19 Aralık 2014

Hi Dostlar!

 
Aslında buraya gelip her güne bir yazı sığdırmak gibi bir hayalim vardı ama eşek gibi çalıştığım için yazı yazmayı geç gece 23:00’a kadar mesailere kalıyorum. Bana kalsa kalmam zaten ama yanında çalıştığım (yardıma geldiğim) F. Hanım kalınca mecbur bizde kalıyoruz. Kendimi “Şeytan Marka Giyer (The Devil Wears Prada)” filmindeki kız gibi hissediyorum. Aynı şekilde topukluları giyip bir yandan da iş yetiştirmeyi öğrendim a dostlar! Başardım heyoo!! =))
 
Etek, elbise ve minilerle heheyttt modundayım.
Seksi iş kadını ;) <3 font="">
 
Bunun yanında İstanbul’u da geziyorum tabi. Anladığım kadarıyla F. Hanım’ın asistanı gelene kadar buradayız. Sonra İzmirime geri döneceğim.
 
Alıştım mı buraya, evet!
Alışmasam zaten yaşayamam.
Benimsedim mi, evet!
Benimsemesem huzurum kaçar.
 
Aslında gittiğim her yere adapte olabilme yeteneğine sahip bir insanım. Ama şu mesailer beni bozuyor. Kilo verdim. Dönünce de spora başlıcam. Bu yıl gerçekten yaza yeni bir ben olarak girmek istiyorum.
 
Bi dakka aklıma gelmişken burada “Vayy beee!” deyip Şubatta 1. Yılımın  dolacağını söyleyebilirim =))
Akşama şirket yeni yıl kutlamasına katılacağım. Konsept: Black Party.
O zaman karalara bürünüp seksi olma zamanı.
 
xoxo

2 Aralık 2014

İstanbul’dan Selamlar!

Merhaba sayın okuyucu =))
Şu an İstanbul’dan sana bu satırları yazıyorum.

İş miş derken koşuşturmaca sonucu pazartesi sabah yedi uçağı ile İstanbul’a geldim. İzmirim de güllük gülistanlık hava varken burada ki yağmurlu ve kapalı hava çok hoş oldu gerçekten. İlk günden işe git (bavulu eve bırakmadan hem de ühüüü…), müşteri ile ilgilen (Almancam sağolsun hehee), numune hazırla vs ve eve geliş.
Şu an mı?!
Şu an ofisteyim.
Arkadaşlar kahvaltı yapmaya dışarı çıktılar. Bense sabah sessizliğinde bu yazıyı yazıyorum. Öğrenci olmak zordu ama iş hayatı daha zor. Zor değil aslında. Omuzlarında daha çok yük var diyelim ;) İlk günden “Welcome to Istanbul traffic” dedim yani!
Bakalım bugünde koşturmalı olacak anlaşıldı. Önümde bir sürü müşteri için çarşamba gününe yetişecek numuneler var. Olsun. Bunların hepsi deneyim diyorum. Geçen sene bugünü sorsaydınız “Bilmiyorum.” derdim. Aklımda olmayan bir hayatı yaşıyorum. Şimdi önümde beni mutlu eden mesleğim yani işim ve sevgilim var. Hayat böyle güzelmiş. Özlemişim...
xoxo

7 Ekim 2014

İş Hayatı ...5


Tekstilde işin insanladır. Çalışanların her an değişen ruh halleri, geçim sıkıntıları genelde işe yansır. Yansımasın istersin ama bunu engelleyemezsin. O zaman senin yapman gereken liderliği üstlenmek olmalı. Sabahları "Günaydın" deyip, gülümseyerek işe gelir ve masana oturursan kazanan sen olursun. Bunu unutma!

NOT: Güne "Günaydın!" diyerek başla ve aralarda söylediğin "İyi çalışmalar, kolay gelsin." senin için sihirli kelimelerin olsun. Gülümse!

Kaş Güncesi ...1

**10.08.2014 Tarihli yazımdır. Tatil sonrası hemen işe başlayınca gününde yayınlayamadım. Özür dilerim. İyi okumalar.

Bugün heyecanlı bir gün (Cumhurbaşkanlığı seçimini kast ediyorum sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Sonucunu bile bile oy kullanıyoruz ya neyse siyaset yapmayacağım. Keyfim kaçmasın.). Teyzemin bana hediyesi olan Kaş gezisine çıkıyoruz. Nasıl bir yolculuk olacak hiç bilmiyorum. Sabahın köründe uyanıp PİKO’yu dışarı çıkardım. Ardından da oyumu kullandım. İlk ben kullandım herhâlde. Saat 09:30. Ayıp olmasın diye geç gittim heheee =))

Annemler şu an uyuyor. Öğlen uçağım var. İzmir’den Ankara’ya gidiyor oradan teyzemle arabayla geze geze Antalya/Kaş’a varıyoruz. Planımız bu şekilde.  Şimdilik bu kadar. Otele varınca (Saat kaçta varırız bilinmez) size devamını yazacağım. Söz ;)

xoxo



Günlerden 11.08.2014 Pazartesi ve saat 05:45. Evet, Kaş’a sağ salim vardık. Yukarıdaki fotoğrafta da gördüğünüz gibi güzel bir odamız var. Resepsiyondaki “Kibar Çocuk” sağ olsun iki kadını açıkta bırakmadı ve bizi odamıza aldı. Teyzem şu an yanımda yatıyor. Eee kolay değil 9 saatte geldik! Benim için ise uçakla Ankara, oradan iki saat sonra bu yolculuk uff sabahın köründe buradayız işte!

Uçakta gene birileri ile tanıştım. Bu sefer yanıma oturan kişi Adnan YEŞİLAY'dı. Sıcakkanlı bir insan olduğum için hemen konuşmaya başlıyorlar. Bu arada aklınızda olsun bir kaç aydır Ankara yakınlarında çok güçlü türbülans oluyor. Bu seferde oldu. Hayatım boyunca bunu yaşamak isteyen biri olduğum için millet panik halinde bakışıp ses çıkarırken ben gülüyordum. Manyaklık doğamda var napak #) Adnan Bey'de bu durumu sorunca biz başladık konuşmaya. Oradan buradan derken iletişim adreslerimizi verip ayrıldık. Hayat benim için sabahtan bu şekilde başlayınca hissediyorum bu gezi güzel olacak ;)

Kaş bekle bizi, Teyze yeğen seni gezicez ;)

Odamızın nasıl olduğunun bir önemi yok aslında. Amaç beraber zaman geçirmek. Teyzemin bana bu mezuniyet hediyesi. Uzun zamandır beraber tatil yapmıyorduk. Benim yıl içinde Ankara’ya gitmelerim hariç tabi. Güzeller ben şimdi yatar. Çok yorgunum. Duş bile almaya üşeniyorum o derece. Gün doğuyor, dün gece bize ışık olan dolunay batıyor. Sabah ola hayrola.

xoxo



NOT: Fotoğraf şahsım tarafından çekilmiştir. 

24 Ağustos 2014

İş Hayatı ...4


NOT: Tekstilde sakın tükenmez kalem veya pilot kalem kullanarak kalıplara işaret koymayın! Kullandığınız kaleme dikkat edin. Eğer kalıbınızı pilot kalem çizdiyse hemen limon kolonyasıyla silmeye başlayın. Hızlı olun çünkü bekledikçe liflerin içine girer ve geçmiş olsun: Nur topu gibi bir telefe kumaşınız çıkmış oldu.

İş Hayatı ...3


NOT: Size verilen bir görevi şefiniz beğenmişse ve sizi övdüyse susun, saygılı olun ve hafifçe gülümseyin. Ardından "Teşekkür ederim." deyin.

11 Temmuz 2014

Girne Amerikan Üniversitesi ile Kıbrıs’ı Kazan, Kıbrıs ve İngiltere’de oku!

Girne Amerikan Üniversitesi, "Kıbrıs’ı Kazan, Kıbrıs ve İngiltere’de Oku" sloganı ile bütünleşen ve yurtdışı kampüsleriyle de öğrencilerine üç farklı kıtada eğitim fırsatı sunan öncü bir üniversite.

Eğitimde mobiliteye verdiği önem ve uluslararasılaşma sürecinin bir göstergesi olarak Girne Amerikan Üniversitesi; İngiltere, ABD ve Hong Kong’dan sonra küresel kampüslerine bir yenisini ekleyerek Türkiye’de İstanbul yerleşkesini hizmete açmıştır. Bu süreçte Girne Amerikan Üniversitesi, öğrencilerine 3 farklı kıtada eğitim imkânı sunmakta ve "Üç Kıta Tek Üniversite" sloganı ile de bir dünya üniversitesi olma noktasında bir hareketlilik içerisinde olduğunu kanıtlamaktadır.

Kazandıkları ÖSYM bursları ile GAÜ’ye yerleşen öğrenciler, Girne Amerikan Üniversitesi’nin yurtdışı yerleşkelerinde aynı burslarla ve ek ücret ödemeden programlarıyla uyumlu dersler yada ELA’da (English Language Academy) İngilizce dil eğitimi alıyor; geri döndüklerinde ise yurtdışında aldıkları dersleri GAÜ programlarındaki ders yükümlülükleri yerine saydırarak eğitimlerine devam edebiliyorlar.

Eğitimde 30 Yıl...

Geçtiğimiz günlerde görkemli bir törenle 30. Onur Yılı’nı kutlayan Girne Amerikan Üniversitesi için bu sene oldukça özel bir yıl. GAÜ, 2014-2015 Akademik Yılında tam 2260 yeni öğrencisine 7 yıl boyunca kesintisiz ÖSYM Bursu verecek.

GAÜ sosyal ağlarda da çok aktif; bu sene tercih dönemi boyunca facebook.com/girneamerican üzerinden tüm kampüsler ve öğrenci hayatı ile ilgili herşeyi paylaşıyorlar ve tüm sorulara resmi sayfa üzerinden cevap veriyorlar. Twitter takipcilerini de unutmamışlar @girneamerican üzerinden en güncel paylaşımları takip edebilirsiniz.

GAÜ, şu anda küresel dünyanın yükselen meslekleri Denizcilik, Havacılık, Sahne Sanatları, Hukuk, İleri Mühendislik Disiplinleri, Güzel Sanatlar, Mimarlık, İç Mimarlık, Uluslararası İşletme, Uluslararası İlişkiler, Psikoloji, Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik, Türkçe Hukuk, Çin Dili ve Edebiyatı, Gastronomi ve Mutfak Sanatları, Sınıf Öğretmenliği, Sağlık Yönetimi, Ergoterapi, Enerji Sistemleri Mühendisliği, Ebelik, İnşaat Mühendisliği ve Sivil Havacılık Ulaştırma İşletmeciliği, Pilotaj gibi programları barındıran; 9 Fakülte, 6 Yüksekokul, 2 Enstitü ve  2 Meslek Yüksekokulu’nda olmak üzere , 69 Lisans 21 Önlisans 48 Yükseklisans ve 17 Doktora programı sunmakta.

GAÜ’den saygın dünya üniversiteleri ile akademik işbirliği ve değişim programları fırsatı!

Girne Amerikan Üniversitesi, kampüsleri ve 200’ü aşkın dünya üniversitesiyle sürdürdüğü öğrenci değişim programları kapsamında, öğrencilerine yaşam boyu hatırlayacakları deneyimlerin kapılarını açmakta.

Uluslararası Denklik ve Tanınma

Girne Amerikan Üniversitesi sağladığı eğitimin kalitesini sürekli olarak geliştirmek için akreditasyonlarını ve üyeliklerini yenilemektedir. GAÜ yerel olarak Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Yükseköğretim Planlama, Denetleme, Akreditasyon ve Koordınasyon Kurulu YÖDAK ve Türkiye Yüksek Öğretim Kurulu (YÖK) tarafından tanınmaktadır. Ayrıca dünyanın bir çok saygın denklik kurullarından akredite olan GAÜ’nün bir çok uluslararası üyeliği de bulunmaktadır.

Girne Amerikan Üniversitesi Eduniversal’ın En İyi Üniversiteler sıralamasında yer almaktadır. Avrupa Birliği Yükseköğretim Sistemi içerisinde üniversite eğitimini denetleyen uluslararası eğitim kuruluşu Eduniversal, 153 ülkeden 12 bin yükseklisans programının incelenmesi ve 100 bin öğrenci ile yaptığı “En İyi Yükseklisans Eğitimi Veren Üniversiteler” araştırmasının sonuç raporuna göre GAÜ "En İyi Yükseklisans Eğitimi Veren İlk 100 Üniversite" arasında gösterilmektedir.

GAÜ, YÖK onaylı programlarıyla geleceğin pilotlarını yetiştiriyor

4 yıllık Pilotaj eğitimi alan öğrenciler, GAÜ İstanbul Yerleşkesi Uluslararası Havacılık Akademisi’nde similatör ve uçuş derslerini tamamlayarak Pilot olma hakkını kazanıyorlar. GAÜ’nün, uluslararası standartlarda verdiği eğitimle yetiştirdiği öğrenciler, önümüzdeki 20 yılın en gözde mesleklerinden biri olan havacılık sektöründe kolaylıkla iş bulabilecekler.

Kıbrıs, dünyanın en güzel adalarından biri!

Kıbrıs Dünya’nın en güzel adalarındandır ve iklimi sayesinde bir tatil ülkesinde eğitim alma şansınız var, üniversite kampüsü plajlara çok yakın mesafede bulunmakta ve kampüse çok renkli bir yaşam hakim. GAÜ, adanın en turistik sahil kenti olan Girne’de kendisine özel plaj ve uygulamalı 5 yıldızlı oteli ile öğrencilerine eşi benzeri olmayan bir eğitim fırsatı sunmaktadır.

Peki kampüste hayat mı nasıl? Tanıtım filmleri için youtube.com/girneamerican ve vimeo.com/girneamerican

Bir boomads advertorial içeriğidir.


30 Haziran 2014

En Son ...8

 En Son Dinlediğim Albüm (30.06.2014)
 Oğuzhan Koç - Ben Hala Rüyada

En Son İzlediğim Film (30.06.2014)











Love Is All You Need


En Son Okuduğum Kitap (30.06.2014)
 Judith Mc Naught - Sana İhtiyacım Var

27 Haziran 2014

İş Hayatı ...2


Günaydın =)
Çay molasından herkese selammm ;)

Bugün izne ayrılıyor ve Ağustos da geliyorum. Bu nedenle bu yazı dizisine ara vereceğim.

NOT: İlk şunu bil, ofis de herkesin işi acildir!

Hele benim gibi tekstil de çalışıyorsanız paketleme, dikim, müşteriye gönderme gibi durumlar çok fazla olduğu için senin işin dahil BÜTÜN işler ACİLDİR!

Bunu bil ve ona göre davran,
Saygını koru.
Unutma "Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır" ;)

xoxo

26 Haziran 2014

İş Hayatı ...1


Eve gel, yemek ye, kendine bak derken ne bilgisayarımı açıyorum ne de yazılarımı yayınlayabiliyorum.
Zaten bütün gün bilgisayar başında olduğum için birazda o aydınlık ekrandan kaçıyor olabilirim.

Bu yazıyı size ofisimden, odamdan, masamdan yazıyorum hohooo ;)

Günler sonra ilk kez dün bir masam oldu, bugünde bu masaya yerleşildi, süslendi vs. Size sonra foto paylaşacağım. Bugün ve yarın işe gelip Temmuzda izne ayrılıyor, Ağustos da ise Teyzemle Antalya turuna çıkıyor ve yeniden Ağustos ortasında işe başlıyorum.

Bu yazı dizimin amacı, işe yeni başlayacak olanlara notlar olacak. Mümkün oldukça her gün bu postu gircem. Bu dediklerimi bilin, aklınızda bulunsun ;)

İlk Notumuz: Bir defter edinin ve içine her şeyi yazın! Çalışanların isimlerini (Öğrendikçe), pozisyonlarını, görevleri, yaptıklarınızı, öğrendiğiniz terimleri yani HER ŞEYİ!

4 Haziran 2014

Tavsiyem Var: Hürriyet Sosyal

Bir süre önce sosyal medya üzerinden en çok takip ettiğim gazetelerden biri olan Hürriyet gazetesinin bir geri sayım içinde olduğunu gördüm. Neredeyse tüm yazarları belli bir heyecan içindeydi. Açıkçası ben yeni bir sayfa tasarımı ya da yeni bir yan haber sitesi haberi beklerken birdenbire hayatımıza ‘Sosyal Hürriyet’ girdi. Önce insanların beğenilerini hemen sonra ‘çok bilgi istiyor’ eleştirilerini okumam merak  uyandırdı ve hemen giriş yaptım.

Açıkçası sosyal medyada internet gazeteciliğinin en iyilerinden biri olduğunu düşündüğüm Hürriyet gazetesi beni şaşırtmadı. Herkesin kendi gazetesini oluşturabilmesi fikri zaten baştan çok cazip. Biri internet sitesinin yıldırıcı reklamlardan, ilgi alanım olmayan haberlerden ya da hiç okumadığım yazarlardan arınmış sadece benim için yaratılmış bir portal haline gelmesi bence harika bir fikir. Bunun yanında fikirlerinizi kendi sayfanız üzerinden paylaştığınız bir sosyal tabanlı haber sitesi olması çok önemli bir gelişme. Özellikle birdenbire gelen sosyal medya yasakları yaşayan bir ülke olarak fikirlerimize ses veren alternatif bir site olması bence cankurtaran gibi bir şey. Bu noktada bir yanlış anlamayı açıklama ihtiyacı hissediyorum. Twitter üzerinden sanki köşe yazarlarını ya da haberleri okumak için mutlaka bu sosyal hürriyet’e üye olmak gerektiği gibi bilgiler dolaşıyor. Günlük olarak her zaman girdiğimiz hurriyet.com.tr bir yere gitmiş değil. Eskisi gibi istediğiniz haberleri okuyabiliyorsunuz. Mobil uygulamaları hiçbir giriş istemiyor. Buna rağmen bugün bu sitenin istediği bilgileri isteyen onlarca sosyal medya kanalını aktif kullanıyoruz. Bunun bir itici güç olarak görülmesini sadece yeniliklere verilen ilk direnç olarak görüyorum.

Artık  hem Hürriyet yazarları hem de diğer okuyucularla interaktif ilişki kurabileceğimiz,  tartışma yaratabileceğimiz bir platforma sahibiz. Yazarların sadece köşe yazıları değil; kişisel postları da gün içinde paylaşılıyor. Bunun yanında ‘Öne Çıkart’ butonu ile önemli bulduğum ve gündeme getirmek istediğim haberleri Hurriyet.com.tr’nin ana sayfasına taşıyabiliyorum. Sosyal medyadan kullanmaya alıştığımız hashtag (etiket) ile haberler hakkındaki yorum ve paylaşımları kolayca süzüyorum. Yani daha çok insan ile daha çok haber paylaşıyor bunun yanında daha özgür haber alıyorum.

Bundan önce #hurriyetbenim etiketi ve reklamı ile çok ses getiren bu yayın grubu yarattığı portal ile bunu kanıtlamış durumda. Artık gerçekten Hürriyet benim.

 

İçerik: http://durumbildirimi.com/

Bir boomads advertorial içeriğidir.


2 Haziran 2014

Sen! Alışabilir Misin?


Sakin bir hayat istiyorum. Yavaş yavaş sakinliğime kavuştum derken bir olay oluyor, bir rüzgar esiyor ve bir anda hayat ters düz oluyor. Bir gecede olanlar ve benim ertesi gün öğrenmem. İnternette görmem. Artık hayatta olmadığını duymam. Bunların hepsi birikince ağır geliyor işte. Yavaş yavaş yoruluyorum. İnsanlara yansıtmak istemiyorum ama paylaşmaya ihtiyacım var. Geçen gün Turan Hocam derste son ders konuşması yaptı ve orda “Vefa. Sadakat” kelimelerini anlatırken bir hikâye anlattı. Hikâyeyi size anlatmayacağım ama o hikâyedeki şu cümle benim gözlerimin dolmasına yetti. Hoca ağladı ben ağladım.

“Geleceğini biliyordum!”

Aslında ne kadar da dolu dolu bir cümle. Hayat benim için hep böyle oluyor. Sevdiklerimi teker teker kaybediyorum. Tam diyorum kavuştum işte yanımdasın, bütün özlem bitti. Kırgınlıklar, küslükler geçti, işte burdasın karşımda en canlı kanlı haliyle sonra sevincim bir anda yok oluyor çünkü bütün sevdiklerim beni teker teker bırakıp o geri dönülmez yere gidiyorlar.

Dün öğrendim Nehir’in öldüğünü. Nehir kim mi?!  Fotoğraftaki o ortadaki kıvırcık saçlı gülen kız. Sağdaki oğlan abim, soldaki kız benim. 1993 Ağustos ve yaz kampındayız. Çadırımızın önüne biz üç çocuğu oturtmuşlar. Ben nereye bakıyorum belli değil kara kızım, Nehir 32 diş gülüyor ve abim bizi korurcasına kolunu atmış. 31 Mayıs günü bir motosiklet kazasıyla vefat etti Nehir. Eşiyle Bursa İznik yolunda kaza yapıyorlar ve oracıkta ölüyorlar. Nehir 23 yaşındaydı. Eşi Gökhan ise 24. Gencecik bir çiftti onlar. Düğün için buraya geliyorlardı.

Çocuğuz aslında. Hiç büyümüyoruz. Yıllar birer sayı olarak geçiyor. Günler sadece birbirini kovalıyor. Öldüğüyle kalıyor işte. Arkasında kocaman bir üzüntü, büyük pişmanlıklar ve keşkeler bırakarak. Bir saniye bile sonra yaşayıp yaşayamayacağımızı bilemiyorken ne kadar çok gelecek planı yapıyoruz. “Onu da yapcam, bunu da yapcam!” diyoruz. Bir hırs! Bir koşuşturmaca! Bütün bunların içinde içimizdeki çocuğu ve çocukluk anılarımızı elimizden bu şekilde kaymasına izin veriyoruz. Sonrada buna “Kader” diyoruz.

Herkes kaderini mi yaşar?
Kaderin bu dünyadan gidince geriye kalanların yaşadıkları mıdır?
Omzunda ağladığın insanın daha sonra senden ayrılmasıyla aynı ismi andığında onu hatırlaman mıdır?
Kumsalda gün batımını izlerken yüzünü, saçını okşayan rüzgârın “O” olduğunu hissetmen mi yoksa hissetmeyi istemen midir?

Hayat çok acımasız. Çok da isyana müsait. İsyan etmek istiyorum ama etmemeyi öğrettikleri için bütün bu yaşananları kabul ediyorum. Zamanla o boşlukla yaşamaya başlıyorsun. Bir şeyler hep eksik oluyor, kalıyor. Hiçbir şey onun yerini dolduramıyor. O boşluğun ne olduğunu sadece sen biliyorsun.

Şimdi söylesene;
Sen! Alışabilir Misin?

25 Mayıs 2014

LINE’dan ücretsiz internet!

Dünyanın önde gelen mobil platformu LINE, 50MB ücretsiz internet olanağı sağlayarak kullanıcılarının iletişim olanaklarını artırmalarına ve birbirleriyle dayanışmalarına katkıda bulunuyor.  Mesajlaşma, yüksek kalitede sesli ve görüntülü arama, sesli mesaj, fotoğraf ve lokasyon göndermeyi bir arada ve ücretsiz sunan LINE, kullanıcılarına 50 MB’lık interneti ücretsiz sunmakla kalmıyor, aynı zamanda  internet paketi kazananlara isterlerse bunu başkalarına hediye etme olanağı da yaratıyor.

Yalnızca LINE kullanıcılarına sunulan kampanyaya katılmak için çok basit ve eğlenceli bir yol bulunmuş:

Öncelikle telefonunuza LINE’ı indirmeniz gerekiyor: http://line.me/tr/download

1) Etkinlik haftası olan 26 Mayıs - 1 Haziran tarihleri arasında LINE arkadaşlarınıza en az 3 farklı günde mesaj, sticker ya da fotoğraf gönderin.

2) Mesaj gönderdiğiniz her gün için 1 puan kazanacaksınız.


3) 3 puanı topladığınızda, ücretsiz 50 MB internet sizin olacak!


Gerekli puana ulaştıktan sonra LINE Türkiye resmi hesabı tarafından iki hafta içerisinde bilgi mesajı alacaksınız. Mesajda belirtilen alana internet paketinin yüklenmesini istediğiniz telefon numarasını girmeniz yeterli. İnternet paketi giriş yaptığınız anda geçerli olacak ve 24 saat boyunca kullanılabilecek. Bilgi mesajının size ulaşabilmesi için LINE Türkiye resmi hesabını arkadaşınız olarak eklediğinize emin olun. Bunun için; LINE’ın ana menüsünde yer alan Diğer/Daha Fazlası > Resmi Hesaplar bölümünü kullanabilirsiniz.


50 MB’lık internet paketi, Turkcell abonesi numaralar tarafından kullanılabiliyor.  “Ama benim hattım Turkcell değil” diyorsanız üzülmeyin, bilgi mesajıyla birlikte gelen formu doldururken arkadaşlarınız ya da sevdiklerinizin numarasını girerek kazandığınız internet paketini onlara hediye edebilirsiniz.


Ücretsiz internet paketinize hemen sahip olmak için LINE yükleyin! http://line.me/tr/download

Bir boomads advertorial içeriğidir.

24 Mart 2014

25 Mart Doğum Günüm Benim

Şimdi “23’den gün aldım.” mı denir yoksa “Hala 22 yim.” mi? Kafam karışık. “Aman Z.S. ülke gündemi her an değişiyorken senin tek derdin bu olsun!” dediğinizi duyar gibiyim. O zaman konuya girelim mi dostlar;

25 Mart!
İyi ki Doğdum!!
Doğum Günüm Kutlu Olsun!!!

Günün ilk saati ile ilk kutlayan kendim olmak istedim. Blog da bu yazı dizisini de kendim için oluşturuyorum. Narsistçe kendi kendimi ilk kutluyor ve seviniyorum.

Yarın işe gidiyorum. Okula gitsem kim kutlar, kim facebook dan yazar (Artık Twitter diyemiyorum malum ülkemizde YASAKLANDI! Buraya en okkalısından küfürü siz getirin lütfen.), mail kim atar ya da işten biri bilir ve kutlar mı bilmiyorum. Tek bildiğim her yıl olduğu gibi anneannem 24 Mart sanıp sabahtan aradı. Artık 25 Mart diye düzeltmiyor ve kabul ediyorum. Zaten yaşlı kadın. Düşünmesi bile yeter. Aa bir dakka düşünmesi ve araması yapalım biz onu.

Geçen doğum günümden bu doğum günüme hayatıma erkekler girdi, çıktı. Sevdim, ayrıldım, terk ettim, aldatıldım, yalanlara inandım, inanmak istedim. Almanya’ya gittim, en yakın arkadaşım dediğim kişiye bile yeri geldiğinde güvenmemem gerektiğini fark ettim. Almancayı sevdiğimi, konuşabildiğimi, yabancı bir ülkede dahi olsa enerjimle güven hissini verebildiğimi, güzel olduğumu, sempatik bulunduğumu öğrendim. Teyzemle Ankara gecelerine aktım, bavul düzenlemeyi öğrendim, 3. Sınıfı bitirdim ve 4. Sınıfa başladım (Onunda son dönemindeyim.), işe girdim, saçımı her ay kestirdim, manikür yaptırmaya başladım, zayıflamaya devam ettim, spora daha sıkı sarıldım, gardırobumu boşaltıp yenileriyle doldurdum, gözüme kestirdiğim erkeği tavlamaya çalışırken karşıma çıkan kadınlara “Pes!” dedim, ROZAmı kaybettim, PURSAT’ı mutlu olacağı bir yere göndermek zorunda kaldım, annem ameliyat oldu, çok ağladım, kavgalar ettim.

ROZAmı kaybettim evet ama şunu fark ettim; hayatımıza giren her şey için şükretmeliyiz. Benim etrafımdaki köpeklere bakış açımı değiştirmemi sağladı. Yardım etmeyi ve minnet duygusunu, hayvan sevgimin aslında fazla olduğunu ve dışarıda beslemekle değil ileride bir hayvanın sorumluluğunu alıp yaşamam gerektiğini, sevginin ne kadar saf ve karşılıksız olabildiğini, o sıcaklığı hissederek uyumayı vs vs. şükretmek benim bu yıl öğrendiğim en önemli şey oldu.

Şükretmek ve teşekkür etmek.

Bir çiçeğe bakıp bile onun hakkında düşünmeye başladım. Düşündükçe arındığımı hissettim. Küçük küçük notlar almaya başladım, aşkı aramayı hiç bırakmamam gerektiğini anladım, güven kelimesinin benim için her zaman öncelikli olduğunu kavradım.

Ben bu doğum günüme kadar çok şey yaşadım ve çok şey öğrendim. Bu sefer bir de şunu anladım ki ben hiçbir doğum günüme sevgilimle girmemişim. Ya öncesinde ayrılmış sonra barışmışım ya da olmamış. Ya erkekler çok çakal ya da ben çok şanssızım. Genelde sevgililerimin doğum günleri bana denk gelir ve delice kutlardık. İçimden bir ses diyor ki “Doğum gününü geçireceğin tek bir adam olacak ve oda hayatının erkeği olacak.”. İnanmak istiyorum. Belki de bu seneki doğum günü dileğim budur. Dilekler dile getirilmemeli denir, o zaman gerçekleşmezmiş. Çok isteyince dile gelse nolur, gönülden istedikten sonra bütün dilekler bizim olur.

Kutlamalar, iyi dilekler, temiz, güzel bir 25 Mart benim olsun.
xoxo

15 Mart 2014

LINE İLE ÖZGÜRCE KONUŞUN

LINE’da kullanıcı bilgi ve görüşmeleri 3G, 4G ve Wi-Fi dahil tüm ağlarda şifreleniyor!

Yoğun iş temposu, şehirleşme ve hızlanan yaşam bizleri dijital dünyada sosyalleşmeye yöneltiyor. Bu alanda bilindik sosyal medya kanallarının yanı sıra ücretsiz mesajlaşma, ücretsiz sesli ve görüntülü arama gibi birçok hizmeti bir arada sunan mobil mesajlaşma platformları da öne çıkıyor. Aile bireylerinden arkadaşlara kadar hayatımızdaki herkesle her an paylaşımda bulunduğumuz bu platformlarda kullanıcıların dikkat ettiği en önemli özelliklerden biri de güvenlik sistemleri. Bu anlamda rakiplerinden ayrılan LINE’da kullanıcı bilgi ve görüşmeleri 3G, 4G ve Wi-Fi dahil tüm ağlarda şifreleniyor. LINE’ın iç denetim yönetimi alanında üç uluslararası sertifikaya (SOC2, SOC3 ve SysTrust) sahip olan ilk mobil mesajlaşma uygulaması olması da güvenlik standartlarına verdikleri önemin bir kanıtı niteliğinde.

Telefon Numaranızı Gizli Tutun

LINE’da kendinize özel bir ID belirleyerek telefon numaranızı kimselere vermeden iletişim kurabilirsiniz. Sizi LINE ID’nizi kullanarak ekleyen kişiler telefon numaranızı göremezler. LINE ID’nizi belirlemek için Diğer/Daha Fazlası > Ayarlar > Profil menüsünü kullanabilirsiniz.

Telefon numaranıza sahip kişilerin LINE arkadaşları listesine otomatik olarak eklenmek istemiyorsanız “Başkalarının Eklemesine İzin Ver” seçeneğini kapatabilirsiniz. Böylece sizi sadece LINE ID’nizi paylaştığınız kişiler ekleyebilir.

Tanımadığınız Kişilerin Sizi Rahatsız Etmesine Engel Olun

Anlık mesajlaşma uygulamaları kullananların korkulu rüyalarından birisi de yanlışlıkla alakasız bir mesajlaşma grubuna eklenmektir. LINE’da tanımadığınız kişilerin bulunduğu bir grup sohbetine davet edildiğinizde grupta bulunan kişiler telefon numaranızı göremiyor.

Tanımadığınız bir kişi size mesaj attığında LINE otomatik olarak  “Ekle”, “Engelle” ve “Şikâyet et” seçeneklerini sunuyor. Eğer size mesaj gönderen kişiyi tanımıyorsanız kolayca engelleyebiliyorsunuz.

Telefonunuz Yanınızda Olmasa Da Mesajlarınızı Koruyun

Yazışmalarınızı meraklı gözlerden korumak için LINE’a şifre koyabiliyorsunuz. Diğer/Daha fazlası > Ayarlar > Gizlilik ayarlarından “Şifre Kilidi”ni kullanarak LINE’ın her açılışta şifre sormasını sağlayabiliyorsunuz.

Ayrıca “Sohbet Odası Ayarları”ndan tüm sohbet geçmişinizi ve sohbetler içerisinde paylaştığınız tüm dosyaları tamamen silebiliyorsunuz.

Bir arkadaşınız LINE’dan size mesaj yazdığında bildirimin ekranda mesaj okunacak şekilde belirip belirmemesi ile ilgili ayarlarınızı da istediğiniz gibi düzenleyebiliyorsunuz. Bildirim ayarlarında yer alan “Önizleme göster” seçeneğini kapattığınızda, yeni bir mesaj geldiğinde ekranda gelen mesaj yerine “Bir mesajınız var!” yazısı görünüyor.

Paylaşımlarınızı Gizleyin

LINE’ı rakiplerinden ayıran bir diğer özelliği de ileti, fotoğraf, video, bağlantı gibi paylaşımların yapılabildiği, sosyal medya yapısına sahip Timeline ve Home özellikleri. LINE’daki Timeline ve Home hareketlerinizi yalnızca arkadaşlarınız görebiliyor. Ancak burada da iletilerinizin kimler tarafından görüntülenebileceğini belirleyebiliyorsunuz.

Timeline’ınızda paylaşmak istediğiniz iletinizi hazırlarken alt menünün en sağında bulunan “Kişiler” sembolüne tıklayarak iletinizin gizlilik ayarlarını yapabilirsiniz.

Nerede, Ne Zaman İsterseniz Güvenle Konuşun, Mesajlaşın!

LINE'ı tüm akıllı telefonlarda (iPhone, Android, Windows Phone, Blackberry, Nokia), tabletlerde ve hatta bilgisayarınızda bile kullanabilirsiniz.

Kullandığınız cihaza uygun LINE indirmek için: http://line.me/tr/download

Bir boomads advertorial içeriğidir.


8 Mart 2014

İş Mi? Güç Mü? Yoksa Ben Öldüm Mü?


Size çalışmaya başladığımı söyledim mi ben? Hmm söylemediysem yoğunluğuma verin lütfen. Söylediysem de kafamın dağınık olmasına. Evet dostlar kadınlar erkekler, çalışmaya başladım ben. Hem de mesleğimle ilgili bir fabrikada. Hocalarımın “Çalış Z.S., çalış deneyim kazan.” demelerine sonunda kayıtsız kalamadım ve bir fabrikada Tekstil Mühendisi olarak işe girdim. Evet, biraz yoğun günler yaşıyorum. İş & Ders & Bölüm işleri derken kendime zaman ayırmak zorlaşıyor. Ama bütün bunların yanında işe gitmeyi seviyorum. Aslında eve gelip yatışacağıma beş saat de olsa gidip öğleden sonramı değerlendiriyorum. Stres, çalışma temposu, insan ilişkileri, siparişleri yetiştirilen ürünler, yapılan üretim planlamaları, kalite kontrol derken iyice ofisi benimsedim. Zaten benim bölümünden mezun arkadaşlarımda var. İyi oluyor, günler verimli geçiyor ;)

Perşembe günü geldi ve biz Nazlı’nın nişanına gittik. Çok güzel olmuştu arkadaşım benim. Dersten çıktım, eve geldim, hızlıca hazırlandım. Hazırlanmak da nasıl hazırlanmak ama hahaaa =)) Günler önceden sıkı diyete gir, spor yap, koş, popoyu sıkılaştır kiiii o dar elbiseye gir Z.S. ;) Sanırsın nişan, kutlama benim hahaaa =))) Son gün olunca da saç, makyaj derken kendimi çok beğendim ve diyetime devam etmeye karar verdim. Malum son senem ya artık durmadan kutlama yemekleriydi, düğünlerdi, mezuniyet balosuydu osuydu busuydu derken ben şimdiden formumu koruyayım arkadaş!

Nişana dönersem, giyindim çıktım evden ama mekân Urla’da! Navigasyonum olmasa kaybolabilirdim. Saat 19:00 civarı otoban bomboştu! Tekerin patlasa yardıma gelecek kimse yok o derece! Sonunda kazasız belasız mekânı buldum. Gider gitmez hemen Nazlı’nın odasına daldım tabi. Bizimki hemen çığlık çığlığa oturduğu yerden kalktı (Odadakilerde “Yavaş ol. Elbisen kırışacak.” diyorlar.), sarıldık =)) Hemen içeri girdim ve onun aile masasına oturdum. Eee Nazlı sağolsun. Aklınızda olsun böyle büyüklerin olduğu masaya oturunca bütün yaşlıların ellerini öpün (Hedef her zaman yaşlılardır ve bu 12 den vurmak olur.), diğerlerini sıkın. Ne zaman ne olacağı belli olmaz. Sonra “Düğüne gelen bu kız çok saygısızdı, nerden buldun kızım bu kızı?” falan diye arkanızdan kötü konuşmasınlar. Geleceğe yatırım bunların hepsi heheee ;)

Ben oturdum Nazlı ve Yiğit (Erkek tarafının ismini öğrenmiş oldunuz.) salona girdi. Yaşlandım ben kesin! Artık arkadaşlarımı böyle görünce gözlerim doluyor. En çok ben alkışlıyorum falan.

Dans edilir, yüzük kesilir, pasta, takı töreni ve gene danslar derken gece biter, herkes evine döner.
Eve gelince duşa gir, saçına krem sür, bakım yap, yat sonra sabah 10:30’daki İş Hukuku dersine git.
Öğleden sonrada işe yetiş.
Hayat benim için hızlı olmalı. Yoğun olmalı ve ben bütün bunlara yetişmeliyim.
“Şimdi yapamayacaksam ne zaman yapacağım?” sorusunu sormalı ve bu soruya verdiğim cevapla motive olup çalışmalıyım.

xoxo

4 Mart 2014

Boşladım


Çok özür dilerim.
Blogumu çok boşladım.

Bu haftayı da sayarsak tam iki hafta oluyor tatilim biteli. Bandırma oradan teyzemle anadolu anadolu Ankara’ya gidiş, orada bir hafta kalış ve teyze yeğen gecelere akış vs. derken geçen hafta Pazar dönebildim İzmirime. Bide Ankara’da günlük gülistanlık bir havayla bindiğim uçak, İzmir yakınlarına gelince hava şartlarından dolayı  (İzmir’de olmayanlar için söyliyim hava nasıl yağmurluydu ve kapalıydı anlatamam. Kara bulutları yardık.) uçağımız yukarı çıkmaya başladı. O çıktı ben yattım, o çıktı ben yattım derken vücudum sonunda tepki verdi ve iner inmez hemen attım kendimi uçaktan. Zaten ertesi günde bütün vücudum tutulmuş halde uyandım. Farkında olmadan kasmışım kendimi #)

Okul açıldı dedim de tam olarak ilk haftadan açılmadı tabi. Atanmayan hocalar, yoklama alıp bırakanlar ve gelip 10dk sonra hiçbir şey yapmadan gidenler… Ben napıyorum? İşe gidip geliyorum. İlk hafta ful gittim fırsattan istifade ;)

Asıl beni yoran ve meşgul eden kısım bu oldu: İşe gitmek!

İşimi seviyorum. Koşturmayı seviyorum. Oradan oraya koşturuyorum. İş yapmayınca uykum geliyor. Kendimce bir psikopatlığım var doğru heheee =))) Dersler, boş günde işe gitmeler ve aralarda bekle derken günler akşamlar bir türlü düzene sokamadım ama sokacağım bana birkaç gün verin.

Bütün bunların arasına bir de sporumu sıkıştırıyorum ki gerçekten kendime şaşıyorum.

Dünde Naz’ın (Muhabbet Kuşum) tırnağını kesiyim dedim. Kestim kestim artık son tırnağa gelince seninki sıkıldı ve çekti ayağını. O anda da yakından kesmiş oldum tırnağı. Bu seferde başladı mı kanama! Allahım durduramıyorum. Neler yaptım neler?! Batikonlar, traş balsamları (Evde bakımlı erkek olmasının faydası heheee =)) ) ama yok durmadı durmadı. Bi de saat gece 22:30 gibiydi. Eczane açık olsa gidicem alıcam bir şeyler. Sonunda internete girdim ve okuduğum ilkyazı “Tırnak keserken oluşan kan kaybından kuşlar ölebilir.” Hobaaa!!! Zaten kafesin her yeri kan olmuş, damla damla damlarken resmen hayvanı alıp acile gidecektim o derece panik sardı mı benim etrafımı! Bir sonraki forumda da “Kuşunuzu ters çevirip ayağını kaldırın.” diyordu. Hemen son çare yaptım ve işe yaradı :D O anki bendeki sevinç, çılgınca atılan sevinç çığlığı… Ondan sonra gene batikon ve bugün alamadım ama yarın alacağım bir ilaç buldum. Bu gibi durumlarda hemen sürüyormuşsun ve pıhtılaşıyormuş. Bi de bir seferde dört sonraki gün diğer dört parmağını kesicem. Çok üzüldüm gerçekten. Elimden de bir şey gelmiyor. Kuzu kuzu bi tırnağına bakıyor bi bana balkıyor. O baktıkça ben üzülüyorum derken ecel terleri döktüm. Şimdi mutluyuz. Kurtulacak =))

Şimdiii elimde yazılmış yazılar var: Ankara geceleri, ailenin önemi, iş hayatım, okul ve kariyer günü hazırlıklarımı ve tabi barınak yazımın son partını da yayınlıcam. Bunların hepsini yapıcam.

Evet, başaracağım!
İnanıyorum dostum! ;)

* Bu arada Perşembe günü sınıf arkadaşım Nazlı'nın nişanı var =))) Sınıf arkadaşım, proje arkadaşım, çok şey paylaştığım... Yavaş yavaş çevrem çiftleniyor diyorum da "Takmaaa" diye yazan mailler atıyorsunuz. Her nişan, nikah, düğün benim için forma girmek demek. Çünkü buna yoğunlaşmazsam vallaha depresyona gircem yalnız olmaktan #)

Kendinize şimdilik iyi bakın.

xoxo

9 Şubat 2014

Işıkkent Hayvan Barınağı İzlenimim …2



Geç yazıp yayınlıyorum bu partı farkındayım ama günler bu kadar hızlı geçerken inanın ayak uydurmak çok zor olabiliyor. Biraz önce uzun zamandır aklımda olan düşünceyi gerçekleştirmek için ani bir karar verdim ve otobüs biletimi tek gidiş olarak satın aldım.

Gene yollar, yolculuklar ve aynı bavulumla çıkıyorum yola.
Bu sefer istikamet Bandırma!

Anneannemin yanı. Biraz soğuklar birazda anneanne sıcaklığı. İnsan uzaklaşmak istiyor bazen. Evet, senin de düşündüğün gibi bana yolculuklar iyi geliyor. Aynen Veletten ayrılıp Almanya’ya gidişimden sonra bu seferde şerefsiz (Artık küfür ediyorum.) adamdan ayrılınca Bandırma’ya gidiyorum. Anneannemin yemeklerini yiyip onunla Seda SAYAN izlemek istiyorum. Örgülerimi örmek, konuşmak, yemek yapmak ve eve gelen misafirlerle kahve içip, kadın dedikodusu dinlemek. Bunlar farklı zevkler. Sonuçta en az bir hafta buralarda olmayacağım. Öncelikle bunu belirtmek istedim.

Şimdi gelelim 2. partımıza.

Kapıdan girip kimsenin olmadığını öğrendikten ve saat kaçta geleceklerini bilmediklerini belirttikten sonra kafeslere doğru yürümeye başladım. Çantamda bir sürü taze köpek bisküvisi vardı. Onlar için sabahtan almıştım. Önce emziren anneler bölümünü gezdim. Kocaman sarı bir köpek ve 9 yavrusu! Evet, tamı tamına 9 yavrusu vardı. Garibim emzirmekten bitap düşmüş, memeleri sarkmış, kafesin üzerinde duruyordu. Bence yavrularından kaçıyordu. Yavrular deseniz doğru dürüst beslenemedikleri belliydi, zayıf düşmüşlerdi. Soldaki fotoğraflarda da görmüşsünüzdür anne ve yavrularını (Anneyi de çektim ama onun o halini teşhir etmek istemiyorum. Bu nedenle fotoğrafta sadece yavruları görüyorsunuz.). Onun yanında bir tane daha anne ve bir yavrusu vardı.

Bir tane de solumdaki kafeste yavru vardı. En fazla dört aylık olan bu yavrunun annesi yoktu =( Çok tatlıydı. Sevgi arsızı bir hali vardı diyebilirim (Soldaki fotoğrafta onu görebilirsiniz.). İlk ona bisküvilerimden verdim sonra emziren diğer iki anneye. 







Bu kafeslerin arkasına geçince bir tane daha anne gördüm ama onun yavruları daha iyiydi (Sağdaki fotoğrafta onları görebilirsiniz.). Sonra iki tane daha annesiz yavru vardı ama bu yavrular ya doğum sırasında ya da sonradan beyincikleri zarar gördükleri için kafaları titriyordu. Tam tutamıyorlardı (Onlarında fotoğrafını çektim ama görmeseniz daha iyi.). Sonra o kafesin arkasında beyaz bir köpek vardı. Onunda ayağı yanlış kaynamıştı, sekiyordu. Bütün köpekler küçük bir alanda, beton zeminde ve sabahtan yıkadıkları yani ıslak olan zemindelerdi. Yavrularda ıslaktı. Oraya pisliyor, orda kuru mamalarını yiyor ve sularını içiyorlardı. Bence hijyen yoktu! Sonra o yavruların kafesleri hiç adam akıllı değildi. Küçücük demir saçtan kafesler! Soğuk. İçine bir talaş, saman koyar insan ya da gazete kâğıtları, minder vs. bir şey koysalar ya. Annede rahat etsin, yavrularda ıslak pis gezinmesin. Pisliğini yiyen, pisliğine bulanan yavrular vardı diyeyim size, siz canlandırın gözünüzün önünde.


     

Emziren anneler bölümünden çıkıp kafesleri gezmeye başlayınca ilk olarak “Yavrular” bölümüyle karşılaşıyorsunuz (Yukarıda üç fotoğraf Yavrular Kafesinden çekilmiştir.). Bazı yavrular baskın karakterli olduğu için diğer yavruları sindirmiş. Bazıları iyi yemiş bazıları ise kemikleri sayılır modda. Bazıları da o kadar küçük ki birbirine sarılıp geziniyorlar. Onlara da bisküvi verdim, nasıl yediler, sevdiler anlatamam =) Fotoğraflarını çekerken hepsi poz veriyorlardı. Bazıları German kurzhaar, bazıları da Golden kırmasıydı.


Oradan büyük köpekler kafesine geçtim zaten dediğim gibi hepsi yan yana bu kafeslerin. Erkekler arasında da gene terk edilmiş Goldenlar, Sibirya kurtları, cockerlar vardı. Yazık bu hayvanlara. Yeni terkedilmişleri ayrı kafeslerde tutuyorlardı. Orada bir anne ve kızıyla karşılaştım. Onlarda bir gün önce köpeklerini bırakmışlar ama sonra gelip almak için oradaydılar. Evlerinde iki tane daha köpekleri varmış. “Bu üçüncüydü. Apartman şikayet edince getirdik ama o gece içimiz rahat etmedi ve sabah 10:00’dan beri buradayız. Veterinerin gelmesini bekliyoruz. Oğlumuzu alıp gideceğiz.” dediler. İşte bu dedim. Pişman olmak güzel bir duygu. Bırakmak ve sonra almaya gelmek. Bu şekilde onlarla konuştum, bir şeyler paylaştık. Ben kendimi anlattım onlar kendilerini. Hayat bazen ilginç olabiliyor. Bunu neden dediğimi birazdan anlarsınız ;)

Sonrasına dişi köpeklere bakarken bir bey ile oğluyla karşılaştım. Onlarda köpeklere bakmaya gelmişler. Zaten köpekleri de varmış.







Saat 13:00’da gelecek denen veterinerler 14:30’da geldi. Bayan hemen köpeğini istediğini söyledi. Normal şartlarda köpeğinizi barınağa bıraktıysanız size geri verilmiyormuş (Aynı soyadı olan kimseye verilmiyormuş.) ama “Bazen istisnalar yapabiliyoruz. Kişilere bakıyor ve hayvanın geleceğini düşünüyoruz. Ona göre karar veriyoruz.” dediler. Bayan ve kızındaki pişmanlığı hissettikleri ve daha köpeğe çip takmadıkları için geri verdiler. Öncesinde vermeden önce yani bir sürü bilgi ile size verilecek resmi kâğıt sonucunda köpeğinizi terk ediyorsunuz (Bu ifade size sert gelmiş olabilir ama gerçek bu. Açıkça onu oraya terk ediyorsunuz.). Sonrasında da almak için sözleşme imzalıyorsunuz, dilekçe yazıyorsunuz. Nerede bakacağınızdan tutunda hangi amaçla alacağınıza kadar ve öldüğünü de belediyeye bildirmek şartıyla köpeğinizi kimlik ve tasmayla alabiliyorsunuz. Dönüşünüz size kalmış. Arabayla gelirseniz iyi olur çünkü köpeğiniz, otobüse taşıma kabı olmadan binemiyor biliyorsunuz. Avrupa’da böyle değil. Hayvanlar tasmalı olduktan sonra otobüse de biniyor, metroya da, trene de, istasyonlara da yani her yere. Ama bizde illaki o taşıma kabında olacak! 5kg değil ki bazı cinsler. 25kg - 30kg olanlar var. Onu nasıl koycan taşıma kabına!

İşte o bayan ile kızının köpeği de labrador kırmasıydı ve kocamandı. Onlar gelmeden önce bir taksiyle anlaşmışlardı. Taksiyi aradılar ve geldi. Meğerse yakın oturuyormuşuz. İşte bundan dedim “Hayat bazen ilginç olabiliyor.” diye. Benim veterinerime onlarda gidiyormuş. Aynı yere gideceğimiz için taksiye beraber bindik ve geldik. Tanıştığıma memnun olduğum iki insan daha hayatıma bu şekilde dâhil olmuş oldu =)

Ayrıca merak edilen soruları oradaki veterinerlere sordum.
Röportajımı, son partım da yayınlayacağım.
Tatilimde onu düzenler iki hafta sonra yayınlarım.

İçinizdeki hayvan sevgisini yok etmeyin.
xoxo

7 Şubat 2014

Işıkkent Hayvan Barınağı İzlenimim

Bu hafta üniversiteyle işim vardı, para yatırma işleri de çıkınca iyice günlerim birbirine girdi. Geçen hafta cumadan yazlığa kaçışım ve sabah, gece sporlarıma yeniden başlamam benim için muhteşem bir arınma oldu diyebilirim. Unutuşumu da anlatacağım size ;)

Yazlığa gidip de gene oradaki aç kedi, köpeği, kuşu ve baykuşlarımı beslemezsem olmazdı dimi hehee =)) Çok düşündüm. İşte o an aklıma geldi bu fikir zaten.

Çarşamba evde olduğum gün uzun zamandır düşündüğüm ama karar verip yapamadığım bir şeyi yapmak istedim. Herkes konuşuyordu, bu barınakların durumlarını, oradaki hayvanları yani bir sürü soru ve cevaplanması gereken sorular aklımı kurcalamaya başlamıştı. Özellikle ROZAmı kaybettikten sonra bu olayla daha da ilgilenmem gerektiğini hissediyordum. Sonunda Çarşamba günü kalktım, giyindim, elimde sorularımın olduğu defterim ve fotoğraf makinemle düştüm yollara. İzmir Bornova’da oturduğum için önce Bornova metroya gittim oradan 204 ya da 505’e binip Otogarda indim. Sonra gene bir saatte bir gelen 277’ye bindim ve Barınağın kapısının önünde indim. İlk sefer için yolu da bilmiyorum ya ondan bu uzun yolu çekmiş oldum. Yoksa bundan sonra gitsem kesinlikle arabamla giderim.

Arabayla en fazla 20dk çünkü!
Barınağın yeri dağda!
İnsan yok, araç yok, sanayinin dışında dağlık bir yerde.
Yani biri sizi öldürse kimse görmez öyle bir yer diyim size siz anlayın.

Bütün badireleri atlatıp barınağa geldim. Barınağın ne bir durağı var ne de bir tabelası! Sözde ESHOT’un sitesine girince durakların adları yazıyor ama sanayinin orda bir tane bile adam akıllı durak yok! İzmir Büyükşehir Belediyesine buradan şikâyetim olsun. Hayatımda ilk kez gitmişim nerden biliyim hangi durak olduğunu?! Bir direk koymuşlar işte orda “Otobüs Durağı” yazıyor. Size şu kadarını söyliyim otogardan itibaren 20. durakta inmem gerekiyordu (Neyse ki evden çıkmadan önce bakmıştım.) saydım, baktım duraklarda isim yazmıyor. Öyle buldum. Ama yok şehir yani insan olan yerlere durak yapıyorlar. Mesela Otogarda kaç durak kaldığını bilmek için telefonunuzdan kentkart sitesine girip “Yolcu Bilgilendirme” ye tıklıyor ve sonra durağın numarasını giriyorsunuz hangi otobüsün geldiğini bu şekilde görüyorsunuz.

Burda bir şey söylemek istiyorum: İzmir’deki bazı duraklarda hazır elektronik ekran (Hangi otobüsün geldiğini, kaç durağı daha olduğunu gösteren ekran) varken neden bazı yerlerde bu yok ya da hiç durak yok! Ülkemde her şey yarım yamalak yapılıyor biliyorum da İzmirime bu durum yakışmıyor.

Bazı otobüsler bir sonraki durağın adını söylerken bazı otobüsler bunu yapmıyor. Sözde hepsi yeni ama nerdeee! Almanya’dayken en çok bu olayı sevmiştim. Her durağın adı ve sonrakinin adı sesli geçerdi. Bir de ekranda kocaman yazardı. Bizim İzmir’de küçük bir ekranda yazıyor. Oda şoförün arkasına oturduysan okuyabiliyorsun. Sesini duymak hak getire!

Bu ilk part yazımda size yolculuğumu anlatacağım. Benim gibi gitmek isteyenler olursa nelerle karşılaşacağını bilsinler.

Şimdi dediğim gibi sabah 10:00’da Bornova Metrodaydım. 505’e 10:25’de bindim ve 10:45’de Otogardaydım. Sonra başladım 277’yi beklemeye. Oda geldi 11:15’de ama kalkışı 11:30’du. Sanayiye dala çıka, Ayakkabıcılar Sitesini geçip Dökümcüler Sitesine girdikten sonra 3. durakta ineceksiniz aklınızda olsun. Otobüsten indiğimde saat 12:10’du. Kaç saatte gittiğimi artık biliyorsunuz.

Barınak dedikleri yer, tel örgülerle çevrilmiş, az bir toprak alanı bulunan, köpeklerin “Dişiler” “Erkekler” “Yavrular” “Emziren Anneler” “Sakatlar” olarak ayrıldığı ve bir arada bulunduğu yerler. Bütün alanlar yan yana. Yeni gelen köpekler bir başka yeni gelen köpekle aynı kafese konuluyor ve birkaç gün diğer ayrı gezen köpeklerden ayrı tutuluyor. Bu şekilde hem kavga olmasın, birbirlerine hiyerarşi ve sürü psikolojisiyle zarar vermesinler hem de etrafına alışsın isteniyor. Tabi sahibi tarafından terk edilmiş köpek ne yapsın alışmayı! O hep ister sahibi gelsin alsın onu, kurtarsın bu beton zeminden, diğer köpeklerin ona bakışlarından. İster evindeki sıcak ortamı, yatağını, yemek kabını…

Ben gittiğimde içeride sadece güvenlik görevlileri vardı. Hâlbuki ben gitmeden önce oradaki veterinerle yazışmış geleceğimi söylemiştim. “Konak’da başkanlıkta acil toplantı çıktı ve gittiler.” dendi ve saat 13:00’da gelecekleri söylendi. Bu sefer ben başladım mı beklemeye…

Sonra ne mi oldu?
Bir sonraki yazımda yani yarın.

xoxo

             

     
       

3 Ocak 2014

Hastayım

Gönül isterdi ki size yeni yılın gecesinde ilk yazımı yazıyım, size güzel dileklerimi sunayım ama olmadı.
Ben 2014’e hasta girdim ühü ühüüü =(((

Dünde “Sabahtan derse gideyim, cumada doktora gideyim.” dedim ama yok benim kafam kalkmıyor ki yataktan. Hemen annem ve babamın yoğun baskısıyla doktora gittim. Orda da ayakta beklerken başladı mı benim başım dönmeye! Allaahh duramıyorum derken kendimi görevlinin sandalyesine zor attım. Millet de bana tip tip bakışlar atmaya başladı. Yaşlılar deseniz kalk da ben oturayım modun da. Ölsem “Genç ona bir şey olamaz!” dicek! Sağlık ocaklarında ve aile hekimlerindeki bu yaşlıların davranışları ne olacak ya!

Her neyse baş dönmesi, mide bulantısı, ağrıyan kaslar, yapılan tahliller ile eve geldim. Bugün daha iyiyim (İlaçlar sağolsun.). Bakalım pazartesi günü öğrencem tahlil sonuçlarımı. 10-6 tansiyonla yaşayan ölüyüm herhalde #) Uff umarım kötü bir şey çıkmaz ve bende hayatıma devam ederim. Hiç sevmiyorum hasta olmayı, ilaç kullanmayı (Bütün gün uyuyorum sonra.), hayatı kaçırdığımı hissediyorum.

Neyse efenim bu gece daha iyiyim ve size yeni yazımı yazıyorum =))

2014 hepimize mutluluk, sağlık, huzur, daha az ölüm, kayıp, acılar getirsin.
Aşk kapımızı çalsın ve hiç bırakmasın.

xoxo

1 Ekim Dünya Yaşlılar Günü'nde, Tüm Türkiye O Küçük Kızı Tekrar Güldürdü

1 Ekim Dünya Yaşlılar Günü’nde tüm Türkiye’nin sesini huzurevlerindeki yaşlılara ulaştırmak ve onları hatırlamamızı sağlamak için, dünyanın lider yaşlı ve hasta bezi markası TENA tarafından bir interaktif banner kampanyası gerçekleştirildi.

Gün boyunca www.hurriyet.com.tr ‘deki bannerlarda ve www.herzamangenc.com ‘da yayınlanan sosyal sorumluluk projesinde; mobil teknolojinin gücü, interaktif bir video banner ile mutluluğa dönüştürüldü. Sabahtan akşama kadar yayınlanan reklam bannerlarına tıklayanlar, açılan ekrana cep telefonu numarasını girerek, saniyeler içinde çalan telefonlarının diğer ucunda bir huzurevi sakininin sesini duydular ve yaşlılarımızın dünya yaşlılar gününü kutladılar.

Bu sürpriz kutlama kampanyasının iç ısıtan görüntülerini izleyince, onların mutlulukları büyük ihtimalle size de geçecek. Bu arada siz de bu sosyal sorumluluk kampanyasına destek olmak ve huzurevlerini aradığımızda yaşlılarımızın yüzlerinde yaratabileceğimiz mutluluğu etrafınızdaki kişilere hatırlatmak için kampanya videosunu #bukızıgüldür hashtagi ile paylaşabilirsiniz.

Bu kampanya, bir taraftan huzurevlerindeki yaşlılarımızı mutlu ederken, diğer taraftan büyüklerimizi hatırlamak konusunda her zaman dillendirdiğimiz iş yoğunluğu, yaşam mücadelesi, trafik gibi tüm bahanelerin, onların yüzlerindeki heyecanın yanında ne kadar detay kaldığını da gösteriyor. Bu heyecanı 1 Ekim'de kampanya boyunca yaşayan yaşlılarımız, 12 Kasım 2013 tarihindeki Mediacat Felis Reklam Ödülleri’nde 2 ödül birden alarak bir kez daha tattılar. Suadiye Huzurevi sakinlerinin ödül görüntülerini bu linkten görebilirsiniz: http://www.herzamangenc.com/11/en-yaratici-dijital-sosyal-sorumluluk-projesi/

Bir boomads sosyal sorumluluk içeriğidir.