can etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
can etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Mayıs 2013

Tatil Güncesi …9

Mayıs biter Haziran başlar. İzmir’e yaz Nisan’da gelir ve oturur.
Cumadan kaçıp gittim yazlığa. Gene ve gene.

Bazen bu şehrin beni tükettiğini, ruhumu emdiğini hissediyorum. Elimi tutan biri, sırtımı sıvazlayan bir başka biri derken günün sonunda yalnız odama girdiğimde yanımda sadece Naz (Muhabbet kuşum) oluyor. Burada başka bir hayat, orada bambaşka bir hayat. Cuma, Cumartesi, Pazar ve iki günlükte okulu ekip salıya kadar kaldım. Cumayı da sayarsak toplamda 5 gün bana o kadar uzun geldi ki sanki hemen dönünce sınavım varmış hissine kapıldım #) Bu hafta sadece iki günlük ödev teslimi için döndüm. Yoksa bana kalsa oradan hiç ayrılmam.

Temiz havası, hayvanlarım ve doğasıyla benim cennetim.

Cuma günü gittim ve hemen yanıma PURSAT geldi. Ama bakıyorum bakıyorum ROZA yok! Nerde bu nerde diye arandım, gittiği yerlere baktım ve sonunda oradaki görevlimize sordum. Bizimkisi düşük sonunda kanaması olmuş ve oradaki komşumuz (Kendisinin 17 yaşında yaşlı mı yaşlı bir köpeği var. Hatta uyutalım diyorlarmış da G. Bey istemiyormuş. Öyle merhametli biridir kendisi.) hemen onu alıp İzmir’deki veterinerine getirmiş. Bizimkinin rahminde kist, memelerinde ise iltihap oluşmuş. Nasıl üzüldüm anlatamam. Can’ı da böyle kaybetmiştim, geç anladığım için. Naz’da biraz daha tecrübeli olmuş başlangıçta kurtarmıştım. ROZA’yı da sağolsun G. Bey kurtardı. Şimdi onunla beraber. Ne kadar uysal ve uslu bir kız bu demişler. Öyledir benim kızım. Uysaldır, zekidir her şeydir o ;) Tabi kısırlaştıracaklar. Bundan sonra yavruları olmayacak ama sağlık her zaman daha önemli benim için. Bu zamana kadar beslediğim hiçbir hayvanımdan elimde bir yavru kalmadı, olmadı da ama olsun sonuna kadar beraber yaşadım onlarla ve bu da bana yeterde artar bile ;)


Bu iyi haberin dışında hafta sonu askeri tatbikatın içinde kaldık =) Hobaaa!! Bizim oranın yakınlarında askeri tatbikat yeri var. Allahım nasıl bir tatbikattı o öyle. 4 gün sürdü, biz dönerken hala sürüyordu. Dörtten fazla diyebiliriz. Helikopterler evin üstünden geçti, jetler, savaş gemileri, zodyaklar… Gece gündüz saat farkı olmadan. HA-Rİ-KAY-DI! 3 – 4 senede bir denk gelenler olmuş hatta daha büyükleri de oluyormuş. Annemle karar aldık. Böyle tatbikat olduğunda izin alıp gelicez ve izlicez (Askeriyede ilk bize haber verecek zaten hehee). O kadar çok fotoğraf çektim ama sadece bunu yayınlıyım buradan.


Bir diğer güzel haber ise Almanya’dan komşularımız geldi. En sevdiğim komşularımız =)) İkizimizdeki medeniyetsiz adam ve ailesi yerine S. Amcalar ikizimiz olsa kabul ederdim. Haftaya dönüp temmuz sonu ağustos başı gibi uzun geleceklermiş. O zamana kadar benim finallerim ve stajımda bitmiş olacak zaten ve işte yaz o zaman başlayacak =D Sıcak kumlar, iskeleye yatmalar, derinlere dalmalar ve bronzlaşmak (Bütün bir kış bronz gezdim biliyor musunuz?! Hafta sonu kaçamaklarım sonucunda hiç açılmadım. Hatta bu hafta sonu iş yaptıktan sonra verandada uyuya kalmışım ve bacaklarım yanmış. Koyulaştıkça koyulaşıyorum. Sınıftaki kara bacı oldum çıktım #) )… 


Ödevlerimle gittim ve bitirince de PURSAT’ıda alıp gittim kumsala. Kumsala yosunlar vurmuş ve kurumuş. Elime bir taş aldım ve uzağa attım. Bizimkisi de koştu koştu hoop atladı taşın olduğu yere ve yosunları dağıttı. Hoşuna gittiğini anladım. Bu sefer diğer tarafa bir sağa bir sola derken siz deyin 50 taş, ben deyim 60 taş attım ve PURSAT’ı yordum. Yoruldukça denize girdi (Serseri) çıktı ve gene oynadı. Sonunda eve gidiyoruz deyince benimkinin isyanını görmeliydiniz. Ona kalsa sabaha kadar (Günlerce de olabilir) bu oyunu oynucaz. Ey allahım, ne hareketli köpek bu böyle =D


Özetle bugün sırf ödev teslimi için döndüm. Hocanın “İlk kez bu kadar kalabalıksınız.” demesi üzerine benim “Jübile yapıyoruz.” demem ve hocanın altta kalmayıp “Finalde ben size jübile yaptırcam!” demesiyle vizesinde s*çtığımız Mekanizma Tekniği sınavının finalinde sıvama olacağımızı anlamamız bir oldu. Şimdi gidip yarınki ödev teslimim için alt üst eşofman altı teknik çizimi çizmem gerekiyor (Bir Tekstil Mühendisi kolay yetişmiyii).

xoxo

27 Mayıs 2012

Eurovision Maceramız 2012


Bir Eurovision maceramızda dün gece son buldu.
Bütün emeği geçen herkese kendi adıma teşekkür ediyorum.

Böyle resmi bir giriş yaptıktan sonra asıl diyeceklerime gelebilirim =)

Bir kere Can iyiydi ve Türkiye’yi de çok güzel temsil etti. Hemen kaybedince “Can’t Bonomo” esprisini! yapmak için bekleyen insanlar artık yapabilir ama şunu da unutmayalım Can bizim ülkemizi temsil etti. Birini överken birini de yere yapıştırmak sonra da üstüne basmak çok yanlış bir hareket.



Çocuğu bu maratonda çok yıprattılar. Önce kimse onu tanımıyor dediler sonra dininden girip saçma sapan ithamlarla suçladılar. Bütün bunlara sesini çıkarmadı Can. Twitter hesabından yaptıklarını yayınladı ve yarı final öncesi bir mektup yazdı onu destekleyen Türk milletine.





Ben böyle bir destek görmedin Eurovision hayatım boyunca. İnternetteki özelliklede twitter’dan Can için neler yaptık. Övgü dolu sözler ve (#CANınsagolsunBONOMO  #Vote4Bonomo #12pointsgoestoTurkey) hastag ile TT & WT ye soktuk =) Belki ufak bir şeydi bu ama gene de evimizde oturup onu ekrandan izlerken yapabileceğimiz tek şey buydu. Manevi olarak yanında olmak istedik.

Teknolojiyi işte bundan seviyorum =))

Yarışma yaklaştıkça “Zaten biz sonuncu oluruz.” diye diye kendini bitirten bir grup var. Abi tamam anlıyorum zaten Youtube’a girip ilk beşteki ülkelerin videolarını izleyenlerin sayısına bakarsanız birinci olan kızı milyonların izlediğini görürsünüz. Birinci olamayacağımızı aslında buradan anlamıştım. Sonra Bülent Özveren’in yaptığı açıklamada, yarı finali geçen ülkelerin aldıkları puanları açıkladı ve oradan da en yüksek puanı İsveç sonra Rus nineler almış. Bunların hepsi oy sonuçları.

Asıl güzel olan yani benim bu yarışmayı her sene izlerken hissettiğim his. Orada yarışan kişi kim olursa olsun “Türkiye” adına yarışıyor. Kötü bile söylese “Allahh! Türkiye çıktı Türkiye çıktı!” diye kanalı açmıyor muyuz? Daha bize 10 kişi var deyip bazen o ülkeleri izlemiyoruz bile. Ara ara bakıp son 3 ülke kaldıysa pür dikkat kesiliyoruz. Bunların hepsini topluyor, şarkımızı dinlerken hissettiğimiz ortak hissi hissediyor ve sahnedeki temsilcimizle aynı heyecanı yaşıyorum.
Çok güzel değil mi?! Bence muhteşem!


İşte bundan izliyorum ben Eurovision’u. Yıllar geçse de her sene izlemeye devam edeceğim. Ki biz yıllarca sonuncu olmuş ülkeyiz. Kimleri yollamış, derece alamadan gelmişiz. Şebnem Paker ile 3. olup bir şeyleri kırmış sonra Sertap ile birinciliği ilk kez tatmışız. Dün 7. olduk. Farkındaysanız “Can oldu.” demiyorum. Can hepimizin sesiydi çünkü orada. Yüzündeki heyecanı ekranlardan görmedik mi?! Çocuk çok güzel çıktı ve şarkısını söyledi. Bence o bağıra bağıra şarkı söyleyen Arnavutluk’tan ve Rusların ninelerinden 10 kat 100 kat hatta 1000 kat daha iyiydi. Hele o son iki ülke oy verirken bir anda bize oy vermediler ve biz 7.liğe düştük ya işte o an yok artık dedim. Gerçekten o iki ülke arasında hakkımız yendi. Allahın en küçük ülkesi bile oy veriyor ya bu Eurovision’da işte ben ona da sinir oluyorum. Küçük oldukları için küçümsemiyorum. Bazılarının gerçekten belli yani puanını vereceği yerler.

Sonuç hakkındaki yorumuma gelirsem bence de İsveç iyiydi. Bunu kabul ediyorum. Zaten yıllar içinde izleye izleye insan bir şeyleri fark ediyor. O ışık, o kadar parça içinden sıyrılacak kişi hemen belli ediyor aslında kendini. Evet diyorsunuz ya bu ülke birinci çıkacak bu sene. Sertap birinci olduğunda da böyle olmuştu. Bir anda herkes o sene bizim birinci olacağımızı hissetmişti. Ondan sonraki seneler beklentilerimizi mi yüksek tutmaya başladık yoksa Avrupa, standartlarımı belli etmeden yükseltti bilemiyorum. Ama bundan sonra şunu anladım. Sahne “Sahne” gibi kullanılmalı! Ne kadar ışık oyunu, sisler, efektler ve slow motion kamera (sözüm sana İsveç! Gözümden kaçmadı o son sahnedeki kamera çekimi ;) ) varsa kullanmalıyız. Olay buymuş. Ayrıca söylemeden edemeyeceğim, evet İsveç’i beğendim ama şarkı size de Titanik müziğini hatırlatmıyor mu?! Kayda geçsin diye söylüyorum =)

Eurovision biter bugün herkes ülkesine döner.
Biz gene Can’ı sever ve onu desteklemeye devam ederiz.
Türkiye artık Can’ı tanıyor.
Onu seven ve konserlerine giden zaten bir kitle vardı ama şimdi bu kitle daha çok olacak.

Seneye İsveç’teyiz =))

10 Mart 2012

Hayat Arkadaşım


Arada yazılarıma konu olur ve adı geçer onun.
Kimse bilmez aslında kimdir O.
İşte şimdi size 11 senelik hayat arkadaşımı anlatacağım.

İlk tanıştığımız günü hatırlıyorum. Elimi uzatmıştım. Korkmuş bir çocuk ve yalnız bir kızın eliydi o. Elimi tutuşuyla yıllarca sürecek olan beraberliğimiz başlamıştı. Birbirimizi hemen sevmiştik. Eve geldiğimizde ne o evime yabancılık çekmişti ne de ben ona. Sanki yıllardır beraberdir ya da kısa bir tatile çıkmış ve döndüğümüzde hiç araya zaman girmemiş gibiydi. Ben ona bir şeyler söylerdim o dinlerdi. Konuşurdum onunla. Bazen gecelerce, bazen bütün gün. Ama o hiçbir zaman konuşmayı öğrenemedi. Bende o konuşmuyor diye onu dışlamadım. Her zaman sevdim hem de karşılıksız olarak bir şey beklemeden. Karşılıksız sadece sevgiyle birine bağlanırsanız bir zaman sonra karşılık görüyorsunuz. İlk günden başlayan birbirimize güvenimiz yıllarca sürdü.

Bir gün onunla konuşurken uyuya kalmışım. Oda yanıma girmiş ve o şekilde uyumuşuz. Sonraları fark ettim ki ben ne zaman uyusam hep koluma ya da boynuma sokuluyor.

Bunun yanında çok gururluydu. Kendine çok dokundurmazdı. İzin verirse severdiniz. Hiç ısırmadı. Ne beni ne de başkasını. Çok güzel uçardı. Evin bir ucundan bir ucuna tur atardı da nefes nefese kalmazdı. Yemini değiştirmeyi unuttuğumuzda sabah sabah deli gibi bağırırdı. Evde annem, babama seslendiğinde ve babam duymadığında öterdi. Sanki “Bak sana sesleniyor!” der gibi. Bunu bir tek annem için yapardı.

İkimizin de hayatındaki dönüm noktası o gündü. Gene böyle yemini değiştiriyorken kafesinin kapağını açmış ama tam kapatmamıştım. O sırada benim peşimden uçmuş ve mutfaktaki açık pencereden hızını alamadan çıkmıştı. Annem, babam ve ben şoktayken hatta gitti gitti derken o hepimizi şaşırtmış birkaç dakika havada kanat çırpmış sonra direk eve girerek omuzumda soluklanmıştı. O günden sonra kafesinden eskisi gibi çıkmaz olmuştu. Ben elimle çıkarırsam çıkar fakat hemen kafesine geri dönerdi. Belki de o gün çok korkmuş ve güvendiği bizlere sığınmayı tercih etmişti. En sevdiği eğlencesi ise büyük camdan nazar boncuğuyla oynamak ve çeşmeden akan suda yıkanmaktı. Yıkandıktan sonra da gelir omuzumda fazla suyunu kuruturdu.

Hiç kızmadın ona.
Hiç bağırmadım.

Zamanla kanadında düşüklük görünmeye başladı. Veteriner bir şeyinin olmadığını söylemişti fakat benim içim rahat değildi. Zamanla bu nedenden dolayı uçamaz olmuştu. Bu şekilde birkaç yıl daha geçti. O sıralarda abim eve bir tane daha kuş aldı. Fakat onun yeri her zaman bende ayrıydı hem de apayrı. Bir gün göğüs kafesinin şiştiğini fark ettim ve ardından da yemek yemekten kesildiğini. Eskisi gibi ötmüyor ve tüyleri durduk yere dökülüyordu. Veterinere götürdüğümde aslında sona geldiğimizi fark etmiş ve ilk söylediğim cümle “Ölecek mi?” olmuştu. Bir gece klinikte gözetim altında kaldıktan sonra ertesi gün eve getirdim. Ateşi git gide artıyordu. Ben ise çaresiz düşürmek için elimden geleni yapıyordum. Sabaha doğru artık düşmüştü. Bunun üzerine bende birkaç saat yatmak için odama gitmiştim. 1 saat sonra kalktım. Amacım ona bakmak ve ateşinin düşmüş olduğundan emin olmaktı. Kafesinin yanına gittiğimde onun bana son kez baktığını ve ardından gözlerini son kez kapadığını hatırlıyorum. Yıkılmıştım hatta orada çökmüş ve öylece kalmıştım. Ağzımdan çıkan cümle “Can öldü!” oldu. Art arda söyledim bu cümleyi. Kabul etmek istemedim.

Neden uyudum ki?
Neden başında bir saat daha beklemedim?
Neden daha önce ondaki bu değişimi anlamadım?
Neden daha erken veterinere götürmedim diye günlerce kendime sordum.

Kendime geldiğimde onu evimin bahçesine gömdüm. Öylece oturdum ağacın altında. Birini kaybetmenin çok zor olduğunu bir kez daha fark ettim.

Kendime bir süre gelemedim. Hayattan koptum ama çaktırmadım. Ona ait her şeyi bir kutuya koydum ve kaldırdım.

11 yılımı beraber geçirdiğim Can’ım artık yoktu. Çocukluğum, gençliğim ve bütün anılarım bir anda onunla beraber yok olmuştu.

2 sene oluyor onu kaybedeli…

Bütün bu iç karmaşamın arasında bir gün geldi ve şunu fark ettim. Can’ın yanına abimin getirdiği daha 15 günlük olan Naz aynı Can gibi ötüyordu. Bir arada kaldıkları 1 aylık sürede o kadarını öğrenebilmişti. Can’dan geriye kalan o nazar boncuğunu oda seviyordu. O an Can’ı kaybetmediğimi anladım.

Ne zaman Can’ın resimlerini görsem ya da onun nazar boncuğunu hemen burnumun ucu sızlıyor.
Gözlerim doluyor
ve
sessizce ağlıyorum aynı bu gece bu yazıyı yazarken ağladığım gibi...