19 Aralık 2014

Hi Dostlar!

 
Aslında buraya gelip her güne bir yazı sığdırmak gibi bir hayalim vardı ama eşek gibi çalıştığım için yazı yazmayı geç gece 23:00’a kadar mesailere kalıyorum. Bana kalsa kalmam zaten ama yanında çalıştığım (yardıma geldiğim) F. Hanım kalınca mecbur bizde kalıyoruz. Kendimi “Şeytan Marka Giyer (The Devil Wears Prada)” filmindeki kız gibi hissediyorum. Aynı şekilde topukluları giyip bir yandan da iş yetiştirmeyi öğrendim a dostlar! Başardım heyoo!! =))
 
Etek, elbise ve minilerle heheyttt modundayım.
Seksi iş kadını ;) <3 font="">
 
Bunun yanında İstanbul’u da geziyorum tabi. Anladığım kadarıyla F. Hanım’ın asistanı gelene kadar buradayız. Sonra İzmirime geri döneceğim.
 
Alıştım mı buraya, evet!
Alışmasam zaten yaşayamam.
Benimsedim mi, evet!
Benimsemesem huzurum kaçar.
 
Aslında gittiğim her yere adapte olabilme yeteneğine sahip bir insanım. Ama şu mesailer beni bozuyor. Kilo verdim. Dönünce de spora başlıcam. Bu yıl gerçekten yaza yeni bir ben olarak girmek istiyorum.
 
Bi dakka aklıma gelmişken burada “Vayy beee!” deyip Şubatta 1. Yılımın  dolacağını söyleyebilirim =))
Akşama şirket yeni yıl kutlamasına katılacağım. Konsept: Black Party.
O zaman karalara bürünüp seksi olma zamanı.
 
xoxo

14 Aralık 2014

İstanbul & Sen

Bugün günlerden İstanbul sevgilim.
Bugün İstanbul’da ki anılarımı tekrar yaşayacağım.
Taksime gideceğim mesela. Oradan Beşiktaş’a yürüyüp, Ortaköy Cami’ye gideceğim.
 
Benim her gidişimde tadilatta olan yer orası biliyorsun. Gümüşçülere uğrayacağım ve gene yüzük alacağım. Kumpir yiyeceğim çatı katında ve boğazı izleyeceğim. Yeniden yürüyeceğim sokaklarında.
 
Kaybolacağım.
Bilirsin ben kaybolmadan bir yeri öğrenemem.
Uzaklaşacağım deli gibi sonra geri geleceğim.
Yorulacağım.
Yorulduğuma da değecek çünkü biliyorum sevgilim bu şehir sen demek.
 
xoxo
                          
 
                                             
         
                                                                  

6 Aralık 2014

Tutku & Seks & Aşk

 
Aşkın ne olduğunu, sevginin ne olduğunu bilmeden yaşamak, benim için imkânsız bir şey.
 
Hayatıma giren erkeklerden öğrendiğim bir şey varsa oda ben sevilmek istiyorum.
Sevilmek, hem de çok.
Cinsellik istiyorum mesela.
O adamı arzulamak.
Dokunmayı istemek.
Öpmek.
Hem de bırakmamacasına belki de soluksuz kalırcasına.
Tutku istiyorum birazda heyecan.
 
Hayatımın renkli kısmına arkadaş arıyorum aslında. Gülsün benimle. Sabahları koşsun. Spor yapsın. Benim için olduğunu söylesin ama aslında kendi için yapsın. Yetmiyor, sevişmeler yetmiyor. Seviyorum ve sevdikçe daha çok seviyorum. Bana sarıldı mı dünyalar benim oluyor. O an mesleklerimiz de hayatlarımızda gidiyor benden. Onu istiyorum.
 
Bu kötü bir şey mi?! Umarsızca yaşamak?
 
Sonunu düşünmeden yaşamak. Aslında ben hiç sonumu düşünerek yaşamadım ki. Kafama koyduğumu yaptım sonra bir adım daha ve bir adım daha ekledim. Adımlarım hep benim hedeflerim oldu. Ben yazdım, ben bozdum bu zamana kadar. Bu sefer bitmesin istiyorum. Çok özlüyorum. Sesini duymak istiyorum. Onunla sakince kalmak istiyorum. Kokusunu içime çekmek… İnsanlar hala bir şeylerin arayışındayken o aradığını bulduğunu nasıl fark edecek merak ediyorum. O anı hissetmeyi isteyecekler herhalde.
 
Kıskanıyorum o basıp gidenleri.
 
Zamanla korkan biri oluyoruz. Toplumdan, annemizden, babamızdan. Hâlbuki ne için? Hayat bizim değil mi? Gizlemek ne ki? Bunlar hep beni hırslandıran şeyler. Zamanı geldiğinde çekip gitmem için. Gidip kaybolmam için. Yavaş yavaş. Sessizce, sakin ama emin adımlarla gidicem. O kıskandığım insanlar gibi pat diye değil.
 
Sıkıldım biliyor musunuz?!
“Neden böylesin?” sorusundan.
Böyleyim çünkü ben Z.S.’yim!
 
23 yıldır da buydum sadece kendimi bulmam zor oldu. Onları üzen insanım ben. Benimle gurur duymaları onların dediklerini yaptığımda mümkün olabiliyor. Aralık ayındayız. Birkaç gün sonra şirket partisi ve yeni yıl 2015 olacak.
 
Hadi yeni kararlar alalım.
Kafamızdakileri yapalım.
Planlarımızı listeleyelim.
Güzel bir Karadeniz turu bulalım ve bir hafta kaçalım.
 
xoxo

2 Aralık 2014

İstanbul’dan Selamlar!

Merhaba sayın okuyucu =))
Şu an İstanbul’dan sana bu satırları yazıyorum.

İş miş derken koşuşturmaca sonucu pazartesi sabah yedi uçağı ile İstanbul’a geldim. İzmirim de güllük gülistanlık hava varken burada ki yağmurlu ve kapalı hava çok hoş oldu gerçekten. İlk günden işe git (bavulu eve bırakmadan hem de ühüüü…), müşteri ile ilgilen (Almancam sağolsun hehee), numune hazırla vs ve eve geliş.
Şu an mı?!
Şu an ofisteyim.
Arkadaşlar kahvaltı yapmaya dışarı çıktılar. Bense sabah sessizliğinde bu yazıyı yazıyorum. Öğrenci olmak zordu ama iş hayatı daha zor. Zor değil aslında. Omuzlarında daha çok yük var diyelim ;) İlk günden “Welcome to Istanbul traffic” dedim yani!
Bakalım bugünde koşturmalı olacak anlaşıldı. Önümde bir sürü müşteri için çarşamba gününe yetişecek numuneler var. Olsun. Bunların hepsi deneyim diyorum. Geçen sene bugünü sorsaydınız “Bilmiyorum.” derdim. Aklımda olmayan bir hayatı yaşıyorum. Şimdi önümde beni mutlu eden mesleğim yani işim ve sevgilim var. Hayat böyle güzelmiş. Özlemişim...
xoxo

23 Kasım 2014

Hortlayan Sevgililer

Şu iki aydır duruyorum, bekliyorum ama yok bitmiyor hatta artarak dalga modun da geliyorlar. Önce biri mesaj attı sonraki gün diğeri. Aynı anda ikisi aradı. Diğeri “Naber?” dedi. Biride yüzsüzlüğünü ispat etti.

Bunlar kim mi?
Hepsi benim eski sevgililerim!

Bekledim “Acaba azalırlar mı?” diye ama yok. Bir anda neden hepsi mesaj atıp aramaya başladı bilmiyorum. Hayatımda başıma böyle bir şey hiç gelmemişti. Acaba dedim bir filmdeyim de bunlarda bir araya gelip “Z.S. den intikam alalım!” demiş olabilirler mi? Doğru ya bazılarından ayrılışım hiç iyi şekilde olmamıştı. Kimsenin kalbini kırmak gibi bir hobim ya da uğraşım yok. Ama hayatıma girdilerse de hepsine saygıda duymuyorum işin açıkçası. Çocukça yapılan tartışmalar, konuşmalar, olgun sandığın ama sapık çıkan adamlar vs vs. Sonuçta intikam almaları çok doğal olabilirdi. Beklerdim ve şaşırmazdım.

Mesaj ve aramalarından sonra anladım ki birbirlerinden haberleri bile yok!
İçgüdüsel erkeksi hareketler bunlar hoho =))

Asıl yüzsüz olarak arayan, mesaj atan beni aldatan gerizekalı adamdı! Adam yüzsüzce arıyo, mesaj atıyo ve ben “Sevgilim var.” diyorum durmuyo. Bide sapıkça mesajlar atmaya devam ediyo! Böyle birinden mesaj geldikçe nasıl diyorum ya nasıl bu adamla sevgili olmuşum, hayatıma dâhil etmişim. Hangi kafadaymışım ve aldattığında üzülmüşüm.

Bay Doğru askere gidiyormuş. Onu da ben aradım. Onunla aramızda iyi bir arkadaşlık vardı ve biz ayrıldıktan sonrada dostluğumuz devam ediyordu. İyi ki de aramışım. Sonra ona ulaşamayınca üzülür, kızardım. Şimdi öğrendim iyi oldu.

Bir VELET aramadı aman aman aramasın! Onu dans olayından beri görmek istemiyorum zaten.

Sanırsam bu ara etrafa koku yayıyorum. Erkeklere “Gelin erkekler” sinyalini mi veriyorum napıyorum?! Halbuki benim gözüm görmüyor ki?!

Bu aralar deli gibi çalışıyorum. Projeler, yenilikler, raporlar yazıyor, sunuyorum. Eve gelince pek de halim kalmıyor. Bütün bunlara inat hayatımı yaşamaya çalışıyorum. Yeniden beni ben yapan hobilerime dönmeye çalışıyorum. Kucağıma PİKO’yu alıp film izliyorum. Kitaplarımı okuyorum. Önümüzdeki ay yeniden spora başlamak gibi bir düşüncem var. O aktif hayatımı özledim ben. Not defterime günü gününe yapacaklarımı yazmayı özledim.

Bütün bu hortlayan sevgilileri çok önce sildim, çıkardım hayatımdan. Unutmuşum. Onlara ait sevdikleri, kızdıkları, hobileri, fobileri hepsini unutmuşum gitmiş aklımdan. Ağlamak iki saat sürüyor sonra kendine geliyorsun.

Karar verdim: üç ay sakin duracağım.
Durgun su gibi, dalgasız deniz gibi.
Soğuk ve sakin Z.S. olacağım.
Eski taktiğim ama her zaman geçerli olan halim. Şimdilik izlemedeyim.
Parlamak benim için kolay ama durulmak daha da kolay.
Yıllar içinde kendimi tanımaya başladım. Duruşumla, bakışımla ve beden dilimi kullanmak gibi mesela.

Sonuçta napıyoruz: Gelene hayhay, gidene bye bye!

xoxo

16 Kasım 2014

Aşk Bana Özel


Aşk, onunla buluşmaya giderken heyecanlanmaktır.
Duşa girmektir. Güzel olmaya çalışmaktır.
Yalandır.

Öpmektir aşk. Öperken ilk kez onunla öpüştüğünü bilmektir.
Sıkıca onu kendine çekmektir. Sana sıkıca sarılmasını istemektir.
Dokunmaktır en başta.

Kokusunu içine çekmektir. Boynunu öpmektir. O yumuşacık teni hissetmektir.
Gizlidir aşk. Kimse bilmez, bilemez.
Kelimelerle ifade edilemez ki! Yaşanır. Soluksuzca öpülür. Öpüşürken susar insan.

Zaman su gibi akar gider. Ayrılırken yeniden öpersin. O öpücük ateşi yeniden yakmak içindir. Kapıyı kapatır yeniden ve yeniden öpersin. Saçlarını eller, parmaklarını belinde, yüzünde, yanaklarında ve boynunda gezdirirsin. Seversin çünkü. Onu ve ona ait her şeyi. Elindeki yarayı, azalan saçlarını, sana “Bittterim” deyişini. Öpüşünü. Gülüşünü seversin. Hepsi beraber odur ve onunla bütünleşen senin sevgindir.
Sevdin mi kendine has seversin. Âşık olmak güzel, karşılıklı olması daha güzel.

xoxo

26 Ekim 2014

Geçmiş Dört Ay!

Size şu son dört ayımı anlatayım.
Neden uzun zamandır yazmadığımı anlayacaksınız.

Öncelikle mezun oldum. Mezun olmam kolay olmadı tabi. Sen gel gel gel tek dersten kal! Bütünlemeye gir, ondan da kal! Dilekçe ver, itiraz et oda olmasın ve tek ders sınavına gir sonunda geç! Bu arada arkadaşların çıkışlarını yapsın, mezuniyet yemeği olsun, kep töreni olsun. Annem “Sen oraya çıkmayı hak etmiyorsun!” desin. Bağırsın, çağırsın. Saçma sapan kaprisler, kızgınlıklar yaşasın ve sen bütün bunları sadece yaşa. Elinden bir şey gelmezken kollarında bağlı olsun.  Hee bir de bu arada çalıştığın yerle anlaş ve ağustos da işe başlamak için konuş. Yani işler güçler hepsi kıçımı tırmalarken resmen her şeyden kaçtım. Bir de bunların arasında yüksek lisans yapacaktım. Yani aklımdaki fikir oydu. Üniversiteye girerken planladığım bütün listemin mezun olduğumda ancak %80 ini yapabilmiştim. Buradan hayatın her zaman kazıklarla dolu olduğunu ve plansızlığın, planlı yaşamaya çalışmaktan daha kolay olduğu anlamını çıkarabiliriz.

Patronum “Yüksek lisans yapma.” dedi. Sınavlarımda, ortalamamda iyiydi ama noldu? Beni ilgilendiren konuyu veren iki hoca vardı. Biri kaldığım dersin hocası. Diğeri de bölümde üzerime yürüyüp beni odasından atan deli kadın! Oda yalan oldu anlayacağınız. Bütün bunlar olurken ben harbiden yeeteeerrrrr deyip törene çıkmama kararı aldım!

Hobaaa!!!!

Arkadaşlarım arıyor açmıyorum, teyzem arıyor konuşmuyorum vs derken artık prova günü zorla evimden aldırıldım ve törene gittim. Ertesi günde kep töreni vardı. Başladı mı bende “Bana kim diplomamı verecek?” paniği! Ona soruyorum bilmiyor, buna soruyorum bilmiyor derken ilgili bölüm hocamız da söylemem deyince “Hocam bana diplomamı M. verirse valla sahnede kıçımı dönerim. Yeminle yaparım bunu. Zaten dersinden kalmışım. Kaybedecek bir şeyim yok!” dedim ve kadının gözleri büyüdü =) Hahahahaa :D İnanmayanlar için gerçekten bu cümleyi kurdum ben evet dedim =)))

Neyse ki bana o vermedi de herkes rahat etti. Deli yanımı çıkarmayın ortaya len ;) Törende gene ilginç bir şey oldu; hocalarımız çıkıyor alkışlıyoruz, kopuyoruz, bağırıyoruz (En başta da ben olmak üzere) derken efenim M. çıkınca tribünde tık yok! Ulen kimse alkışlamadı ya kadını?! Millet fısır fısır bana “Alkışlayalım mı Z.S.?” diye sorunca ben zaten alkışlamıyordum “Alkışlamıyorum. Siz bilirsiniz.” dedim. Bu sefer veliler ayıp olmasın deyip alkışladı ama diğer hocalarla kıyasla ses çıkmadı desem yeridir. Sonuçta dersinden bıraktığı o kadar öğrencinin intikamı diğer hocalar ve kişilere karşı rezil olması oldu. Hak etti. Bunu benim için demiyorum. Ben sonradan geçtim. Ama tek ders sınavına üç kişi girdik! Diğer arkadaşlarımın dönemleri uzadı ve kimse bunu hak etmedi!

Törenden sonra Teyzemin bana hediyesi olan Kaş’a gittim. Döndüğümde hemen bölüme uğradım (Türbülanslı bir yolculuktan sonra İzmirime geldim. Evin oradaki taksi durağına bavulumu teslim edip taksiyle bölüme gittim. Bir saat içinde işlerimi halledip otobüsle eve geldim, marketten alışveriş yapıp paramı bozdurdum ve taksicinin parasını ödedim, bavulumu aldım. Eve girdiğimde iki seksen yattım. Kalkamadım. Elimde diplomam duruyordu. Değmişti. Bitmişti.), çıkışımı yaptım ve ertesi gün işe başladım.

Mezun olup işe başlamamla beraber hayat benim için çok hızlı ilerlemeye başladı. Şimdilerde proje yürütüyor, patronuma sunum yapıyor ve kendimi yeniden güçlü hissediyorum. Artık iş hayatım var. Okul bitti. İş hayatı daha zormuş. Tanıdığın sandığın insanları tanımıyorsun ve herkes senin rakibin!

“Kimin adamı olsam diye gezmeden kendin olarak ilerleyeceksin.”
Ben bunu kesin ve net olarak dünkü toplantıda anladım.
Kendiniz olun, doğrularınız olsun ve kimse umurunuzda olmasın!
Başarılar.

xoxo

Aşk Bulmacası

Aşkı yaşamak hem de doya doya.
Onun kokusunu içine çeke çeke o kadar güzel ki.

N. evleneceği zaman “Nasıl bu kadar emin olabiliyorsun onu sevdiğine?” diye sormuştum. Asrın hele ki evlenecek bir kıza sorulmaması gereken baş soruydu ama ben sormuştum. Onun cevabı ise benim bütün bu düşüncelerime ters hatta bütün bu düşüncelerimi kenara itercesine netti “Hissediyorum.”.
O an “Umarım bende bir gün hissederim.” dediğimi onun cevabı kadar net hatırlıyorum. Aradan iki ay geçti ve N. evlendi. Soyadı değişti.

Şimdilerde karşımdaki adamdan utanmıyorum, iğrenmiyorum. Korkum var ama ondan kaynaklı değil çevreden özelliklede ailemden kaynaklı. Her şeyi kenara itip bu benim hayatım şeklinde tehlikeli sularda yüzüyorum.

Size bu adamı anlatayım;

Her sabah “Günaydın” her gece “İyi geceler” der.
“Bitterim. Fıstığım” diye mesajlar atar.
Öpmeyi sever, öpülmeyi de. Sağ boynuyla omzu arasından öpülünce içi gıdıklanır.
Bana kahvaltı tabağı hazırlar. Yemek yemediğimi düşünür ve yemek yemem için bana sofralar hazırlar. Hâlbuki bilmez ki onun yanında ben heyecanlanıyor ondan yiyemiyor, içemiyorumdur.
Rüzgârlı havada gözüme toz kaçmasın diye beni ters yöne çevirir, sırtını rüzgâra verip sarıp sarmalar.
Gülümsememi ve doğal olmamı sevdiğini her fırsatta dile getirir, yalan söyleyemez. Söylediğinde kızarır. Benden ilk andan beri hoşlanıyormuş. Bunu söylemesi bile güzel.
Kendisiyle özdeşleşmiş parfümü vardır. Çok uzaktan bile kokusunu alır, geldiğini hissederim.

Abisi var.
İkizler burcu.
Kedileri sevmez.
Gözlüklerini seviyorum.
Yüksek sese tahammülü yok.
En çok belimin kavisini sever.
Etçil beslenmeyi sever çoğu erkek gibi.
Gülmeyi sever hatta kahkaha atarak güler.
Korku filmlerini değil de komedi, aksiyon izler.
Arabaları özellikle de sürmeyi daha çok sever.
Bakımı sever ve kısa saçlıdır. Onu hiç tıraşsız görmedim.
Denize girmek ve yüzmek onu rahatlatan şeylerden biri. Spor yapar.
Beni görmek için sabah evden erken çıkmayı göze alır ve beş dakika da olsa gelir, görür ve gider.
Dışarıdan cool görünür ama yumuşacık bir kalbi vardır ayrıca çok romantiktir. Arkadaşları onun için çok önemlidir.

Üşenmez. Çalışkandır ama uykuyu çok sever. “Bir sana bir de uykuya doyamadım.” der <3 o:p="">
İlk kez onunla öpüştüm hem de doya doya.

Elindeki yara izine dokunmayı seviyorum. Benim için sigarayı bıraktı ve bu mücadelesinde kilo aldı.
Ben mi?! Ben iddiayı kaybettim ama bu kaybettiğim en güzel iddiaydı. Her iddiam böyle olsa. Kaybettiğim sadece kalbim olsa keşke. Şimdilerde yaşıyorum. Sonunu düşünmüyorum. Düşününce kaçan uykularım oluyor. Geçen gün G. bana “Hayatını yazsan kitap olur” dedi. Doğruydu evet ve haklıydı da.

xoxo

7 Ekim 2014

İş Hayatı ...5


Tekstilde işin insanladır. Çalışanların her an değişen ruh halleri, geçim sıkıntıları genelde işe yansır. Yansımasın istersin ama bunu engelleyemezsin. O zaman senin yapman gereken liderliği üstlenmek olmalı. Sabahları "Günaydın" deyip, gülümseyerek işe gelir ve masana oturursan kazanan sen olursun. Bunu unutma!

NOT: Güne "Günaydın!" diyerek başla ve aralarda söylediğin "İyi çalışmalar, kolay gelsin." senin için sihirli kelimelerin olsun. Gülümse!

Kaş Güncesi ...1

**10.08.2014 Tarihli yazımdır. Tatil sonrası hemen işe başlayınca gününde yayınlayamadım. Özür dilerim. İyi okumalar.

Bugün heyecanlı bir gün (Cumhurbaşkanlığı seçimini kast ediyorum sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Sonucunu bile bile oy kullanıyoruz ya neyse siyaset yapmayacağım. Keyfim kaçmasın.). Teyzemin bana hediyesi olan Kaş gezisine çıkıyoruz. Nasıl bir yolculuk olacak hiç bilmiyorum. Sabahın köründe uyanıp PİKO’yu dışarı çıkardım. Ardından da oyumu kullandım. İlk ben kullandım herhâlde. Saat 09:30. Ayıp olmasın diye geç gittim heheee =))

Annemler şu an uyuyor. Öğlen uçağım var. İzmir’den Ankara’ya gidiyor oradan teyzemle arabayla geze geze Antalya/Kaş’a varıyoruz. Planımız bu şekilde.  Şimdilik bu kadar. Otele varınca (Saat kaçta varırız bilinmez) size devamını yazacağım. Söz ;)

xoxo



Günlerden 11.08.2014 Pazartesi ve saat 05:45. Evet, Kaş’a sağ salim vardık. Yukarıdaki fotoğrafta da gördüğünüz gibi güzel bir odamız var. Resepsiyondaki “Kibar Çocuk” sağ olsun iki kadını açıkta bırakmadı ve bizi odamıza aldı. Teyzem şu an yanımda yatıyor. Eee kolay değil 9 saatte geldik! Benim için ise uçakla Ankara, oradan iki saat sonra bu yolculuk uff sabahın köründe buradayız işte!

Uçakta gene birileri ile tanıştım. Bu sefer yanıma oturan kişi Adnan YEŞİLAY'dı. Sıcakkanlı bir insan olduğum için hemen konuşmaya başlıyorlar. Bu arada aklınızda olsun bir kaç aydır Ankara yakınlarında çok güçlü türbülans oluyor. Bu seferde oldu. Hayatım boyunca bunu yaşamak isteyen biri olduğum için millet panik halinde bakışıp ses çıkarırken ben gülüyordum. Manyaklık doğamda var napak #) Adnan Bey'de bu durumu sorunca biz başladık konuşmaya. Oradan buradan derken iletişim adreslerimizi verip ayrıldık. Hayat benim için sabahtan bu şekilde başlayınca hissediyorum bu gezi güzel olacak ;)

Kaş bekle bizi, Teyze yeğen seni gezicez ;)

Odamızın nasıl olduğunun bir önemi yok aslında. Amaç beraber zaman geçirmek. Teyzemin bana bu mezuniyet hediyesi. Uzun zamandır beraber tatil yapmıyorduk. Benim yıl içinde Ankara’ya gitmelerim hariç tabi. Güzeller ben şimdi yatar. Çok yorgunum. Duş bile almaya üşeniyorum o derece. Gün doğuyor, dün gece bize ışık olan dolunay batıyor. Sabah ola hayrola.

xoxo



NOT: Fotoğraf şahsım tarafından çekilmiştir. 

4 Ekim 2014

Yeniden Güzel Duygular


Âşık olmak her zaman güzel olmuştur benim için.
Şu hayatta ikinci kez âşık olduğumu hissediyorum.

Hani arabayla yokuştan inerken bir yükselti olur ve için ürperir yüreğin geriye kaçar ya, lunaparkta trene binip en yüksek yerden aşağıya hızlıca inersin, sana dokununca dokunduğu yerdeki kan çekilir, elin ayağın boşalır. Bu durumun olmasını bir yandan istemezsin bir yandan da bu olsun diye daha çok dokunursun sevdiğine. Beline dokunduğunda o an hiç bitmesin istersin.

Bilerek üşürsün, ince giyinirsin. İlla ona sarılmak için bahaneler oluşturursun. Mutlu olmak ve bu durumdan zevk almak için bedenin ve hislerin çalışır da çalışır. Koluna girip yürürken ayağını vurup paramparça eden ayakkabıyı düşünmezsin. Anın keyfini çıkarırsın. Adamın boynunu öperken kim takar kanayan ayağını ;) Gizlice arada ona bakarsın. Yüzünü incelersin, burnunu, dudaklarını ve bakışlarını. Bütün o izlenimlerini aklına ressamın kara kalem çalışması gibi çizersin. Sonra dokunur üç boyutlu hale getirirsin. Çünkü vücut dokunduğu zaman unutmazmış bunu bilirsin, ben bilirim.

Daha güzel veya net nasıl anlatılır bilmiyorum. Eski aşkları, sevgilileri unutup yeniden en baştakine dönmek bu olsa gerek. Engelleri bilip kendimi koruyup karşı çıkarken, uzak durmaya çalışırken bir anda bir şey oldu ve biz sevgili olduk. “O kızdan uzak duracaksın!” demiş benim için. Ben bilmeden neler olmuş?!

Şimdi eli belimde, gözleri gözlerim de.
Dudaklarını hissediyor, kokusunu içime çekiyorum.
Daha mutlu olamazdım ve ben şimdi bunu yaşıyorum.
Mutlu anlarımın elimden alınmasına izin vermeden hayatımı yaşıyorum.

Âşık olup bunu gizlemek ne kadar zor olsa da yapmak zorundayım, zorundayız. Hangisi daha zor gizlemek mi? Engeller mi? Bu sefer çıkmak için ya da sevgi eksikliğinden birisiyle beraber değilim. Bu sefer onu kırmak istemiyorum. Üzmek istemiyorum. En özel anları paylaşırken konuşmadan bakışarak anlaşmayı özlemişim ben. Aramızda sır yok, gizlilik yok sadece ortak fikirler var. Beni ona iten neyse ona da beni iten o. İkimizin de hayatı o kadar farklı hâlbuki. Bu zamana kadar aynı hayatı yaşamış insanlarla beraber oldum da ne oldu?!

Âşık olmak güzel bir şey. Kimse keyfimi kaçırmasın. Ben mutluyum.


xoxo

24 Ağustos 2014

İş Hayatı ...4


NOT: Tekstilde sakın tükenmez kalem veya pilot kalem kullanarak kalıplara işaret koymayın! Kullandığınız kaleme dikkat edin. Eğer kalıbınızı pilot kalem çizdiyse hemen limon kolonyasıyla silmeye başlayın. Hızlı olun çünkü bekledikçe liflerin içine girer ve geçmiş olsun: Nur topu gibi bir telefe kumaşınız çıkmış oldu.

İş Hayatı ...3


NOT: Size verilen bir görevi şefiniz beğenmişse ve sizi övdüyse susun, saygılı olun ve hafifçe gülümseyin. Ardından "Teşekkür ederim." deyin.

Neler Oldu, Neler Bitti Ve Neler Oluyor?

Uzun zamandır yazı yazmıyorum.
Yazı yazmak benim için arınma sizin için okumaysa eğer her iki tarafta bu konuda boşluğa düşmüş olmalı.

Hayatımın akışını hazirandan beri çok farklı yaşıyorum. Öncelikle mezun olamama durumuyla başbaşa kaldım. 3. sınıftan beri dersinden ıkına sıkıla geçen bir hocadan son dönem aldığım dersinin finalinden sınırda kaldım. Bütünlemesine girdim ve ondanda kaldım. Bütün bunlar olurken hayatıma küçük küçücük bir canı dâhil etmekle meşguldüm. Onun adı PİKO. “Küçük süs dikişi” demek. Boncuk gözlü, düğme burunlu bir dişi chihuahua (Yani şivava). Bütünlememin sonucunu beklerken bölüm üçüncüsüydüm ve bu ders yüzünden beşinci olmuş göründüm ve törenlerden adım çıktı! Mezuniyete katılmamayı bile düşündüm. Ailem “Katılma.” dedi. Olaylar altüst oldu. Bir de çalıştığım yerle anlaşmış orada işe başlayacaktım. Kalırsam ve dönemim bir dönem daha uzarsa iş yerime ne derdim? Sorular o kadar çoktu ki kafam allak bullak olmuştu bir de buna en yakın arkadaşımdan hoşlanmaya başladığımı fark etmem eklenirse bulamaç bulamacı oluşturdu.

O zaman tane tane gidelim ha ne dersiniz?

Dersten kalmıştım. 11 Temmuzda mezuniyet törenim vardı. Ama ben bütünlememe çalışıyordum. Önümde iki haftam vardı. Ders çalıştım ve sınava girdim. Sonucumu beklerken 7 Temmuz günü kargoyla PİKO mu almaya havaalanına gitmiştim. Beş saat beklemiştim onu. Acaba nasıl gelecekti? Anlaşabilecek miydim vs vs sorular aklımı kurcalarken sonucumun açıklandığını gördüm.

KALMIŞTIM!!!

O an gözlerim doldu. Ağlıyordum ve S.’yi aradım. “Kaldım” dedim. İnanamadı. “Gerçekten” dedim. İnanmadı. “Gerçekten kaldım S! Hatta şu an ağlıyorum.” dedim. “Yardım ederim sana.” dedi ama daha sonrasında sesi soluğu çıkmadı o ayrı hikaye. Bütün üzüntülerim PİKO’yu o kapıda görüp onunla ilk karşılaşmamla son buldu. Onun o küçücük yüzü, dik kulaklarıyla ona âşık olmuştum.


Evet, tam tanım bu olmalıydı.
Ona âşık olmuştum.

O küçücük surat bana umut olmuş, bütün üzüntülerimi yok etmişti. Asıl zor olan kısım onu eve getirmek değil babama kabul ettirmekti. Çünkü ROZA’dan sonra köpek istemiyor hatta daha önceki getirme durumlarımı geri çevirmişti. Bu sefer ne olacaktı? Kabul etsin ya da etmesin artık PİKO hayatımdaydı ve benimdi. Eve getirip odama koyduğumda babam gelip “Yapma Z.S.” dedi. “Artık benimle yaşayacak” dedim. Bu şekilde devam ederken ben bütünleme kâğıdıma bakmak için bölüme gittim. İtiraz ettim. Bir şey olmadı. 30 kişiden 8 kişi geçmişti. Tek ders sınavı, tek çarem hatta son çaremdi. Bunlar olurken o haftanın cumasında mezuniyet törenine katıldım. Arkadaşlarım ısrarla “Gel gel.” diye arayınca dayanamadım ve gittim. İyi ki de gitmişim diyorum. İçim buruk bir şekilde törende gülerken dersinden kaldığım hoca, arkadaşlarıma diplomalarını vermek için kürsüye çıktığında kimse alkışlamadı! 120 kişi konuşmamıştık ya da karar almamıştık ama herkes içinden aynı şeyi geçirmişti. Protesto etmiştik. Çıt çıkmayınca veliler alkışladı. Seviyorum arkadaşlarımı. Hepsini seviyorum. Zaten törenden öncede “Bana diplomamı o hoca verirse popomu dönerim!” demiştim ve onun vermeyeceğini öğrenmiştim. Gerçekten de yapardım! Zaten onun diploma verdiği öğrenciler onun dersini hiç almayan beş kişiydi.

Törenden sonra gene yazlığa gittim ve çalışmaya başladım. Bunlar olurken yüksek lisans yapmaktan vazgeçtim. Çünkü yapabileceğim hocalardan biri bu kaldığım dersin hocası, diğer ise bölümde kavga ettiğim bir başka çatlak hocamdı (Çatlak işte! Kendine hacı biri o!). Kader… Bu sefer olacaktı biliyordum. İnanıyordum! Denize girmiyor sadece çalışıyordum. Kitabı yaladım yuttum desem yeridir. Bu nedenle de size Yaz Güncesi yazamadım. İki hafta sonra tek ders sınavına girdim.

Kaç kişi girdik bilin bakalım?
22 kişiden 2 kişi!!!

Yani 20 arkadaşımın dönemi uzamıştı. Allah o kadını nasıl biliyorsa öyle yapsın! Bir puanla bıraktığı arkadaşlarımı öğrenince “İnsafsız” dedim! Sonuçlar bir türlü açıklanmazken sonunda geçtiğimi öğrendim! Her şey bitmişti. Okul bitmişti. Bütün bağlarım kopmuştu. Hatta dersten dereceyle geçmiş ve yeniden bölüm üçüncüsü olmuştum ama tören bitmiş, alkışlar geçmiş yani iş işten geçmişti. Bir tek durumu ben biliyordum. Olsun oda bana hala yetiyor ;)

Sıkıntılar bitiyordu. Bütün bu sıkıntılar biterken içimdeki gerizekalı “Aaa boş boş huzur mu olur. Hemen huzurunu bozayım.” dedi ve S.'ye ondan hoşlandığımı söyledi. Tabi ki de klasik “Ben seni arkadaşım olarak görüyorum, unutamadığım biri var.” sözleri söylendi. Gözlerim doldu. Nasıl kalktım bilmiyorum ve kumsala yürüdüm. Gene burdaydım. Gene soğuk kumsala basıyordum. Şezlonga uzanmış gün batımını izlerken içime en çok ne oturdu hatta sinirimi bozdu biliyor musunuz?

“Unutamadığım biri var.”

Hayattaki en gereksiz cümle. Bir okuma, iki okuma derken B.’yi aradım konuştum. “Denize gircem.” dedim, “Yapma.” dedi. “Ateş bastı. Olmuyor.” dedim. “Üşütürsün.” dedi. Aldırış etmedim ve denize girdim. Çıktığımda kumsalda ne kadar taş varsa dalgalara atmaya başladım. Üzerimde sadece sweatshirt, altımda kotumla buz gibi denizde arınmıştım. Rahatlamıştım. O gün ağlayabileceğim kadar ağladım. Ağladıkça içimdeki sevgi boşaldı. Bir hafta sonra içimdeki o boşluk da yok oldu. Onu sevmiyor değilim, seviyorum ama sanırsam o sıkıntılı zamanımda birine ihtiyacım vardı ve ben onu seçmiştim, o beni seçmedi o ayrı.
Herkes kendi istediği gibi yaşıyor. Ben dâhil. Haftalar sonra telefonum çaldığında arayan oydu. O aramadan önceki gecede onu rüyamda görmüştüm. Acaba iyi mi diye de düşünüyordum. İşe girmiş, mutluymuş. Bu mutluluğunu kiminle paylaşsa çok sevinir demiş ve aklına ben gelmişim. Deli çocuk =)

Ardından neler mi oldu?

Ben yazlıkta keyfimi sürdüm. Kafam rahattı. Deniz, kum, güneş, arkadaşlar, happy hour, muhabbet ve PİKO mod takıldım derken teyzemle planladığımız KAŞ tatilinin zamanı geldi. PİKO’yu annemlere bıraktım. Abim ise askere gidiyordu. Onunla vedalaştım ve İzmir - Ankara uçağıyla (Zorlu bir uçuşla) beraber Ankara’ya vardım. Yolda gene yanıma önemli biri oturdu ve ben yolculuğun nasıl geçtiğini anlamadan teyzeme kavuştum. Ardından gece yola çıktık ve dokuz saat sonra sabah altıda KAŞ’daydık. Otelimize geldiğimizde resepsiyonda sonradan adının “Murat” olduğunu öğrendiğimiz “Kibar Çocuk” vardı. Sağ olsun teyzemin bavulunu taşıdı ama benimkini ben taşıdım =( Bir uyumuşuz sabah on birde kalktık =))) KAŞ tatilini ayrı bir yazı dizisi olarak yazacağım. Gün ve gün hatta fotoğraf paylaşacağım.

Peki, şu an ne yapıyorum?

Şu an işe başladım. Yarından itibaren ikinci haftam olacak. Şimdilik oryantasyondayım ve numune bölümündeyim. İşin gerçeği eşek gibi çalışıyorum. Hatta Cuma mesaiye kalıp cumartesi işe gitmemiş oldum. Ama deli gibiyim. Eve gel, yemek ye biraz dinlen, gece 11 olunca yat ve sabah erkenden kalk, PİKO’yu çıkar, gel, giyin, kahvaltı et ve hoop gene işe. Sanırsam buna alıştım. Asıl zor olan ev işlerine zaman bulabilmek.

Büyüyorsun Z.S. yavaş ama güzel.

Şimdilik benden bu kadar.
Gene uzun bir yazı oldu.
Laptopumun üstüne “KAŞ Güncesi Yaz” diye not yapıştırdım bile.
Her gün bir yazı (Tabi halim kalırsa).

xoxo

11 Temmuz 2014

Girne Amerikan Üniversitesi ile Kıbrıs’ı Kazan, Kıbrıs ve İngiltere’de oku!

Girne Amerikan Üniversitesi, "Kıbrıs’ı Kazan, Kıbrıs ve İngiltere’de Oku" sloganı ile bütünleşen ve yurtdışı kampüsleriyle de öğrencilerine üç farklı kıtada eğitim fırsatı sunan öncü bir üniversite.

Eğitimde mobiliteye verdiği önem ve uluslararasılaşma sürecinin bir göstergesi olarak Girne Amerikan Üniversitesi; İngiltere, ABD ve Hong Kong’dan sonra küresel kampüslerine bir yenisini ekleyerek Türkiye’de İstanbul yerleşkesini hizmete açmıştır. Bu süreçte Girne Amerikan Üniversitesi, öğrencilerine 3 farklı kıtada eğitim imkânı sunmakta ve "Üç Kıta Tek Üniversite" sloganı ile de bir dünya üniversitesi olma noktasında bir hareketlilik içerisinde olduğunu kanıtlamaktadır.

Kazandıkları ÖSYM bursları ile GAÜ’ye yerleşen öğrenciler, Girne Amerikan Üniversitesi’nin yurtdışı yerleşkelerinde aynı burslarla ve ek ücret ödemeden programlarıyla uyumlu dersler yada ELA’da (English Language Academy) İngilizce dil eğitimi alıyor; geri döndüklerinde ise yurtdışında aldıkları dersleri GAÜ programlarındaki ders yükümlülükleri yerine saydırarak eğitimlerine devam edebiliyorlar.

Eğitimde 30 Yıl...

Geçtiğimiz günlerde görkemli bir törenle 30. Onur Yılı’nı kutlayan Girne Amerikan Üniversitesi için bu sene oldukça özel bir yıl. GAÜ, 2014-2015 Akademik Yılında tam 2260 yeni öğrencisine 7 yıl boyunca kesintisiz ÖSYM Bursu verecek.

GAÜ sosyal ağlarda da çok aktif; bu sene tercih dönemi boyunca facebook.com/girneamerican üzerinden tüm kampüsler ve öğrenci hayatı ile ilgili herşeyi paylaşıyorlar ve tüm sorulara resmi sayfa üzerinden cevap veriyorlar. Twitter takipcilerini de unutmamışlar @girneamerican üzerinden en güncel paylaşımları takip edebilirsiniz.

GAÜ, şu anda küresel dünyanın yükselen meslekleri Denizcilik, Havacılık, Sahne Sanatları, Hukuk, İleri Mühendislik Disiplinleri, Güzel Sanatlar, Mimarlık, İç Mimarlık, Uluslararası İşletme, Uluslararası İlişkiler, Psikoloji, Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik, Türkçe Hukuk, Çin Dili ve Edebiyatı, Gastronomi ve Mutfak Sanatları, Sınıf Öğretmenliği, Sağlık Yönetimi, Ergoterapi, Enerji Sistemleri Mühendisliği, Ebelik, İnşaat Mühendisliği ve Sivil Havacılık Ulaştırma İşletmeciliği, Pilotaj gibi programları barındıran; 9 Fakülte, 6 Yüksekokul, 2 Enstitü ve  2 Meslek Yüksekokulu’nda olmak üzere , 69 Lisans 21 Önlisans 48 Yükseklisans ve 17 Doktora programı sunmakta.

GAÜ’den saygın dünya üniversiteleri ile akademik işbirliği ve değişim programları fırsatı!

Girne Amerikan Üniversitesi, kampüsleri ve 200’ü aşkın dünya üniversitesiyle sürdürdüğü öğrenci değişim programları kapsamında, öğrencilerine yaşam boyu hatırlayacakları deneyimlerin kapılarını açmakta.

Uluslararası Denklik ve Tanınma

Girne Amerikan Üniversitesi sağladığı eğitimin kalitesini sürekli olarak geliştirmek için akreditasyonlarını ve üyeliklerini yenilemektedir. GAÜ yerel olarak Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Yükseköğretim Planlama, Denetleme, Akreditasyon ve Koordınasyon Kurulu YÖDAK ve Türkiye Yüksek Öğretim Kurulu (YÖK) tarafından tanınmaktadır. Ayrıca dünyanın bir çok saygın denklik kurullarından akredite olan GAÜ’nün bir çok uluslararası üyeliği de bulunmaktadır.

Girne Amerikan Üniversitesi Eduniversal’ın En İyi Üniversiteler sıralamasında yer almaktadır. Avrupa Birliği Yükseköğretim Sistemi içerisinde üniversite eğitimini denetleyen uluslararası eğitim kuruluşu Eduniversal, 153 ülkeden 12 bin yükseklisans programının incelenmesi ve 100 bin öğrenci ile yaptığı “En İyi Yükseklisans Eğitimi Veren Üniversiteler” araştırmasının sonuç raporuna göre GAÜ "En İyi Yükseklisans Eğitimi Veren İlk 100 Üniversite" arasında gösterilmektedir.

GAÜ, YÖK onaylı programlarıyla geleceğin pilotlarını yetiştiriyor

4 yıllık Pilotaj eğitimi alan öğrenciler, GAÜ İstanbul Yerleşkesi Uluslararası Havacılık Akademisi’nde similatör ve uçuş derslerini tamamlayarak Pilot olma hakkını kazanıyorlar. GAÜ’nün, uluslararası standartlarda verdiği eğitimle yetiştirdiği öğrenciler, önümüzdeki 20 yılın en gözde mesleklerinden biri olan havacılık sektöründe kolaylıkla iş bulabilecekler.

Kıbrıs, dünyanın en güzel adalarından biri!

Kıbrıs Dünya’nın en güzel adalarındandır ve iklimi sayesinde bir tatil ülkesinde eğitim alma şansınız var, üniversite kampüsü plajlara çok yakın mesafede bulunmakta ve kampüse çok renkli bir yaşam hakim. GAÜ, adanın en turistik sahil kenti olan Girne’de kendisine özel plaj ve uygulamalı 5 yıldızlı oteli ile öğrencilerine eşi benzeri olmayan bir eğitim fırsatı sunmaktadır.

Peki kampüste hayat mı nasıl? Tanıtım filmleri için youtube.com/girneamerican ve vimeo.com/girneamerican

Bir boomads advertorial içeriğidir.


30 Haziran 2014

En Son ...8

 En Son Dinlediğim Albüm (30.06.2014)
 Oğuzhan Koç - Ben Hala Rüyada

En Son İzlediğim Film (30.06.2014)











Love Is All You Need


En Son Okuduğum Kitap (30.06.2014)
 Judith Mc Naught - Sana İhtiyacım Var

Savaşı Kaybettim

 

Pişman değilim.
Peki, üzerimdeki bu isteksizlik neyin nesi?
Üzüldüm çünkü.
Her zaman kazanmayı, denemeyi bilen biriyim ben. Bu nedenle, kaybettiğim için üzüldüm.

Kumsala gittim ve çıplak ayak yürüdüm. Yetmedi denize taş attım. Kumsaldaki bütün taşları atsam bile ağlamam durmayacaktı. Sonunda soyundum ve yüzdüm. Denizden çıktığımda arkadaşlarım beni buldu. Her zaman bulur beni onlar. “Sen söylemesen bu haftada gelmeyeceksin sanmıştık.” dediler. Onlarla oturdum, konuştum ve ateş yaktık, yedik, içtik, çakırkeyif olduk. Geceyi sabaha kumsalda yatarak bağladık. Şimdi eve geldim. Umarım hasta olmam. Hastada olsam canım bir şey yapmak istemiyor. Keyfim kaçık. Dün onlarla içerken “Bütün kaybettiklerimize ve savaşlarımıza!” deyip kadehlerimizi kaldırdık. Bütün ayrılıklarım, kayıplarım, hüzünlerimde bu kumsaldaydım. Teselliyi yanlış yerde aramak gibi bir zaafım var. Bu sefer onu yapmıcam! Bu sefer kendimi bu şekilde oradan oraya vurmıcam ya da karşıma çıkanla sevgili olmucam.
Unutmak gerekiyorsa unutursun. İçindeki dengesizliğini etrafına yansıtmak değildir duygularını paylaşmak. Açık ve net ne hissediyorsan onu söylemektir. İstemediğini gene isteme.

Asıl zor olan arkadaşça kalabilmek de değil.
Asıl zor olan yeniden mutlu olabilmek.
Yeniden sen “Sen” gibi davranırken onun, senin bu davranışlarından başka anlam çıkarmamasını ümit etmektir.
Budur zor olan.

Günler sonra ilk kez rüyasız, deliksiz uyudum. Kalbim çarpmadı, sabahı ilk karşılayan da ben olmadım. Mesaj atmadım mesela. Birkaç saat sonra ne yapacağımı uyanınca planlamadım. Kalktım, eve geldim ve yeniden yattım. Artık başım ağrımıyor, karnıma kramplarda girmiyor. Şimdi anladım: İtiraf ardından gelen ret ile yeniden ben oluyorum. Hiçbir şey olmamış gibi yaşıyorum. Yaşarım da zaten çünkü hiçbir şey olmadı. Aşk yok, ayrılık yok. Ben ona ondan hoşlanmaya başladığımı söyledim o ise unutamadığı biri olduğunu. Gerçek bu! Bütün masal, hikâye, yüksek sesli kahkahaların hepsi bu.

Sabah perdeleri açıp güne “GÜNAYDIN” demek de güzel.
Deriiinnnnn bir nefes al içine, şimdi ver!
Her seferinde yeniden bağlan o âşık olduğun hayata.
Bundan sonraları içinde “Değmez!” de ve çevir kafanı.
“Aşkın en büyük acısı duygusuzluktur.” demiş bir yazar.
Aşkı verdiğin kadar alamazsın.
Ve
Her kadın yaralarının sarılmasını ister.

xoxo

27 Haziran 2014

İş Hayatı ...2


Günaydın =)
Çay molasından herkese selammm ;)

Bugün izne ayrılıyor ve Ağustos da geliyorum. Bu nedenle bu yazı dizisine ara vereceğim.

NOT: İlk şunu bil, ofis de herkesin işi acildir!

Hele benim gibi tekstil de çalışıyorsanız paketleme, dikim, müşteriye gönderme gibi durumlar çok fazla olduğu için senin işin dahil BÜTÜN işler ACİLDİR!

Bunu bil ve ona göre davran,
Saygını koru.
Unutma "Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır" ;)

xoxo

26 Haziran 2014

İş Hayatı ...1


Eve gel, yemek ye, kendine bak derken ne bilgisayarımı açıyorum ne de yazılarımı yayınlayabiliyorum.
Zaten bütün gün bilgisayar başında olduğum için birazda o aydınlık ekrandan kaçıyor olabilirim.

Bu yazıyı size ofisimden, odamdan, masamdan yazıyorum hohooo ;)

Günler sonra ilk kez dün bir masam oldu, bugünde bu masaya yerleşildi, süslendi vs. Size sonra foto paylaşacağım. Bugün ve yarın işe gelip Temmuzda izne ayrılıyor, Ağustos da ise Teyzemle Antalya turuna çıkıyor ve yeniden Ağustos ortasında işe başlıyorum.

Bu yazı dizimin amacı, işe yeni başlayacak olanlara notlar olacak. Mümkün oldukça her gün bu postu gircem. Bu dediklerimi bilin, aklınızda bulunsun ;)

İlk Notumuz: Bir defter edinin ve içine her şeyi yazın! Çalışanların isimlerini (Öğrendikçe), pozisyonlarını, görevleri, yaptıklarınızı, öğrendiğiniz terimleri yani HER ŞEYİ!

12 Haziran 2014

Sen Âşık Olmuşsun!


Nereden başlayacağımı da bilmiyorum ne yazacağımı da.
Gene ben yazıyım ve siz bir yerlerden tutun, bırakmayın, düzenleyin vs.

İnsan hayatında her şeyini konuştuğu arkadaşı ayrıdır, aşklarını anlattığı ayrı, kariyer hakkında fikirlerini aldığı ayrı. Benim mi anam bende hepsi var hangisini anlatıyım =))

Geçen gün İtalya’daki arkadaşım G. ile konuşuyorum daha doğrusu derslerimiz, finallerimiz olduğu için mailleşiyoruz, ona destan yazdığım sırada (Evet buraya yazamadığım sürede mail yazıyorum. İçimdeki yazma aşkını frenlemeden yola devam. Allah sonumu hayır etsin.) fark ettim ki ben içimi döktükçe hep aynı şeyi anlatır olmuşum.

Konum O, olayım O, aklımdaki O olmuş!
Daha ne olsun.
Bugün sonunda garibim dayanamadı ve “Z.S. sen aşık olmuşssun kızım, geçmiş olsun!” dedi.

S. olsa kesin “Kızım ben anlamıştım sendeki bu çenenin nedenini ama bu sefer ben söylemiyim sen anla istedim. Hadi bakalım bize geçmiş olsunnnn!” der ve hasta bakıcı moduna kendisini ve meleklerimi sokardı. Dedikodu yapmaz ama nasılsa bu haberi hepsi aynı anda duyardı hahaha =))) Ulan hayatımda bi tane normal arkadaşım olsun dermişim. Yok, böyle hepimiz sorunluyken hayat daha düzel. Ne o öyle durağan, süregelen arkadaşlık hehehee =))

Tek bir ileti benim bütün o destanların altında PAT diye yüzüme çarptı tabi. “Acaba fazla mı anlattım?” diyorum hala salak modundayım ama olay o değildi ve G.’nin dediği de sonuna kadar doğruydu. Ekranda kocaman yazılmış bu mesajı görünce şöyle düşündüm; yıllarca aptal saptal ilişkiler yaşadın, bazılarında sen sevdin, bazılarında seni sevdiler, bazılarında sen koşturdun, bazılarında koşanlardan kaçtın. Sana geri dönenler oldu, dönmek isteyenler… Arkadaş kalmak isteyenler, yüzsüzce yanına yanaşmaya çalışanlar…

Sonuç???
Elin, etrafın şimdi bomboş Z.S.!

Bütün beklentileri bir seferde karşılayamam ki bende insanım hem de uçarı kaçarı bir insan. Kaçak bir şekilde bir yere girer, eğlenirim ve sonunu düşünmeden yaşarım. Konuşmam. İşin aslı çok da bir şeyimi paylaşmam. Yargılanmaktan korkarım. Gerçekleri bilirim ama onları duymaktan kaçarım. Yazarım, çizerim ve konuşmuş kadar olurum. Önceki hayatımda neydim bilmiyorum ama asi, cesur biri olduğumu düşünüyorum. Benden prenses olmaz, sosyetik tiki tiki gezinen biri çıkmaz ama benden yanında gülmeyi yeniden öğrenebileceğin biri olur. Kibar ve saygılı davranırım. Susmasını iyi bilirim. Bakmasını da. Dokunmasını da. Öpmesini de.

Bunlar bana yetiyor mu?
Evet, yetiyor.

Bir anda parlarım. Sert kalkanlarımı kaldırdım mı biter orda her şey. Mücadele etmeyi severim. “Beni seçen olmasın.” derim inatla! Salağım çünkü ben! Salağım çünkü benim istediğim olsun diye yaşıyorum. Bunu hayatımın her alanına ilke olarak sokuyorum sonrada savaşı ben başlatıyorum. İlk başlatan kazanır mantığı ile yaşıyorum. Olanlar ondan sonra bana oluyor. Hayatım, her zaman kazandığım savaşlarla sonuçlanmıyor.
Yıllar içinde büyümüş bir kızım ben. Şimdi yeniden âşık olduysam benim için savaş başlamış demektir. Bu savaşta yalnız olmaktan korkuyorum. Bundan sonra O’nu anlatmamaya karar verdim. Bu G.’nin ya da S.’nin söyleyeceklerinden korktuğum için değil, benim artık bir karar almam gerektiğinden. Okul bitiyor hatta haftaya Cuma son finalime gireceğim. Beş yıllık eğitim hayatım bitiyor. İşe başladım. İşe gidiyorum ve bu sürede önümde bambaşka bir hayat var. Kendimi liseden mezun olurken ki Z.S. gibi hissediyorum. Acaba o zamanki gibi mi duygularım diye düşünmeden edemiyorum. O zamanlar gençtik şimdi yetişkin. O zaman önümüzde üniversite vardı şimdi iş – kariyer – askerlik - yurtdışı vs. O zamanlar uzaklar yakındı şimdi uzaklar, kilometreler ve “Güven” demek. “Beklemek” demek.

xoxo

4 Haziran 2014

Tavsiyem Var: Hürriyet Sosyal

Bir süre önce sosyal medya üzerinden en çok takip ettiğim gazetelerden biri olan Hürriyet gazetesinin bir geri sayım içinde olduğunu gördüm. Neredeyse tüm yazarları belli bir heyecan içindeydi. Açıkçası ben yeni bir sayfa tasarımı ya da yeni bir yan haber sitesi haberi beklerken birdenbire hayatımıza ‘Sosyal Hürriyet’ girdi. Önce insanların beğenilerini hemen sonra ‘çok bilgi istiyor’ eleştirilerini okumam merak  uyandırdı ve hemen giriş yaptım.

Açıkçası sosyal medyada internet gazeteciliğinin en iyilerinden biri olduğunu düşündüğüm Hürriyet gazetesi beni şaşırtmadı. Herkesin kendi gazetesini oluşturabilmesi fikri zaten baştan çok cazip. Biri internet sitesinin yıldırıcı reklamlardan, ilgi alanım olmayan haberlerden ya da hiç okumadığım yazarlardan arınmış sadece benim için yaratılmış bir portal haline gelmesi bence harika bir fikir. Bunun yanında fikirlerinizi kendi sayfanız üzerinden paylaştığınız bir sosyal tabanlı haber sitesi olması çok önemli bir gelişme. Özellikle birdenbire gelen sosyal medya yasakları yaşayan bir ülke olarak fikirlerimize ses veren alternatif bir site olması bence cankurtaran gibi bir şey. Bu noktada bir yanlış anlamayı açıklama ihtiyacı hissediyorum. Twitter üzerinden sanki köşe yazarlarını ya da haberleri okumak için mutlaka bu sosyal hürriyet’e üye olmak gerektiği gibi bilgiler dolaşıyor. Günlük olarak her zaman girdiğimiz hurriyet.com.tr bir yere gitmiş değil. Eskisi gibi istediğiniz haberleri okuyabiliyorsunuz. Mobil uygulamaları hiçbir giriş istemiyor. Buna rağmen bugün bu sitenin istediği bilgileri isteyen onlarca sosyal medya kanalını aktif kullanıyoruz. Bunun bir itici güç olarak görülmesini sadece yeniliklere verilen ilk direnç olarak görüyorum.

Artık  hem Hürriyet yazarları hem de diğer okuyucularla interaktif ilişki kurabileceğimiz,  tartışma yaratabileceğimiz bir platforma sahibiz. Yazarların sadece köşe yazıları değil; kişisel postları da gün içinde paylaşılıyor. Bunun yanında ‘Öne Çıkart’ butonu ile önemli bulduğum ve gündeme getirmek istediğim haberleri Hurriyet.com.tr’nin ana sayfasına taşıyabiliyorum. Sosyal medyadan kullanmaya alıştığımız hashtag (etiket) ile haberler hakkındaki yorum ve paylaşımları kolayca süzüyorum. Yani daha çok insan ile daha çok haber paylaşıyor bunun yanında daha özgür haber alıyorum.

Bundan önce #hurriyetbenim etiketi ve reklamı ile çok ses getiren bu yayın grubu yarattığı portal ile bunu kanıtlamış durumda. Artık gerçekten Hürriyet benim.

 

İçerik: http://durumbildirimi.com/

Bir boomads advertorial içeriğidir.


2 Haziran 2014

Sen! Alışabilir Misin?


Sakin bir hayat istiyorum. Yavaş yavaş sakinliğime kavuştum derken bir olay oluyor, bir rüzgar esiyor ve bir anda hayat ters düz oluyor. Bir gecede olanlar ve benim ertesi gün öğrenmem. İnternette görmem. Artık hayatta olmadığını duymam. Bunların hepsi birikince ağır geliyor işte. Yavaş yavaş yoruluyorum. İnsanlara yansıtmak istemiyorum ama paylaşmaya ihtiyacım var. Geçen gün Turan Hocam derste son ders konuşması yaptı ve orda “Vefa. Sadakat” kelimelerini anlatırken bir hikâye anlattı. Hikâyeyi size anlatmayacağım ama o hikâyedeki şu cümle benim gözlerimin dolmasına yetti. Hoca ağladı ben ağladım.

“Geleceğini biliyordum!”

Aslında ne kadar da dolu dolu bir cümle. Hayat benim için hep böyle oluyor. Sevdiklerimi teker teker kaybediyorum. Tam diyorum kavuştum işte yanımdasın, bütün özlem bitti. Kırgınlıklar, küslükler geçti, işte burdasın karşımda en canlı kanlı haliyle sonra sevincim bir anda yok oluyor çünkü bütün sevdiklerim beni teker teker bırakıp o geri dönülmez yere gidiyorlar.

Dün öğrendim Nehir’in öldüğünü. Nehir kim mi?!  Fotoğraftaki o ortadaki kıvırcık saçlı gülen kız. Sağdaki oğlan abim, soldaki kız benim. 1993 Ağustos ve yaz kampındayız. Çadırımızın önüne biz üç çocuğu oturtmuşlar. Ben nereye bakıyorum belli değil kara kızım, Nehir 32 diş gülüyor ve abim bizi korurcasına kolunu atmış. 31 Mayıs günü bir motosiklet kazasıyla vefat etti Nehir. Eşiyle Bursa İznik yolunda kaza yapıyorlar ve oracıkta ölüyorlar. Nehir 23 yaşındaydı. Eşi Gökhan ise 24. Gencecik bir çiftti onlar. Düğün için buraya geliyorlardı.

Çocuğuz aslında. Hiç büyümüyoruz. Yıllar birer sayı olarak geçiyor. Günler sadece birbirini kovalıyor. Öldüğüyle kalıyor işte. Arkasında kocaman bir üzüntü, büyük pişmanlıklar ve keşkeler bırakarak. Bir saniye bile sonra yaşayıp yaşayamayacağımızı bilemiyorken ne kadar çok gelecek planı yapıyoruz. “Onu da yapcam, bunu da yapcam!” diyoruz. Bir hırs! Bir koşuşturmaca! Bütün bunların içinde içimizdeki çocuğu ve çocukluk anılarımızı elimizden bu şekilde kaymasına izin veriyoruz. Sonrada buna “Kader” diyoruz.

Herkes kaderini mi yaşar?
Kaderin bu dünyadan gidince geriye kalanların yaşadıkları mıdır?
Omzunda ağladığın insanın daha sonra senden ayrılmasıyla aynı ismi andığında onu hatırlaman mıdır?
Kumsalda gün batımını izlerken yüzünü, saçını okşayan rüzgârın “O” olduğunu hissetmen mi yoksa hissetmeyi istemen midir?

Hayat çok acımasız. Çok da isyana müsait. İsyan etmek istiyorum ama etmemeyi öğrettikleri için bütün bu yaşananları kabul ediyorum. Zamanla o boşlukla yaşamaya başlıyorsun. Bir şeyler hep eksik oluyor, kalıyor. Hiçbir şey onun yerini dolduramıyor. O boşluğun ne olduğunu sadece sen biliyorsun.

Şimdi söylesene;
Sen! Alışabilir Misin?

25 Mayıs 2014

LINE’dan ücretsiz internet!

Dünyanın önde gelen mobil platformu LINE, 50MB ücretsiz internet olanağı sağlayarak kullanıcılarının iletişim olanaklarını artırmalarına ve birbirleriyle dayanışmalarına katkıda bulunuyor.  Mesajlaşma, yüksek kalitede sesli ve görüntülü arama, sesli mesaj, fotoğraf ve lokasyon göndermeyi bir arada ve ücretsiz sunan LINE, kullanıcılarına 50 MB’lık interneti ücretsiz sunmakla kalmıyor, aynı zamanda  internet paketi kazananlara isterlerse bunu başkalarına hediye etme olanağı da yaratıyor.

Yalnızca LINE kullanıcılarına sunulan kampanyaya katılmak için çok basit ve eğlenceli bir yol bulunmuş:

Öncelikle telefonunuza LINE’ı indirmeniz gerekiyor: http://line.me/tr/download

1) Etkinlik haftası olan 26 Mayıs - 1 Haziran tarihleri arasında LINE arkadaşlarınıza en az 3 farklı günde mesaj, sticker ya da fotoğraf gönderin.

2) Mesaj gönderdiğiniz her gün için 1 puan kazanacaksınız.


3) 3 puanı topladığınızda, ücretsiz 50 MB internet sizin olacak!


Gerekli puana ulaştıktan sonra LINE Türkiye resmi hesabı tarafından iki hafta içerisinde bilgi mesajı alacaksınız. Mesajda belirtilen alana internet paketinin yüklenmesini istediğiniz telefon numarasını girmeniz yeterli. İnternet paketi giriş yaptığınız anda geçerli olacak ve 24 saat boyunca kullanılabilecek. Bilgi mesajının size ulaşabilmesi için LINE Türkiye resmi hesabını arkadaşınız olarak eklediğinize emin olun. Bunun için; LINE’ın ana menüsünde yer alan Diğer/Daha Fazlası > Resmi Hesaplar bölümünü kullanabilirsiniz.


50 MB’lık internet paketi, Turkcell abonesi numaralar tarafından kullanılabiliyor.  “Ama benim hattım Turkcell değil” diyorsanız üzülmeyin, bilgi mesajıyla birlikte gelen formu doldururken arkadaşlarınız ya da sevdiklerinizin numarasını girerek kazandığınız internet paketini onlara hediye edebilirsiniz.


Ücretsiz internet paketinize hemen sahip olmak için LINE yükleyin! http://line.me/tr/download

Bir boomads advertorial içeriğidir.

20 Mayıs 2014

Tut Ve Çek Kurtar Beni!


Ne istiyorum biliyor musun?!
Bir tutam huzur, sevgi, şefkat, mutluluk, güven.

Beni bütün bu çirkin adamlardan kurtaracak o kişiyi istiyorum.
Centilmence beni düşünsün ve kurtarsın bütün bunlardan.
Çirkin iltifatlardan, tekliflerden, sinsice yaklaşıp arkadaş ayağıyla içime sinenlerden, sızanlardan kurtarsın beni.
Bütün bu yorgunluğumu anlasın.
Beni ben olduğum için sevsin.
Beni inzivadan çıkarsın.
Onunlayken mutlu olayım ve yüzümdeki gülümsemenin sebebi sadece onu düşünmem olsun.
Çok mu şey istiyorum?!

Bu geceki sarhoş ben değilim ama sarhoş halim gibi cesaretliyim.
Gece yarısı demeden arasam ve “Sen söyleyemiyorsun o zaman ben söyliyim.” desem.
İnan ki bunu bu gece diyebilirim!

Diyeceğim kişi beni bu hayattan tutup çeksin ve bambaşka bir hayat sunsun.
xoxo

Hi, ex-boyfriend!



Kim derdi ki adamın benden ayrıldıktan sonra dansçı olacağını hem de latin dansçısı olacağını?!

Kimden mi bahsediyorum tabi ki de bu bu ve buradaki velet sevgilimden. Ayrıl barış ayrıl barış. Fırtınalı bir ilişkiden kaç kurtul sonra gene barış ve en son sen terk et sonra o seni unutamasın ve yüzsüzce yanıma gelip saçma sapan sözler söyleyip sarhoş kafasıyla sözde beni rezil ederken kendisini rezil etsin. Şimdi velet diyorum ama o zaman seviyordum işte. Aşkın gözü kör mü dersin yoksa saplantılı ilişkilerin kadını olduğumu mu yoksa acıdan zevk aldığımı mı yoksa “Hepsi seçeneği varsa ben onu işaretlemek istiyorum.” mu dersin? Sen istediğini seç ama ben hepsini seçeceğim galiba. Kendime acı çektirmekten, sanki dünyada bir tek o var ve ben bunu sonunda anlamış gibi davranıyor ve kurtulana kadar damar damar üstüne yaşıyorum. Telefonumu kapatmıyorum. Konuşuyorum, saçmalıyorum. Önemsenmeyi istemek de denmez buna. Ne olduğunu bilsem bu kadar dibine kadar batmazdım.

Sevgiliyken anladığım bir şey daha;
“Birini aldatırsanız sonunda sizde aldattığınızdan aldatılırsınız.”

Karışık işlerin içine kendimi soktuktan sonra kurtulmak için neler yapmadım ki. İç dünyama döndüm ve Antalya’daki sempozyum dahil kendimi işlerime adadım. Ondan buralarda yoktum ki size bunu uzun uzun yazacağım.

Bizim velete dönersek, ayrıldıktan sonra üzerimden kocaman bir yük kalkmış gibi oldu.
Peki, bütün sosyal ağlardan beni silen bu adam hakkında nasıl mı bilgim oldu?

Hikâyemiz bu sefer benim en yakın arkadaşıma dayanıyor. Malum mezuniyetimiz yaklaşıyor.

Bir yıl önceden mezun olan arkadaşlarım evlendiler desem!!!
Şimdilerde ise kız isteme olayları bayağa popüler desem!
Ne dersiniz?!

İşte gene böyle bir durumda kız arkadaşım sevgilisiyle dans kursuna gitmek istediğini anlatıyordu. Düğünde dans edeceklermiş falan filan. Sevgilisi “Sen gez beğen. Ben gelirim hayatım. Sana güveniyorum.” demiş ve tırıs tırıs kaçmış, topu bizim kıza atmış. Şimdiden buraya yazıyorum bunların evlilikleri de böyle gitcek yani oğlan kıza bırakacak bütün sorumlulukları yükleri yani her şeyi. Yıllar içinde bizimki ezilip büzülmesinde. Yazık olur vallaha.

Ha dur konuya geri dönelim bi dakka nerde kalmıştık ha dans kursunda! İşte böyle bizimki gezmiş tozmuş fiyat almış bakmış derken bir yer gösterdi, broşürleri serdi önüme bakıyorum bende ve ANA!!!! Onun adı evet evet onun adı! Ex-boyfriend hayatımın 6 ayının içine eden o isim! Şok oldum ama çaktırmadım (Arkadaşımın yüzüne bakıp nasıl çaktırmadım bilemiyorum. Bu rol işinde iyice ilerledim sanırsam. Helal olsun bana.).

“B., ya bu hocanın yaşı kaç acaba? Çok farklı bir ismi varmış.” dedim sanki umursamıyormuş gibi. Bizimki de hemen atlayıp “dimi ya! Aynen, genç. Bizden 2 yaş küçük ama kaslı güçlü. Senden benden büyük gösteriyor ama boyu kısa. Oda dansta avantaj diyorlar. Sence?” dedi. Oha dedim ya bu kadarda olmaz. Bir soruya verilen cevaba bak sen! Sanırsın yıllarca bu soruyu ve bu cevabı biriktirmiş bizimkisi içinde. “Aa öyle mi, bilmem olabilir.” dedim sonrasındaki olayla şokun etkisi tsunami gibi oldu.

“Dur sana fotoğrafını göstereyim. Sanırsam bu kursa gitcem.” dedi ve evet oydu!
Lanet olsun ki oydu!
Canlı kanlı, o tuhaf saçlarıyla ve dapdar kıyafetlerin içindeki VELET ti!!!

Ey allahım dedim nerden çıktı bu çocuk şimdi karşıma. Hani Antalya’ya gidecektin sen? Hani etrafımda olmayacaktın? Yakınımda değil aynı şehirde bile bulanamayacak kadar sinir etmiştim seni. O son özlü sözlerinden birini söyleyip defolmamış mıydın hayatımdan?!

Umursamıyorum. Kim ne yaparsa yapsın. Düğün gününde gidip dans eder, yalnızlar masasına oturur (O zamana kadar sevgilim hala olmazsa) ve arkadaşlarımla eğlenirim. Aa dur aklıma geldi ben bizimkine mesaj atayım da sakın dans hocasını falan çağırmaya kalkmasın beni de sinir etmesin.

Şimdilik sakinleşme aşamasındayım.
Ben artık bu şekilde yaşamaya alıştım. Bu benim ve bu da benim hayatım.
Dünya "Küçük". Özellikle de benim için.
xoxo