31 Aralık 2009

Yeni Yıl Yeni Yıl Yeni Yıl Yeni Yıl Herkese Kutlu Olsun

Eee 2009 bitip 2010'a girerken bi son yazı yazmadan olmaz dimi ;)
Vay be 12 saat sonra 2010'a giricez. Peki, hayatımızda ne değişecek?
Hiç bir şey!
Ama bunun yanında hepimizde büyük umutlar ve dilekler var.
Ailece beraber kutlamalar...

Bununda önemini şöyle anladım; yurtta kalan arkadaşlarımın ilk ailelerinden ayrı oluşlarıymış. Belki de bu yüzden bu kadar hüzünlülerdi. Bende bu sene dışarı çıkmak yerine ailemle beraber olmak istedim. Gece 00.01 olunca da herkesi arama geleneğimi  devam ettiricem. 1 Ocak tatil zaten. Sonra cumartesi pazar ee malum =)) Pazartesi gene dersler başlıyor. Hayatımıza hiç mola girmiyor desem yeridir. Bugün 2009'un son günü. Geçen sene şunları yaptım gibi bi listeye niyetlendim ama günlükleri açmak gerektiği için üşendim galiba. Ama geçen seneden aklıma gelen (Ki beni en etkileyen bu olsa gerek) ÖSS'ye girdim. Bölümümü seçtim ve artık üniversiteliyim. O yorucu tempo 2009'a damgasını vuran olay oldu benim için. Yoksa devlet olaylarıymış, yılın mimlenmesiymiş, hiç umurumda değil açıkçası. Kendim yaşadım, kendim gördüm. Herkesin 2009'u kendine göre şekillendi ve bugün de bitiyor. 2010'a girerken mutlu ve umutlu dilekler dilediğimizi biliyorum. Herkesin dileklerinin kabul olmasını bende dilerim =)

"Ohh be!" dedim çarşamba günü. Tabi siz bilmiyorsunuz ama çarşamba günü 3.sınavımı oldum ben. Bir çıktım sınavdan "Direk yaşasın maksimumla!" hareketiyle attım kendimi kampüsten dışarı. Eve geldim. Bir yatış bir yatış ama yok böyle bir yatış yani =) Gece de sabahladım. Ohhh yarasın valla =))

Haftaya değil ama ondan sonraki cuma speaking sınavım var. Sonraki haftada final sınavım. Sonra ne mi?

tabi ki de 3 haftalık TATİL =))))

Allahım allahım! Hayatımda bu kadar tatili sevdiğimi ve beklediğimi hiç bilmiyordum ama bayıldım bu işe ben yaa =))

Neyse artık gidip sıcak çikolata içip kendimi izleyemediğim filmlere, çizgi filmlerime ve ayrıca animelerime boğmak ve vurmak istiyorum.
"Lanet olsun dosstuum!" replikli filmleriyle amerikan konuşmasına gülmek istiyorum.
Çok şey mi istiyorum?!
Hayır!
Hehee =))

YENİ YILINIZ KUTLU MUTLU HUZURLU OLSUN =)))

27 Aralık 2009

Adını Sen Koy


Bu aralar bu şarkıya fena halde takmış durumdayım. Adını Sen Koy filminin de müziği olan bu şarkı çok güzel ya =)

Sözleri Demet Sağıroğlu'na,
Müziği de Melih Kibar'a ait bu şarkının.


Her türlü ortamda çok güzel dinleniliyo =))
İşte sözleri. İsteyen indirsin dinlesin ;))


İçimde garip bir his var

Yüreğimde olur olmaz duygular
Farzedelim küçücük bir oyun bu
Oynayalım bu oyunu
Tahmin edemedim sonunu
Adını artık sen koy

İlk selam mı yoksa, yoksa son veda mı?
Başı belli sonu değil.
Sanki bir telaşla koyulduk bir yola
Anlatılır gibi değil.
Bulamadım, cevabını duyamadım.

Kulaklarımda sesin var.
Yüreğimde serptiğin tomurcuklar.
Sonuna kadar kuralsızca gitmek, her şeyi gözardı etmek.
Selam mı, son veda mıdır, nedir? Bunu bilmem gerek.

İçimde garip bir his var,
Yüreğimde olur olmaz duygular.
Farzedelim küçücük bir oyun bu, oynayalım bu oyunu
Tahmin edemedim sonunu
Adını artık sen koy.

13 Aralık 2009

"Domuz Gribi" Sende Hastalık Mısın Be!

Soğuk ya da sıcak benim için hiç fark etmiyor valla. Bu soğuk! havalarda derslere kısa kollu hatta abartıp askılıyla giden ben, biliyorum ki kampüs içinde "Manyak" gözüyle bakılıyorum ve bunun sonucunda annem korktu ve bana domuz gribi aşısı yaptırdı. Neymiş efendim ailede bir tek ben olmamışım, bide böyle ince giyiniyormuşum, kesin hasta olcakmışım ve hasta olunca da bana bakmıcakmış falan filan yani. Neyse işte tuttu zorla götürdü beni ve aşılattı.

Peki, ben bu aşıyı ne zaman oldum? İşte söylüyorum; 1 Aralıkta!

Şimdi diceksiniz "Ee kardeşim o zaman oldun da şimdi neden söylüyorsun?" Şu yüzden, 10 günlük bir gözlem süresi varmış bu aşının yani 10 gün risk altında oluyorsunuz. Ben bu 10 günü doldurdum ve yaşıyorum =)) Hiç bi etkisini görmedim. Genelde insanların vücutlarında özellikle de lenf bezlerinde şişme olurmuş ki annem ve abim de de göründü ama bende yok cık yani =))

Allahım maşallah deyin.
Hala yaşıyorum ve sapasağlamım.
Ne sınav haftası beni yıldırdı ne de aşı.
Domuzmuş mozuzmuş hepsi için tek slogan şu "ÇOKTA TIN!"

Aşımı oldum ya artık buradan herkese sesleniyorum: "Gidin olun". Ayrıca aşı olunca hastalığa yakalanmama gibi bir durum yok ya da "Ben aşı oldum artık, hiç hasta olmam." düşüncesi de yanlış. Hasta oluyorsunuz ama hafif geçiriyorsunuz. 8.sınıftan beri her yıl grip aşısı olurum ben mesela ve bu kadar sene sonra vücudum alıştı ve kışları hiç hasta olmuyorum. Bir günlük boğaz ağrısı olursa oluyor o kadar. Hafif geçiriyorsunuz, anlamıyorsunuz bile. Öyle yataklara düşmek, burun çekmek yok (En sevdiğim yeri de bu zaten). Nefret ediyorum burun çekmekten ve silmekten zaten.

İşte böyle arkadaşlar. Nedense kendimi böyle bir bilgi yazısı yazmak zorunda hissettim.
Şimdi düşündüm de; evet, iyi ettim =))

Herkese sağlıklı günler ;)

Hiç Kimse Bilmedi


Bazen içim o kadar sıkılıyor ki ne yapacağımı bilemiyorum ve vuruyorum kendimi yollara.
Takıyorum kulağıma MP3'ümü yürüyorum.
Artık neresi olursa.
Acele etmiyorum ya da telaşlanmıyorum.
"Ne anlamı kaldı ki?" diyorum.


Bazen de düşünüyorum daha öğreneceğim çok şey var ya da yaşayacağım bi sürü şey. Yakın zamanda öğrendiğim yeni bir şey daha var mesela.

Bir insandan ayrılınca ve onu yeniden görünce neden hiç bir şey olmamış gibi davranırız?

İçimizde bitirdiğimiz bir şeyi mantığımızda da bitirmek çok kolay ama ya onu görünce bitirmek? İşte o zor be arkadaş, hemde çok zor! Bilinmeyen bir şeyi yaşamak ise en zoru. Kimsenin bilmediği, fark etmediği hatta şüphelenmediği bir şeyi anlatıyorum sana  ya da herkese itiraf ediyorum.

Güldüm sadece yanında ya da o ayrılık olmamış gibi davrandım, akışına bıraktığım yaşadıklarıma inat. İlk gördüğümde ne diyeceğimi bilemedim. "Selam" dedim. O koskoca zaman diliminin sonunda ağzımdan sadece bu kelime çıkmıştı. Halbuki böyle durumlarda pek birbirimizi tanımazdık (Hiç). Öyledir ya biten ilişkinin ardından herkes kendi yoluna gider. Bizde aslında hiç bir şey bitmemiş onu anladım. Sadece virgül girmiş araya hemde uzun (upuzun) bir virgül. Espirilerle ya da tiye almalarla geçti zaman.

Bugün yataktan çok mutlu uyandım. Küçük bir çocuğun 23 Nisan sabahına uyanması gibiydi sanki. İzmir'de güneş vardı bugün. Karşıyaka'ya gittim. Giderken de yolda ne kadar mutlu şarkım varsa hepsini dinledim hatta yetmedi bir de söyledim. Solfej dersim iptal oldu ve direk iskeleye geçtim, çantamdaki defterimi çıkardım ve işte bu okuduğunuz yazıyı yazdım. Güneşin denizdeki parlamasıyla ne soğuğu, ne de rüzgarı düşündüm sadece mutluluğuma neden buldum.

Asıl nedeni biliyordum aslında ama içimde kalmasını daha çok istedim.
Kendi kendime yaşadım.
Çaktırmadım.

16 Kasım 2009

SIKILDIIMMMM....!!!



şu ingilizce hazırlıktaki Reading dersinden,
dersi veren hocadan,
Müjde Ar'ın saçma sapan açıklamalarından,
Hadise'yi her yerde görmekten-özelliklede poposunu-,
kampüsteki tiki gençlikten,
yolda yürürken sanki seni tanıcak gibi bakan bi grup insandan,
şapkalarıma laf edenlerden,
saçma sapan şarkı dünyasından ve gereksiz kliplerden,
Zerrin Özer'in yıllardır süre gelen "bana biri tecavüz etti ama ismini söylemem" demesinden ve bunu bi kaç yılda bir yeniden gündeme getirmesinden,
diyetle kilo vermesini ballandıra ballandıra anlatmasından-ki kilo vermek önemli ama onu koruyabilmek asıl önemli olan şey bence-
Aşk-ı Memnu dizisinin iyice uzamasından-ki bu dönem bitiyomuş-
Yaprak Dökümü'nün ise her bölümde daha da dramatik hale gelmesinden.-buda haziranda biticekti ama yeniyıl dendi.şimdi yeniden haziran ayı deniyo bakıcaz-
durmadan diziler yayınlanıyo ve yayından kaldırıyo. bu durumdan,
"dizi Atv'de izlenir" sloganından -kesinlikle yalan!!!NEFES ve AİLE SAADETİ, ELVEDA RUMELİ dizilerini kaldırdı [SON DAKİKA: Canım Ailem'de kalkıcakmış]-
msn.com.tr deki durmadan çıkan seks haberlerinden,
mail kutuma dolan reklamlardan,
terlik giyme işkencesinden,
herşeyi bildiğini sanıp aslında hiç bişey bilmeyen insan grubundan,
1 yaş büyük olduğunu bilen kişilerin size ablaymış gibi davranmasından,
"seni dışlıyoruz -dıışş" gibi saçma sapan bi espiriyi hergün duymaktan,
farklı olmak adına aval aval dolananlardan,


ÇooooooooooOOOoooKKKkkkkk  Sıkıldım...

10 Kasım 2009

10 Kasım

Sabah 8:20
Sabah sabah derse ön hazırlık.
Evet bugün 10 Kasım.
Bugün yataktan farklı bir duyguyla uyandım. İçimdeki burukluk her sabah yaptığım rutin işlere de yansıdı. Belki durumumu değiştirir diye radyoyu açtım ama oda neşemi ve durumumu değiştirmedi. Best Fm'de ki Cem Arslan'ı dinledim. O'da okumaz mı "Elif'in Kağnısı"nı... En sevdiğim, bir o kadar da hüzünlendiğim bir şiirdir (çok da güzel okudu zaten). En sıkıcı ve en iç karartıcı şekilde çıktım evden. Suratım asıktı biraz.

Saat 8:30
Hoca derse girdi.
Yarım saat sonra herkes dışarı çıkar ve saygı duruşu ile beraber İstiklal Marşı okunur.

Saat 8:50
Evet dışarıdayız. Bütün kampüs toplandık ve konumumuzu alıyoruz.

Saat 9:05
Sirenler çalınıyor ve o an geliyor.
Herkes dim dik saygı duruşuna geçiyor ve ardından İstiklal Marşı okunuyor.
Sadece kampüs içinden gelmiyor bu sesler. Bütün İzmir'de yankılanıyo.

Saat 13:00
Gündoğdu Meydanı'nda başlayacak ve Kordon'da yürüyerek bitirilecek olan "Ata'ya Saygı Yürüyüşü" ne yetişmeye çalışıyoruz.
Her yerde Al Bayraklar var, İzmir'im işte ya. Hiç şüphem yoktu. Beklediğim görüntüyü gördüm burada. Her yaştan kişi gelmiş. Özellikle de gençler. Okul üniformalarıyla gelmişler. Ellerinde kitapları, okuldan çıkıp buraya koşmuşlar sanki.

Evet bugün 10 Kasım.

İçimizde ki hüzün ve Atamıza duyduğumuz sevgi hiç yok olmayacak.

ATAM İZİNDEYİZ ve SENİ SAYGIYLA ANIYORUZ !!!

9 Kasım 2009

Elimdeki Tatlı Yaralar


Belki eski, belki yeni ama seviyorum kemanı ya.

Özellikle de kendi kemanımı. Benden bir parçaymış gibi bakıyorum ona. Belkide ondan bu kadar güzel çıkıyor sesi kim bilir.

Notaların ritmi ruhumu oluşturuyor,sesleri ise bedenimi...

Bugün 1,5 saat daha çalıştım. Sağ işaret parmağım morardı resmen. 2 baş parmağım ise kızardı hatta. Boynum ve kolum ise alıştı sanırım çünkü artık acımıyorlar. Galiba bunların hepsi kemanımla bir bütün oluşturmamdan kaynaklanıyor.
Hevesliyim ve seviyorum uleennn =))

Daha başlardayım ama hızlı ilerliyorum ve çook çalışıyorum diyebilirim. Bu sene İngilizce hazırlığın yanında bunu da götürcem. Sonuna kadar, kesin kararlıyım.

Keman çalmak isteyen arkadaşlar için ise;
- Parmaklarınız ve boynunuz uzun olmalı,
- Hevesli olmalısınız (hemde çok, belkide tutkuyla),
- Kemanınızı sevmelisiniz,
- Sabretmelisiniz (hemen şarkı çalamazsınız),
- İyi bir keman almalısınız (ne kadar iyi, o kadar güzel ses demek çünkü.).

* Parmaklarınızdaki yaraları önemsemeyin çünkü bunların hepsi elinizdeki tatlı yaralar olacak. Zamanla onlarda yerlerini bulacak. Kemanın rahatlatıcı sesiyle elinizdeki, boynunuzdaki yaralar size zevk vermeye başlayacak, çalmadığınız süre zarfında bunu isteyecek ve özleyeceksiniz ;)

Tabi bunların hepsi siz istediğinizde ve aşkla sevdiğiniz de olacak.
Çalışmak çalışmak çalışmak!!!
Çalışmaya geri dönüş =)))

29 Ekim 2009

{ Küçük Bi Dost Tavsiyesi Daha }

Başlıkta da dediğim gibi "Küçük bi dost tavsiyesi"...

ÖSS ya da onun gibi bir çok sınava bende girdim arkadaşlar. Evet, çok yorucu, sıkıcı hatta bazen insanın sinirleriyle beraber psikolojisini zorlayan bir süreç bu. Sistem değişsin, isterse de kalksın ama bu sınavlar ve bu yaşananlar hep olacak.
Evet, çalışmayı sevmiyoruz. Kimse karşıma çıkıp "Ben hobi için çalışıyorum." demesin. Bu hazırlanma döneminde hava sıcak, etraf canlı, millet Kordon yaparken siz evde oturup ders çalışıyorsunuz ve bunu sevmiyorsunuz "Ufff ya bende orada olmalıydım" diyorsunuz biliyorum ama arkadaşlar bu uzun yolda biraz kendinizi sıkmanız gerekiyor tabi eğer gerçekten istediğiniz meslek varsa. Yoksa boşverin. "Ne olsa yaparım ben abi" durumuna düşmeyin derim. Bi hocam şöyle demişti bize "Bu yorucu tempoda kendiniz için çalışmayı bıraktıysanız, ilerisi için çalışın. Çocuklarınızın geleceği için. Düşünün sizden bir şey isteyecekler ve siz yapamayacaksınız ya da alamayacaksınız. Keşke dememek için çalışın. Ailenizi de geçin, kendinizi de... Ve kızlar,sizde ileride evleneceğiniz adamın eline bakmamak için çalışın. Mesleğiniz olsun, ayaklarınız yere sağlam bassın ve güçlü olun!" böyle deyip çıkmıştı sınıftan. Bütün sınıf çok etkilenmiştik. Evet, doğruydu dedikleri hemde her kelimesi.

Devir çok zor bi devir. Buradan sıyrılmanız lazım.

* Hedeflerinizi yüksek tutmalı, bir altı oldu mu da üzülmemelisiniz.
* Hırslanmalı ama bunu stres ve sinir yapmamalısınız.
* Size denilenleri dinlemeyin. Hedefinizi koyduysanız o çıtayı kıracak olanlar olacaktır. "Aman bu meslekte iş yok" falan diyenler çıkabilir. Ama siz onu severek seçtiyseniz en iyisi sizsinizdir!!

Tercihler sırasında ise eğer mümkünse ailenizle kalın. Tabi büyük şehirlerde okumak istiyorsanız okuyun. Yaşadığınız yer küçükse ve eğitiminden mutlu değilseniz diğer büyük illerden birini seçin ve oranın en iyisi olun.
Geldiğiniz yeri unutmayın ve sakın ama sakın şu saçma düşüncelere dalıp boğulmayın;

- Uzakta okucam,
- Ailemden ayrı olucam,
- Yurtta kalmam ben abi ayrı evim olmalı,
- Kopucam,
- Partiler manyak olurmuş kampüste oralara gidip ortam yapıcam,
- Öyle çok kalabalıkla da kalamam sıkar beni...

Bu liste uzar da gider. Arkadaşlar bu tip düşünceleri lise zamanında bizde derdik ama çoğu gerçek değil bunların. Burada tek gerçek olan siz olmalısınız. Ben İzmir'de büyüdüm ve şimdi burada ailemle kalıyorum ve tabi okuyorum. O kadar rahat oluyor ki. Belki İzmir dışında bir yerde okusaydım bu kadar hem ailem, hem ben rahat olamazdım. Şimdi istediğim kadar harcayabiliyorum, istediğim yere gidip gezebiliyorum. Rahat bir şekilde "Kopabiliyorum" =))) Uzağa giden arkadaşlarım mesela her tatil de buraya gelmeye çalışıyorlar. O kadar zor ki onlar için ve yorucu tabi. Çoğu arkadaşımda yurtta kalıyo. Kalamayanlar da var tabi ama onlarında çektiği zorluk o kadar çok ki. Ekonomik anlamda sıkıntı doğurabiliyor.

Demem o ki; çalışın arkadaşlar ve hayatınızı kurtarın.
Bi kaç senelik sıkıntının sonu kesin mutluluk oluyor =)))

Herkese Mutluluklar...

^ Kampüs ^

Dersler başlayalı bayağı oldu ama hiç yazmamışım. Çok ilginç geldi bak şimdi =))

Hayatımın uzun bir bölümünü insanları gözlemleyerek geçirdiğim için herhalde tuhaf ya da ilginç olaylar hep beni buluyor.
Bunlardan biri mesela;
üniversite kaydı için sırada bekliyorum falan yanımda da bir adam var ve habere telefonla konuşuyor ama ne konuşma arada da "Çıkacak şimdi, çıkıyo galiba" falan diyordu. Sandım ki önemli biri geldi bizim kampüse. Ee sonuçta üniversitem de boru değil ki. Övmek gibi olmasın ama koskoca Ege Üniversitesi yani =)))

Neyse işte kapıdan bu konuşmanın sonucunda bir kız çıktı. Minyon bir tip! Kıza şöyle uzunca bi süre baktığımı hatırlıyorum. Baktım baktım yok yani ünlü falan değil. Bildiğin halktan, bizden biri =)) Adam çıkardı kamerasını çekmeye başladı. Meğer kızın ilk günüymüş ve içeride kaydını tamamlamış. Şaşırdım yani. Ee bunu bizde yapıyoruz da bu kadar tantanaya ne gerek var. O an oradaki herkes kıza baktı. Bazısı güldü, bazısı şaşırdı. Ben mi??? Ben sadece düşüncelerimi kafamda yazıya geçirdim o kadar =))

Buna benzer bir durumda ÖSS gününde yaşamıştım.Çocuklar sınava girmeden önce kapıda resim falan çektiriyorlardı. Böyle sarılmışlar yada gülerek falan. Sonra ne olacağını bilmiyorlar sanki. Girecekler sınava sonra o 195 dk nasıl geçecek?! Kafalarınızdan neler geçecek (Bu konuyu başka bi başlıkta yazmaya karar verdim.) ardından sınavdan çıktık işte, gene bir grup kameraya falan alındı. Fotoğraf çektirdi. Ben ise kafa 1500 çıkıp gitmeyi düşünüyordum. Önceleri bu tür durumların ailelerin zoruyla olduğunu düşünürdüm ama yok değilmiş. Ebeveynlerin suçunu almanın anlamı yok =) Yaa işte böyle.

Birde bi şey daha eklemek istiyorum, üniversitede hiçbir şey lise ya da daha öncesine benzemiyor arkadaşlar. Kimse sizin gözünüzün yaşına bakmıyor. Hocalarla iyi geçinmeye bakın derim. Ne kadar iyi o kadar karlı anlayacağınız ;)

Belki buraya üniversite (Özellikle de Ege Üniversitesi) hayatını yazabilirim.
Üniversiteme gelecek olanlara ön bilgi olur ;)

Şimdilik Hoşça kalın...

16 Ekim 2009

Hadise Her Yerde!!!

Farkında mısınız bilmiyorum ama Hadise bu aralar her yerde!
Piyasadaki her markanın yüzü olma yolunda hızla ilerliyo. Bi insanı bu kadar çok görmek gerçekten beni sıkıyo. Yeter artık diyorum. Bi de bu aralar yeni albüm çıkardı. Türkiye'de farklı bi albüm, Avrupa'da farklı albüm çıkarmış. Şimdilerde de "Penti"nin yeni reklamında karşımıza çıktı. Reklam şarkısını kaçıncıya dinledim ama gene de anlamadım. Penti'nin reklamında Nil Karaibrahimgil daha başarılıydı.
Şahsen Hadise'nin Türkçe söylemesini istemiyorum. Ağzına hiç yakışmıyor diyebilirim. Böyle harfleri yaya yaya söylüyo falan. Hele son şarkısı "Evlenmeliyiz" yok mu?! Allahım bu kadar saçma bi şarkı hayatımda dinlememiştim. Anladık Sinan Akçıl'la aşk yaşıyorsun falan da böyle saçma bi şarkı olamaz. Sen "Avrupa'da dünyayı sallıcam" falan de (ki bi ara o yolda çok hızlı ilerledi) sonra gel böyle gereksiz bir şarkı söyle. Kesinlikle Hadise İngilizce şarkı söylesin. En azından anlamını öğrenmek için kendimizi kasmasakta kulağa güzel geliyordu. Hadise'nin İngilizce şarkı sözleri de saçma oluyor ama olsun, alt yapısı -müzik olarak- daha güzel oluyo.

 
Hadise'nin frikiklerinden, yaya yaya konuşmasından, gereksiz ve saçma bulduğum şarkılarından, aşklarından ve bu aşkı hakkında sorulan sorulara hep aynı cevabı vermesinden, poposundan, bacaklarından, yırtık kotundan, göbek deliğinden, Eurovision macerasından! ÇOOK SIKILDIM...


Buradan Hadise'ye sesleniyorum;
N'olur biraz yüzünü özlet.
Gitgide yüzün eskiyor çünkü!!!

1 Ekim 2009

Üçüncü Tekil Şahıs

Bu yazımda alıntı olsun. Şöyle en güzelinden bir şiir.
Kelimelerde, ifadelerde kısaca hepsinde yalnızca benliğim ve ben.

                 
                                                               Davetiyeler, odalar
                                                               Ve localar iki kişilik
                                                               Ya tek gidersin bi koltukta,
                                                               Ya biletler; iki kişilik

                                                               Ya tek kişiliktir bi yatak,
                                                               Ya yalnız yatılmaz; iki kişilik.
                                                               Ya tek taraflıdır bi aşk,
                                                               O da severse; iki kişilik.

                                                                Başka kaç kişiyi seversen sev,
                                                                Bir sevda yalnız iki kişilik.
                                                                Hele baş başa bi akşamda,
                                                                Masalar hep iki kişilik.

                                                                Peki sen kimsin dediler bana
                                                                Dedim üçüncü tekil kişilik
                                                                Peki dostluk var mı dünyada
                                                                Dedim dünya iki kişilik
                                                                Çocuktuk, çoktuk oysa
                                                                Çok üzgünüm şimdilik...


                                                                        Yiğit Güralp

29 Eylül 2009

Aşk Bir "Rüya"


Hüzünlerdeyim, sıkıntılardayım. 

Niye karşındaki senin onu sevdiğin kadar sevmez seni
Hissettiklerini hissetmez.

"Sevdiğinle değil seni sevenle takıl!" diyenlere sinir oluyorum. Böyle bi şey olduğuna inanmıyorum ya da inanmak istemiyorum. Hayatımda dürüst olmadığım kadar dürüst oldum Bay X'e. Saçmaladım, kaçtım ama sonunda yoruldum. Beklemekten, umut etmekten. Sonunda bitirdim, ayrıldım.

Kendi çözümüm ile bu sonuca vardım. Gözden uzak olsun dedim kendi kendime. Belki o zaman gönülden de uzak olur. Evet, doğru çıktı. O soğuk mesajlar, msn iletileri ve yazışmalar... Heyecan kalmamış ikimizde de. Tıkanıyoruz sanki. O eski espriler bile unutulmuş. Bişeylerin peşinden koşmaya çalışıyorsun ama diğer taraf onu eliyle itmiş oluyor.

Gece mesajlaşmalarımızı özledim, koridorda karşılaşmalarımızı mesela. Gizli gizli bakmalarını, yazılarını okumayı, gizemli halimi sevmeni özledim. Bunu açık sözlülükle dile getirmeni de.

Senin arkadaşların vardı hep öncelikli. Sonra ben! Bana göre değildi bu. Hemde hiç! Buradasın, yanımdasın ama bir o kadar da uzaksın. Kaçırmaya başladığın gözlerinle silindin hayatımdan. Eskisi gibi her şeyi sana ilişkilendirmiyorum artık. Kordon'da denize savuruyorum saçlarımı, vapurda martıları besliyorum. Gene kendimi koleksiyonlarıma vurdum. Belki aklım dağılır diye. Senin sevdiğin şarkıları sildim, seni hatırlatmasın diye.

Bu gece olduğu gibi "Yanındayım" deme artık bana. Biliyorum bu da saçma kelimelerinden biri işte. Eyy oğlum çözdüm ben seni. Seninde dediğin gibi oldu her şey.
Kurduğun ve yazdığın hikayelerine, şiirlerine konu oldum.
Rol adım.
Kendimi izledim ve çok beğendim.

28 Eylül 2009

Gene Gene ve Yeniden

Nerden buluyolar bu yarışmaları anlamıyorum ya. Tamam ilk zaman çok seviyoruz, izliyoruz, bağlanıyoruz ama sonralarda sıkmaya başlıyor. Artık milletin içini bayana kadar yayınlamasınlar şu yarışmaları. Hele yeniden yayına sokmuyorlar mı, işte o zaman o kanala daha çok sinir oluyorum.

En son bombayı söylüyorum arkadaşlar hazır olun: Bugün 16.00'da "Yemekteyiz" yeniden başlıyormuş.

Evet, "Yok artık!!!" seslerini duyar gibiyim. Bu ne kardeşim!
"Yemekteyiz" ,"Yemeğe bizdeyiz", "Yemekle içiçeyiz" vb programlarla iyice saçmalayan bu yarışmayı yeniden başlatmakta ne oluyor?
Show TV zaten bayram da "Oruç tutuyor millet. Program izlenmez." diye "Benim kocam bir melek" diye bir yarışma yayınlamıştı. Gece yarısıydı yayın saati ama şimdi sabaha koymuşlar. Saçma bir yarışma daha yayına sokan Show TV'ye alkışlarımı iletiyorum.


Bi de o programda ki insanlar yok mu uff ki ne uff!.. Hepsini koy bi çuvala salla salla vur duvara yani. Ota boka laf atıyorlar. Laf atmazlarsa dışlanıyorlar. Bi de illa aralarından biri kesin şarkı söylüyo oluyo. İşte kendini tanıtmaya çalışıyo.

Hey aa heyt! "Çevir kanalı kızım, çevir kanalı." Modundayım ya da kapat TV'yi boş CD'yi dinle belki daha verimli olur.
  
NOT: Fox TV'da ki yeni yarışmayı da duyurmak istiyorum bu arada.adı: "Yaş 15". Sözde bi şarkı yarışmasıymış. Kızların anneleri menajerleri olacakmış. Birinci olan bi dizide oynucakmış. Bakalım o dizide diğer yayından kalkan dizilere benzeyecek mi??? Merakla bekliyorum.

Bi de şarkı yarışmasının birincisi niye alakasız bi alan olan oyunculuğa yöneliyor ki? Bu birinci saçmalık. İkinci saçmalık ise; zaten kızlar 15 yaşında yani karar verme hakları yok ki. Velileri onların yerine imza atmalı. O yüzden anneleri menajerleri olmak zorunda değil ki. Burada şöyle olmalıydı bence tanınan, piyasadaki çok önemli biri onun menajeri olmalıydı. Kararları aileye sorup, imzayı anne atmalıydı. Menajerleri bu kişilerin işlerini ya da konserlerini hazırlamıyor mu? Anneler nasıl hazırlayacak peki? Kadın evinde oturup iş gelsin diye bekler artık. Sonra bu kızlar unutulur gider.

Evet millet bu saçma yarışmayla da bugün karşılaşıyoruz. Herkese geçmiş olsun. Jüri üyelerinden biri de Yeşim Salkım'mış. Hiç sevmem zaten o kadını. Bence gereksiz bir insan ama olsun bakalım.

Uzun bi not oldu. Farkındayım =))

Seven sevmeyen herkese iyi günler.

23 Eylül 2009

Bayramın Sonu...


Uzun bi aradan sonra yeniden yazıyorum. Özlediniz mi beni ;)


Herkesin Bayramı Kutlu Olsun ...=))

"Bayram bayram" dedik işte geldi geçti. Yok böyle bi şey ya. Bu bayram kentimden dışarı çıktım  ve büyüklerine saygılı bir genç olarak (öyleyim ama aa), anneannemin yanına gittim. Şu sıralar Bandırmadayım. İzmir gibi sıcak bi kentten Bandırma gibi soğuk bir yere gelince emin olun tam anlamıyla donuyorsunuz. Neyse ki hazırlıklıydım ;)

Yaşlı evi = Ziyaret evi.

İşte konum bu. Valla sıkıldım misafirden. Kafam rahat olsun, güzel yemekler için gelmişim buraya ama maşallah kahve yapmaktan artık kahve görmek istemiyorum yani o derece sıkıldım! Gelen de maşallah 5 kişi birden geliyo. Sonunda bizde anneannemi salonun baş köşesine sabitledik, garibim bütün gün tam mesai oturuyor =))

Dedem öldüğünden beri burada internette yok. Bunu bile telefonumun internetinden yazıyorum. Yakın tarihte köye gidip kendimi çayırlara vurmayı düşünüyorum. Kulağımda MP3üm olsun. Dere tepe taş geziniyim istiyorum =) Haberlerde de gördünüz mü bilmiyorum ama Bandırma'yı sel almıştı. Şimdi geldim baktım her yer kuru =/

Eyy bayram işte gene geldin, geçtin ve bitti =((

Bu arada perşembe günü okullar açılıyormuş. Genç arkadaşlarıma benden tavsiye: GİTMEYİN. Yani ben gitmezdim. Oturun evinizde, hava zaten soğuk =)) Tam keyif yapın, gezin, tozun. İlk gün zaten ders olmaz ;)

8 Eylül 2009

Kardelenler

Turkcell'in de katkılarıyla büyüyen ve daha geniş kitlelere duyurulan bir proje "Kardelen Projesi".

Sezen Aksu'nun da yer almasıyla bence harika bile oldu.

Türkan Saylan'ın katkılarını da unutmamak gerek tabi. Öldüğü gün onun yetiştirdiği ve yetiştirmeye devam ettiği bütün öğrencileri cenaze törenine katıldı. Harikaydı bi o kadar da hüzünlü.

Kardelenlerin yaşamı kimseye benzemiyo. Bi kere yorucu, kızların değer bile görmediği bi yerde yaşıyolar. Belki de Türkiye'nin gizli yüzü onlar saklamaya çalışılan. Herkesin bir şey söylediği ama iş aktif bir şeyler yapılmaya başlandığında kaçan bir yerde yaşıyoruz biz. Bu çocukları düşünen kişi sayısı o kadar az ki. Pazar günleri National Geografic kanalında yayınlanan belgeselini hiç izlediniz mi bilmiyorum ama ben bir kez değil bir çok kez seyrettim ve şunu fark ettim hiç biri bu yaşamı seçemiyor. Kader falan da değil bu. Kendileri durumlarının sonuna kadar farkındalar aslında ve bu durumdan sıyrılmak için ise ellerinden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyolar. Çoğu ise yaşadıkları yerlerin olumsuzluğundan kaçıp, okuyup ama sonrasında yeniden orada yararlı işler yapmak istiyo. Her gün duyduğumuz 5.sayfa haberi gibi okuduğumuz töre kurbanı kızlarımızdan olmak istemiyorlar. Erken yaşta evlenip daha kendileri çocukken bu olumsuz dünyaya bir çocuk daha getirmek istemiyolar. Haklılar da! Sonuna kadar onlara destek veriyorum. Ufak bir yardım (Belki size göre) onların hayatını değiştirebilir.

Yan resimdeki kızın öyküsü o kadar etkiledi ki beni. Belgeselin en can alıcı noktası bu kızın çıktığı yer oldu benim için. O meraklı ve cin fikirli parlayan gözlere bakar mısınız?!

Onlar bizim geleceğimiz, bunu unutmamalı ve bunun için de duyarsız kalmamalıyız.



İşte size sayılarla kardelenler; (bunları artırmak ise bizim elimizde)

20. 000’den fazla öğrenciye burs verildi.

8. 666 Kardelen liseyi bitirdi. 

1902 Kardelen üniversite sınavını kazandı.

755’i üniversiteden başarıyla mezun oldu. 

Türkiye’deki okuma yazma bilmeyen her 100 kişiden 76’sı kadın.

Bu yazıyı yazarken araştırdığım ve haberlerini kullandığım;

 - http://kardelenler.turkcell.com.tr/resimler4.html
 - http://www.foxlife.com.tr/ngc/kardelenler/kardelenler_tino_soriano.html

sitelerine teşekkür ederim...

İzmir'in Yağmurları

En sevdiğim anlardan biri işte.

Bu bir tesadüf mü yoksa sıkıntımı anlayanın bana umut aşılamaya çalıştığı anlardan biri mi bilemiyorum. Odamın camından dışarıya bakıyorum. Panjurlarımı kaldırıyorum ve MP3ümü dinliyorum, o an çalan şarkı Yaşar'dan "Boş Sokak" oluyo. Anında hava kapanıyo ve yağmur yağıyo.

Başka şehirleri bilmem ben, bu şehre aşık olduğum kadar hiçbir yeri sevemedim ki. Mutluluğum da burada oldu, hüznüm de. Şimdi kara bulutlarla serinleyen havayı hissediyor kabuğum. Derin nefes alıyorum ve içime çekiyorum o muhteşem kokuyu, serinliği ki içimde hissetsin. Ciğerlerim şişiyor birazda üşüyor ama olsun. İzmir'in yağmuru da güzeldir. Özellikle de yazın sonlarına doğru olanı. Sıcaktan bunalırsınız, serinlik bir kurtarıcı olur. Yağdı mı da güzel yağar. Hafif hafif kibar, birazda İzmir'in Kızları gibi nazlıdır o. Ne de olsa bu şehrin bulutları. Kimse yağmurdan kaçmaz bu şehirde. Sevgililer bu havada buluşur. Çocuklar bu havada koşar, eğlenir, hayat bulur. Kordon deniz kokar, ara sokaklar ise toprak. Balkonlarda ki çiçekler başlarını kaldırır. Yaşlı teyzeler oturur onlarla konuşur. Herkes sever birbirini. Yağmur bunların habercisidir. Sadece yazları tatil için gelenler bunları göremez bilemez belkide...

İşte şimdi sıklaşan hatta bardaktan boşalırcasına yağan yağmura elimi uzatıyor bütün sokağın yaptığı gibi seviniyorum ya da seviniyoruz masum çocuk sevinci sanki bu. Çocukları görüyorum balkonumun altında koşturuyorlar, çamurlara atlıyorlar. Ne kızan var ne bağıran. Mutlu ve huzurlular.




Artık eylüldeyiz ve İzmir için "Hoş Geldin Sonbahar"

Rambo Rambo Rambo

Sonuna kadar Rambo =))

Sylvester Stallone hayranı olarak bu film serisini hep bekliyordum ya =)
Adam ölcek gitcek (Allah korusun tabi) ben ve benim gibi hayranlar onun filmlerini hala bekliyo olcaz.

Yaşlandığını kabul edemiyoruz bi türlü ya da yaşlı roller de oynamasını istemiyoruz. Bence bunu Sylvester'da anlamış olacak ki filmlerin senaryo ve yönetmenliğini de kendisi üstlenmiş bulunuyo. Vayy be Sylvester Amca sonuna kadar sana destek veriyorum. =))

Genelde Rambo filmleri kanlı ve dövüşlü, intikam kokan ve çareyi Rambo'dan bekleyen bi insan grubu olur. Rambo insancıldır. Israra dayanamaz ve o kaslı vücuduyla dalar adamlara ;)

Heyt bee =))
O suratını bile seviyorum adamın böyle bakışlarını falan.

Çocukken o kocaman sinema ekranında gözlerimi aça aça seyrederdim, beklerdim Rambo'mun çıkmasını. Çıkınca da dünyalar benim olurdu =)

Lise de ise alnıma takardım kurdelemi otururdum sınıfta. Bence bu filmlerden birini izlemeden çocukluğunuzu bitirmeyin ;)


Tekrarlarını bile seyrediyorum ben ya. Eski film ilk 3'ü ama 4 muhteşem.

Dip Not: Sakın 4'ü TV'de seyretmeyin! Kese kese filmden geriye hiç bi şey kalmamış. Heba olmuş film. Sylvester Stallone görse dalar bizim kanallara =))

Rambo 5'i  2011'de bekliyo olcam ve tabi ilk giden olcam =))

Burası Türkiye. Anla Artık!!!

Yok, kardeşim ben kabul edemiyorum bunu ya!
Neden saçma sapan şeyler hep bizim ülkede oluyor?!

Son olayı söylüyorum;
Adanalı Dizisinde ki Adanalı karakterini oynayan Oktay Kaynarca bazı sahnelerde suçlulara şiddet uyguladığı için polislerden uyarı almış.

"Ne bu ya?" dedim bi daha. Niye bu ülkede ki her meslek grubu mesleğine bi saldırı olsun da hemen dava açalım, yok ayaklanalım gibi triplere giriyor? Ayrıca bazı suçlar için verilen cezalarında yetersiz olduğunu düşündüğümüz ülkemizde bazen o suçluları bi döveyim sonra da adaletten cezasını alsın diyoruz. Mesela tecavüz gibi suçlardan içeri atılan kişileri genelde toplu koğuşlara vermediklerini duydum. Diğer yatanlar, o kişileri kendi arasında cezalandırabiliyormuş. Böyle bir gerçeğin yaşandığı ülkemizde, bir dizideki sahne yüzünden hemen uyarı alınıyor falan.

Geçen yıllarda da Petek Dinçöz'ün başına gelmişti bu durum. Hemşireler ayaklanmıştı =))

Hey gidi hey!
Burası Türkiye!!

7 Eylül 2009

Ciara ft Justin Timberlake - Love Sex Magic

Haberi okudum ve şok oldum diyebilirim.
RTÜK bütün işlerini bırakıp bu klibi nasıl yasakladı ya!

En sevdiğim kliplerden biriydi.
Neymiş efendim çocukların ahlakını bozarmış, şehvet duygusu uyandırıyormuş.
İyi de hangi küçük çocuk Numberone TV'yi izler ya da MTV'yi?!

Bu klip yasaklanana kadar yasaklanacak o kadar çok klip var ki! Hip Hop ya da bazı zenci rapçilerin o bacak ya da kucak danslarını görseler nolcak acaba?! Kanala kapatma cezaları verirler artık. Sinir oldum gerçekten tam sinir oldum. MTV'de seyrettiğim Tila programını sakın görmesin RTÜK. O zaman elimdeki tek kanalı da alır. İşte o zaman tam kızarım (Ayrıca böyle daha çok merak edildi klip. Her haber sitesinde "İşte o yasaklanan klip" diye veriyorlar.).


Bir de şu var ki tabi, izlemek isteyen gene netten bulur izler. Sonuçta kanallara uyarı vermekle bir şey olmuyor. Ayrıca klip yayınlanalı o kadar uzun zaman oldu ki bu yüzden RTÜK geç kaldı. Bu anlamda klibi doya doya seyrettim ve ahlakımda bozulmadı =))

Hande Yener'in klibini de böyle sansürlemişti. O marjinal klip heba olmuştu.

RTÜK böyle yaptıkça, iyice saçma sapan, 3-5 kamerayla çekilen ve arabesk kokan klipleri görmek zorunda kalıcaz. Klasikleşmiş kalıpların dışına çıkamıcaz.

Sanki hayatımızda öpüşen ya da sevişen insanları görmüyor gibi yapıp bunları yasaklamanın anlamını anlamıyorum. Bastırılmış duyguları sevmiyorum ve bu yasaklama bazı şeyleri bastırıyor bence yavaştan yavaştan.

Anne Ben Güzel Miyim???


Çocukluğumu hatırlıyorum da (Ne günlerdi ama =)) böyle ailecek televizyonun karşısına oturur güzellik yarışmalarını izlerdik.

- Şu kız güzelmiş.
- Ne o kızın numarası not al Z.S, not al!
- Sonra benim beğendiğim kız çıkınca bi şey ısmarlarsın (ki çıkarsa da ayrı bi mutlu oluyorduk sanki jüri bizmişiz gibi).

O küçük yaşımda bütün numaraları isimleri hatırlardım, bilirdim falan. Haberlerden sonra başlardı bu yarışmalar ve gece yarısına kadarda sürerdi. Önemliydi aslında bizim aile için ama o dönemde Türkiye için de önemliydi sanki yaa. Herkes hayran hayran izlerdi. Hatta şöyle bir anım var hatırladığım; akşam olmuş babam beni çerezciye yolluyor ve ben bi koşu gidiyorum amaç yarışmayı kaçırmamak. Çerezciye bir giriyorum ki orda ki amca bile seyrediyor, bi de yorumunu belirtiyo.

Yok artık diyor, gülüyorum o zamanlar =)

Eve gelince durum çok farklı olmuyor ki bizde de yorumlar, numaralar belli oluyo ve izliyoruz. Eğer o dönemlerde bizim eve hediye verselerdi kesin zengin olurduk çünkü hep tutturuyorduk (Vayy be biz neymişiz yaa =) ).

Yıllar geçtikçe bu sevdamız sıkıcı olmaya başladı. İzlemez olduk, takip etmez olduk. İyice soğuduk anlayacağınız. En son Paris Hilton geldi (Ne kadar uzak olduğum belli oldu sanırsam =)), Hadise çıktı sahneye ama yok hiç biri ilgimi çekmedi ve ben şunu fark ettim Türk halkı olarak da bu işin peşini bırakmış bulunuyoruz. En son kim seçildi bunu bilenimiz bile çok az. Neyse yaa =))

Aklıma takılmıştı, bunu da size sunayım dedim ;))

4 Eylül 2009

Rio de la Plata


Kumsaldayım.
Gündüzün sıcak kumu, geceyle soğumuş galiba.

Cep telefonum ilk kez bu kadar uzun süreli kapalı. Ben bile inanamıyorum. Kimsenin beni bulmasını ve bana ulaşmasını da istemiyorum. Yalnızlar rıhtımındayım. Dalgaların sesi ve uzaklarda ateş böceklerinin ışıkları... Kulağımda hayat arkadaşım ve içinde bine yakın şarkı bana eşlik eden tek şey.

Dolunayı seyrediyorum, onun denizle bütünleşmesini, hiç ayrılmayan beraberliklerini. Bu büyülü dakikaları beynime bir ressam gibi çiziyorum her detayını ve her ayrıntısını... Mutsuzluğumda, yalnızlığımda gözümü kapatıp bu rüya dakikalarını yeniden hatırlamak için. Bu gece rüzgâr karadan denize esiyor. Ruh halim gibi durgun. Bu durgunluğu denize de vuruyor, o şiddetli dalgalar bir anda duruluyor. Yavaşça iskeleye yöneliyorum, en ucuna kadar yürüyor ve ayaklarım denizle bütünleşecek şekilde oturuyorum. Suyun soğukluğu hoşuma gidiyo, kendimden geçiyorum. Bu halimi hisseden hayat arkadaşım en güzelinden bir Fransızca şarkı çalıyo şöyle uzaklardan gelircesine, belki de kumsalın en ucundan kimsenin gitmediği kayalıklardan, çocukluğumun korkulu rüyasından.

Saatlerin, dakikaların hızla geçtiğini biliyorum ama geri dönmek ve ne kadar geçtiğini bilmek istemiyorum. Yavaşça sırt üstü iskeleye uzanıyor ve yıldızları seyrediyorum. Bu gece daha çoklar sanki. Karanlık geceyi aydınlatan dolunaya eşlik ediyorlar. Çocukluğumda yaptığım gibi gene başlıyorum "Büyük ayı, Küçük ayı, Aslan burcu, Terazi, Herkül, ..." yıldızlarını bulmaya. Parmağımı uzatıyorum gökyüzüne ve yavaşça çiziyorum hepsini. Karıştırınca yılmıyorum, yeniden başlıyorum. Ben büyüsem de onlar hiç değişmiyorlar. Burayı bu yüzden seviyorum. Araya giren yıllar bende özlem, merak ve heyecan uyandırmayı başarmış anlaşılan.

Serinlikte içim geçer gibi oluyo. "Sabah olup da insanlar beni görünce ne der acaba?" diye bir soru takılıyor aklıma. "Deli, içmiş, sızmış herhalde" falan filan, hiç birini takmıyorum ve umursamıyorum. Taksam burada olmaz, hayallerimin peşinden dünyayı dolaşmazdım. Ölmeden önce yapmak istediklerimin listesini yeniden düzenledim geçenlerde. Bugünden itibaren listeyi uygulamaya yeniden başlıcam, kendi benliğim için.

Belki sizinle başka dünyanın, başka bir şehrinde, kimsenin beni tanımadığı, yaptıklarımın sorgulanmadığı, saçma konuşmaların yaşanmadığı bir yerde karşılaşırız.
Her şeye en baştan başlarız. Unutulmuş, arınılmış bir hayat olur bu.

Cemiyette Pişiyoruz

Bu manzarayı, havayı, saatleri çok seviyorum. Bi tarafımda canımın içi, diğer tarafımda ise bitanem kolkala vermişiz oturuyoruz. Sıkıcı saatlerden sonra kendimize biraz mola vermişiz. Mutluyuz ee bide huzurluyuz tabi =) Dert yok, sıkıntı çok modundayız biraz aslında =)

Yavaş yavaş muhabbet başlıyo, rahatlamada denebilir buna tabi. Eğleniyoruz, kopuyoruz. Canımın şakalarını özlediğimi anlıyorum eğlenirken. Onun tarzını bildiğimden yabancılık çekmiyorum. Güldürürken insanın gözünden yaş getirmesini ii biliyo hem de bunu çok da iyi yapıyo.

Seni seviyoruz.

Çerez satan çocuk biz de galiba potansiyel görüyo ve satışa geliyo. Nasılsa ondan bir avuçluk alıp muhabbete devam ediyoruz. Çok eğleniyoruz.

Anılar, konuşmalar, espriler...

Sonra bu anı ölümsüzleştiriyoruz. Çekerken bile hala gülüyoruz =) Ömrümüz ya uzun olacak ya da akşama ağlıcaz düşüncelerine inat daha çok gülüyoruz =)) Yürümeye başlıyoruz kordonda konuşa konuşa. İnsanlar kim bu deliler dercesine bize bakıyo. Çok seviyorum böyle bakılmasını bize. Daha çok utandırıyorum onları ve kaçıyorum ardından =) (özür dilerim arkadaşlar ama o an ki surat ifadeniz çok güzeldi. Garsonların bizi kovmasına çok az kalmıştı. Beni seviyorsunuz biliyorum. Bu çılgını ancak siz durduruyorsunuz. Zaten benden kaçamayacağınızı da biliyorsunuz).

Konağa kadar yürümüşüz. Yorgunluktan hiç ses yok ama. Kemeraltı’na giriyoruz amaç kaybolmak =) Kaç senedir Kemeraltı'nı öğrenemeyen gruptanız çünkü =) Bu geleneği bozmuyor ve dalıyoruz Arnavut kaldırımlı sokaklarına. Kuşları besliyor, boncuk bakıyor, çeşmeden su içiyor, deniz ürünlerini inceliyor, Şan Sineması'na kadar geliyoruz. Bu sefer kimseye sormadan çıkabiliyoruz (İlerleme var).
Saat Kulesi’nin önünde turist gibi geziniyoruz. Birimiz Almanca diğerimiz İngilizce ve Fransızca konuşup bakışıyoruz. Kırocanlar buluyoruz etrafta daha doğrusu onlar bizi buluyo =/ Ama canımın içi hemen koruyo bizi. Görevi buymuş gibi.

Bu macera metroda da devam ediyo. Bilerek ve isteyerek kalabalığa dalıyor ve ortaya çantalarımızı atıp yere oturuyoruz. Gene manyak gözüyle karşılanıyoruz. Sorunu olan bizmişiz gibi bakıyolar. Kuralların içinde boğulmuş insan toplulukları! Metro gelince de biniyoruz (Metrodaki görevli bile fark ettiyseniz bize bulaşmadı.). Bunu hep yapalım =))Akşam istasyonda yollarımız ayrılıyor.

Gün bitti ama bugün hafızamızda kazılı kaldı. Size son sözüm (siz anlarsınız)
“PERHAPS PERHAPS PERHAPS”

Xoxo Sizi çok seviyorum.

Poker Face

O kadar zor ki yaşananları unutmak, hayatımdan çıkarmak ve silmek. Hiç böyle olmamıştı bana hem de hiç. Hayat kolaydı bundan önce yaptıklarım gibi. Kuralları ben koyuyordum ve gene ben oynuyordum. Hayatıma giren herkes yardımcı oyuncu oluyodu. Hepsi de bana bir şey katıyordu belki de beni mutlu ediyodu. Kazanmaya alışmıştım artık ama bu sefer kaybettim! Evet, sen kazandın. Mutlu olmalısın. Senin kurallarına göre oynadım bu oyunu. Dediklerini yaptım ama ne oldu?

                                              HİÇ!


3 harfle özetledim bu ilişkiyi artık. Çaba göstermek, emek vermek neymiş onu anladım. Sen bunları anlamayacak kadar kapalıydın bana. Ve sevgilim sana tek sözüm “Bu aşk, burada biter!”. Külleri bile yok biliyor musun? Bugün anladım bunu; o eski gülümsemen yok bana karşı, dokunuşun bile soğuk, gözlerinde başka biri var sanki. Yalan olmuş yaşadıklarımız.

Bunun itirafı bile zorken şimdi seni unutmaya çalışıyorum.
Anıları siliyorum birer birer.
O eski yerlere gitmiyorum.
Şarkımızı dinlemiyorum.

Bu satırları yazarken şuan fonda şarkımız çalıyo. Belki son kez diyerek sesini açıyorum. Diğer bir çok yazıma ilham olan şarkılara bu şarkıyı da ekliyorum.

Bu hikayeye yakışan sonu nisan yağmurları yazıyo şuan.
Hafif ama sesi güzel, hüzünlü, bir o kadar da müjdeli.
Kıyının karşısında gördüğüm gökkuşağı ile umut doluyor içime.
Defterimi kapatıyorum, seni unutuyorum ve bulutların arkasından çıkan güneşe gülümsüyorum.
Bugün ve sonrası için, sensiz...

Oyunuma devam etmeye başlıyorum. İnsanlara bakıyor, kalemimle dost oluyorum. İlhamlarımı topluyorum yeniden. Beni mutlu eden tek şeye bakıyorum: böğürtlenli çayım ve deniz kenarı köşem.

Bana yaşattıkların ve öğrettiklerin için çok teşekkür ederim.
Ve son olarak sevgilim, sana söylediğim her şey doğruydu, ne kadar inanmasan da...

Şarkının Kahramanı

 Bu gece dans pistinde sadece dans et!
Bedenini salla.
Seksi kızlar ve erkekler pistte fazla samimi.
Müziğin ritmiyle tempo artar.
Kadehler ve içkiler yavaş yavaş akıyo
Gece ilerliyor ortam ısınıyo.
Oğlan, kıza yaklaşır eli belinde,
Dans pistinde, şimdi başlayabiliriz:
Sadece sallan
Herkes gibi ritmi bul ve onlardan ol!
Bu gece belki de senin gecen.
Şarkını iste DJ'den.
Sonrası ise senin, seç birini ve sallan
Eller havada mutluluk hareketleri.
Konuşmaları, konuşulanları duy.
Seni konuşsunlar.
Ne duyarsan duy ve salla!
Bu gece senin çünkü.
Başrolsün “Şarkının Kahramanı”
Pistin efendisi!
Şimdi hissediyor musun???
Yavaş yavaş bedenini saran müziği.
O an gözlerini kapa sadece sallan.
Yalnız ya da toplu
Geçmiş ya da yeni
Sen artık o değilsin.
Sözlerin hepsi sana DJ'inden.
Sadece onu dinle.
Sonrası bedenin, renkli ışıklar altında.
Yalnız değilsin.
İstemsizsin.
Şimdi durmak yok!..
Dans et.
Ellerin havada bu geceye özel değil ama!

Den Lille Pige med Svovlstikkerne

Kendi benliğimi fark ettiğimden beri farklı olduğumu biliyordum. Bunun için özel bi şey yapmamış sadece farkına varmıştım.
İlginç olmak ya da sıra dışılık.

Bunun gibi bi çok terimin yolu sonunda hep bana çıkıyo. Tabi bunları dile getirmeden önce hayatımdaki herkese teşekkür etmek istiyorum. Dün kendi yolculuğuma çıktım.

Benliğim ve yalnızlığımla.

Gene kulağımda mp3üm ve ben sokaklardaydım. Yürüdüm, amaçsızca rüzgarın götürdüğü ve esintinin yön verdiği yerlere. Bi dostumun en sevdiği sözünü hatırladım şimdi, şöyle diyordu: kaybolmak ama yürüyerek, o yeri tanımanın en iyi yöntemidir.

Kayboldum bende. Ara sokaklarda, büyük caddelerde. Kaldırdım kafamı, döndüm biraz etrafımda, bakındım insanlara, müziği değiştirdim sonra esintiyi dinledim ve ardından o nereye gideceğimi söyledi zaten bana. Gene düştüm yollara, garip bakışlar altında…

Kumsal buldum şöyle sıcak kumlu, taşın olmadığı, güneşle ısınmış sarı rengiyle parlayan. Yürüdüm gene ve şu söz hayat verdi kurumuş dudaklarıma “Hayat kumsalda amaçsızca yürümek kadar güzel!”. Sevdiklerimle paylaştım bu sözü, hemen oracıkta. Anı ölümsüzleştirdim. Bi kendimi çektim, bi kumsalı. Ardındansa gene o büyük, umutsuz kalabalığa karıştım. Hani herkesin birbirine benzediği bi dünya var ya işte o. Onu değiştirmeye çalıştım. Kalabalık baskın geldi. Tek başıma kaldım. Tek düşünce ve o düşünceye destek çıkan tek bir oy, o da ben! Belki çok geniş düşünüyorum belki de kuralları benimseyemiyorum. Dans ederek yürüdüm bi yıl bu sokaklarda. Şarkı söyledim 15 yıl boyunca. Sadece burada etkili olan tabuyu yıktım ama ya o diğer dağın arkasındaki tabu ve orada yaşayanlar, benim gibi düşünenler bu kadar özgür olabiliyor mu ya da düşüncelerini bu kadar özgür ifade edebiliyor mu? İçindeki sevgiyi özgürce karşısındakine itiraf edebiliyor mu? Sevdiği onu reddetse bile hayatına eskisi gibi devam edebiliyor mu? Ne kadar sevse de bu konuda bi çaba gösterebiliyor mu? Baskı altından kurtulmak için bi çaba gösterebiliyor mu? Gösterse bile arkasında bi grup destek bulabiliyor mu? Bu ülkede ya da başka ülkelerdeki acı gerçeği kim önemsiyor ya da bunu düzeltmek için bi çaba gösteriyo? Sadece konuşuyo ama iş eyleme geçince pasif mi oluyo? Çok düşünüyorum hem de çok! Kendim için değil başka insanlar için özelliklede ülkemdeki kadınlar için.

Bu gibi sorularla hikayemi sona erdirmek istiyorum. Yolculuğumun ilk gününe şimdilik mola veriyorum.