29 Aralık 2013

Rahatladım Yauvv!


“Ohh!” mu çeksem yoksa “Haydi şimdi bütün eller havaya!” mı desem bilemedim. En iyisi ben kocaman bir ohh çekeyim. İçim kıpır kıpır =) Bitti ya bitti. İçimde bir boşluk yok. Olması mı gerekiyor bilmiyorum ama olmasın böylesi çook güzeellll :D Mutluyum hem de çook. Kelime bulamıyorum anlatmak için.

Şöyle desem;
Buluştum!

Mail kutuma gelen ve yorum olarak yazdıklarınızın sonunda buluşmaya karar verdim. Düşüncelerinizi, deneyimlerinizi, fikirlerinizi benimle çekinmeden paylaştığınız için hepinize teşekkür ederim. Öncelikle bunu belirtmek istedim.

Bugün buluştum. Kadınız işte. İnsanın “O eski halimden eser yok şimdi.” diyesi geliyor ve ona göre giyiniyor. “Bak baaakk neler kaçırdın, senden sonra yıkılacağımı sanıyorsan yıkılmadım. Hem güzelleştim (Kilo verdim) hem de giyim tarzımı değiştirdim.” dedim hohooo =))) Tabi bunu giyimimle ve tavrımla dedim. Öyle pat diye değil ;) Altıma dapdar kotumu, onun altına siyah çizmelerimi ve üzerime sırt dekolteli kazağımla deri ceketimi giydim. Birazda siyah makyaj yapıp kırmızı rujla çıktım dışarıya. Ne yalan söyliyim güzel oldum hahahaaaa :D

Kötüyüm kötüyüm kötüüü!!!

Hayat erkeklerden intikam alınca daha mı güzel ne?! ;) Kız arkadaşlarımı terk eden erkeklerden de böyle intikam alıyorum ya da aldırıyorum ohh #) Ay şu dört gündür yaşadığım sinir stres germişti beni. Nasıl olacak, ne dicem ıvır zıvır bir sürü cümle beynimde geziniyordu ama bugün noldu; bitti! Bitirdim hem de ben bitirdim! O kadar Almanyalara gidişim, yazlıkta bir ay kalışım, düşüne düşüne hindiye dönüşüm bir işe yaramış. Heyt bee süpersin Z.S! (Teşekkürler teşekkürler hehee).

En başa alalım. Buluşma yerimize bu sefer geç giden ben oldum (ki normalde beni bilen bilir çok erken giderim ben buluşmalarıma. İster iş görüşmesi olsun ister gezmeye gidelim fark etmez erkenden gider beklerim ben. Ne bekleticen ne de beklicen mantığıdır benimkisi). Bir gün önceden de G. ile konuşup ona oturulacak yer sormuştum. G.’de bana en güzel yerin Kahve Diyarı olduğunu söylemesiyle mantıklı geldi. “Hastayım, yürümek istemiyorum.” yalanını uydurup Ex Boyfriend’imizi mekana götürdüm. Önce karşıma oturdu. Sorun yoktu derken bir anda yanıma oturdu ve elini belime attı! İşte orda geri çekilip “Sevgilim var.” dedim. Yalanda değil aramasa da var yahu (Ben bu gazla onu da hallettim bekleyin bi dakka. Onu da hikâyenin sonuna saklıyorum.). Bizimkine bir kal geldi. Elindeki fincanı bıraktı ve aniden dönüp “Burada mı?” dedi! Ay evet bunu dedi! Salak ya, sevgilim orada olsa seninle ayrı masaya otur muyum?! Şaşkın yahu! “Tabi ki de burada değil. Ama bugün seninle buluştuğumu biliyor.” dedim. Hazır olun verdiği cevabı aynen yazıyorum: “Nolcak ki? Benimde görüştüğüm kızlar var.” dedi. “Nasıl ya istemiyorum, sevgilime bunu yapmam.” dedim. Bu sefer geri çekildi ve kahvesini içerken “Nerde tanıştınız, ne zamandır sevgilisiniz, yaşı, mesleği ne?” diye soru yağmuruna başladı. Hepsine verilecek cevabım vardı (Yalan mı söylicez oğlum. Bizde her şey açık ve net.). Kahvelerimizi içtik ve “Şöyle Kordon boyunca yürüyelim.” dedi. “Hastayım ama.” desem de “Yarım saat çok değil.” dedi. “Peki.” dedim. Konuştuk havadan sudan. Asansöre doğru yürüdüğümüzü anladığım anda “Hadi geri dönelim.” dedim. “Neden metroyla döncen zaten.” dedi (Her şeyi bildiğini sanan bu hallerini hiç özlemediğimi bir kez daha anladım.). “Hayır.” dedim. “Ben otobüsle döncem. Birazda yürümek istiyorum. Kordon’a gidicem.”. Böyle dedikten sonra elimi sıkıp “Bu seninle son görüşmem. İki senedir İzmir’deyim ve Antalya’ya taşınmak istiyorum. Çok güzel bir kadınsın Z.S. Bunun kıymetini bil. Seninle tanıştığım için çok mutlu oldum. Elveda.” dedi ve ayrıldık.

Bitmişti.
Evet, farkındaydım kendimin, benliğimin.

İşte ben bu gazla G.’yi aradım ve her şeyi anlattım (Onun bugünü merak ettiğini biliyordum.). Ardından da hayatımdaki adamı arayıp onunla da olan ilişkimi kesinkes bitirdim!

Ohh beee :D
Üstümden kocaman bir yük kalkmış oldu.
Huzuru buldum.

O heyecan ve adrenalin ile Gündoğdu Meydanı’na kadar yürüdüm. Sonra gene benim yerime oturdum ve Karşıyaka’yı, vapurları, yük gemilerini, denize dalıp çıkan martıları izledim. Gözümü kapatıp denizi dinledim. Deniz kokusunu içime çektim. Soğuk soğuk her çekişim de daha da açıldım.

Dünya varmış yaa! Ayy artık rahatım. Hayatımda ne o, ne bu kimse yok. Bitti. Kafam rahat, gönlüm boş. Ona zaman ayıramadın, bununla konuşmadın, yok buluşmadın diye trip atacak adamda kalmadı. Dünkü Galatasaray maçından sonra eve dönmeden önce GS Store’a da uğrayıp abime hediye aldım. İçerisi ana baba günüydü. Çoluk çocuk ;)

Şimdi evimdeyim ve radyomu son ses açtım, bağıra çağıra, hoplaya zıplaya şarkıları söylüyorum. Naz’da bana eşlik ediyor. Komşular “Z.S. gene coştu!” diyorlardır kesin. Amaann mutluyum yahu :D :D

Hepinizi seviyorum.
xoxo

27 Aralık 2013

Eski Sevgili İle Buluşmak? Buluşmamak?


Eski sevgiliyle buluştuğumuzda ve bu buluşmamız ayrılırken ki darmadağın oluşumuzu, her şeyi unutmak isteyişimizi, kaçışımızı, parçalanışımızı, o büyük kavgalarımızı, en son ne dediğini hatırlatıyorsa doğru mudur?
Peki ya şimdi hayatınızda olan adama ihanet ediyor hissine kapılmanıza sebep oluyor mu?
Yoksa çok mu normal?
Bu hisse kapılıyorsanız hala onu seviyor olduğunuz için olabilir mi?
Peki ya ben neden bu hisse kapılıyorum?

Bir yanım “Git buluş ve içinde kalanları söyle. Bütün yaşadığın o acılara son ver ve bitir.” derken diğer yanım “Buluşma” diyor. “Buluşma ve ne geçmişini hatırla ne de yanındaki adama bunu söylemediğin için rahatsız yaşa.” İçini kemiren bu hisle de yaşamak zor.

“Onu unutmak için gidişini, yüzüşünü unutma!” diyor gene diğer yanım.
“Sabah koşuşlarını, unutmak için daha da daha da hızlanışlarını, başını alıp gidişlerini unutma.
Bütün bunları ona anlatmak zorunda değilsin ama ağzının payını da vermelisin!
Sen busun Z.S!” diyor gene o ses.

Bir saat önce bu sese kulak verirken sabah uyandığımda “Olmaz.” diyorum buluşma. Yalan söyleme. Ne kendine ne de yanındakilere. Ama olmuyor işte. Bitirmem gerekiyor. O son sözü söylemem lazım. 1 ay boyunca her gün mail beklerken, uçağa binmeden önceki o mesajının bende açtığı yaraları sarmaya çalışırken unutmayı da öğrendim. Görmedikçe ve konuşmadıkça, karşıma çıkmadıkça bu sefer en kolayı olmuştu. Ondan sonra hayatıma dâhil ettiğim adamla da fırtınalı bir beraberliğim olmuştu. Şimdilerde onu aramıyorum ama aramasını bekliyorum (Lanet olsun gurur!). Nerden çıktı bu eski sevgili şimdi?! Birinin beni sarsıp o kararlı Z.S. halime sokması lazım. Meleklerimle konuşunca kararı bana bırakıyorlar ama ben onu istemiyorum ki =( Kararı bana bırakmasınlar, bir şey söylesinler ve o gün yanımda olsunlar. “Pişman olacağın bir şeyi yapma.” deyip yüzüme uzun uzun bakıyorlar, ben mi napıyorum; kahvemden bir yudum daha alıp uff çekiyorum.

Sonuç olarak ya buluşcam ve ona son bir çift sözümü söyleyip eve kadar yürücem (Anca açılırım çünkü.) ya da buluşmayıp o gün içim içimi yerken sonrasında “Ahh” dicem “Keşke” dicem. Aklımın hep bir ucunda olacak.

“Kararsızlık en büyük zaman hırsızıdır.” diyen Z.S.’nin şimdi düştüğü duruma bak!
Romantik komedi mi hayatım yoksa trajikomik mi bilemedim.

Ne zaman böyle bir hayatım oldu benim. Ne güzel kendi halinde yaşayan, düzenli aşklarımla mutlu olan bir bendim. Şimdilerde özellikle son 1 yılda hayatım tamamen değişti, girenler çıkanlar… Uff ne yorucu aylar geçirdim. Düşüne düşüne içim dağlandı #)

Düşüncesi, fikri, tecrübesi olan yazsın. Mail atsın.
Napmalı???

xoxo

21 Aralık 2013

Yılbaşı Hediyelerinizi Almadan Önce Bu Önerilere Kulak Verin

Yeni yıl heyecanının hepimizi iyiden iyiye sardığı bugünlerde, bir yandan yılbaşı akşamı için planlar yaparken bir yandan da “ne hediye alacağım?” endişesi içerisine giriyoruz. Yılbaşına kısa bir zaman kala alışveriş merkezlerinde telaşla gezmek yerine sizin için hazırladığımız alternatif hediye ve kampanya önerilerini mutlaka inceleyin!

Sizin için ilk seçtiğim hediye alternatifi ev hediyesi almayı düşünenlerin oldukça ilgisini çekecek!

2014'ün en güzel kahvaltıları, en hoş sohbetleri için Vestel’in sunduğu kahvaltı setlerine mutlaka göz atın derim!


Vestel yılbaşına özel hazırladığı kahvaltı setleri ile hediye alışverişini kolaylaştırıyor. Kırmızı, Inox ve Siyah Kahvaltı Setleri hem şıklığı ile göz dolduracak, hem de sevdiklerinizi çok mutlu edecek. “Hediyem yılbaşı ruhuna uygun olsun!” diyenler için kırmızı set ideal bir seçim.

Vestel Inox Su Isıtıcı, Dijital Tost Makinesi, Türk Kahve Makinesi'nden oluşan Inox set de çok şık ve pratik bir alternatif. Bu setin farkı ızgara olarak da kullanılabilen Vestel Dijital Inox Tost Makinesi.

Modern ve şık bir hediye arayanlar içinse önerimiz Siyah Set. Vestel Siyah Su Isıtıcı, Ekmek Kızartma Makinesi ve Filtre Kahve Makinesi içeren bu set farklı tasarımı ile benzersiz bir hediye olmaya aday.

Setler için buradan online sipariş verebilir, ücretsiz kargoyla hemen hediyelerinize kavuşabilirsiniz! Unutmadan, Vestel Kahvaltı Setleri 2014 yeni yıla özel hazırlandı. Yılbaşı’ndan sonra bu şekilde set olarak bu fiyatlarda bulmanız pek mümkün değil. 

Özel, başka hiçbir yerde olmayan bir hediye arıyorsanız Vestel'de harika bir öneri daha var: Yılbaşı özel tasarımlı Türk Kahvesi Makinesi yeni yıla özel indirimli sadece 59 TL!

Yeni yıl, yeni umutlar, yeni hediyeler… Peki 2014 için dileğiniz hazır mı?

Siz sevdiklerinizi unutmayıp yeni yıl hediyeleri alırken Garanti de sizi unutmamış!
2013 yılını geride bırakırken yeni yıldan yeni dilekler eksik olmuyor. Yeni yıla girerken Garanti Bankası bazılarımızın dileklerini duymuş gibi sosyal medya takipçilerini sevindirecek bir kampanya yapmış!

Yeni yıl hediyeniz Garanti Link’ten!

Yıl boyunca farklı kampanyalarla fırsatlar sunan Garanti Link, 2014’e girerken çuvalını hediyelerle doldurmuş bir Noel Baba gibi bacanızdan inmeye hazırlanıyor. Günde en az 10 kere kontrol ettiğimiz sosyal medya hesaplarımızı Garanti Link ile Link’leyerek 14 şahane hediyeden birini kazanmaya hak kazanıyoruz. Televizyondan tablet bilgisayara, telefondan fotoğraf makinasına kadar birbirinden değerli hediyelerden birine sahip olmak çok da kolay. Benim dileğim yeni yılda sevdiklerimle her anımı ölümsüzleştirebileceğim bir fotoğraf makinası. Sizin dileğiniz ne?


Siz de buradan sosyal medya hesaplarınızı Link’leyin, 14 şahane hediyeden birini kazanma şansı yakalayın!.

Diğer bir önerim ise moda ile teknolojiyi bir araya getiren Samsung Galaxy Gear! Çarpıcı renk seçenekleri, ince ve zarif tasarımı ile giyilebilir teknolojileri günlük yaşama daha da entegre eden Samsung Galaxy Gear alan herkese, 32GB microSD kart hediye ediliyor. 31 Aralık’a kadar geçerli olan kampanya ile hem yeni yılın en şık hediyesi olmaya aday Galaxy Gear’a, hem de yeni yılda en güzel anılarınızı rahatça saklayabileceğiniz 32GB microSD karta sahip olabilirsiniz.


Yenilikçi ve modaya önem veren kullanıcılara siyah, beyaz, gri, turuncu, sarı ve roze gibi çarpıcı renk seçenekleri sunan Galaxy Gear, 1.9 megapiksel BSI sensörlü kamerası ve 1.63 inç Super AMOLED ekranı ile kullanıcıları cezbediyor.

Telefonunuz cebinizdeyken bile bağlantıda kalmanızı sağlayan Galaxy Gear’da bulunan dahili hoparlör sayesinde telefonsuz konuşma deneyimini sunuyor. Örneğin, bir yandan yılbaşı partiniz için hazırlanırken, diğer taraftan telefon konuşmalarınızı yapabilir, alarmınızı kurabilir, mesaj yazabilir ya da takvim girişlerinizi oluşturabilirsiniz.

Kampanya hakkında detaylı bilgi için buraya tıklayın: http://www.samsung.com/tr/campaigns/galaksidenhediye/


Bir boomads advertorial içeriğidir.

17 Aralık 2013

Yılbaşı Hediyen Ayağına Gelsin

YILBAŞI ALIŞVERİŞ KEYFİ

Yeni yıl, yeni umutlar, yeni başlangıçlar. Her sene yeni yılın gelişini büyük bir coşkuyla kutlarız. Hayatımızda çok büyük bir değişiklik olacağından değil belki; ama sevdiklerimizle yeni başlangıçlara adım atmaktan mutluluk duyduğumuz için. Yeni yıl aynı zamanda sevdiklerimizi sevindirmek için de güzel bir bahane. Hediye seçimi bir işkenceye dönmediği sürece! Yoğun tempoda çalışan veya öğrenim gören bizlerin doğru hediyeye ulaşmak için ayıracak günleri yok. Siz de böyle düşünüyorsanız, aşağıda hepsiburada.com’un yılbaşı sayfasından yararlanarak hazırlanan mini listeyi inceleyebilirsiniz:

Sevgiliye

Yılbaşının en klasik hediyeleri parfüm ve saat. Eğer riske girmek istemiyorsanız, erkeğe saat, kadına parfüm hediye etme geleneğini sürdürebilirsiniz. :) Mücevherler veya ihtiyaca göre teknoloji ürünleri de gayet uygun hediyeler olabilir;

- Saat almak istiyorsanız: Erkekler için saat modelleri
- Mücevher almak istiyorsanız: Melis Gold Altın Taşlı Sonsuzluk Bileklik
- Tablet almak istiyorsanız: iPad Mini

Arkadaşa

Arkaşınıza hediye seçerken, onun sürekli almayı ertelediği, ihtiyacını fark etmediği ürünlere ya da herkesin ilgi gösterebileceği ürünlere yönelebilirsiniz;

- Müzik seven arkadaş için: iPhone Dock
- Playstation seven arkadaş için: PES 2014
- İlginçlikler insanı arkadaşınız için: Furby

Aileye

Aile bireylerinin daha çok neden mutlu olacağını tahmin etmek genellikle daha kolay oluyor. İhtiyaçlarını, neden hoşlandıklarını uzun zamandır gözlemlemiş olduğumuz için belki de;

- Babanız tamir işlerinden hoşlanıyorsa: Bosch Çantalı Darbeli Matkap
- Çocuğunuza güzel bir sürpriz: Hot Wheels Çılgın Dinazor
- Anneniz için: Nevinci İnci Set

Yılbaşına özel binlerce ürün arasından dilediğinizi seçmek ve alışverişe başlamak için Yılbaşı sayfasına buradan ulaşabilirsiniz. Şimdiden keyifli alışverişler!

Herşey Ayağına GelsinBir boomads advertorial içeriğidir.

15 Aralık 2013

Babam İçin Kış


Malum kış mevsimine adam akıllı girdiğimiz (Bence PAT diye oldu) şu günlerde bizim ailede de kış hazırlığı başlamış bulunuyor. Benim için kış demek buz gibi, donmuş halde eve girdiğimde bol tarçınlı (Olmazsa olmaz) salep içmektir. Başka bir şey istemem. Dolu dolu insanı tokta tutan, tarçın ile kan şekerinizi de düzene sokan bu içecek, benim için kış demek =) Hava soğudumu alırım onları kutu kutu bir de sütü koyarım dolabıma. Sonra sabah akşam ne zaman üşüsem içerim. Yazın limonatayla yaşayan ben, kışında saleple yaşarım o derece seviyorum =))) Bunun yanında Doğadan’ın A,C,E vitaminli yeşil çayı ile Ginkgolu yeşil çayını da bu listeme ekleyebilirim. Ayrıca hazır kış gelmişken yaz boyu ördüğüm atkılarımı da takarım. Tabi olmazsa olmaz şapka koleksiyonuma da yenilerini eklerim.

Annem için kış demek kalın giyinmek demekken (Kazak, boyunluk, kaban, manto, eldiven, şapka ne varsa takar takıştırır.) babam için kış demek bayağı uzun bir liste demek ;)

Babamın listesine gelin bakalım;

1 Numara: Tavuk ve tavuk suyuna çorbalar. Çok bereketli yemek yapar babam =) Tavuğu haşlar onu sunar, suyuna çorbalar yapar. O çorbalar ama öyle boş olmaz. İçine tavuk diter, tereyağı koyar bazen de erişte ekler. Olur sana dopingli kış çorbası! Onu ye sonra yakmak için kaç saat koş, spor yap :D

2 Numara: Makarna ve bulgur pilavı. Favorimiz. Bizim akşam soframızın olmazsa olmazları. Diyet yaptığım günlerde inadına bana yaptırırdı. Bende kendimce yapardım hehee =)) Bi kere babamın mutfağıyla benim mutfağım farklı. Benim mutfağımda ya yağsız yapılır o makarna yani sosla pişer ya da çok az yağ konur (1 çay kaşığı kadarcık!). Babamınki öyle mi canım?! Bol soslu, bol yağlı yapar o makarnasını. Ondan da benim karışmamı istemez.

3 Numara: Salatalar. İşte işin en can alıcı yerindeyiz. Ben yeşillikli, bol limonlu severim ama babamın ekşiye alerjisi olduğu için limon koyamıyoruz. Koyarsak sirke! Onu da ben sevmiyorum. Öyle olunca ayırıyoruz. Vee tabi salataya konan yağ ile tuz. Babam bol yağ koyar, ben hiç ya da gene aynı 1 çay kaşığıcık. Tuz ise hiç kullanmıyorum ama yook bizimkiler “Tuzsuz bu.” derler koyarda koyarlar. Böyle durumlarda babamla gene ayrılıyoruz.

4 Numara: Ceviz, fındık, fıstık ve kuru üzüm. Hatırlıyorum da ilkokula gittiğim yıllarda okul önlüğümün cebinde hep kuru üzüm olurdu =))) O kadar çoktu ki derste yer, sıra arkadaşım Nermin’e de verir, ondan başkasına sınıfın yarısını beslerdim yaa hahaaa :D Çok yerdik çookk =)) Sonra annem önlükleri yıkarken ceplerimi kontrol etmediyse s*çtık! Yapış yapış olur o hadi bakalım yersin azarı. Ama benim suçum yoktu ki. Babam gelir önlük cebine “Üşüme kızım.” deyip koyardı. Her gün kona kona o cep davul olurdu =)) Ulen ne manyaklık. Sınıfça “Ye babam ye mod” =) Bu yaşıma geldim babam hala aynı. Neyse ki dar paça pantolon giyiyorum da bahaneyle “Yok baba sağol, yemicem.” diyebiliyorum. Diyet yaptığım zamanda babam resmen karşıma geçip bir kocaman kavanoz cevizi yiyordu #) Tabi karnınız açsa, otobüs beklerken daha da acıktıysanız cebinizden çıkan kuru yemişler o kadar tatlı gelir ki. Bunu da es geçmeyelim ;)

5 Numara: Bal, tahin & pekmez. Kilo aldırıcı bir besin grubu daha. Allahım kavanoz kavanoz. Bıraksan eve depo yapacak “Yiyin yiyin.” diye =))) O bal ne zaman alınır da ne zaman biter, yeni kavanoz ne zaman alınır hiç anlayamadım! Ya evde akşam cini var ya da hepsini babam kendi yiyo hmm O.o Benim ise şu hayatta dayanamadığım şeylerden biride tahin pekmez ama yedikçe de kilo yapan bir şey bu! Sınanıyorum valla sınanıyorum. Sonra bahara girerken kiler, mutfak temizliği yaparken “Bu kadar kavanoz nerden çıktı acaba?” diye sorar Z.S. Nerden çıktı acaba alla allah çok ilginç?! :D

Bunların hepsi babamın Denizlili olmasından dolayı. Soğuk yerde yaşaya yaşaya bu şekilde beslenmesi normal tabi.

Şimdilerde kış geldi ya artık bizim ev bunlarla dolmaya başladı.
Dünkü kahvaltıdan sonra bunu kesinkes anlamış bulunuyorum.
Hadi bakalım bu kışı da kilo almadan geçir Z.S.

İyi Haftalar

xoxo

En Son ...7

 En Son Dinlediğim Albüm (15.12.2013)
 DUMAN - Darmaduman

En Son İzlediğim Film (15.12.2013)
 A People Uncounted

 En Son Okuduğum Kitap (15.12.2013)
 Jo NESBO - Nemesis

 En Son İzlediğim Kore Dizisi (15.12.2013)
  황진이 (黃眞伊) - Hwang Jin Yi

14 Aralık 2013

Kızlar Sınavı!

  
Teker teker “Single mod” dan “Couple mod” a geçiş yapıyoruz: Ben Hariç!

Geçen hafta N.’nin erkek arkadaşıyla buluştuk. Erkek arkadaşı dediğime de bakmayın sözlü, nişanlı hatta eylülde evlenecek olan bir çift artık onlar. Arkadaşımın ablasının düğününe gittiğimde başıma gelen dans olayını hatırlamayanlar için buyurunuz.

Bu sefer nasıl bir şey olacak acaba çok merak ediyorum =)

Öncesinde biz A. ile çiftimizi bekleyeceğimiz kafeye oturduk ve onları aradık. Yolda sıkışmışlar, trafik varmış bla bla bir sürü mazeretten benim anladığım, siz yemeğinizi yiyin biz geç kalacağız oldu. Yemeğimizi yemiş kahvemize geçmişken kapıda göründü çiftimiz. Bu kadar zamandır adını duya duya çocuğun tipi hariç huyunu suyunu öğrendiğimiz oğlan karşımızdaydı. Muhabbet, espri, hafif laf çarpıtma derken o bizi sevdi bizde onu.
Sınavdan geçmişti!

Hayat çok ilginç. Gün geliyor ve senin kız kıza takıldığın arkadaşın artık sevgilisiyle sonrada eşiyle size katılmaya başlıyor. Biz kafamıza göre dışarı çıkarken o eşine sormadan gelemiyor vs. Düğün, davetiye, nikâh, ev eşyası bakma, kız isteme, yüzükler, düğün yeri, mekân falan filan uff ne çok şeyle uğraşıyor arkadaşım.

Benim ilk dikkatimi çeken birbirlerini sevmeleriydi. Tarifsizdir o his. Anlatamazsın. Yanlarındayken hissedersin ve bende onu hissettim. Birbirlerine bakışlarından, konuşmalarından o hissi etraflarına yayıyorlardı. Mutlu olsunlar ve nazar değmesin.

Bazı insanlar vardır yüzlerinde gülümseme kendiliğinden oluşur ve onların yanında kendini huzurlu, mutlu, sakin, güvende hissedersin (Genelde bana da böyle derler oradan biliyorum hehee). İşte bende oğlanda onu gördüm ve tabi bunu N.’ye hemen söyledim. Saklamanın ne manası var dimi =)

N’nin sevgilisi, B.’nin nikâh ve düğün davetiyesi derken “Noluyo yaa?” demeye de başladım. Bölümde mezuniyetimiz yaklaştıkça haziran sonrası için herkesin niyeti ciddileşmeye mi başladı yoksa bana mı öyle geliyor. Yavaştan yavaştan mutluluğumun ve şaşkınlığımın yanında kendimi düşünmeye başladım. Buraya her yazı yazdıkça fark ediyorum ki benim istediğim o erkek var ya %2’lik kısımda. O olsun bu olsun derken ana elimizde kimse kalmamış olacak!

Konuşalım.
Tartışalım.
Ortak bir konuda, bir sonuçta birleşmeyelim ama konuşalım.
Saatlerce hiç susmadan, cümlelerimiz bitmeden.

Kadınların çok konuşup erkeklerin dinlemesiyle alakası yok bunun. Konuşacak ortak konuların olmasıyla, meraklı olmayla, ilgiyi çekmekle, bir şeyleri öğrenme isteğiyle alakası var.

İyi öpüşmek yetmez bazen ;)
xoxo

5 Aralık 2013

Düşlüyorum


Eve girmişim, anahtarı kâseye atmışım. Onun kâsenin içine düşüşünü duyduktan sonra soğuk İzmir gecesini hissetmemek için daha çok sarıldığım kabanımı çıkarıyorum sonra beremi, atkımı ve en son eldivenlerimi. Salona giriyorum ve ayaklı lambayı sadece yakıyor, Buika’nın albümünü yerleştiriyorum. Hafif sarı tonlarda bir ışık var o kadar. Fonda ise Buika’nın o insanı kendinden alıp başka diyarlara götüren sesi, şarkıları. Geçen günkü eğlencede açılmış ama sadece bir kadehi içilmiş kırmızı şarabı kadehine dolduruyor, salona yeniden geliyorum. Üzerimi değiştirmeye bile halim yok. O derece yorgun, o derece o şekilde kalmak isteğindeyim. Soyunmak tek tek o bile zor geliyor.

Salonumdaki perdesiz camıma bakan tek kişilik koltuğuma oturuyorum. Evden gelen sesi daha çok açıyorum. Bir yudum aldığım şarabımla, ne işin yorgunluğu kalıyor ne de tartıştığım adamın o sert sözleri. Her yudumla daha da rahatlıyor ve manzarayı izliyorum, yürüyen insanları, gezen insanları, evlerine dönen arabaları, gece hayatını yeni açanları ve İzmirimi. En güzelinden. Belki de bu sessizliği seviyorum. İç sesimle yaptığım konuşmaları, kararlar almadan önceki arınmamı.

Ayrılmak; ailenden, sevgilinden, arkadaşından, dostundan biraz önce gülüp ayrıldığın o masadan kalkıp eve gelirken bir anda dünyanın ters dönmesini yaşamak da varmış bugün. “Konuşmamız lazım.” deyip konuşmak, ayrılmak, sonrasında “Ben eve giderim.” deyip bütün yolu üşüşende yürümek, inat etmek, geçmişi düşünmemek ilk kez! İlk kez geçmişi düşünmedim. Sonunu bildiğimden belki de bilemem. Düşünmedim işte.

Üşüye üşüye yürüdüm eve. Ne eldiven, ne bere, ne de savrulan atkım umurumdaydı. Eve gitmek istedim. Kendimi bu sese kaptırmak ve yorgunlukla birleşen üzüntünün getirdiği o tatlı uykuya hemen dalmak istedim. Buydum ben çünkü. Yalnız olmaya alışmış bedenim, arınmalarla sonunda yorgun düşmeye inat etmiş ruhum ile bendim. Bir kere sevip, âşık olup sonra kimseye aynı şekilde sadık kalamamış kadındım ben. Kabullenişim, yıldızları ve denizi izlemem. Hepsi ama hepsiyle uyudum. Sabah sırtım, belim, boynum tutulacak biliyorum. Üstüm başım kırışacak. Makyajım krem kazağıma bulaşacak. Sabah küfür edeceğim. Sonra “Bu lekeyi nasıl çıkarcam?” deyip panik yapcam. İşe geç kalmamak için onu öylece bırakıp hazırlanacağım ve evden çıkıcam.

Hayat senin kendine ayırdığın şu birkaç keyif saatinden ibaretken neden kendime işkence deyim ki?!

xoxo

1 Aralık 2013

Hey Merhaba!

Hey millet nasılsınız bakalım?

Evet, farkındayım Blogumu şu bi kaç haftadır çok boşladım. Sadece telefondan girip yeni postlara bakıyor, sağı solu kurcalıyor sonrada kapatıyorum. Bunların hepsi vizelerim yüzünden. Ama daha fazla dayanamadım ve bunu sizinle paylaşmak istedim. Yani sizi unuttan bir Z.S falan yok ;)

Yarın son sınavım var ve en çok korktuğum dersten. Ders kolay gibi olsa da ne sorar, nasıl bir sınav yapar bilemediğim için içim içimi yiyor. Bana şans dileyin.

Yarından sonra geçmişte yazdığım yazıları teker teker yayına sokucam veee Aralık ayının ilk günü!!! Günler ne çabuk geçiyor yahu =) Kasım ayını nasıl yaşadık hatırlamıyorum bile?! Bi bakmışız Aralık oluvermiş sonra da 2014'e girişimizi kutlarız ve siz sağ ben selamet ertesi gün kafalar bi güzel uyanır, "Dün naptım ben yaa?" deriz. Neyse efenim o günlere daha çok var.

Benden şimdilik bu kadar. Hiç böyle bir yazı yazmamıştım biliyorum ama herşeyin bir ilki varsa bu da bu konu da bir ilk olsun.

Günaydın ve İyi Pazarlar

xoxo

22 Kasım 2013

Bunu Blogumda Paylaşabilirim. Hürriyet Benim.

Hürriyet; gündeme dair cesur bir projeyle karşımızda. TBWA\ISTANBUL'un hazırladığı proje kısa zamanda oldukça ses getirdi. Din, dil, ırk, cinsiyet ayırt etmeden bireysel özgürlükleri konu alan projenin amacı Türkiye'nin dört bir yanından insanların hürriyetlerini dile getirmeleri ve seslerini duyurmaları...

Bu proje katılımcıların kendi hürriyetlerini anlatmaları için tasarlandı, katılımcılar videolarını oluştururken ilham versin diye de bir film hazırlandı.
 
Hürriyet, herkesi kendi hürriyet cümlelerini yazmaya ve hürriyet şarkılarını yaratmaya davet etti. Kullanıcılar içinde kendi fotoğraflarının da olduğu hürriyet filmleri yaratabiliyor ve bu filmleri sosyal medyada dilediğince paylaşabiliyor. Ayrıca seçtikleri mesaj ve fotoğraflarından oluşan bannerı hurriyet.com.tr sayfalarında yayınlanıyor. Kısaca proje tamamıyle interaktif bir proje olarak kurgulandı. www.hurriyetbenim.com üzerinden ilham verici videoyu seyredebilir, kendi video ve bannerınızı yaratabilirsiniz.

"Hürriyet Benim" filmi, daha TV’ye çıkmadan viral olarak sosyal medyada gösterildi ve çok kısa sürede yayılarak; sosyal medyada konuşulmaya ve paylaşılmaya başlandı. Kullanıcıların katkılarıyla yapılan klipleri Twitter'dan #hürriyetbenim hashtag'iyle takip edebilirsiniz.

Ben de kendi videomu oluşturdum ve benim için hürriyetin ne demek olduğunu anlattım. İzlemek için; http://www.hurriyet.com.tr/kultur-sanat/25101878.asp#406A91CF-8821-41D2-9CEE-98E00CA50D8A

Bir boomads advertorial içeriğidir.

20 Kasım 2013

Yanımda Olduğunu Hissetmem Bile Yeterli

 
Zamanla âşık olmaya âşık bir kadın olduğumu anladım.

Senin sevdiğin seni sevmez, seni seveni sen sevmezsin ve sevdiğinle olursun sonunda oda biter, gene tek başına kalırsın. Ayrılırken ayrılmamak için direnirsin. Korku yatar temelinde.

Yalnızlık korkusu.
Kaybetme korkusu.
Onsuzluğun verdiği boşluğun korkusu.
Birinin o boşluğu doldurma ihtimalinin olma korkusu.

Bunun yanında acıya alışmayı, onunla yaşamayı da öğrendim. Zor oldu. Her seferinde daha da zor oluyor farkındayım. En güzeli ve önemli olanı ise ayrıldıktan sonra medeni kalabilmeyi öğrenmem. Bunu diyenlere zamanla hak vermek. İstemeden ayrılmak ve buna alışmak. Gerçekten ilginç. Hayatındaki adamın acında yanında olmasını isterken olmadığını kabul etmemen. Direnmen. Bunların hepsi inkâr. Korku. Kime teşekkür edersin bu durumda? Seni sevdiğini söyleyip yanında olmayana mı yoksa ayrılsan da beni arayan bütün sevgililerime mi?

Yanlış ilişkilerin kadını oldum ben. Yanlış zamanda doğru insan dedim sonra doğru zamanda o kişiyi sevemedim. Bir çeşit kısır döngünün içindeyim biliyorum. Bundan çıkmak içinde işin gerçeği çok fazla kendimi zorlamıyorum. Konuşmuyorum. Konusu açılınca gözlerimin dolmasını, sesimin titremesini engelleyemiyorum. Günler geçiyor, 15 gün olmuş Rozamdan ayrılalı. Bu günler boyunca uzak olmak, yanımda olmasını istediğim kişi için gerekçe olmamalı. Ya da çalışma saatlerinden dolayı arayamamasının. Gerekçeler bazı durumlarda kişileri haklı göstermez ve o gerekçeler gene aynı durumlar için gerekçede olamaz. Benim için kabul edilemez ama onun için çok önemliyse o zaman dururum bende. Yaşadıklarıma bakar ve bırakırım. Silerim.

İnsanların hayatıma soktuğum her erkek için düşündükleri farklı. O şöyleydi bu böyleydi derken biride çıkıp “Neden ayrıldın?” diye sormuyor. Özel hayatın merak edilmesi beni önemsiz yapıyor. Üften püften sebeplerden ayrılmıyorum tabi ki. Kimisini hayatımdan tamamen çıkarabildiğim gibi kimisini de hayatım boyunca yanımda görmek istiyorum. Bir şeyleri arkadaşken becerip, sevgili olunca bütün o büyünün bozulması belki de yanımda olmasını istediğim kişiler?! Onlar bunun farkında mıdır acaba? Konuşursun konuşursun ve sonra konu “Biz neden ayrıldık Z.S?” sorusuna gelir. Ayrılırken hep dürüst olmuşumdur. Nedenlerini, niçinlerini, yürümemesini, güzel yanlarını ve beni rahatsız eden huylarını söylerim. Geçen gün gene böyle bir durum yaşadıktan sonra Bay D.’ye daha dürüst bir şekilde bunu söyledim. Zaman geçtikçe daha mı acımasız oluyoruz yoksa alıştığımız için duygularımız o ilk zamanki sivri halinden törpülenmiş ve bu yeni acımasız halini mi alıyor?

Bu kızın bunu da yaşaması gerekiyormuş ve yaşadı. Zamanla bunu da atlatacağım. Günler geçiyor biliyorum. Her gece aynı kâbusu görüyorum.  Neden uyumadığımı, uykusuz gezdiğimi kimseye söyleyemesem de işin gerçeği rüyamda onu görmem. Kızımı, birtanemi. Kollarımda son nefesini verişini.

Teşekkür ederim.
Yanımda olan,
Olduğunu hissettiren,
Beraber ağlayabildiğim,
Beni gördüğünde sadece “Z.S.” deyip sarılan,
Her gün mesaj ve mail atan, arayan herkese teşekkür ederim.

8 Kasım 2013

Roza’yı Kaybettik.


Rozamı, kızımı, birtanemi, Boncuk gözlümü, Delibaşımı, Serserimi, Asimi yani her şeyimi kaybettim.
Dün gece (06.11.2013. Saat: 21:00) kollarımda öldü kızım benim.

Neden yazı yazmıyordum çünkü bir aydır ona bakıyordum. Annemin sağ elinden ameliyat olması ve Roza’nın da keneden zehirlenmesiyle Ekim ayı benim için çok yoğun geçti. Evi temizle, yemek yap, Roza’yı veterinere götür, serumlar, iğneler, testler, ilaçlar derken sabahları ve akşamları Roza’yı dışarı çıkar derken günlerim çabucak geçiyordu. İlk zamanlar kabul ediyorum çok yoruluyordum. Herkes bana “Sevap işliyorsun.” derken ben “O iyi olsun da ben başka bir şey istemem.” diyordum. İyi olsun kızım, kalksın kızım, yeniden kumsalda koşabilsin, yeniden kuyruğunu sallasın, pati versin, çaksın, diğer patisiyle çaksın, ben markete gittiğimde evin önünde yatıp beklesin ve yokuşun altında beni görünce koşa koşa yanıma gelsin. Eti form yemek için bildiği her numarayı sırayla yapsın. Hangisi tutarsa mantığıyla istesin, ben ona “Pisboğaz kızım.” deyip seveyim, kumsala gidelim. Ben kitap okurken o şezlongumun yanına yatsın. Denize girdiğimde beni beklesin, sabahları beraber koşalım, akşamları yürüyelim. O uyurken ben gideyim ve o beni kokumdan bulsun. Kolumun altına kafasını soksun ve “Sev beni.” desin. Yanıma gelsin, divana çıksın ve bütün yaz yaptığımız gibi beraber yatalım. Kolumun altına girsin ve başını göğsüme dayasın. Ben nefes alıp verdikçe hoşuna gitsin. Gözlerini bana dikerek uyusun. Rozam ölürken de bana baktı. Huzuru, sevgiyi, minneti hissettim onunla. Karşılıksız sevdim onu ben, oda beni. Çok sevdik birbirimizi hem de çok. O kadar hayvanım oldu ama Roza farklıydı hem de çok farklıydı. Bakışarak anlaşırdık biz. Ben ders çalışırken ayağımın altına yatar ayaklarımı onun beline sarmamdan hoşlanırdı. Suyu sevmez ama taranmaya bayılırdı. Bütün gün bana yaslanırdı. Taşa yatmaz illa paspas, divan, sedir üstü isterdi. Gündüzleri minderinde yatar, gece olunca yatağına gider ve battaniyesinin altına girerdi.

5 Kasım şunları yazmışım;
“Bu sefer olmaz olmamalı. Bütün emeklere, umutlara, o azme ihanet edilmemeli. Bu sefer benim neden olduğum bir ölüm daha yaşamak istemiyorum. Bütün sevdiklerim tek tek beni bırakırken bu sefer olmaz Roza. Beni bırakamazsın. Bunu yapamazsın kızım. Sendeki hayat ve yaşam enerjisi varken seni bırakabileceğimi asla düşünme. Sen iyi ol. Yaşa kızım. Ben seni kucağımda götürüp getirmeye razıyım. Hiç ağır gelmiyorsun bana. Sen iyi ol ki ben sana ne istiyorsan onu yedirmeye razıyım. Sen iyi ol kızım. Güçlen ve toparlan. Bu uzun bir tedavi ama biz bunu beraber aşacağız. Biliyorum. İnanıyorum.”

Böyle demiştim bir gün önce ve biz hastalığımızı yendik. Ama Rozamın doğuştan kalp kapakçığında sorun varmış ve dün akşam sofra kurarken bir anda fenalaştığını gördüm. Hemen kucaklayıp veterinere götürdüm. Oraya gittiğimizde kalbinin artık yeteri kadar kan pompalayamadığını, akciğerlerine yeterli oksijenin gitmediğini söylediler. Ayakları ve kulakları buz gibi olmaya başlamıştı kızımın. O kadar düşüktü ki ölçemediler bile. Ona rağmen hala bana bakmaya çalışıyordu her zaman yaptığı gibi. Öleceğini o an hissettim. Sonra annem ile babam geldi. Son kez anneme de baktı ve sabaha çıkamayacağı söylendi. Kollarımda acı çekmesini izleyemezdim. Nefes almaya çalışmasını ve alamadıkça bana yalvararak bakan gözlerini görüyordum.

Kafasını okşuyordum.
Onu öpüyordum
Ve
İşte o an, o zor kararı verdim: Uyutmalıydık.
Acı çekmemeliydi.
Uyumalıydı.
Son nefes son bakış.

Yanından ayrıldığımda hemen yanıma gelmek isterdi ve o son dakikalarında yanında olmak istedim. Başını tuttum ve “Uslu kızım benim.” “Yok bir şey tatlım.” “Her zamanki gibi iğne oluyoruz.” “İyi olacaksın Rozacım.” tekrar tekrar “Uslu kızım benim.” “Sakin ol Rozacım.” “Ben buradayım tatlım.” dedim. Son kez bana baktı ve ben onun patisini okşarken o halsiz haliyle sol elimin üzerine patisini attı.
İşte o an son anımızdı.
Bende biliyordum, O da.
Vedaydı.
Son kez patisine baktım, ona baktım ve alnından öpüp kulağına “Seni seviyorum Roza. Her şey için teşekkür ederim.” dedim. Sonrası gözlerini kapatışım, prensesler gibi temizlemem ve arabaya atlayıp yazlığa gitmem oldu. Bahçenin en çok sevdiği yerine gömdük kızımı. İzmir’in en yağmurlu gününde. Gece yarısı. Çok severdi orayı. Beraber yürür ve oradan denizi izlerdik. Şimdi orada yatıyor. Son günlerini benimle geçirdiği için mutlu olduğunu biliyorum.

Çok üzgünüm hem de çookk… Duygularımı anlatamam, tarif de edemem. Son bir kez daha ağlıyorum. Dün yağmurun altında ağladım. Biraz önce eşyalarını toplayabildim. Çok garip demi?! İnsanda ölürken yanında çorabını götüremiyor, Rozamda götüremedi. Elim hangi eşyasına gitse onun kokusunu alıyorum. Tasmalarını saklıyorum. O kadar zor ki ölenin arkasından eşyalarını toplamak. Demin size bu yazıyı yazmak için odama geldim ve solumda çapraz çantamı gördüm.

Bu neden yerdeki deyip astığımda içinde bir şey olduğunu fark ettim: Rozamın fırçası! 

Ölüm böyle bir şey işte. Tam alıştım dediğinde ona ait bir şey çıkıyor ve sen yeniden dağılıyorsun. Gülüyorsun ama aslında ne yaptığını bilemiyorsun. Zamanla buna da alışacağım biliyorum ama şimdi O zaman, bu zaman değil. Başım, bütün vücudum ağrıyor. Sanki üzerimden binlerce ton geçmiş gibi yorgunum. Yorgunluk da denmez aslında buna. Çöküş. Beklemediğim bir zamanda, hastalığını yendiğimiz artık o eski günlerini yaşamasını istediğim, ona çok güzel bir hayat sunmak için planlar yaptığım günler varken onun kalbine yenik düşmesi inanın hala inanasım gelmiyor.

Rozamı ölürken ki haliyle değil de o gülen yüzüyle, sevgi dolu bakışlarıyla hatırlıcam.




            

                      

                         

                                

20 Ekim 2013

Bumerang Ödülleri Adayı


Bu sene Hürriyet Bumerang’ın yarışmasına katıldım.

Aslında 2009 yılından beri Blog alemindeyim. İlk başlarda Almanca yazılar yazarken sonra hayat beni öyle bir kopardı ki ne yazı yazdım ne de dışarı çıktım. Yıllar geçti ve ben gene buraya döndüm. “Yaşadıklarımı anlatmalıyım!” dedim ve ben değiştikçe Bloğumda değişti.  Zamanla yazılarımda değişti, bende değiştim ve bloğumda bana ayak uydurdu.  Şu an gördüğünüz içeriğe, yazı dilime, üslubuma kavuştu. Bumerang Deneyim Gününe katıldıktan sonrada “Bloğuma daha fazla önem vermeliyim.” dedim ve kolları sıvadım. O gün bu gündür daha çok yazıyorum, daha fazla fotoğraf ekliyorum, araştırıyorum, biriktiriyorum ve sizlere sunuyorum.

Burası benim hayatım.
Yalansız. Samimi ve dürüst dünyam.
Benim kalemimden sizlere sunduğum platformum.

1 yıl önce dahil olduğum Bumerang da son beş ay içinde seviye atladım. Yazar Kafe’ye iki güne bir beş yazı yolluyorum. Bloglovin’deyim. Bütün bunlar yıllardır Blog aleminde yazanlar için eski olabilir ama benim için güzel bir deneyim oldu. Şimdi bu gazla katıldım yarışmaya ve onaylandım =))

İnternette gezerken denk gelip okuyanlar, yorum atanlar, beğenenler, beğenmeyenler, eleştirenler, mail yoluyla bana ulaşanlar, soru soranlar…
Hepinizin şimdi desteğini bekliyorum.

Sağ köşedeki Bumerang Ödülleri Adayı: En Çalışkan Blog Oy Ver linkine tıklayıp oy verebilirsiniz ;)
Mobil girenler için buraya tık tık yeterli olacaktır.

Bana oy vermek isteyenler için şu açıklamayı da yazmak istiyorum;

Oy vermek isteyenler, oylama linkinden, sosyal medya paylaşımlarımdan veya siteme eklediğim “Oy Ver” imajına tıklayarak oylama sayfasına ulaşabilecekler.

Oy vermek için cep telefonunuza gelecek doğrulama kodunu oylama ekranına girmeniz yeterli olacaktır. Cep telefonunuza gelecek doğrulama kodu ve oylama süreci tamamen ücretsiz olup bilgileriniz 3. şahıslarla paylaşılmayacaktır. Kişiler aynı telefon numarası ile her kategoriden sadece bir oy kullanabilecekler.

Oy veren herkese şimdiden teşekkür ederim =))
xoxo

19 Ekim 2013

Bir Yudum Ben



Her şey güllük gülistanlık giderken bir anda bir şey oluyor ve her şey benim gözümde değişiyor.
Ne ilk ne de son bu olay.
Sonra bakıyorum ve neyi fark ediyorum biliyor musunuz?!
Salağım ben!
Âşık olduğumda tamamen salağım!

Zaten yıllardır adam akılı bir ilişkimi yürütemediğim ortada. Hani bunu fark ettim biliyorum da neden âşık olunca tamamen saflaşıyorum işte o düzeltemediğim bir sorunum. O bir nokta gerçekleştikten sonra “Dur!” diyorum. Arama, sorma, mesaj atma. Geri çekil hayatından. Bir hafta böyle yaşayınca hayatıma soktuğum adamların hiç birinin hayatının merkezi olmadığımı anlıyorum.

İlginç mi?
Bence tirajı komik!

İlgiyi biz kadınlar sunuyoruz. Neymiş efendim kadın erkek arasında roller değişmiş, erkekler kendini naza çekmiş.

Neden?
Çünkü hayat o kadar hızla yaşanıyor ki ilişkilerde artık bu hıza uyuyor. Uyduruluyor.

Kadınlar beklemekten sıkıldı. Sonuçta tek kadın ve tek erkek olmadığımızın farkındayız. O olmazsa başkası diyebiliyoruz. Sonuçta hızlı yaşayıp çabuk tüketiyoruz aynı hayatı sömürdüğümüz gibi. Ben bütün bunlara inat yavaş yaşamaya çalıştıkça o geliyor hayatıma dâhil oluyo, bu geliyo oluyo, öbürü çıkıyo. Onu unutmaya çalışırken bir başkası ve dur diyemeden ruhen yorgun bir Z.S. olup çıkıyorum. Uzun tatiller benim onları unutmama yaramıyor.

Benim kendime açtığım yaraları sarmam gerek, başkasının bana açtığı çizikleri değil.

Unutmak için gidiyorum. Geri geliyorum. Yeni hayat, yeni kurallar, amaçlar seriyorum önüme ve her şeyin iyi gittiği bir anda gene âşık oluyorum. Sonrası en baştan. Çalışmak, beynimi yeni bir şeyleri öğrenmek için zorlamak bütün bunları yeniden yaşamama engel oluyor. Millet duygularını kapatırken ben, kapatmadan düşünmesini engelliyorum. Aklımı başka şeylerle meşgul ediyorum. Şu dokuz günde neler yaşadım, ne kararlar aldım. Döndüm gene evime. Geçen bir arkadaşım “Acaba olur mu diye soruyorsan o ilişki yanlıştır zaten.” dedi ve doğru söyledi. Bu zamana kadar hep “Acaba?” dedim. Belki de salaklığım bunu yeni öğrenmemdir.

Elimde yürümemiş ilişkiler
Tattığım farklı zevkler
Silinmiş mesajlar, mailler, fotoğraflar
Hepsiyle farklı olaylar yaşadığım erkekler
Hayaller, gülmeler, çılgınlıklar, paylaşımlar, uyumalar
Toplanmış eşyalar ve onu hatırlatan yazılar kaldı.

xoxo

10 Ekim 2013

Sevdiklerim Yanımdaysa Gerisi Kimin Umurunda!

Aynen öyleeee =))

Ocaktan beri görüşmediğim daha doğrusu görüşemediğim arkadaşım D. ile dün buluştuk.
Sonundaaa!!!

Nasıl mutlu oldum hatta olduk anlatamam. Onun o içten kahkahasını özlemişim.

Deli dolu anlatımını, heyecanlı konuşmasını,  olayları anlatırken anı bir daha yaşamasını, beni de hikâyeye çekmesini, laf sokmalarını, laf sokmalarımı, hikâyenin en güzel yerinde biralarımızı tokuşturmamızı, ummadığım yerde bir şey söylemesini ve boğulma atlatmamı, sıkı sıkı birbirimize sarılmamızı, geçmişte yaptığımız onca manyaklıkları, yaşadığımız olayları, çocuklukları, gençlikleri, delilikleri, dolulukları o kadar özlemişim ki anlatamam.

Dilara seni çok seviyorum arkadaşım.
Hayatımdaki en en en harbi insansın.
Yıllarca dostum dediğim insandan sende gördüğüm samimiyeti görmedim ben.

Bizim arkadaşlığımız böyle işte. Dostluğumuz. Kıskançlığın hiç olmadığı, gerektiğinde “Süpersin bebeğim.” dediğimiz, “Seksi hatun!” “Ouvv yürü taş gibisin!” sözcüklerini en samimi halimizle dile getirebildiğimiz, “En iyisi senin olsun.” mantığıyla birbirimize sunduklarımızla yaşıyoruz biz.

9 aydan beri sesini duyamamıştım. İlk zamanlar sesini duyabiliyordum. Sonralarında oda bitmişti. Evinden de taşınmıştı. Arabayla eve gelirken onun dairesinin önünden geçiyordum ki acaba evde mi, ışığı yanıyor mu diye! O 9 ayda arınmış arkadaşım. Rahatlamış. Çok iyi olmuş. Kararlar almış. Yenilemiş kendini. Zihnini. Bomba gibi bir giriş yapmış bu yıla. Dilara benim Dilaram. O orijinal kadın. Güçlü kadın. Telefonu hep samimi bir şekilde açan insan. Hayata yeniden başlayacak kadar cesur. Kararlı. İnatçı! Kendi değimiyle suya inat etse susuzluktan ölecek biri O =) 

Ben böylesini seviyorum işte.
Görüştüğümde sarılabildiğim, sıkı sıkı onu kendime çekip özlemimi giderebildiğim, sevdiğim insanları istiyorum etrafımda.
Gerisi çıksın gitsin hayatımdan. İstemiyorum artık.

xoxo

26 Eylül 2013

Kadınlar & Erkekler …15


4. Sınıf 7. Dönem 4. Gün.

Anlaşıldığı üzere okullar açıldı ve biz bir araya gelince konuşmayı çok seviyoruz. Bütün yaz aşk acısıydı, osuydu busuydu, yeni biriyle tanışmaydı, onunla zaman geçirmekti derken bu hafta öğrendim ki tek sevgilimden ayrılan ben değilmişim. Kaç senedir sevgili olan arkadaşlarımda erkek arkadaşlarından ayrılmış. Kaç senelik diyorum!! Manyakça ama onlarında ayrıldığını duyunca sevindim len #) Şimdi bu yazımı okusalar kafamı kırarlar ama sevindim yani. Saklıcak mıyım hayırrr!!! Hehehee =))

Bu seferki yazımın konusu: Ayrılma Cümleleri.

Eveettt yıllardır bu anı bekliyordunuz. Z.S nasıl ayrılır? İşin aslı Z.S’niz pek ayrılmaz. Ayrılır ama ayrılmaz. Kısır döngünün içinde kayboluuurrr gideeerr.

TOP 10 cümlelerimizi sıralayalım.

10 Numara: Sıkıldım.

Bu cümleyi hiç duymadım neyse ki ama en yakın arkadaşım için sevgilisi kurmuştu. Aslında karşındakini çok kıran bir cümle. Sıkıldın da neden sıkıldın? “Senin pısırık olmandan sıkıldım, senden sıkıldım, ilişkiden sıkıldım vs.” bir şeyden sıkıldıysan onu söyle be adam! Bak gene kızdım o çocuğa. Neyse efenim eğer birinden ayrılmak istiyorsanız sadece sıkıldım demeyin. Önüne nesnenizi de getirin nur topu gibi bir bahaneniz olsun.

9 Numara: İleride daha fazla üzülmemek için artık bu ilişkiyi bitirelim istiyorum.

Sen istiyorsun da bakalım o kadında istiyor mu?! Şimdi erkekler “Neden hep kadınların ağzından yazıyorsun?” diyeceksiniz ama bu durumda seven kadının vereceği cevap “Neden üzülecekmişiz?” olur. Sizin de üzülmekten kastınız annenizin kadını onaylamaması ihtimali olduğu için bu cümleyi daha çok erkekler kullanıyor. İtiraf ediyim bu cümleyi bir gün bende kullanmıştım #) Sonra ne mi oldu, ayrılmadık hohoo. Çünkü bu cümleyi kadın söyleyemiyor. Bi kere söylerken bile inanamıyoruz ki karşımızdakini inandıralım.

8 Numara: Ben bu ilişkinin geleceğini göremiyorum.

Evettt kadınların en çok söylediği cümle bu. Yani siz gidip de erkek arkadaşınızdan bu cümleyi duymazsınız emin olun. Duyuyorsanız geçmiş olsun zaten eşcinsel biriyle berabersinizdir (Her türlü eşcinsele de saygım var, sorun olmasın.). Bu cümleyi kadın ne zaman söyler hemen söyliyim erkekler, 7-8 senelik beraberlikten sonra! Bu kadar zamanda sözlenmemişseniz, nişanlanmamışsanız ya da kadını ailenizle bile tanıştırmamışsanız hazır olun bu cümlenin gelişi yakındır. Çünkü bir kadın bu kadar uzun soluklu bir ilişkiyi sizi sevdiği için sürdürmez. Sever ama bir zaman sonra o baskı var ya o baskı kadını çileden çıkarır ve kafasında kurmalara iter. Napalım yapımız böyle. Ne zaman evlencez? Daha ailesiyle de tanışmadım? Nişanlıda değiliz? Eğer ilişkiyi kurtarmak istiyorsa o zaman size “İlişkimize bir ad koyalım.” der. İşte burada dikkat! Bu cümleyi duyunca anlayın ki deminden beri söylediğim şeylerden birini yapmanızın zamanı gelmiş. Aslında geçmişte hadi diye itekleniyorsunuz. Karar verin. Ya evlenin ya da kadının gençliğini çalmayın. Bu ayrılığın sonunda ah ve beddua da alabilirsiniz aman dikkat erkekler!

7 Numara: Seni aldattım ve bu vicdanla yaşayamıyorum. Ayrılalım.

Aldatmış! Asla affetmem. Neyse ki başıma gelmedi (“Nerden biliyon? Belki de geldi sen bilmiyorsun.” diyebilirsiniz hmm evet doğru.). Bunu söyleyen erkekse kadınlarımızın çoğu “Affediyorum seni hayatım.” şeklinde bir cümle kurabiliyorlar. Sırf ilişkiye yıllarını verdikleri için yapıyorlar. Ayrılık acısına dayanamamaktan, üzüntüden korktukları için. Belki de çevrenin tepkisi de etkilidir. Kadın söylediyse hemen toplumca dışlanıyor, darbeyi yiyor. Erkek hiç affetmiyor ve bitiyor. Aldatmak iki ucu b*klu değnek. Gerçekten aldatmadıysanız kurmayın derim. Dürüstlükte bir yere kadar.

6 Numara: Eşcinselim.

Kadın ya da erkek fark etmez karşı cins yani sevgiliniz size bunu söylüyorsa ciddiye alın. Kimse bu konuda (Dizi veya filmde değilseniz) yalan söylemez. Yalan söylüyorsa hayatı ona zindan etmiş, bütün bahaneleri daha önce saymış ama siz fark etmeyince bunu söylemiştir. Saygı duyun, kenara çekilin ve hayatınıza kendi cinsel tercihinize uygun biriyle devam edin. Sen yoluna ben yoluma medenice bitsin ilişki.

İşte favorilerime yavaş yavaş giriş yapıyoruz. TOP 5

5 Numara: Ciddi bir ilişkiye hazır değilim (değilmişim.).

Bunu duydum. Aslında bundan sonrası benim ayrılıklarım diyelim, buda itirafım olsun. Hayatımda duyduğum en salakça cümle bu. Abi yaşım benim 21 ve okuyorum. Okumasam da ne evliliği yahu! Bu bahanenin altında “Bak kızım, ben evlenmicem. Senle hele hiç evlenmicem. Haa takılalım, gezelim, tozalım, günümüzü gün edelim, serbest bir ilişkiye varım diyorsan eyvallah ama yok değilsen bitsin.” yatar. Açık ve nettir. Ayrıca aklın yolu da bir. Daha neyi kurcalıyoruz. Kadın için bu biraz zor. Bu erkeklerin bahanesi.

4 Numara: İlişkimizdeki o ilk zamanki heyecanı arıyorum.

Hönk!! Bu cümleyi ilk duyduğumda da aynı bu tepkiyi vermiştim. Beynimin içindeki küçük Z.S’ler “Hönk hönk hönk” deyip durmuştu. İlk zamanki heyecanın artık kalmaması demek yani sana âşık değilim demektir. Aşk gider sevgi kalır çünkü. Sevgiliniz bu cümleyi kuruyorsa artık ne aşk kalmıştır ne de sevgi. Bu cümleyi ilk duyduğumda aklıma tabi (Her ayrılık cümlesini duyan insan modeli olarak) bu mantıklı cümleler gelmedi. Öpüşmeyi düşünüyorsun sevişmeyi. “Heyecan ” derken adamın kafasından neler geçiyor diye diye salak salak bakıyorsun. Bundan sonra bu cümleyi duyunca mantıklı olan cümlem aklınıza gelsin ve kendinizi avuturken “Bana artık âşık değil.” deyip ağlayın. “Beni artık sevmiyor.” derseniz depresyona girersiniz. Bunu unutun. Atlatınca hatırlayın.

3 Numara: Başka birine âşık oldum. Başka birini seviyorum. Eski sevgilimi unutamadım.

“Nasıl bir adamsın lan sen!” Bunu tepki olarak dedim. Hem de DONK diye direk! Dicen zaten. Nasıl bir laubalilik oluşturduysak artık! Bak gene kızdım. Kadını ya da erkeği bu cümleyi kuruyorsa birkaç olasılık var demektir. Bunları bilin ve bir sonraki ilişkinizde aynı hataları yapmayın. İlki sevgilinizi çok özgür bırakmışsınız. Ne demek istedim, şunu demek istedim. Ona sık sık sevdiğinizi söyleyin, hediyeler alın, buluşun len buluşun. Bunları yapmazsanız sevgilinizde yapanı bulur ve kuş yuvadan uçar. Bunun bir sonraki aşaması aldatmadır. İkincisi sizi sevmemiş olduğudur. Başkasını severken onu unutmak için sizinle çıkmıştır. Terbiyesizdir. Bunu arkadaşlarıma anlattığımda kadınların bu bahaneyi daha çok söylediğini söylediler. Peki ya ben noldum gene mi istisna? Uff…

Diğer cümlelere geçmeden önce şunu da söylemem lazım ki bu cümleyi söyledikten sonra sevgilinizden tokat yemeye hazır olun. Herkes dumura uğramaz. Refleks bunların hepsi canımmm refleks!

2 Numara: Sorun sende değil bende.

Neden ama nedennn??? Bu cümleyi acaba ilk kim kullandı, kurdu ve kurarken ne düşündü? Siz söylerken ne düşünüyorsunuz? Ben hiç kullanmadım. Bu kadar sinir olurken kullanmak çok iki yüzlüce olurdu zaten. İlişkiyi devam ettirmek isteyen her sevgilinin soracağı soru “Ne sorunu?” olmalıdır. Buna “Safa yatmakta” denir ama olsun yatın siz. Sorun sorunuzu. O zaman sormucan da ne zaman sorcan?! Çünkü arasan açmaz, mesaj atsan dönmez. Mail desen ooo bi tek ben kullanıyorum. Sorun bakalım, ne dicek? Bu cümleyi kurarken sorunları da düşündüyse ne ala. Haa siz sordunuz o bir şey demedi o zaman anlayın ki yalan!

Dostlar, okuyanlar hazır mısınız 1 Numaraya? Herkes nefesini tutsun açıklıyorum;

1 Numara: Sen benden daha iyilerine layıksın!

Havai fişekler patlar: Pat Pat Pat! Alkışlar hepimize! Süpersiniz dostlar =))

“Ben pisliğim, öküzüm, lanet adamın biriyim, aşağılıyım, hırsızım lanetliyim vs…” demek ister ayrılmak isteyen sevgili. Demek istemese de bu anlam çıkar. Sen çok iyisin, çok dürüstsün, çok güzelsin çok çok çook der uzatır sizin özelliklerinizi. Beni kötü bil ama sen iyi ol. İlişkiyi bitirmek istemeyen kadın “Hayır ben sana layığım.” diyorsa orda durulur, bakılır ve fona nostaljik bir parça konur. Ekran karıncalanır ve Türk filmine dönülür. Çünkü günümüz insanı bu cümleyi duyunca artık ayrılmalıdır. Belki de nispet yapmalıdır. “Bak sen benden ayrıldın ama ben senden sonra neler yaptım neler.” demelidir. Bunlar hep Demet AKALIN ve Serdar ORTAÇ gençliğiyle oluyor.

Ayrılmak mı istiyorsunuz o zaman dürüst olun ve ayrılın. Ayrılmadan öncede enine boyuna düşünün. Her şeyin başında her ilişkinize başlarken sonunu düşünerek başlayın. Eğer gününüzü gün ettiğiniz bir ilişkiniz varsa ve ayrılan karşı tarafsa neyin peşinden koşup kurtarmaya çalışıyorsunuz ki?!

Oturun, düşünün ama sadece siz düşünün. Kimseye sormayın. Hayat sizin ve acılarda (Sonuçlarda) sizin olacak. Çalışın, prova yapın. Valla günümüz insanlarında ayrılık medeni olmaya da biliyor. Provalar yapın. Önce siz inanın ki karşınızdaki de size inansın.

Hepimize kolay gelsin.

xoxo

20 Eylül 2013

Şaşkınmışım Manyakmışım Ve Delimişim


Hayat telefonuna gelmesini beklediğin bir mesaj ya da çıkma teklifinden ibaret olabilir.
Âşıksan, seviyorsan dünya sana daha farklıda görünebilir.
Düşünedebilirsin.
Ne yapıyorum?
Ne yapacağım?
İnsanlarla tartışırsın.
En yakınındakilere sorarsın. Onlar “A” der, sen “B”!

Konuşursun, gülersin ve o istediğin adamla buluşursun. Aksilikler peşinden gelir ama sen, istediğin için beklersin. Kadın dediğin bekler. Seviyorsa bahanede bulur ama olmuyorsa da “Olmaz.” der ve bir şekilde hayatına devam eder.

O geceyi hatta günü en baştan yazıp en yakın arkadaşına mail ile anlatır. Uzaklık iletişime engel değildir. Hele ki konu “Dondurma & Erkekler” olunca. Erken bulur, onun hayatındaki yerini geç anlarsın. Burada önemli olan onu hayatının neresine yerleştireceğine karar verip bir daha çıkarmamaktır.

Etrafımda beni seven benimde onları sevdiğimi bildikleri birkaç arkadaşım var. Bu hafta hepsiyle buluşuyorum ve her biriyle tek tek konuşuyorum. Her biriyle ayrı bir muhabbete giriyorum. Sevmek ve sevilmek. Kelime olarak iki üç hecede olsa anlamı ne kadar dolu dolu. 

Geride bıraktıklarımı düşündükçe hüzünleniyorum. Geçen hafta yazlıkta yalnızken her şeyle vedalaştım. ROZA’yla, yıldızlarla, denizle, yakamozla, Samos Adası’yla, Samanyoluyla, balkonumla, yatağımla… Almanya’dan Çarşamba döndüm ve o haftanın cumasından beri yazlıktaydım. Gece kimse yoktu sokakta. Bahçeye çıktım ve çimenlere uzandım. Tabi yanıma da hemen ROZA. Müziği açtım ve dinledim. Dinledikçe ağladım. İçimde biriken bütün sinir stres yavaş yavaş yok oluyordu. Arabaya atlayıp kimsenin bilmediği bir köşeye gidersin ve bağırırsın ya bende onu yaptım işte. Kimse yokken bağırdım.

Sen istersin hayat önüne serer. Olmayacak duaya âmin dersin. En azından ben artık bu şekilde yaşadığımı fark ettim. Kontrolümün benden çıkmasını kabul ettim birazda istedim. Mantığım ve kalbim çatışırken kendime zarar vermek yerine “Olacağı neyse o olsun.” diyorum. Bu durumum yeri geliyor ailemi kızdırıyor biliyorum ama artık bazı şeylerde değişmeli. Düşünsenize bu sene bir aksilik olmazsa okulum bitecek. Mezun olacağım. Dört sene bitmiş bile. Benim hayalim arkadaşlarımla beraber kep atmaktı ama bu olmayacak herhalde. Çoğu arkadaşımın senesi uzamış bulunuyor. Yeni dönem bu pazartesi başlıcak. Beni çok ilginç bir yıl bekliyor biliyorum.

Şöyle bol stresli, tartışmalı, mücadeleli, heyecanlı, kahkahalı, koşuşturmalı, sporlu, gezmeli ve aşklı ;)

Başlığımı da geçen gün beni burada bekleyen adam söyledi. Kaç gündür neden bana bu mesajı attığını düşündüm düşündüm ve sonunda düşüncelerimden bu yazım çıktı.

Herkesin karşı çıktığı bir adam ve ben!
Hayat, sen beni hep şaşırtıyorsun.

Bazen kendimi yalnız yaşayan Amerikan ya da Fransız filmlerindeki kadınlar gibi görüyorum. O filmlerdeki kadınların arayışları ve yaşayışlarını al sok benim hayatıma. Sonra geri çekil ve izle. Hiçbir farkım yok. Sonunda “Aşkın Kakaolu Profiterolü”nü çekicem.

xoxo

18 Eylül 2013

Almanya Güncesi ...6

20.08.2013 Tarihli yazımdır.


Bugün hava daha güzel daha sıcak. En azından yağmur görünmüyor. Almanya’daysanız havaya pek güvenmeyeceksiniz. Zaten yavaş yavaş ağustos ayını da bitirdiğimiz için kışı hissetmeye başladık. Ben mi? Ben tabi hala çiçekli şortumla yazı yaşıyorum. Altımda şortum, üstümde kot ceketim ve şalımla yollardayım.

Wiesbaden Wiesbaden…


Mainz merkezden 6A’ya bindim ve “Bu sefer Hbf’da inmicem.” dedim. Git gidebildiğin yere kadar. Bu da bi gezi mantığı sonuçta. Ben bunu dedim ve köprüyü geçtikten sonra otobüse bilet kontrolcüleri bindi! İşte o andı! Benim için kader anı. Günlerdir kullandığım bilet bakalım doğru muydu? Değilse 40€ bi yerime girecekti! Sıra bana geldi. Ben sanki yıllardır bu bileti kullanıyormuş gibi “Buyurun” dedim ve adamda “Zenginmiş bu” bakışı atıp karta tam bakmadan “Okey” dedi ve geçti gitti. Bu olayı hep duyuyordum ama yaşamak bir başkaymış yahu. O stres. O göz göze olma durumu ve tabi Almanca derdini anlatma durumunda kalma durumun.

Bilet kontrolünü başarıyla atlattıktan sonra bu şekilde gide gide hatta dün o kale gibi gördüğüm yerinde yanından geçtik. Çok bi şey değilmiş canım! Sadece bir kişinin eviymiş nolcak ki! #) Ana caddeden ara sokaklara daldıkça millet yavaş yavaş inmeye başladı. “Bende artık ineyim.” deyip yokuşta indim. Üç gidiş üç dönüş olan yolda karşıya geçmeye karar verdim ve geçtikten sonra gene ara sokaklar, çıkmaz sokaklara girdim. Sonra karnımın aç olduğunu fark edip bir markete daldım. Market “Türk Market” lere benziyordu. Sonunda Türk Market Türk Market diye konuştukları marketlerden birini bulmuştum. Ama içerdekilerde Almanca konuşuyordu. Neyse efenim alacağımı aldım ve parayı verirken market sahibi bana “Where are you from?” dedi. “Turkey” deyince de “Aa sen Türk müsün? Hiç benzemiyorsun. Nerelisin peki?” diye sordu (Siz sıkıldınız. İlk başlarda bende sıkılmıştım ama insan buralarda Türk olduğunla gurur duyuyor. Ve ben 8 gün sonra döneceğimi biliyorum ama onlar yılda en fazla bir aylığına gelebileceklerini biliyorlar.). “İzmirliyim” dedim “Ya siz?”. “Ben Süryaniyim.” dedi adam. “Türkçeyi güzel konuşuyorsunuz.” deyince “Türkiye’de de yaşadım ve ayrıca burada da Türk tanıdıklarım var.” dedi. “Güzel bir Türk bayansınız. Tanıştığıma memnun oldum.” dedi =) Bide para almayacaktı. “Olmaz.” dedim vericem adamım hehee =)) Almanya’da kiminle tanıştıysam hemen kaynaştım. Çok ilginç bir şey bu. Almanıylada, İngiliziylede Fransızıylada ve tabi Türklerle. Sanırsam samimi bir gülümsemem var ;)

Bu şekilde sokak kiliselerine, ara sokaklarına baka baka en tepeye çıkmışım. Manzara süperdi! DOM karşımda duruyordu! Aradığım yere kuşbakışı bakıyor gibiydim. Wiesbaden şimdi daha net ve belirgindi. Hangi yollardan gideceğimi, hangi binanın yakınımda olduğunu artık görüyordum. Hal böyle olunca bende kaybolmak diye bir durum olmuyor, ortadan kalkıyor.





İlk haftaki Mainz’da Rhein’i şans eseri bulmam gibi Wiesbaden’da da çarşıdan geçtim yürüye yürüye
 “Bowling green” e çıktım. Hemen karşımda Theaterkolonnade Hess. Staatstheater vardı. Ve tabi her şeyin ötesinde Casino Kurhaus en görkemli haliyle ortada duruyordu. Her yeşillikte oturup bol bol fotoğraf çeken Z.S. burda da geleneği bozmadı ve o meşhur süs çeşmeleriyle Casino’yu sizler için çekti.
Ben böyle fotoğraf çekerken yaşlı (Yaş ortalamaları 60 ve üstü) alman turist kafilesi (Üstten ikinci fotoğrafta onları görüyorsunuz.) de benim gibi bakınıyorlar ve liderlerini dinliyorlardı. Onlar içeri girince bende girdim. Bir yandan oranın tarihini anlatan lideri dinliyorum (Bilgileniyorum. Bulmuşum hazır anlatanı dinle dimi) bir yandan da içerinin fotoğraflarını çekiyorum. Sonra onlar sağa geçtiler ve oradan merdivenleri çıktılar. Alla allah noluyo ki dedim ve bende çaktırmadan onların peşinden gittim.

Ve ne çıktı dersiniz?
Adamlar tuvalete gidiyormuş! Hahaaa :D :D


Kendime hiç bu kadar gülmemiştim =)))) Neyse coolluğumuzu bozmadık ve bende girdim. İyide oldu. Saçıma başıma baktım. Zaten burada ve her girdiğim yerde ayrı bir tuvalet kültürü görüyorum. Adamlar teknolojiyi her yerde kullanıyorlar. Tuvalet deyip geçmeyin yani ;) Sonra herkes çıktı. Bende saçımı düzeltip, makyajımı tazeledim ve bende çıktım. Bi baktım kafile aşağıda karışık bir şekilde konuşuyor, gülüyor. Dikkat çekmeden çıkayım dememle bir anda ortalarına inmiş oldum. Hepsi bana baktı. Ve liderleri “Bizim guruptan mısın?” diye sordu. “Yoo!” dedim “Ben yalnız takılıyorum.”. “Biz kumar oynucaz istersen gel, seni bekledik.” dediler ve gülüştük =))
Dedeler nineler çok canlı burada çookk!
Burada da yaşlılara kendimi sevdirmiştim. Helal olsun bana ne diyim =))


Bu şekilde yürüye yürüye giderken Kurpark ve Warmer Damm’a çıktım. Şehrin ortasında gene dev ağaçlar, ördekler ve kazlar vardı.

                                    

Bi teyze kazlara yem veriyordu. Bende onun fotoğrafını çekiyordum (Soldaki fotoğrafta.) derken yanıma gelip “Sende besle.” dedi. Ve elime yem verdi. Onun yem vermesiyle de kaz yanımda bitti zaten. Şehrin ortasında hayvanlarla bu kadar iç içe olmak, onların insanlara alışması ve bütün bunlara inat her yerin tertemiz olması inanın insan ilk günler afallasa da çabuk alışıyor. Ülkemde en çok bunu yadırgıcam anladım ben. Parkta yürüyenlerde vardı, yatanlarda, boks antrenmanı yapan üç genç bile gördüm. İnsanlar çok rahat süperler süper!

DOM’un açılma saatine daha çok vardı ve bende gene sokaklara daldım. Evlerin olduğu mahalleri gezdim. Havanın güzel olmasından da yararlanıp bol bol fotoğraf çektim.







                      

Sonunda çan seslerini duydum ve meydana oradan da DOM’a geçtim. İçi dışından daha güzeldi. Her adım attığınız yerde tarihi eserler vardı. Herkesin dini kendine ama bu insanlar dinlerini çok sahipleniyor ve her kilisenin kapısındaki kişi sizi gülerek karşılıyor. Bu akşam burada festival var sanki. Gene festival çadırları kurulmuş. Yanımda arkadaşım olsa akşam gelirim ama yok işte. Olanda aramıyor. Neyse efenim olayı şu an odamda dram haline getirmicem.

Dönüş yolunda ne oldu? Karşıma kel kaslı bir adam oturdu. Üzerine salaş eşofmanları var falan. Yaa dedim ben bu adamı tanıyorum sanki. Sonra diğer sesimde diyo ki “Sanki 40 yıldır burda yaşıyorsun da tanıdın adamı. Adam işte klasik alman tipli biri.”. Yok diyor diğer sesim. Tanıyorum yahu ben bu adamı! Sonra adam inince anladım olayı. Adam boks salonlarının olduğu yerde indi ve ben kafamı çevirmemle adamın dev posterini görmüş oldum. Üç gün sonra gerçekleşecek boks gecesindeki boksörmüş adam! Ve ben iki gündür onun posterini görüyormuşum. Görsel hafıza budur arkadaş hehee =))) Şu an odamdayım ve fotoğraflarımı face’e yükledim. Maillerime cevap atmadan öncede size bu yazıyı yazdım.

Özetle Wiesbaden sıkıldıkça gidilesi bir yer.

           

                                                           

Benim gibi gezin yani turistsiniz siz. Takılın bir kafileye ve onlarla çaktırmadan gezin.
Turist Info noktalarını bulun ve hemen bir şehir haritası alın.
Zaten bedava veriyorlar ama siz gene de bunun fiyatı ne kadar diye sorun. Sonra sorun çıkmasın.
Konuşacak ortamlar yaratın
 İnsanlara sorular sorun ve etrafınızı iyi gözlemleyin.
Her anı yakalayın, soluyun ve insanları dinleyin.

xoxo

NOT: Fotoğraflar şahsım tarafından çekilmiştir.