dönem etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
dönem etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Mayıs 2013

Kaybettik…


Merak eden bir kesim var mı bilmiyorum ama bunu yazıp paylaşmak ve sizin de bilmeniz en doğal hakkınız diye düşündüm. Her yazdığım yazımın devamı oluyor, olaylar bitmiyor ve tabi hayat son hız akmaya devam ediyor. Kendime gelmem bu sefer çabuk oldu. Çabuk oldu diyorum ama kaç gün sonra bu yazıyı yazabiliyorum, orası ayrı konu.

ROZA düşük yaptı! Daha doğrusu düşük yapmış! Yazlıktan bütün hafta haber alamayınca aslında anlamıştım bir şeylerin ters gittiğini. Cuma olsun dedim, hemen gideceğim ve cuma oldu gittim. Ne ROZA vardı ortada ne yavrular nede yavrularını doğurmak için hazırladığı yerde hareketlilik. Gece kimseyi de bulamayınca sabah ararım dedim ve sabah olunca ROZA bahçedeki yuvasında yatıyordu. Karnı küçülmüştü ve bana bakıyordu. Direk başını bacağıma yasladı ve beni sev bakışı attı. Onu sevdikçe beni özlediğini fark ettim. Bana ihtiyaç duyduğunu ve benim onu sevmemle rahatladığını. Yavaş yavaş gözlerini kapattı ve uyudu. Bende o uyuyunca kıpırdamadım. Belki de kaç gündür huzursuzdu, uyumuyordu, o birkaç dakika en huzurlu anıydı. Hiç ses etmedim, bölmedim ve o uyurken onu okşamaya devam ettim. Başını, göğsünü, sırtını, belini sevdim sevdim sevdim… Uyandığında ilk beni gördü. Yanındaydım ve yeniden uyudu. O gün bahçede ben iş yaparken hep bana baktı. Arada yanıma geldi ama daha çok gölgedeki yatağına uzanıp hep beni izledi. Çamların arkasına geçip görünmediğimde direk yanıma geldi. Birinin size ihtiyacı olduğunu anlarsınız, ROZA’nın da bana ihtiyacı vardı. O gün onu taradım ama yıkamadım. Pasaklı kızım benim suyu sevmez çünkü. Taratır kendini sonra çimenlere yatar yatar debelenir ve üzerine yapışan otları ayıklatmak için gene gelir önüme. Gene aynı şeyleri yapınca onun kendine geldiğini fark ettim. Ertesi günde ara ara gitti geldi kendini sevdirdi sonra yeniden gitti ve geri geldi. Geceleri bizimle kaldı.

Üzüldüm. Yavruların doğmayışına değil, ROZAmın haline. En büyük dileğim doğum sırasında ROZA’ya bir şey olmamasıydı. Ve olmadı. Napalım?! Ben ROZA’yı kısırlaştırmak istiyorum ama çevrem daha bu fikrimi bilmiyor. Belki bir doğum daha şans verebilirler ama ben onun bu şekilde yaşamasını istemiyorum. Onun dişi haline acıyorum desem tam karşılığı olabilir.

Şimdi İzmirdeyim ve haftasonu ne yaparım bilmiyorum. Gider miyim kalır mıyım? Finallerime iki hafta kala o kadar yoğun derslere odaklandım ki akşam yemeğini yemiyor paso notlarımı temize çekiyorum. Dönem biter bitmez stajıma da başlıcam. Bütün bu yoğunluktan kaçma yolum ise bol bol spor yapmak, aklımı bu şekilde boşaltmak. Terledikçe stresini atan, rahatlayan belki de mutlu olan biriyim ben.

Sonuçta hala hayattayız ve hayat devam ediyor.
Sevdiğini göstermek sadece dokunarak hissedilebilirken, yanında olmak konuşmadan aynı yola çıkmaktır bence.

17 Şubat 2013

Yazmak Ve Paylaşmak Geldi İçimden

  

Sabah uyanmak ve köpeklerle kumsalda koşmak çok güzel bir duygu.
Denizin soğuk olduğunu bilmesem girer, yüzerdim.
Öyle güzel, öyle güzel ki “Gel yüz!” diyor.

Yazın yalnız olduğum zamanlarda sabah koşuya çıkar, arada peşime PURSAT takılır beraber koşardık. Sonra son durak olarak eve uğrar, deniz çantamı alır ve denize direk gidip o soğuk suya dalardım. Spordan sonra yapılan duşum o yüzme olurdu. PURSAT da beni kıyıda beklerdi. Öğlene kadar kumsalda zaman geçirir, öğlen olunca termosumdaki çorbayı içerdim. Günlerimi böyle geçirirken neden sabahları hiç kumsalda koşmadığımızı düşündüm.

Bu hafta sonu yazlığa geldim. Cumadan geldiğim için tek yapabildiğim eve yerleşmek ve benim köpeciklerle gece yürüyüşü yapmak oldu ama cumartesi sabahı olunca bu aklımdaki fikrimi gerçekleştirdim =)) Kalktım, giyindim ve başladım bizim evden koşuya. Cebimde de bizimkilerin çok sevdiği köpek bisküvilerim vardı. Beni görür görmez hemen takıldılar peşime ve ben önden, onlar sağımdan solumdan kumsala gittik. Önce ben başladım koşuya. Sonra bunlarda yanımdan. “Koş koş!” dememle daha da hızlandılar. “Hadi hızlı, hadi hızlı! Koş oğlum, koş kızım!” diye diye kumsalı yarıladık. Kumsalda koşmak o kadar zor ki anlatamam #) Nefesim kesilmese durmazdım. Onlar ise av köpeği oldukları için koş babam koş modun da koşuyorlar. Ben durduktan sonra bi baktılar ben arkada çömelmiş onlara bakıyorum. Dayanamayıp kendimi kumsala attım ve uzandım boylu boyunca. Bir yandan da onların bana geri koşuşunu duyabiliyordum. Yatın dedim, dinleniyoruz.

Daha bunun geri dönüş koşusu var. Öyle ya daha eve de döncez ve zor bir yokuş bizi bekliyordu. En iyi dinlenme soğuk suda olur dedim ve çıkardım ayakkabılarımı, çoraplarımı ve dalganın vurduğu kıyıya yanaştım. Su o kadar soğuk o kadar soğuktu ki ne yorgunluk bıraktı ne mayışıklık.

Biraz beklerseniz soğuğa alışırsınız.

Bizimkilerde hemen patilerini soktular. Güven mi veriyorum, napıyosam artık =)) Sonra yeniden ayakkabılarımı giydim ve “Hazırsanız başlayalım.” dedim. Birkaç ödül bisküvisinden sonra hazır olmasalar şaşardım =)) Hemen başladım yandan yandan koşmaya. Bunlarda bir tempo benimle beraber derken gene hızlan, koş komutlarıyla coştuk. Ardından eve kadar yeniden koştuk ve eve geldiğimizde ben kendimi koltuğa bırakıp kana kana su içerken onlarında durumu benden farklı değildi. Tek farkımız benim kendime gelmem yarım saati bulurken, onların beş dakikada bitti =)) Hayatta av köpeği olmak varmış arkadaş. Öğleden sonra yeniden tekrarladık bu durumu.

Hep istemişimdir köpekle kumsalda koşmayı ama hiç yapmamıştım. Çok güzel bir duyguymuş. Tavsiye ederim ;) Bu hafta sonu ayrıca onlara komutta öğretmeye başladım. Neden bütün bir yaz denemedim hiç bilmiyorum. Herhalde aklıma gelmedi. Hele bir tanesi var (Yazlıktaki görevlimiz bizim PURSAT’a dişi, aynı cins bir başka köpek daha getirmiş. Ona da PATİ dedim. Neden adını böyle koyduğumu şimdi anlatcam.) fazla cin ama bir o kadarda nazlı. Dün gece kamelyada oturmuş denizi, yıldızları, Yunan Adasını, ayı izliyorum derken geldi bu yanıma ve başını koydu bacağıma (Sev beni demek. Anladım artık yavaş yavaş dillerini.) ve başladım sevmeye. Nasıl aklıma geldi bilmiyorum “Patini ver bakıyım.” dedim. Ana! Seninki hemen verdi. Bir daha dedim bir daha verdi. Ödül olarak bisküvi verdim (Artık bisküvilerle bir yaşıyorum. Köpeğiniz varsa durum böyle oluyor.). Bi daha bi daha derken hem bu alıştı duruma hem de ben =) O günden sonra buna PATİ demeye başladım. Senin adın PATİ olsun =)) Zeki ve cin olduklarını söylemiştim ya, fazla zekiler ama =)) Dün abimle oturuyoruz, ikisi de yanımızda duruyorlarken PATİ, abime habere patisini veriyor ama direk eline, bacağına koluna falan şeklinde. Anlamış patiye bisküvi verildiğini (Çakal) karnı acıktıkça ya da canı bisküvi istedikçe bu hareketi yapmaya başladı.

Çok seviyorum zeki köpekleri. Öyle yat babam yat hayvanı sevmem zaten. Biraz düşünecek, fikir sahibi olacak. PURSAT’ıma (Soldaki fotoğraftaki Pursat) bu gidişimde “Dur, bekle, gel, zıpla, iki ayağının üzerinde bekle” komutlarını öğrettim. Düşünün yani nasıl bir bisküviyse. Abim hatta “Tadına mı baksak, ne var ki bunda acaba?” dedi de merak etmedim değil (Hayır bakmadık tabi ki de. Merak edenlere cevap.).



Temiz havada yapılan spor, köpeciklerimle geçen güzel hafsa sonumun sonundayım. Yarın bölümümde kayıtlar başlıyor sonrası da malum hızlı bir şekilde derslere başlama ve vizeler, finaller süreci. Benim yeniden onların yanına gitmeme kabaca hesaplarsam 4 Hafta var =((
Yarın için iyi dileyelim iyi olsun. Yolunuz açık olsun.
xoxo

22 Temmuz 2012

Tatil Güncesi ...3

Bu hafta İzmir’deydim.

Tabi ilk işim direk pazartesi Kuzumla buluşmak oldu. Bütün gün Alsancak’da takılıp her şeyi ama her şeyi konuştuk. Özlem giderdik. Çok özlemişim onu ki duygular karşılıklı biliyorum ;) Bir türlü buluşamadık ki koca bir yıl boyunca. Onun çalıştığı projeler, benim çalıştığım gruplar ve tabi fuarlar derken bütün buluşmalar yalan olmuştu.

Bir de herkesle toplu buluşma ayarlamaya kalkmak çok zor oluyor. Onun yerine bu sene herkesle bir bir buluşmaya karar verdim ve uygulamaya başladım.

Ohh be en güzeli buymuş =))


O gün buluşmaya giderken çok hoş bir şey oldu. Hani size bir yazımda bizim evin orada restoranların olduğunu ve duraklara park ettikleri için insanların hayatlarını tehlikeye attıklarını ve benimde onları inatla polise şikâyet ettiğimi yazmıştım. İşte bu iki haftalık İzmir’de olmadığım sürede belediyem durağı biraz daha aşağıya taşımış. Valla sevindim ama benim bunu ilk fark etme anım çok hoştu. Şimdi gittim durağa ve “Ana durak yok!”. Kaldırımı bile baştan yapmışlar yani bilemeyene eskiden burada durak vardı desen hadi canım der öyle bir düzenleme yapmışlar ki eski durağın olduğu yerde yeller esiyor =)) O zaman neymiş belediyemize ve polisimize bu konuda güvenicez ve şikâyetlerimizi sonuna kadar devam ettircez. Tabi bu restoranların kaldırımları işgal etme hakları olduğu anlamına gelmiyor. Kafamı bozmasınlar şikayetlerime yeniden başlarım.

Salı günüde Jelibonum Erasmusla Almanya’ya gidecek diye hemen buluşmalıyız dedim. Ama garibim sıcaklarda dışarı çıkamıyor. O nedenle ben kalktım gittim onun evine. Bir de erken gittim ki uzun uzun oturalım konuşalım sonra bir baktım ouvv bayağı oturup konuşmuşuz =)) Muhabbetin ortasında öğrendim ki benimki martta gidecekmiş yani ikinci dönem. Valla içim rahatladı. Bendeki telaşı bir görseydiniz. Kalk kalk kalk kalk git git git modundaydım =)) Şimdide bir haftalığına yazlığa gidicez. Umarım bir sorun çıkmaz. Şöyle beraber İzmir sıcağından kaçalım dedim. Buraya geldiğimden beri sabahları geç kalkıyor, geceleri ise uyuyamıyorum. Sıcaktan değil uyuyamamam. Yorulmuyorum çünkü. Hâlbuki sabahları klasik sporuma yeniden başladım ama işte gezsem, alışveriş bile yapsam yorulmuyorum. İzmir beni çok enerjik bir hale getiriyor. Benim üstümdeki enerjisi yüksek bu şehrin ;)

Çok alakasız olacak ama ben çalışmak istiyorum.
Şöyle bir yandan okuyup bir yandan da çalışabileceğim işler var mı?
Mesela seslendirme, çeviri gibi işleri kastediyorum.
Tavsiyeleriniz bekleniyor ;)

NOT: Fotoğraflar şahsım tarafından çekilmiştir.

12 Haziran 2011

Akılda Kalan Sorularla Yılın Sonu

Sonunda ilk seneyi bitirdik. İyisiyle kötüsüyle bitti. Tabi hala açıklanan dört dersimde olsa ben umutluyum. Yaz okuluna kalmak falan istemiyorum. Vizelerde iyiydim de finaller de artık beynim sulandı. Ee bana da hak verin. İlk hafta da 7 sınava girerek ki bu dersler statik, fizik, kimyasal lifler gibi baba dersler olduğu için cumadan itibaren başım ağrımaya başladı. En son bu şekilde ağrıdığı zaman sanırsam ÖSS ye hazırlanıyordum =)) kendi kendime uzun zamandır çalışmıyor muydun kuzum diyorum =) bakalım sonumuz ne olacak? Bu yaz ehliyet almayı da kafaya koymuştum ama böyle giderse onu gene ertelemek zorunda kalabilirim. Sonumuz hayrola =)

Yıl biterken gene yeni kararlar aldım. Arkadaşlık, dersler ve seçimlerim hakkında. Bir kere insanlara gerektiği kadar değer veren biri olan ben bunu bu sene biraz yıkmıştım ama şimdilerde yeniden uygulamaya başladım. Sonuçta insanların sizi kullanma amaçları olabiliyor ki siz bunu sezdiğiniz anda zaten bir dur diyorsunuz. Peki size şöyle bi soru sorsam ya da olay üstünden anlatsam ne dersiniz?

Düşününki her şey yolunda gidiyor, çevrenizdekilerle mutlusunuz ve gülüp eğleniyorsunuz sonra bir an oluyor ki karşınızdaki kişiler size tavır koyuyorlar. Sizi gittikleri yerlere çağırmıyorlar ya da sizin davetinizi yalan söyleyip yapacak gibi yapıp o an geldiğinde yapmıyorlar. Bunların nedeni eğer davet edilen yere gitmememse üzgünüm ama benim hayatımda kısa bir süredir varsınız ve önceliklerim değişebilir. Kendinizi bulunmaz hint kumaşı sanmanız ise o kadar saçma ki.

Bazen en yakın arkadaşınız en büyük düşmanınız olabilir. Sırlar ya da paylaşılan şeyler bir anda size karşı kullanılabilir. Kimseyi kendime düşman yapmak istemem. Kinci değilim ama etrafımda ben kinciyim diyen birini duyduğum da ise direk soğuyorum. Aslında bu etrafındaki kişilere direk yapılan bir tehdit. Sözsüz bir anlaşma aslında bu. Buna tavrınızı koymadığınız zaman evet deyip imzalamış oluyorsunuz ve haklarınızdan feragat etmiş oluyorsunuz. Ben tavır yapana gidip sormam neden böyle davranıyorsunuz diye. Neden sorayım ki, eğer bir sorunu varsa ve tabi bu sorununu cesaretini de toplayıp sorabilecek şekilde gelirse gelsin, dikilsin karşıma ve söylesin sorununu. Tabi benim de ona karşı bir cevabım olacaktır. Bundan korkuyorsa zaten cevabımı ve yaptığının yanlışını da biliyordur. Zaten hep derim kız arkadaşlarımdan çok erkek arkadaşlarım vardır diye. Erkeklerle olmaz böyle sorunlarınız ama biz kızlar arasında zamanla kıskançlık başlıyor. Sonra saçma sapan bir sürü sırları paylaşmalar ve sonunda da o kişiyi kendine bağlama çabaları. Ya benim sırrımı başkasına anlatırsa korkusu..uff ne saçma bir düşünce bu. “Kişi kendinden bilir işi” sözü buna en uygun olanı sanırsam. İnsanların arkadaşlık anlayışları o kadar farklı ki.

Peki ya siz kız arkadaşlarınızla konuştuğunuz konuları sevgilinize anlatır mısınız? Bunu erkeklere sormuyorum çünkü onlar böyle bir şey yapmıyorlar ;) bayılıyorum sizin bu davranışınıza.

Bu tarz bir davranış en sevmediğim şeydir. Sevgilim bana gelse ve X le neler yaptınız, ne konuştunuz dese üstü kapalı bir şeyler anlatır ama asla arkadaşımın özelini anlatmam. Sonuçta o benim arkadaşım ve bana güvenmiş, benimle konuşmuş, bir şeylerini paylaşmış. Onu muhabbet konusu yapmak kadar salak saçma bir şey olamaz. Konu kıtlığımı çekiyorsun kızım yaa.. ondan sonra ben seninle bir şey konuşur muyum ya da söyler miyim. Bunun cevabını oturup düşünmeli insan.

Düşünüyorum ve yeniden düşünüyorum ama yaşadıklarımdan sonra gene farklı yüzleri fakat aynı olayları yaşamaya maruz kaldığım için işin içinden çıkamıyorum.

Kesin üzerimde bu tarz olayları çeken bir mıknatıs var #)


19 Şubat 2011

Yeni Dönem

14 Şubat saat 13.15 ile yeni dönemim başlamış oldu.


Herkesin de bildiği gibi ilk hafta tam anlamıyla bir alışma ve yorulma haftasıydı. Bu dönem geçen dönemden farklı olarak 5 yeni dersim daha var. Peki, bunlar neler? Statik, istatistik ki ben bunların isimlerini durmadan karıştırıyorum =) diğer üçü ise malzeme, ekonomi ve kimyasal lifler. Alan dersim bu sene var mı peki? Evet var, bir tek kimyasal lifler. Diğer bütün dersler bildiğin mühendislik dersleri işte. Bu kadar çok dersin ortasında bide iğrenç bir ders programım var ki kendimi alıştırmaya çalışsam da alışamıyorum. Aralarda bişeyler yapmalıyım ama ne???
Bide tabi bu sene ortalamamı yükseltmek için daha çok çalışmalıyım. İlk dönem biraz lise bilgilerim biraz da merakımla dersleri halletmiştim ama bu sene bilmediğim bir sürü dersin ortasındayım, bakalım sonumuz ne olacak? =))

Dönem başlarken en çok merak ettiğim ders ekonomiydi. Neden bilmiyorum ama ekonomiyi severim ben sanırsam ondan =)) Bütün gün Cnbc-e ekonomi ya da Bloomberg’in karşına oturup hisselerin iniş çıkışını izlerim. Bence bu ders bana kolay gelecek. Tabi bu kadar kesin konuşmak de istemiyorum.

Bu kadar uzun bir ekonomi girişimin üstüne cuma başımdan geçen olayı anlatayım size. Ders programım biraz saçma demiştim ya işte o saçmalık yüzünden bütün hafta merak ettiğim ekonomi dersini kaçırıyordum. Bir gece önce insan saat 3 de yatarsa tabi sabah kalkamaz =)) kalkamamanın yanında saatin alarmını da kapatınca sabah arkadaşın mesajıyla uyandım ve saat 10.06 ydı. Peki, benim ders saat kaçta, 10.30 =S    Hemen annemi aradım, amaç derse gidemeyeceğimi söylemekti ama meğerse annem o sırada evin arkasındaymış. Hemen 5 dk da giyinip annemin yanına gittim. İnanır mısınız annemi görünce cenneti görmüş gibi oldum =)) Derse 2 dk kala kapıdan girdim ama nasıl gittik ve nasıl vardık oraları hatırlamıyorum. Arkadaşlar “Uykudan kalmış gibisin” dediler, ee yalan da değildi zaten =)) Millet dersin uzun olmasından sıkılırken ben ayılma aşamasındaydım. Sonra eve gelince _evet, bütün bu heyecan 90dk ders içindi. Sonrasında başka ders yoktu_  sanki hiç uyanmamışım gibi hissettim, o anlar hiç yaşanmamış gibi geldi bana =)) Ayılmak için spor yaptım anca günü yaşayabilir duruma geldim =))

İşte yeni dönem böyle başladı.
Bundan sonra daha yorucu bir tempo beni bekliyor olacak bundan eminim işte.

Herkesin yeni dönemi hayırlı olsuunn =)))

15 Şubat 2010

Neler Neler

Yarı dönem tatilim boyunca evde o kadar çok zaman geçirdim ki sonunda yeni uğraşlar buldum =))

Mesela bunlardan birisi yemek yapmak oldu. Paso kendimi bu işe adadım diyebilirim. Gündüzleri Kore dizileri izleyip (Bu da ayrı bir bağımlılık) öğlen gibi yemek yapmak ya da kek kurabiye sonra gene Kore dizisi ve akşama doğru örgü örme derken koptum gittim resmen tatilde ya #)

Bugün zaten dersler yeniden başladı. Herkese geçmiş olsun!

İlk günden resmen öldüm. Niye bu kadar çok yorulduğumu bilmiyorum. Gelir gelmez hemen cuma gününe sınav koymuşlar. Şoklar içerisine girdim. Bi bismillah diyemedik resmen ama ikinci dönem birinci dönemden daha çok çalışmalıyım onu anladım yoksa sınırda kalıp Final sınavına girmek zorunda kalıcam =) Bunu da hiç istemiyorum. Sıkar beni resmen böyle durumlar. Amaann neyse ne.

İçimden geldi size bi bisküvi, bi de kek tarifi veresim geldi. Bu kadar denemelerden sonra kendi adımla sunuyorum.
Zehirli Sarmaşık'ın özel 2 tarifi;

Bisküvi Tarifi,
1 bardak toz şeker
125gr(bir paketin uçtan uca yarısı) ya da bir paket sana hamurişi
4,5 - 5 bardak un
4 paket vanilin
1 yumurta

Malzemeleri toplu halde karıştırıyoruz.merdaneyle açıyoruz. Ardından şekil verip tepsiye dizin. Mümkünse çok ince açmaya çalışın. O zaman çok güzel oluyo ve kıtır kıtır yeniyo. Çayın yanında tavsiye ederim. Bu malzemelerden 2 tepsi çıkabiliyor ;)
Son olarak da önceden ısıttığınız fırına atın. Benim fırınım kuvvetli olduğu için 150derecede 20-25dk pişirmeniz yeterliydi. Beyaz kalması gerekiyo yani koyulaşmadan alın ;)


Kek Tarifi,
3 yumurta
1 su bardağı süt
1 su bardağı çiçek yağı
1,5 su bardağı şeker
3,5 su bardağı un
1 paket kabartma tozu

Önce un, şeker, çiçek yağı, yumurta ve sütü bu sırayla karıştırın. En son kabartma tozunu ekleyin. İsteğe göre içine kakao, portakal kabuğu ya da limon kabuğu rendesi koyabilirsiniz. Benim tavsiyem limon kabuğu rendesi koyarsanız o limonun suyunu da sıkıp ekleyin. Güzel oluyor ;) Ardından keki kalıbına boşaltın ve fırına atın. Süslemesi size kalmış. Üzüm, ceviz, fındık falan süslemede kullanılabilir. Fırın önceden ısıtılmış olmasın çünkü o zaman kabarmaz. Bu benden size tüyo ;) 180derecede 25-30 dk pişirmeniz yeterli olacaktır.

AFİYET OLSUUNNN =)))