20.08.2013 Tarihli yazımdır.
Ben böyle fotoğraf çekerken yaşlı (Yaş ortalamaları 60 ve üstü) alman turist kafilesi (Üstten ikinci fotoğrafta onları görüyorsunuz.) de benim gibi bakınıyorlar ve liderlerini dinliyorlardı. Onlar içeri girince bende girdim. Bir yandan oranın tarihini anlatan lideri dinliyorum (Bilgileniyorum. Bulmuşum hazır anlatanı dinle dimi) bir yandan da içerinin fotoğraflarını çekiyorum. Sonra onlar sağa geçtiler ve oradan merdivenleri çıktılar. Alla allah noluyo ki dedim ve bende çaktırmadan onların peşinden gittim.
NOT: Fotoğraflar şahsım tarafından çekilmiştir.
Bugün hava daha güzel daha sıcak. En azından yağmur
görünmüyor. Almanya’daysanız havaya pek güvenmeyeceksiniz. Zaten yavaş yavaş
ağustos ayını da bitirdiğimiz için kışı hissetmeye başladık. Ben mi? Ben tabi
hala çiçekli şortumla yazı yaşıyorum. Altımda şortum, üstümde kot ceketim ve
şalımla yollardayım.
Wiesbaden Wiesbaden…
Mainz merkezden 6A’ya bindim ve “Bu sefer Hbf’da inmicem.”
dedim. Git gidebildiğin yere kadar. Bu da bi gezi mantığı sonuçta. Ben bunu
dedim ve köprüyü geçtikten sonra otobüse bilet kontrolcüleri bindi! İşte o
andı! Benim için kader anı. Günlerdir kullandığım bilet bakalım doğru muydu?
Değilse 40€ bi yerime girecekti! Sıra bana geldi. Ben sanki yıllardır bu bileti
kullanıyormuş gibi “Buyurun” dedim ve adamda “Zenginmiş bu” bakışı atıp karta
tam bakmadan “Okey” dedi ve geçti gitti. Bu olayı hep duyuyordum ama yaşamak
bir başkaymış yahu. O stres. O göz göze olma durumu ve tabi Almanca derdini
anlatma durumunda kalma durumun.
Bilet kontrolünü başarıyla atlattıktan sonra bu şekilde gide
gide hatta dün o kale gibi gördüğüm yerinde yanından geçtik. Çok bi şey
değilmiş canım! Sadece bir kişinin eviymiş nolcak ki! #) Ana caddeden ara
sokaklara daldıkça millet yavaş yavaş inmeye başladı. “Bende artık ineyim.”
deyip yokuşta indim. Üç gidiş üç dönüş olan yolda karşıya geçmeye karar verdim
ve geçtikten sonra gene ara sokaklar, çıkmaz sokaklara girdim. Sonra karnımın
aç olduğunu fark edip bir markete daldım. Market “Türk Market” lere benziyordu.
Sonunda Türk Market Türk Market diye konuştukları marketlerden birini
bulmuştum. Ama içerdekilerde Almanca konuşuyordu. Neyse efenim alacağımı aldım
ve parayı verirken market sahibi bana “Where are you from?” dedi. “Turkey”
deyince de “Aa sen Türk müsün? Hiç benzemiyorsun. Nerelisin peki?” diye sordu (Siz
sıkıldınız. İlk başlarda bende sıkılmıştım ama insan buralarda Türk olduğunla
gurur duyuyor. Ve ben 8 gün sonra döneceğimi biliyorum ama onlar yılda en fazla
bir aylığına gelebileceklerini biliyorlar.). “İzmirliyim” dedim “Ya siz?”. “Ben
Süryaniyim.” dedi adam. “Türkçeyi güzel konuşuyorsunuz.” deyince “Türkiye’de de
yaşadım ve ayrıca burada da Türk tanıdıklarım var.” dedi. “Güzel bir Türk bayansınız.
Tanıştığıma memnun oldum.” dedi =) Bide para almayacaktı. “Olmaz.” dedim vericem
adamım hehee =)) Almanya’da kiminle tanıştıysam hemen kaynaştım. Çok ilginç bir
şey bu. Almanıylada, İngiliziylede Fransızıylada ve tabi Türklerle. Sanırsam samimi
bir gülümsemem var ;)
Bu şekilde sokak kiliselerine, ara sokaklarına baka baka en
tepeye çıkmışım. Manzara süperdi! DOM karşımda duruyordu! Aradığım yere kuşbakışı
bakıyor gibiydim. Wiesbaden şimdi daha net ve belirgindi. Hangi yollardan gideceğimi,
hangi binanın yakınımda olduğunu artık görüyordum. Hal böyle olunca bende
kaybolmak diye bir durum olmuyor, ortadan kalkıyor.
İlk haftaki Mainz’da Rhein’i
şans eseri bulmam gibi Wiesbaden’da da çarşıdan geçtim yürüye yürüye
“Bowling
green” e çıktım. Hemen karşımda Theaterkolonnade Hess. Staatstheater vardı. Ve tabi
her şeyin ötesinde Casino Kurhaus en görkemli haliyle ortada duruyordu. Her yeşillikte
oturup bol bol fotoğraf çeken Z.S. burda da geleneği bozmadı ve o meşhur süs
çeşmeleriyle Casino’yu sizler için çekti.Ben böyle fotoğraf çekerken yaşlı (Yaş ortalamaları 60 ve üstü) alman turist kafilesi (Üstten ikinci fotoğrafta onları görüyorsunuz.) de benim gibi bakınıyorlar ve liderlerini dinliyorlardı. Onlar içeri girince bende girdim. Bir yandan oranın tarihini anlatan lideri dinliyorum (Bilgileniyorum. Bulmuşum hazır anlatanı dinle dimi) bir yandan da içerinin fotoğraflarını çekiyorum. Sonra onlar sağa geçtiler ve oradan merdivenleri çıktılar. Alla allah noluyo ki dedim ve bende çaktırmadan onların peşinden gittim.
Ve ne çıktı dersiniz?
Adamlar tuvalete
gidiyormuş! Hahaaa :D :D
Kendime hiç bu kadar gülmemiştim =)))) Neyse coolluğumuzu
bozmadık ve bende girdim. İyide oldu. Saçıma başıma baktım. Zaten burada ve her
girdiğim yerde ayrı bir tuvalet kültürü görüyorum. Adamlar teknolojiyi her
yerde kullanıyorlar. Tuvalet deyip geçmeyin yani ;) Sonra herkes çıktı. Bende saçımı
düzeltip, makyajımı tazeledim ve bende çıktım. Bi baktım kafile aşağıda karışık
bir şekilde konuşuyor, gülüyor. Dikkat çekmeden çıkayım dememle bir anda
ortalarına inmiş oldum. Hepsi bana baktı. Ve liderleri “Bizim guruptan mısın?”
diye sordu. “Yoo!” dedim “Ben yalnız takılıyorum.”. “Biz kumar oynucaz istersen
gel, seni bekledik.” dediler ve gülüştük =))
Dedeler nineler çok canlı burada
çookk!
Burada da yaşlılara kendimi sevdirmiştim. Helal olsun bana ne diyim =))
Bu şekilde yürüye yürüye giderken Kurpark ve Warmer Damm’a
çıktım. Şehrin ortasında gene dev ağaçlar, ördekler ve kazlar vardı.
Bi teyze
kazlara yem veriyordu. Bende onun fotoğrafını çekiyordum (Soldaki fotoğrafta.) derken yanıma gelip “Sende
besle.” dedi. Ve elime yem verdi. Onun yem vermesiyle de kaz yanımda bitti
zaten. Şehrin ortasında hayvanlarla bu kadar iç içe olmak, onların insanlara
alışması ve bütün bunlara inat her yerin tertemiz olması inanın insan ilk
günler afallasa da çabuk alışıyor. Ülkemde en çok bunu yadırgıcam anladım ben. Parkta
yürüyenlerde vardı, yatanlarda, boks antrenmanı yapan üç genç bile gördüm. İnsanlar
çok rahat süperler süper!
DOM’un açılma saatine daha çok vardı ve bende gene
sokaklara daldım. Evlerin olduğu mahalleri gezdim. Havanın güzel olmasından da
yararlanıp bol bol fotoğraf çektim.

Sonunda çan seslerini duydum ve meydana oradan da DOM’a geçtim. İçi dışından daha güzeldi. Her adım attığınız yerde tarihi eserler vardı. Herkesin dini kendine ama bu insanlar dinlerini çok sahipleniyor ve her kilisenin kapısındaki kişi sizi gülerek karşılıyor. Bu akşam burada festival var sanki. Gene festival çadırları kurulmuş. Yanımda arkadaşım olsa akşam gelirim ama yok işte. Olanda aramıyor. Neyse efenim olayı şu an odamda dram haline getirmicem.
Sonunda çan seslerini duydum ve meydana oradan da DOM’a geçtim. İçi dışından daha güzeldi. Her adım attığınız yerde tarihi eserler vardı. Herkesin dini kendine ama bu insanlar dinlerini çok sahipleniyor ve her kilisenin kapısındaki kişi sizi gülerek karşılıyor. Bu akşam burada festival var sanki. Gene festival çadırları kurulmuş. Yanımda arkadaşım olsa akşam gelirim ama yok işte. Olanda aramıyor. Neyse efenim olayı şu an odamda dram haline getirmicem.
Dönüş yolunda ne oldu? Karşıma kel kaslı bir adam oturdu. Üzerine
salaş eşofmanları var falan. Yaa dedim ben bu adamı tanıyorum sanki. Sonra diğer
sesimde diyo ki “Sanki 40 yıldır burda yaşıyorsun da tanıdın adamı. Adam işte
klasik alman tipli biri.”. Yok diyor diğer sesim. Tanıyorum yahu ben bu adamı! Sonra
adam inince anladım olayı. Adam boks salonlarının olduğu yerde indi ve ben
kafamı çevirmemle adamın dev posterini görmüş oldum. Üç gün sonra gerçekleşecek
boks gecesindeki boksörmüş adam! Ve ben iki gündür onun posterini görüyormuşum.
Görsel hafıza budur arkadaş hehee =))) Şu an odamdayım ve fotoğraflarımı face’e
yükledim. Maillerime cevap atmadan öncede size bu yazıyı yazdım.
Özetle Wiesbaden
sıkıldıkça gidilesi bir yer.

Benim gibi gezin yani
turistsiniz siz. Takılın bir kafileye ve onlarla çaktırmadan gezin.
Turist Info
noktalarını bulun ve hemen bir şehir haritası alın.
Zaten bedava
veriyorlar ama siz gene de bunun fiyatı ne kadar diye sorun. Sonra sorun
çıkmasın.
Konuşacak ortamlar
yaratın
İnsanlara sorular sorun ve etrafınızı iyi
gözlemleyin.
Her anı yakalayın,
soluyun ve insanları dinleyin.
xoxo




