19.08.2013 Tarihli yazımdır.
NOT: Fotoğraflar şahsım tarafından çekilmiştir.
Dün oturdum kendime
gezi planı çıkardım.
Hangi gün ne yapmalı,
nerelere gitmeli?
Ne kadar para
harcamalı ve tabi alınacak hediyeler neler olmalı?
İlginç şeyler aradım hep Almanya’da. Hem mesleğim ile ilgili
hem de bir şey alacaksam, ona para vereceksem o alacağım şey farklı olmalıydı. Beğenildiğinde
“Bunu Almanya’dan aldım.” demeliydim.
İşte böyle düşündükten sonra bugün Wiesbaden’a gittim. Elimde aylık bilet
olduğu için gidişlerim gelişlerim sorun olmuyor. Mainz Hbf’dan 6’ya (6A’da
olur.) biniyorsunuz ve Theodor Brücke’den geçip Wiesbaden’a gidiyorsunuz. Evlerin
arasından geçe geçe sonunda Wiesbaden Hbf’a vardım. Merkez diye orada indim. Hemen
karşısı parktı. Bol yeşillikli, gölü olan yer (Yukarıda fotoğrafı olan yer.).
Almanya’da dikkat ettiğim bir
diğer şey ise adamların Hauptbahnhof’ları tam bir tarihi eser. Mimarisiyle,
içiyle, korunmasıyla önemli onlar için. Dışarı çıkınca hemen binayı
inceliyorsunuz (Soldaki fotoğraftaki yer Wiesbaden Hbf.). Gene ördekler özgürce yüzüyorlardı. İnsanlar hayvanlarıyla
geziyor, son model arabalar yollarda leblebi gibi görünüyordu. Ben hemen alışveriş
merkezine girdim. Orda bir mağaza olduğunu bana söylemişlerdi. İçeriyi gezerken
hem yeni sezonun modasını araştırıyor hem de Almanlar ne giyer, ne takar, ne
beğenir bunlara bakıyordum.
Ben alıcı değil
gezici, gözlemciyim ;)
İlk gözüme çarpanlar, abartıyı seviyorlar. Örnek vermek
gerekirse baskılı tişört az onlar için. Onun üzerine zımbada olacak, kurdelede.
Her şey abartılı. Kolyelerde zımbalar olacak, haç işareti olacak. Din önce
olurken küfürlü bilezikler kollarda ve punk stili çok önemli. Ayakkabılar yüksek
topuklu. Çantaları büyük ama renksiz. Geneli bordo, siyah ya da pembe! Şalvarlar
moda (Ama kalıplar, desenler, dikimler, kesimler rezalet. Şalvar diye onu alıp
totoma geçirmem yani!). Vee benim en sevdiğim ve ailemdeki herkese de aldığım (Kendim
dışında) atkılar. İki ucu birbirine dikilmiş boyunluklar diyelim biz onlara. Çeşit
çeşit. Örme, dokuma, baskılı kumaşlardan yapılmış bir sürü boyunluk. Raflarda renk
renk görseniz çıldırırsınız. Mağazaya girdiğinizde peşinize hemen bir tezgâhtar
takılmıyor. Sizi sorularıyla bunaltmıyor. Almanya’da herkes kendi halinde bir
durum var.
Bide unutmadan şunu söylicem: İzmir’de H&M mağazası yok.
Türkiye genelinde de yanılmıyorsam 5 tane var. Almanya’da her köşe başı
H&M! Resmen Türkiye’deki LC Waikiki gibi olmuş durumda. Kaliteleri iyi
olabilir ama çok mağazası olunca orta malı gibi oluyor, kimse kusura bakmasın.
Almanya’da renkli ürün bulmak zor. Mağazalardaki giysilerde siyah ağırlıklı. Hâlbuki
o kadar soğuk, yağmurlu iklime renk lazım. Stajdaki yabancı bayan benim renkli,
çiçek baskılı şortumu demek ki bundan çok beğenmiş. İlk aklıma bu geldi. Renk yok
ki insanların tekstil ürünlerinde.
İlk dakikadan alışveriş yapıp elime kocaman torbayı
tutuşturunca gezmek o kadar kolay olmuyor haliyle. Hepsi şu akşam 8’de kapanan dükkânlar.
Kapanmadan işimi halledeyim mantığıyla gidiyorum.
Parka daldım. Oradan dümdüz gittim ve karşıma tarihi eser
gibi evler çıktı. üç katlı apartmanlar bunlar. Sonra geze geze anladım ki
Wiesbaden’daki evlerin geneli böyle evler. Ve sonra gene araştırınca öğrendim
ki bu şehirdeki insanların ekonomik durumu genelin çok çok üstünde. Zengin ve
eğitim seviyesi yüksek insanlar bu şehirde yaşıyor.
Ben o evleri inceleyip
fotoğraflarını çekerken (Wiesbaden'daki evler soldaki fotoğraftaki evler. Genelinin mimarisi bu şekilde.) karşıma Martkkirche (Kilise) çıktı. İçine girdim gezdim.
Oradan çıktım
merkez başbakanlık binasına (Soldaki fotoğrafta.) geldim. Böyle gezerken geçen gün Ö. ile yemek
yaparken parmağımı yakmıştım. Yara bandımda evde kalmış. Yaram iyice coşup
kanayınca ilk eczaneye daldım. İçeri girince eczacıya ezberlediğim “Bir yara bandı
istiyorum.” cümlesini kurdum. Adamda bana “Sen bana yaranı göster önce.” dedi. Yaramın
halini görünce “Bir dakika bekle.” deyip içeri gitti ve geldi. Yaramın üstündeki
lifleri temizledikten sonra krem sürdü ve bana benim yarama uygun yara bandını
verdi. “Bu yarana iyi gelir.” deyip ben yapıştırırken de “Gut Gut” deyip
onayladı. Memnun ayrıldım oradan.
Dom (Katedral) buldum (Soldaki fotoğrafta.). Ama bi baktım
pazartesileri kapalıymış. Ertesi gün ve sonraki hangi günler açık onu öğrendim
ve ertesi gün yeniden bu şehre gelmeye karar verdim. Bunu düşüne düşüne yokuş
yukarı bi yola çıktım. İleride kale gibi bir yeri gördüm hadi dedim gideyim. Benim
bunu dememle bir anda hava gürleri yağmur başladı. Altımda şortum üstümde ince
body ve kot ceketimle kaldım mı ortada?! Alışveriş torbasını kafama geçirdim ve
kenarlardan yürüye yürüye bi yola çıktım. Şehirden merkezden farkında olmadan
yürüye yürüye çok uzaklaşmışım o gün. Sonra bir köşe büfedeki bayana “Hbf’a
nasıl giderim?” diye sordum. Sağolsun bana yolu tarif etti (Almanların bu huyunu
çok seviyorum. Yardım edip size iyi davranıyorlar.). Sonra bana İtalyanca “Hoşça
kal.” dedi =) Gene İtalyan olmuştum. Saat akşama gelirken saatimin durduğunu
fark ettim! Ben daha öğlen herhalde gibi saf saf geziniyordum. Meğerse akşam
olmuş bile. Havada kararmayınca anlamıyorsunuz saati #) Hemen ilk otobüse
bindim ve 1 saat sonra odamdaydım. Yolda bi ara sızdım. Yürü yürü yorulmuşum. Aldıklarımı
paketledim bu gece. Yemeğimi yedim. Ne kadar sağlıklı beslenmek istesem de
kendimi büyük ve ucuz abur cuburdan alamıyorum. Almanya’ya geldiğimden beri
yediğim çikolatalar döndüğümde erimek için göbeğimde bekliyor biliyorum #)
Yarın gene Wiesbaden.
Bu sefer şehrin
araştırmasını da adam akıllı yapıcam ve gidilecek yerlerin yanında şehir
haritasını da alıcam.
O kiliseyi görmeliyim,
içine girmeliyim ve tabi ara sokakları bu şehirde de gezmeliyim ;)
xoxo



.jpg)