makyaj etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
makyaj etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Mart 2014

İş Mi? Güç Mü? Yoksa Ben Öldüm Mü?


Size çalışmaya başladığımı söyledim mi ben? Hmm söylemediysem yoğunluğuma verin lütfen. Söylediysem de kafamın dağınık olmasına. Evet dostlar kadınlar erkekler, çalışmaya başladım ben. Hem de mesleğimle ilgili bir fabrikada. Hocalarımın “Çalış Z.S., çalış deneyim kazan.” demelerine sonunda kayıtsız kalamadım ve bir fabrikada Tekstil Mühendisi olarak işe girdim. Evet, biraz yoğun günler yaşıyorum. İş & Ders & Bölüm işleri derken kendime zaman ayırmak zorlaşıyor. Ama bütün bunların yanında işe gitmeyi seviyorum. Aslında eve gelip yatışacağıma beş saat de olsa gidip öğleden sonramı değerlendiriyorum. Stres, çalışma temposu, insan ilişkileri, siparişleri yetiştirilen ürünler, yapılan üretim planlamaları, kalite kontrol derken iyice ofisi benimsedim. Zaten benim bölümünden mezun arkadaşlarımda var. İyi oluyor, günler verimli geçiyor ;)

Perşembe günü geldi ve biz Nazlı’nın nişanına gittik. Çok güzel olmuştu arkadaşım benim. Dersten çıktım, eve geldim, hızlıca hazırlandım. Hazırlanmak da nasıl hazırlanmak ama hahaaa =)) Günler önceden sıkı diyete gir, spor yap, koş, popoyu sıkılaştır kiiii o dar elbiseye gir Z.S. ;) Sanırsın nişan, kutlama benim hahaaa =))) Son gün olunca da saç, makyaj derken kendimi çok beğendim ve diyetime devam etmeye karar verdim. Malum son senem ya artık durmadan kutlama yemekleriydi, düğünlerdi, mezuniyet balosuydu osuydu busuydu derken ben şimdiden formumu koruyayım arkadaş!

Nişana dönersem, giyindim çıktım evden ama mekân Urla’da! Navigasyonum olmasa kaybolabilirdim. Saat 19:00 civarı otoban bomboştu! Tekerin patlasa yardıma gelecek kimse yok o derece! Sonunda kazasız belasız mekânı buldum. Gider gitmez hemen Nazlı’nın odasına daldım tabi. Bizimki hemen çığlık çığlığa oturduğu yerden kalktı (Odadakilerde “Yavaş ol. Elbisen kırışacak.” diyorlar.), sarıldık =)) Hemen içeri girdim ve onun aile masasına oturdum. Eee Nazlı sağolsun. Aklınızda olsun böyle büyüklerin olduğu masaya oturunca bütün yaşlıların ellerini öpün (Hedef her zaman yaşlılardır ve bu 12 den vurmak olur.), diğerlerini sıkın. Ne zaman ne olacağı belli olmaz. Sonra “Düğüne gelen bu kız çok saygısızdı, nerden buldun kızım bu kızı?” falan diye arkanızdan kötü konuşmasınlar. Geleceğe yatırım bunların hepsi heheee ;)

Ben oturdum Nazlı ve Yiğit (Erkek tarafının ismini öğrenmiş oldunuz.) salona girdi. Yaşlandım ben kesin! Artık arkadaşlarımı böyle görünce gözlerim doluyor. En çok ben alkışlıyorum falan.

Dans edilir, yüzük kesilir, pasta, takı töreni ve gene danslar derken gece biter, herkes evine döner.
Eve gelince duşa gir, saçına krem sür, bakım yap, yat sonra sabah 10:30’daki İş Hukuku dersine git.
Öğleden sonrada işe yetiş.
Hayat benim için hızlı olmalı. Yoğun olmalı ve ben bütün bunlara yetişmeliyim.
“Şimdi yapamayacaksam ne zaman yapacağım?” sorusunu sormalı ve bu soruya verdiğim cevapla motive olup çalışmalıyım.

xoxo

7 Mart 2013

Hal Hatır Sormaca

Napıyorsunuz, iyi misiniz? Halınız hatırınız nasıl, işleriniz nasıl gidiyor?
Bu soruları çok ciddi sordum gerçekten ;)
Ben mi?
Özlediniz mi beni, gerçeği söyleyin bakalım =) İyi sordunuz söyleyeyim o zaman.

Bu aralar kafamı kaşıcak zamanım yok hatta iki güne bir duşa giren ben, artık sadece saçımı yıkayabiliyorum. Bi geçen gün geç yatıp sabah ayılamadığım için sabah 08:30’da dersim olmasına rağmen soğuk duşa girdim. Her şey ayılmak için. O ıslak saçla gitmemek içinde büyük beremi taktım ve bütün saçımı içine soktum. Neyse ki kabarmayan bir saçım varda sorun olmuyor. Yoksa o bereden çıkan saç motosikletten inen kızın kaskını çıkarmasıyla salladığı saçlar gibi olmayacaktı (Yaptım evet! Amfide beremi çıkarım saçımı salladım. Elimle kabarttım hehe =) ). Bi çıkaracaktım bereyi, al sana bonus en kabarığından bir saç tomarı!

Günlerimin nasıl geçtiğini size şöyle söyliyim, bugünden yarın hatta haftaya ki yapacaklarım belirleniyor. Nasıl bir yoğunluk, nasıl bir yapılacaklar listesi ki bu bitmiyor! Hadi bitmeyi geçtim azalmıyor yahu gram eksilmiyor! Not alıyorum yapacaklarımı sonra onları aciliyet sırasına sokuyorum “10 9 8…” şeklinde azala azala devam ediyor.

Derslerin zaten sabah 08:30 olması bu kadar yoğunken işkence gibi. Bünye alışmış gece 1’den sonra yatmaya ama bu yoğunlukta valla artık 11’den sonra uyumamak için kendimi kasar oldum. İşler bitsin, notlar temize çekilsin, mailler atılsın, cevaplar yazılsın. Birde bunların arasında bölüm olarak kayıt sisteminde çıkan bir sorunu halletmekle uğraşıyorum. Üye olduğum topluluk olarak özel bir gün düzenlemeyi düşünüyoruz. Onun sponsorluk ve davet olayını düzenleyen gruptayım. Üstlendiğim birkaç firma var. Onları arıyorum. Olumlu olumsuz konuşuyorum. Cevap bekliyorum derken elim hep telefonumun üstünde. Sonra grupça 21 Martta Moda Koleksiyonda “Ev Tekstili” sunumumuz var. Onun için konu dağılımı yaptık ve şimdi sıra geldi hocaya danışmaya. Ardından onunda düzenlenmesi, dosyası, sunumun hazırlanması gibi cancanlı ama adamı yoran işleri başlıcak. Geçen dönemi hatılıyorum da bebek şekerleri (Bu Part1 Bu da Part2) ile kafayı kırma noktasına gelmiştim. Şimdide benim konum nevresim ve yastık yani yatak odası. Aslında aklımda çok hınzır fikirler var ama çaktırmayın, ciddi görünelim.

Sizden bir şey isteyebilir miyim: Bu nevresim tasarımları nasıl çizilir yani teknik ve estetik çizimleri nasıl yapılır, photoshop da yapılışını bilen varsa bana mail adresimle ulaşabilir mi? Yardım edene minnettar olurum, söz! =))

Sabahları kalkıp yüzümü temizleme jelleriyle yıkadığım, kremler sürdüğüm, gece yatarken bu ritüelin yeniden yapıldığı sonra rahat rahat gözüme renkli kalemlerimi çektiğim günleri istiyorum ben! Hatta bütün gün spor yaptığım saatleri… Sporda yapamıyorum bu koşuşturmaca da iyi mi?! Spor yapamıyorum diye yeniden yediklerime dikkat etmeye başladım. Her şeye zaman bulabiliyormuş gibi bir de gittim kütüphaneden kitap aldım, onu okuyup yetiştirmek istiyorum (Kitapta güzel ve akıcı gidiyor bakalım.). Haftaya pazartesi de ilk kimyasal laboratuvarıma başlıcam. Ona da gidip önlük almam lazım. Allahım allahım aynı anda bir sürü iş ve aynı anda her yere yetiştirmeye çalışılan paralar!.. Hebiciği benim hayatım dostlar.

Aaa bir dakka unutacaktım, üretimde etek dikiyoruz hehe =)) Nazar değmesin ama eteğim güzel gidiyor ;) Sonunu da güzel yaparsam sunumumda giycem (En azından amacım o yönde.). Kimseye söylemezsem diğer grup anlamaz bile ;)

Aklımdaki fikirleri de gerçekleştirirsem işte o zaman SÜPER olcak. Mesela abimle yaz tatili, yazın iyi bir yerde staj, stajıma arabamla gitmek, abimle photo booth çekimi yapmak gibi gibi =)

Çarşamba demek yeni post girilmesi demek.
xoxo

8 Eylül 2012

Hangisi Ben …2


* Sevdiğim kişilere sürpriz parti ya da organizasyon hazırlamaktan hoşlanırım.
* Sevdiğim kişileri evime davet edeceksem bizzat yemeği kendim yaparım. Buradan ne kadar sevildiğinizi anlayabilirsiniz ;)
* Tam bir bitter çikolata bağımlısıyım. %54 bile bana mısın demiyor =)
* Final haftalarında bir anda herkesle ilişkimi kesebiliyorum. Anca bu şekilde konsantre olabiliyorum çünkü.
* Blog yazılarımı genelde gece yazıyorum. Hem evin sessizliği hem de sokağın sessizliğiyle beraber ilham perilerimi toplayabiliyorum.
* Bir önceki maddede belirtiğim gibi geceleri ders çalışırsam ki bu özellikle fizik matematik gibi dersler olursa daha iyi anlıyorum.
* Ders çalışırken ilk başta sandalyeyi en tepeye ayarlarım. Yavaş yavaş konsantre oldukça onun boyu aşağıya iner #)
* Ağırlık kaldırmalı, vücudumun kaslarını belirgin bir şekilde çalıştıran sporları seviyorum.
* Avcılığı spor olarak görmüyorum.
* Eski kıyafetleri giymeyi seviyorum.
* Ruh halime göre giyiniyor ve makyaj yapıyorum. Tabi böyle giyinmek belli bir tarzımın olmadığı anlamına gelmiyor ;)
* Saf salak yerine konmaktan ve karşımdakine zorla açıklama yapmak zorunda kalmaktan nefret ederim.
* Bir gün bir tane papağan besleyeceğim ve bu son beslediğim hayvanım olacak.
* Kırmızı ve mor renkte olan her şeyi alabilirim. Hiç fark etmez =)
* Mutfak araç - gereçlerinin arasında kendimi kaybedebilirim. Özelliklede kek kalıpları favorimdir ;)
* Her türlü deodorant ve parfümü alırım. Ruhsal durumuma göre bunları kullanırım.
* Bavul hazırlamam. Bir sırt çantası bana yeterde artar bile.
* Erkeklere gelirsek; kibar, yüzmeyi iyi bilen, spor yapan, gülünce tipi kaymayan, kaslı, benden uzun, esprili, giyinmeyi bilen, araba/motosiklet kullanabilen, elleri bakımlı olanlarını çekici buluyorum ;)

7 Ekim 2011

Tuvalet ve Lavabo Meselesi


Tuvalet mi yoksa lavabo mu dersiniz?


Sorumuz bu ve konu tartışmaya açılır. Geçmiş olsun artık Türkiye’nin yeni bir tartışma konusu var. Daha doğrusu başlamışta ben daha yeni haberdar oldum. Olay dizilere kadar konu olup taşınmış bile. Sizin dikkatinizi çekti mi bilmem ama benim bir kaç defa dikkatimi çekti sonra şöyle bi kısa araştırma yaptım ve evet, millet bu konuya kafayı takmış bulunuyor.


Tuvalet demeyi savunan grup için orası sadece tuvaletin yapıldığı yer. Adının da bu şekilde geçmesi gerekiyor. Başka bir şey denildiğinde “Acaba oraya gitti de ne yapıyor şimdi?” diye düşünebiliyorlarmış.

Lavabo diyenler ise tuvalet kelimesinin kaba kaldığını ve oraya sadece tuvalet yapmak için gitmediklerini belirtmek de kullanıyorlarmış.

Bunlar basitçe sorup genellediğim cevapların bütünü. Ben ikisini de kullanıyorum. Restorana, kafeye falan gittiğimde lavabo diyorum da barda tuvalet diyebiliyorum. Masamdaki kişilere de bağlı bir durum aslında bu. Tanımadığım insanlar olduğunda nedendir bilmem ama biraz daha dikkatli oluruz ya sanırsam ondan lavabo diyorum. Lavabo kelimesi biraz daha kibarlaştırılmış gibi =)

Ben hatırlıyorum ilkokulda konuşmak için kalem açma bahanesiyle çöp kutusunda toplanırdık. Tabi köşedeki kişi sayısı 5 i geçince hoca hepimizi oturturdu. Daha sonrasında tuvalete gitmeyi akıl etmiştik ama bu da derste “Tuvalete gidebilir miyim?” diye izin istememize gerek duyurmuştu. İzin istediğimizde ise hocanın “Neden teneffüste bu işinizi halletmiyorsunuz?” sorusuyla sınıfın “Aa çişi gelmiş” gibi saçma sapan bir cümleyle beraber gülmesiyle son bulurdu. Bir oldu iki oldu derken artık hocanın yanına bizzat gidip “Lavaboya gidebilir miyim?” demeye başlamıştık. Hatta bayan öğrenciyseniz ve erkek hocalardan izin isteyecekseniz her zaman lavabo kelimesini kullanırsınız. Bunu neden anlattım çünkü lavabo kelimesi benim hayatıma bu şekilde girdi. Bu nedenle masamda erkek olduğu zaman “Lavaboya gidiyorum.” derim.

Erkekler için değil ama kadınlar için tuvalet sadece tuvaletimizi yaptığımız bir yer değildir. Neler yapılmaz ki orada. Hemen sıralayalım:

*Çocukken erkeklerden kaçmanın en güzel yeridir.
*Erkek çocuklarının içeride ne olduğu hakkında fikrinin olmadığı ama hayal kurdukları ortamdır.
*Erkekler tuvaletine nazaran daha güzel, süslü ve özenlidir.
*Çocuklu bayanlar için çocuklarının altını değiştirdikleri yerdir.
*Kadınlar, günün dedikodusunu yapar ya da masada konuşamadıklarını orada konuşurlar.
*Makyaj tazelerler.
*Ellerini yüzlerini yıkarlar.
*Yeri gelir şöyle bi aynaya bakmak için uğrarlar.
*Ayrıca telefonla konuşulur çünkü en sessiz ve nasıl oluyor bilmiyorum ama en iyi çeken yer orasıdır =)

Bu yazı biraz tuhaf bir yazı oldu farkındayım ama yazmazsam da olmazdı =))
Sizin düşüncelerinizi de merak etmiyor değilim.
Şöyle bi düşünün siz hangi taraftasınız?

Lavabo mu yoksa tuvalet mi?

18 Ağustos 2011

Çocukluk Saçmalıklarım …1

Geçen gece annemle oturmuş TV izlerken bir anda otobüste başımdan geçen olayı anlattım sonra konu döndü dolaştı benim çocukken yaptığım saçmalıklara geldi =)) Şu an ne kadar saçmalıkta desem o zaman mantıklı geliyordu =) Aklıma geldikçe hep gülerim. Sizde gülün birazda benim farklı bir yanımı öğrenin istedim ve size TOP 10 umu yazdım =)


                                          İyi okumalar ve gülmeler =)

10 numara: Çocukken kuaför olmak isterdim ama kuaföre de gitmeye korkardım. Saçım kesilirken ağlayanlardandım. O nedenle de saçlarım çok uzundu. İşte böyle bir dönemde lahana bebeğimin saçlarını kesmeye başlamıştım. Zamanla tiftik tiftik oldu =) İşin hoş yanı o lahana bebek hala sağ salim odamda duruyor =)

9 numara: Her kız çocuğunun bir oje hikâyesi vardır. Benimki biraz anneyi çıldırtma noktasındaydı. Ojeleri annemden gizli alırdım ve sürmeye çalışırdım. Peki, bunu nerede yapardım? Ahşap salon sehpalarının ve koltuklarının üzerinde. Tabi genelde de etrafa damla damla sıçrardı. Ah ah annem çıldırırdı. Bilmeyenler için belirteyim ahşap yüzeylere aseton dökülmez. Neyse ki annem kimyagerde zararı birazda olsa azaltabildik =)

8 numara: Ojeden sonra en büyük olay annemin makyaj malzemelerini berbat bir hale getirmemdi. Evde kaldığım zamanlar ki genelde de evde yalnız olurdum çünkü bana bakan teyze uyuyor olurdu. O uyurken de o kocaman evi aramak bana büyük bir macera olarak gelirdi. Sürüne sürüne annemlerin odasına girerdim çünkü orası hazine odasıydı =) Çekmeceleri karıştırır ve rujları bulurdum. Artık bundan sonrası hazinenin harcanması aşamasıydı. Neler yapılmazdı ki o rujla =) Gözlere sürülür far olur, yanağa sürülür allık olur ee dudağa sürülür ruj olur ama dudağa da düzgün sürülmez. Geniş geniş boyardım yüzümü =) Sonra çıkmazdı sil allah sil derken bütün suratım kıpkırmızı olurdu. Havlulara siler havluları berbat ederdim =) Annem kaliteli makyaj malzemesi alırdı ee onlarda suda çıkmaz, etrafa bulaşmaz olduğu için genelde suçüstünde yakalanırdım. Bu şekilde yakalanmazsam da kapaklarını direk kapatıp rujları ezdiğim için yakalanırdım. Giderdi annemin o pahalı rujları =)

7 numara: Deminde dediğim gibi o kocaman evi aramak benim için büyük bir maceraydı. Abimde bunu bilir ve bana evin içinde hazine olduğunu ve bunu onun vereceği hazine haritası ile bulacağımı söylerdi. Sonra bana haritayı verirdi. Bende evi arar bulmaya çalışırdım. Bu genelde ya şeker çıkardı ya da kraker. İşte ben bir gün gene böyle hazine ararken annemin dolabının içine girmiştim amaç gizli geçidi bulmak =) Sonra abimde gelmiş beni içeriye kilitlemiş. Önce soğukkanlı davrandım sessiz kaldım. Ben sessiz kaldıkça annemler panik yapmış bu kız nerde diye =) Abimde bir şey söylemiyo tabi derken beni dolabın içinde bulmuşlardı. Havasızlıktan ölecektim sadece onu hatırlıyorum.

6 numara: Benim tam bir Rambo hastası olduğumu artık sağır sultan öğrendi =) İşte gene böyle bir filmi abimle izledikten sonra abimden elimi ve ayaklarımı bağlamasını istemiştim. Oda sıkı sıkı bağlamış. Amaç ne kadar sürede kurtulabileceğim? Tabi ben kurtulamadım =) Bu sırada da zaman bayağı bi geçti. Abimden artık ellerimi açmasını istedim. Onunda bazen psikopat halleri vardır. İşte o hallere denk geldim ve açmadı. Bir sinir ayağa kalktım. İşte olan o zaman oldu ve ben yüz üstü boydan yere düştüm. Hem de çeneyi çarpıp dili ısırmaca. O düşüşü bu yaşıma geldim hiç unutamıyorum. Ellerim bağlı olduğu için zaten bir garip hissediyorsunuz ve kurtulmaya çalışıyorsunuz. Bütün bu düşüş 5saniyeyi de bulsa bana 5dk gibi gelmişti. Sonra ne mi oldu? Ben düşerken ellerimi daha bi sıkmışım ve açılmasını imkânsız hale getirmişim. Peki, ellerimi ve ayaklarımı neyle bağladığımızı da söylüyorum. Gene annemin tülbentleriyle #) En az 2 saat açmaya uğraştık ve biz açtık annemler işten geldi. Yakalanmamıştık neyse ki =)



Şimdilik TOP 10 dan geriye bu kadar =) Devamını daha sonra yayınlayacağım. Zehirli Sarmaşık’ın Çocukluk Saçmalıkları TOP 5 ile devam edecek… =)