk ya da sıcak benim için hiç fark etmiyor valla. Bu soğuk! havalarda derslere kısa kollu hatta abartıp askılıyla giden ben, biliyorum ki kampüs içinde "Manyak" gözüyle bakılıyorum ve bunun sonucunda annem korktu ve bana domuz gribi aşısı yaptırdı. Neymiş efendim ailede bir tek ben olmamışım, bide böyle ince giyiniyormuşum, kesin hasta olcakmışım ve hasta olunca da bana bakmıcakmış falan filan yani. Neyse işte tuttu zorla götürdü beni ve aşılattı.

Peki, ben bu aşıyı ne zaman oldum? İşte söylüyorum; 1 Aralıkta!

Şimdi diceksiniz "Ee kardeşim o zaman oldun da şimdi neden söylüyorsun?" Şu yüzden, 10 günlük bir gözlem süresi varmış bu aşının yani 10 gün risk altında oluyorsunuz. Ben bu 10 günü doldurdum ve yaşıyorum =)) Hiç bi etkisini görmedim. Genelde insanların vücutlarında özellikle de lenf bezlerinde şişme olurmuş ki annem ve abim de de göründü ama bende yok cık yani =))

Allahım maşallah deyin.
Hala yaşıyorum ve sapasağlamım.
Ne sınav haftası beni yıldırdı ne de aşı.
Domuzmuş mozuzmuş hepsi için tek slogan şu "ÇOKTA TIN!"

Aşımı oldum ya artık buradan herkese sesleniyorum: "Gidin olun". Ayrıca aşı olunca hastalığa yakalanmama gibi bir durum yok ya da "Ben aşı oldum artık, hiç hasta olmam." düşüncesi de yanlış. Hasta oluyorsunuz ama hafif geçiriyorsunuz. 8.sınıftan beri her yıl grip aşısı olurum ben mesela ve bu kadar sene sonra vücudum alıştı ve kışları hiç hasta olmuyorum. Bir günlük boğaz ağrısı olursa oluyor o kadar. Hafif geçiriyorsunuz, anlamıyorsunuz bile. Öyle yataklara düşmek, burun çekmek yok (En sevdiğim yeri de bu zaten). Nefret ediyorum burun çekmekten ve silmekten zaten.

İşte böyle arkadaşlar. Nedense kendimi böyle bir bilgi yazısı yazmak zorunda hissettim.
Şimdi düşündüm de; evet, iyi ettim =))

Herkese sağlıklı günler ;)