27 Mart 2011

Öffne deine Arme für Veränderungen, aber laß nicht deine Werte gehen...

İnsanın Blog’u yasaklanınca pek girmemeye ve yazdıklarını yayınlamamaya başlıyo. Bende şimdilerde bu durumdayım. Biraz boş verdim sanırsam ama vizelerim başlamadan bir kaç yazı yayınlamak istiyorum.

Bugünlerde hayatım çok yoğun. Benim yoğun dediğim günler gerçekten yoğundur =)) Hangisini anlatayım ya da nerden başlamalıyım acaba??? Mesela geçen perşembe günü bizim bölümün partisine gittim. Geçen dönem gitmemiştim çünkü çoğu kişiyi tanımıyordum ama bu dönem biraz daha farklı. İnsanları daha iyi tanımaya başladım ve kiminle nasıl konuşulur onu fark ettim artık. İşte zaman bu açıdan çok önemli bir şey. Bazen geç de olsa bize yardımı dokunuyo =) Partiye geri dönersek, hayatımda eğlendiğim anları sıralasam TOP 10’umda yer alır ;) dans ettik, şarkı söyledik ve tabi gerisinin bize kalması gereken anlar yaşadık. Kısacası SüPeRdİ =))

Baharın gelmesiyle etrafımdaki çoğu kişi değişmeye başladı. Baharın getirdiği bir kimyasal olay sonucunda herhalde =)) ben mi? Ay oralara girmeyelim. Şu sıralar arkadaşım aklımı çelmeye çalışıyo ama bu konuda kendimi eğittim artık yok etkilenmeyeceğim bu sözlerden. Büyük konuşmak istemiyorum ama olmaz. Kimseyi kırmak istemiyorum ya da incitmek ama yaşanan olaylar bu şekilde gelişiyor. En sevmediğim şeylerden biri bu zaten. Benim isteğim dışında bir şeylerin olması. Neden ben diye sorarım bazen. Fazla mı iyiyim bazen acaba? diye düşünüyorum. Hani herkese kol kanat geren ya da gerecek gibi görünen… Ama öyle olmaya da bilirim. Hatta özgür olmayı daha çok severim. En yakınımdakine bile bir şey söylemek istemem bazen. Arkadaş, dost, sevgili… hepsinden kaçarım. “Rahat bırakın beni” der içim. Haksızda sayılmaz. Hele bide onlardan biri hesap sorarsa daha bi içim sıkılır.

Herkesin biraz yalnız kalmaya hakkı olduğunu düşünüyorum. Her şeyimi ya da her olayımı anlatmam insanlara. Konuşmam öyle her şeyi… kaçarım uzak bir köşeye ve bakarım öyle uzaklara dalar gözlerim ne düşünürüm bir tek ben bilirim. Gizlimin saklımın olmasını severim. Olmalı da zaten derim. Ama bazen kimse anlamaz benim böyle hissettiğimi. Etrafımda çok kişi var… iyi mi? Ee yani. Diyorum ya bi an geliyor herkes bana 2kat gibi geliyor. İşin güzel yanı ne biliyor musunuz? Bir gün başkasıyla takılırken öbür gün başka kişiyle takılıyorsun. Sonraki gün C,D,E kişileriyle… biraz ondan biraz bundan. Ki benim öğrendiğim hayat tecrübesi şöyle der: bir kişiye takılı kalma, grup arkadaşlıkları kur. Grup arkadaşlıklarında ise birkaç kişi daha yakın olabilir bu çok doğal ama o yakın olanlar gruptaki diğer kişiyi çekiştirmeye başlarsa orada biter ve çatlaklar oluşmaya başlar işte…

Herkes bir şeyler yaşar, bir şeyleri anlatmak ister ve bunu da bencilce yapar. Tek önemli olan kişi kendisi  gibi düşünür. Halbuki karşındaki de bir hayat yaşıyordur ve onun hayatı daha içine kapanık olabilir, dışa vurulmayabilir. Bu demek değildir ki kimseyi istemez ya da ilgisiz. Bana bazen “cool” davrandığım söylenir. İnkar etmiyorum, evet öyle davranıyorum. Mutluyum ya işte önemli olan da bu. Mutsuzluğumda kimseyi sıkmıyorum. Uzaklaşıyorum çevremden. Bunu da bağıra çağıra yapmıyorum çünkü bunun yapılmasını sevmiyorum. En mutlu anılarım ve ilhamlarım bu zamanda doğuyor. Kendimi yeniliyorum, içimdekileri boşaltıyor ve yeniden başlıyorum. Enerjim ve motivasyonum yüksek bir şekilde oluyor bu =)

Anka Kuşu ’yumdur ben. Hem burç olarak hem de yaşam tarzım olarak. Bu nedenle çoğu kişi anlamaz benim bu davranışlarımı.

Artık önemsemiyorum zaten.
Kim ne derse desin umurumda bile değil.
Herkes kendi hayatını yaşıyor ve etrafındakiler bu hayata girip ardından da çıkıyor…

25 Mart


25 Mart Benim Doğum Günümdü.

Aslında Cuma günü yazımı yazmak istemiştim. Bu amaçla bilgisayarın başına oturmuş daha sonra arkadaşımla konuşmaya dalıp sabahın ilk ışıklarıyla yatağıma yattım. Uzun zamandır konuşmayınca hep böyle oluyo =)
Yıllar içinde anladığım şey, doğum günlerinde önemli olan pasta, hediye ya da o anın verdiği mutluluk değil, sevdiklerinin tam olarak yanında olması. Bu anın verdiği mutluluk asıl önemli olan. Bende bir kaç yıldır bu şekilde kutluyorum. Hediye istemiyorum kimseden. Sadece hatırlanmak, sevildiğimi, önemsendiğimi bilmek istiyorum. İleride hepimiz yalnız kalacağız. İşte o zaman bu kadar çok kişi etrafımızda olmayacak. Her gün tanıştığımız insanlar, yüz yüze baktığımız arkadaşlar…  Sırayla yok olacaklar. Kıymet, yanındayken bilinen duygu… Kaybedince hiçbir anlamı olmuyor. Pişmanlıklar, üzüntüler… Bunu yapmayalım kendimize.

İşte ben bu düşüncelerle üfledim mumuma.
Büyük istekler ve dileklerin yanında çok küçük gibi durabilir ama uzun bir yaşamda bu istek hayatınızın anlamı da olabilir.
Daha hayatımı tam yaşamadım.
Yani geriye dönüp baktığım zaman evet bir şeyleri geride bırakmış ve bir şeyleri de geçmişten çıkarmışım.
Ama daha yapmadıklarım var, sevmediklerim, başarmadıklarım, başaracaklarım var en önde duran.
İsteklerim, arzularım, umutlarım var bunların yanında.
Bir günlük doğum günü aslında yıl içinde yeniden başlamak için bir araç.

Yavaş yavaş büyüyoruz. Geçen gece konuştuğum arkadaşım “Sende beni çeken bir şey var ama nedir?” diye sordu. Düşündüm. Kendime göre bir cevap verdim içimde. Karşılıklı biraz düşündükçe “Senin farkın birlikte büyümemiz herhalde.” dedi. Evet öyleydi. İşte en güzel olan bu. Ben seviyorum. Ve geçen gün eski ama çok eski 2 arkadaşımla bir şeyler yapma fikrini düşündüm. Hepimiz ayrı uçlarda da olsak bunu yapacak kişi bendim ve hemen işlere yoğunlaştım. Vizelerim bitsin bunu hemen halledeceğim.


Cuma günü ise bölümdeki tek dersim ekonomiydi. Laboratuvarım bu hafta yoktu. Bizde arkadaşlarla Alsancak’a gittik. Kız kıza eğlendik, güldük, açıldık, moral depoladık ve tabi kız kıza dedikodunun dibine vurduk  =)) olmazsa olmazdı zaten ;) eve geldiğimde ailemle yeniden kutladım. Masanın başına geldiğimde düşündüm bunları. Cuma günü uzun uzun baktım insanlara yeni bir ben doğarken bir adım sonra herkesi kaybedecekmişim gibi izledim onları. Gençliğimin geçtiği sokaklara baktım. Yaşlandığımı düşündüm. Hüzünlendim. Bir gün de olsa hayata her zamankinden farklı baktım. Fark edenler oldu bunu ama onlara da açıklayamadım. Nasıl açıklarsın ki içinden geçenleri. Bu kadar uzun konuşsam dinler mi ki beni?

Yoğun tempoda biraz nefes almak insanı harika hissettiriyor.
Sabahlamak ve günün ilk ışıklarıyla “Yeni bir gün” ü karşılamak.

Evet, doğum günüm geçti ama bu sefer çok anlamlı oldu =)

Hayat o kadar da kolay değil.
Bu zor yolda herkesin sevdikleriyle olmasını diliyorum.
Yanınızdakilerin kıymetini bilin.
Benim yaptığım gibi kıymetini sonradan anlamayın.
Pişmanlıklarınızla yaşamayın.
Çok sıkılırsanız deniz kenarına gidin bağırın ağlayın…



"Sage einen Menschen so oft wie du kannst; das du ihn lieb hast; denn der Tag wierd kommen an dem es zu Spät ist."

Yeni Bir Ben


Ayrı kalınca ya da konuşmayınca unutuluyormuş bazı şeyler.
Yaşananlar o kadar kolay silinmesede...
İlk günkü gibi hatırlamıyorum en azından.
Kabaca.
Aslında ana hatlarıyla hatırlıyorum olanları,
Yaşananları,
yeni adıyla Yaşanmışlıkları...

Ne garip dimi?
"Unutmam" diyordum.
"Asla olmayacak bu"
ama şimdi her şey değişti.
Arkada kalmak,
yola devam edememek,
yük oluyo bi yerden sonra insana.

İlerlemek istiyorsun.
İç huzurunu sağlayıp,
yeniden yaşamak mesela...

Konuşuyorsun,
Dertleşiyorsun.
Bi yerden sonra dönüp arkana bakınca,
bütün yaşananlar yok olmuş oluyo.
"Güzel anı" diyorsun bunlara...
Ama kendi dediklerinin bile ayrıntısını hatırlamıyorsun.
Hatırlarsan "bitti" dediğin olayları devam ettirdiğini bilmelisin.

Halbuki,
Yeni sevdalara,
Yeni hayallere,
ve tabi yeni kişilere bakmalısın.
Araştırmalısın.
Görmelisin.
Yılmamalısın.
Ancak böyle izler kaybolur,
Bedeninden,
ruhundan
ve düşüncelerinden...

Bahar yerini yaza bırakırken bende kabuğumdan çıktım.
Yeni deneyimler ve hayat tecrübelerimle...

19 Mart 2011

Kadınlar & Erkekler ...2

Eski yazılarımda anlattığım gibi benim kız arkadaşlarımdan çok erkek arkadaşlarım olmuştur. Eğer erkek arkadaşlarımın hepsine yan gözle baksaydım ooo halim içler acısı olmuştu. Ama işte gelin bunu benim kız arkadaşlarıma anlatın =)) Arkadaşlar, her erkeğe yaz gözle bakılmaz. Yapmayın, etmeyin arkadaşlıklarınızı bozmayın.





Arkadaş ayağına yatıp yandan yandan olaya hakim olmaya başlarsanız da tehlikeli.

Neden mi? Çünkü erkek için bu belirli bir periyodu içerir. İlk 3 ay ya da ilk 6 ay sonrası 3 ay =) Sonrası “bu kız harbiden arkadaşım benim” derler ve olayı bitirirler. Ama kızlar böyle değildir. Sevdikleri zaman direk belli ederler. Sonu hüsran olduğu zaman hem arkadaşını kaybeder hem de hoşlandığı çocuğu. İma etmeyin, yanaşmayın, direk olaya dalın derim ben. Gözlem ve tecrübelerim bu şekilde. Uzattıkça iş laçkalaşıyor. Bu sefer sorular başlıyor kafada yavaştan yavaştan:

-Acaba oda benden hoşlanıyor mu?
-Neden benden uzak duruyor?
-Bir şey mi yaptım acaba?

Uzar da gider bu sorular. Bu nedenle bunlara fırsat vermeyin. Bu sözlerim kızlaraydı. Baktınız hoşlandığınız erkek sizden uzak duruyo sizde uzak durun. Peşinden gitmeyin. Eski bir söz olan “geri gelirse zaten senindir” =)
Yoksa kafası karışık bir erkek en son isteyeceğimiz şeydir. Bu tip erkekler geçmişte bir acı çekmiş olup hala o acıyla yaşayan kişilerdir. Ne istediklerini bilmezler ama bişey de isterler. O acı çektikleri kişi gelince onu unuttuklarını fark ederler fakat bu seferde elindekini kaybetmiştirler. Böyle bir kısır döngüde acı çeken siz olursunuz. Onu anlamaya çalışır fakat aradaki sınırı aşamazsınız. Aştığınız anda erkek durumu fark eder ve sizden kaçar. Salak saçma bir olaylar bütünü. Sonra siz gene sorulara dalar ve boğulursunuz. Bu durumdan kurtulmak kızlar için zordur ama erkekler için öyle değildir. Çünkü onlar yeni bir kızda aynı acıyı yaşatarak hayatlarına devam ederler.

Erkekler için ise söyleyeceğim şey, direk hoşlandığınız kızın yanına gidin ve arkadaş olun. Ama işi sizde uzatmayın. Kızlar için iş fazla uzadığı zaman sizin için şans ve kabul edilme olasılığınız da düşer. Ya şimdi ya hiç deyin ve niyetinizi belli edin. Kaçmayın ve duygularınızın arkasında durun. Reddedilmiş bile olsanız 2.şansınızı kullanın. Çünkü bazı kızlar için bu önemlidir. İlkinde “hiç aklında olmayan biri” iken artık onun aklına giren kişi olmuş olursunuz. Size bakışları bile değişebilir. Bunu anlarsınız herhalde=))

Şu sıralar dizilerde de bir aşkına sahip çıkamayan erkekler modasıdır gidiyo. Peki bunlar nasıl erkekler? “Kadının da onu sevdiği fakat erkeğin bir şekilde aşkına sahip çıkamadığı erkekler” şeklinde tanımlayabiliriz.

Mesela; Öyle bir geçer zaman ki’deki Soner. Aylin’le birbirlerini sevmelerine rağmen aşkına sahip çıkamadı.
Ya da Muhteşem Yüzyıl’daki Pargalı İbrahim. Hatice’yi sevmesine rağmen hatta ona keman çalmasına rağmen diyelim aşkına sahip çıkamadı.
Ya da Kavak Yelleri’ndeki Güven. Aslı’yı seviyordu ama onu Efe’ye bıraktı. Bir nevi pes etti.
Bir başka dizi ise Lale Devri. Çınar & Yeşim aşkında Çınar aşkından korktu ve korkusundan kaçarak bir başka kızla evlendi. Neymiş bu şekilde uzak durabilecekmiş. Hade be oradan. Aynı evde yaşayıp, aynı iş yerinde çalışıyorlar.

Bunlar ilk aklıma gelen diziler.

Bunları neden söyledim çünkü sizde dizilerden etkilenip bunları yapmayın.

Sevginizin arkasında durun ve ona sahip çıkın.
Tabi bunu yaparken gururunuzu da ayaklar altına almayın.
Unutmayın dünyada ki tek kız ya da tek erkek O değil.
Özgüveniniz tam olduğu sürece elinizi sallasanız ellisi =))

Herkese yeni beraberliklerinde bol şanslar =))

11 Mart 2011

Bıkana Kadar Müzik ♥ ♥


 

Şu sıralar yeni çıkan albümleri takip edeyim derken kayboldum.
Onun yerine birkaç parçada takılı kaldım gidiyorum =) artık bıkana kadar gider bu böyle…
İlk takıldığım parça Gökhan Özen - Sitemkar. Pek bi sevdim bu parçayı ben ya. Her duyduğumda uzun uzun dinliyorum. Bide Mp3’üme attım ki daha çok dinleyip bıkayım =))  Pek Gökhan Özen takılmam ama bu şarkısının hafif hüzünlü hafif de eğlenceli hali beni şarkıya bağladı sanırsam.

Gelelim ikinci parçamıza; Serdar Ortaç -  Haksızlık.

Üçüncü parçam; Sıla - Kafa. Aslında ben pek Sıla’yı sevmiyorum. Çünkü biraz fazla platonik takılıyo. Ama bu şarkısının,
Hadi kalk gidelim hemen şu anda
Kapa telefonunu bulamasın arayanda
Açarız radyoyu yol nereye biz oraya
İyi gelmez mi hiç deniz havası
Bi göz oda bulur sokarız başımızı
Bide koyarız iki kadeh
Kafa nereye biz oraya…
Sözlerine bitiyorum. Tam benlik sözler. Beni benden alıyo çok hoşuma gidiyo =))

Dördüncü parçam; Petek Dinçöz – Yalanı Boşver. Bu şarkının sözleri bana eskilerden bir olayı hatırlatıyor. Aynısı diyebilirim. Bu şarkıya takılmamdaki sebep bu galiba =)) Tabi bunların yanında şarkının temposu da hareketli olunca bir yandan dinleyip diğer yandan oynuyorum. Tam stres ve geçmişi atmalık bir şarkı =))

Beşinci parçam; Ajda Pekkan & Eren Sandal – Sev Beni.  Enbe Orkestrası’nın başarısını bilmeyen yok artık. Her parçaları resmen hit olma yolunda ilerliyor. Bunlardan biride hareketli temposuyla bu şarkı. Ajda Pekkan’ın cilveli bir şekilde “sev beni yine, öp beni yine, tap bana yine delicesineee..” deyişi çok hoş =)) bence sizde indirin, dinleyin hatta müziğe kendinizi bırakıp dans edin. Şöyle alttan üstten kıvırma ve çalkalama şeklinde olsun ;)

Altıncı parçam; Toygar Işıklı – Sen Bilirsin. Toygar Işıklı dizi müzikleri derken bu işte bayağa bi ilerledi farkındaysanız. Güzel parçaları var. Özelliklede yeni albümündeki parçaları çok beğendim. “sen bilirsin” in yanında “ben hayatın mağlubuyum” da güzel parça. Biri ne kadar hareketli ise diğeri o kadar yavaş. Bu parçanın da,
Son gelince elden gelen koca bir hiçtir anlarsın
Yok yere beni nasıl kırdığın aklına gelir ağlarsın
Sen bilirsin
Gelme bitsin
Yol çok uzun demiştim
Ben ki hayata zor yetiştim
Sözleri çok hoşuma gidiyo =) çok gerçekçi… ben bu şarkıyı bağıra bağıra söylüyorum tam deşarj oluyorum =)) _tavsiye edilir_


Yedinci parçam; Deniz Seki – Suya Hapsettim. Deniz Seki ne kadar da uyuşturucu olaylarından dolayı gözümde değer kaybetse de bu albümündeki şarkılar harika. Özellikle de bu parçası… Albümden ayrıca “Aşk Müzikali” ve “Bugünlerde” parçalarını da dinlemenizi tavsiye ederim. Deniz Seki, o kadar çok medyanın gözü önünde yaşadı ki özel hayatını, bu albümü dinlerken ne anlattığını ya da yeri gelince kimi! anlattığını hemen fark edeceksiniz. Çok içten ve doğal bir albüm olmuş.



Sekizinci parçam, Hande Yener – Bi Gideni Mi Var? Duygusal ve yavaş bir parça. Yalnız bir şekilde otururken çok dinliyorum bu parçayı. Kütüphane, bölümün bahçesi…hiç fark etmiyor anlayacağınız. Gene geçmişi hatırlatan bir parça bu. En sevdiğim yeri ise,

Bi gideni mi var bu aşkın?
Bi küseni mi var da yoksa
Senin haberin yok
Ya da kederin yok
Hiç olmadı olmasın da zaten

Dokuzuncu parçam, Pinhani – Yitirmeden. Bu parçayla Kavak Yelleri’ni izlerken tanıştım. Dağhan hayranı olduğumu daha önceki yazılarımda belitmiştim. Şimdi sadece onun için diziye bakıyorum. İşte geçen haftalarda Efe, Aslı’ya bir sürpriz yaptı ve çok hoş bir şiir okudu. Fonda da bu şarkı vardı. Biraz araştırdım ve buldum. Bıkmadan usanmadan dinliyorum. Klibide çok güzel =) aslında bu parçayı dinlerken içimde hem aşk hem sevgi hem arkadaşlık hem de kaybettiklerimin bende oluşturduğu duygular birleşiyor. Bu yüzden bu şarkıyı hep yalnızlken dinliyorum. Genelde de gözlerim doluyo. Ağlıyorum biraz ve rahatlıyorum. Parçada en sevdiğim yer bir değil bu sefer.
Hepsi =)

Durup düşünmeye zamanın olur mu?
Yitirmeden anlamaz insan
Sevdiklerin yolun sonunda
Sarıl her fırsatında o insana,
Arkasından ağlayan olma
Geri getirmez çok ağlasan da
Durur, durur belki başucunda
Annen baban kendi çapında
Abin bile kırk yedi yaşında
Ömür, ömür sanki bi kara kutuymuş
Günü gelince herkesin açılmış
Ama sorarsan hep geç kalınmış
Güzel günlerimizin bittiğini sanma
Belki bir daha böylesi olmaz
Ama her bi gün güzel aslında
Yakın durmanın zor olduğu ortada
Uzak olmak her zaman en kolay
Ama en zoru yalnız olunca
Uyur… Uyur belki hep yanında
İlk sevgilin kendi solunda
Her hatıra asılı duvarında
Ömür… Ömür sanki bi kara kutuymuş
Günü gelince herkesin açılmış
Ama sorarsan hep geç kalınmış
Uyur… Uyur belki hep yanında
İlk sevgilin kendi solunda
Her hatıra asılı duvarında
Ömür… Ömür sanki bi kara kutuymuş
Günü gelince herkesin açılmış
Ama sorarsan hep geç kalınmış
Benim hayatımın biraz özeti gibi bu şarkı zaten…


Çok alakasız ama Müslüm Baba’nın yeni albümünü dinlediniz mi? Çok farklı olmuş =) Şu sıralar radyoda en çok “Sensiz Olmaz” parçasını çalıyorlar. Yavaş yavaş söylemiş. Güzel gitmiş bence ona. Ama Şebnem Ferah’ın “Sigara” parçasını söylemeseymiş olurmuş ;) Bir Şebnem sever olarak bende “Sigara” şarkısının yeri ayrı değil apayrıdır ve başkasından duymak istemem =)


NOT: Bunların çoğunu Radyo Moda sağolsun oradan dinliyorum. Bütün gün çalıyorlar. Ee bende bulmuşum tabi frekansı çevirmiyorum =))

5 Mart 2011

Yasaklar!

Yasaklar Türkiye’sinde yaşarken Blogların kapatılmasına şaşırmamalı aslında.
Niye şaşırıyoruz ki? Her gün bir sitenin yasaklandığı ülkemde düşünce, fikir özgürlüğü o kadar da önemsenmiyor bence. Yazılan yazılardan, söylenen sözlerden korkan bir millet olduk çıktık.

Youtube ve benzeri sitelerin kapatılmasıyla başlayan bu yasaklar gene döndü ve dolaştı blogları yeniden buldu. Nedeni ne olursa olsun, bütün blogların kapatılmamalı.

Özgürlük, başkasının özgürlük alanlarının ihlaline kadardır diye biliyorum ben ve Blog’umu açtığımda karşıma çıkan,

Bu siteye erişim mahkeme kararıyla engellenmiştir.”

yazısıyla resmen şok oldum.

Sanki yasak MP3 indirtiyordum, porno görüntüler yayınlıyordum ya da birini rencide edecek yazılar yazıyordum. Bunların hiç birini yapmıyorum ve yapmayan arkadaşlarımla beraber bu olaya tepkimi bildiriyorum.

Bu yazıyı ne zaman okursunuz bilmiyorum.
Siz bu yazıyı okurken ben gerekli kişilere durumu bildirmiş, tepkimi farklı yollardan koymuş olacağım.

Herkesin Bloglarının en yakın zamanda açılması ümidimle iyi haftasonları.