facebook etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
facebook etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Mart 2014

25 Mart Doğum Günüm Benim

Şimdi “23’den gün aldım.” mı denir yoksa “Hala 22 yim.” mi? Kafam karışık. “Aman Z.S. ülke gündemi her an değişiyorken senin tek derdin bu olsun!” dediğinizi duyar gibiyim. O zaman konuya girelim mi dostlar;

25 Mart!
İyi ki Doğdum!!
Doğum Günüm Kutlu Olsun!!!

Günün ilk saati ile ilk kutlayan kendim olmak istedim. Blog da bu yazı dizisini de kendim için oluşturuyorum. Narsistçe kendi kendimi ilk kutluyor ve seviniyorum.

Yarın işe gidiyorum. Okula gitsem kim kutlar, kim facebook dan yazar (Artık Twitter diyemiyorum malum ülkemizde YASAKLANDI! Buraya en okkalısından küfürü siz getirin lütfen.), mail kim atar ya da işten biri bilir ve kutlar mı bilmiyorum. Tek bildiğim her yıl olduğu gibi anneannem 24 Mart sanıp sabahtan aradı. Artık 25 Mart diye düzeltmiyor ve kabul ediyorum. Zaten yaşlı kadın. Düşünmesi bile yeter. Aa bir dakka düşünmesi ve araması yapalım biz onu.

Geçen doğum günümden bu doğum günüme hayatıma erkekler girdi, çıktı. Sevdim, ayrıldım, terk ettim, aldatıldım, yalanlara inandım, inanmak istedim. Almanya’ya gittim, en yakın arkadaşım dediğim kişiye bile yeri geldiğinde güvenmemem gerektiğini fark ettim. Almancayı sevdiğimi, konuşabildiğimi, yabancı bir ülkede dahi olsa enerjimle güven hissini verebildiğimi, güzel olduğumu, sempatik bulunduğumu öğrendim. Teyzemle Ankara gecelerine aktım, bavul düzenlemeyi öğrendim, 3. Sınıfı bitirdim ve 4. Sınıfa başladım (Onunda son dönemindeyim.), işe girdim, saçımı her ay kestirdim, manikür yaptırmaya başladım, zayıflamaya devam ettim, spora daha sıkı sarıldım, gardırobumu boşaltıp yenileriyle doldurdum, gözüme kestirdiğim erkeği tavlamaya çalışırken karşıma çıkan kadınlara “Pes!” dedim, ROZAmı kaybettim, PURSAT’ı mutlu olacağı bir yere göndermek zorunda kaldım, annem ameliyat oldu, çok ağladım, kavgalar ettim.

ROZAmı kaybettim evet ama şunu fark ettim; hayatımıza giren her şey için şükretmeliyiz. Benim etrafımdaki köpeklere bakış açımı değiştirmemi sağladı. Yardım etmeyi ve minnet duygusunu, hayvan sevgimin aslında fazla olduğunu ve dışarıda beslemekle değil ileride bir hayvanın sorumluluğunu alıp yaşamam gerektiğini, sevginin ne kadar saf ve karşılıksız olabildiğini, o sıcaklığı hissederek uyumayı vs vs. şükretmek benim bu yıl öğrendiğim en önemli şey oldu.

Şükretmek ve teşekkür etmek.

Bir çiçeğe bakıp bile onun hakkında düşünmeye başladım. Düşündükçe arındığımı hissettim. Küçük küçük notlar almaya başladım, aşkı aramayı hiç bırakmamam gerektiğini anladım, güven kelimesinin benim için her zaman öncelikli olduğunu kavradım.

Ben bu doğum günüme kadar çok şey yaşadım ve çok şey öğrendim. Bu sefer bir de şunu anladım ki ben hiçbir doğum günüme sevgilimle girmemişim. Ya öncesinde ayrılmış sonra barışmışım ya da olmamış. Ya erkekler çok çakal ya da ben çok şanssızım. Genelde sevgililerimin doğum günleri bana denk gelir ve delice kutlardık. İçimden bir ses diyor ki “Doğum gününü geçireceğin tek bir adam olacak ve oda hayatının erkeği olacak.”. İnanmak istiyorum. Belki de bu seneki doğum günü dileğim budur. Dilekler dile getirilmemeli denir, o zaman gerçekleşmezmiş. Çok isteyince dile gelse nolur, gönülden istedikten sonra bütün dilekler bizim olur.

Kutlamalar, iyi dilekler, temiz, güzel bir 25 Mart benim olsun.
xoxo

28 Ağustos 2013

Almanya Güncesi Son Gün Son Gecem


Almanya’da şu an saat 00:30.

Bütün gezdiğim yerlerin yazıları yazıldı ve yayınlanmayı bekliyor. Ama son yazı bugün yayınlanmalı. Yarın öğlen 11:05 Almanya saatiyle uçağa biniyor ve aktarmalı olarak Türkiye’ye, güzel İzmirime 18:15 de varıyorum. Her şey akışında gitmeli. Umutlarım o yönde.

Çok güzel 23 gün geçirdim burada. Çok güzel yerler gördüm, turist insanlarla tanıştım. Bilmediğim dilleri konuşmaya çalıştım, kendi halime güldüm, üzüldüm, düşündüm ve kendi kendime konuştum. Kendi fotoğrafımı çekmeyi öğrendim. En güzeli de çok güzel Türk gençlerini tanıdım burada. Hepsini sevdim. Hepsiyle arkadaş oldum. Yaş, meslek, cinsiyet, şehir önemli olmadı aramızda. Oturup konuşmak, dertleşmek belki de tartışmak güzeldi. Yalnız gelip benliğime kattığım zenginliklerle dönüyorum ülkeme.

Bambaşka bir deneyim oldu bu gezi bana. Artık o buraya gelirken ki Z.S. değilim ve olmayacağım. Kararlar aldım. Rhein’in kenarına oturdum kaç gece düşündüm. Sabahları koştum. Hep düşündüm. Kendimi, arkamda bıraktıklarımı, yeni başlayacak olan hayatımı, arkadaşlarımı, en yakınım dediğim kişileri ve diğerlerini.

Kendimi eleştirdim. Dilimi geliştirdim. Övgüler aldım. Beğenildim. Hoş bir gezi oldu. Soranlara “Yalnızım.” dedim. Yalnız geziyorum ben. Bir sırt çantamla. Bugün Mainz Stadtpark’a gittim. İlk günlerde gittiğim o güzel yere son günde gitmek istedim. Vedalaştım kendimce. Gül bahçesine oturdum ve sandviçimi yedim. Çalışanları izledim. Koşanları, spor yapanları, piknik yapanları ve sadece çimenlere yatanları. Hayat tek başına kendini dinleyebildiğinde daha da güzel.

Yarın ben dönüyorum, Çikom Slovenya’ya yola çıkıyor. Buraya gelmeden önce aramıştım onu. Sesini duymuştum.

Gezimin son gününde teşekkür etmek istediklerim var:

Öncelikle bana burada her konuda yardım eden Özge’ye,
Odasını bana kiralayan Deniz’e,
Geç tanışıp iyi anlaştığım Berker’e,
Almanya’ya geldiğim günden beri mail, Facebook ve Skype ile yanımda olup her anımı soran, benimle sabahlara kadar konuşan Gülperi’ye, Bengisu’ya ve Oktay’a,
Bana desteğini ve sevgisini gösteren Teyzeme,
İlk günden beri yanımda olup bana maddi manevi desteğini hiç esirgemeyen, son günlere doğru beni görünce ağlamaya başlayan Biricik Anneme,
Aileme,

Çok teşekkür ederim.

xoxo


 Çektiğim bir kaç fotoğrafla (Yer: Mainz, Stadtpark) bu partı bitiyorum: 


                                

                                                       
  
NOT: Fotoğraflar şahsım tarafından çekilmiştir.

25 Mart 2013

Gün Devam Ediyor

Gün daha bitmedi biliyorum ama yazı yazmak istiyorum.
Biraz içimi dökeyim bakalım.

Beklediğim kişiler hala aramamışken beklemediğim kişilerin hepsi aradı. En yakının olanlar zaten yakınındaysa, bendeki bu bencilce düşünceler ne o zaman? Dünyaları dolaşan, özgür olan herkes yanımdaymış, öyle diyorlar.

Konuşmalıymışım.
Söylemeliymişim.
Neden neden olmayan bir şeyin üzerine gidiyim ki?

Bu gün şunu anladım; kimseye doğum gününü söyleme!

Söylemeyeceksin ve hatırlanmasını bekleyeceksin. Kendi halinde kalabilirsin. Senin gösterdiğin sevginin gramını göremeyebilirsin. Üzüleceksin ve ben, gün daha bitmeden bunu anladım. Her sevdiğim erkekten neden ayrıldığımı kavradım. Doğum günümü önemsiyorum ben! Hem de çok önemsiyorum. Yılın bir gününde özel hissetmek istiyorum. Bencilce ama istiyorum işte. Hediyeler istemiyorum. Sadece aranmak istiyorum. Bana telefonumdan ulaşabilecek kişiler varken faceden kutlamalarına gerçeği söylemek gerekirse sinir oluyorum. Telefonumdan ulaşamayacak olanlar için bir şey demiyorum ama ulaşabilecekken faceden iki cümle?! Çok tuhaf ama not aldım bunların hepsini. Ki ben arkadaşım dediğim insanlar için sürprizler hazırladım, hediyeler aldım, hepsini şaşırttım ama sonuç? Günün sonunda insana seni takmıyoruz, belki de saymıyoruz mesajı verdiler.

Çok teşekkür ediyorum hem de hepsine!

Yıllarca yaşadığım insanlar, bunu bana yapanlar. Çok bozuldum, çok kızdım. Bunu unutmamaya karar verdim. Ne sürpriz yaparım ne parti hazırlarım ne de milleti toplarım. Benim koşuşturmamın birazını toplaşıp yapsalar affedicem ama fark etmediler biliyorum. Bu hayatta politik olmak lazımmış. Sonra ben gider topluca arayalım, uykusundan uyandırıp şarkı söyleyelim bla bla!..

Aynı gün mü herkesin işi çıkar, aynı gün mü herkes kaybolur ve aynı gün mü dersleri yoğundur bu insanların?! Evet, sitem ediyorum. Yazımı okuyan herkes üzerine alınabilir.

Git ara Z.S.
Ayıp olmasın,
O senin kuzenin Z.S!
O senin akraban Z.S!
O senin arkadaşın Z.S!
O senin sevgilin Z.S!

Peki, ya bu Z.S için siz ne düşündünüz? O kadar kızdım ki size, hepinizi toplayıp bir çuvala koymak ve ardından denize atmak istiyorum. Akrabaymış, arkadaşmış ya da sevgiliymiş artık umurumda değil! İlişkilerdeki soğuk tavrımı sorgulayanlar vardı. Tepki oluşturanlar. Her sene farklı bir doğum günü yaşıyorum. Susuyor ve izliyorum. Bugün bölümden bir arkadaşım, neden doğum günüm olduğunu söylemediğimi sordu. Söylemem. Artık ilkokulda değiliz ki. Face diye bir şey var. Nasıl olsa oradaki uyarıyı göreceksin. İlkokuldaki doğum günü kutlamalarımı özledim. Sınıfça sözde sürpriz yapardık. En uzun teneffüste sınıfça “Peki & Gazoz” alır gelirdik. Herkes Pekisinin yarısını doğum günü çocuğuna verirdi. Ne kadar masumca, ne kadar saf bir kutlama. Paramız ona yeterdi. O ikisini almak lükstü ve o lüksümüzü paylaşırdık. Yarım pekiyimizle doymazdık ama gene de paylaşırdık. Doğum günü çocuğu olarak da hepsini yiyemezdin zaten. Sende dağıtırdın ve öyle geçerdi =) Güzeldi hem de çok güzeldi.

Öyle işte. Gün biterken ve akşam olurken tek istediğim arabaya binip yollarda gezinmek.
Telefonumu da evde bırakayım.
Gece yarısı olunca da faceden kutlayanlara cevap atıyım ve…

13 Mart 2012

Bologna Süreci

Aslında böyle bir konu hakkında yazı yazmak gibi bir düşüncem yoktu fakat face den Hazal bana bir soru sormuş. Bunun üzerine cevaplamam ve konuya azda olsa bir yorum getirmem farz oldu =)

Konuya girmeden önce buradan Hazal’ı tebrik etmek istiyorum =) Beni Blog’dan ya da twitterdan değil de face den bulduğu için. Harikasın gerçekten =) Bana attığın mesajı yeni görüyor ve anca cevap yazıyorum. Bunun için kusura bakma lütfen. Neden buradan cevap yazıyorum ona da açıklık getireyim. Hazal, face den sana geri dönüş yapmak istedim ama sana geri dönüş yapamadım. Herhalde bir face nin güvenlik ağı güçlü ;)


Şimdi konumuz olan Bologna sürecine gelirsek bir kere bu süreç not sistemiyle ilgili. Bizde yani Ege Üniversitesi’nde ise bu yıl uygulanmaya başlandı. Benim bölümümde ise hocalar bize duyurmadıkları için geçen dönem normal not sistemimizle geçtik. Dekan yardımcısının biz sınıf ve bölüm temsilcileriyle yaptığı toplantıdan sonra şunu anladık ki: hocalar hangi not sistemini uygulayacaklarsa yeni dönem başlamadan önce bunun duyurusunu yapmak zorundalarmış yani vize ve finalin ortalamasını dersin hocası belirleyecek ve bağıl ya da doğrudan şeklinde iki sistemden birini seçecekmiş. Vizeden kaç alırsanız alın ama finalden en az 45 alamazsanız ortalamaya giremiyorsunuz yani direk o dersten kalmış oluyorsunuz. Ayrıca vize ve finalinizden aldığınız not en az 60 yani harfi karşılığı olarak CC olmalı. Bunun altında olursanız direk kalıyorsunuz.

Eskiden bu durum en az 35’di. Benim girdiğim yıl olan 2009’dan itibaren 45’e yükseltildi. Asıl sorun şu: her öğrenci aslında girdiği senenin yönetmeliğine bağlı olarak okulu bitene kadar o şekilde devam ederdi. Ama 35 sınırı 45’e yükseltildiği andan itibaren ve geçme notu en az 60 (CC) olduktan sonra DC olan yani bir altı olan harf notunu almış öğrencilerin ortalamaları düşmüş oldu. Mesela son sınıf öğrencisi bu sene mezun olacakken ortalaması düştüğü için alttan birkaç ders alıp ya da DC ile geçtiği dersleri bir daha alıp yükseltmeye gitti. Durumu kritik olanların ise dönemleri uzamış diye duydum. Bizim bölümde çok fazla bu durumdan etkilenen yok ama diğer bölümlerde etkilenenler varmış hele Gıda Mühendisliğinde bir hoca hala DC ile geçilebileceğini düşündüğü için sınıfın çoğu kalınca şaşırmış. Aramızda kalsın ama o hocada kaç yılında kalmış acaba?! =)

Hatta Ege Üniversitesi’nde dönemin ilk açıldığı hafta kampüs içinde yürüyüş olmuştu.
Bende bizzat katıldım (Tepedeki resim).

Bir örnek vererek açıklamak gerekirse:

Siz vizeden diyelim 90, finalden de 50 aldınız ve hoca yeni dönemin başında vizenin etkisini %40, finalin etkisini de %60 olarak açıklamış ve not sistemini ise doğrudan olarak belirtmişse, vize notunuzun %40’ı olan 36 ile finalinizin %60’ı olan 30’u topluyorsunuz ve sonuç 66 oluyor. Doğrudan olduğu için harf notunuz CC düşüyor. Fakat hoca doğrudan değil de bağılı seçseydi sizin notunuz bir üst harf notu olan CB olabilirdi. CC’nin karşılığı 2,00 iken CB’nin karşılığı 2,50’dir. Sonuçta ortalamanızı etkilemiş oldu. Siz finalden 50 değil de 44 alsaydınız işte o zaman, direk dersten kalırsınız. Nedeni 45 barajını aşamanız.

Bütün olay bundan ibaret.

Benim bölümde yani Ege Üniversitesi Tekstil Mühendisliği’nde hocalarımızın bazıları doğrudanı seçerken bazıları da bağılı seçtiler. Bağılı seçen hocalarımın derslerine baktığım zaman genelde o dersten çok kalan olduğunu fark ettim =)

Öyle ya da böyle bir şekilde derslerden geçiliyor. Ayrıca aklıma gelmişken şunu da söyleyeyim. Bu yeni süreçle beraber ayrıca hocaların ödev vermesi ve ödevleri öğrencilerin yapması zorunlu. Bunlarında belli bir yüzdeyle etkilemesi durumu var. Gene bu durumu dersin hocası belirliyor. Demin de dediğim gibi bir şekilde geçiyorsunuz. En kötü yaz okulu orada da olmazsa yıl içinde ikinciye alma durumu var. Devamsızlıktan kalmadığınız sürece devam zorunluluğu olmayan dersleri alırsanız sadece sınavlarına girersiniz. Yeter ki ders kredilerinizi dolduracak kadar alttan ders bırakmayın ;)

Hazal, Bologna’nın Erasmus ile alakası yok ;)
Eğer Erasmus’u da merak ediyorsan onu da başka bir yazımda ayrıntılı olarak yazabilirim ;) 

12 Aralık 2010

Nihat Doğan ve Sözleri!!


Şu sıralar Face’deki duvarımı Nihat Doğan sözleriyle dolduran ve her gün bir yenisini daha ekleyen arkadaşlarıma ne diyeceğimi bilemiyorum. Gerçekten ilk başlarda güzeldide şimdilerde resmen sıkıldım bundan ve duyduğuma göre bazılarını Nihat Doğan kendi söylemiş. Her gelen paylaşımla beraber “yok artık diyorum”.

Allahını severseniz kim bu Nihat Doğan ya??

Delikanlıyım deyip deyip gezen sonra Seda Sayan’la aşk yaşayıp adını daha da bir duyuran ama bunun yanında maço ve delikanlı terimlerini birbirine karıştıran, Seda Sayan’ın minilerini yırtıp sonrada onunla evlenmediği için Seda Sayan tarafından terk edilen ardından da garip garip emo tarzı resimler çektiren bir kişi benim gözümde. Ayrıca tam bir iktidar yalakası olarak görüyorum. İsteyen bana katılır, isteyen katılmaz ama bence öyle. Ne müziğini dinledim ne de duvarına üye oldum. Ama şunu biliyorum ki Okan’ın programına çıkınca reyting olarak bir Show Boy olarak görev yapıyo. Show Boy deyince delikanlılığına laf gelmiş olabilir ama onun çıktığı programları artık millet tiye alıp izliyo. Bunu kendiside biliyo ve sözlüklere falan dava mı açmış ne yapmış, beğenmemiş bu durumu. Tabi Nihat Doğan’ı sevenlerin yanında sevmeyenlerde var. Ve benim gibi duvarımda onun sözleriyle tacize uğrayıp bu yazıyı yazmaya iten sebeplere sahip kişilerde.
 
İşte bir kaç arkadaşımın paylaştığı sözler:
*Ne kadarı doğru ne kadarı yanlış bilemem.*

-New York'da Beş Minareyi izledim. Anladığım kadarıyla Film New York'da geçiyor.
-Nihat Doğan sakal gibidir, sakal kestikçe daha gür çıkar.
-Nihat Doğan ayna gibidir, kim nasıl bakarsa öyle kendisini görür.
-Senin ruhun benim ruhumun önünde diz çöker, tövbe ister.
-Avatar'ı dokuz kere izledim, anladığım kadarıyla uzayda geçiyor.
-Benim koyunum Avrupa’nın koyunundan farklı bakıyor.
-Nihat Doğan Bob Marley'in “No Woman No Cry” şarkısının anlamına son noktayı koydu "Ağlamayana Kadın Yok"
-Geçen gün Fransa'ya gittim, inanır mısın 5 yaşındaki çocuk bile şakır şakır fransızca konuşuyor.
-Geçenlerde Eskişehire gittim. Çok anlamsız, ben gayet yeni ve modern bir şehir gördüm.
-Kurtlar Vadisini 4 yıldır izliyorum, arkadaş inanır mısın 1 tane bile kurt göremedim.
-Küçük zihniyetli insanlar anlayamadıklarına saldırırlar.
-Nihat Doğan bir felsefedir.
-Benim olmazsan taciz ederim, felsefesinin kurucusu.
-Nihat Doğan bir duruştur.
-Nihat Doğan konuştuğu zaman anlayan anlar, anlamayan anlamaz...
-Belki bir tondur aşkın ağırlığı.
-Karşındakinin adam olup olmadığını aşıkken değil ayrılırken bilirsin kardeşim.
-Bu milletin bırakın insanına kedisine de aşığız köpeğinede aşığız.
-Bir halk kahramanı olmak benim en büyük idolüm...

İşte en büyük sözünü sona sakladım:
-Benim yediğim pekmez, gittiğim Antep, duvarda resmim, alemde ismim var arkadaşlar. Herkes rahat olsun.

Başka söze gerek var mı???
Bu sözlerle duvarımı taciz eden arkadaşlar yeter artık!!!
Daha fazla bu sözlere maruz kalmak insanın psikolojisini bozuyor =)))

3 Ekim 2010

^ Kampüs ^ ...4

O kadar heyecanlı bi ilk güne hazırlık yazısı yazdım ki şimdide 2 haftayı bitirdiğimi bildirmeyi kendime ve size borç bildim =))

Bitirdim ama nasıl bi bitirme acaba??? ben mi bitirdim yoksa o mu beni bitirdi hiç bi fikrim yok =) karışıklığın arasında yuvarlanıp gidicem sanırsam.Blog'umu da  Face'den takip eden arkadaşlarım olabillir, o yüzden yazdıklarım ve yazacaklarım için bi söz ya da herhangi bi tanımlama yapamam.istediğiniz yere çekin  =))


İlk hafta tanışma olarak geçti aslında. sadece matematikçi ders işledi. O da nasıl bi dersti anlamadım.düşünün salı günü sabah 9.30 matematikle başlayıp akşam 17.00 a kadar devam ediyoruz. sonrasında zaten ders yok ve ben evime gidip 2.80 yatıyorum.tam uyuma moduna giriyorum.ödevleride cabası.kendisinin dersi + ödevler birleşince soğudum resmen salı gününden.



Benzer durumda kimya dersi için geçerli. pazartesi günü sabah 8.30 kimyayla "Günaydın" deyip 12.15 de "Hoşçakal" diyoruz.normalde kimya derslerini severim ama hayatım boyunca düzgün bi kimya hocasıyla karşılaşamadım ki.Ortaokul, lise ya da dershane...hiçbiriyle anlaşamadım. şimdide üni de aynı durumla karşı karşıyayım.hoca resmen hayattan bezmiş gibi. bi kelime söyleyip direk off ya da uff çekiyo...sanki zorla orda gibi.bi de blok ders yapıyo iyice sıkılıyoruz.kiminle konuştuysam aynı durum geçerli.hatta başka şeylerde var ama onları emin olmadan yazamam...o kadar değil yani.biraz merak edelim =)


Peki organik kimyacıya ne demeli?
Hoca ilk günden kurallarını sıraladı:
-Derse devamsızlık yapılmayacak.
-Raporun bile olsa "yok" yazılırsın.
-Her ders sözlü var.
-Cevap vermek zorundasın, ona göre günlük notunu alırsın.
-Ders notlarını satın almalısın.
*alanlarında isimlerini istiyo.
-"Sınavlarımdan 45 i zor alırsınız" dedi.
*"Dur" dedim içimden "bismillah" de be hoca. daha ilk gün.
-Başkasının yerine imza atmayın, asistanlarım sizi sayacak.
-Yanlışınızda bitersiniz
-Ben derse girdikten sonra kapıyı kilitlerim.
...
liste aslında uzuyo da o kadar da değil yani.

Sanırsam ben fizik hocasını çok sevdim.
Normal miyim bilmiyorum ama sevdim Faruk Hoca'yı =))
Fizik hocalarıyla daha iyi anlaşıyorum sanırsam.ayrıca üni ye gelince şunu anladım; benim fiziğim iyimiş.
Lisede falan düşük notlar alırdım, hırs edip yüksek notlar aldığımda oldu.sonuç olarak onların hepsi beni bir yere getirmiş.fiziğin ve hocaların kuralları + aldığım düşük notlar sonucunda hiç soğumamışım dersten :)) karşınızda aslında dönem ödevi olarak -lisede- fizik soru bankası bitirmiş bi kişi duruyo ;))
Tabi bu yazıyı okuyup, Fizik hocam olan Faruk Hoca'nın hiç kuralı yok mu sanıyorsunuz?? Eğer böyle düşünüyorsanız BÜYÜK bi yanlışın içindesiniz demektir. Faruk Hoca'nın kuralları diğer herkesin kurallarından daha sert ama sanırsam ben buna alışabilirim =) deneyimlerim var. geçmişteki hocalarım sağolsun.kampta iyi yetişmişim =))
Faruk Hoca'nın kurallarını bütün bölüm biliyo. Kime sorsan ayını cevabı alıyorsun.
İşte o kurallar:
-Derste düzgün oturulacak.
*bunun ne demek olduğunu herkes biliyo herhalde =))
-Cep telefonları ortada olmayacak.çantanın en dibi hariç.
-Derste konuşmak yasak.
*konuşursanız çok ama çok büyük bir azarlama sonucunda sınıftan atılırsınız
-Derse geç kalınmayacak.5dk bile değil,hiç kalınmayacak.
*kalırsanız önce sınıfa girersiniz azarı yeniden yer dışarı çırarsınız.
-Yoklama hep alınır ve başkasının yerine imza atamazsınız.
*asistanlar sayıyo yani gene kaçış yok.
İşte en kötüsü: -Derste su içmek Yasak!
*tam 1 saatlik ders süresinde hiç su içmek yok.
-Derste gerinmek ya da esnemek de yasak.

İşte böyle kuralların sonunda ben Faruk Hoca'yı sevdim =))
Sanırsam bölümdeki en iyi ders anlatan kişi gibime geliyo =))

İki önem verdiği ilkesini vermeyi unuttum:
1.Saygı
2.Bilgi
"Bildiğini her zaman net bil!" de gene hocanın sözü.

Bu hafta yorulmama sebep olan bi diğer ders ise "Doğal Lifler".Hocamız derste konuları anlatmak için grup çalışması yapmamızı istedi ve bu grup çalışmasının notlarından birini de birbirimize anlattığımız ve hocaya verdiğimiz dosyalarımızı sınıfa dağıtmak geliyo yani aramızdaki bilgi alışverişini ne kadar iyi yaparsak o kadar iyi bir şekilde grup olarak geçebilicez.bu da toplamı %10 etkileyecek.aslında en kolay olan şey gibi görünsede aslında zor bir işlem.beni yoran iş işte burda başlıyor: bu görevi gönüllü üstlendim.neden yaptım, çünkü kimse sınıfta tam olarak birbirini tanımıyo toplamda 60 kişiye yaklaşan bi sınıfız =S  Eee durumlar böyle olunca bende herkesin adını, soyadını ve e-mail adreslerini alıp sonra onları word belgesi yapıp, farklı formatlarda bana verdikleri adreslere yolladım.ayrıca Face de grupta açtık.isteyenler üye olabilir diye. işte bu iş beni perşembe günü yordu.kimseyi tanımadan isim ve adres almak gerçekten zor.günün sonunda 54 kişiyi tamamlamıştım =))) geri kalanlarda grubundaki arkadaşlarından öğrensinler adresleri.Gruptan bi kişi bu görevi yapacak zaten.

Bide cuma gününe fasulyeden bilgisayar dersi çıktı.Ne güzel perşembe günü son saatti. sonra cuma öğleden sonra boştu ama hoca sınıfı kalabalık bulunca! 2 grup yaptı ve cuma öğleden sonraya bi grup daha koydu.
Benim Süper Şanslı kaderim beni cuma gününe çıkardı...
Bilgisayar dersinden sonra akşam 7 de de keman dersim var.bu senede kemana devam.akoru bozulmuştu sonra ailemde yaşadığım kayıplar sonucunda keman çalmak içimden gelmemişti ama dersler başlayıp onun o sesini duymak beni yeniden canlandırdı.

Kemanımı ve sesini seviyorum, beni canlandırıyo ve mutlu ediyo.
Dersten çıkıp Karşıyaka'da denizi izlemek...İşte bütün haftanın yorguluğu o anda yok oluyo.

Yüzümde oluşan gülümsemeyle biniyorum otobüse ve geliyorum evime  =))

14 Temmuz 2010

Görev...1_Mezuniyet Töreni


İşteee gene yoğun bi günü devirdim.ama sevinemiyorum çünkü başka programlar beni bekliyo."Boş bir an yarat bana Tanrım n'olur, sana yalvarıyorum." resmen şuan ki ruh halim "alors on donse" şarkısının klibindeki adamın ruh hali gibi.hani o şarkının klibinde adamı koydukları yerde uyuyoya ve sonunda sahnede bayılıyo ama kimse takmıyo.aynen o durumdayım. yakında yolda uyucam, millet beni takmıcak.bu yoğun tepmpoyu kişisel olarak yaratmıyorum ama burdan o yaratana söylüyorum: kimsen çık ortaya. adil yargılama olcak...


Abimin mezuniyet törenine gittik ve benim görevim fotoğraf çekmek oldu.özel muhabir gibi abimin her anını,saniyesini, her bakışını ve her durumunu falan ne varsa çektim.sonunda arkadaşları "bizce gitmelisin artık" dediler.acıdıkları için mi dediler yoksa sıkıldıkları için mi bilmiyorum.özel anlarına kadar çekicektim, belkide ondan sıkılmış da olabilirler.abim kimi görse "aa hadi bi poz" derken benim bile beynim döndü.arkadaşlarının lafına şükür ederek, annemlerin yanına gittim oturmak için. sonra bi ses ve bi baktım arkamda abim.bide ordada bi sürü "poz" derken valla yoruldum.annemle, yok arkadaşımla, gülerken, yürürken, ağlarken derken 100 küsür poz olmuştu bile.sonra abimlere gelene kadar başka bölümler çıkmaya başladı da oturdum biraz.makine müh.en fazla sayıya sahip olunca onları sona atmışlar.ne yalan söyliyim, birazda iyi olmuş =))) yoksa benim gibi kişiler valla yorgunluktan bayılırdı.

Abimler çıkmaya yakın insanlar ve görevliler yani herkes rahatladı.abimlerin öğrenci sırası sahneye gitmeye başlayınca onların sırasına gittim.en yakın yerden resim çekmeye çalıştım.yani görevime son sürat devam ettim.tabi bazı yerler bulanık çıktı ama olsun.asıl önemli yerleri çektim zaten ;)) profesyonel gecenin video ve resimleri zaten alınacak ama olsun.ben genede görevimi en iyi şekilde yaptım ya rahatım =)))

Sonra işim bitti sanıyosunuz ama yınılıyorsunuz.hayır bitmedi. bu seferde arkada toplanma sırasında resim çektim.arkadaşlarını tanıdım bu arada .iyi çocuklar. sizi sizi =D =D

Veeee işte günün olayı geldi... Kep Atma zamanı... o kadar kişi aynı anda sahnede olunca insan resim pek çekemiyo ve "Shakira - Waka Waka" şarkısı çalmaya başladı.beni bilen bilir.dans etmeyi severim ve ben başladım dans etmeye =)) gittim annnemin yanına teyzemde ordaydı. "300-500" yaptım.anneannemde -canım ya- bişey anlamadı ama güldüler.şarkı bitince çıkardım onları =D =D o kadar beklettim yani =))

Törenin sonunda eve gelip pozları bilgisayar atıp bakınca acı gerçek çıktı: toplasan 6 pozum vardı =(( bi de o kadar süslenmiştim. yazık oldu sanki =))

Face'e koyduk artık birini. beğenen beğenmiş orda zaten.nazar değdircekler bu kişiye sonunda... =))