bahar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bahar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Şubat 2013

Bizim İçin Tatil Demek...

Bizim için tatil demek buluşma zamanı demek.
Bunu kimin için söylüyorum tabi ki de lise arkadaşlarım için.

Her tatilde İzmir dışında olanlarımız İzmir’e gelir. İzmir’de olanlar özel olarak sırf buluşma için şehirden ayrılmaz. Bir gün ayarlanır ve buluşulur. Önce bir yere oturulur, çay kahve içilir. Sonra belli bir sayıya ulaşılır ve oradan yemek yemeğe gidilir. Kalabalık olan gurubumuz birkaç masayı birleştirir. Oradan eğlenceye geçilir ve gün kahkahalarla devam eder. Kuzum, Jelibonum, Serdarım, Binnurum, Mecom, Senemim ve diğerleri, hepimiz buluşuruz.

Bu tatilde de buluştuk ve ayrılırken en yakın tatil ne zaman diye düşünmeye başladık. Bu bahar döneminde hiç uzun tatil yok onu anladım. Mecom,Tokyo’dan denizle kim bilir nerelerde, Binnurum Sakarya’da, Kuzum ile Serdarım Ankara’nın kuru soğuğunda ve Jelibonum ise Almanya’da. Güzel bir günün sonunda üstüme dolan hüzün sonucunda yazamadım bir türlü bu yazıyı. Yazılmışı da düzenleyemedim.

Hepsini ayrı ayrı seviyorum. Kaç sene olmuş?!

7 senedir hayatlarımdalar hatta bazılarıyla 8 sene! Dağılmadık, dağılmayacağız da biliyorum. İnsanın böyle arkadaşları oldukça yalnız olmasına imkân yok zaten.

Gülmek, bol bol fotoğraf çekmek, çektirmek, yeni tatlar denemek, derslerden konuşmak, ilişkiler üzerine deneyimlerimizi paylaşmak, hediye seçmek, yıl içinde yaşanılan olayları uzun uzun anlatmak, masanın bir ucundan diğer ucuna gülümsemek, konuşmaya çalışmak, her muhabbete bir şekilde karışmak, konular karışınca da anlayamamak o kadar güzel o kadar özel ki.

Anlatamam. Yaşamanız lazım. Bizim masaya oturmanız lazım.

Bu buluşmamızda bizden olmayan bir konuğumuz vardı ve “Konularınız çok hızlı değişiyor, çok hızlı konuşuyorsunuz. Bir türlü konuya dâhil olamadım.” dedi. Dönüp ona gülümsemiştim. Haklıydı. Çünkü biz liseden beri her halimizi görmüştük.

En kötü zamanımızı, en sinirli, en kırılgan, en stresli, en yalnız, en iyi, en eğlenceli…
Hepsini biliyoruz.

Geçmişi unutmak hiç kolay değil. Geleceği ise beraber yaşamak çok heyecanlı =)
En yakın tatili dört gözle bekliyorum ;)

5 Eylül 2012

Tatil Güncesi …5

Yavaş yavaş tatil sezonunu kapatmaya başlıyorum ha =/  Bu yaz aralıksız 2 ay boyunca yazlıkta kalarak rekorumu kırmış her şeyden uzaklaşmıştım. Bu benim stajdan sonra yapabildiğim son dolu dolu tatilimdi. Seneye sanayi stajımla nerdeee bu seneki rahat tatilim =( Üzülüyorum… Kâh yalnız kaldım orda kâh annemler geldi hep beraber kaldık. Yeni insanlarla tanıştım. Bol bol güldüm, kahkahalar attım.

Şu an yazlıkta verandamızda oturuyorum. Gecenin sessizliği ve sonbaharı hissettiren serin havaya inat buradayım. Burada bütün gün, hafta ve aylarca kalabilirim. Herkesten ve her şeyden kaçabilirim. Kimse bulmaz beni. Ulaşamaz da. Aklımdan tek geçen şey bunların yanında bu serin ve soğuk havayı içime çekmek. Üşüyorum, üzerimde kışın geldiğim zaman bıraktığım ceketim var ama gene de seviyorum bu havayı. Buradaki huzuru seviyorum. Gecenin sessizliğini evlerimizde yaşayan baykuşların sesinin bozmasını seviyorum. En ufak bir konuşma bile beni rahatsız etmiyor. Duyulmayan insan seslerinin arasında doğanın sesi, ateş böceklerinin ışığı, bahçemdeki yavru kedinin çimenlerde oynamasını izliyorum. Arka bahçemizde ise tilki ve kirpi var. Dolunayla onları da görüyorum. Belki bahçemizin ışıkları yansa kaçacaklar ama bunu istemiyorum. Sessizce onları bu şekilde izlemek bana daha çok huzur veriyor. Doğayla iç içe olmaktan korkmuyorum.

Seviyorum burayı hem de çok seviyorum.

Bu nedenle buradan ayrılırken üzüldüm hatta kimse görmedi ama ağladım ufak ufak.

Üzerimdeki hüznü anlamazlar, buraya nasıl bağlandığımı, her sabah uyanıp, perdelerimi sonuna kadar açıp, içime çektiğim denizin kokusunu ve ilk onu görüp şükrettiğimi de bilemezler. Aşağıda kahvemi yapıp sonra balkonuma oturup çimenleri ve bahçeyi izleme zevkimi anlayamazlar. Sabah erken saatlerde kalkıp keklikleri dinleme, kerkenezleri görme, serçe ve kumrular için bahçeye yem bırakmanın insandaki rahatlatıcı hissini hissedemezler.

Bizim burada yelkenliler ve gemiler geçer her sabah ve akşam. Onları izlerim. Gece ışıklarından anlar, gündüzleri odamdan bakmam yeterli olur. Sayarım tek tek bir iki üç…

Tek bir sırt çantasıyla yolculuk eder buraya da o çantamla gelirim. Fazla eşyaya gerek yoktur burada. Her sabah izlediğim denizime giderim, yüzerim yüzerim de gene de sıkılmam buradan. Takvimlerime bakar dolunayı belirlerim. Sonra kumsala gider yakamozda denize girerim. Soğukluğuna aldırmam bir sonraki tutulmada yeniden girerim. Denizden çıkar bu seferde kumsaldan izlerim denize vuruşunu. Uzakta balığa çıkan balıkçıların ışıklarını seçerim. Aklım dağınık olduğunda denizde sırt üstü yatar ve denizi dinlerim. Enerjimi ondan alırım çünkü ben suya güvenirim. Güvendikçe batmayacağımı bilirim.

Seviyorum burayı hem de çok seviyorum.

Tatil bitiyor biliyorum. Haftaya kayıtlar sonrada ders başı. Yavaş yavaş buradaki herkes ayrıldıkça site daha da sessizleşti. Komşularım, arkadaşlarım derken en çok burada bulduğum doğal ortamı özlücem herhalde. Kimse anlamaz beni ve buranın bendeki yerini.

2 Mayıs 2012

Bahar & Ben



Şu sıralar nazara, farklı boyutlara, inciğe boncuğa ve renklere sardım. Aslında bu benim klasik baharı karşılama biçimim =) Yaza doğru ise daha rahat ve salaş olmaya başlıyorum. Giyimim düşük omuzlar, bol dekolteler ve toplu saçlar şeklinde oluyor. Demin de dediğim gibi bahar demek benim için renklerin hayatıma benim de isteğimle dolu dolu girmesi demek. Kış boyunca mavi, kırmızı, mor ve turuncu gibi renkleri iki haftada bir falan nadir giydiğim için şimdilerde yazla beraber bende mor, mavi ojeler, bileğimde nazar bozcukları, başımda bandanalar ve tabi yazlık şapkalarım yavaş yavaş hayatıma girmeye başladı ;)

Nazara gelirsek, ben hemen nazar değenlerdenim. Yani sen burada “Yüzün çok güzel, cildin pürüzsüz.” de hoopp bir saat geçmez benim alnımda kocaman bir sivilce belirir. O nedenle hemen ya dil ısırtırım ki bunu herkese yapamıyorum. Karşımdakine “Dilini ısır. Isır dedim!” mi dicem =) Diyemediğim için bir başka yol “Elini k*çına sür.” demek. Bunu bilmiyor musunuz Aaaa nasıl olur?! =) Eski bir uygulama ve söz bu. Nazar değmesin diye ninem, anneannem çok derdi bunu. Ve tabi millete de bunu sansürlü söyleyemediğim için geriye bir tek nazar boncuklarım kalıyor. Kışın anneannemin hediyesi olan kolyeyi takıyorum. Baharın gelip de bendeki açılıp saçılmayla beraber kollara, boynuma ve tırnaklarıma bir mavilik hâkim oluyor bende =)

Hatta bu aralar abartıp yüzükler, küpeler, kolyeler ve bileklikler derken iyice doldurdum vücudumu.

Cemil İpekçi’yi seve seve yazları ona benzemeye başladım. Beni görse bayılır herhalde bu halime =))

Hatta yeni kombinasyonlarımı bile belirledim. Kapri üzeri atlet zaten benim için yazları fix. Ona birde beline kumaştan kuşak bağlar, katlı saçlarıma da renkli bandalar sararsam uff.. =)) Gözümün önünde canlandırdığım kişi çadır kurarsa tam büyücülere benzeyebilir. Hafif Afrikalı kadınlara benzeyebilirim ya da Asyalılara =))

Tırnaklar renkli,
Boncuklar her bir yerimden fırlamış.
Zaten tarot bakan biriyim.
Aman allahım tam çingenelere benzedim ;)
Herkes baharı benim gibi karşılar mı bilmiyorum ama hepinizin şimdiden baharı;

BOL RENKLİ, BOL EĞLENCELİ, BOL DİLEKLİ VE TABİ OLMAZSA OLMAZIMIZ BOL BAŞARILI GEÇSİN.

9 Nisan 2012

Nisan Yağmurları Ouvv Çok Güzel...


Ne güzel bir gün dimi?!
Kuşlar, böcekler ve bir anda hatta hiç ummadığım bir anda gelen telefon =)

Şimdi İzmir’de yaşayanlar neresi güzel Allah aşkına dışarıda gök gürültülü yağmur var diyebilir ya da trafik bu kadar yoğunken neyin güzelinden bahsediyor bu kız da diyebilir. Her şeyiyle kabulümsünüz.

Bütün bu sıkıntı, üzüntü, heyecan ya da hayatın karmaşasının arasında
bir şekilde yer bulmuyor muyuz
ya da
bize buldurmuyorlar mı?!
Böyle bir gündü işte benim de günüm.

Alakasız bir saatte öylece etrafıma bakınıyordum. Belki de sabah erken saatte girdiğim vizeyi düşünüyordum. Arkadaşımın da aynı saatte bir başka vizesi olduğu için beni haberdar etmesini bekliyordum. Sadece onun mesaj atmasını… Bütün bu iç huzurumun ortasında bir anda telefonum çaldı. Ve ben açayım derken telefonu kapattım. Arayan kişi ısrarla bir daha aradı ve bu sefer direk açtım hem de dersin ortasında. Neyse ki hoca çok fazla takmıyordu. Bende biraz çabuk biraz da panik modunda konuşmaya başladım. Hatta açtığımda biraz sert birazda kaba konuşmuş olabilirim. Bunu muhabbettin ilerleyen zamanında sevimli bir hale dönüştürdüm. Kurtarma çabaları =) Size bir şey itiraf edeyim o zaman; normalde beni biri aradığı zaman heyecanlanıyorum. Hâlbuki saatlerce mesajlaşabilir, mms yollayabilir, mail atar yani telefonumla her türlü şeyi yaparım ama iş konuşmaya özelliklede arandığım zamanki konuşmaya gelince orada duruyorum. Açmadan önce kendime çeki düzen veriyor, sesimi düzeltiyor ve gülerek açıyorum. İstemsiz bir şekilde sanki karşımdaki beni görecekmiş gibi bir havaya giriyorum. Herhalde görüntülü aramaya en kolay ben geçeceğim. Daha kimseyle görüntülü konuşma yapmadım ama eminim arayan beni düzgün bir halde bulacağı için o konuda sorun yaşamam =)

İtirafımı da yaptığıma göre konuya geri dönebilirim.
Sonuç mu???

İstediğim bir şirketin mülakatlarına çağrıldım =)) (Hatta arayan bayan bana bir haftadır ulaşmaya çalıştığını ama ulaşamadığını söyledi. Ne önemli bir insanmışım ben ya)

İsmini şimdi veremeyeceğim, nedenini biliyorsunuz. Bana biraz zaman verin mesela iki hafta gibi… Sonra size söz, İstanbul maceramla beraber mülakat maceramı da anlatacağım. Umarım bu da geçen seferki mülakat gibi olmaz.

İşin gerçeğini söylemek gerekirse (işte ikinci itirafta geliyor) bu işi çok istiyorum. Burs başarı ve plaket almak istiyorum. Ne kadar da şifreli konuştum dimi =) Evet, farkındayım ama şimdilik gizli kalması gerekiyor. Yarın sabah 7.15 gibi yola çıkmam lazım. Ki ben sabah bu saatte kalkıyorum. Yolda uyursam bir de durağı kaçırırsam off hayat işte o zaman tam bir aksiyona döner benim için. Böyle durumlarda keşke araba kullansam diyorum. Benim bütün işlerim tersine ki! Evin önünde araba duruyor ama ben ehliyetim olmadığı için kullanamıyorum falan filan.

Yeri gelmişken vize haftama bugün itibariyle başlamış bulunuyorum. Normalde iki haftalık buralardan yok olurdum ama bugünkü sevincimi yazmazsam ve sizle paylaşmazsam olmazdı. Eksik bir şeyler olsa da devamı güzel olur inşallah =))

Şimdilik ben kaçar.. Yarın zaman bulabilirsem size mülakatı da yazarım. Genelde umutla girdiğim mülakatlar hep bir tuhaflıkla bitiyor ama olsun.

Aman herkesin canı sağolsun.

Nasıl olsa bendeki bu hırsla dağları devirmicem mi?! İşte böylede megaloman biri olduğumu göstermiş oldum. Alkışlar Z.S a gelsin lütfen =) Beni seviyorsun beni gerçekten seviyorsunuz =))

Şaka bir yana hepinize iyi günler… Saate bakmayın gününüzü doya doya yaşayın ;)

27 Mart 2011

Öffne deine Arme für Veränderungen, aber laß nicht deine Werte gehen...

İnsanın Blog’u yasaklanınca pek girmemeye ve yazdıklarını yayınlamamaya başlıyo. Bende şimdilerde bu durumdayım. Biraz boş verdim sanırsam ama vizelerim başlamadan bir kaç yazı yayınlamak istiyorum.

Bugünlerde hayatım çok yoğun. Benim yoğun dediğim günler gerçekten yoğundur =)) Hangisini anlatayım ya da nerden başlamalıyım acaba??? Mesela geçen perşembe günü bizim bölümün partisine gittim. Geçen dönem gitmemiştim çünkü çoğu kişiyi tanımıyordum ama bu dönem biraz daha farklı. İnsanları daha iyi tanımaya başladım ve kiminle nasıl konuşulur onu fark ettim artık. İşte zaman bu açıdan çok önemli bir şey. Bazen geç de olsa bize yardımı dokunuyo =) Partiye geri dönersek, hayatımda eğlendiğim anları sıralasam TOP 10’umda yer alır ;) dans ettik, şarkı söyledik ve tabi gerisinin bize kalması gereken anlar yaşadık. Kısacası SüPeRdİ =))

Baharın gelmesiyle etrafımdaki çoğu kişi değişmeye başladı. Baharın getirdiği bir kimyasal olay sonucunda herhalde =)) ben mi? Ay oralara girmeyelim. Şu sıralar arkadaşım aklımı çelmeye çalışıyo ama bu konuda kendimi eğittim artık yok etkilenmeyeceğim bu sözlerden. Büyük konuşmak istemiyorum ama olmaz. Kimseyi kırmak istemiyorum ya da incitmek ama yaşanan olaylar bu şekilde gelişiyor. En sevmediğim şeylerden biri bu zaten. Benim isteğim dışında bir şeylerin olması. Neden ben diye sorarım bazen. Fazla mı iyiyim bazen acaba? diye düşünüyorum. Hani herkese kol kanat geren ya da gerecek gibi görünen… Ama öyle olmaya da bilirim. Hatta özgür olmayı daha çok severim. En yakınımdakine bile bir şey söylemek istemem bazen. Arkadaş, dost, sevgili… hepsinden kaçarım. “Rahat bırakın beni” der içim. Haksızda sayılmaz. Hele bide onlardan biri hesap sorarsa daha bi içim sıkılır.

Herkesin biraz yalnız kalmaya hakkı olduğunu düşünüyorum. Her şeyimi ya da her olayımı anlatmam insanlara. Konuşmam öyle her şeyi… kaçarım uzak bir köşeye ve bakarım öyle uzaklara dalar gözlerim ne düşünürüm bir tek ben bilirim. Gizlimin saklımın olmasını severim. Olmalı da zaten derim. Ama bazen kimse anlamaz benim böyle hissettiğimi. Etrafımda çok kişi var… iyi mi? Ee yani. Diyorum ya bi an geliyor herkes bana 2kat gibi geliyor. İşin güzel yanı ne biliyor musunuz? Bir gün başkasıyla takılırken öbür gün başka kişiyle takılıyorsun. Sonraki gün C,D,E kişileriyle… biraz ondan biraz bundan. Ki benim öğrendiğim hayat tecrübesi şöyle der: bir kişiye takılı kalma, grup arkadaşlıkları kur. Grup arkadaşlıklarında ise birkaç kişi daha yakın olabilir bu çok doğal ama o yakın olanlar gruptaki diğer kişiyi çekiştirmeye başlarsa orada biter ve çatlaklar oluşmaya başlar işte…

Herkes bir şeyler yaşar, bir şeyleri anlatmak ister ve bunu da bencilce yapar. Tek önemli olan kişi kendisi  gibi düşünür. Halbuki karşındaki de bir hayat yaşıyordur ve onun hayatı daha içine kapanık olabilir, dışa vurulmayabilir. Bu demek değildir ki kimseyi istemez ya da ilgisiz. Bana bazen “cool” davrandığım söylenir. İnkar etmiyorum, evet öyle davranıyorum. Mutluyum ya işte önemli olan da bu. Mutsuzluğumda kimseyi sıkmıyorum. Uzaklaşıyorum çevremden. Bunu da bağıra çağıra yapmıyorum çünkü bunun yapılmasını sevmiyorum. En mutlu anılarım ve ilhamlarım bu zamanda doğuyor. Kendimi yeniliyorum, içimdekileri boşaltıyor ve yeniden başlıyorum. Enerjim ve motivasyonum yüksek bir şekilde oluyor bu =)

Anka Kuşu ’yumdur ben. Hem burç olarak hem de yaşam tarzım olarak. Bu nedenle çoğu kişi anlamaz benim bu davranışlarımı.

Artık önemsemiyorum zaten.
Kim ne derse desin umurumda bile değil.
Herkes kendi hayatını yaşıyor ve etrafındakiler bu hayata girip ardından da çıkıyor…

10 Ağustos 2010

Evcilik Oyunu...



Birkaç haftadır en eğlenerek izlediğim program "Evcilik Oyunu".


Ama orda da herkesi değil, sadece Kendi ve Yiğit'i izliyorum.çok eğlenceli bi çift.ilk başlarda pek ısınamamıştım onlara ama sonradan alıştım.sanırsam onlarda da aynı şey oldu =)) ilk başta birbirlerine ayak uyduramadılar ama şimdi çok iyi anlaşıyorlar ve ortak bi fikir bulabiliyorlar.Yiğit'in olgun tavırları Kendi'nin şirin ve çocuksu hallei nasıl uyumlu olabilir diyebilirsiniz ama iki tarafta aynı olunca ilişki sıkıcı oluyo.K&Y durumunu sevdim ben.her nete girdiğimde oy yolluyorum.alışkanlık oldu biraz =)))) geçen cumartesi izledim programı ve "bağlılık testi" adı altında bunlara "55 metreden atlayın!" dediler.



Nilay çıktı ama korktu yükseklikten ve indi. bi sürede kendine gelemedi sanırsam.
Sonra Hakan ve Tuğçe çıktı.ama Hakan atlamıycaktı, destek olmak için çıktı.Tuğçe'de korktu indi.
Sıra geldi beni favorim çiftime...bi gazla gittiler.Kendi minderde zıpladı falan sonra giyindiler ve çıkmaya başladılar 55m yukarıya.onlar diğer çiftler gibi "çiftlerden birisi atlasın" düşüncesiyle değil, ikisi beraber atlıcaklarmış... bu amaçla çıkmışlar.yukarı çıkınca, Yiğit Kendi'ye güvendi, Kendi de Yiğit'e...sonra Kendi sarıldı Yiğit'e... Yiğit'de bıraktı kendini aşağıya...bağırışmalarla atladılar =)) Kendi resmen kayboldu Yiğit'in kollarında ama ikiside harika bi atlayış yapmış oldular ve yere indiler.

Bu atlayışı yapana ev verceklermiş.evide K&Y aldı zaten ve bu hafta taşındılar.bunu ev için yapmadılarını sadece adrenalin için yaptıklarını söylediler. yere inincede Yiğit, Kendi'ye teşekkür etti =)))

Çok güzeldi yaa...işte bundan seviyorum bu çifti.
Halkta bişeyleri fark etmiş olcak ki onları bu hafta %90 oy oranıyla 1.yaptı =))))

Tebrikler K&Y...





Elemenin olduğu hafta benim Bandırma'ya gideceğim haftaya denk geliyodu ve oy kullanarak Yıldız ile Sertaç'ı elemiştim.neydi onların ilişkiside öyle ya??? bi anlam verememiştim.bide onlar oyun değil gerçek sevgiliydiler ve evlenmeyi planlıyolardı.çok merak ediyorum acaba evlenmişler midir??? ev falan bakıp hayaller kuruyorlardı.yıktıysam özür dilerim...


Tuğçe ve Hakan çiftinide seviyodum ama onlar bana fazla klasik geliyorlardı.K&Y çiftinden sonra favorim diyebilirdim.Takiii bu hafta gerçeği öğrenene kadar.H&T çifti Evcilik Oyunu'ndan ayrıldılar.bunun altında yatan sebep ise Tuğçe'nin özel hayatına zarar vermesiymiş.Ama asıl sebep konuştukça ortaya çıktı ki Tuğçe'nin sevgilisi varmış.bu programa para için girmiş.bu hafta K&Y çifti bu konu üzerine konuşmuşlardı, bende o şekilde öğrenmiştim.Tuğçe bu duruma çok kızdı ve onlara söylendi.iyide sevgilin varsa bu programa neden giriyorsun ki? kurallar belli.bi adamla aynı evi paylaşıyorsun ve sevgilinde seni TV den izliyo.ben sevgili olsam böyle bişeye izin vermezdim.şimdide programdan ayrıldı ve haftanın birincisi seçilen K&Y için "bu durumdan hiç mutlu olmadım" dedi...Amann çokta umurlarındaydı senin durumun.olan Hakan'a oldu.çok üzüldü çocuk,izlerken bunu fark ettim.onuda belki başka biriyle everiler hemen.aynı Mert'e yaptıkları gibi...


Mert'de gözümden düştü.oyunu iyi oynuyordu ama partneri programdan ayrılınca bence oda ayrılmalıydı.bi hayran çıkardılar ona, sonra geçen gün baktım.başka bi kızla evlendirmişler.bu ne biçim bi iştir böyle ya."bunla oyun oynayamadın sen, şimdi bi de bunla dene. belki oynayabilirisin." saçmalık ötesi.ilk partneri Bahar'ında ayrılma sebebi:Mert'in ona çok karışması ve gerçekten evli gibi davranmak istemesiymiş.Tabi sonra gelen açıklamasında ise aynı Tuğçe gibi onunda sevgilisi varmış.
Yeni evlendiği partneri olan Tuğçe ise Bahar'dan sonra konuşmaya başladığı bi bayanmış ama kız Amerika'ya gitmiş.dönüncede hemen Mert kızı yarışmaya soktu.onların durumu bana biraz Yıldız&Sertaç durumunu hatırlattı...hadi hayırlısı...


Bu sırada program yapımcıları boş durmadı ve iki çift daha geldi.

Ozan ve Nilay ilk giren çift.onlarda çok kavga ediyo.Nilay'ın rahat tavırları! Ozan'ı sinirlendiriyo.Bazen hakta veriyorum çocuğa yani.
3 çift yeterdi ama şimdi 4 çift oldu. insan istediği çifti izleyemiyo şimdi.saçmaa.




Diğer giren çift: Taylan&Sevilay...bu çiftimiz diğer üç çiftten biraz daha olgun yani yaşları var.onlarıda izleyip görücez...





Programın saati de farklı zaten.bi gün gece yarısı, bi gün haberlerden sonra.denk geldikçe bakar oldum.

Böyle programları pek izlemem ama sardı resmen... =)))