türk kızı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
türk kızı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Eylül 2013

Almanya Güncesi ...6

20.08.2013 Tarihli yazımdır.


Bugün hava daha güzel daha sıcak. En azından yağmur görünmüyor. Almanya’daysanız havaya pek güvenmeyeceksiniz. Zaten yavaş yavaş ağustos ayını da bitirdiğimiz için kışı hissetmeye başladık. Ben mi? Ben tabi hala çiçekli şortumla yazı yaşıyorum. Altımda şortum, üstümde kot ceketim ve şalımla yollardayım.

Wiesbaden Wiesbaden…


Mainz merkezden 6A’ya bindim ve “Bu sefer Hbf’da inmicem.” dedim. Git gidebildiğin yere kadar. Bu da bi gezi mantığı sonuçta. Ben bunu dedim ve köprüyü geçtikten sonra otobüse bilet kontrolcüleri bindi! İşte o andı! Benim için kader anı. Günlerdir kullandığım bilet bakalım doğru muydu? Değilse 40€ bi yerime girecekti! Sıra bana geldi. Ben sanki yıllardır bu bileti kullanıyormuş gibi “Buyurun” dedim ve adamda “Zenginmiş bu” bakışı atıp karta tam bakmadan “Okey” dedi ve geçti gitti. Bu olayı hep duyuyordum ama yaşamak bir başkaymış yahu. O stres. O göz göze olma durumu ve tabi Almanca derdini anlatma durumunda kalma durumun.

Bilet kontrolünü başarıyla atlattıktan sonra bu şekilde gide gide hatta dün o kale gibi gördüğüm yerinde yanından geçtik. Çok bi şey değilmiş canım! Sadece bir kişinin eviymiş nolcak ki! #) Ana caddeden ara sokaklara daldıkça millet yavaş yavaş inmeye başladı. “Bende artık ineyim.” deyip yokuşta indim. Üç gidiş üç dönüş olan yolda karşıya geçmeye karar verdim ve geçtikten sonra gene ara sokaklar, çıkmaz sokaklara girdim. Sonra karnımın aç olduğunu fark edip bir markete daldım. Market “Türk Market” lere benziyordu. Sonunda Türk Market Türk Market diye konuştukları marketlerden birini bulmuştum. Ama içerdekilerde Almanca konuşuyordu. Neyse efenim alacağımı aldım ve parayı verirken market sahibi bana “Where are you from?” dedi. “Turkey” deyince de “Aa sen Türk müsün? Hiç benzemiyorsun. Nerelisin peki?” diye sordu (Siz sıkıldınız. İlk başlarda bende sıkılmıştım ama insan buralarda Türk olduğunla gurur duyuyor. Ve ben 8 gün sonra döneceğimi biliyorum ama onlar yılda en fazla bir aylığına gelebileceklerini biliyorlar.). “İzmirliyim” dedim “Ya siz?”. “Ben Süryaniyim.” dedi adam. “Türkçeyi güzel konuşuyorsunuz.” deyince “Türkiye’de de yaşadım ve ayrıca burada da Türk tanıdıklarım var.” dedi. “Güzel bir Türk bayansınız. Tanıştığıma memnun oldum.” dedi =) Bide para almayacaktı. “Olmaz.” dedim vericem adamım hehee =)) Almanya’da kiminle tanıştıysam hemen kaynaştım. Çok ilginç bir şey bu. Almanıylada, İngiliziylede Fransızıylada ve tabi Türklerle. Sanırsam samimi bir gülümsemem var ;)

Bu şekilde sokak kiliselerine, ara sokaklarına baka baka en tepeye çıkmışım. Manzara süperdi! DOM karşımda duruyordu! Aradığım yere kuşbakışı bakıyor gibiydim. Wiesbaden şimdi daha net ve belirgindi. Hangi yollardan gideceğimi, hangi binanın yakınımda olduğunu artık görüyordum. Hal böyle olunca bende kaybolmak diye bir durum olmuyor, ortadan kalkıyor.





İlk haftaki Mainz’da Rhein’i şans eseri bulmam gibi Wiesbaden’da da çarşıdan geçtim yürüye yürüye
 “Bowling green” e çıktım. Hemen karşımda Theaterkolonnade Hess. Staatstheater vardı. Ve tabi her şeyin ötesinde Casino Kurhaus en görkemli haliyle ortada duruyordu. Her yeşillikte oturup bol bol fotoğraf çeken Z.S. burda da geleneği bozmadı ve o meşhur süs çeşmeleriyle Casino’yu sizler için çekti.
Ben böyle fotoğraf çekerken yaşlı (Yaş ortalamaları 60 ve üstü) alman turist kafilesi (Üstten ikinci fotoğrafta onları görüyorsunuz.) de benim gibi bakınıyorlar ve liderlerini dinliyorlardı. Onlar içeri girince bende girdim. Bir yandan oranın tarihini anlatan lideri dinliyorum (Bilgileniyorum. Bulmuşum hazır anlatanı dinle dimi) bir yandan da içerinin fotoğraflarını çekiyorum. Sonra onlar sağa geçtiler ve oradan merdivenleri çıktılar. Alla allah noluyo ki dedim ve bende çaktırmadan onların peşinden gittim.

Ve ne çıktı dersiniz?
Adamlar tuvalete gidiyormuş! Hahaaa :D :D


Kendime hiç bu kadar gülmemiştim =)))) Neyse coolluğumuzu bozmadık ve bende girdim. İyide oldu. Saçıma başıma baktım. Zaten burada ve her girdiğim yerde ayrı bir tuvalet kültürü görüyorum. Adamlar teknolojiyi her yerde kullanıyorlar. Tuvalet deyip geçmeyin yani ;) Sonra herkes çıktı. Bende saçımı düzeltip, makyajımı tazeledim ve bende çıktım. Bi baktım kafile aşağıda karışık bir şekilde konuşuyor, gülüyor. Dikkat çekmeden çıkayım dememle bir anda ortalarına inmiş oldum. Hepsi bana baktı. Ve liderleri “Bizim guruptan mısın?” diye sordu. “Yoo!” dedim “Ben yalnız takılıyorum.”. “Biz kumar oynucaz istersen gel, seni bekledik.” dediler ve gülüştük =))
Dedeler nineler çok canlı burada çookk!
Burada da yaşlılara kendimi sevdirmiştim. Helal olsun bana ne diyim =))


Bu şekilde yürüye yürüye giderken Kurpark ve Warmer Damm’a çıktım. Şehrin ortasında gene dev ağaçlar, ördekler ve kazlar vardı.

                                    

Bi teyze kazlara yem veriyordu. Bende onun fotoğrafını çekiyordum (Soldaki fotoğrafta.) derken yanıma gelip “Sende besle.” dedi. Ve elime yem verdi. Onun yem vermesiyle de kaz yanımda bitti zaten. Şehrin ortasında hayvanlarla bu kadar iç içe olmak, onların insanlara alışması ve bütün bunlara inat her yerin tertemiz olması inanın insan ilk günler afallasa da çabuk alışıyor. Ülkemde en çok bunu yadırgıcam anladım ben. Parkta yürüyenlerde vardı, yatanlarda, boks antrenmanı yapan üç genç bile gördüm. İnsanlar çok rahat süperler süper!

DOM’un açılma saatine daha çok vardı ve bende gene sokaklara daldım. Evlerin olduğu mahalleri gezdim. Havanın güzel olmasından da yararlanıp bol bol fotoğraf çektim.







                      

Sonunda çan seslerini duydum ve meydana oradan da DOM’a geçtim. İçi dışından daha güzeldi. Her adım attığınız yerde tarihi eserler vardı. Herkesin dini kendine ama bu insanlar dinlerini çok sahipleniyor ve her kilisenin kapısındaki kişi sizi gülerek karşılıyor. Bu akşam burada festival var sanki. Gene festival çadırları kurulmuş. Yanımda arkadaşım olsa akşam gelirim ama yok işte. Olanda aramıyor. Neyse efenim olayı şu an odamda dram haline getirmicem.

Dönüş yolunda ne oldu? Karşıma kel kaslı bir adam oturdu. Üzerine salaş eşofmanları var falan. Yaa dedim ben bu adamı tanıyorum sanki. Sonra diğer sesimde diyo ki “Sanki 40 yıldır burda yaşıyorsun da tanıdın adamı. Adam işte klasik alman tipli biri.”. Yok diyor diğer sesim. Tanıyorum yahu ben bu adamı! Sonra adam inince anladım olayı. Adam boks salonlarının olduğu yerde indi ve ben kafamı çevirmemle adamın dev posterini görmüş oldum. Üç gün sonra gerçekleşecek boks gecesindeki boksörmüş adam! Ve ben iki gündür onun posterini görüyormuşum. Görsel hafıza budur arkadaş hehee =))) Şu an odamdayım ve fotoğraflarımı face’e yükledim. Maillerime cevap atmadan öncede size bu yazıyı yazdım.

Özetle Wiesbaden sıkıldıkça gidilesi bir yer.

           

                                                           

Benim gibi gezin yani turistsiniz siz. Takılın bir kafileye ve onlarla çaktırmadan gezin.
Turist Info noktalarını bulun ve hemen bir şehir haritası alın.
Zaten bedava veriyorlar ama siz gene de bunun fiyatı ne kadar diye sorun. Sonra sorun çıkmasın.
Konuşacak ortamlar yaratın
 İnsanlara sorular sorun ve etrafınızı iyi gözlemleyin.
Her anı yakalayın, soluyun ve insanları dinleyin.

xoxo

NOT: Fotoğraflar şahsım tarafından çekilmiştir.

17 Ağustos 2013

Almanya Güncesi ...3 (Part 1)

Off anam off!..

Bugün günlerden cumartesi ve ben anca kendime gelebildim. Dün resmen baygın mod bir gün önceki yorgunluğumu atmaya çalışarak geçirdiğim için yazım bu güne kaldı. Aslında her gün bir yazı şeklinde olacaktı ama bunu hemen yayınlamam lazım =)

Perşembe günü 15.08.2013 tarihinde Heidelberg’e gitmeye karar vermiştim. Her şey buraya kadar güzeldi. Aslında hikâyem güzelde manyaklıklar hep bende ondan sorun orda #) Her neyse efenim hikâyeye dönelim; bir gece önceden biletimi gidiş ve dönüş olarak aldım. Sabah 9 değil de 12 olsun dedim neden? Çünkü Mainz’dan önce trenle Frankfurt’a gitmem gerekiyordu. İyi, sabahın köründe kalktım, duşa girdim giyindim ve evden çıktım. Merkeze gidip trene bindim. Frankfurt merkezde indim. Frankfurt Hbf (Hauptbahnhof)’u görseniz, kocaman bir yer. Herkes oraya buraya koşuşturuyor. Tamam, ben bu koşuşturmaya alışkınımda burada tuhaf bir durum var. Her milletten her insan var. Sırt çantasını alıp gelen o kadar çok insan var ki. Neyse ki Almanya’nın en sevdiğim olayı “Turist Info” noktalarının olması. Turist olmasanız bile gidip her şeyi sorabilirsiniz. “Nereye nasıl giderim?” tabi birinci sorunuz. İşte böyle indim ve saat 11’di. Önce otobüsü buldum ve doğru otobüs olduğundan emin olduktan sonra şöyle bi şehri dolaşayım dedim. Bi sokağa girdim daha doğrusu Hbf’dan dümdüz yürüdüm. Sağa bakıyorum Tayvan masaj salonları, sola bakıyorum Hint masaj salonları, etraf Tayvanlı, Koreli, Çinli, Hintli, Arap, İranlı dolu. Akşamına Ö. ile konuşunca öğrendim ki (Hazır olun!) bu sokak “Genelev Sokağı” ymış. Evet, ben bilmeden dalmışım yola. Ama ara sokak da değildi. Kocaman sokaktı. Ortadaydı. Meydandaydı ve bi bina vardı tamamen porno, seks kulübü, kucak dansı yapılan yerdi. Bina diyorum! 5 katlı binanın tamamı diyorum! Bizdeki gibi izbe, döküntü binaların üçüncü katındaki, yanar döner ışıklı, led lambalı “Erotik Shop” lardan değildi
.

Bilmeden geçtiğim bu sokaktan çıkınca bi baktım ileride “Simit Sarayı” var :D Kaç günün sonunda canım simit istedi ve daldım içeri (Tamam kabul açtım.). Kuyruk kuyruk derken içeride Türklerin çok olduğunu anladım. İnsan kaç günün sonunda kendi dilini konuşan insanlarla karşılaşınca çok mutlu oluyor. Tarifsiz bir mutluluk bu, ondan anlatamam =)) Sıra bana gelince Almanca isteğimi söyledim. Kadının Almanca “Paket mi yoksa burada mı yiyeceksiniz?” sorusuna benim Türkçe “Paket.” dememle kadının mutlu olması aynı anda oldu =))

“İtalyan sandım sizi.” dedi!
Nasıl yaa?!

İşte milletin bana neden ilginç baktığını o gün daha iyi anladım. Ne büyük gözlerim, ne de esmer tenim değildi olay. Olay: beni İtalyan sanmalarıymış! Burada Türk kızı olan Ö. ile tanıştım. Oda çarşamba gecesi bana aynı şeyi söyledi. İtalyana benziyormuşum. Öyle bir havam varmış (O nasıl oluyorsa?!). Bu iyi bir şey mi yoksa değil mi anlayamadım hehee =)) İşte ben böyle gezerken 1€ cu gördüm! Bizdeki 1liracıların yerini Avrupa’da 1€ cular almış sayın Okuyucu :D Olay ve mantık aynı işte. Çin mallarını ucuza alıyorsun ;)

Hint yemekleri, uzak doğu yemekleri Almanya’da çok revaçta anladığım kadarıyla. Hangi şehre gitsem etrafta onların restoranları var. Aslına bakarsanız Frankfurt, porno dükkânları, ülkelerin kendi restoranları, lüks evleri, lüks arabaları, durakları, dükkânlarıyla tam bir karmaşa şehri. Yürürken Tchibo’nun dükkânına denk geldim ve içeri girdim. Yok, bu sitenin internet sitesi daha verimli. Dükkânlarında hiçbir şey yok. Mainz’dekin de de bir şey yoktu.

Frankfurt Hbf’da ne var? Çok fazla başka şehirlere giden otobüs var. Benim gibi gezmek için gidecekseniz bir sürü alternatif bulabiliyorsunuz. Bunlardan bir kaçını vereyim;


Saat 12 olunca otobüse bindim. Yanıma bir kız oturdu. Onunla ayaküstü konuştuk. Stuttgart’a gidiyormuş. Sonra araştırdım da 3 saatmiş gidiş! Bende gitmek istiyorum ama gidince bir gece kalmam gerek herhalde. Hem şehri gez hem aynı gün dön zor olur. Devamında kız dergi okumaya daldı bende uykuya. 1 saat sonra Heidelberg’deydim =) Hemen Turist Info’ya gidip şehir haritası ile 2 tanede otobüs bileti aldım. Zaten kalabalık turist ordusuyla otobüs durağında karşılaşıyorsunuz. Herkes turist olunca olay daha da eğlenceli oluyor. Biletlerimiz
elimizde bakışıp, konuşup, tanışıp girdik otobüse. İlk gezilecek yer tabiki de “Schloss Heidelberg” di. Kale harika bir yer. Kocaman bir bahçesi var. Benim gibi yeşillik doğa aşığıysanız önce bahçesini gezin. Kocaman ağaçlar, yılların (400 yıllık) sardığı sarmaşıklar ve çiçekleriyle çok güzel bir bahçe gerçekten. Daha sonra kaleye geliyorsunuz. İçeri girmek için 4€’ya bilet alıyorsunuz. İçeride “The German Pharmacy Museum” ile “Die Grossen Faesser” var. Ben buralarda pek fotoğraf çekmedim. TGPM’de ilaçlar, bitkiler, aspirinin tarihi, eczaneleri görebilirsiniz. DGF’de ise dev iki tane bira fıçısı var. Üstüne çıkıyor, yanından geçiyorsunuz. Tabi benim en büyülendiğim kale oldu. İçeri girince aklıma hemen hemen her kaleye girişimde gelen sorular geldi:

*Bu kalede kim bilir kimler yaşamıştır? 
*Neler yaşamışlardır, neler görmüşlerdir?
*Nasıl bir hayat yaşadılar?
*Neler yediler?
*Savaşlarda naptılar?
*Kimler zindanlara kapatıldı ve öldü?
*Buranın yazı, kışı nasıl olur? Şimdi geçtiğimiz yerlerde kim bilir hangi entrikalar, planlar yürüyerek konuşuldu?

Bunları sora sora gezerken sonunda manzaranın olduğu o yere geldim =)

Vee bakın orda ne buldum?!

Aslında tarihi esere zarar verildiği için kızdım ama sonra bi baktım her ülkeden yazı var.

#heryertaksimheryerdirenis




Avluda oturup kendimi çekerken (Napak, tek başıma gezmenin olayı da bu. Kendi kendinizi çekiyorsunuz. Alıştım ama. İyi poz yakalıyorum.) yanımda Fransız bir bayan oturuyordu. Bana yarı İngilizce yarı Almanca Fransız aksanlı bir şeyler anlatmaya başladı. Komik bir şeydi ve ben onu dinlerken önce kendimi iki poz çekmişim sonra gülerken bir halim var ki yarılmışım. Ama inanın anlattığının anca çeyreğini anlayabildim. Sonunda da bilekliğimi gösterip “Alman mısın?” dedi. “Yok.” dedim. “Türküm. Buda tuttuğum takımın bilekliği. GALATASARAY.”. Teyzenin “Ama Kırmızı – Sarı – Siyah renkleri Alman bayrağına benziyor.” demesiyle sabah İtalyana benzetilen benim, artık evrensel bir görünümüm olduğunu anlamam kesinleşti. Bence millet bana bakıp “Bu kız nereli?” diyor olabilir =) Zaten işleri güçleri yok bunu soruyorlardır, eminim #) Bide kendimi çekmeme acıyıp “Ben çekeyim mi?” diyen bir çift çıktı ama onlara da güvenmedim. Valla sizde güvenmeyin. Alır makinanızıda kalırsınız öyle. Oradan ayrılıp kalenin etrafını daha çok gezmeye çıktım. Yollara karıştım, ara sokakları gezdim.

Ara sokaklar gezilmeden o şehir gezilmez arkadaş!

Daha bu günün akşamı var. Akşamı mı ouvv canlar o bir sonraki Partta ;)

Çektiğim bir kaç fotoğrafı yayınlamak istiyorum: 

          




     

NOT: Fotoğraflar şahsım tarafından çekilmiştir. 

10 Kasım 2011

1881 - 193∞

Nasıl başlanır?
Duygular nasıl ifade edilir? En doğru ve düzgün ifade için hangi kelimeler seçilir bilemiyorum.

Bugün sabahtan bölüme gittim. Dekanlığın önünde saat 09.05 de siren sesleriyle saygı duruşu ardından da söylenen İstiklal Marşı.

Ardından ders derken şimdi evdeyim. İlk işim duygularımı ifade etmek istediğim bir yazı yazmaktı ama şimdi ne ellerim klavyenin tuşlarına basabiliyor ne de ben bir şeyler yazabiliyorum. Halbuki eve gelirken ne söylemek istediğimi kafamda belirlemiş ve düşünmüştüm.


Her 10 Kasım da ben hep aynı şeyi düşünürüm: Acaba Atatürk ölmeden önce ne düşünüyordu?

Konuşamam o gün genelde.
Gülemem mesela.
Saygı duruşunda dolan gözlerimi gizlemek için kafamı eğerim.
Rüzgarın yüzüme vuruşuyla biraz olsun kurur göz pınarlarım.
Evet, ben her 10 Kasım da çok ağlarım.

Bugün Atatürk karşıma çıksa ona ilk söylemek istediğim söz “Seni özledim.” olurdu. Evet, seni çok özledim Atam. Başka bir şey söylemem, söyleyemem. Çünkü biliyorum ki karşında özür dilesem ya da ülkemizdeki durumu şikayet etsem bana “Sen neler yaptın?” diye sorarsın. "Durumun mu yoktu?" dersin. Şikayet etmeye ve söylenmeye hakkımız yok biliyorum.

Sen öldükten sonra çok şey değişti be Atam. Cumhuriyetin 10.yılına kadar yaptıklarımızı 88 yıl geçmesine rağmen hala yapamıyoruz. “Türkün Mucizesini” gerçekleştiremiyoruz. Bir şeyler bize engel oluyor. Şikâyet değil bu sadece içten söylenen bir söz.  Çatma Atam kaşlarını. Biz her durumda senin ilkelerini biliyor ve gerçekleştirmek için çalışıyoruz. Her öğrendiğimiz bilgiyi sorguluyor ve amaçlarımız uğrunda senin de yaptığın gibi adım adım ilerliyoruz.

Günümüzde Atatürk’e diktatör diyenlerin çoğaldığı, oda kim ki diyebilecek kadar kendini bilmez, şuursuz insanların da yaşadığı bir ülke olmaya başladık. Bu ülkede herkes haddini bilecek! Eğer sen bu ülkenin ekmeğini yeyip, suyunu içip ve söylediğin sözlerin hepsini özgürce söyleyebiliyorsan bunu sana kazandıranın Atatürk olduğunu bileceksin. Bağımsızlığın ne olduğunu sindiremeyen, o dar görüşlü beyinlerinin içini böceklerin yediği insanların güzel ülkemi bölmeye çalışmasına ve bide bunu açık açık yani aleni bir şekilde yapmasına SİNİR OLUYORUM. Siz, Atamın nasıl biri olduğunu bilmiyorsanız ben size söyleyeyim.

Benim Atam:
*Hayvanları severdi.
*İnsanları severdi.
*Milletini severdi ve hayatını o çok sevdiği milletine adamıştı.
*Çağdaştı.
*Askerdi.
*Cumhuriyetçiydi.
*Laikti.

*Dinsiz değildi.
*Barışçıydı.
*Duyarlıydı.
*Kadınları sayardı.
*Kibardı, inceydi.
*Merhametliydi.
*Övünmeyi sevmezdi.
*İdealistti.
*Hayal kurmazdı, gerçekçiydi ve söylediği her şeyi de yapardı.
*Genç ruhlu, eğlenceli yeri geldiğinde ise çocuksu olabilirdi…

Saydığım ve sayamadığım her özelliğiyle benim Atam ADAM GİBİ ADAMDI.
Bütün dünyayı etkilemiş ve nice ulusa önder olabilmişti.
Ben Atamı çok seviyorum.
Onun düşüncelerini, karakterini ve yapmak istediklerini de biliyorum.
Bir Atatürk Çocuğu olarak görevlerimi biliyorum Atam.
Biz nice 10 Kasımlar göreceğiz ve her sene aynı acıyla seni anacağız.
İzindeyiz…

31 Aralık 2010

İyi Dilekler ile 2011'e MERHABA ♥´`*

 
Herkesin kutlama yazısı yazdığı şu günlerde bende bir yazı yazmalıyım dedim =)) Ama aklımda o kadar çok şey vardı ki hepsini kısa kısa belirtmeden de geçmek olmazdı ;)

Asıl yazacaklarımın yanında dikkatimi çekti de üye sayısı artmış =) Herkese teşekkürler…

Finallere hazırlık ve vizeler sonrası gelen bir salaklaşma dönemi sonrası ne yazı yazabiliyordum ne de kendime zaman ayırabiliyordum. Dağıttım, kendimden geçtim ve şimdilerde bunun üstesinden gelip toparlanıyorum. İlk dönem biterken, dönemi iyi bitirmek en büyük isteğim. Sakın terk derdimin dersler olduğunu sanmayın çünkü hayatımda önem verdiğim bir diğer şey olan keman çalmam ile ilgili süper gelişmeler var. Elimdeki Tatlı Yaralar meyvesini verdi ve keman hocamdan küçükte olsa bir gecede çalma teklifi aldım. Orkestra ile birlikteymiş. Günü biraz ters ama bakıcaz. Yazarken bile heyecanlandım. Geçmiş yazılarımı okuyanlar sahnede çaldıktan sonraki halimi bilirler. O zamanki olay bu kadar ciddi değildi ve kişi sayısıda azdı ama bu sefer iş çok ciddi. Stres yaptım kendi içimde sanırsam. Ama olsun mutluluk sarhoşu modunda dolaşıyorum aklıma geldikçe. Yüzümde bir anda kocaman bir gülümseme oluyor =)) soranlara “Hiiççç” diyorum. Halbuki o hiçin ne olduğunu sadece ben biliyorum. Güzel bir sır bu. Tabi artık sır değil ama olsun =))

Şu sıralar kafamı bir konu hakkında boşalttım. Ohh rahatladım valla. Tabi ki de konu erkekler. Sevdiğim çocuk artık hayatımda değil. Aklıma ilk gelen kişi de değil. Ayy dünya varmış ya. Zor olsa da kurtuldum. Şimdi kendim, heyecanlarım ve streslerim ile hayatıma bakıyorum. Bazen diyorum “Kendim bile bana çok gelirken başka birisini kaldıramam”. Birazda böyle deneyelim bakalım. Daha sonra ne olur bilinmez ama bu yeni durumu sevdim ve alışana kadar zorlansam da hemen alıştım ve ayrılmaya da niyetim yok =)) Seviyeli ilişkimizi ilan ediyorum burdan, cümle alem duysun =)))


Gaza geldim ve bişey daha itiraf etmek istiyorum. Ben “Zuhal Topal ile İzdivaç” programını izliyorum ama sadece onun programını =)bence Esra Erol’dan daha başarılı. FOX’daki Su Gibi’ye ise bişey demiyorum çünkü onlar işin cılkını çıkarmış ve seviyesiz bir program yapıyorlar. Bütün bu kişilerin içinden Zuhal’i ayırıyorum ve bayılıyorum ona. Resmen okul sonrası beynimi dağıtıyor ve eğlendiriyor. Arada denk gelirseniz izleyin derim.

Hatta bu hafta Japon bir kişi vardı ve adı da Şingo’ydu. Çok tatlıydı ya =)) Türk kızı istiyormuş. Buldu da. Aileye önem veren bizim kültürümüz onlara bu anlamda yakın zaten. Şahsen benim tercihim Koreli olurdu ama olsun Japon da iyidir. Şingo Amerika’da yönetmenlik yapmış falan. Bugün sonunda 8 talibinden birini seçti. Bende o kızı seçmesini istemiştim zaten ;) bunu neden anlattım bilmiyorum ama okulda bu programı izleyenleri dışlar gibi bakıyorlar. Buna bir tepki olarak yazmış olabilirim =)) Forever Zuhal Topal ile İzdivaç =)))


Millet yeni yılda yeni dilekler falan dilerken ben liste yaptım. 2010’un son saniyelerinde süper hızlı okuma becerimle 50 maddeyi okumak istiyorum  =))) bunu yapmak ise ilk isteğim =)) bugün gittim alış veriş yaptım ve öylece gezindim Forum Bornova’da… İnsanlara baktım… Telaşlarını ve heyecanlarını gözlemledim. Hava soğuktu ama kimse umursamıyordu. En güzeliydi bence =)) Kar yağmayan bir İzmir’de hafif soğuk bana kışı ve yeni yılı hatırlattı. İlk kez bu sene o kadar heyecanlanmadığımı hissediyorum. İçimde bir şeyler oluyor ama ne olduğu dışarı çıkmıyor, bir türlü dile gelmiyor. Yarın bütün gün evdeyim ama  akşama keman dersime gidicem. Artık o saate kadar evi hazırlarım =)) Akşama bizde yapacağız artık bir şeyler ;)) hediyeler ve süprizler…  =))


NOT: Neden kırmızı don alınır ve neden giyinilir yeni yılda bilmiyorum ama kırmızı don olayı bugün beni korkuttu. Neden diye soracaksınız. Her yerden don çıkan ve sarkan bir yerden geçmek zorunda kaldım ve bizim millet gibi tahrike açık insanlar oradan geçse başıma ne gelirdi acaba dedim :S direk uzaklaştım. Ne aldım ne de baktım…


İşte yazımın sonu…
Herkesin yeni yılı şimdiden kutlu olsun =)))

Bol neşeli, mutlu, umutlu, tabi ki de en başta olması gereken sağlıklı sonra başarılı, bol aşklı, paralı_çıkarsa bana da uğrayın ;)_sevdiklerinizin yanınızda olduğu, biraz hüzünlü, şanslı, heyecanlı ve bunların yanında sonu ÇOK MUTLU bitmesi dileklerimle…

8 Eylül 2009

Kardelenler

Turkcell'in de katkılarıyla büyüyen ve daha geniş kitlelere duyurulan bir proje "Kardelen Projesi".

Sezen Aksu'nun da yer almasıyla bence harika bile oldu.

Türkan Saylan'ın katkılarını da unutmamak gerek tabi. Öldüğü gün onun yetiştirdiği ve yetiştirmeye devam ettiği bütün öğrencileri cenaze törenine katıldı. Harikaydı bi o kadar da hüzünlü.

Kardelenlerin yaşamı kimseye benzemiyo. Bi kere yorucu, kızların değer bile görmediği bi yerde yaşıyolar. Belki de Türkiye'nin gizli yüzü onlar saklamaya çalışılan. Herkesin bir şey söylediği ama iş aktif bir şeyler yapılmaya başlandığında kaçan bir yerde yaşıyoruz biz. Bu çocukları düşünen kişi sayısı o kadar az ki. Pazar günleri National Geografic kanalında yayınlanan belgeselini hiç izlediniz mi bilmiyorum ama ben bir kez değil bir çok kez seyrettim ve şunu fark ettim hiç biri bu yaşamı seçemiyor. Kader falan da değil bu. Kendileri durumlarının sonuna kadar farkındalar aslında ve bu durumdan sıyrılmak için ise ellerinden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyolar. Çoğu ise yaşadıkları yerlerin olumsuzluğundan kaçıp, okuyup ama sonrasında yeniden orada yararlı işler yapmak istiyo. Her gün duyduğumuz 5.sayfa haberi gibi okuduğumuz töre kurbanı kızlarımızdan olmak istemiyorlar. Erken yaşta evlenip daha kendileri çocukken bu olumsuz dünyaya bir çocuk daha getirmek istemiyolar. Haklılar da! Sonuna kadar onlara destek veriyorum. Ufak bir yardım (Belki size göre) onların hayatını değiştirebilir.

Yan resimdeki kızın öyküsü o kadar etkiledi ki beni. Belgeselin en can alıcı noktası bu kızın çıktığı yer oldu benim için. O meraklı ve cin fikirli parlayan gözlere bakar mısınız?!

Onlar bizim geleceğimiz, bunu unutmamalı ve bunun için de duyarsız kalmamalıyız.



İşte size sayılarla kardelenler; (bunları artırmak ise bizim elimizde)

20. 000’den fazla öğrenciye burs verildi.

8. 666 Kardelen liseyi bitirdi. 

1902 Kardelen üniversite sınavını kazandı.

755’i üniversiteden başarıyla mezun oldu. 

Türkiye’deki okuma yazma bilmeyen her 100 kişiden 76’sı kadın.

Bu yazıyı yazarken araştırdığım ve haberlerini kullandığım;

 - http://kardelenler.turkcell.com.tr/resimler4.html
 - http://www.foxlife.com.tr/ngc/kardelenler/kardelenler_tino_soriano.html

sitelerine teşekkür ederim...