27 Mayıs 2015

Bir Derbi Birleştirir Ya Da Ayırır İki Kişiyi


Zamanla sen yükselirsin o yerinde kalır.
İlerlemez.
Zamanında verdiği bütün sözleri unutur.
Gerçekleştiremez.

Çalışırken aklıma geldi bu yazı.

Whatsapp’daki durumumu görüp mesaj attı önce. Anlamadım ben. İhtimal vermedim hiç. Hatta telefon numarasını silmemiş olmam onu unutmadığım için değildi. Sadece mesaj atarsa kim olduğunu bileyim diye tutuluyordu listenin sonunda. Ara ara mesaj atar bana. Laf atar. Pişmanlığını dile getirir. Neden aldattığını söylemez ve inkâr eder ama sonra gene başlar, döner, pişman olur. İltifatlar eder ve o çapkın gülümsemesini yollar. Artık kanmaz Z.S. Kanamaz bu kız hem de hiç. Bir daha eskisi gibi olmayacak bilirim. Denemem artık. O günü ne unutabiliyorum ne de yaşadığım şoku, acıyı. Derbi için iddiaya girdik. İçimden geçirdim. “Hadi GS! Kazan şu maçı. Benim için kazan. Her seferinde yeniden intikam alıyorum. Bunun için bana destek ol.”

Geçen gün derbiyi GALATASARAY kazandı.

Mutlu oldum mu hem de çok!  Edepsiz mesajını ekran görüntüsü olarak ona geri yolladığımda sustu sadece ve “Takımımı savunuyorum.” diyebildi.

Asla geri adım atma!
Pişman olma ve önüne bak.
Bırak sana “Ojeni, bile sürerim, yanına al beni.” desin.
O gün geliyor. Yavaş ama geliyor işte.

Zaman geçtikçe acın azalıyor. O his var ya hani içinde kopan bir şeyler olan, onu düşündükçe burnunun ucunda oluşan o his ve dudaklarını titreten işte o gidiyor. Geriye tek kalan yaşadığın şok, 64 beğeni ve senin aslında o an kimsenin bilmediği ikinci kadın olduğunu öğrendiğin an kalıyor.


xoxo

22 Mayıs 2015

Selamlar Olsun Ey Okuyucu!



Selam,

Hayatta yeni şeyler oluyor. Sende ayak uydurmaya çalışıyorsun.

İş stresini nasıl yeneceğimi çözdüm: Gülerek!

Bol bol gülüyorum. 21TL'lik kalemimin arkası bantta düştü kayboldu ve şimdi 1TL gibi görünse de gülüyorum.

İş yerinde oturduğum masamı, etrafımdaki rafları düzenledim. Mum gibi oldu. İşte şimdi "Burası benim yerim." diyebildim. Daha bir sahiplendim. Ne kadar florasan altıda olsa olsun. Yapacak bir şey yok.

İş hayatı zor dostum heleki anlaşamadığın kişi patronun olunca. Onunla da anlaşacağım, eminim. Çünkü onunda zayıf noktasını buldum! Şimdilik sır. Hışşştt...

Sevdiğin adamı sevmeme ihtimalin zamanla olur mu? Hiç yaşamadım, korkuyorum. Ara ara aklıma "Ben olmasam kiminle olurdu acaba?" diye düşünceler geliyor falan filan.

Bol bol dedikodunun içinde kalıyor, Bülent Ortaçgil dinliyor, spor yapıyor, PİKO ile uyuyor, diyetime sıkı sıkı uyuyor ve kitaplarımı okuyorum. Kilo verdim heheyt :)

İşe güzel giyip geliyor, bol bol nazar boncukları takıyorum.


Birazdan işten çıkıp denize gideceğim. Sezonumu açmak gibi bir niyetim var.

Sizden gelen mailleri okuyup cevaplamayı seviyorum.
Yazın bana ;)

xoxo

15 Mayıs 2015

Dayanamıyorum!


Ne yapsam bilmiyorum.
İnsanlar bir şeylerden ya da birilerinden güç alır, bir şeyler başarır.
Hedefler koyar.
“Düşsem de kalkmam için bana el verip, kolumdan tutacak insanlar var etrafımda.” der.

 Ama benim öyle bir durumum yok! Kalabalıklar içinde yalnızlığı yaşıyorum. O gücü hissedemiyorum. Hiçbir zamanda hissetmedim. Ya kendim vardım ya da benim hedefim.

“Aile” diyoruz, onları düşünmek istiyoruz. Ama bir şeyler zorla olmuyor işte. İyiymiş gibi davranmak bir zamanda sonra patlıyor. İşin stresini yüklenmişken artık kimsenin nazını, tavrını, tribini çekemiyorum. Bu ailemde olsa aynı şey geçerli. Onlar beni “ben” olarak görmek istemiyorlar. Hep bir yalan, hep bir duvar var aramızda. Benim onlara karşı tavrım, onların bana karşı düşünceleri derken artık eve geldiğimde başkası olmaktan yoruldum. En yakınım dediğin kişilerle konuşup mutluluğunu paylaşabildiğini düşünüyorsun. Ama onlarda sana sırt dönüyor.

Seni, sen olduğun gibi, konuşmanla, davranışınla, sözlerinle kabullenen biri olduğunu düşündüğün arkadaşın bile sana yeri geliyor “Bunu ikinciye yapıyorsun, uyarmıştım. Üçüncüde cidden sana tepkim çok farklı olacak.” diyebiliyor. İster tehdit de ister uyarı ama ben kırıldım arkadaş! Uyarmak nedir? Neden birini uyarırsın? Herkesin hayat gayesi var. Mesajı gördüğümde çok üzüldüm, şaşırdım. Ne demek ister diye düşünmedim çünkü açık ve netti. Anlamamak için salak olmak gerekiyordu. Bitecekse bitsin dedim içimden. “Sen bilirsin. Bir şey diyemem.” dedim ona karşı.

İnsan annesine karşı neden seviyeli olur? İnsanın en yakını annesi olmalıdır diye biliyorum ben. Her şeyini paylaştığı, dizinde ağladığı insan değil midir annesi? Benim neden öyle değil acaba? Çocukken bütün sert tavırlara, bağırmalara, şiddete dayanıp hırs ediyorsun. İleride bunları yaşamayacağım ve çekip gideceğim diyorsun. Zaman geçiyor ve bu hırsla mesleğini seçiyorsun. İş yerindeki her türlü muameleye dayanıyorsun. Ne için? İlerideki yaşantın, o küçük kızın acılarını dindirmek için. Ama bir zamandan sonra dayanamıyorsun. Sıkıntılara değil, bu tavrın yıllarca sürmesine. Artık kaldıramıyorsun. Büyüdün çünkü. Yaşlandıkça insanların alıngan olmasına alış diyorlar ama alışamıyorsun çünkü onların bu tavrını sen yıllardır yaşıyorsun. Annemin her kavgada ona aldığım hediyeleri başıma kakmasından, “Al bunları, sana ait bir şey istemiyorum.” demesinden, çocukluğundan, kendini küçümser tavrıyla konuşmasından, karşımda yüzünü büzüştürüp taklit yaparcasına beni kızdırmasına, artık her kavgada rest çekmesine dayanamıyorum.

Dün gene o büyük kavgalarımızdan birini yaptık.
Duyarsızlaşan Z.S. artık yoruldu.
Gitmek istemek bu kadar içten olmamıştı benim için.
Hatalarımla, kararlarımla bambaşkayım artık.

3 şeye kızarım hayatta;

* Emrivakilere,
* Bana sorulmadan benim adıma bir şeyler yapılmasına, alınmasına ve sonra kabul etmemin beklenmesine,
* Son dakika planda değişiklik yapılmasına dayanamıyorum. Çok kızıyorum!

Bunları yapma, gel ciğerimi ye!


xoxo

13 Mayıs 2015

Eski Z.S. Geri Dönüyor!


Dönüyoooorrrr!
O eski Z.S. geri dönüyor!

Dün akşam döndüm hatta dün gece diyelim. Ha hayat çok mutluyum ulen =) İnsanın mutlu olması, dans etme isteğini yeniden hissetmesi güzel bir duyguymuş. O aşk böceği, çöpçatan ve sezgileri güçlü kızı özlemiştim gerçekten. İş hayatı beni sersem ederken dün içimdeki o kız uyandı heheyt =)

Dün arkadaşın doğum gününe gittik, yanımda da sevgilim oturuyoruz. Daha doğrusu sevgilimin arkadaşının doğum günü olduğu için masadaki kimseyi tanımayan ben vardım. Y. sadece iki kişiyi tanıdığını diğerlerini bilmediğini söyledi. Neyse kenem oturuyoruz, kalabalıklaşıyoruz ama kimseyi tanımıyorum derken zaman geçmiyordu. Biraz önce D&R’dan aldığım “Sabahattin Ali – Kürk Mantolu Madonna” kitabını okumaya karar verdim (Bu kitabı da eskiden okumuş, sevmiş hatta herkese önermiş ama kendim okumamıştım. Nasip düneymiş). Y. “Bende seninle okuyacağım.” deyince biz başladık yarışa ;)

Tabi kim kazandı bilin bakalım???
BEN!
Heheee =))

Hemen mızıkçılık falan yaparken onun kitap okuyan halini izledim biraz, yüzünü, dudaklarının kıvrımını ve ciddi ifadesini. Sonra öptüm onu. Yanağına küçük bir buse kondurdum (Yazar burada utandı.). Ve öylece baktım ona.

Romantik anımı yazdıktan sonra masadakiler bol kalorili yemeklerini sipariş ettiler ve yemeye başladılar (Diyete devam. Azim!). Kimler geldi oturdu anlamadan bir anda kalabalıklaştık ve sonunda doğum günü çocuğu geldi heyooo!!!

O bu derken şunu yazmasam olmaz; ya millet çok orijinal. Benim bildiğim doğum günlerinde doğum günü çocuğuyla fotoğraf çektirilir, o baş kahramandır ama yookkk!! Millet sevgilisiyle selfie çekti durdu. Çok gereksizdi. İnsanlar zamanla değişiyor arkadaş!

Konumuza dönersek, ya ben ne anlatıyordum??? Hmm..
Hatırladım.

Evet, sonunda dayanamadım ve “Y., ben bu kızdan hoşlanmadım.” dedim. Seninkine bir kal geldi. Durdu. Sonrada sırıttı imalı imalı. “Noldu?” dedim, “Ne var?!” O sinir olduğum kız zamanında benimkine çıkma teklif etmiş, diğer kızla ise bir ay falan çıkmışlar ve sonra ayrılmışlar. İki kızında sevgilisi vardı masada.


Buradan ne çıkarıyoruz;

1- Kadınlar her şeyi hisseder. Kaçış yok! Ki bu kadın Z.S. ise kesin hisseder zaten ;)

2- Bana yalan söylemek yok ve iyi ki de yalan söylemiyor.

3- Eğer bir kadın yanında sevgilisi varsa sevgilisiyle ilgilenecek! Eğer eski hoşlandığı/çıktığı biri masadayken ona bakıyorsa “Onu unutamamış.” demektir. Bakışlarını yakalayan Z.S. asla affetmez!

Bilmeden sevgimi gösteren ben, bildikten sonra kızlara nasıl baktım bilmiyorum ama giderlerken bize iyi akşamlar demediler. Amannn çokta fifi (Bu lafı kullanmayalı aylar olmuştu.).

4- Her buluşmaya güzel gideceksin. Sen kadınsın. Kiminle nerede karşılaşacağın hiç belli olmaz. Bunu dün akşam bir kez daha anlamış olduk.

Dün buluşmaya gitmeden önce içim kıpır kıpırdı. Nedenini bilmediğim bir heyecan vardı. Kızları öğrendikten sonra o çarpıntım gitti. Daha çok sarıldım, daha çok öptüm. Manzarayı izledim. Bu şehri daha çok sevdim. “Ben buyum.” dedim.

Ben buyum işte!
Beni mutlu eden bu hisler, bu dokunuşlar, bu bilgiler, bu yaşantı.
İşe geldim şimdi. Daha çok çalışıp yerimi sabitlemek ve bu olduğum kişiyi korumak istiyorum.

xoxo

11 Mayıs 2015

Doğuş Otomotiv Trafik Hayattır!

Önemli olan ne kadar hızlı vardığınız değil, nasıl vardığınız... 
Trafikte aşırı hız yapmayın! Çünkü Trafik Hayattır!


Aşırı hız son yıllarda kazaya sebep olan unsurların başında yer alıyor. Özellikle gençlerin yaptığı trafik kazalarının çoğu aşırı hız nedeniyle meydana geliyor. Doğuş Otomotiv’in kurumsal sorumluluk markası Trafik Hayattır, ‘aşırı hız’ı konusunu ana mesajları arasına alarak projelerini kurguluyor.

Dünya Sağlık Örgütünün raporuna göre trafik kazalarındaki ölümlerin yaş grubu analizinde diğer ölüm nedenleri arasında 15-29 yaş grubu birinci sırada yer alıyor.   Bu durum gençlere yönelik trafik güvenliği kampanyalarının acil olarak arttırılması gerektiğini gösteriyor. Trafik Hayattır platformu bu noktada çok önemli inisiyatifler alarak önemli projeler geliştirdi; 4 senedir devam eden Trafik Güvenliği Uzaktan Eğitimi projesinin üniversitelerde seçmeli ders okutulmasının yanı sıra, 2014 yılında radyolarda yer alan ‘aşırı hız’ radyo spotu da dikkat çeken bir diğer proje oldu. İki projede birçok önemli ödül aldı. Bu ödüllerden en çok gurur veren ise 2014 Birleşmiş Milletler Genel Kurultay’ın da iki projenin Avrupa’da trafik güvenliğiyle ilgili örnek uygulama seçilmesi oldu.



Trafik Hayattır, ‘aşırı hız’ ile  ilgili projelerine yenisini ekledi ve her birinde farklı trafik güvenliği mesajlarının verildiği bir animasyon serisi üretti. Aşırı hız konulu animasyonda her gün trafikte rastladığımız hatalar vurgulanıyor.  Çocuğunu almaya giden bir babanın trafikte kalmasını ve sonrasında hız yaparak girdiği emniyet şeridinde kaza yapmasını anlatan animasyondan hepimizin çıkaracağı dersler var.
Bir boomads advertorial içeriğidir.

8 Mayıs 2015

Karmaşıklık Sorunsalı


Bazılarının ayakları vardır her ayakkabıda güzel durur.

Güzel durur, ayakkabı ayağını vurmaz. Mevsim ve sezon değişimlerinde çıkarır hoop bot giyer, hop çizme giyer, yaz gelir sandalete geçer, terlik giyer. Sandalet giyer bileğini vurmaz, terlik giyer parmak arasını vurmaz. Topuklu giyse ya da babet giyse o babet ayağında palet gibi durmaz, topuğu ayakkabıdan çıkmaz. Bot giyse ayağını sıkmaz. Parmağı nasırlanmaz, o acıyı bilemez, zorluğunu yaşamaz. Fena halde bu aralar mevsim değişimi ile gelen ayakkabı acısını yaşıyorum. Fena taktım arkadaş!

Ananas!

Bu aralar sardığım bir diğer olayım. Her öğünde yiyorum maşallah. Ama öyle dilimlerce değil. İlk yediğimde ağzımı kaşındırdı zaten. Bir de yara yaptı ayyy narin benim ağzım işte naparsın prenses ağzı olunca böyle oluyor hehee =)

Olayımız şu; benim bazal metabolizmam 1286 kalori yakıyormuş yani hiç bir ek hareket yapmadan bu kaloriyi yakıyorum. Daha fazlasını yersem kilo alıyorum. Bunu fark etmemle aydınlanmam bir oldu arkadaş! Şimdi kendime beni çok yormayacak, enerjimi de çok düşürmeyecek bir beslenme programı yaptım ve arada kalori farkı oluşturup kilo vermeye başladım. Önce kendi üzerimde bir şeyi deneyip sonra paylaşıyorum. Yemeklerimi artık doğal olarak evden getiriyorum. Yemekhaneden yemeyi bıraktım. Kendim getirince hem doyuyorum. Üniversitedeki zamanlarıma dönüş yaptım desem yeridir. Hadi inşallah!

Allahım, ben bugün neden gömlek giydim ki?!?!?!?!
Üretim çok sıcak!
İzmir’e gelen sıcaklarla gününüz hayrolsun =)



Hayatımın bir gününü özetlemem gerekirse, sabah 6 da kalk, duş al, giyin, PİKO’yu sev ve su ver, NAZ’a yem su ver, kahvaltı yap, dişini fırçala, makyaj yap ve işe yemek götürmek için onu hazırla, çık servise bin. İşe gel. Çalış çalış çalış ve eve akşam 7 de gel. Yemek yap. Çamaşır, bulaşık varsa yıka, evi topla, süpür, PİKO ile oyna ve dinlen sonra uyuyakal, sız =) Sabah gene aynı döngü. Üç güne bir iş çıkışı spora git. Orada eğlen. Dönerken market alışverişi yap çünkü sonra zaman kalmaz biliyorsun ;)




Arada kendime boş zaman yaratmaya çalışıyorum.
Kitap bitirmeye, dizi izlemeye, spor yapmaya, para biriktirmeye çalışıyorum.

Bu yaz Karadeniz Turu gibi bir planım var. Arkadaş bulamayınca ailemi aldım yanıma bakalım. Umarım hayalimdeki gibi geçer, eğlenir ve anın tadını çıkarırız.


PİKO’yu emanet edeceğim bir yer buldum. Umarım orayla da anlaşırım da düğme burnumun psikolojisi bozulmaz.

Cumarteside bir aksilik olmazsa yarın Akhisar şirket pikniğine gidiyorum tabi günün sürprizi PİKO olacak. Hayvan kalabalığı görünce görcem onu ben hahahhaaa =)

Yoğun muyum? EVEEETTTT!
O zaman işe dön genç Z.S.!


xoxo

5 Mayıs 2015

Dayan Z.S. ! “Hak & Hukuk”


Arada düşünmüyor değilim. Aslında hep düşünüyor, hep yazıyor ama kendime zaman ayıramıyorum. İş hayatı mı zor yoksa koşuşturmacanın içinde olduğum için ayak uydurmaya çalışırken ben mi daha çok zorluyorum bilemiyorum. Ortada bir saçmalık var hadi hayırlısı!

İş yerimi seviyorum ama bu aralar o kadar çok üzülüyorum ki. Gururuma dokunan hareketler, ezilmeler, insanların beni ezmeye çalışması. Bütün bunların içinde durup “Ben dört sene mühendislik okudum ya! Bunları biliyorum sadece kendimi geliştirmeye ihtiyacım var.” dediğimde ise bünyem daha fazla bu sıkıntıya dayanamadı ve dudağımdan uçuk çıkardı. Geçen hafta çarşambadan beri, üzülüyorum. Aslında “hiçbir şey için değmez!” diyorum ama sonrada kafamda üç sene verdiğimi hatırlıyorum. Bir senesi bitti ve geriye kaldı iki senesi. Yazmak istiyorum, içimi dökmek ama olmuyor. Bütün ilhamım gitmiş gibi hissediyorum.

Aslında ne yaşıyorum biliyor musunuz?

Yetkim yok.
Sorumluluğum yok.

Benden bir şeyleri başarmamı istiyorlar, kendimi geliştirmemi ama bunun için görev ya da bir şey üstlenemiyorum. Çünkü gene ilk maddeye dönüyoruz: “Yetkim yok!”

Saygı için bir şeyleri başarmam gerekiyor, biliyorum ama yaptıklarım sadece kâğıt üstünde kalıyor. Ben yapıp yapıp bir yere koyuyorum. O koyduğum yerden açıp bakan, okuyan ya da inceleyen var mı acaba çok merak ediyorum?!

Uygulamaya geçmedikçe üzülüyorum. Üzüldükçe ve diğer fabrikalarda benim görevimi benim kadar eğitim almamış hatta bilmeyenlere verip sonra onları eğitmekle zaman geçirdiklerini gördükçe kanıma dokundu, guruma dokundu. Onlar giderken ben dönmüştüm ama bu sayılmıyor. Sayması gereken kişi üç maymunu oynuyorsa yapacak bir şey yok! Ondan umudumu kestim ben! Şimdilerde burada benim onları ezdiğim ya da düşmanları olduğum sanılıyor.

Benim adım Z.S. ise bende bu oyunu bozarım! (Tatar Ramazan’a bağladım hehee).
Hırs ettim arkadaş ya!

Yıllar olmuştu savaş başlatmayalı. İçimdeki bu ateş yanmayalı uzun zaman olmuştu. Şimdi iş yerinde bu hırsı yaşıyorum. Yaza kadar bu şekilde devam edip, çalışacağım. Kendim için bir şeylerin peşinde ben koşuyorum. “Ben buyum!” diyorum zorla ve bu tekerin benim istediğim şekilde fabrikanın yararına dönmesi için çalışıyorum. Yazın kafamı dinlicem bir haftalık tatil planlıyorum. Sonrasında döndüğümde enerjik başlayacağım ve bir ay! O bir ayın sonunda hala bir şey olmazsa konuşmamın zamanı gelmiştir. Mayıs – Haziran – Temmuz aylarında arşivimi oluşturacağım.

Fasona git takip et, etüdünü al, oranın hattını dengele, bizi denetle ama yetkin olmasın!
Saçmalığı siz bulun.
“Zaman” deme bana. “Sabır” de!
Herkes sabret diyor çünkü.

Çok istediğim yer burasıydı. Bu oda. Ama şimdi önümde bir duvar var. Bu duvarı yıkmak için ise gerekeni yapacağım.

Hadi Z.S. neydi bizim sözümüz:
“Nefes alıyorsak umut var demektir.”


xoxo