İş güç koşuşturmaca
tam gaz gidiyor.
Bu sabah kampüs önünden geçerken geçen seneki kendimi
düşündüm. Gözümün önüne geldi. Ne kadar çok zamanım varmış, ne kadar çok
kendime ayırdığım günler, anlar varmış meğer. Kitap Fuarı geldiğinde ders
çıkışı giderdim. Bazen arkadaşlarımla, bazen de kafam rahat bir kulaklık bir
MP3 ümle. En güzel arkadaşım MP3 ümdü hala öyle gerçi ama işte en çok
konuştuğum konu tekstil ve bantlarken insanlarla ise süre gelen işleri
konuşuyorum. Sosyallik için hafta sonları doğa yürüyüşüne gidiyor, hafta içi de
iki gün spor salonuna gidiyorum. Anca deşarj oluyorum desem. Doğada yürüyüş
yaptığımda beş günlük vücudumda biriken bütün fabrikanın kötü havasını ve
enerjisini atmış oluyorum. Pazartesi yeni haftaya dinç başlıyorum. Beni çarşambaya
kadar götürüyor, idare ettiriyor.
Kafamda deli sorular beliriyor bu aralar. Sevdiğinle beraberken
hayat pespembe sonra eve geldiğinde gerçek, kapıyı açmanla ortaya çıkıyor. Yalan
söylüyorsun. Çevrene, en yakınına belki de arada kendine. Söylüyorsun işte
dönüşün yok. Senin kabullerinle çevrenin kabulleri aynı değil çünkü. Ya hayatı
onlara göre yaşayıp onların amaçlarına ulaşmak için yıllarını harcayacaksın ya
da seni mutlu eden yerde olacaksın. Ben son cümlemi uyguluyorum. Kendi hayatımı
yaşıyorum. Yalanlarımla, dolanlarımla, işte eşek gibi çalışmamla, diyetimle,
sporumla, gülümsememle, yürüyüşümle ve kendi yöntemlerimle yaşıyorum.
İş hayatı beni çok sarstı. İyi anlamda. Üslup, konuşma
mantığı ve her an değişen ortamlar, stresler… Kendine göre yaşarsan bazen
olmuyor. Olması gereken zamanlar gelecek biliyorum ama bekliyorum. Hala öğreniyorum.
Öğrenmeyi bıraktığım anda etrafımda yüzü asık ve umutsuzluğa kapılmış onlarca
insandan biri olacağımı biliyorum. Günyüzü görmeden çalıştığım zamanlar oluyor.
Bantın içinde etüt alırken oturmadığım (oturamadığım), zil ve paydos seslerini
beklediğim, işçileri panjurumun arkasından gözlemlediğim zamanlar. Bir şeyi
araştırıp sonunda sormayı, cevabı bulana kadar araştırmayı öğrendim ben. Ne
uçan ne kaçan modundayım. Her işe yetişmeye çalışıyorum. Yapamayacağım işler
içinde çaba harcayıp sonrasında yetişemiyorum diyorum. İşin sonunda “Başarısız,
görevi yapamadı.” demesinler diye öğrendim bunu. Çünkü her işi üstlendiğinizde
size zaman kalmıyor. Şu an bile zamanım yok. Yazılarımı geç yazıyorum.
Keşke diyorum gene Mainz’da
olsam.
Wiesbaden’da mesela.
Şehir ormanında
ağacın altında uzansam.
Dilimi bile
bilmedikleri yerde özgür olsam.
İyi dileklerimle işe
başlıyorum şimdi. Hızla geçen günleri yaşıyorum fakat saymıyorum.
xoxo



