teyzem etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
teyzem etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Haziran 2014

İş Hayatı ...1


Eve gel, yemek ye, kendine bak derken ne bilgisayarımı açıyorum ne de yazılarımı yayınlayabiliyorum.
Zaten bütün gün bilgisayar başında olduğum için birazda o aydınlık ekrandan kaçıyor olabilirim.

Bu yazıyı size ofisimden, odamdan, masamdan yazıyorum hohooo ;)

Günler sonra ilk kez dün bir masam oldu, bugünde bu masaya yerleşildi, süslendi vs. Size sonra foto paylaşacağım. Bugün ve yarın işe gelip Temmuzda izne ayrılıyor, Ağustos da ise Teyzemle Antalya turuna çıkıyor ve yeniden Ağustos ortasında işe başlıyorum.

Bu yazı dizimin amacı, işe yeni başlayacak olanlara notlar olacak. Mümkün oldukça her gün bu postu gircem. Bu dediklerimi bilin, aklınızda bulunsun ;)

İlk Notumuz: Bir defter edinin ve içine her şeyi yazın! Çalışanların isimlerini (Öğrendikçe), pozisyonlarını, görevleri, yaptıklarınızı, öğrendiğiniz terimleri yani HER ŞEYİ!

24 Mart 2014

25 Mart Doğum Günüm Benim

Şimdi “23’den gün aldım.” mı denir yoksa “Hala 22 yim.” mi? Kafam karışık. “Aman Z.S. ülke gündemi her an değişiyorken senin tek derdin bu olsun!” dediğinizi duyar gibiyim. O zaman konuya girelim mi dostlar;

25 Mart!
İyi ki Doğdum!!
Doğum Günüm Kutlu Olsun!!!

Günün ilk saati ile ilk kutlayan kendim olmak istedim. Blog da bu yazı dizisini de kendim için oluşturuyorum. Narsistçe kendi kendimi ilk kutluyor ve seviniyorum.

Yarın işe gidiyorum. Okula gitsem kim kutlar, kim facebook dan yazar (Artık Twitter diyemiyorum malum ülkemizde YASAKLANDI! Buraya en okkalısından küfürü siz getirin lütfen.), mail kim atar ya da işten biri bilir ve kutlar mı bilmiyorum. Tek bildiğim her yıl olduğu gibi anneannem 24 Mart sanıp sabahtan aradı. Artık 25 Mart diye düzeltmiyor ve kabul ediyorum. Zaten yaşlı kadın. Düşünmesi bile yeter. Aa bir dakka düşünmesi ve araması yapalım biz onu.

Geçen doğum günümden bu doğum günüme hayatıma erkekler girdi, çıktı. Sevdim, ayrıldım, terk ettim, aldatıldım, yalanlara inandım, inanmak istedim. Almanya’ya gittim, en yakın arkadaşım dediğim kişiye bile yeri geldiğinde güvenmemem gerektiğini fark ettim. Almancayı sevdiğimi, konuşabildiğimi, yabancı bir ülkede dahi olsa enerjimle güven hissini verebildiğimi, güzel olduğumu, sempatik bulunduğumu öğrendim. Teyzemle Ankara gecelerine aktım, bavul düzenlemeyi öğrendim, 3. Sınıfı bitirdim ve 4. Sınıfa başladım (Onunda son dönemindeyim.), işe girdim, saçımı her ay kestirdim, manikür yaptırmaya başladım, zayıflamaya devam ettim, spora daha sıkı sarıldım, gardırobumu boşaltıp yenileriyle doldurdum, gözüme kestirdiğim erkeği tavlamaya çalışırken karşıma çıkan kadınlara “Pes!” dedim, ROZAmı kaybettim, PURSAT’ı mutlu olacağı bir yere göndermek zorunda kaldım, annem ameliyat oldu, çok ağladım, kavgalar ettim.

ROZAmı kaybettim evet ama şunu fark ettim; hayatımıza giren her şey için şükretmeliyiz. Benim etrafımdaki köpeklere bakış açımı değiştirmemi sağladı. Yardım etmeyi ve minnet duygusunu, hayvan sevgimin aslında fazla olduğunu ve dışarıda beslemekle değil ileride bir hayvanın sorumluluğunu alıp yaşamam gerektiğini, sevginin ne kadar saf ve karşılıksız olabildiğini, o sıcaklığı hissederek uyumayı vs vs. şükretmek benim bu yıl öğrendiğim en önemli şey oldu.

Şükretmek ve teşekkür etmek.

Bir çiçeğe bakıp bile onun hakkında düşünmeye başladım. Düşündükçe arındığımı hissettim. Küçük küçük notlar almaya başladım, aşkı aramayı hiç bırakmamam gerektiğini anladım, güven kelimesinin benim için her zaman öncelikli olduğunu kavradım.

Ben bu doğum günüme kadar çok şey yaşadım ve çok şey öğrendim. Bu sefer bir de şunu anladım ki ben hiçbir doğum günüme sevgilimle girmemişim. Ya öncesinde ayrılmış sonra barışmışım ya da olmamış. Ya erkekler çok çakal ya da ben çok şanssızım. Genelde sevgililerimin doğum günleri bana denk gelir ve delice kutlardık. İçimden bir ses diyor ki “Doğum gününü geçireceğin tek bir adam olacak ve oda hayatının erkeği olacak.”. İnanmak istiyorum. Belki de bu seneki doğum günü dileğim budur. Dilekler dile getirilmemeli denir, o zaman gerçekleşmezmiş. Çok isteyince dile gelse nolur, gönülden istedikten sonra bütün dilekler bizim olur.

Kutlamalar, iyi dilekler, temiz, güzel bir 25 Mart benim olsun.
xoxo

4 Mart 2014

Boşladım


Çok özür dilerim.
Blogumu çok boşladım.

Bu haftayı da sayarsak tam iki hafta oluyor tatilim biteli. Bandırma oradan teyzemle anadolu anadolu Ankara’ya gidiş, orada bir hafta kalış ve teyze yeğen gecelere akış vs. derken geçen hafta Pazar dönebildim İzmirime. Bide Ankara’da günlük gülistanlık bir havayla bindiğim uçak, İzmir yakınlarına gelince hava şartlarından dolayı  (İzmir’de olmayanlar için söyliyim hava nasıl yağmurluydu ve kapalıydı anlatamam. Kara bulutları yardık.) uçağımız yukarı çıkmaya başladı. O çıktı ben yattım, o çıktı ben yattım derken vücudum sonunda tepki verdi ve iner inmez hemen attım kendimi uçaktan. Zaten ertesi günde bütün vücudum tutulmuş halde uyandım. Farkında olmadan kasmışım kendimi #)

Okul açıldı dedim de tam olarak ilk haftadan açılmadı tabi. Atanmayan hocalar, yoklama alıp bırakanlar ve gelip 10dk sonra hiçbir şey yapmadan gidenler… Ben napıyorum? İşe gidip geliyorum. İlk hafta ful gittim fırsattan istifade ;)

Asıl beni yoran ve meşgul eden kısım bu oldu: İşe gitmek!

İşimi seviyorum. Koşturmayı seviyorum. Oradan oraya koşturuyorum. İş yapmayınca uykum geliyor. Kendimce bir psikopatlığım var doğru heheee =))) Dersler, boş günde işe gitmeler ve aralarda bekle derken günler akşamlar bir türlü düzene sokamadım ama sokacağım bana birkaç gün verin.

Bütün bunların arasına bir de sporumu sıkıştırıyorum ki gerçekten kendime şaşıyorum.

Dünde Naz’ın (Muhabbet Kuşum) tırnağını kesiyim dedim. Kestim kestim artık son tırnağa gelince seninki sıkıldı ve çekti ayağını. O anda da yakından kesmiş oldum tırnağı. Bu seferde başladı mı kanama! Allahım durduramıyorum. Neler yaptım neler?! Batikonlar, traş balsamları (Evde bakımlı erkek olmasının faydası heheee =)) ) ama yok durmadı durmadı. Bi de saat gece 22:30 gibiydi. Eczane açık olsa gidicem alıcam bir şeyler. Sonunda internete girdim ve okuduğum ilkyazı “Tırnak keserken oluşan kan kaybından kuşlar ölebilir.” Hobaaa!!! Zaten kafesin her yeri kan olmuş, damla damla damlarken resmen hayvanı alıp acile gidecektim o derece panik sardı mı benim etrafımı! Bir sonraki forumda da “Kuşunuzu ters çevirip ayağını kaldırın.” diyordu. Hemen son çare yaptım ve işe yaradı :D O anki bendeki sevinç, çılgınca atılan sevinç çığlığı… Ondan sonra gene batikon ve bugün alamadım ama yarın alacağım bir ilaç buldum. Bu gibi durumlarda hemen sürüyormuşsun ve pıhtılaşıyormuş. Bi de bir seferde dört sonraki gün diğer dört parmağını kesicem. Çok üzüldüm gerçekten. Elimden de bir şey gelmiyor. Kuzu kuzu bi tırnağına bakıyor bi bana balkıyor. O baktıkça ben üzülüyorum derken ecel terleri döktüm. Şimdi mutluyuz. Kurtulacak =))

Şimdiii elimde yazılmış yazılar var: Ankara geceleri, ailenin önemi, iş hayatım, okul ve kariyer günü hazırlıklarımı ve tabi barınak yazımın son partını da yayınlıcam. Bunların hepsini yapıcam.

Evet, başaracağım!
İnanıyorum dostum! ;)

* Bu arada Perşembe günü sınıf arkadaşım Nazlı'nın nişanı var =))) Sınıf arkadaşım, proje arkadaşım, çok şey paylaştığım... Yavaş yavaş çevrem çiftleniyor diyorum da "Takmaaa" diye yazan mailler atıyorsunuz. Her nişan, nikah, düğün benim için forma girmek demek. Çünkü buna yoğunlaşmazsam vallaha depresyona gircem yalnız olmaktan #)

Kendinize şimdilik iyi bakın.

xoxo

28 Ağustos 2013

Almanya Güncesi Son Gün Son Gecem


Almanya’da şu an saat 00:30.

Bütün gezdiğim yerlerin yazıları yazıldı ve yayınlanmayı bekliyor. Ama son yazı bugün yayınlanmalı. Yarın öğlen 11:05 Almanya saatiyle uçağa biniyor ve aktarmalı olarak Türkiye’ye, güzel İzmirime 18:15 de varıyorum. Her şey akışında gitmeli. Umutlarım o yönde.

Çok güzel 23 gün geçirdim burada. Çok güzel yerler gördüm, turist insanlarla tanıştım. Bilmediğim dilleri konuşmaya çalıştım, kendi halime güldüm, üzüldüm, düşündüm ve kendi kendime konuştum. Kendi fotoğrafımı çekmeyi öğrendim. En güzeli de çok güzel Türk gençlerini tanıdım burada. Hepsini sevdim. Hepsiyle arkadaş oldum. Yaş, meslek, cinsiyet, şehir önemli olmadı aramızda. Oturup konuşmak, dertleşmek belki de tartışmak güzeldi. Yalnız gelip benliğime kattığım zenginliklerle dönüyorum ülkeme.

Bambaşka bir deneyim oldu bu gezi bana. Artık o buraya gelirken ki Z.S. değilim ve olmayacağım. Kararlar aldım. Rhein’in kenarına oturdum kaç gece düşündüm. Sabahları koştum. Hep düşündüm. Kendimi, arkamda bıraktıklarımı, yeni başlayacak olan hayatımı, arkadaşlarımı, en yakınım dediğim kişileri ve diğerlerini.

Kendimi eleştirdim. Dilimi geliştirdim. Övgüler aldım. Beğenildim. Hoş bir gezi oldu. Soranlara “Yalnızım.” dedim. Yalnız geziyorum ben. Bir sırt çantamla. Bugün Mainz Stadtpark’a gittim. İlk günlerde gittiğim o güzel yere son günde gitmek istedim. Vedalaştım kendimce. Gül bahçesine oturdum ve sandviçimi yedim. Çalışanları izledim. Koşanları, spor yapanları, piknik yapanları ve sadece çimenlere yatanları. Hayat tek başına kendini dinleyebildiğinde daha da güzel.

Yarın ben dönüyorum, Çikom Slovenya’ya yola çıkıyor. Buraya gelmeden önce aramıştım onu. Sesini duymuştum.

Gezimin son gününde teşekkür etmek istediklerim var:

Öncelikle bana burada her konuda yardım eden Özge’ye,
Odasını bana kiralayan Deniz’e,
Geç tanışıp iyi anlaştığım Berker’e,
Almanya’ya geldiğim günden beri mail, Facebook ve Skype ile yanımda olup her anımı soran, benimle sabahlara kadar konuşan Gülperi’ye, Bengisu’ya ve Oktay’a,
Bana desteğini ve sevgisini gösteren Teyzeme,
İlk günden beri yanımda olup bana maddi manevi desteğini hiç esirgemeyen, son günlere doğru beni görünce ağlamaya başlayan Biricik Anneme,
Aileme,

Çok teşekkür ederim.

xoxo


 Çektiğim bir kaç fotoğrafla (Yer: Mainz, Stadtpark) bu partı bitiyorum: 


                                

                                                       
  
NOT: Fotoğraflar şahsım tarafından çekilmiştir.

25 Ekim 2012

Geleneklere Uyalım


Kurban Bayramınız Kutlu Olsun Ey Dostlar =)

Kutlamamızı da yaptıktan sonra buradan duyuruyorum ki Bandırma’dayım. Eveett, uzun uzun bayramda ne yapmalı diye düşünürken aslında bütün bunların gereksiz olduğuna karar verip “Gelenekçiyim oğlum ben!” şeklinde iç ses bağırmamla, atlayıp arabaya anneannemin yanına geldik. Burada bunu söylemezsem içimde kalır. Dün yorgan + battaniye ile yattım ulen =))) Benim için tam şok!! Cuma günü bölüme askılı body ve mini eteklerle giden bu bünye hatta cumayı geçtim dün yola kısa kollu, tiril tiril bir alt giyen bu bünye dün dondu ve battaniye ile yattı. Tırtıl gibi dolandım ikisine de öyle uyudum. Hatta gece bir ara çorap bile giydim O.o Üşüdüm diyorum yaa başka söz yok. Yazlığın geceleri soğuk oluyo diye yakınıyordum ama Bandırma’nın gecelerini (böyle de pek havalı oluyo “Bandırma’nın geceleri”) unutmuşum. Bütün bu üşümeler, sarılmalar falan işin tuzu biberi hadi el ele tutuşup bayramı kutlayalım ley ley loy =) Bugün 1.gün ya millet kurban kesmeyle meşgul ondan rahatız. Asıl koşuşturmaca yarın başlıcak. O meşhur kahve kokulu evimizi merak eden gelsin çalsın kapımızı ;) Bayram demişler kızım buna, kapın herkese açık olacak. Bak bak bak iyice gelenekçi oldum =)

İnsanın insanın ne kadar burada akrabası da olsa arkadaşı olmayınca olmuyo. Bütün akrabalarla uzun masalarda oturup yemek yesen sonra da sabaha kadar konuşsan da bi şeyler eksik oluyo. Eskiden anneannem burada olduğu için Bandırma’yı seven ben, artık Bora & Sercan’da olduğu için seviyorum. Dün hatta ilk günden buluştuk, meydana gittik falan. Seviyorum bu ikisini ;) Onlar Ankara’da, ben İzmir’de olduğum için anca tatillerde, bayramlarda bir araya gelip konuşuyoruz.

Sonuç: Birikmiş konuşacak konular ve bol kahkaha =D

Bandırma insanı tam alışveriş çılgını. Arife günü bile alışveriş yapıyorlardı, dün gördüm. Bugünde herkes restoranlara gider hah buraya yazıyorum. Gezmeyi seviyorlar. İleride iş yaparken Bandırma benim için satış potansiyeli yüksek olan yerim olacak (hışştt duymasınlar)  ;)

Birazdan dışarı çıkarız şöyle bir Bandırma Kordon, meydan gezmesi derken donar eve geri geliriz =))

Ee millet siz? Hadi kalkın bir şeyler yapın. En azından duşa girin, bayramlıklarınızı giyinin, süslenin püslenin enerjinizi kendinize çevirin =))

NOT: Teyzem SENİ SEVİYORUM ve ÖZÜR DİLERİM (Burayı okuduğunu biliyorum. Cümle alem duysun ulen =)))

25 Mart 2012

25 Mart …2

Hey Millet!
Bugün Benim Doğum Günüm =)
Aslında uzun zamandır Blog’umu takip edenler biliyor olsa da bilmeyenler için söylüyorum.
Ben her yıl Blog’um da doğum günüm için yazı yazarım =)

Dün ilk arayan ve kutlayan anneannem oldu. Her sene 23’ünde sanıp arar aslında ve bende düzeltirim. Bu sefer aradığında direk “Tutturdum dimi?” diye sordu. Kıyamam ya. Bunun üzerine bende “Tutturdun anneanne dedim.” =) Telefonuna kaydetmiş unutmayayım diye ;)

Sonra teyzem aradı =) Hatta hem dün hem de bugün aradı.
Aslında anneannem ile teyzemin aklını annem karıştırmış =)
Aman olsun sonunda amaç, bir olmak değil mi?!
Bir bahaneyle
Bir şekilde kutlayıp
Bir günlükte olsa dertleri, sorunları unutmak değil mi?!
Bir gün önce bir gün sonra hiç fark etmez ;)

Evimde yalnız bir halde dolabımda mumları konulmamış ve ellerimle hazırlanmış bir pasta duruyor. Fonda bugüne özel en sevdiğim şarkılar, omuzumda ise Naz var.

Hafta sonunu yalnız bir şekilde geçiriyorum hem de doğum günüm olmasına rağmen. Annemler yazlığa gitti ve bende evde kaldım. Neden gitmedim, keşke gitseydim falan filanlara girmedim. Aman boş verdim. Bütün bunların yerine dün kızları çağırdım. Oturduk film izledik ve bol bol yemek yedik =)) Sözde diyet yapıyorum ama bir günlük bozdum diyetimi #)

Kızları akşam olup uğurladıktan sonra bir güzel karakola gittim. Bunun için sarhoş ya da kafamın güzel olmasını neden olarak gösteremeyeceğim. Kızım neden karakola gittin diye soruyorsanız hemen cevaplıyorum. Şimdi bizim evin karşısındaki otobüs durağının orada yeni açılan 3 tane restaurant var. Hatta İzmir’de en çok bilinen ve müşterisi bol olan restaurant bunlar. Ama akşam olup da müşteri sayısı arttıkça bütün arabayla gelenler OTOBÜS DURAĞININ ÖNÜNE park ediyor! Resmen otobüsten inenler iki araba arasında kalıyor. Otobüsler durağı göremiyor. İnsanlar otobüsleri görebilmek ve binebilmek için ise yola çıkıyorlar. Bu ne böyle?! Resmen ölümle yaşam arasında yaşıyoruz. Bunun üzerine bende direk karakola gittim ve şikâyetimi resmi olarak bildirdim. Ve bu şekilde karakola bizzat gitmiş ve içeriyi de görmüş oldum. Hayatın iyi yönünden bakmak böyle bir şey olsa gerek =) Özet olarak polisler hemen ilgilendiler sağolsun. Bende görevimi yerine getirmiş bir vatandaş olarak eve geldim.

Bundan sonra buradan da ilan ediyorum:
O restaurantların önündeki araba park etme durumu devam ettikçe bende şikayetlerime devam edeceğim!!!

Eve geldiğimde günün yorgunluğu ile koltukta film izlerken sızmışım. Gözümü açtığımda evin elektrikleri kesikti. Ki benim gibi karanlıktan korkan biri için gerçekten çok korkutucuydu. Gözünüzü açtığınızı fark edemiyorsunuz böyle saçma bir his işte #)

Sabah olduğunda tabi evi yeniden temizleyip topladım. Sonra da teknik çizim ödevimin başına oturdum derken akşama olduğunu fark ettim. Hemen geleneksel doğum günü yazımı yazdım =)

Bu arada siz sakın benim gibi unutmayın ama saatlerimizi bir saat ileri alıyoruz =) Ben dünün yorgunluğu ile unutmuş ve bütün gün izleyeceğim dizi, yarış ve maç tekrarlarını kaçırdım.

Kaybettiklerimle, sevdiklerimle, dostlarımla, arkadaşlarımla ve takipçilerimle beraber kutluyorum doğum günümü ;)

İyi ki varsınız ve iyi ki benimlesiniz. Teşekkürler…

27 Ağustos 2011

Tatil Deyince...

Tatil deyince eskiden hemen deniz, kum, güneş üçlemesini sayardım ama zamanla bu üçlemem değişti. Şimdilerde üçlemelerim beşli sekizli hatta onlu oldu =)


Benim için tatil yıl içinde yapmak isteyip de yapamadığım bütün eğlence, iş, merak, hobi artık aklıma ne gelip de yıl içinde not almışsam onların hepsinin en azından çoğunun yapılma zamanı oldu. Bide tabi yaz demek benim için kilo vermek demek. Yıl içinde o kadar aktif bir ders çalışma zamanım oluyor ki bi zaman ayırıp spor yapamıyorum. Kilo almasam da kaslarım kaybolabiliyor. Bu nedenle yaz demek yeniden kasları görünür hale getirmek demek =) İlk günden başlanır spora ve okul açılıp da bir süre sonra vizelerin başlamasıyla ara verilir. Bu zaten hayatımın büyük bir kısır döngüsü bunu bozamam.

Diğerlerine gelince liseden beri beraber olduğumuz arkadaş grubumuz İzmir’e gelir ve hemen toplanıp hasret giderilir, eğlenilir belki lunapark yapılır =) Kafalar dağılır, anlatılacaklar bir güne sığdırılmaya çalışılır. En sevdiğim yanımızda bu işte sanki bütün yaz bizim değilmiş gibi bütün yaşadıklarımızı, yapacaklarımızı o güne sığdırmaya çalışırız. Bir anda herkes konuşur muhabbet halka şeklinde dağılır. Saat ilerler kordona yatılır. Burada muhabbet biter mi sandınız hayır burada muhabbet yiyeceklerle beraber devam eder. İçilir, gezilir, bol bol gülünür sonra üzülerek de olsa ayrılınır. Sonra yeniden buluşulur derken yaz böylece biter. Sonra herkes okuduğu ile gider. Üzerimize bir hüzün çöker ve İzmir de olanlar birbirine sahip olması sözüyle baş başa kalır.


Bu yaz bunların yanında bir de yaz okulumla uğraştım. Daha önce de dediğim gibi statik dersini aldım ama sınav olup her şey biteli 2 haftayı geçmesine rağmen hala sonuçlarım açıklanmadı. Önceleri yoğunluk var herhalde gibi saçma sapan bahaneler üretirken öğrendim ki en fazla 50 öğrencisi olan hocamız hala sınav sonuçlarını asmamış. Hayır, yani bir insan 2 asistanı olmasına rağmen sınavları bu kadar nasıl geç okur ya? 1 ay sonra yeni dönem başlayacak ama biz hala bir şey bilmiyoruz. Diğer derslerin ve bölümlerin sonuçları ertesi gün hadi o olmadı en geç bir hafta içinde açıklandı. Ama bizim??? Neyse bu konu sinirimi bozuyor işte geçelim.

 
Bütün bu yoğunluğumun içinde annem bayram tatilinde anneanneme gitmeyi teklif etti. Yeni dönem başlamadan bu bayram tatilini de fırsat bilerek bir gidelim, gezelim, alış veriş yapalım dedi. Önce istemedim ama gecenin bu saatinde karar verdim ki gidiyorum =) Yani bir hafta burada olmayacağım. Güzel İzmir’imi İzmirli olan herkese emanet ediyorum. Bu yazıyı yazmadan önce arabaya konulacak ayakkabılar, yarın giyileceklerin hepsi ve en önemlisi bavul hazırlama merasimimi bitirdim =) Genelde hep bir şeyi unuturum ama bu sefer unutmamayı düşünüyorum. Pek de bir şey yanıma almıyorum zaten. Bir spor çantası kadar eşya işte =) İşin en yorucu kısmı bu kadar az eşya alıyoruz da ne alıyoruz? Bunu bu sefer kolay atlattım 20dk da hazırlanmam bitti. Sonuçta taşınmıyorum sadece tatile gidiyorum =) Yarın arabaya koyup anne kız Bandırma’ya gideceğiz. Artık anneannem, teyzem, annem ve ben 4 bayan ne yaparız meçhul =)


 
Herkesin Ramazan Bayramını Şimdiden Kutluyorum =)


Tatlıların ayarını kaçırmadan yiyin gari =))

15 Kasım 2010

Kurban Bayramınız Kutlu Olsun

Bu bayramda da evde abimle yalnızım. Aslında ilk yalnız kalışımız değil bu.29 Ekim’in tatil olduğu haftada evde yalnız kalmıştık. Annemler Bandırma’ya gitmiş, biz sınavlara çalışmak için evde kalmıştık. Yemek içmek artık sorun olmuyo zaten onu aştık diyebilirim. Ee ikimizde iyi anlaşıyoruz. O zaman çok rahat, sorun yok diyebilirim =))

Ama bu sefer Kurban Bayramı’nda evde yalnızız. Çok garip bir bayram olacak. 
Bugün arife ve evde kendi çapımda bir hazırlığa girdim. Temizlik ve ev toplama dışında bide tatlı yaptım. Yarın annemleri, teyzemi ve anneannemi arıcam ama şimdi eminim onlarda orda bir kaç hazırlık yapıyorlardır. Kesin kahveler alınmıştır_Bandırma’nın en iyi yerinden_=) ev çoktan temizlenmiştir bile. Ve Bandırmada hava, İzmir’e nazaran daha soğuktur ama kendine has bi serinliği vardır.
Annem “kendinizi yalnız hissedeceksiniz” dedi. Artık bakıcaz. Sınavlarım bu kadar ağır olmasa ve yoğunda olmasa giderdim ama biliyorum ki gidersem vicdan azabı çekerdim.

Herkesin Kurban Bayramı şimdiden kutlu olsun.

Vee bu yazıyı arife hazırlığının arasında okuyan varsa size 2 tane tatlı tarifi veriyorum =))
İçimden geldi…

İlki bildiğiniz Revani;
Annem bu tarifi çok yapar. Ayrıca yapması da kolay zaten.

Tarifi:
1 su bardağı şeker ve 3 yumurta yı çırpıyoruz. Ama öyle 1-2 dk değil. Bayağa bi çırpıyoruz. Hafif köpürterek, kıvamını alıncaya kadar çırpın işte =)
Daha sonra
1su bardağı yoğurt
1,5 su bardağı un
1 su bardağı irmik
1 ya da 2 paket kabartma tozu (ya da 1,5 çay kaşığı karbonat da olur)    bunlarıda ekliyoruz ve iyice karışına kadar karıştırıyoruz.
İstediğiniz bir bor cama döküp fırına atıyoruz. Fırının sıcaklığı 150oC falan olursa iyi olur. Bu sıcaklıkta 30dk pişmesi yeterli. Hafif üstünün kızarması ve kabarması lazım. Sizin fırınınıza göre tabi bu süre ve sıcaklık değişebilir.
*Ayrıca isteğe göre pişirmeden önce üzerine tuzsuz fındıkta koyabilirsiniz =)

Şurup için tarifi:
4 su bardağı şeker ve 4 su bardağı suyu ocakta şurup kıvamını alana kadar karıştırıyoruz.
Daha sonra pişmiş hamurun üzerine döküyoruz ve iyice çekmesini bekliyoruz.
İşte şimdi oldu =)))


İkincisi ise aslında Serdar’ın tarifi ve adı Çokotop =)
Tarifi;
Bir paket sana yağını iki paket kakaolu bisküviyle(petibör kakaolu bisküvi) eziyorsunuz_Çokotop kıvamını alana kadar_
Sonra top top yapıp hindistan cevizine bulayıp buzluğa atıyorsunuz.
İşte bu kadar =))

AFİYET OLSUUNNN =)))

6 Temmuz 2010

Yorgunluk Mu Oda Ne?

Bu aralar çok yoğunum.resmen kendime zaman ayıracak vaktim yok diyebilirim.

Yarın abimin Kep Töreni var. Sonunda çocuk üniversiteden mezun oluyor. İki bölüm birden bitiren bir kişi olarak ABİM e "TEBRİKLER" diyorum. Kendisi benden daha çalışkandır. Sanırsam birazda hırslı. Hadi bölümlerini de söyliyim tam havamız olsun =))

*Makine Mühendisliği asıl bölümü ama yanında Endüstri Mühendisliği'ni de bitirdi. Hırslı olan biricik abicim bu aralar Yüksek yapmaya kafayı taktı. Bakalım sonumuz ne olacak? Bana da böyle şeyler yapmam için biraz baskı geliyor ama sanırsam ben sağlam adımlarla bölümümü bitircem. Durun bi kardeşim karışmayın bana diyenlerdenim =))

Neyse yarın bizim için tam bir koşuşturmaca olacak. Teyzemle beraber Ankara'dan uçakla gelecekler ve 2 saat sonra törene gidilecek. Sanırsınız ki önemli bir iş toplantısına yetişiyoruz =))) İşte diyorum ben ya "Bu aralar çok yoğunum." diye. Beni takan var mı acaba.

Bu olacakların yanında olan ve bitmiş durumlarda var tabi. Bilgisayarıma sonunda kavuştum ve çook mutluyum ama bütün giden MP3 arşivimi toplamak ve silinen dosyalarımı düzenlemek, sitelerimi yenilemek, üye girişlerimi güncellemek, maillerimi düzenlemek, silmek ve bunların yanında yeniden program yüklemek, güncellemeleri yüklemeye devam etmek ayrıca bide Kore dizilerimi indiriyorum. Bazılarını CD'ye çekemeden silinmişti. Malum bilgisayarım ısınınca CD'ye çekecek bile zaman bulamamıştım. Bunun sonucunda hepsi silinmişti. Şimdi yeniden yüklüyorum. 5 ya da 6 bölüm olunca hemen CD'ye çekiyorum, ne olur ne olmaz diye.

Çevrem habere bana "Ne işin var aslında? Habere bilgisayar başındasın." diye söyleniyorlar. Herkese açıklamaktan bıktım. Bence bu kadar işi yapmak benim için yeterince zor ve ben buna "İŞ" diyorum. Evet, arkadaşlar işte benim işim. Bi daha size "İŞim var" dediğimde lütfen bu yazımı okumuş olun ya da okuyun beni de yormayın =))

Ayrıca Toshiba yetkili servisine sitemimi belirten yazıyı daha önce yayınlamıştım biliyorsunuz. Bilgisayarımı 3.ye şikayet edip, İstanbul'a yollattım ve oradakiler hallettiler yani İzmir'deki servistekilerin dediği gibi 100 dereceyi bulması normal değilmiş! Kim haklı gördün mü servisteki Murat Bey!! Sinir adam ya. Bide oradaki siyah saçlı habere hızlı hızlı konuşan, seni salak yerine koymaya çalışan kıza da kıl oldum. Seni dinlemiyor bile. Oda inşallah şikayetimden nasibini almıştır. Şimdi maksimum 60 dereceyi buluyor. Oda İzmir sıcağında normal yani. Bide soğutucu alıcam.

İyi bir model ya da marka bilen varsa bana önerebilir mi?

Teşekkürlerimi İstanbul'daki yetkili servise yolluyorum. Benimle çok ilgilendiler ve şikayetimi de hemen ele aldılar ve sonucunda özürde dilediler. Ayrıca bilgisayarım ilk gittiğinde benden anlamsız bir 40tl almışlardı. Bunun hesabını soruncada "Haklı olduğumu, İzmir'deki servisin haksız olduğunu ya 40 liramı geri ödeyeceklerini ya da 1 sene garanti süresini uzatacaklarını" söylediler. Seçme hakkını bana bıraktılar. Bende "Garantisi uzasın." dedim daha mantıklı geldi.

İşte buradan bir daha İzmir'deki servise kızıyorum. Sinir şeyler!

Aklınızda olsun!

*Toshiba bilgisayarınızda bir arıza olduğunda ve İzmir'deyseniz hemen İstanbul'daki servise yollayın.